?>
?>
Çene eklemi bozuklukları yaşam kalitesini düşürüyor
Temporomandibular eklem (TME) yani çene eklemi, kafatası kemiklerinden temporal kemik ile alt çene kemiği yani mandibulanın birleşmesi ile oluşan eklemdir.
Kafatasına yakın olması ve birçok yapı ile ilişkili olması nedeni ile hem çok önemli hem de karmaşık bir eklem olarak nitelendirilmektedir. Bu eklem, sinir ve kas bağlantıları aracılığıyla vücudun farklı bölgeleriyle doğrudan etkileşim halindedir. Çene hareketlerini sağlayan ve konuşma, yutkunma gibi günlük aktivitelerde hayati öneme sahip bir yapıdır. Ancak, bu eklemin bozuklukları bireylerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir.
Komşulukları, ortak sinir ve kas bağlantıları nedeni ile dişler, kulak, boyun bölgesinin üst kısmı ve kafatası ile ilgili rahatsızlıklardan etkilendiği gibi, bu eklemle ilgili rahatsızlıklar da bu komşu yapıları ilgilendirir.
Pek çok nedenle ortaya çıkabilir
Dişlerle ilgili yapısal problemler, çiğneme kaslarındaki tetik nokta denilen ağrılı kas gerginlikleri, eklemin aşırı zorlanması ve kullanılması yani mikro travmalar, boğaz ve kulak enfeksiyonları ve çeşitli romatizmal hastalıklar da temporomandibular eklemde fonksiyon bozukluklarına neden olabilmektedir.
Bu belirtilere dikkat!
Temporomandibular eklem rahatsızlıklarında sadece eklemle ilgili ağrı, şişlik, çene eklemini açmada zorluk, çiğnemede zorluk gibi lokal şikayetler ortaya çıkmamakta, aksine çok geniş yelpazede bir çok klinik bulgularla kendini gösterebilmektedir. Bunun dışında şu belirtilere de dikkat edilmelidir:
Çene ve kalça eklemi arasındaki bağlantı hastaları şaşırtıyor
Bu belirtiler arasında kalça ağrısı oldukça dikkat çekicidir. Pek çok insan “Çene eklemi problemlerinde kalça ağrısı mı olur?” diye düşünebilmektedir. Ancak bu ilişki doğrudur ve çene eklemi rahatsızlıklarında postür yani duruş bozukluğu ile kalça ağrısı görülebilmektedir.
Çene eklemi yani temporomandibular eklem ile doktora başvuran hastalarda en çok sorulan sorulardan biri de özellikle aynı taraftaki sakroiliak eklemde de bir ağrı ya da sabah tutukluğunun olup olmadığıdır. Nedenine gelince, hem kas zinciri, hem fasya ve sinir bağlantıları nedeni ile çene eklemi ve kuyruk sokumuna komşu bir eklem olan sakroiliak eklem birbirleri ile direkt bağlantılıdır. Tedavi edilmediği takdirde ikisi de birbirini karşılıklı etkileyebilmektedir. Ve ikisi de tedavi edilmediği zaman sırt bölgesindeki omurgalarda hem ağrı hem de skolyoz gibi şekil bozukluklarına ve dolayısı ile postüral problemlere neden olabilmektedir.
Kişiye özel tedavi ve bütüncül yaklaşım önemli!
Bu rahatsızlığı olanlar genellikle ya diş hekimlerine ya da eğer bulabilirlerse bir çene cerrahına başvurmaktadırlar. Evet doğrusu da bu olmalıdır ancak yetersiz gelecektir. Diş hekimlerinin yanı sıra fizik tedavi uzmanları ve hatta psikiyatristler bu tabloyu birlikte değerlendirmelidir. Bu durumda fizik tedavi ve rehabilitasyon hekiminin mutlak yönetimi şarttır. Onun yönlendirmeleri ile diğer branş hekimleri de devreye girecektir.
Bu eklem kompleks bir eklemdir ve bir çok komşu yapı ile ilişkili olduğu için tedavisi de bir o kadar kompleks olabilmektedir. Özellikle fizik tedavi uygulamaları, çene eklemi ve çiğneme kaslarına yönelik çeşitli egzersizler, dişlerle ilgili okluzal bozuklukların düzeltilmesi, kişinin stresle mücadeleyi öğrenmesi, anksiyete ve depresyonla mücadele başlıca tedavi yöntemlerindendir. Yani tedavisi mültidisipliner olmalıdır.
Son yıllarda nöralterapi ve manuel terapi yöntemleri ise diğer tedavilerle birlikte yapıldığında son derece başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Nöralterapide kullanılan ilaçlar (düşük doz lidokain veya prokain) gerek kas rahatsızlıklarını, eklem içindeki enflamasyonu ve tüm sistemi etkileyen otonom sinir sistemini ve gerekse de uzak veya yakın bir bozucu alanları tedavi edebildiği için hem güvenli hem de çok etkili olabilmektedir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çene Eklemi Rahatsızlığı Kalça Ağrısına Yol Açabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Akciğer dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan akciğer kanseri, dünya genelinde gerek görülme sıklığı gerekse kansere bağlı ölümlerde başı çekiyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar “Tüm dünyada bir yılda yaklaşık 2 milyon 200 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konulurken, bunun 41 binini ülkemizdeki hastalar oluşturuyor. Dünyada bir yılda yaklaşık 1 milyon 800 bin ve ülkemizde yaklaşık 30 binden fazla kişi akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor” diyor. Kansere bağlı ölümlerin erkeklerde yüzde 28’ini, kadınlarda da yüzde 26’sını akciğer kanserinin tek başına oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Yazar şöyle konuşuyor: “Akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüksek olmasının nedenlerinden birisi; sinsice ilerlediğinden geç belirti vermesidir. Bu nedenle bazı şikayetlerde mutlaka doktora görünmek, uygulanan tedaviye rağmen iyileşme olmazsa akciğer kanseri yönünden de araştırma yapmak gerekir. Özellikle geçmeyen, üç haftayı aşan öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleri mutlaka akciğer kanseri yönünden de araştırılmalıdır.” Akciğer kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığını ancak toplumsal farkındalığın yetersiz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yazar “Bu nedenle teşhis anında kanser genellikle ileri evreye ulaşmış oluyor ve vakaların yüzde 70’i tanı anında evre 3 ve evre 4 olarak karşımıza çıkıyor. Oysa akciğer kanseri düşük doz bilgisayarlı tomografi taraması ile erken teşhis edilebilmekte ve kişiye özel tedavi yöntemleri ile daha az yan etkisi olan, daha başarılı tedaviler uygulanabilmektedir” diyor.
Risk faktörlerine dikkat!
Sigaranın, akciğer kanserinin nedenleri arasında yüzde 90 ile tek başına sorumlu olduğunu, günlük içilen sigara miktarı arttıkça ve sigara içme süresi uzadıkça akciğer kanseri gelişme riskinin içmeyenlere göre en az 20 kat arttığını vurgulayan Prof. Dr. Aziz Yazar “Sigaranın akciğer kanseri ile ilişkisi 1950’den sonra anlaşılmaya başlanmıştır. Sigarayı bırakarak akciğer kanseri yüzde 90 oranında önlenebilir. Kendisi sigara içmese de sigara dumanına maruz kalanlarda yani pasif içicilerde de akciğer kanseri riski artmaktadır” diyor. Genetik yatkınlık hariç, akciğer kanserini artıran risk faktörlerinin hemen hepsinin önlenebileceğini, hastalıkların oluşumunu önlemeninin de en etkili ve ucuz tedavi yolu olduğunu belirten Prof. Dr. Yazar, öne çıkan diğer risk unsurlarını şöyle açıklıyor: “Egzoz gazları, kömür dumanı, asbest, arsenik, nikel, silika ve berilyum gibi maddelere maruziyet ile daha önceden tüberküloz geçirmiş olmak akciğer kanseri riskini artırmaktadır. Daha önce akciğerin başka nedenle radyasyona maruz kalması akciğer kanseri geliştirme riskini 13 kata kadar artırmaktadır. Birinci derecede akciğer kanseri yakını olanlarda da risk, olmayanlara göre iki kat daha yüksektir.”
Kişiye özel tedavi başarıyı artırdı!
Akciğer kanserinin tedavisinde 15 yıl öncesine kadar sadece cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi uygulanırken, son yıllarda kişiye özel tedavilerin geliştirilerek uygulamaya konulduğunu belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yazar “Kanserli dokudan ve/veya kandan alınan numuneler test edilerek kişinin hastalığının gen haritası (Yeni Nesil Dizileme) çıkarılmaktadır. Bu yolla akciğer kanserinin hassas olduğu bir hedefli ilaç veya immünoterapi olup olmadığı saptanabilmektedir. Tedavide kullanılan hedefli ilaçlar ve immünoterapinin yan etkisi kemoterapiye göre oldukça düşüktür. Yeni Nesil Dizilemeye göre verilen hedefli tedavi veya immünoterapinin başarıları da oldukça yüksektir ve bu yolla akciğer kanserli hastaların gerek yaşam şansı gerekse yaşam kalitesi kemoterapiye göre oldukça artırılabilmektedir” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Geçmeyen Öksürük ve Göğüs Ağrısına Dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Akciğer dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan akciğer kanseri, dünya genelinde gerek görülme sıklığı gerekse kansere bağlı ölümlerde başı çekiyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar “Tüm dünyada bir yılda yaklaşık 2 milyon 200 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konulurken, bunun 41 binini ülkemizdeki hastalar oluşturuyor. Dünyada bir yılda yaklaşık 1 milyon 800 bin ve ülkemizde yaklaşık 30 binden fazla kişi akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor” diyor. Kansere bağlı ölümlerin erkeklerde yüzde 28’ini, kadınlarda da yüzde 26’sını akciğer kanserinin tek başına oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Yazar şöyle konuşuyor: “Akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüksek olmasının nedenlerinden birisi; sinsice ilerlediğinden geç belirti vermesidir. Bu nedenle bazı şikayetlerde mutlaka doktora görünmek, uygulanan tedaviye rağmen iyileşme olmazsa akciğer kanseri yönünden de araştırma yapmak gerekir. Özellikle geçmeyen, üç haftayı aşan öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleri mutlaka akciğer kanseri yönünden de araştırılmalıdır.” Akciğer kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığını ancak toplumsal farkındalığın yetersiz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yazar “Bu nedenle teşhis anında kanser genellikle ileri evreye ulaşmış oluyor ve vakaların yüzde 70’i tanı anında evre 3 ve evre 4 olarak karşımıza çıkıyor. Oysa akciğer kanseri düşük doz bilgisayarlı tomografi taraması ile erken teşhis edilebilmekte ve kişiye özel tedavi yöntemleri ile daha az yan etkisi olan, daha başarılı tedaviler uygulanabilmektedir” diyor.
Risk faktörlerine dikkat!
Sigaranın, akciğer kanserinin nedenleri arasında yüzde 90 ile tek başına sorumlu olduğunu, günlük içilen sigara miktarı arttıkça ve sigara içme süresi uzadıkça akciğer kanseri gelişme riskinin içmeyenlere göre en az 20 kat arttığını vurgulayan Prof. Dr. Aziz Yazar “Sigaranın akciğer kanseri ile ilişkisi 1950’den sonra anlaşılmaya başlanmıştır. Sigarayı bırakarak akciğer kanseri yüzde 90 oranında önlenebilir. Kendisi sigara içmese de sigara dumanına maruz kalanlarda yani pasif içicilerde de akciğer kanseri riski artmaktadır” diyor. Genetik yatkınlık hariç, akciğer kanserini artıran risk faktörlerinin hemen hepsinin önlenebileceğini, hastalıkların oluşumunu önlemeninin de en etkili ve ucuz tedavi yolu olduğunu belirten Prof. Dr. Yazar, öne çıkan diğer risk unsurlarını şöyle açıklıyor: “Egzoz gazları, kömür dumanı, asbest, arsenik, nikel, silika ve berilyum gibi maddelere maruziyet ile daha önceden tüberküloz geçirmiş olmak akciğer kanseri riskini artırmaktadır. Daha önce akciğerin başka nedenle radyasyona maruz kalması akciğer kanseri geliştirme riskini 13 kata kadar artırmaktadır. Birinci derecede akciğer kanseri yakını olanlarda da risk, olmayanlara göre iki kat daha yüksektir.”
Kişiye özel tedavi başarıyı artırdı!
Akciğer kanserinin tedavisinde 15 yıl öncesine kadar sadece cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi uygulanırken, son yıllarda kişiye özel tedavilerin geliştirilerek uygulamaya konulduğunu belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yazar “Kanserli dokudan ve/veya kandan alınan numuneler test edilerek kişinin hastalığının gen haritası (Yeni Nesil Dizileme) çıkarılmaktadır. Bu yolla akciğer kanserinin hassas olduğu bir hedefli ilaç veya immünoterapi olup olmadığı saptanabilmektedir. Tedavide kullanılan hedefli ilaçlar ve immünoterapinin yan etkisi kemoterapiye göre oldukça düşüktür. Yeni Nesil Dizilemeye göre verilen hedefli tedavi veya immünoterapinin başarıları da oldukça yüksektir ve bu yolla akciğer kanserli hastaların gerek yaşam şansı gerekse yaşam kalitesi kemoterapiye göre oldukça artırılabilmektedir” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Geçmeyen Öksürük ve Göğüs Ağrısına Dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Başlıca nedeni enfeksiyonlar!
Havanın soğuması boğazda kuruma ve tahriş hissini arttırdığı gibi, bağışıklık sistemi üzerinde de zayıflatıcı etki oluşturarak enfeksiyonlara yatkınlığı da arttırıyor. Mevsimsel olarak daha sık görülen viral enfeksiyonlar ve beraberinde ya da sonrasında gelişen bakteriyel enfeksiyonlar boğaz ağrısının başlıca sebepleri arasında yer alıyor. Sonbaharda artan ve değişen bitki örtüsü, polenler, küfler yine boğaz ağrısına yol açabiliyor. Reflü yakınmaları olan hastalarda boğaz ağrısı daha sık görülüyor. Sık rastlanmamakla beraber kanser gibi ciddi hastalıklar da boğaz ağrısı yapabiliyor.
Bağışıklık sistemini zayıflatıyor!
Sık rastlanan ve genellikle geçici ve hafif bir problem olmasına rağmen yutkunma güçlüğüne neden olabilen boğaz ağrısı verdiği rahatsızlık dışında sıvı ve katı gıda alımını zorlaştırarak bağışıklık sisteminin zayıflamasına, vücut direncinin düşmesine, yorgunluk ve halsizliğe yol açabiliyor. Ağrının gece de devam etmesi uyku problemlerine ve ertesi gün performansın düşmesine neden olabiliyor. Yeterli süre uyuyamamak ise hem iyileşme sürecini uzatıyor, hem de genel sağlık durumunu bozuyor.
Tedavi altta yatan etkene göre uygulanıyor
Basit bir tahrişten kaynaklanıyorsa kendiliğinden geçebilen boğaz ağrısında genellikle tedaviye ihtiyaç duyuluyor. Öncelikle yapılan ayrıntılı kulak, burun ve boğaz muayenesi sonrasında boğaz ağrısına neden olan sebeplerin, hastalığın seyrinin, hastanın durumunun tespit edilmesi gerekiyor. Alerjiye bağlı tablolar farklı bir tedavi gerektirirken bakteriyel enfeksiyonlar genellikle antibiyotik tedavisiyle geçiyor; viral enfeksiyonlarda ise antibiyotik kullanımı fayda sağlamıyor, dolayısıyla sadece semptomlara yönelik ilaçlara başvuruluyor.
Bulunduğunuz ortamı sık sık havalandırın
Pek çok farklı neden boğaz ağrısına yol açsa da bu ağrıdan korunmak için alınabilecek önlemler mevcut. Öncelikle dengeli beslenerek, düzenli egzersiz yaparak, yeterli süre uyuyarak ve stresten uzak durarak bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz büyük önem taşıyor. Bol su tüketimi, hekim kontrolünde alınan C vitamini, çinko ile D vitamini de yarar sağlıyor. Ellerimizi sık yıkayarak kişisel hijyenimize dikkat etmenin faydasına da işaret eden Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayça Özbal Koç, alabileceğimiz diğer önlemleri şöyle özetliyor: “Kapalı ortamlardan, sigara dumanından ve hasta kişilerden uzak durmak, sık havalandırarak bulunduğunuz ortamın havasını taze tutmak önemlidir. Burun ve boğaz mukozasının kurumaması için de odayı nemlendirmek gerekmektedir. Ayrıca boğazı tahriş eden sigara, tütün ürünleri ile çok sıcak ve çok soğuk yiyeceklerden kaçınmak enfeksiyon ve boğaz ağrısı riskini azaltacaktır. Alerjisi olan kişilerin de hekimin önerdiği şekilde alerji tedavilerini sürdürmeleri gerekmektedir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İnatçı boğaz ağrısına dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>