?>
?>
Kainatın yaratıcısı evreni ne için yarattı?
Kainatın yaratıcısının, her şeyden önce isim ve sıfatlarının tecellilerini görmek ve bir de şuurlu varlıklara göstermek için evreni yarattığını dile getiren Prof. Dr. Niyazi Beki, “Her cemal ve kemal sahibi kendi kemal ve cemalini görmek ve göstermek istemesi varlık aleminde herkes tarafından kabul edilen bir düsturdur. Kabiliyetli bir ressam bir resmi yaparken bu kabiliyetini görmek ve göstermek ister. Bir şair bir şiir yazarken şiir yazma maharetini görmek ve göstermek ister.” dedi.
Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister
Prof. Dr. Niyazi Beki, konuyu Bediüzzaman hazretlerinin ifadesini kısaltarak özet halinde şöyle dile getirdi:
“‘Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca; bu kâinatın şanı yüce sultanı dahi istedi ki, bir fuar açsın, içinde maharetini gösteren sergiler dizsin ki, saltanatının haşmetini, servetinin şaşaasını, kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin/ilim, kudret ve hikmetinin eşsiz tecellilerini teşhir edip göstersin. Ve böylece cemal ve kemal-i manevîsini iki vecihle müşahede etsin: Bir yönü; bizzat sanatın inci gibi en ince inceliklerine aşina olan kendi bakış açısıyla temaşa etsin. Diğer yönü de; başka şuurlu varlıkların nazarıyla baksın. İşte bu bakış açısını harekete geçirmek için başta insan olmak üzere Melek, cin gibi şuurlu varlıkların akıl ve şuurlarına hitap etmeyi ve bir elçi vasıtasıyla kâinattaki sanatın güzelliğini ve yaratıcının manevi cemal ve kemalini ders vermeyi uygun görmüştür. Zira güzel ve anlamlı bir kitap muhatapları tarafından tam anlaşılmıyorsa ve onu açıklayan bir muallimi de yoksa, o kitabın değer ifade eden bir kıymet-i harbiyesi olmaz.”
Evren dahi yaratıcısını tanıtmak üzere yazılmış ontolojik bir kitap
Evrenin dahi yaratıcısını tanıtmak üzere yazılmış ontolojik bir kitap olduğunu da ifade eden Prof. Dr. Niyazi Beki, “Fakat yazılış gayesine uygun manalarını keşfedip ortaya koymak bir muallim olmadan olmaz, olamaz. İşte Hz. Muhammed’in (s.a.v) doğumu bu tanıtım işini icra etmesi bakımından eşsiz bir öneme sahiptir. Rabiü’l-evvel ayının günlerine tevafuk eden bu doğum gününün bu tevafuku ile, bir baharın habercisi, gül ve çiçeklerin açılmasının müjdecisi ve Nisan yağmuru gibi umumi bir rahmet olduğuna işaret edilmiştir.” ifadesinde bulundu.
Hz. Peygamberin dünyaya teşrifleri ne anlatıyor?
Hz. Peygamberin (s.a.v) dünyaya teşriflerinin her yönden kâinatın yaratıcısını tanıtması, emir ve yasakları çerçevesinde dünya ve ahiret hayatının mutluluğunu kazandırması hem prensipleriyle hem pratik hayatıyla insanlara insanlık ahlakını, insanlık değerlerini öğretmesi, diri diri kızlarını toprağa gömen bir toplumu haksız yere karıncayı öldürmekten imtina eden bir konuma getirmesinin eşsiz bir olay olduğunu anlatan Prof. Dr. Niyazi Beki, şöyle devam etti:
“Bütün dünyaca malûmdur ki, az bir kavmin âdetlerinden hakir, ehemmiyetsiz bir âdeti kaldırmak veya zelil, miskin bir taifenin cüz’î, zayıf huylarını ortadan kaldırmak, büyük bir hükümdarın kolayca yapamayacağı, uzun bir zamanda bile çok zahmetlere bağlıdır. Acaba hâkim olmamakla beraber, maddi kuvvete sahip olmadığı halde, az bir zamanda, eski kültür ve adetlerine nihayet derecede bağlı, inatçı ve fertleri pek çok olan bir toplumda kötü ahlaklarını terk ettiren; hem yerlerine gayet yüksek âdetleri, güzel ahlâkları tesis eden bir zât, hârikulâde olmaz mı? Özellikle insanın fıtratında ve vicdanında var olan istinat (Allah’a iman) ve istimdat (ahirete iman) noktalarını tatmin edecek bir fikri kalplerinde tesis etmek, müjdelerin ötesinde canlı bir hayat modelidir. Aciz olan insana her türlü yardımını esirgemeyen bir Allah’a iman; keza fakir olan bir insana lojistik destek sağlayan ahirete iman etmekten daha büyük bir müjde, daha büyük bir kazanç daha büyük bir servet olabilir mi?”
İman esaslarının ilmini öğrenmek, sonra öğrendiğimizle amel etmek…
Prof. Dr. Niyazi Beki, “Allah’ın bütün sıfatlarıyla kuddûs/kusurlardan münezzeh olduğuna, sonsuz rahmet sahibi Rahman ve Rahim olduğuna inanmak; keza her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, her ölüm uykusundan sonra da bir mahşer baharı ve kıyamet kışından sonra da bir haşir/yeniden dirilme baharı olduğuna iman etmek en büyük bir kazançtır. Önce, ilmi çalışmalar, programlar, seminer ve konferanslar gibi programları düzenlemek ve katılmak suretiyle bu tahkiki iman esaslarının ilmini öğrenmek, sonra öğrendiğimizle amel etmek, hayatımıza uygulamakla hem dünya hem ahiretimizi tamir etmiş olacağız.” diye konuştu.
Bu asırda özellikle ihtilaf, yoksulluk ve cehalet oldukça arttı!
Bu asırda özellikle ihtilaf, yoksulluk ve cehaletin oldukça arttığını, ihtilafların çoğunun akıl ve mantığın önünü kesen hissiyat olduğu için bunu yeniden aklın rotasına oturtmanın oldukça zor iş olduğunu kaydeden Prof. Dr. Niyazi Beki, “Yoksulluk, yanlış kanaat, tembellik ve yanlış tevekkül anlayışına bağlı olarak daha da ziyadeleşmiş olduğundan, sanayi ve teknoloji konularında çok ciddi gayretlere, himmetlere muhtaçtır, bu asırda bu ihtiyaç daha fazlalaşmış olduğundan yüksek feragat, cesaret, maharet ve marifete çok şiddetli ihtiyaç doğmuştur.” şeklinde konuştu.
Cehalet hastalığını bertaraf etmek için kitap ve sünnete bağlı gelişen rehberliğe ihtiyaç var
Cehalet hastalığının bu çağda bizzat materyalist fen ve felsefeden geldiği için dalaleti, yanlışı, şaşkınlığı bertaraf etmek için kitap ve sünnete bağlı gelişen rehberliğe büyük ihtiyaç doğduğunu ifade eden Prof. Dr. Niyazi Beki, “İlim kisvesine bürünmüş bir cehaletin ortadan kaldırılması takdir edersiniz ki çok zordur. Dört mezhep imamları ve ehl-i sünnet alimleri gibi ilmi ve aklı olmayanların, Abdulkadir Geylani ve imam Rabbani gibi takva sahibi olmayanların, İmam Gazali ve Bediüzzaman Said Nursi gibi akıl ve kalp ile birlikte seyr-u süluk etmeyi prensip edinmeyen, İbn Arabi ve Mevlana gibi maddi- manevi ilimleri mezç etmeyen kimselerin rehberliği bu asırda pek müessir olmayabilir. Bu da hastalıkların teşhisi, tedavisi için gereken faydayı sağlamaktan uzak olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Prof. Dr. Niyazi Beki: “Bu asırda yüksek feragat, cesaret, maharet ve marifete çok şiddetli ihtiyaç doğmuştur.” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>| ‘Değişimin Eşiğindeki Kadınlar için Cesaret ve Yeniden Başlama’
ICF Türkiye “Yanınızdayız Atölyeleri” 8 Mart Kadınlar Günü Özel Programı gerçekleştirildi! Kadınlar, hayatın her alanında var olan ve dönüşen bireylerdir. Akredite Master Koç (MCC) ünvanlı Profesyonel Koç Burcu Çakın, ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) Türkiye’nin Kadınlar Günü webinarında, kadınların iş ve özel yaşamlarında karşılaştıkları zorluklara dikkat çekti. Duyguların bir zayıflık değil, güç kaynağı olduğunu vurgulayan Çakın, kadınların kendilerini baltalayan kalıplarla nasıl yüzleşebileceğini anlattı. İş hayatında kadınların cesur isteklerde bulunmaktan kaçınmaları, görünür olmaktan çekinmeleri ve çatışmadan uzak durmak istemeleri gibi tuzaklara dikkat çeken Çakın, kadınların kendi potansiyellerini tam anlamıyla gerçekleştirebilmeleri için önce kendilerini tanımaları ve içsel dönüşümlerini sağlamaları gerektiğinin altını çizdi. Kadın, hayatımızın her alanında var olan ve mutlaka ilişkide bulunduğumuz bir varlık. Koçlar, kadınların yaşam yolculuğundaki değişim ve dönüşüm alanlarında onlara rehberlik ederler. Bu bağlamda, kadın çemberleri oluşturarak kadınlara destek veren ve ICF’in Kadınlar Günü webinarında konuşma yapan MCC ünvanlı CoachZone Kurucusu ve Profesyonel Koç Burcu Çakın, kadınlarla çalışan koçlar için yeni bir bakış açısı sundu. Çakın, katılımcıların hem kadının dönüşümü üzerine düşünmeleri hem de kendi içsel keşif yolculuklarında derinleşmelerini sağlayacak bir deneyim yaşattı. “Duygular zayıflık değil güçtür” 5 Mart 2025 Çarşamba günü gerçekleşen webinarda Burcu Çakın, duyguların kişiye hakim olmasının bir zayıflık, ancak kişinin duygularına hakim olmasının bir güç olduğunu vurguladı. “Koçlar olarak dengeye gelebilmek için önce kendimizi sarsıyoruz.” diyen Çakın, ‘güçlü kadın’ tabirinin bir lütuf mu, yoksa bir lanet mi olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi. Yapay zekaya göre ‘güçlü kadın’ imajının tayyörlü, topuz yapmış kadınlar olduğuna değinen Çakın, “Kadının başına sıfat olarak ‘güçlü’ koyuyoruz ama erkek dediğimizde ‘güçlü’ tabiri pakette geliyor. Koçluk bir nevi danışana koza olmak demek. Danışanı her şeyiyle yargılamadan kabul edebilmek önemli bir nokta.” açıklamasını yaptı. “Kadınlar kendilerini baltalıyor” Çalışan kadınların işyerinde karşılaştıkları zorluklara dikkat çeken Çakın, “İçimizdeki kalıplar bizi izin verilen duygulara yöneltiyor. Aslında öfkeleniyoruz ama bize izin verilen duygu üzüntü olduğu için bu öfkenin dışavurumu da üzüntü oluyor.” dedi. “Kadınlar olarak kendimizi baltalıyoruz.” diyen Çakın, kadınların bazen başarılarını şansa veya dış etkenlere bağlayarak kendi yetkinliklerini sorgulayabildiğini söyledi. Imposter sendromunun (entelektüel veya mesleki sahtekarlık hissi) kadınları ‘yeterince iyi değilim’ diye kendilerini sorgulamaya ittiğine vurgu yapan Çakın şunları söyledi: “Başarılarımızın yüzde 80’ini dış faktörlere bağlıyor ancak başarısızlıklarımızın yüzde 80’ini üstleniyoruz. Bu da özgüvenimizi olumsuz etkileyebiliyor. Geri bildirim verirken sert olur diye net olmaktan kaçınıyoruz. ‘İstiyorum’ yerine ‘gerek’ ve ‘lazım’ diye konuşuyoruz ve bu ‘istiyorum’ demekle aynı etkiyi yaratmıyor. ‘İstiyorum’ dediğimizde ‘ben duruma hakimim’ demiş oluyoruz. Kadınlar iş hayatındaki potansiyellerini tam anlamıyla gerçekleştirmelerini engelleyen bazı tuzaklara da düşebiliyor. Bu tuzaklara ilişkin farkındalığın kazanılması kadınların kariyerlerinde daha başarılı olmalarına yardımcı olur. Barbara Annis’in ‘Gender Intelligence Group’ adlı kitabında da bahsettiği bu tuzaklar, kadınların kariyerlerinde ilerlemesini zorlaştırabilen düşünce kalıpları ve davranış biçimleriyle ilgili.” Kadın yöneticiler olarak düştüğümüz tuzaklar… Pek çok kadının sınır çizememenin verdiği yorgunlukla mücadele ettiğini kaydeden Çakın, “Arada kendimize de ‘Şu anda benim neye ihtiyacım var?’ diye sormalıyız. Bunu bencillik olarak görüyoruz. Oysa kendini kollamak, kendi özel alanını yaratmak önemli.” dedi. Çakın, Kadınların iş hayatında düştükleri tuzakları da şöyle sıraladı: “Cesur isteklerde bulunmak: Kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğinin sebeplerini tartışırken konuşulan bir konu da şu; kadın hakkını isteyemediği için mi erkeklerden daha düşük ücretle çalışıyor? Kadınlar, maaş artışı veya terfi gibi konularda doğrudan talepte bulunmaktan kaçınabilirler. Bunun yerine, takdir edilip ödüllendirilmeyi bekleyebilirler. Kendimize sert davranıyoruz: Kadınlar genellikle her şeyi kusursuz yapmaya çalışırken risk almaktan kaçınabilirler. Bu da fırsatları değerlendirmelerini engelleyebilir. Sadakat: ‘Yıllardır bu kurumdayım’ diyerek çalıştığımız kuruma sadık kalıyoruz. Oysa koşullarımızı belirlerken gelecekte nerede olmak istiyoruz? Buna bakarak karar vermemiz lazım. Bağ kuruyoruz ama ağ kurmuyoruz: Bizleri sınırlayan inançlarımız var. Ağ kurmaktan ve görünür olmaktan kaçınıyoruz. İş dünyasında stratejik ilişkiler geliştirme konusunda erkeklere göre daha çekingen olabiliyoruz. Oysa profesyonel ağlar, kariyer ilerlemesi için kritik öneme sahiptir. Çatışmadan kaçıyoruz: çatışmaya girmeden diyaloğa dönüştürmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kadınlar bazen gruba uyum sağlamak adına kendi fikirlerini ifade etmekten kaçınabilirler. Bu da liderlik pozisyonlarında etkili olmalarını zorlaştırabilir.”
|
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
‘Değişimin Eşiğindeki Kadınlar için Cesaret ve Yeniden Başlama’ yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
DENEYİMLERİNİ AKTARDILAR
Kurduğu moda akademisi ile geleceğin modacılarını yetiştiren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, “USTAM” projesi kapsamında sektörün önde gelen isimlerini moda sektörüne adım atacak genç yeteneklerle buluşturdu. Bu kapsamda İstihdam Akademileri ve Moda Akademisi eğitim alanında gerçekleştirilen söyleşiye, geleceğin modasına yön vermek isteyen gençler yoğun katılım sağladı. “USTAM ile Yön Verenler” kapsamında gerçekleşen söyleşide sektörün önde gelen isimleri Esra Elibüyük Sürmeli ve Özlem Erkan, kariyer hikâyelerinden ve deneyimlerinden bahsederek, gençlere mesleki hedeflerini belirlemede yol gösterdi. Söyleşide tecrübelerini aktaran Sürmeli, “İletişim dilinizi doğru ve etkili kullanın” diyerek gençlere cesaret aşıladı.
MODA SEKTÖRÜ KONUŞULDU
Büyükşehir’in düzenlediği etkinlikte Elibüyükler Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Esra Elibüyük Sürmeli ve Ünlü Moda Tasarımcısı & Creative Director Özlem Erkan konuşmacı olarak yer aldı. Katılımcılar, moda sektörüne dair tecrübelerin paylaşıldığı etkinlikte, “kariyer hedefi belirleme”, “mesleki alanda yön verme” ve “istihdam edilebilirliği artırma” gibi konularda önemli bilgiler edinme fırsatı buldu. Soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde ilerleyen etkinlik, katılımcıların sektöre dair bakış açılarını geliştirmelerine katkı sağladı.
“İLETİŞİM DİLİ ÇOK GÜÇLÜ OLMASI LAZIM”
Moda sektörünün öncü isimlerinden olan Sürmeli konuşmasında,”18 yıldır aile şirketinde çalışıyorum. Tedarikçi olarak görünüyoruz ama kadın hazır giyim anlamında moda tasarımını yakından takip ediyoruz. Tasarımcı olarak gençler şimdilerde çok şanslı. Çünkü patron egemenliğinden tasarım egemenliğine doğru ilerliyoruz. Bu da gençlerin işini biraz olsun rahatlatıyor” diye konuştu. “Sektörde iletişim dili çok güçlü olması lazım” diyerek gençlere cesaret veren Sürmeli, ”Asla çekinmeyin ve kendinizi doğru ifade edin. Ne aradığınızı, neler yapmak istediğinizi doğru cümleler ve tasarımlarla anlatın” dedi.
“KİMSE FIRSATLARI TEPSİDE ÖNÜNÜZE SUNMUYOR”
Konuşmasına moda tasarım alanına nasıl başladığını anlatarak başlayan Erkan ise, “Öğrencilik yıllarımdan sonra tasarımcı olarak staj yapmaya başladım. Uzun süre stajdan sonra ya kendi şirketimi kuracaktım ya da tasarım alanına yoğunlaşacaktım. Köklü bir firmada çalışmalar yaparken bir yanım hep kendi markamı ve çizgimi oluşturmak için can atıyordu. Bu kapsamda İzmir’de düzenlenen moda tasarım yarışmalarına katıldım ve çeşitli dereceler aldım. Fırsatları kendi çabamla gözümü karartarak yakaladım. Hiç kimse bana tepside fırsat sunmadı. İlk kendi defilemi kendim organize ettim. Kumaş almak için birçok kapıya gittiğimde birçok engeller ve zorluklarla karşılaştım ama asla pes etmedim. Sektöre tasarımcıların önemini anlattım ve kabul görmesini sağladım” ifadelerini kullandı.
ETKİNLİKLER DEVAM EDECEK
“USTAM ile Yön Verenler” kapsamında Moda Akademisi katılımcılarına profesyonel alanda gelişimlerini desteklemek amacıyla sektör temsilcileriyle buluşmalar, tasarımcılarla workshoplar, kumaş ve tekstil fuarı ziyaretleri, defile gezileri gibi çeşitli etkinlikler önümüzdeki günlerde de devam edecek.
MODA AKADEMİSİ İLE GELECEĞİN MODASINI TASARLA
Bu programlarla moda dünyasına adım atmak isteyen bireylerin sektörü yakından tanımaları, iş dünyasına dair bilgi edinmeleri ve kariyer hedeflerini şekillendirmeleri amaçlanıyor. Moda Akademisi, bu tür etkinliklerle sektör ile bireyler arasında bir köprü oluşturmayı sürdürüyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Modaya yön verenler gençlere cesaret aşıladı; “İletişim dilinizi doğru ve etkili kullanın” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>