?>
?>
Meme, prostat, akciğer ve böbrek kanserleri kemik metastazlarına neden oluyor
Kemik tümörleri iyi (benign) ve kötü (malign) huylu olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İyi huylu kemik tümörlerinin en sık görülenleri non ossifye fibrom, osteokondrom, enkondrom, basit kemik kisti olarak sıralayabiliriz. Kötü huylu kemik tümörlerinde ise primer olanlarda sık görülenler; osteosarkom, ewing sarkoma, kondrosarkom ve metastatik kemik tümörleridir. Primer kötü huylu kemik tümörlerinin görülme oranı milyonda 1-2 oranda görülürken metastatik kemik tümörlerinin görülme oranı çok daha yüksektir. Öyle ki istatistik bilgilere göre her yıl Türkiye’de 250 bin kişiye yeni kanser teşhisi konulmaktadır. Yeni kanserlerin ise yarısından çoğunun kemik metastazlarına neden olduğu belirlenmiştir. Kemik metastazı, kanser hücrelerinin ortaya çıktığı bölgelerden kemiğe yayılması ile oluşmaktadır. Meme ve prostat kanserlerinin %65-70’i, akciğer kanserinin %30-40’ı, böbrek kanserinin ise %20-25’i kemik metastazına neden olmaktadır.
Omurga ve uyluk kemikleri daha fazla risk altında
Kemik metastazı bazı durumlarda hastanın kansere yakalandığının ilk belirtisi olarak ortaya çıkabilirken, bazı durumlarda da kanser tedavisinden yıllar sonra görülebilmektedir. Kemik metastazı daha çok omurga, pelvis ve uyluk kemiklerinde görülmektedir.
İstirahat ve gece uykusundaki ağrılar kötü huylu kemik tümörünün belirtisi olabilir
Kötü huylu kemik tümörlerinin en önemli belirtisi ağrı ve şişliktir. Ağrılar genellikle hastanın istirahat zamanında, gece uykularında ya da kemiğe dokunulduğunda olabilmektedir. Bu ağrılar bazen çok şiddetli, bazen de orta şiddette hastanın yaşam konforunu olumsuz etkilemektedir. Bazı hastalar ağrı ve şişliğin dışına tümörün kemiği zayıflatmasına bağlı olarak çok hafif bir zorlamaya bağlı olarak kemik kırıkları da oluşabilmektedir.
Dayanılmaz kemik ağrıları, şişlik ya da kemik kırıkları şikayeti ile başvuran hastalara öncelikle BT ve MR ile kan tetkikleri yapılarak lezyonun kemiğin ne kadarını tuttuğu ve kemik dışına taşma yapıp yapmadığı değerlendirilir. Kötü huylu kemik tümörü ya da metastatik kemik tümörü düşünülüyorsa başka kemiklerde de olup olmadığını belirlemek, hangi organdan yayıldığı ya da başka organlara da yayılıp yayılmadığını belirlemek için kemik sintigrafisi ile Pet CT ve biyopsi yapılır. Bazı iyi huylu tümörler biyopsi gerektirmeden radyolojik tetkiklerle tanınabilmektedirler, Kemik tümörlerinin tedavisi iyi huylu ve kötü huylu olmasına göre farklılık göstermektedir. Bazı iyi huylu kemik tümörleri, ciddi bir problem oluşturmadıkları için sadece takip edilirken, bazıları ilerleyici oldukları için ameliyat edilirler.
Fonksiyon kayıpları ve kırıklar oluşmadan tedaviye başlanması gerekir
Kemik metastaz hastalarının teşhisi, düzenli takibi ve multudisipliner tedavi planlaması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle hastalarda fonksiyon kayıpları ve kırık gelişmeden metastazların tespit edilmesi ve tedavisinin sağlanması önemlidir. Kötü huylu kemik tümörlerinin tedavisinde cerrahi tedavinin dışında tipine göre kemoterapi ve radyoterapi gerekebilmektedir. Hastalar tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi ve ortopedik onkoloji konularında deneyimli ortopedi uzmanları tarafından değerlendirilmekte ve hangi tedavi yöntemi ya da yöntemlerinin kullanılacağına hastaya özel olarak karar verilmektedir. Nörolojik ve fonksiyonel kayıplara neden olan omurga (vertebra) metastazlarında, radyoterapiye rağmen ağrının geçmediği lezyonlarda, özellikle ekstremitelerde ileri kırık riski taşıyan ve kırık gelişmiş metastazlarda cerrahi tedavi tercih edilebilmektedir.
Ortopedi dünyasının ünlü isimleri bu toplantıda buluştu
Doç. Dr. Devrim Özer başkanlığında Memorial Şişli Hastanesi Konferans salonunda 21 Aralık Cumartesi günü yapılan bilimsel toplantı alanında deneyimli uzmanları buluşturdu. “A’dan Z’ye Kemik Tümörleri” başlığı ile düzenlenen toplantıya Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mahir Mahiroğulları, Op. Dr. Mahmud Aydın, Prof. Dr. Selami Çakmak, Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, Omurga Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Aydoğan, Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan Keskin, Prof. Dr. Mehmet Akif Öztürk, Radyasyon Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, Prof. Dr. Züleyha Akgün, Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Yakupoğlu ve Nükleer Tıp Bölümü’nden Uz. Dr. Remzi Karaman katıldı.
Multidisipliner yaklaşımlar kemik tümörünün tedavisinde büyük önem taşıyor
Doç. Dr. Devrim Özer, kötü huylu kemik tümörlerinde erken teşhis ve doğru tedavi planlamasının büyük önem taşıdığını belirterek “Türkiye’nin ortopedi ve travmatoloji, omurga cerrahi, onkoloji, radyasyon onkoloji, patoloji, girişimsel radyoloji ve nükleer tıp alanında deneyimli uzman arkadaşlarımızla bir araya gelerek kemik tümörlerinin tanı ve tedavisindeki multidisipliner yaklaşımların önemini A’dan Z’ye konuştuk. Bu toplantının kötü huylu kemik tümörlerinin tedavisinde büyük katkısı olacağını düşünüyoruz.” diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kanser Vakalarının Yarısından Çoğu Kemiğe Sıçrıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kaspersky, “Siber savunma ve yapay zeka: Kurumunuzu korumaya hazır mısınız?” (Cyber defense & AI: Are you ready to protect your organization?) başlıklı son çalışmasında KOBİ’ler ve kurumsal düzeydeki şirketler için çalışan BT Güvenliği ve Bilgi Güvenliği profesyonellerinin, yapay zeka kullanımını içeren siber saldırılara karşı kurumlarını korumada karşılaştıkları yeni zorluklarla ilgili görüşlerini aldı.
Siber suçluların yapay zekadan yararlanmaya başlaması, Türkiye’deki kurumların %82’si için ciddi bir endişe kaynağı haline gelmiş durumda. Bu zorluğun yarattığı baskı, şirketleri siber güvenlik stratejilerini yeniden değerlendirmeye ve hem proaktif hem de kapsamlı çözümler aramaya itiyor. Yapay zeka ile güçlendirilmiş tehditlerle etkili bir şekilde mücadele etmek için işletmeler düzenli eğitimle kurum içi uzmanlık oluşturmayı (%96), yüksek nitelikli personel istihdam etmeyi (%96) ve ilgili konularda dış kaynak yoluyla siber güvenlik uzmanlığı edinmeyi (%91) kurumlarını korumak için en önemli faktörler olarak görüyor. Ayrıca BT ekiplerinde yeterli sayıda personel bulundurmanın (%89) ve üçüncü parti güvenlik çözümlerini kullanmanın (%87) önemini de kabul ediyorlar.
Artan farkındalığa rağmen, yapılan çalışma birçok şirket arasında hazırlık konusunda endişe verici bir boşluk olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’den ankete katılan kuruluşların yaklaşık yarısı bu sofistike tehditleri ele almak için gereken önemli kaynaklardan yoksun – %49’unun emrinde ilgili dış siber güvenlik uzmanlığı yok, %53’ü BT ekiplerinin yeterince büyük olmadığını söylüyor, %36’sı yüksek nitelikli personelden yoksun olduğunu belirtiyor ve %49’u düzenli eğitim çabalarında yetersiz kaldığını bildiriyor. Ayrıca, katılımcıların %47’si yeterli güvenlik çözümlerine sahip olmadıklarını düşünüyor ve bu da onları potansiyel güvenlik açıklarına maruz bırakıyor.
Katılımcıların çoğu bu kaynak eksikliğini nasıl gidereceklerini bildiklerini iddia etse de, gerçek şu ki böyle bir kaynak mevcut değil.
Kaspersky Kurumsal Altyapı Koruma Uzmanı Oleg Gorobets, şunları söylüyor: “Günümüz siber güvenlik ortamı geçmişte yaşanan zorlukları yansıtıyor ve işletmeler mevcut çözümlerin yeterli olup olmadığını sorguluyor. Bir zamanlar birincil tehdit olan fidye yazılımları şimdilerde yeniden tehlikeli bir artış gösteriyor ve iş dünyasındaki karar vericiler bu yeniden canlanmanın nedenlerini sorguluyor. Yapay zeka ile ilgili son zamanlarda ortaya çıkan abartı, tamamen doğru olmasa da bu eğilime dair kolay bir açıklama ortaya koyuyor. Gerçekte ikna edici kimlik avı mesajları veya daha etkili keşifler oluşturmak için yapay zeka kullanmak yardımcı olsa da, temel nedenler çoğunlukla bundan daha basit. Siber suçlular daha organize hale geldiler, işbirliği yapma konusunda artık daha da iyiler, yenilikçi saldırı stratejileri geliştiriyorlar ve daha az yetenekli ve becerikli saldırganların önündeki engeller azaıyor. Bu nedenle hem saldırganlara hem savunuculara yapay zeka ile yeni seçenekler sunabilecek ilerlemeleri takip etmek faydalı olsa da, şirketlerin hemen uygulayabileceği ve uygulaması gereken sağlam stratejiler mevcut. Şirketler, kritik BT altyapısını birleşik bir güvenlik bağlamı sunan sağlam, çok katmanlı çözümlerle güvence altına almaya öncelik vermeliler. İster kurum içinde ister yönetilen bir hizmet aracılığıyla olsun, yetenekli uzmanlıkla birleştirilmiş bir XDR ekosistemi savunmayı büyük ölçüde geliştirebilir. Ayrıca, siber güvenlik temelleri ve güvenli yapay zeka uygulamaları da dahil olmak üzere sürekli çalışan eğitimi, kuruluşunuza kritik bir koruma katmanı ekler.”
Kaspersky, işletmeyi yapay zeka destekli siber tehditlere karşı korumak için işe aşağıdaki tavsiyelerle başlamayı öneriyor:
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Artan endişeler, büyüyen boşluklar: Çoğu kuruluş yapay zeka kaynaklı siber saldırılardan korkuyor, ancak temel savunma mekanizmalarından yoksun yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Hazel Ezgi Dündar, “Eğer bir çocuk 3 yaşından sonra hala çoğu sesi yanlış çıkarıyorsa, 4 yaşından sonra hala birçok kelimeyi anlaşılamayacak şekilde söylüyorsa, kekemelik belirtileri gösteriyorsa mutlaka bir dil ve konuşma terapisti tarafından değerlendirilmelidir.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, 22 Ekim Dünya Kekemelik Farkındalık Günü nedeniyle, okula yeni başlayan çocuklarda sıkça görülen dil ve konuşma bozukluklarını değerlendirdi.
Okul çağında en sık görülen dil ve konuşma bozuklukları neler?
Okul çağındaki çocuklarda en sık görülen dil ve konuşma bozukluklarının konuşma sesi bozuklukları, akıcılık bozuklukları ve ses bozuklukları olduğunu ifade eden Hazel Ezgi Dündar, “Konuşma sesi bozuklukları çoğunlukla bazı sesleri yanlış üretme örneğin ‘araba’ yerine ‘ayaba’ deme şekline görünür. Bazen de sesleri dilin kurallarına uygun şekilde üretememe, yer değiştirme, ses/hece ekleme ve çıkartma ya da konuşma seslerine dair farkındalığa sahip olmama şeklinde kendini gösterebilir. Akıcılık bozuklukları ise duraklamalar, tekrarlar ve uzatmalar şeklinde görülebilir. Çocuklarda ses bozukluğu olduğu ise sesinde kısıklık, tizlik, nefeslilik ve sesini zorlanarak çıkartma durumları gözlemlendiğinde düşünülebilir.” dedi.
Sosyal ortamlarda daha çekingen kalabiliyorlar
Dil ve konuşma bozukluklarının çocukların hem sosyal hem de akademik gelişimlerini doğrudan etkileyebildiğini dile getiren Hazel Ezgi Dündar, “Sosyal olarak, bu çocuklar kendilerini doğru ve anlaşılır bir şekilde ifade edemedikleri için akranlarıyla iletişim kurmakta zorluk yaşayabilirler. Bu, onların arkadaş edinmesini ve grup oyunlarına katılmasını zorlaştırabilir, hatta özgüven eksikliğine ve içe kapanıklığa neden olabilir. Örneğin, anlaşılırlığı düşük olan, kekemelik veya ses bozukluğu olan bir çocuk, sınıf içinde konuşmaktan çekinebilir, bu da onların sosyal ortamlarda daha çekingen kalmalarına yol açabilir.” diye konuştu.
Akademik başarıları da olumsuz etkilenebiliyor
Akademik açıdan, dil ve konuşma becerilerinin okuma, yazma, dinleme ve anlama gibi akademik yeteneklerin temelini oluşturduğunu kaydeden Hazel Ezgi Dündar, “Konuşma bozukluğu olan çocuklar dil becerileri akranları ile eş seviyede gelişmediğinde akademik başarıları da olumsuz etkilenebilir.” dedi.
Okuma problemlerinin, çocukların okuma hızında, doğruluğunda ve anlama becerilerinde yaşıtlarına göre gerilik göstermesi ile tanımlandığını da kaydeden Hazel Ezgi Dündar, “Yaygın okuma problemlerinde, çocukların harfleri doğru bir şekilde tanıyamaması veya kelimeleri doğru sıralama ve heceleme konusunda yaşadıkları zorluklarla karakterizedir. Ayrıca, okuma sırasında çok yavaş olabilirler ve okuduğu metni anlamada zorluk yaşayabilirler. Tüm bu yaşanan zorluklar özellikle fonolojik farkındalık, kelime dağarcığı ve diğer dil alanlarındaki becerilerin yeterli seviyede gelişememesinden kaynaklanabilir.” şeklinde konuştu.
Erken yaşlardaki okuma problemlerinin ileriye dönük etkileri neler olabilir?
Okuma ve okuduğunu anlama güçlükleri erken yaşta fark edilip müdahale edilmezse, çocuğun eğitim hayatı boyunca ve sonrasında ciddi sorunlara yol açabildiğini de ifade eden Hazel Ezgi Dündar, şöyle devam etti:
“Bu çocukların, yaşıtlarıyla aralarındaki akademik fark zamanla açılabilir. Ayrıca, bu güçlükler çocukların özgüvenini düşürebilir. Kendini başarısız hissetme ve okuma-yazma aktivitelerinden kaçınma gibi davranışlar, uzun vadede öğrenmeye karşı olumsuz bir tutum geliştirmelerine neden olabilir. Okuma becerisi akademik hayatın her aşamasında önemlidir; bu nedenle okuma problemleri olan çocuklar, gelecekte de bilgi edinme ve anlama konusunda sıkıntılar yaşayabilirler. Erken dönemde çözüme kavuşturulmayan okuma güçlükleri, iş hayatında dahi kendini gösterebilir.”
Ebeveynler neler yapabilir?
Ebeveynlerin, çocukların dil ve okuma becerilerini geliştirmek için evde çeşitli stratejiler uygulayabileceğini de söyleyen Hazel Ezgi Dündar, “Öncelikle, çocukla konuşmaya ve ona kitap okumaya vakit ayırmak çok önemlidir. Kitap okuma alışkanlığını küçük yaşlarda kazandırmak, çocuğun kelime dağarcığını genişletir ve dil becerilerini geliştirir. Bunun yanında, günlük konuşma pratiği için ebeveynler çocuklarıyla her gün bolca sohbet etmeli, onları kelimeleri doğru kullanmaya teşvik etmeli ve konuşmalarına pozitif geri bildirim vermelidir. Harflerle, kelimelerle veya seslerle ilgili oyunlar oynayarak çocuğun dil ve okuma becerilerini eğlenceli bir şekilde geliştirmek mümkündür. Çocuklar okuma veya konuşma hataları yaptığında ebeveynler sabırlı olmalı ve onları düzeltici, motive edici şekilde yönlendirmelidir.” dedi.
Dil ve konuşma terapisti ne zaman değerlendirilmeli?
“Eğer bir çocuk 3 yaşından sonra hala çoğu sesi yanlış çıkarıyorsa, 4 yaşından sonra hala birçok kelimeyi anlaşılamayacak şekilde söylüyorsa, kekemelik belirtileri gösteriyorsa (örneğin, 6 aydan uzun süren tekrarlar, bloklar, uzatmalar), ses tonu veya volümünde anormallikler varsa (örneğin sürekli ses kısıklığı), yaşıtlarına kıyasla dil becerileri belirgin şekilde geri kalıyorsa, anlamlı cümleler kurmakta zorlanıyor ve kelime dağarcığı sınırlıysa, mutlaka bir dil ve konuşma terapisti tarafından değerlendirilmelidir.” diyen Hazel Ezgi Dündar, erken değerlendirmenin, sorunların büyümeden çözüme kavuşturulmasında önemli rol oynadığını da dile getirdi.
Terapistlerin rolü nedir?
Dil ve konuşma terapistlerinin okuma güçlüğü yaşayan çocuklarla çalışırken, çocukların dil becerilerini ve fonolojik farkındalıklarını geliştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Hazel Ezgi Dündar, “Terapistler, sesleri ayırt etme ve kelimeleri parçalara ayırma gibi fonolojik farkındalık becerilerini geliştirir. Bu beceriler, çocuğun harf-ses ilişkisini kurmasına yardımcı olur. Bazı çocuklar, harfleri/sesleri yanlış ürettikleri için okuma güçlüğü yaşarlar. Artikülasyon problemleri bu sebeple okuma yeteneğini doğrudan etkiler. Terapistler, çocuğun doğru sesleri çıkarması ve bu sesleri farkındalıkla okuma sürecine katması için çalışır. Okuma güçlüğü çeken çocuklar genellikle sınırlı bir kelime dağarcığına sahiptir. Terapistler, çocuklarla kelime öğrenme ve anlamlandırma çalışmaları yaparak kelime dağarcığını genişletir. Bu sayede çocuklar okuduğunu daha iyi anlar ve kelimeleri daha hızlı tanır. Terapistler, çocuğun okuduğu metni anlamasını sağlamak için okuma stratejileri öğretir. Örneğin, bir metni okurken ana fikirleri bulma, önemli detayları ayırt etme ve okuduğunu özetleme gibi beceriler kazandırılır.” dedi.
Erken dönemde neler yapabilir?
Dil ve konuşma açısından desteğe ihtiyacı olduğuna karar verilen çocukların fonolojik farkındalık becerileri, dil ve kelime dağarcığı gelişimini oyun temelli yaklaşımlar yardımıyla desteklenebildiğini kaydeden Hazel Ezgi Dündar, “Erken dönemde yapılan müdahaleler okuma güçlüğünün, akademik pek çok zorluğun ve bunların sonucunda yaşanacak psikolojik güçlüklerin önlenmesine yardımcı olur. Böylece çocukların daha güçlü bir dil temeli oluşturarak akademik başarılarını artırmalarına ve duygusal gelişimlerini sağlıklı ilerletmelerini destekler.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
3 yaşından sonra hala çoğu sesi yanlış çıkarıyorsa dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Reuters, bu seçimlerde çok kritik bir öneme sahip olan genç seçmenin nabzını yokladı. “Türkiye seçimlerinde ilk kez oy kullananların çoğu yeni bir hayat için sandığa gidecek” başlığıyla servis edilen haberde, “Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde henüz doğmamış olan ama oy kullanma yaşına girdiğinde daha iyi bir hayatın var olduğunu, günümüz sosyal medya olanakları sayesinde kendinden önceki kuşaklardan daha hızlı öğrenmiş 6 milyonun üzerinde genç seçmenin çoğu içine doğduğu dünyayı değiştirmek, öfkesini dindirmek için sandığa hazırlanıyor” yorumu yapıldı.

Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini söyleyen Berivan (oturan), “Torpil olmayan bir yere varamıyor” dedi.
GENÇ SEÇMENİN SAYISI 6.4 MİLYON
Fakat genç seçmen arasında iktidarın mevcut sorunları çözebileceğine inanlar olduğu da belirtilirken ajansa konuşan bir tekstil firmasında model teknikeri olarak çalışan 21 yaşındaki Berivan ilk kez oy kullanacağı için heyecanlı olduğunu söyledi.Berivan, “Ekonomi kötü durumda. Gençlik bunun önüne geçebilir. Z kuşağı bunu değiştirebilir… Bunlar da tamamen gençliğin seçeceği insanla veya gençliğin değiştireceğine güvendiği insanla olacak” yorumunu yaptı. 18-22 yaş arasındaki seçmen sayısının 6.4 milyon olduğunu ve ilk kez oy kullanacak seçmen sayısının da çok yüksek olduğu belirtildi.
Berivan isimli seçmen, “Eğitimin ve ekonominin toparlanması demek, gençliğin kurtulması demek. İnşallah eğitimi toparlayabilir, ekonomiyi toparlayabilir. Gençliği kurtarabilir diye düşünüyoruz… Sistem tamamen çöktü, artık okullar tamamen para üzerine. Maddi durumu iyi olan herkes meslek sahibi; torpil olmayan hiç kimse bir yere varamıyor” yorumunu yaptı.

AKP’ye oy vereceğini söyleyen Örgün, ‘Fahiş fiyatların değişmesini istiyoruz’ dedi.
“EKONOMİNİN SEBEBİ ŞU ANKİ İKTİDAR”
“Şu an iktidarda olan insanlardan herhangi bir beklentimiz yok, ülkeyi batırdı… Ülke tamamen berbat bir durumda. Eğitimin tamamen paraya dönüşmesinin sebebi o. Ekonominin berbat olmasının sebebi şu anki iktidar” diyen Berivan, Cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vereceğini söylüyor.
Berivan, “Çünkü birçok partinin birleşip bir şeyler başarabileceğini düşünüyoruz… Umarım gençleri görürler. İnşallah eğitimi düzeltirler… Şu anki iktidarın değişmesi hepimize iyi gelecek diye düşünüyorum” dedi.
Reuters’ın haberinde, Erdoğan iktidarını destekleyeceğini söyleyen 2001 doğumlu Emre Örgün isimli gencin açıklamaları da dikkat çekti.
Örgün, “Tabii ki de devam etmesini istiyorum. Birkaç politika değişikliğiyle şu andaki var olan hükümetin devamını istiyoruz… Eğitim, istihdamın maliyetinin değişmesi, alım gücünün gençlere yönelik krediler olsun, onların yönelik faizler, fahiş fiyatların değişmesini istiyoruz” yorumunu yaptı.
İngiliz haber ajansı genç seçmenin nabzını tuttu: Çoğu öfkesini dindirmek için sandığa gidiyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>