?> ?> depresyon, arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Sat, 22 Feb 2025 12:50:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png depresyon, arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? https://kocaelibasin.com.tr/mevsimsel-depresyon-mevsimler-degisirken-ruh-haliniz-de-degistiriyor-mu/ Sat, 22 Feb 2025 12:50:14 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/mevsimsel-depresyon-mevsimler-degisirken-ruh-haliniz-de-degistiriyor-mu/ Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) mevsimsel özellikli Majör Depresif Bozukluk” olarak tanımlanan   “Mevsimsel Depresyon” değişen mevsimle birlikte ortaya çıkan depresif belirtileri içermektedir.

Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) mevsimsel özellikli Majör Depresif Bozukluk” olarak tanımlanan   “Mevsimsel Depresyon” değişen mevsimle birlikte ortaya çıkan depresif belirtileri içermektedir.  

Havaların soğuduğu ve günlerin kısalmaya başladığı sonbahar ve kış aylarında daha yaygın olarak görülür ve depresif belirtiler, mevsim yeniden bahara ve yaza döndüğünde kendiliğinden azalır. Genellikle “Kış Tipi Depresif Bozukluk” olarak tanımlanır.  Ancak bazen yazın başladığı dönemlerde depresif belirtilerin yaşandığı formu da daha nadir olsa da görülebilmekte ve “Yaz Tipi Depresif Bozukluk” olarak bilinir.

Prof. Dr. Göğcegöz Kış depresyonunun güneş ışığı eksikliğinden, yaz depresyonun ise uyku-uyanıklık döngüsünü bozukluğundan kaynaklandığını belirterek açıklamalarına devam etti. ‘’Mevsimsel Depresyon görülme sıklığı yaşanılan bölge ile de ilişkilidir. Sıcak iklime sahip bölgelerde yaz tipi depresyon yaygınken, soğuk iklime sahip bölgelerde yaşayanlarda kış tipi depresyon görülme sıklığı çok daha fazladır olduğu gözlenmektedir. Örneğin bir araştırmada Hollanda’da kış tipi depresyonu görülme oranı %3 yaz tipi depresyonu görülme oranı   %0.01, Tayland’da yaz tipi depresyonunun görülme oranı %6 civarı iken kış tipi depresyonu görülme oranı %1 civar bildirilmiştir. ‘Mevsimsel depresif bozukluk belirtileri depresyonun tipine göre değişebilmektedir. Günün büyük kısmında depresif duygu durum, geçmişte zevk alınan aktivitelerden zevk alınmaması ve ilgi kaybı, düşük enerji, halsizlik, umutsuzluk, değersizlik hissi, konsantre olmakta güçlük çekme, ölüm veya intihar düşünceleri genel görülebilen ortak belirtiler iken; 

Kış Tipi Depresyonda;

  • Aşırı uyku (hipersomni)
  • Aşırı yemek
  • Sosyal geri çekilme

 

Yaz Tipi Depresyon’da

  • Uykusuzluk
  • İştahsızlık, kilo kaybı
  • Çabuk sinirlenme, öfke, ajitayon
  • Huzursuzluk, anksiyete 

 

Mevsimsel depresif bozukluk belirtileri yaşıyorsanız çeşitli başa çıkma yöntemlerini kullanabiliriz. .

Kış Tipi Depresyonda Başa Çıkma Yöntemleri

Prof. Dr. Gözcegöz, kış aylarında depresif belirtileri azaltmak için doğal ışığa çıkmanın önemine dikkat çekti. ‘’Ne kadar gün ışığı alırsanız o kadar iyidir. Doğal ışığa çıkmak ve yaptığınız aktiviteleri gün içinde yapmaya çalışmak depresif belirtilerinizi azaltır. Özellikle gün ışığı ile direkt temas önemlidir. Bu nedenle gün içinde yürüyüş veya imkanınız yoksa çalıştığınız ortamda gün ışığı ile temas etmeye çalışmak iyi gelecektir.’’ dedi. 

Prof. Dr. Gözcegöz, evde kullanılan ampulleri daha parlak olanlarıyla değiştirmenin de faydalı olacağını belirtti. ‘’Işık terapisi yöntemi bu hastalarda bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bir psikiyatri uzmanı kontrolünde 30 ila 60 dk sürebilen ışık terapisi uygulanabilir. Gece uykunuza dikkat etmek, kışın karanlığa uyandığımız günlerde ışığı açarak güne başlamak, proteinden zengin, karbonhidrattan fakir beslenmek, mineral ve vitamin desteğini ihmal etmemek çok önemlidir.’’ dedi.

Yaz Tipi Depresyonda Başa Çıkma Yöntemleri

Uyku-uyanıklık döngüsüne dikkat etmek, uyuduğunuz odada karartma perdeleri kullanmak, mümkünse loş veya karanlık ortamlarda vakit geçirmek depresif belirtilere iyi gelmektedir. Sıcak hava, en büyük tetikleyicilerinden biri olduğu için mümkün oldukça serin yerler hatta klima olan yerlerde vakit geçirmeyi tercih edebilirsiniz. Eğer tüm bu önlemlere rağmen belirtiler şiddetleniyor ve intihar düşünceleri eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmak çok önemlidir.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? https://kocaelibasin.com.tr/mevsimsel-depresyon-mevsimler-degisirken-ruh-haliniz-de-degistiriyor-mu-2/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:30 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/mevsimsel-depresyon-mevsimler-degisirken-ruh-haliniz-de-degistiriyor-mu-2/ Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) mevsimsel özellikli Majör Depresif Bozukluk” olarak tanımlanan   “Mevsimsel Depresyon” değişen mevsimle birlikte ortaya çıkan depresif belirtileri içermektedir.

Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) mevsimsel özellikli Majör Depresif Bozukluk” olarak tanımlanan   “Mevsimsel Depresyon” değişen mevsimle birlikte ortaya çıkan depresif belirtileri içermektedir.  

Havaların soğuduğu ve günlerin kısalmaya başladığı sonbahar ve kış aylarında daha yaygın olarak görülür ve depresif belirtiler, mevsim yeniden bahara ve yaza döndüğünde kendiliğinden azalır. Genellikle “Kış Tipi Depresif Bozukluk” olarak tanımlanır.  Ancak bazen yazın başladığı dönemlerde depresif belirtilerin yaşandığı formu da daha nadir olsa da görülebilmekte ve “Yaz Tipi Depresif Bozukluk” olarak bilinir.

Prof. Dr. Göğcegöz Kış depresyonunun güneş ışığı eksikliğinden, yaz depresyonun ise uyku-uyanıklık döngüsünü bozukluğundan kaynaklandığını belirterek açıklamalarına devam etti. ‘’Mevsimsel Depresyon görülme sıklığı yaşanılan bölge ile de ilişkilidir. Sıcak iklime sahip bölgelerde yaz tipi depresyon yaygınken, soğuk iklime sahip bölgelerde yaşayanlarda kış tipi depresyon görülme sıklığı çok daha fazladır olduğu gözlenmektedir. Örneğin bir araştırmada Hollanda’da kış tipi depresyonu görülme oranı %3 yaz tipi depresyonu görülme oranı   %0.01, Tayland’da yaz tipi depresyonunun görülme oranı %6 civarı iken kış tipi depresyonu görülme oranı %1 civar bildirilmiştir. ‘Mevsimsel depresif bozukluk belirtileri depresyonun tipine göre değişebilmektedir. Günün büyük kısmında depresif duygu durum, geçmişte zevk alınan aktivitelerden zevk alınmaması ve ilgi kaybı, düşük enerji, halsizlik, umutsuzluk, değersizlik hissi, konsantre olmakta güçlük çekme, ölüm veya intihar düşünceleri genel görülebilen ortak belirtiler iken; 

Kış Tipi Depresyonda;

  • Aşırı uyku (hipersomni)
  • Aşırı yemek
  • Sosyal geri çekilme

 

Yaz Tipi Depresyon’da

  • Uykusuzluk
  • İştahsızlık, kilo kaybı
  • Çabuk sinirlenme, öfke, ajitayon
  • Huzursuzluk, anksiyete 

 

Mevsimsel depresif bozukluk belirtileri yaşıyorsanız çeşitli başa çıkma yöntemlerini kullanabiliriz. .

Kış Tipi Depresyonda Başa Çıkma Yöntemleri

Prof. Dr. Gözcegöz, kış aylarında depresif belirtileri azaltmak için doğal ışığa çıkmanın önemine dikkat çekti. ‘’Ne kadar gün ışığı alırsanız o kadar iyidir. Doğal ışığa çıkmak ve yaptığınız aktiviteleri gün içinde yapmaya çalışmak depresif belirtilerinizi azaltır. Özellikle gün ışığı ile direkt temas önemlidir. Bu nedenle gün içinde yürüyüş veya imkanınız yoksa çalıştığınız ortamda gün ışığı ile temas etmeye çalışmak iyi gelecektir.’’ dedi. 

Prof. Dr. Gözcegöz, evde kullanılan ampulleri daha parlak olanlarıyla değiştirmenin de faydalı olacağını belirtti. ‘’Işık terapisi yöntemi bu hastalarda bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bir psikiyatri uzmanı kontrolünde 30 ila 60 dk sürebilen ışık terapisi uygulanabilir. Gece uykunuza dikkat etmek, kışın karanlığa uyandığımız günlerde ışığı açarak güne başlamak, proteinden zengin, karbonhidrattan fakir beslenmek, mineral ve vitamin desteğini ihmal etmemek çok önemlidir.’’ dedi.

Yaz Tipi Depresyonda Başa Çıkma Yöntemleri

Uyku-uyanıklık döngüsüne dikkat etmek, uyuduğunuz odada karartma perdeleri kullanmak, mümkünse loş veya karanlık ortamlarda vakit geçirmek depresif belirtilere iyi gelmektedir. Sıcak hava, en büyük tetikleyicilerinden biri olduğu için mümkün oldukça serin yerler hatta klima olan yerlerde vakit geçirmeyi tercih edebilirsiniz. Eğer tüm bu önlemlere rağmen belirtiler şiddetleniyor ve intihar düşünceleri eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmak çok önemlidir.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Vegan bireylerde depresyon riski artıyor! En büyük nedeni de aile ve çevre baskısı… https://kocaelibasin.com.tr/vegan-bireylerde-depresyon-riski-artiyor-en-buyuk-nedeni-de-aile-ve-cevre-baskisi/ Sat, 11 Jan 2025 11:59:58 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/vegan-bireylerde-depresyon-riski-artiyor-en-buyuk-nedeni-de-aile-ve-cevre-baskisi/ Vegan beslenmenin, hem faydaları hem de zararları olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr.

Vegan bireylerde depresyon riski artıyor! En büyük nedeni de aile ve çevre baskısı… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Vegan beslenmenin, hem faydaları hem de zararları olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Zayıflamaya yardımcı olmak, tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları riskini azaltmak gibi faydaları varken, vücut bağışıklığının zayıflaması, kansızlık, unutkanlık artışı, yorgunluk, kemik hastalıkları, ruhsal hastalıklar riskini arttırmak gibi riskleri de vardır.” dedi. Çoğu vegan bireyin depresif hissetmeye daha meyilli olduğuna vurgu yapan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bu durumun muhtemel nedenleri olarak aile ve toplum baskısı nedeniyle dışlanma korkusu, sürekli her ortamda kendilerini birilerine uzun uzun açıklama ve kabul ettirme zorunluluğu hissetmeleri, tercihlerine saygı duyulmaması, anlaşılamamaları nedeniyle yalnız hissetmeleri ve önyargılara maruz kalmaları sayılabilir.” açıklamasını yaptı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, vegan beslenmenin ruh sağlığı üzerindeki etkisinden bahsetti.

Veganizm birçok kişi için vicdani gelişimin bir parçası…

Vejetaryen bireylerin yüzde 10’unun vegan bireylerden oluştuğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Dünya Hayvan Vakfı’ verilerine göre, dünya genelinde vegan yaşam tarzını benimseyen yaklaşık 90 milyon birey bulunuyor. Buradan hareketle dünya nüfusunun yüzde 1,1’inin vegan olduğu söylenebilir. Vegan bireylerin büyük çoğunluğu, kadınlardan oluşuyor.” dedi.

Veganizmin, diğer diyetlerden farklı olarak, sadece bir ‘beslenme’ çeşidi olarak görülmediğini hatırlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Veganizm aynı zamanda hayvanların ‘yaşam haklarını savunan’ etik ve politik bir anlayışın ürünüdür. Birçok birey açısından, vicdani gelişimin bir parçası olarak görülür. Veganlar, et ve hayvanlardan elde edilen süt ve süt ürünleri, bal, yumurta gibi hiçbir ürünü tüketmezler. Bazı veganlar, hayvan kaynaklı ipek, deri, yün gibi giysileri ve hayvansal yağ içeren sabunları da kullanmazlar. Hatta vegan bireyler sirk, boğa güreşi, hayvanat bahçesi gezisi ve at yarışları gibi etkinliklere katılmayı etik bulmazlar.” açıklamasını yaptı.

Vegan beslenme depresif süreçleri tetikliyor!

“Vegan beslenmenin, bir taraftan zayıflamaya yardımcı olmak, tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları riskini azaltmak gibi faydaları varken, öte yandan vücut bağışıklığının zayıflaması, kansızlık, unutkanlık artışı, yorgunluk, kemik hastalıkları, ruhsal hastalıklar riskini arttırmak gibi riskleri de vardır.” diyen Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları söyledi:

“Bildiğimiz gibi duygularımız yediğimiz besinleri etkiler, yediğimiz besinler de duygularımızı etkiler. Beslenme ile psikiyatrik bozukluklar arasındaki en güçlü ilişki ‘depresyon’ riski için bulunmuştur. Vegan tipi beslenmenin, bireylerde protein, kalsiyum, demir, çinko, B12 vitamini, D vitamini, yağ asitleri açısından yetersizlikler oluşturması nedeniyle beyin kimyasallarını olumsuz etkilediği ve depresif süreçleri tetiklediği bilinmektedir.”

Vegan beslenen bireylerin en büyük sorunu tercihlerine saygı duyulmaması…

Vegan beslenmenin ruh sağlığına en olumlu etkisinin, bireyin sadece kendisini değil, aynı zamanda başka bir canlının yaşama hakkını önemseyerek vicdani duruş sergilemesi olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Diğer canlıların yaşam koşullarına değer vererek saygı göstermesinin sonucunda, kişiye anlamlı bir yaşam sunar.” dedi.

Bunun dışında çoğu vegan bireyin depresif hissetmeye daha meyilli olduğuna vurgu yapan Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu durumun muhtemel nedenleri olarak aile ve toplum baskısı nedeniyle dışlanma korkusu, sosyal ortamlardan kaçınma, vegan ürünlere ulaşmanın maddi güçlükleri ve kısıtlı erişim, sürekli her ortamda kendilerini birilerine uzun uzun açıklama ve kabul ettirme zorunluluğu hissetmeleri, duygularını çoğu zaman bastırmak zorunda kalmaları, tercihlerine saygı duyulmaması veya tercihlerinin sorgulanması, anlaşılamamaları nedeniyle yalnız hissetmeleri, aşağılanma, önyargılara maruz kalma sayılabilir. Tüm bunların sonucunda, birey, kendisini değersiz ve ötekileştirilmiş olarak hissetmektedir. Araştırmalar, bu tarz olumsuzlukların bazı vegan bireyler üzerinde depresyon, kaygı, stres, öfke gibi psikososyal riskler oluşturduğu sonucuna varılmıştır.”

Bazı çalışmalarda vegan tipi beslenmenin depresif belirtileri azalttığı yönünde bulgular elde edildiğini hatırlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, çoğu çalışmayla da hem diyetteki demir, B12, demir, çinko, Omega-3 yağ asitlerinin eksikliği nedeniyle, hem de bireysel, ailesel ve çevresel zorluklar nedeniyle vegan bireylerin depresyon riskinin arttığı sonucuna varıldığını kaydetti.

Vegan bireylerin, ruhsal sorunları aşmaları için öneriler…

Vegan beslenmenin hem yararı hem zararı görülebildiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bireylerde protein, kalsiyum, demir, çinko, B12 vitamini, D vitamini, yağ asitleri açısından yetersizlikler görülmemesi için, bu beslenme tarzının diyetisyen kontrolünde uygulanması gerekir. Diyetlerindeki besin içeriklerinin dengeli olması, düzenli uyku ve düzenli egzersiz yapmaları önemlidir. Ayrıca vegan bireylerin, sıklıkla ailelerinden olumsuz tepkiler almaları nedeniyle, daha fazla üzüntü, öfke, stres gibi psikososyal risk faktörleriyle baş etmek durumunda kalmamaları için, ailelerin vegan bireylere anlayışla yaklaşmaları önemlidir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Vegan bireylerde depresyon riski artıyor! En büyük nedeni de aile ve çevre baskısı… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Depresyon, ergenlerin intihar düşüncelerini tetikleyebiliyor! Empati, sabır ve uzman yardımı hayati önem taşıyor! https://kocaelibasin.com.tr/depresyon-ergenlerin-intihar-dusuncelerini-tetikleyebiliyor-empati-sabir-ve-uzman-yardimi-hayati-onem-tasiyor/ Tue, 17 Dec 2024 08:40:09 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/depresyon-ergenlerin-intihar-dusuncelerini-tetikleyebiliyor-empati-sabir-ve-uzman-yardimi-hayati-onem-tasiyor/ Ergenlerde depresyon ve anksiyete belirtileri gözlendiğinde, ailelerin ve öğretmenlerin destekleyici bir yaklaşım sergilemeleri gerektiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ‘Yaşamak istemiyorum’, ‘Keşke hiç doğmasaydım’, ‘Herkes benden kurtulsa daha iyi olurdu’ gibi ifadelerinse ciddiye alınması gerektiğini vurguladı.

Depresyon, ergenlerin intihar düşüncelerini tetikleyebiliyor! Empati, sabır ve uzman yardımı hayati önem taşıyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ergenlerde depresyon ve anksiyete belirtileri gözlendiğinde, ailelerin ve öğretmenlerin destekleyici bir yaklaşım sergilemeleri gerektiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ‘Yaşamak istemiyorum’, ‘Keşke hiç doğmasaydım’, ‘Herkes benden kurtulsa daha iyi olurdu’ gibi ifadelerinse ciddiye alınması gerektiğini vurguladı. Eda Ergür intihar eğilimleri olan ergenlere yaklaşırken hassasiyetin büyük önem taşıdığını ve ergenlerin ciddiye alındığını hissetmeye ihtiyacı olduğunu aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, son dönemde sıkça gündeme gelen ergenler arasındaki intihar artış oranlarını değerlendirdi.

Psikolojik ve sosyal faktörler intihar girişimlerinde etkili olabiliyor!

Ergenlerin intihar eğilimlerinin, birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu faktörler biyolojik, psikolojik, sosyal ve çevresel unsurları içerir.” dedi.

Ergenlerde intiharın en yaygın nedenlerinden birinin depresyon olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Duygusal boşluk, umutsuzluk ve yetersizlik duyguları, stres, kaygı ve de karamsar düşünceler ergenlerin intihar düşüncelerini tetikleyebilir. Bunların yanı sıra fiziksel, duygusal ya da cinsel istismar gibi travmatik deneyimler de intihar riskini arttırabilir. Bu psikolojik faktörlerin yanı sıra aile içi problemler, akademik baskı, zorbalığa maruz kalma, dışlanma ve hatta günümüzde sıklıkla duyduğumuz sosyal medyada yaşanan karşılaştırmalar ya da maruz kalınan içerikler gibi sosyal faktörlerin de ergenlerde görülen intihar girişimlerinde rol oynadığı söylenebilir. Özellikle, destek eksikliği ile duygusal veya sosyal sorunların birleşimi, ergenleri intihar düşüncelerine daha yatkın hale getirebilir.” açıklamasını yaptı.

‘Keşke hiç doğmasaydım’ gibi ifadeler, erken müdahale için önemli…

Ergenlerde depresyon ve anksiyete belirtilerinin, genellikle davranışsal, duygusal ve fiziksel değişikliklerle kendini gösterdiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi:

“Ergende gözlemlenen belirtileri ailelerin ve öğretmenlerin fark etmesi durumunda destekleyici bir yaklaşım sergilenmeli. Daha önce keyif alınan aktivitelerden uzaklaşma, sosyal ortamlardan uzaklaşma, okul başarısında düşüş, sürekli üzgün ve umutsuz olma, yorgunluk, uyku ve iştahta belirgin değişiklikler gibi belirtiler gözlemlendiğinde depresif duygulanım akla gelmeli. Öte yandan sürekli endişeli olma hali ya da huzursuzluk, felaket senaryoları, kendini ifade etmede ve odaklanmada zorluk, kaçınma davranışı ya da çarpıntı, terleme, mide bulantısı gibi fiziksel semptomlar gözlendiğinde ise anksiyete göz önünde bulundurulmalı. Bu iki durum ayrı görülebileceği gibi birlikte de gözlenebilir.

Eğer belirtiler 2 hafta ya da daha uzun sürüyorsa, günlük işlevselliği ve ilişkileri etkiliyorsa, kendine zarar verme davranışı ya da intihar düşünceleri varsa acil profesyonel bir destek alınmalı. ‘Yaşamak istemiyorum’, ‘Keşke hiç doğmasaydım’, ‘Herkes benden kurtulsa daha iyi olurdu’ gibi ifadeler duyulduğunda ciddiye alınması oldukça önemli. Erken tanı ve müdahale, ergenin sağlıklı bir gelişim süreci için kritik önem taşır. Aileler ve öğretmenler, bu belirtileri fark ettiklerinde bir uzmanla iletişime geçmeliler.”

Ergenlerin ciddiye alınmaya ihtiyacı var!

İntihar eğilimleri olan ergenlere yaklaşırken hassasiyetin büyük önem taşıdığının altını çizen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Öncelikle ergenlerin ciddiye alındığını hissetmeye ihtiyacı vardır, bu sebeple duygularını küçümsemeden, yargılamadan dinleyerek duygularını paylaşmaya teşvik etmek, yalnız olmadığını hissetmesine yardımcı olarak güvenli bir ortam sağlamak önemlidir.” dedi.

Ergene yaklaşımda duyarlılık göstermenin önemli olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ergende gözlemlenen sözel ifadelerin yanı sıra davranışsal ipuçlarını da önemseyerek onları rahatlatacak bir alan sağlamak, yalnız olmadığını hissetmesine yardımcı olacaktır. İntihar planı varsa ya da kendine zarar verme riski yüksekse, zaman kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanından yardım almak gereklidir. Empati, sabır ve uzman yardımıyla sürece doğru şekilde müdahale etmek hayati önem taşır.” Şeklinde konuştu.

Aileler, küçük yaşlardan itibaren çocuklarıyla sohbet etmeli!

Ergenlerde intihar eğilimini azaltmak için ailelerin oynadığı rolün oldukça kritik olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ailelerin öncelikli olarak çocuklarıyla iletişimlerini güçlendirmeleri gerekir. Bunun için ergenin duygularını anlamaya çalışarak, yargılamadan dinlemeleri ergenin ailesi tarafından önemsendiğini hissetmesine yardımcı olacaktır.” dedi.

Küçük yaştan itibaren çocuklarla günlük yaşam olayları ve hissettikleri hakkında sohbet etmek için fırsatlar yaratmanın ergenlik döneminde de iletişimin olumlu olmasına destek olacağını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, sözlerini şöyle tamamladı:

“Koşulsuz sevgi ve kabul görmek ergenin güvende hissetmesini sağlar ve stres seviyesini azaltır. Sosyal çekilme, umutsuzluk ifadeleri gibi intihar düşüncelerine işaret edebilecek değişiklikleri gözlemleyerek, erken müdahalede bulunmak koruyucu olacaktır. Aile içinde saygı, sevgi ve anlayışın ön planda olması ergenler için destekleyicidir. Ailelerin farkındalığı ve aktif desteği, ergenin stresle başa çıkma becerilerini geliştirerek intihar riskini önemli ölçüde azaltabilir. Erken farkındalık ve sıcak bir aile ortamı bu süreçte hayati öneme sahiptir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Depresyon, ergenlerin intihar düşüncelerini tetikleyebiliyor! Empati, sabır ve uzman yardımı hayati önem taşıyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanından Uyarı: Depresyon Vakaları Endişe Verici Şekilde Artıyor! https://kocaelibasin.com.tr/uzmanindan-uyari-depresyon-vakalari-endise-verici-sekilde-artiyor/ Mon, 16 Dec 2024 09:10:06 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmanindan-uyari-depresyon-vakalari-endise-verici-sekilde-artiyor/ Depresyon, bireyin duygusal, fiziksel ve zihinsel sağlığını derinden etkileyen yaygın bir ruhsal sağlık sorunudur.

Uzmanından Uyarı: Depresyon Vakaları Endişe Verici Şekilde Artıyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Depresyon, bireyin duygusal, fiziksel ve zihinsel sağlığını derinden etkileyen yaygın bir ruhsal sağlık sorunudur. Bu durum, kişinin günlük hayatını önemli ölçüde zorlaştırabilir ve yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünya genelinde yaklaşık 264 milyon insan depresyondan muzdariptir. Bu yaygınlık, depresyonun sadece bir moral bozukluğu değil, ciddi bir tıbbi durum olduğunu açıkça göstermektedir.

En Belirgin Belirtisi ‘Umutsuzluk Hissi’

Depresyonun belirtileri çok çeşitlidir ve her kişide farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Sürekli bir üzüntü, boşluk ya da umutsuzluk hissi en belirgin belirtilerden biridir. Bu duyguların yanında, bireyin daha önce keyif aldığı aktivitelere karşı ilgisini kaybetmesi de yaygındır. Fiziksel belirtiler arasında enerji eksikliği, sürekli yorgunluk, uyku düzeninde bozulmalar (uykusuzluk veya aşırı uyuma), iştah değişiklikleri (aşırı yeme veya iştahsızlık) ve buna bağlı olarak kilo değişiklikleri bulunur. Ayrıca, baş ağrıları ve sindirim sorunları gibi açıklanamayan fiziksel şikâyetler de depresyon belirtileri arasında yer alabilir. Zihinsel belirtiler de oldukça önemlidir; kişi konsantrasyon zorluğu, karar verme güçlüğü, geleceğe dair karamsarlık ve umutsuzluk hissedebilir. En ciddi belirtilerden biri ise ölüm ya da intihar düşünceleridir. Bu tür düşünceler, depresyonun ciddiyetini ve aciliyetini gösterir ve mutlaka dikkate alınmalıdır.

‘Ailede Depresyon Görülmesi Bireyi Daha Da Etkilemekte’

Depresyonun tek bir nedeni yoktur ve genellikle birden fazla faktörün birleşimi sonucunda ortaya çıkar. Biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin etkileşimi, depresyonun oluşumunda önemli rol oynar. Genetik yatkınlık, depresyonun biyolojik nedenleri arasında sayılır; ailesinde depresyon öyküsü olan bireylerde bu rahatsızlığın görülme riski daha yüksektir. Beyindeki kimyasal dengesizlikler (serotonin, norepinefrin ve dopamin) de depresyon riskini artırabilir. Psikolojik ve sosyal etkenler de depresyonun nedenleri arasında önemli yer tutar. Travmatik yaşam olayları, sevilen birinin kaybı, iş kaybı, ekonomik zorluklar veya ciddi hastalıklar gibi durumlar depresyon riskini artırabilir. Çocuklukta yaşanan travmalar ve kötüye kullanım da depresyonun gelişiminde rol oynayabilir. Sosyal izolasyon ve yalnızlık bu durumu daha da kötüleştirebilir. Ayrıca, sürekli olumsuz düşünceler ve düşük özgüven, depresyonun ortaya çıkmasını tetikleyebilir.

‘Tedavisi Kişiye Özel Olmalı’

Depresyon tedavisinde erken müdahale ve kişiye özel tedavi planları oldukça önemlidir. Psikoterapi, depresyon tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Antidepresanlar, depresyon tedavisinde sıkça kullanılan bir başka yöntemdir. Beyindeki kimyasal dengesizlikleri düzeltmeye yardımcı olan bu ilaçlar, genellikle birkaç hafta içinde etkilerini göstermeye başlar. Ancak, antidepresanlarla ilgili toplumda yaygın bazı önyargılar bulunmaktadır. Örneğin, birçok kişi antidepresanların bağımlılık yapıcı olduğunu düşünür. Oysa ki, antidepresanlar, doğru kullanıldığında bağımlılık yapmazlar. Bir başka önyargı ise antidepresanların kişiliği değiştirdiği yönündedir. Gerçekte, antidepresanlar depresyon belirtilerini hafifletmeye yardımcı olur ve kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, kişiliğini değiştirmezler. Bazı kişiler de antidepresanların etkisiz olduğunu ya da sadece bir “plasebo” etkisi yarattığını düşünür. Ancak, birçok bilimsel araştırma, antidepresanların depresyon tedavisinde etkili olduğunu kanıtlamıştır. Bu ilaçlar, depresyonun biyokimyasal bileşenlerini hedef alarak, kişinin günlük işlevlerini geri kazanmasına yardımcı olabilir.

Meditasyon, Yoga Ve Nefes Egzersizleri Depresyona İyi Geliyor

Yaşam tarzı değişiklikleri de depresyon belirtilerini hafifletebilir. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve yeterli uyku, depresyonun etkilerini azaltmada önemli rol oynar. Alkol ve madde kullanımından kaçınmak da tedavi sürecini destekler. Stresi azaltma teknikleri arasında meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri sayılabilir. 

‘Profesyonel Yardım En Önemli İlk Adım’

Depresyon belirtileri gösteren kişilerin bir sağlık profesyoneline başvurmaları önemlidir. Erken teşhis ve tedavi, depresyonun etkilerini minimize edebilir ve kişinin yaşam kalitesini artırabilir. Destek aramaktan çekinmeyin; depresyon tedavi edilebilir bir durumdur ve profesyonel yardım almak bu sürecin en önemli adımıdır. Unutmayın, yalnız değilsiniz ve yardım istemek güçsüzlük değil, aksine önemli bir adımdır. Kendi sağlığınıza ve iyiliğinize değer verin; gerekli desteği arayarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşabilirsiniz.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanından Uyarı: Depresyon Vakaları Endişe Verici Şekilde Artıyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Egeli akademisyenden gebelik sonrası depresyon riskinin azaltılmasına yönelik proje https://kocaelibasin.com.tr/egeli-akademisyenden-gebelik-sonrasi-depresyon-riskinin-azaltilmasina-yonelik-proje/ Mon, 02 Dec 2024 13:07:37 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/egeli-akademisyenden-gebelik-sonrasi-depresyon-riskinin-azaltilmasina-yonelik-proje/ Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü öğretim elemanı Arş.

Egeli akademisyenden gebelik sonrası depresyon riskinin azaltılmasına yönelik proje yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü öğretim elemanı Arş. Gör. Ege Miray Topcu’nun yürütücülüğünü yaptığı “Annelere Güç Veren Hikâyeler Programının Primigravid Gebelerde Postpartum Depresyona Etkisi” başlıklı proje “TÜBİTAK ARDEB 1002 – B Acil Destek Modülü” kapsamında desteklenmeye uygun görüldü.

Danışmanlığını EÜ Hemşirelik Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mahire Olcay Çam’ın üstlendiği proje ile kadınların Postpartum (gebelik sonrası) depresyonu yaşama risklerinin azaltılması amaçlanıyor.

Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, projesi kabul gören araştırma ekibini tebrik etti. Prof. Dr. Budak, “Üniversitemiz, sağlık alanında ürettiği projeler ile fark yaratmaya devam ediyor. Ekibimiz, gebelik sonrası yaşanan depresyonun önlenmesine yönelik önemli bir projeye imza attı. TÜBİTAK tarafından da desteklenen projelerinden ötürü hocalarımızı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.

Postpartum depresyonunun kadınlar ve bebekleri için önemli bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Arş. Gör. Ege Miray Topcu, “Postpartum depresyonu, kadınlar arasında yüzde 14 ile 33 arası oranlarda görülen, anne ve bebek sağlığını etkileyen ciddi bir ruhsal bozukluktur. Ruhsal bir bozukluğun en etkili tedavisi, risk etmenlerine karşı kişinin korunması ve güçlendirilmesidir. Postpartum depresyon risklerini belirleme, gebe ya da annenin ruhsal durumunu değerlendirme, uygun müdahalede bulunma ya da uygun destek kaynağına yönlendirme, psikiyatri hemşiresinin sorumlulukları arasında yer alan adımlardır” dedi.

Riskler belirlenerek farkındalık artırılacak”

Proje hakkında bilgiler veren Arş. Gör. Topcu, “Projenin ilk basamağı, ilk kez gebelik deneyimi yaşayan kadınların, doğum öncesi dönemde depresyon risklerini belirlemektir. Depresyon riski belirlenen gebeler içerisinde psikiyatri hemşireliği temel felsefesine dayanan ve sanat terapisi tekniklerini barındıran altı oturumluk bir program, online ve bireysel uygulanmaktadır. Programın temel amacı, kadınların postpartum yaşama risklerini azaltmaktır.  Projenin adı, program esnasında kişilerin sorun ve baş etme kaynaklarını belirlemek için kullanılan hikâye yazma oturumlarından oluşturulmuştur. Oturuma katılan kadınların kendileri ile ilgili farkındalıklarının artması, baş etme davranışlarını   desteklenmesi ve güçlü yönlerini keşfetmeleri, proje oturumlarının diğer amaçlarıdır. Projemiz, uzman psikiyatri hemşireleri tarafından oluşturulmuş bir doktora tezidir” diye konuştu.

Proje yürütücüsü Arş. Gör. Ege Miray Topcu aynı zamanda uluslararası onaylı bilişsel davranışçı terapist ve  sanat terapisi uygulayıcısı. Projenin danışmanlığını yapan Prof. Dr. Mahire Olcay Çam ise  uluslararası onaylı psikodramatist ve dans terapisti unvanlarını taşıyor.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Egeli akademisyenden gebelik sonrası depresyon riskinin azaltılmasına yönelik proje yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Beyin sisi farklı hastalıkların belirtisi olabilir! Depresyon, anksiyete, uykusuzluk ve bunama beyin sisi ile belirti verebiliyor! https://kocaelibasin.com.tr/beyin-sisi-farkli-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-depresyon-anksiyete-uykusuzluk-ve-bunama-beyin-sisi-ile-belirti-verebiliyor/ Thu, 28 Nov 2024 11:50:03 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/beyin-sisi-farkli-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-depresyon-anksiyete-uykusuzluk-ve-bunama-beyin-sisi-ile-belirti-verebiliyor/ İnsanların zihinsel yeteneklerindeki azalmayı fark etmelerinin bir hastalık anlamına gelmediğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof.

Beyin sisi farklı hastalıkların belirtisi olabilir! Depresyon, anksiyete, uykusuzluk ve bunama beyin sisi ile belirti verebiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
İnsanların zihinsel yeteneklerindeki azalmayı fark etmelerinin bir hastalık anlamına gelmediğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, beyin sisi olarak tanımlanan durumun bilimsel ya da tıbbi olarak bir hastalık olmadığını söyledi. Beyin sisi şikayetinin altında farklı nedenler olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, “Beyin sisi şikayetinin altından genellikle depresyon, anksiyete bozuklukları, uyku bozuklukları, bunamaların erken dönem belirtisi gibi hastalıklar çıkıyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, zihinsel fonksiyonlardaki bozuklukları tanımlamak için kullanılan ‘beyin sisi’ hakkında bilgi verdi. 

Beyin sisi bilimsel ya da tıbbi olarak bir hastalık değil 

Beyin sisinin, popüler kültürde sıkça duyulmaya başlanan bir terim olduğunu dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Beyin sisi bilimsel ya da tıbbi olarak bir hastalık değildir. Daha çok insanların kendi zihinsel fonksiyonlarıyla ilgili algıladıkları bir soruna halk dilinde verdikleri bir isimdir.” dedi.

Her insanın kendi zihinsel yeteneğindeki azalmayı fark etmesinin bir hastalık anlamına gelmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, “Bazen insanların kendilerinden çok yüksek performans beklentileri olabiliyor. Böyle durumda yüksek performans beklentisini karşılayamamak da bir rahatsızlık gibi algılanabiliyor. Bazen bunun altından farklı bir rahatsızlık da çıkabiliyor. Bu nedenle araştırmak gerekiyor. İnsanlar ‘ben eskisi kadar dikkatimi yoğunlaştıramıyorum, eskisi kadar kafam hızlı çalışmıyor, hafızam eskisi kadar güçlü değil, sanki böyle uykudan uyanamamışım gibi hissediyorum, sağlıklı düşünemiyormuş gibi hissediyorum’ gibi şikayetlerle bize başvurabiliyor ve bu tip şikayetler beyin sisini tanımlıyor. Biz bu şikayetleri duyduğumuz zaman altta yatan nedenleri düşünmeye başlıyoruz.” açıklamasını yaptı.

Depresyon ve anksiyete beyin sisi olarak algılanabiliyor 

Depresyon ve anksiyetenin beyin sisi üzerindeki etkisine değinen Prof. Dr. Barış Metin, bu bozuklukların özellikle beynin ön bölgesini etkilediğini söyledi ve şöyle devam etti:

“Bu durumu, yapılan nörogörüntüleme tetkiklerinde görebiliyoruz. Depresyon ve anksiyete hastalarında beynin ön bölgesinde, yani frontal loblarda yavaşlama görülüyor. Frontal loblar da beynin karar verme ve hatırlama ile ilgili bölgeleri olduğu için depresyon ve anksiyete bozukluğu olan insanlar özellikle hafıza bozukluğu yaşayabiliyor. Hafıza bozukluğu kişiler tarafından beyin sisi olarak da algılanabiliyor. Yani, depresyon ve anksiyete bozukluğu olan kişiler gerçek zihinsel kapasitesini frontal lob etkilenmesine bağlı olarak kullanamayabilir. Bu nedenle günlük yaşamında performans düşüklüğü yaşayabilir.”

Sık rüya görmek beyin sisi ile bağlantılı… 

Sık rüya görmenin beyin sisiyle bir bağlantısı olup olmadığına da açıklık getiren Prof. Dr. Barış Metin, “Sık rüya görmek, aslında uyku kalitesinin bozuk olduğunu gösteriyor. Aslında her gece rüya görüyoruz, rüyamızı hatırlamamız uykumuzun bölündüğü anlamına geliyor ki o bölündüğü sıralarda uyandığımız için rüyayı hafızaya kaydediyoruz. Sık rüya gören insanların genellikle uyku kalitesi düşüktür. Bu durumun nedeni uyku apnesi, depresyon veya farklı bir rahatsızlık da olabilir. Bunların hepsi beyin sisi ile bağlantılı rahatsızlıklardır.” dedi.

Prof. Dr. Barış Metin ayrıca beyin sisinin bir görme bozukluğu olmadığına ve ‘beyin sisi’ denilince bulanık görme gibi bir durumu düşünmemek gerektiğine vurgu yaptı.

Beyin sisi tedavisi altta yatan nedenin tedavisinden geçiyor 

Beyin sisi tedavisi için altta yatan hastalığın bulunması gerektiğini yineleyen Prof. Dr. Barış Metin, “Beyin sisi şikayeti bulunan hastalar uzman hekimlere başvurduğunda çoğunlukla hekimler altta yatan nedeni anlayabiliyor. Çoğunlukla beyin sisi şikayetinin altından depresyon, anksiyete bozuklukları, uyku bozuklukları, bunamaların erken dönem belirtisi gibi hastalıklar çıkıyor. Altta yatan hastalık tespit edildikten sonra, bu hastalığa yönelik kişiye özel bir tedavi planlamak gerekiyor.” dedi.

Beyin sisi şikayetini önlemek için önerilerde de bulunan Prof. Dr. Barış Metin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Düzenli uyku çok önemli. Uyku bozukluğu problemi varsa mutlaka tedavi edilmeli. Herhangi bir vitamin eksikliği tespit edilmesi halinde ona yönelik tedavi planlanmalı. Bünyeyi yormadan düzenli egzersiz yapılmalı. Stres hayatımızın bir parçası, stressiz bir yaşam mümkün değil. Ancak aşırı stresten kaçınmak gerekir. Yoğun kaygılarınız varsa, kendinizi hiçbir şeyden keyif almıyormuş gibi hissediyorsanız bir uzmandan destek alınması gerekir. Bu tip rahatsızlıklar zihinsel kapasiteyi de etkiler.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Beyin sisi farklı hastalıkların belirtisi olabilir! Depresyon, anksiyete, uykusuzluk ve bunama beyin sisi ile belirti verebiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>