?>
?>
Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Tıbbi Biyokimya Bölümünden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, protein tozlarının sağlık için beklenmedik riskler barındırabileceğine dikkat çekiyor.
Protein tozları ilave şeker ve yapay tatlandırıcılar içerebiliyor
Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, protein tozlarının, soya fasulyesi, bezelye, pirinç, patates veya kenevir gibi bitkilerden, yumurtadan veya sütten (kazein veya peynir altı suyu proteini) gelen toz protein formları olduğunu ifade ederek, “Protein tozları, ilave şekerler, yapay tatlandırıcılar, koyulaştırıcılar, vitaminler ve mineraller gibi çeşitli bileşenler içerebilir. Her bir ölçekteki protein miktarı genellikle 10 ila 30 gram arasında değişir. Kas inşasına yönelik takviyeler genellikle daha yüksek protein içeriğine sahipken, kilo kaybı için tasarlanan takviyeler daha az protein içerir.” dedi.
Protein tozlarının uzun vadeli etkileri bilinmiyor
Protein tozu kullanırken dikkate alınması gereken çok sayıda risk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Protein tozu bir diyet takviyesidir. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ürünlerin güvenliğini ve etiketlenmesini değerlendirmeyi üreticilere bırakır. Yani, bir protein tozunun üreticilerin iddia ettiği şeyi içerip içermediğini bilmenin bir yolu yoktur. Uzun vadeli etkilerini bilmiyoruz. Takviyelerden yüksek protein alımının olası yan etkileri hakkında da sınırlı veri var.” diye konuştu.
Mide-bağırsak rahatsızlığına neden olabiliyor
Protein tozlarının sindirim sıkıntısına neden olabileceğini de dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Süt alerjisi olan veya laktozu (süt şekeri) sindirmekte zorluk çeken kişiler, süt bazlı bir protein tozu kullandıklarında mide-bağırsak rahatsızlığı yaşayabilirler” ifadesinde bulundu.
Bu tozların eklenmiş şeker ve kalori açısından yüksek olabileceğini de anlatan Tekkeşin, “Bazı protein tozlarında az, bazılarında ise çok fazla (ölçek başına 23 grama kadar) eklenmiş şeker bulunur. Bazı protein tozları bir bardak sütü 1.200 kaloriden fazla bir içeceğe dönüştürüyor. Bu da kilo alımına ve kan şekerinde sağlıksız bir artışa neden olabilir.” şeklinde konuştu.
Birçok protein tozunda kurşun ve arsenik gibi ağır metaller bulundu
Protein tozlarındaki toksinler hakkında yayımlanan bir rapora da atıfta bulunan Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Araştırmacılar 134 ürünü 130 tür toksin açısından taradılar ve birçok protein tozunun ağır metaller (kurşun, arsenik, kadmiyum ve cıva), bisfenol-A (plastik yapmak için kullanılan BPA), pestisitler veya kanser ve diğer sağlık sorunlarıyla bağlantılı diğer kirleticiler içerdiğini buldular. Bazı toksinler önemli miktarlarda mevcuttu. Örneğin, bir protein tozu, izin verilen BPA sınırının 25 katını içeriyordu.” dedi.
Belirli durumlarda tıbbi gözetim altında kimyasal içermeyen protein tozları faydalı
Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, belirli durumlarda tıbbi gözetim altında kimyasal içermeyen protein tozlarının faydalı olabileceğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“Kanser tedavisi veya yaşlılıktan kaynaklanan güçsüzlük sonucu yeme güçlüğü veya iştahsızlık, cerrahi kesi veya iyileşmeyen basınç yaraları, ek kalori ve protein ihtiyacı gerektiren yanıklar gibi ciddi sağlık sorunlarında bu durum geçerli olabilir. Bunlar dışında, proteini doğal kaynaklardan almak daha sağlıklıdır. Bu kaynaklar arasında kuruyemişler, tohumlar, az yağlı süt ürünleri (yoğurt, süt, peynir), baklagiller (fasulye, mercimek), balık, kümes hayvanları, yumurta ve yağsız et bulunur. Protein ihtiyacınızı karşılamak için bu doğal gıdalar yeterlidir; toz kullanmanıza gerek kalmadan sağlıklı bir protein alımı sağlayabilirsiniz.”
Belirli durumlarda ve tıbbi gözetim altında kullanılmalı…
Proteinin, kasların, kemiklerin güçlenmesi ve birçok vücut fonksiyonunun oluşumu ve sürdürülebilmesi için gerekli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Ancak, birçok yaşlı yetişkin iştahsızlık nedeniyle yeterli miktarda protein alamayabilir. Yine de dikkatli olunmalıdır; bir ölçü çikolatalı veya vanilyalı protein tozu, sağlık açısından riskler barındırabilir. Bu nedenle, yalnızca belirli durumlarda ve tıbbi gözetim altında protein tozu kullanımını öneriyorum.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kas yapayım derken sağlığınızdan olmayın! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Sonbaharla birlikte çok sık karşılaşılan bakteri ve virüs kaynaklı solunum yolu enfeksiyonları; burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, ateş yüksekliği ve öksürük gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Sinüsler, boğaz, burun, hava yolları veya akciğerler gibi vücudun solunumla ilgili kısımlarını etkileyen enfeksiyonlar hapşırma, öksürme, konuşma, tokalaşma, sarılıp öpüşme ve eşyalara el teması yoluyla çok çabuk bulaşabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülseren Sağcan, üst solunum yolu enfeksiyonunun belirtilerinin ortalama bir-iki hafta devam ederken, alt solunum yolu enfeksiyonlarında akciğerler de etkilendiği için bu sürenin uzayabildiğini belirterek “Üst solunum yolu enfeksiyonları uygulanan ilaç tedavileri, doğal takviyeler ve dinlenme ile daha kolay atlatılabilen bir rahatsızlık iken bronşit ve zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarında daha ağır ve uzun süreli tedavi gerekiyor” diyor. Üst solunum yolundan başlayan enfeksiyonun alt solunum yoluna geçerek çok daha ciddi bir hastalık olan zatürreye neden olduğunu vurgulayan Dr. Sağcan, tanı ve tedavide gecikildiği, gerekli tedaviye kısa sürede başlanmadığı taktirde klinik tablonun ağırlaşarak hastanın genel durumunda bozulmaya yol açtığını ve klinik durumuna göre hastanede yatışı gerektirebildiğini söylüyor.
Bakteriyel mi Viral etken mi olduğu çok iyi belirlenmeli!
Hastalığa yol açan etkenin bakteriyel ya da viral olup olmadığını anlamanın, tedavi yaklaşımını belirleyeceği için son derece önemli olduğunu belirten Dr. Gülseren Sağcan sözlerine şöyle devam ediyor: “Etkeni saptamak amacıyla bazı kan tetkikleri, akciğer grafisi, boğaz kültürü ve solunum virüsleri panelinden faydalanılmaktadır. Viral enfeksiyonlarda antibiyotikler işe yaramazken, bakteri enfeksiyonlarında hayat kurtarıcı oluyor. Bu nedenle hastalığın tanısı konulmadan, gelişigüzel antibiyotiğe sarılmamak gerekir. Aksi taktirde gereksiz antibiyotik kullanımı hem hastalığa çare olmayacak hem de vücudun antibiyotiğe karşı direnç kazanmasına yol açacağından, ileride gerçekten antibiyotik kullanılması gereken bir durum olduğunda etkisini gösteremeyecektir.”
Hastalıktan korunmak için bu önerilere dikkat!
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Sağcan, sonbaharla birlikte yaygınlaşan enfeksiyonlardan korunmak için olmazsa olmaz önerilerini şöyle sıralıyor;
Fayda sağlamak yerine ölümcül olabilir!
Kişide solunum yolu enfeksiyonu ile ilgili şikayetler başladığında bir hekim tarafından muayenesi yapılıp tanı konulmadan evde serum takılmasının son derece zararlı olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülseren Sağcan önemli uyarılarına şu sözlerle devam ediyor: “Çünkü teşhisi konulmadan her semptomu olana ‘’atom serum’’, ‘’vitamin serumu’’, ‘’sarı serum’’ veya ‘’doping serumu’’ adı altında uygulamalar yapılmaktadır. Öncelikle vitaminlerin damar yolundan kullanılmasının ciddi alerjik reaksiyonlara, organ yetmezliklerine hatta ölüme yol açma riski bulunduğundan bu serumların hastane ortamında uygulanması gerekmektedir. Bir diğer önemli nokta; hastalığın teşhisinin konulmasını ve gerçek tedavinin başlanmasını geciktirdiği için hayatı tehdit etmektedir. Ne yazık ki bir göğüs hastalıkları uzmanı olarak günlük pratiğimde evde birkaç kez serum taktırıp hastalığı ilerleyen ve genel durumu kötüleşen pnömoni dediğimiz zatürre tablosu ile solunum yetmezliği olan birçok hastayla karşılaşmaktayım. Bu durum tedaviyi güçleştirmekte, erken tanı ve tedavi sayesinde ayakta bir haftada atlatılabilecek bir durum iken uzamış hastane yatışlarına hatta yoğun bakım ünitesinde yatışlara yol açmaktadır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Dikkat! Enfeksiyonlardan Korunayım Derken! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>