?>
?>
Kabul edilen proje ile Madrid, Çankaya, Budapeşte ve Zagreb iklim değişikliğine uyum çalışmaları kapsamında pilot bölgeler oldu. Avrupa Birliği bu kentlerde uygulanacak projeler için toplamda 3 Milyon Euro kaynak sağlayacak.
Çankaya Belediyesi, sürdürülebilir enerji ve iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım atarak İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı’nın ardından bir ilke daha imza attı. Çankaya Belediyesi, Avrupa Birliği’nin “Adil İklim Direnci” çağrısı kapsamında hazırladığı ve merkezinde Bademlidere Cumhuriyet Parkı’nın yer aldığı “JUST4CARE Projesi” ile AB’den tam destek aldı.
Kabul edilen proje ile Madrid, Çankaya, Budapeşte ve Zagreb iklim değişikliğine uyum çalışmaları kapsamında pilot bölgeler oldu. Avrupa Birliği bu kentlerde uygulanacak projeler için toplamda 3 Milyon Euro kaynak sağlayacak. Projenin ortak uygulayıcıları arasında Çankaya Belediyesi’nin yanı sıra Uludağ Üniversitesi ile İklim ve Çevre Derneği de yer alacak.
BADEMLİDERE POZİTİF ENERJİ MERKEZİ OLACAK
“JUST4CARE Projesi” ile Çankaya Belediyesi Bademlidere Cumhuriyet Park’ı ve parkın yer aldığı çevrede bir pilot uygulama yürütecek. Proje kapsamında Bademlidere Parkı iklim uyumu ve sosyal dayanıklılık için bir merkez görevi görecek. Park ve çevresinde “Kentsel Yaşam Laboratuvarı” ve “Pozitif Enerji Bölgesi” çalışmaları yürütülecek. Pilot bölgede, karbon emisyonlarını azaltmak, bölgeyi kendi kendine yeterli hale getirmek ve enerji verimliliğini artırmak için enerji sistemlerine ilişkin çalışmalar ile su yönetimi altyapısı geliştirilmesine yönelik uygulamalar yürütülecek.
Proje kapsamında, Bademlidere ve çevresinde sel riskinin azaltılması yönünde yapılacak çalışmaların yanı sıra bölgedeki gençler ve diğer sakinler için yenilenebilir enerji, su yönetimi ve İklim uyumu, yeşil ekonomi ve istihdam alanlarında eğitim uygulamaları da gerçekleştirilecek.
ÖRNEK MODEL OLACAK
Proje ve pilot uygulamanın merkezinde yer alan Bademlidere Cumhuriyet Parkı’nın uygun şekilde planlanması ve yönetimine mahalle sakinlerin katılımı da sağlanacak. Projeyle birlikte bölgedeki sosyal gelişimin teşvik edilmesi, uyum, çevresel sorumluluk ve iklim risklerinin daha derinlemesine anlaşılması sağlanacak. Avrupa Birliği’nden tam destek alan bu pilot uygulama kentsel dayanıklılık ve sürdürülebilirlik için de Türkiye’ye örnek olabilecek bir model haline gelecek.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çankaya Belediyesi’nin İklim Direnci Projesine Avrupa’dan Destek yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Bu kapsamda bilinçli antibiyotik kullanımının önemine dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve hatta bazen imkansız bile olabilir.” dedi. COVID-19 pandemisiyle antibiyotik direncinin önemli ölçüde arttığının düşünüldüğüne değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren tek sağlık sorunudur. Bu sorunun ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması geleceğimiz için büyük önem taşıyor.” uyarısını yaptı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, her yıl 18-24 Kasım tarihlerinde kutlanan ‘Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası’ kapsamında bilinçli antibiyotik kullanmanın önemine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi imkansız olabilir!
İlaçların belirli bir dozda oluşturduğu etkinin, aynı dozda tekrarlayan kullanımlarından sonra azalması veya aynı etkiyi oluşturmak için daha yüksek dozda kullanılmaları gerekliliğinin antibiyotik direnci olarak tanımlandığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotik direnci kısaca ilaç etkisine karşı direnç gelişimi demektir. Antibiyotikler bugüne kadar milyonlarca hayat kurtarmış olup tıpta devrim niteliği taşır. Ancak her antibiyotik kullanımı, antibiyotik direncinin gelişmesine de katkı sağlayabilir.” dedi.
Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisinin zor ve hatta bazen imkansız olabildiğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotiğe dirençli mikroorganizmalar toplumda, sağlık kurumlarında ve çevrede (toprak ve su da dahil olmak üzere) çeşitli ortamlara hızla yayılabilir. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren ‘tek’ sağlık sorunudur.” açıklamasını yaptı.
Sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren bir sorun!
Antibiyotik direncinin tüm dünyayı ve sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren, çok önemli bir sağlık sorunu olduğuna vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Günümüz teknolojik ve ekonomik koşullarının yardımıyla uluslararası seyahat sıklığının artmasının bir sonucu olarak, dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan antibiyotik direnci sorunu çok kısa süre içinde tüm dünyayı kapsayan bir boyuta ulaşabiliyor. Bu nedenle, ulusal düzenlemeler ve çalışmalar, dünya genelinde antibiyotik direncinin kontrol altına alınmasında kilit rol oynar. Ancak başarıya ulaşmak için tüm ulusal programların aynı başarı seviyesine ulaşmaları gerekir.” şeklinde konuştu.
COVID-19 pandemisinin antibiyotik direncini önemli ölçüde arttığı düşünülüyor
Son dönemlerde tedavi alanına giren yeni antibiyotiklerin sayısının oldukça az ve direnç konusundaki sorunları çözme beklentisini tam olarak karşılayamadığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Artık geçmişte olduğu gibi yeni bir antibiyotiğin kullanımı sonunda direnç gelişmesi ve yeni diğer bir antibiyotiğin tedavi alanına girmesi ve tekrar buna da direnç gelişmesi sonucu bir diğer yeni antibiyotiğin devreye girmesi dönemi kapandı. Elimizde kalan antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmamız yani iyi yönetmemiz gereken bir dönemdeyiz.” değerlendirmesini yaptı.
Dr. Dilek Leyla Mamçu ayrıca, COVID-19 pandemisi başlarında geniş spektrumlu antibiyotiklerin aşırı ve yanlış kullanımı sonucu dünya çapında antimikrobiyal direnç oranlarının önemli ölçüde arttığının düşünüldüğünü söyledi.
Akılcı antibiyotik kullanımı nasıl olmalı?
“İdeal antibiyotik kullanımı için, doğru tanı sonrası doğru antibiyotik en uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla, uygun süreyle verilmelidir.” diyen Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalı. Tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur.”
Sorun ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınmalı
Antimikrobiyallere direncin önlenmesi veya azaltılmasında tüm antibiyotik kullanım alanları (tıp, veterinerlik ve tarım) için ortak geliştirilmiş ulusal antibiyotik politikaları yanında enfeksiyon kontrol tedbirlerinin uygulanmasının esas olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ülkemizde antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesi bu anlamda çok önemli bir yarar sağladı.” dedi.
Hem hastaların, hem sağlık kurumlarının hem de hayvan yetiştiricileri ve tarımla uğraşanların antibiyotik kullanımı konusunda bilinçli davranmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sorunun ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması geleceğimiz için büyük önem taşıyor. Antibiyotik yönetimi tek başına çözüm olarak kabul edilmemeli, bu stratejilerle birlikte enfeksiyon kontrol önlemleri ödün verilmeksizin uygulanmalı. Hastanelerdeki antibiyotik yönetimi, toplumdaki antibiyotik kullanımı ve toplumdaki direnç sorunu birlikte ele alınmalı.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İnsan, hayvan ve çevre sağlığını içeren ‘tek’ sağlık sorunu: Antibiyotik direnci yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Genetik insülin direncinin derecesini belirliyor
Bilimsel adı ‘diabetes mellitus’ olan, diyabet olarak da bilinen şeker hastalığı, pankreasın yeterince insülin üretememesi veya vücudun onu doğru kullanamaması sonucu kan dolaşımında şekerin birikmesine bağlı kanda yüksek şeker varlığı ile karakterize kronik bir hastalıktır. İnsülin direnci ise kas, yağ ve karaciğerdeki hücrelerin pankreas tarafından üretilen insüline iyi yanıt vermemesi sonucu bu hücrelerin kandan glukozu kolayca alamaması durumudur. İnsülin direnci, erişkin nüfusun yaklaşık %25’inde bulunmaktadır. Yaş, kilo, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite (kas kütlesi) ve genetik özelliklerimiz insülin direncinin derecesini belirlemektedir.
Diyabete giden yolda ilk basamak insülin direnci
İnsülin direnci oluştuğunda, pankreas direnci yenmek için daha fazla insülin salgılar, erken dönemde bu durum kilo artışı ile ilişkili olabilmektedir. Salgılanan fazla insülin nedeniyle yemek sonrası kan şekerinde düşmeler görülebilir. Bu durum reaktif hipoglisemi olarak adlandırılır. Tatlı krizleri, yemek sonrası rehavet, ani bastıran uyku vb. belirtiler bu hastalardaki kan şekerinde ani yükselmeler ve düşmelerle ilişkilidir. Uzun dönemde ise fazla insülin salgılandığı için yorulan pankreasın insülin rezervi azalmakta ve önce prediyabet daha sonrada diyabet gelişebilmektedir. Prediyabet başladıktan sonra ortalama 10-12 yılda hastaların %50’sinde, 20 yılda ise hastaların %80’den fazlasında diyabet gelişmektedir. Dolayısıyla insülin direnci, diyabete giden süreçte ilk basamak olarak kabul edilmektedir.
Süreç kısır döngü halinde ilerliyor
İnsülin direnci için en önemli risk faktörü kişinin vücudunda yağ dokusunun fazla olmasıdır. Yani obezite hastalığıdır. İnsülin direnci obeziteyi, obezite ise insülin direncini artırmaktadır. Süreç kısır döngü halinde ilerlemektedir. İnsülin direnci gelişiminde en önemi nedenlerden biri de genetik faktörlerdir. Genetik faktörlerimizi değiştiremeyiz. Ancak beslenme, yaşam tarzı değişikliği, fiziksel aktivite ile daha sağlıklı bir vücuda sahip olmak mümkündür. Böylelikle insülin direncinin gelişmesi ve diyabete yakalanma ihtimali de azalmış olur.
Çocuklarda da diyabet riski artıyor
Son yıllarda ülkemizde ve dünyada çocukluk çağı obezitesinin de görülme sıklığı artmış bulunmaktadır. Bunun sonucunda çocuklarda ve gençlerde önce insülin direnci, daha sonra prediyabet ve Tip 2 diyabet görülme sıklığı artış göstermektedir. Tip 2 diyabet çocukluk ve gençlik döneminde çok nadiren görüldü. Ancak son yıllarda bu yaş gruplarında da Tip 1 diyabetten daha fazla görülmektedir. Diyabetten korunmak için Akdeniz diyetiyle beslenmek önerilmektedir. Akdeniz diyetinin temelini bitkisel gıdalar, tahıllar, meyveler, sebzeler ve baklagiller oluşturmaktadır. Yağ olarak zeytinyağı kullanımı, kırmızı etin sınırlı tüketimi; balık, deniz ürünlerinin ve süt ürünlerinin ise orta düzeyde tüketilmesini içermektedir. Sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli fiziksel aktivite, stresten uzak durmak, sigara ve alkolden kaçınmak, düzenli uyku ve bol sıvı tüketimine dikkat edilmelidir.
Tip 2 diyabet yavaş ilerleyen kronik sinsi ilerleyici bir hastalıktır. Hastalık ilk yıllarda önemli bir belirti vermeyebilir ancak ilerleyip bulgular ortaya çıktığında genelde çok ilerlemiş olabilmektedir. Dolayısıyla riskli kişilerin belirlenmesi ve düzenli aralıklarla kan şekerinin ölçülmesi erken tanı için önemlidir.
Diyabet pek çok hastalığı çağırıyor
Ailesinde diyabet olanlar, prediyabeti/insülin direnci olan hastalar, obezite hastaları, polikistik over sendromu olan kadınlar, kilolu çocuk doğuran kadınlar, kolesterol yüksekliği olanlar, hipertansiyon hastaları, düzenli egzersiz yapmayanlar, sağlıksız beslenenler ve şehirlerde yaşayanların mutlaka düzenli olarak kan şekerlerinin kontrol edilmesi ve bu gruplara yönelik farkındalık ve tarama programları yapılması gerekmektedir. Diyabetli hastalarda kalp damar hastalıkları çok daha sık görülmekte, böbrek yetmezliği ve diyaliz riski daha yüksek seyretmektedir. Bazı psikiyatrik hastalıklar, uyku problemleri, üreme problemleri, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, inme, karaciğer yağlanması, bazı kanserler de diyabetli hastalarda daha sık görülebilmektedir.
Diyabet günü uzmanları buluşturdu
14 Kasım Dünya Diyabet Günü bu önemli hastalık konusunda farkındalık oluşturulması için büyük önem taşımaktadır. Memorial Sağlık Grubu da bu alanda önemli bir etkinliğe imza attı. Memorial Endokrin Buluşmalarının ilki “Diyabet + Obezite = Diyabezite” konusuyla 14 Kasım Dünya Diyabet Günü özelinde Memorial Şişli Hastanesi’nde Prof. Dr. İbrahim Şahin’in öncülüğünde gerçekleşti. Endokrin ve Metabolik Cerrahi camiasının önde gelen isimlerinin yer aldığı etkinlikte; diyabet hastalığındaki güncel tedaviler, yeni ilaçların varlığı, obezitenin diyabet etkisi üzerinde duruldu ve güncel bilgiler aktarıldı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İnsülin Direnci ve Obezite Kısır Döngüsüne Dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>