?> ?> edilmeli arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Fri, 18 Jul 2025 14:14:51 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png edilmeli arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Çilingir Hizmeti Alırken Nelere Dikkat Edilmeli? https://kocaelibasin.com.tr/cilingir-hizmeti-alirken-nelere-dikkat-edilmeli/ Fri, 18 Jul 2025 14:14:50 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/?p=87342 Günlük yaşamda anahtar kaybetmek, kapıda kalmak veya eski bir kilidi yenilemek çoğu insanın karşılaştığı sorunlardan biri. Böyle anlarda hızlı ve güvenilir bir çilingir desteği almak büyük önem taşıyor. Özellikle Kocaeli’nde çilingir arayışlarında ya da İzmit’te yaşayanlar için doğru seçim yapmak hem ev hem de aile güvenliği açısından kritik bir adım haline geliyor. Çilingir Seçerken Nelere […]

Çilingir Hizmeti Alırken Nelere Dikkat Edilmeli? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Günlük yaşamda anahtar kaybetmek, kapıda kalmak veya eski bir kilidi yenilemek çoğu insanın karşılaştığı sorunlardan biri. Böyle anlarda hızlı ve güvenilir bir çilingir desteği almak büyük önem taşıyor. Özellikle Kocaeli’nde çilingir arayışlarında ya da İzmit’te yaşayanlar için doğru seçim yapmak hem ev hem de aile güvenliği açısından kritik bir adım haline geliyor.

Çilingir Seçerken Nelere Bakmalı?

İlk olarak, hizmet alınacak kişinin gerçekten kocaeli çilingir olarak bölgede faaliyette bulunduğundan emin olmak gerekiyor. Çünkü internette yapılan aramalarda farklı şehirlerden yönlendirme yapan numaralar da çıkabiliyor. Yerel, tanınan bir izmit çilingir firması ile çalışmak hem zamandan tasarruf sağlar hem de fiyat açısından avantaj sunar.

Fiyatlandırma da önemli bir detay. İşleme başlamadan önce alınacak hizmetin bedelini öğrenmek ve olası ek ücretleri sormak gerekir. Gece saatlerinde ya da tatil günlerinde bazı çilingirler ekstra ücret talep edebilir. Bu yüzden hizmet öncesi fiyat konusunda net olmak fayda sağlar. Şeffaf fiyatlandırma sunan bir çilingir ile sürpriz masrafların önüne geçmek mümkündür.

Güvenlik ise en önemli konuların başında geliyor. Gelen kişinin oda kaydı, kimlik belgesi veya işyeri kartı olup olmadığı sorulmalı. Ayrıca, açık adresi ve sabit iletişim numarası bulunan bir izmit çilingir ile çalışmak, hem hizmet sonrası destek almak hem de olası sorunlarda tekrar ulaşmak için avantaj sağlar.

Hangi Durumlarda Çilingir Desteği Gerekir?

Anahtar kaybolduğunda, kapıda kalındığında ya da yeni bir eve taşınıldığında çilingir desteği hayat kurtarır. Özellikle yeni eve taşınanların tüm kilitlerini değiştirmesi tavsiye edilir. Çünkü eski anahtarların kimde olduğu çoğu zaman bilinmez ve bu durum güvenlik riski oluşturur. Profesyonel bir izmit anahtarcı, kapı açma, kilit değişimi ve yedek anahtar yapımı gibi konularda hızlı ve pratik çözümler sunar.

Günümüzde birçok araç anahtarı elektronik ve immobilizer sistemli olduğu için, oto anahtarlarının çoğaltılması veya kaybolan anahtarın yerine yenisinin yapılması da uzmanlık gerektirir. Böyle bir durumda güvenilir bir çilingir ile iletişime geçmek avantaj sağlar. Kasa açma ve güvenlik kamerası montajı gibi ek ihtiyaçlarda da bölgedeki deneyimli bir anahtarcı hizmet verebilir.

Sonuç ve Tavsiyeler

Çilingir hizmeti alırken hızlı ulaşılabilirlik, şeffaf fiyat politikası, kaliteli malzeme kullanımı ve güvenilirlik ön planda tutulmalı. Hizmet sonrası fatura veya servis fişi almak, ileride yaşanabilecek sorunlara karşı güvence sağlar. Kocaeli’nde çilingir desteğine ihtiyaç duyduğunuzda, deneyimli ve referans sahibi Kocaeli Anahtar ile çalışmak hem zamandan kazandırır hem de güvenliğinizi artırır.

Çilingir Hizmeti Alırken Nelere Dikkat Edilmeli? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Binalarda yangın sistemi nasıl olmalı, yangınlara nasıl müdahale edilmeli! https://kocaelibasin.com.tr/binalarda-yangin-sistemi-nasil-olmali-yanginlara-nasil-mudahale-edilmeli/ Wed, 22 Jan 2025 11:49:57 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/binalarda-yangin-sistemi-nasil-olmali-yanginlara-nasil-mudahale-edilmeli/ Yangın söndürme tüplerinden kaçış yollarına kadar birçok kritik detaya dikkat çeken Uçan, “Her binada en az iki yangın merdiveni bulunması gereklidir.

Binalarda yangın sistemi nasıl olmalı, yangınlara nasıl müdahale edilmeli! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Yangın söndürme tüplerinden kaçış yollarına kadar birçok kritik detaya dikkat çeken Uçan, “Her binada en az iki yangın merdiveni bulunması gereklidir. Katlarda kat planı yer almalı. Bu plan, her kattaki kişilerin nasıl tahliye olacağını ve hangi yollardan kurtulacaklarını göstermeli.” diye konuştu. 

4 katlı ve üzeri binalarda yangın önlemlerin zorunlu olduğunu ifade eden Dr. Uçan, “Yangın anında tüm bu sistemlerin eksiksiz çalışması şart.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, yangına karşı nasıl önlem alınması gerektiğini anlattı.

Koridor uzunluğu 25 metreyi geçiyorsa, 2 veya 3 tüp yerleştirilebilir

Bir binada yangına karşı nasıl önlem alınması gerektiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Öncelikle, 4 katlı veya daha yüksek binalarda alınması gereken yangın önlemlerine bir örnek üzerinden bakalım. İlk olarak, binalarda yangın tüplerinin bulunması gerekiyor. Yangın tüpleri, her 25 metrede bir yerleştirilmelidir. Bu tüpler, yerden 30-40 cm yukarıda, duvara asılı bir şekilde bulunmalıdır ve düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir. Eğer koridor uzunluğu 25 metreyi geçiyorsa, 2 veya 3 tüp yerleştirilebilir. Bu durum, binanın büyüklüğüne ve yapısına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.” dedi.

Her binada en az iki yangın merdiveni bulunması gerekli

Yangın merdivenlerinin önemine dikkat çeken Uçan, “Her binada en az iki yangın merdiveni bulunması gereklidir. Binanın büyüklüğüne bağlı olarak bu sayı artabilir; örneğin, bazı binalarda üç yangın merdiveni bulunabilir. Katlarda kat planı yer almalı. Bu plan, her kattaki kişilerin nasıl tahliye olacağını ve hangi yollardan kurtulacaklarını göstermeli. Bir binaya, otele ya da hastaneye gittiğimizde bu tür bilgilendirmeleri mutlaka incelemeliyiz. Bu bilgiler, yangın anında nasıl hareket edeceğimizi bilmemiz açısından oldukça önemlidir.” diye konuştu.

Acil yardım butonu ve yangın dolabı bulunmalı!

Acil durum butonuna da dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, şöyle devam etti:

“Bu buton kırılarak yangın başladığına dair uyarı verilmeli. Bu uyarı, yüksek sesle duyulabilir ve böylece hızlı bir şekilde harekete geçilmiş olur. Türkiye’deki en büyük sorunlardan biri de olay anında, özellikle karanlıkta, bu tür talimatları okumanın mümkün olmaması. Acil çıkış ışığı olmalı ve elektrikler kesildiği anda akü, jeneratör, batarya…gibi sistemlerle beslenerek çıkış yönünü göstermeli. Binalarda yangın dolabı bulunmalı. Yangın dolabının içinde genellikle 25 metre uzunluğunda bir alana erişim sağlayan hortum olmalı.”

Yangın merdivenlerinin bulunduğu alanlara eşya konulmamalı

Yangın merdivenlerinin kapısının kilitli olmamasının önemine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Yangın merdivenleri binanın dışında çelikten yapılmış olabilir ya da içeride konumlandırılmış olabilir. Bu merdivenler, acil durumlarda insanların tahliye edilmesi için çok önemlidir. Ancak ne yazık ki apartmanlarda yangın merdivenlerinin bulunduğu alanlara eşya koyuluyor. Bu kesinlikle yapılmamalıdır. Yangın planının uygulandığı bu alanlar tamamen boş bırakılmalıdır, çünkü kaçış anında bu eşyalar ciddi engeller oluşturabilir. Ayrıca her katta, o katın kaçıncı kat olduğunu belirten bir işaret bulunmalıdır.” dedi.

Fıskiye sistemleri ve duman dedektörleri erken müdahale için kritik!

Normal apartmanlarda sprink (fıskiye) sistemlerinin gerekmeyebileceğini ancak birçok kişinin bulunduğu binalarda sprinklerin de olması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Yangın anında alarm devreye girdiğinde ya da duman algılandığında bu sistemler otomatik olarak çalışır. İçlerindeki cam bir güvenlik mekanizmasıyla kırılır ve su püskürterek yangını bastırır. Bu sayede yangının yayılması önlenmiş olur. Bu sistemler, yangın güvenliği açısından oldukça önemlidir. Duman dedektörü de olmalıdır. Bu dedektörler, dumanı algıladığı anda alarm veriyor ve sistem devreye giriyor. Bu da yangın anında erken müdahale için kritik bir role sahip.” şeklinde konuştu.

Düzenli kontrol ve bakım şart!

Yangın pompasının aylık olarak test edilmesi ve yılda bir kez kapsamlı bakımdan geçirilmesi, yangın algılama sisitemlerinde duman ve ısı sensörlerinin 6 ayda bir kontrol edilmesi ve gerektiğinde kalibrasyon yapılması, yangın alarm panosunun da aylık olarak kontrol edilerek sistemin çalışır durumda olduğunun raporlanması gerektiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, sprink sistemlerinin yılda bir kez uzman ekiplerce kontrol edilerek test edilmesi gerektiğini ve kaçış yolları ile merdivenlerin de haftalık olarak denetlenmesi, kapıların açık ve engellerden arındırılmış olduğundan emin olunmasının önemini vurguladı.

Jeneratör devreye girerek yangın pompaları hemen çalışmalı!

Yangına müdahalede yangın pompalarının çok önemli olduğunu vurgulayan Uçan, “Yangın söndürme ve elektrik kesintisi durumunda hızlıca jeneratör devreye giriyor. Pompa fıskiyelerden yangın alanına su püskürtüyor. Elektriğin kesilmesiyle sistemin çalışmaması söz konusu olmamalı. Elektrikli jeneratörü yedekleyen dizel yakıtlı sistemler olmalı. Zaten yangın anında güvenlik protokolleri gereği elektrikler otomatik olarak kesiliyor. Elektrik kesildiği anda jeneratör devreye giriyor ve yangın pompaları hemen çalışmaya başlıyor. Büyük binalarda çok büyük su depoları bulunuyor. Bu depolarda yangın durumunda kullanılmak üzere özel bir alan var. Depolardaki su tamamen bitse bile, yangına özel ayrılan su miktarı bu durumu telafi ediyor. Bu sistemler, suyun kesintisiz bir şekilde kullanılmasını sağlıyor. Sprink sistemi çalışmaya başladığında, yangını bastırmak için su püskürtüyor. Ayrıca itfaiye ekipleri geldiğinde bu sistemler, itfaiyeye de destek sağlıyor.” dedi.

Tatbikatlar önemli!

Dr. Uçan belirli periyotlarda tatbikatların da çok önemli olduğunu söyledi ve sistem denetim periyotlarını şu şekilde ifade etti:

Sprink Sistemleri:

Sprink sistemleri yılda bir kez uzman ekiplerce kontrol edilmeli ve test edilmelidir.

Yangın Pompa Grubu:

Yangın pompaları aylık olarak test edilmeli, yılda bir kez kapsamlı bakımdan geçirilmeli.

Yangın Algılama Sistemi:

Duman ve ısı sensörleri 6 ayda 1 kontrol edilmeli ve gerektiğinde kalibrasyon yapılmalı. Yangın alarm panosu, aylık olarak kontrol edilmeli, sistemin çalışır durumda olduğu raporlanmalı.

Kaçış Yolları ve Merdivenleri:

Haftalık olarak denetlenmeli, kapıların açık ve engellerden arındırılmış olduğundan emin olunmalıdır.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Binalarda yangın sistemi nasıl olmalı, yangınlara nasıl müdahale edilmeli! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Şeffaf plakların temizlik ve bakımında nelere dikkat edilmeli? https://kocaelibasin.com.tr/seffaf-plaklarin-temizlik-ve-bakiminda-nelere-dikkat-edilmeli/ Thu, 26 Dec 2024 12:00:02 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/seffaf-plaklarin-temizlik-ve-bakiminda-nelere-dikkat-edilmeli/ Ortodontik tedavi yöntemlerinden biri olan şeffaf plakların temizlik ve bakımı önem taşıyor.

Şeffaf plakların temizlik ve bakımında nelere dikkat edilmeli? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ortodontik tedavi yöntemlerinden biri olan şeffaf plakların temizlik ve bakımı önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sanaz Sadry, plakların her gün ortalama 22 saat takılması gerektiğini belirterek yemek yerken plakların mutlaka çıkarılması gerektiğini söyledi. Sıcak su, kahve, çay gibi içeceklerin plakları deforme edeceğini kaydeden Sadry, “Plaklar ağızdayken yalnızca su içilmesi önerilir. Meyve suları ve gazlı içecekler gibi bazı içecekler nedeniyle plak leke tutabilir, boyanabilir. Her plak 7-14 gün arası kullanılacaktır, plakların temizliğine önem verilmelidir. Her öğün ve ara öğün sonrası dişler fırçalandıktan sonra plaklar takılmalıdır” dedi.

İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sanaz Sadry, şeffaf plak tedavisi ve tedavi sırasında dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin değerlendirmede bulundu.

Şeffaf plakları, “Dişlere kuvvet uygulayıp hareket ettirebilen, yaklaşık 1 milimetre kalınlığında, takıp çıkartılabilen ortodontik apareyler” olarak tanımlayan Sadry, “Şeffaf plaklar, biyolojik olarak uyumlu plastik materyallerden üretilirler. Dişler bilgisayar destekli bir planlama ile hareket ettirilir ve her bir plak belirli bir aşamayı temsil eder. Hastanın ihtiyacına göre toplam şeffaf plak sayısı değişkendir” diye konuştu.

Şeffaf plaklar, yaşamı kolaylaştırıyor

Şeffaf plak tedavisinin diğer tedavi yöntemlerine göre avantajlara sahip olduğunu belirten Sadry, “Plaklar yemek yerken veya dişlerinizi fırçalarken çıkarılabilir, bu da günlük yaşamı kolaylaştırır. Ortodontik tedavi sırasında hasta bir kısıtlama olmadan istediği şekilde beslenebilir. Şeffaf plak ağızdayken, özellikle metal braketler gibi kendini belli etmez. Fark edilmesi kolay değildir. Bazı ortodontik hareketleri diğer sistemlere göre daha hızlı ve öngörülebilir biçimde gerçekleştirebilir. Hasta, diş hekimi koltuğunda daha az vakit geçirir” diye konuştu.

Her hasta şeffaf plak tedavisine uygun değil

Şeffaf plak tedavisinin her hastaya uygun olmayabileceğini kaydeden Sadry, “Bu sistemin belirli sınırları vardır. Her hasta şeffaf plak tedavisine uygun değildir. Özellikle basit diş hareketlerinde (hafif rotasyonlar, küçük düzeltmeler) plaklar kontrollü ve öngörülebilir hareket sağlayarak daha hızlı sonuç verebilir. Ancak örneğin büyük çapraşıklıkların düzeltilmesi veya kök hareketleri gibi karmaşık hareketler için geleneksel yöntemler daha etkili olabilir. Şeffaf plak tedavisine uygunluğu öğrenmek için ortodonti uzmanına başvurulmalıdır” diye konuştu.

Şeffaf plaklar her gün ortalama 22 saat takılmalı

Doç. Dr. Sanaz Sadry, şeffaf plak tedavisinde dikkat edilmesi gerekenleri de şöyle sıraladı:

    •    Plakların kullanım süresi çok önemlidir. Plaklar her gün ortalama 22 saat takılmalıdır.
    •    Yemek yerken plaklar mutlaka çıkarılmalıdır.
    •    Sıcak su, kahve, çay gibi içecekler plakları deforme eder.
    •    Plaklar ağızdayken yalnızca su içilmesi önerilir. Meyve suları ve gazlı içecekler gibi bazı içecekler nedeniyle plak leke tutabilir, boyanabilir.
    •    Her plak 7-14 gün arası kullanılacaktır, plakların temizliğine önem verilmelidir. Her öğün ve ara öğün sonrası dişler fırçalandıktan sonra plaklar takılmalıdır.
    •    Şeffaf plaklar su, sıvı sabun ve yumuşak bir fırça ile kolayca temizlenebilir.

Düzenli kontroller aksatılmamalı

    •    Plaklar ağızdan çıkarıldıklarında özel kutularında saklanmalıdır.
    •    Plaklar kaybedilmemeli ve kontrollere gelirken önceki ve sonraki plaklarla birlikte gelinmelidir.
    •    Tedavi sırasında diş hareketlerini desteklemek için hastalardan lastik gibi ek aparatlar kullanmaları istenebilir. Bu durumda hastaların tedaviye tam olarak uyum göstermeleri beklenir.
    •    Tedavinin aksamaması için kontrol randevularına düzenli olarak gelinmelidir.
    •    Tedavi sırasında hafif ağrı ve rahatsızlık hissedilebilir.
    •    Bir sonraki aşama plaklarına, akşam yatmadan önce geçilmesi önerilmektedir.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Şeffaf plakların temizlik ve bakımında nelere dikkat edilmeli? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Cıva salınımı, dolguların zarar görmesi ya da aşınmasıyla artabilir! Amalgam dolgular değiştirilirken dikkat edilmeli! https://kocaelibasin.com.tr/civa-salinimi-dolgularin-zarar-gormesi-ya-da-asinmasiyla-artabilir-amalgam-dolgular-degistirilirken-dikkat-edilmeli/ Wed, 25 Dec 2024 12:39:54 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/civa-salinimi-dolgularin-zarar-gormesi-ya-da-asinmasiyla-artabilir-amalgam-dolgular-degistirilirken-dikkat-edilmeli/ Amalgam dolguların uygun bir şekilde yerleştirildiği ve kullanılmaya devam edildiği sürece, cıva salınımının çok düşük seviyelerde olduğunu dile getiren Dr.

Cıva salınımı, dolguların zarar görmesi ya da aşınmasıyla artabilir! Amalgam dolgular değiştirilirken dikkat edilmeli! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Amalgam dolguların uygun bir şekilde yerleştirildiği ve kullanılmaya devam edildiği sürece, cıva salınımının çok düşük seviyelerde olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Cıva salınımının, özellikle dolguların zarar görmesi ya da aşındırılması durumunda artabileceği düşünülüyor.” dedi. düzenli diş hekimi kontrolleriyle dolguların durumunun izlenmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, amalgam dolguların değiştirilmesi sırasında bazı sağlık riskleri söz konusu olabileceğine, bu nedenle dolgu çıkarma işlemi sırasında özel koruyucu önlemler alınması gerektiğine dikkat çekti.

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, amalgam dolguların sağlık üzerine etkileri hakkında bilgi verdi ve amalgam dolgusu olanlara önerilerde bulundu.

Uzun süreli cıva maruziyeti hakkında endişeler var!

Amalgam dolguların, genellikle cıva, gümüş, kalay ve bakır içeren bir alaşımdan yapıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Cıva bu dolguların en tartışmalı bileşeni çünkü uzun süreli maruziyetin sağlık üzerindeki etkileriyle ilgili bazı endişeler var.” dedi.

Yapılan araştırmalara göre, dişlerdeki amalgam dolguların uygun bir şekilde yerleştirildiği ve kullanılmaya devam edildiği sürece, cıva salınımının çok düşük seviyelerde olduğunu ve sağlığı olumsuz etkilemediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Ancak bazı insanlarda cıvaya karşı duyarlılık gelişebilir. Cıva salınımının, özellikle dolguların zarar görmesi ya da aşındırılması durumunda artabileceği düşünülüyor.” şeklinde konuştu.

Herhangi bir sorun yoksa amalgam dolguların değiştirilmesi gerekmiyor…

Dişte herhangi bir çürük ilerlemesi ya da ağrı olmadığı durumlarda amalgam dolguların değiştirilmesinin gerekli olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Dolgu ciddi şekilde aşınmış veya kırılmışsa, özellikle ön dişlerde kullanılmış ve estetik kaygıya neden oluyorsa, dişin yapısal bütünlüğünü tehlikeye atan bir sorun oluşmuşsa, dolgunun altında çürük gelişimi ya da kanal tedavisi gereksinimi tespit edildiyse bu durumlarda amalgam dolgular değiştirilebilir. Ancak, estetik kaygı dışında ve herhangi bir sağlık problemi yoksa, dişin korunması amacıyla sadece gerekli olduğunda dolgunun değiştirilmesi önerilir.” açıklamasını yaptı.

Amalgam dolgusu bulunanlar, dolguların durumunu yakından takip etmeli!

Amalgam dolgusu olanlara bazı önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, şunları söyledi:

“Diş hekiminizle düzenli kontrol randevuları yaparak dolguların durumunu izleyin. Zamanla aşınma veya hasar oluşabilir. Dişlerde herhangi bir ağrı, hassasiyet ya da renk değişikliği fark ederseniz hemen diş hekiminizle iletişime geçin. Cıva salınımı riskiyle ilgili endişeleriniz varsa, diş hekiminize alternatif dolgular hakkında konuşun. Eğer amalgam dolgular estetik kaygılara yol açıyorsa, daha doğal görünümlü alternatifler ile değiştirme seçeneğini değerlendirebilirsiniz.”

Amalgam dolguların değiştirilmesi sırasında bazı sağlık riskleri ortaya çıkabilir!

Amalgam dolgularının değiştirilmesi sırasında bazı sağlık riskleri söz konusu olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Dolgu çıkarılırken, cıva buharlarının solunması riski vardır. Bu yüzden, dolgu çıkarma işlemi sırasında özel koruyucu önlemler alınması önemlidir.” dedi.

Dolgunun çıkarılması sırasında dişin yapısında hasar oluşabileceğini ve bu durumun enfeksiyon riskini artırabileceğini de sözlerine ekleyen Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Eğer dişin yapısı zayıflamışsa, dolgu çıkarılırken dişin sağlam dokusu da zarar görebilir. Diş hekimlerinin hem kendi sağlıkları hem de hastalarının sağlığı için dolgu çıkarma işlemini koruyucu önlemlerle yapması önemlidir. Özellikle, uygun havalandırma, koruyucu maske kullanımı ve cıva buharlarının solunmasını önleyecek özel aspirasyon sistemlerinin kullanılması gereklidir.” uyarısını yaptı.

Malzeme seçimi dişin durumuna, hastanın ihtiyaçlarına ve estetik beklentilerine göre değişir

Amalgam dolgulara kıyasla alternatif dolgu malzemelerinin avantajları ve dezavantajlarına da değinen Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kompozit dolgular estetik açıdan daha doğal görünür, dişin rengine uyum sağlar. Dişin yapısal bütünlüğü bozulmadan uygulanabilir, çünkü kompozitler dişin üzerine yapışarak daha az madde kaybına neden olur. Dezavantaj olarak zamanla renk değiştirebilir ve aşınabilirler. Daha kısa ömürlü olabilirler. Uygulama süreci daha uzun olabilir ve bazı durumlarda, dişin daha fazla işlenmesi gerekebilir. Porselen dolgular estetik açıdan çok iyi sonuçlar verir, dişe mükemmel uyum sağlar. Dayanıklı ve uzun ömürlüdür. Ancak dişten daha fazla madde kaldırılması gerekebilir. Uygulama süreci genellikle daha uzun ve pahalı olabilir. Özellikle büyük dolgular için kırılma riski vardır. Cam iyonomer dolgular dişe kimyasal bağlanma sağlar, böylece dişin daha az işlenmesi gerekir. Florür salınımı yaparak dişi çürükten korur. Fakat amalgam ve porselen dolgulardan daha az dayanıklıdır. Estetik olarak daha az tatmin edici olabilir. Uzun vadede aşınmaya daha yatkındır.

Her dolgu malzemesinin avantajları ve dezavantajları vardır ve hangi malzemenin kullanılacağı dişin durumuna, hastanın ihtiyaçlarına ve estetik beklentilerine göre değişir. Diş hekimi, hastanın ağız sağlığını en iyi şekilde koruyacak çözümü önerir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Cıva salınımı, dolguların zarar görmesi ya da aşınmasıyla artabilir! Amalgam dolgular değiştirilirken dikkat edilmeli! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Laik ve bütünleşmiş bir Suriye inşa edilmeli! https://kocaelibasin.com.tr/laik-ve-butunlesmis-bir-suriye-insa-edilmeli/ Wed, 11 Dec 2024 09:09:57 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/laik-ve-butunlesmis-bir-suriye-insa-edilmeli/ Doç.

Laik ve bütünleşmiş bir Suriye inşa edilmeli! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Suriye’de kurulacak hükümet, Suriye’nin bütünlüğünü esas almalı, ülke federal ya da konfederal bir yapıya dönüşmemelidir. Suriye’nin yeni anayasası insan haklarına güçlü vurguda bulunan, laik ve bütünlüğü korunmuş bir Suriye’yi inşa etmeye yönelik olmalıdır.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. İbrahim Arslan, Suriye’de yeni dönemi değerlendirdi.

Esad rejimi 12 günde nasıl devrildi?

Doç. Dr. İbrahim Arslan, Astana süreci kapsamında Suriye’deki çatışmasızlık bölgelerinden bir olan İdlib’de yönetimi elinde bulunduran Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ); Türkiye’nin kontrolündeki Suriye Milli Ordusu’nun bir kısım unsurlarıyla, 27 Kasım 2024’te başlattığı harekâtın, 12 gün sonra, 8 Aralık 2024’te, Şam’ın ele geçirilmesi ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ülkeyi terk etmesiyle başarılı biçimde sona erdiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Suriye’de yaşananları Ortadoğu’daki diğer gelişmeler ve Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte değerlendirmemiz gerekmektedir. Bilindiği üzere, HAMAS’ın 7 Ekim 2023’te başlattığı Aksa Tufanı operasyonunun hemen sonrasında, İsrail’in HAMAS’a ve Gazze’deki Filistinlilere karşı bir yılı aşkın süredir devam eden saldırılarına HAMAS artık etkili cevap veremez hale geldi. HAMAS’ın kontrolünü kaybetmesi üzerine İsrail, vakit geçirmeksizin, İran’ın en önemli destekçilerinden olan Lübnan’daki Hizbullah’a karşı saldırı başlattı. Hizbullah’ın komuta yapısını hedef alan İsrail saldırıları, burada da başarılı oldu. Rusya’nın; batılı ülkelerin Ukrayna’ya yoğun desteği nedeniyle, Ukrayna karşısında bir türlü sonlandıramadığı savaş, Rusya’yı Suriye cephesinde güç azaltmaya mecbur bıraktı. Bu gelişmelerden dolayı İran ve Rusya’dan yeterli desteği alamayan Esad rejiminin; Halep’teki güçlerini geri çekerek şehrin yönetimini PKK’nın parça yapısı olan PYD/YPG’ye bırakması üzerine HTŞ, harekete geçmenin zamanının geldiğini düşünerek, ileri harekata başladı ve 12 gün içinde Esad rejimi devrildi.”

Arap rejimleri güçlerini halkların almıyordu… 

I. Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu’da kurulan Arap rejimlerinin güçlerini halklarından almadıklarını, mevcudiyetlerini sürdürebilmek için dış desteğe ihtiyaç duyduklarını kaydeden Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Suriye’deki Esad rejimini destekleyen dış güçler günümüzde Rusya ve İran’dı. İran, Suriye ile mezhep birlikteliğine dayalı bir ilişki geliştirirken, Rusya, Esad’ın iktidarını sürdürmesi karşılığında Suriye topraklarında Hmeymim’deki hava üssü ve Tartus’taki deniz üssüyle Doğu Akdeniz’de varlık gösterebiliyordu.” dedi.

Esad, Rusya ve İran’ın içinde bulunduğu durumu değerlendiremedi

Türkiye’nin son dönemde muhaliflerle müzakere masasına oturmaya yönelik çağrılarının, Esad yönetiminde karşılık bulmadığını da ifade eden Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Bu noktada Esad’ın, Rusya ve İran’ın içinde bulunduğu durumu tam olarak değerlendiremediğini, ne olursa olsun bu iki ülkenin kendisini koşulsuz olarak desteklemeye devam edeceğine ilişkin inancını koruduğunu, görüyoruz. HTŞ’nin 12 gün süren harekâtı esnasında dikkat çeken bazı gelişmelere tanık olduk. ABD, gelişmeleri izlediği yönünde açıklamalar yaparken harekatın durdurulmasına yönelik herhangi bir girişimde bulunmadı. İsrail, HTŞ’nin ilerleyişini adeta kolaylaştıracak biçimde Esad rejimine ait askeri üslere hava saldırılarında bulundu. Irak, Suriye sınırını kapattığını açıkladı. Böylece Esad rejimini desteklemek üzere Irak üzerinden Suriye’ye gelebilecek İran’a ait unsurlara karşı tutum geliştirdi. Türkiye, olayları yakından izlediğini ve başkentlerle görüşmeleri sürdürdüğünü açıkladı.” diye konuştu.

HTŞ, sivillere zarar vermeme konusunda çok dikkatli…

Bu gelişmelerin, HTŞ’nin harekatının anlık olarak planlanmadığını, öncesinde, en azından ABD- Türkiye ve muhtemelen ABD-Rusya arasında bir görüşme trafiğinin gerçekleştiğini, Esad rejiminin içinde bulunduğu durumla ilgili istihbarat alışverişinin gerçekleşmiş olduğu izlenimini verdiğini de anlatan Doç. Dr. İbrahim Arslan, “HTŞ, ileri harekâtı esnasında sivillere zarar vermeme konusunda çok dikkatli davranmakta, sürekli olarak, Suriye’nin geleceğinin, Suriye halkını oluşturan tüm inanç ve ırktan Suriyelilerce birlikte inşa edileceğine vurgu yapmaktadır. İlave olarak, beş farklı gruptan oluşmasına rağmen, bu grupların koordineli ve disiplinli hareket etmeleri, kullandıkları silahlar ve yöntemler, HTŞ’nin askeri olarak bir devlet aklıyla yönlendirildiğini ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu.

HTŞ’nin en önemli sorunu uluslararası toplum tarafından terörist bir örgüt olarak görülmesi…

“Esad rejiminin Başbakanı Muhammed Gazi el-Celali’nin HTŞ unsurlarınca konutundan alınması esnasında Başbakana karşı son derece saygılı davranılmasını, Başbakanın halkın seçeceği bir yönetime görevini devretmeye hazır olduğunu ifade etmesini ve yeni hükümetin kurulmasına yönelik olarak çalışmalarını sürdürdüğünü açıklamasını, HTŞ’nin uluslararası tanınırlığına yardımcı olacak izlenimler olarak okuyabiliriz.” diyen Doç. Dr. İbrahim Arslan, sözlerine şöyle devam etti:

“HTŞ önderliğinde kurulacak yeni yönetimde çoğunluk HTŞ unsurlarından olmakla birlikte, Suriye halkını oluşturan azınlıkların temsilcileri de hükümette yer alacak gibi görünmektedir. HTŞ’nin en önemli sorunu uluslararası toplum tarafından terörist bir örgüt olarak görülmesidir. HTŞ, bu yargının kırılmasını sağlamaya yönelik adımlar atmaktadır. Esad’ın ülkeden ayrılması ve halen bulunduğu Rusya’da sürgünde bir hükümet kurmaya yönelik herhangi bir iddiada ya da girişimde bulunmaması, sahadaki durumu kabul ettiğini göstermektedir. Bu noktadan hareketle, HTŞ’yi artık muhalifler olarak isimlendirmek uygun değildir, zira an itibariyle Suriye’de iktidarını sürdüren başka bir irade bulunmamaktadır.”

Yeni anayasa insan haklarına güçlü vurguda bulunmalı

Suriye’de kurulacak hükümete ilişkin değerlendirmede de bulunan Doç. Dr. İbrahim Arslan, şöyle dedi:

“Suriye’de kurulacak hükümet, Suriye’nin bütünlüğünü esas almalı, ülke federal ya da konfederal bir yapıya dönüşmemelidir. Bilindiği üzere Irak, anayasa ile üç parçalı bir yapıya dönüştü. Bu durum, merkezi hükümetin gücünü zayıflatmaktadır. Din ve/veya mezhep farklılığı ya da ırksal farklılıklar, demokrasi kültürünün yeterince içselleştirilmediği Ortadoğu’da merkezi otoriteyi zayıflatan bir yönetimin tercih edilmemesini gerektirmektedir. Suriye’nin yeni anayasası insan haklarına güçlü vurguda bulunan, laik ve bütünlüğü korunmuş bir Suriye’yi inşa etmeye yönelik olmalıdır. Biraz evvel ifade ettiğim farklılıklar, maalesef, Ortadoğu’da aynı coğrafyada yaşayan halkların uluslaşmasını güçleştirmekte, yönetimi ele geçiren unsur, karşıt olarak gördüğü unsur ya da unsurlara hayat hakkı tanımamakta, kamu hizmetlerine erişim engellenmektedir.”

‘Senin dinin sana, benim dinim bana, devlet hepimize’ anlayışı egemen kılınmalı!

Suriye’nin, Esad ailesinin yönetimindeki yıllar süresince acı tecrübeler elde ettiğini kaydeden Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Bu, tekrar edilmemelidir. ‘Senin dinin sana, benim dinim bana, devlet hepimize’ anlayışı egemen kılınmalıdır. Bunun adı laikliktir. Bunun tesisinin zor olacağını öngörebiliyorum, ancak barış içinde bir arada yaşamanın başka formülü bulunmamaktadır. Dünya her gün yeniden kurulmaktadır, değişime uyum sağlamak gerekiyor. Gelişmelerin bir mezhebin galibiyeti olarak görülmesi ve bu anlayışın desteklenmesi, bölgede barışı istememektir.” dedi.

HTŞ’nin lideri Golani’nin geçmişi…

Batı tarafından desteklenen HTŞ’nin lideri Ebu Muhammed Golani’nin geçmişindeki El Kaide bağlantısının, belki de kendisine karşı güvenin oluşması konusunda karşısına çıkabilecek en önemli engel olduğunu da anlatan Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Bu engeli aşmada kendisine yardımcı olabilecek ülke, halkı büyük çoğunlukla laikliğin önemini kavramış, demokrasiye inanmış Türkiye’dir. Golani, iç istikrarı sağladıktan sonra, İran’ın yaptığı gibi İsrail’e karşı bir tutum geliştirmemelidir. İsrail, duygusal yaklaşılarak çözülebilecek bir mesele değildir, siyasi bir gerçeklik olduğu kabul edilmelidir.  Filistin halkının hakları, karşılıklı endişeleri anlamaya çalışan bir vizyonla daha güçlü savunulabilir. Aksi halde, güçlenen karşılıklı önyargılar, sorunu içinden çıkılmaz hale getirmektedir.” diye konuştu.

Suriye’deki mevcut durum, Rusya ve İran’ın başarısızlığı mı?

Suriye’deki mevcut durumun, Rusya ve İran’ın başarısızlığı olarak tanımlanabileceğini de ifade eden Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Savaş kaynak gerektirir ve Rusya, ABD liderliğindeki Batı’ya karşı Ukrayna’da giriştiği mücadelede yetersiz kalarak, Ukrayna’yı NATO ve AB üyeliği perspektifinden vazgeçirememiştir. Trump’ın iktidara gelmesiyle, muhtemelen ABD, Rusya’nın işgal ettiği Kırım ve Donbas bölgesinin Rusya’ya ait olduğunu kabul edecek; Rusya da Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunda sessiz kalacaktır.” ifadesinde bulundu.

Yakın gelecekte dünyayı neler bekliyor?

Şii hilalindeki en önemli unsur olan Suriye’de Nusayrilerin yönetimi kaybettiğini; İran’ın önemli destekçilerinden olan Lübnan’daki Hizbullah ve Gazze’deki HAMAS’ın, aktör olma özelliklerini yitirmek üzere olduğunu kaydeden Doç. Dr. İbrahim Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Suriye’de yaşananlar, yakın gelecekte İran’ın iç istikrarının sarsılabileceğine yönelik ipuçları vermektedir. İran’ı zor günlerin beklediğini ifade etmek yanıltıcı olmayacaktır. Bu noktada Türkiye’nin; Suriye’nin güneyinde İsrail ve PYD/YPG yakınlaşmasıyla oluşabilecek olası bir koridora karşı da temkinli olması gerektiği belirtilmelidir. Son olarak, Ukrayna ve Ortadoğu’daki durumun, ABD’nin, Asya Pasifik bölgesinde Çin’e yönelmesine olanak sağladığını vurgulamak isterim. Asya-Pasifik, önümüzdeki süreçte tansiyonun yükseleceği bir bölge olarak uluslararası gündemin ön sıralarında yer alacaktır.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Laik ve bütünleşmiş bir Suriye inşa edilmeli! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanı açıkladı… İmplant mı, protez mi tercih edilmeli? https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-acikladi-implant-mi-protez-mi-tercih-edilmeli/ Wed, 23 Oct 2024 11:50:07 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-acikladi-implant-mi-protez-mi-tercih-edilmeli/ İmplantların en önemli avantajının uzun ömürlülük ve doğallık hissi olduğunu ifade eden Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof.

Uzmanı açıkladı… İmplant mı, protez mi tercih edilmeli? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
İmplantların en önemli avantajının uzun ömürlülük ve doğallık hissi olduğunu ifade eden Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Uzun süren bir tedavi süreci gerektirmesi ve kemik hacmi yetersiz hastalarda ek işlemler gerektirmesi ise dezavantaj olarak sayılabilir.” dedi. Protez dişlerin ise kısa sürede uygulanabildiğini dile getiren Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, protezlerin dezavantajı arasında zamanla gevşeme, takıp çıkarma zahmeti, çene kemiğinin erimesine katkıda bulunma ve diş eti sorunlarına neden olmalarını sıraladı.

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, diş implantı ve protezler hakkında bilgi verdi, yaşlılarda hangi seçeneğin uygun olabileceği konusunda değerlendirme yaptı.

Eksik dişlerin yerini almak için çene kemiğine yerleştirilen titanyum vidalara diş implantı denildiğini hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bu yapay kökler üzerine sabit dişler takılarak doğal diş hissi verilir. İmplantlar tek diş, birden fazla diş ya da tüm dişlerin eksikliğinde kullanılabilir.” dedi.

Protez dişin ise eksik dişlerin yerini almak için hazırlanan takılıp çıkarılabilen dişler olduğunu ifade eden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bunlar tam veya kısmi olabilir. Sabit protezler köprü gibi dişlere yapıştırılırken, hareketli protezler hastanın takıp çıkarabileceği şekilde yapılır.” açıklamasını yaptı.

İmplantlar uzun ömürlü, protezler ekonomik… 

İmplantların ve protezlerin bazı avantajları ve dezavantajları olduğunu dile getiren Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, şunları söyledi:

“İmplantların en önemli avantajı uzun ömürlü olmalarıdır. Bununla birlikte doğal diş hissi verir, çene kemiğini korur, konuşma esnasında ve çene yapısında minimum değişiklik sağlar. Diğer dişlere zarar vermez, bağımsız bir çözüm sunar. Dezavantajları arasında, maliyetli olması, uzun süren bir tedavi süreci gerektirmesi, cerrahi bir işlem olduğu için iyileşme sürecinin uzun olması ve komplikasyon riski taşıması sayılabilir. Ayrıca kemik hacmi yetersiz olan hastalarda ek işlemler gerekebilir.

Protez dişler daha ekonomiktir, yapımı ve uygulanması daha kısa sürer. Çeşitli diş eksikliklerinde hemen uygulanabilir. Ancak hareketli protezlerde zamanla gevşeme, takıp çıkarma zahmeti olabilir. Çene kemiğinin erimesine katkıda bulunabilir ve diş eti sorunlarına neden olabilir. Konuşma ve yemek yeme konusunda zorluklar yaşanabilir.”

Kemik sağlığı, diyabet, kalp rahatsızlıkları gibi durumlar implant uygulanabilirliğini kısıtlayabilir 

Yaşlı bireylerde hangi yöntemin kullanılacağının belirlenmesinde bazı faktörlerin etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Yaşlılarda genel sağlık durumuna bakılır. Kemik sağlığı, diyabet, kalp rahatsızlıkları gibi durumlar implantların uygulanabilirliğini kısıtlayabilir. Cerrahi işlemlere uygun olmayan hastalarda protez daha uygun olabilir.” dedi.

Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz diğer faktörleri de şöyle açıkladı:

“Yaşlı bireylerde kemik erimesi daha sık görülebilir. İmplant uygulanabilmesi için yeterli kemik hacminin olmaması durumunda, protezler tercih edilebilir ya da implant öncesi kemik grefti yapılması gerekebilir. Yaşlı bireyler ekonomik faktörleri de dikkate alarak daha uygun maliyetli protezleri seçebilir. İmplantlar daha uzun vadede avantajlı olsa da başlangıç maliyeti yüksektir.”

Hastaların tercihlerini sağlık koşulları, ekonomik durum, konfor ve estetik belirliyor

Yaşlı hastaların tercihlerini etkileyen faktörlere de değinen Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, sağlık koşulları, ekonomik durum, konfor ve estetiğin tercihleri belirlediğini aktardı:

“Cerrahi işlemden kaçınanlar, kalp ya da şeker hastalığı gibi sağlık sorunları olanlar genellikle protez tercih eder. İmplantların yüksek maliyeti, bazı yaşlı hastaların protezi seçmesine neden olur. İmplantlar daha konforlu bir çözüm sunarken, protezlerin çıkarılıp takılabilmesi bazı yaşlılar için zahmetli olabilir. İmplantlar, doğal dişlere en yakın sonuçları sunduğu için estetik kaygıları olan hastalar tarafından tercih edilir.”

İmplantlar çene kemiğini koruyarak uzun vadede yüz yapısının bozulmasını engelliyor

İmplantların sabit ve doğal bir diş hissi sağladıkları için yaşlı bireylerin günlük yaşamında daha fazla rahatlık sunduğuna vurgu yapan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Konuşma ve yeme gibi günlük aktivitelerde protezlere göre daha fazla avantaj sağlarlar. Ayrıca, implantlar çene kemiğini koruyarak uzun vadede yüz yapısının bozulmasını engeller.” dedi.

Özellikle tam hareketli olan protezlerinse, belirli bir adaptasyon süresi gerektirdiğinin altını çizen Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yemek yeme, konuşma esnasında zaman zaman rahatsızlık yaratabilir. Ayrıca protezlerin düzenli olarak temizlenmesi ve yenilenmesi gerekebilir.

Sonuç olarak, yaşlı bireylerin yaşam kalitesi üzerinde implantlar daha fazla olumlu etki yaratırken, maliyet ve sağlık durumu gibi faktörler bu tercihi kısıtlayabilir. Uygun koşullarda implantlar daha uzun ömürlü ve rahat bir çözüm sunar.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanı açıkladı… İmplant mı, protez mi tercih edilmeli? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Her meme kanseri ameliyat edilmeli mi? https://kocaelibasin.com.tr/her-meme-kanseri-ameliyat-edilmeli-mi/ Mon, 14 Oct 2024 09:10:04 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/her-meme-kanseri-ameliyat-edilmeli-mi/ Meme kanseri, anormal meme hücrelerinin kontrolden çıkarak tümör oluşturduğu bir hastalıktır.

Her meme kanseri ameliyat edilmeli mi? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Meme kanseri, anormal meme hücrelerinin kontrolden çıkarak tümör oluşturduğu bir hastalıktır. Kontrol altına alınmadığında, tümörler vücuda yayılabilir ve ölümcül olabilir. Kadın cinsiyeti meme kanserinin en güçlü risk faktörüdür ve tüm meme kanserlerinin yaklaşık yarısı, cinsiyet ve yaş dışında herhangi bir spesifik risk faktörü olmayan kadınlarda görülmektedir. Meme kanserlerinin yaklaşık %0,5-1’i de erkeklerde ortaya çıkar. 

 

Meme kanserinde erken tanı hayat kurtarır ve tedavisinde ilk sırada cerrahi akla gelmektedir. Ancak her meme kanseri hastası ameliyat olmalı mıdır? Bu sorunun yanıtını Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Nazlı Yavuzer Türe verdi ve “1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı” nedeniyle, meme kanserinde cerrahinin yapılabildiği durumlar hakkında önemli bilgiler aktardı.

 

Erken tanı hayat kurtarır!

Çoğu kişi kanser henüz erken evredeyken herhangi bir belirti yaşamaz, bu nedenle erken teşhisin önemi büyüktür. WHO Küresel Meme Kanseri Girişimi, küresel meme kanseri ölüm oranını yılda %2,5 oranında azaltarak, 2020 ile 2040 yılları arasında küresel olarak 2,5 milyon meme kanseri ölümünü önlemeyi amaçlamıştır. Küresel meme kanseri ölüm oranını yılda %2,5 oranında azaltmak, 2030 yılına kadar meme kanseri ölümlerinin %25’ini ve 2040 yılına kadar 70 yaş altı kadınlarda meme kanseri ölümlerinin %40’ını önleyecektir. Bu hedeflere ulaşmak için erken tanı ve tanı aldıktan sonra kapsamlı bir sağlık kuruluşunda meme kanseri tedavisi şarttır. 

 

Bu belirtilere dikkat!

  • Genellikle ağrısız bir meme kitlesi 
  • Memenin boyutunda, şeklinde veya görünümünde değişiklik
  • Çukurlaşma, kızarıklık veya ciltte diğer değişiklikler
  • Meme ucunda veya meme ucunu çevreleyen ciltte değişiklik
  • Meme ucundan sıvı gelmesi

 

Unutulmamalıdır ki memede ele gelen çoğu meme kitle kanser değildir. Kanserli meme kitleleri küçük olduklarında ve yakındaki lenf düğümlerine yayılmadıklarında başarılı bir şekilde tedavi edilme olasılıkları daha yüksektir.

 

“Güvenli cerrahi sınır” elde edilmeli

Meme kanserinde ölümlere; tümörün karaciğer, kemik, akciğer ve diğer organlara yayılması neden olur. Bu nedenle hastanın kanserli bir doku ile hayatına devam etmesi mümkün değildir. Genel durumu gerek fiziksel, gerekse psikolojik anlamda iyi hale getirildikten sonra ameliyat yapılmalıdır. Ameliyat öncesi, öncelikle hastanın ve memenin durumu değerlendirilmeli, hastalığın meme dokusu üzerinde ne kadar ilerlediğine bakılmalıdır. Eğer meme dokusu üzerinde çok fazla ilerleme söz konusuysa, hastalık memeyi bütünüyle kaplamışsa, ameliyat sırasında “güvenli cerrahi bir sınır” elde edilemeyeceği için ve ameliyat sonrasında bölgesel olarak hastalığın tekrar görülmesi gibi bir olasılık olduğundan, öncelikle kemoterapiye başlanmalıdır. 2 cm üzerinde olan kitlelere mutlaka ameliyat öncesi kemoterapi verilir, kitle küçültülür. Böylece tüm memenin alınmasına gerek kalmaz ve bu sayede hastaların estetik kaygısı ortadan kalkar ve daha küçük cerrahi girişim yapılmış olur.

 

Nüksetme riski iyi değerlendirilmeli

Güvenli bir cerrahi sınır, hastalığın nüksetme riskini azaltır. Bu nedenle meme kanseri cerrahisinde ameliyat sırasında çıkarılan doku frozena gönderilir ve cerrahi sınır kontrolü mutlaka yapılır. Bu sayede ameliyat esnasında kesi yapılan alanda tümör hücrelerinin bulunmaması ve bu alanın tümör hücrelerinden mümkün olduğunca uzak olması sağlanabilir. Eğer kesi yapılan alanda tümör hücreleri bulunursa ameliyattan kısa bir süre sonra deri üzerinde tümörler oluşmaya başlar ve nüks oluşur. Bunların tedavileri de oldukça zordur. Deride oluşan bu tümörler hastanın bundan sonraki yaşam kalitesini olumsuz etkiler. 

 

Hastalık kontrol altına alınmadan ameliyat yapılmamalı

Memedeki tümör çok büyük olmasa da kanserli hücreler diğer organlara yayılmışsa, hastanın ameliyat olmaması gerekir.  Böyle durumdaki hastalarda öncelikle ilaç tedavisine başlanmalı bu alanlar kontrol altına alınmalıdır. Vücuda yayılmış ve ilerlemiş bir kanser söz konusu olduğunda, memeye yapılacak bir müdahalenin faydası olmadığı gibi hastaya zararı da olabilir. Büyük bir müdahale hastada hem ameliyat travmasına neden olacak hem de bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek hastalığın daha da ilerlemesine neden olacaktır. Cerrahi müdahale hastalık kontrol altına alınabilecekse tercih edilmelidir.  

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Her meme kanseri ameliyat edilmeli mi? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>