?> ?> endişesi arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Sat, 18 Apr 2026 14:48:00 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png endişesi arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Rüyada Sevdiğini Kaybetme Endişesi https://kocaelibasin.com.tr/ruyada-sevdigini-kaybetme-endisesi/ Sat, 18 Apr 2026 14:48:00 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/?p=87904 Sevdiğinizi kaybetme endişesi, rüyalarınızda nasıl yansıyor? Rüya analizleriyle duygusal dünyanızı keşfedin!

Rüyada Sevdiğini Kaybetme Endişesi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Bu tür bir rüya, çoğu zaman kişinin yaşamındaki değişimlerle de ilişkilidir. Belki de yeni bir iş, taşınma ya da önemli bir ilişki değişikliği gibi durumlar, insanın içsel huzurunu sarsar. Rüyada sevdiğini kaybetmek, gerçekte yaşanan kaygıların ve belirsizliklerin bir dışavurumu olabilir. Kendimizi savunmasız hissettiğimiz anlarda, bu rüyalar rüyaların kapısını çalar ve bizlere kaybetme korkumuzu hatırlatır.

Sevdiğimiz kişinin yanında olmak, güven duygumuzu pekiştirir; ancak tam bu noktada içsel korunmasızlık hissetmek devreye giriyor. Rüyalar, özellikle duygusal bağlarımızın güçlendiği anlarda, kaybetme endişemizi artırabilir. Belki de bu rüyalar, ne kadar değerli olduklarını düşündüğümüz kişilerin yaşamımızda bıraktığı derin izlerle ilgilidir. Zaman zaman kendimizi kaybetme korkusu sarmaladığında, aslında bu, o kişiyle olan bağımızın ne denli kıymetli olduğunun bir göstergesi olabilir.

Rüyada sevdiğini kaybetme endişesi, yalnız olmadığımızın bir işareti olabilir. Hepimiz bazen bu tür duygusal sarmalların içinde kaybolabiliyoruz. Bu rüyalar sayesinde duygularımızı daha iyi anlayabilir ve sevdiklerimizle olan ilişkilerimizi sağlamlaştırma fırsatını yakalayabiliriz. Unutmayın, rüyalar sadece birer hayal değil; bazen, en derin korkularımızın ve arzularımızın açığa çıktığı birer ayna gibidir.

Kayıp Kâbuslar: Rüyada Sevdiğini Kaybetmenin Anlamı Nedir?

Rüyada kaybetme teması; aslında, gerçek yaşamda hissettiğimiz bağların ve sevgi dolu ilişkilerin ne kadar değerli olduğunu vurgular. Sevdiğinizin kaybı üzerine düşündüğümüzde, çoğu zaman bu, o kişiye duyduğunuz bağlılığın bir yansımasıdır. Bu rüyayı gördüğünüzde, belki de ilişkinizdeki bazı tedirginlikler veya belirsizlikler yüzünden kaybetme korkusu ile yüzleşiyorsunuzdur. Rüyalar, genellikle bilinçaltımızın bize gönderdiği mesajlardır, ve kaybetme korkusu, bu mesajların en belirgin şekli olabilir.

Bununla birlikte, rüyaların kişisel ve öznel olduğunu unutmamak gerekir. Rüyanın içeriği, sizin yaşam deneyimlerinize, duygusal durumunuza ve güncel yaşam koşullarınıza bağlı olarak değişebilir. Belki de ona olan düşkünlüğünüz, sıklıkla ilişkilerinizi sorgulamanıza neden olur. Hatta belki de başka bir kaygı, belirsizlik ya da değiştirmek istediğiniz bir durum rüyada bu kaybetme korkusunu tetikliyor.

Kaybetme rüyaları, sadece bir korku ifadesi değil, aynı zamanda bir uyanış fırsatıdır. Bu tür rüyaları deneyimlediğinizde, hislerinizi sorgulamak ve belki de ilişkinizi derinlemesine incelemek için bir fırsata dönüşebilir. Yani, rüyada sevdiğinizi kaybetmek, aynı zamanda ona duyduğunuz duyguları, ilişkinizi ve kişisel hislerinizi yeniden değerlendirmek için bir çağrı niteliğindedir. Bu süreç, kendinizi daha iyi anlamanızı ve ilişkilerinizde nasıl ilerleyeceğinizi belirlemenize yardımcı olabilir.

Özlem ve Korku: Rüyalarımızda Sevgimizi Kaybetme Hissi

Düşünüldüğünde, sevdiğimiz birini kaybetme rüyaları, bilinçaltımızdaki derin korkuların bir yansıması. Kimimiz, hayatın getirdiği zorlukların aşılabilir olduğu bir gerçeği kabul ederken, kimimiz kaybın acısıyla yüzleşmeye dahi cesaret edemez. Rüyalar, bu süreçte bize ayna tutuyor. Sevgiyi kaybetme korkusu, bazen o kadar yoğun bir şekilde ortaya çıkıyor ki kalbimizin derinliklerinde yankılanıyor. Özlem, sadece geçmişteki güzel anıları değil, aynı zamanda gelecekte bir gün yeniden o anları yaşama arzusunu da barındırıyor.

Ruyalarımız, özlemlerimizi ve korkularımızı simgelerle dolu bir sahne gibi sergiliyor. Bazen sevdiğinizin gülümsemesini görmek, bazen de çaresiz bir şekilde kaybolduğunu hissetmek… Her rüya, kendi içinde bir hikaye taşıyor. Sevgiyi kaybetme hissi, çoğunlukla ayrılığın, belirsizliğin ve hatta aldatmanın gölgesinde şekilleniyor. Özlem, kaybettiğimiz şeylerin derin izlerini taşırken, bizi içsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Korku ile özlem arasındaki bu bağlılık, rüyalarımızı düşündüğümüzde karşımıza çıkıyor. Rüyalarımız, aşkın karmaşık doğasını ve insani ilişkilerin büyüsünü sorgulamamıza sebep oluyor. Yani, rüyalarımızdaki özlem ve korku, aslında neyi hissettiğimizin bir nevi haritası gibidir. Duygularımızla yüzleşmek istemediğimizde, rüyalarımız bu gerçekle bizi yüzleştiriyor.

Rüyalar ve Duygular: Sevdiğini Kaybetme Korkusunun Psikolojik Yansımaları

Sevdiğiniz kişiyi kaybetme korkusu, çoğu zaman bilinçdışında açığa çıkar. Rüyalarınızda bu kaybı deneyimlemek, aslında duygusal bir tepki olarak ortaya çıkar. Rüyalar, kaygılarımızı ve korkularımızı dışavuran bir alan. Örneğin, rüyanızda sevdiğiniz kişinin uzaklaştığını görmek, günlük hayatınızdaki kaybetme korkusunun bir yansıması olabilir. Bu durum, içsel dünyanızda yaşadığınız çatışmaları çözme isteğinizi temsil eder.

Rüya sırasında hissettiğiniz duygular, gerçek hayattaki korkularınızı ve kaygılarınızı gözler önüne serer. Bir rüyada sevdiğinizi kaybettiğinizi görmek, aşırı stres veya endişenin belirtisi olabilir. Rüyalar, ruh hâlinizin bir aynasıdır; eğer derin kaygılar içindeyseniz, buna benzer rüyalarla sıkça karşılaşabilirsiniz. Duygusal durumlarımıza dair ipuçları veren bu rüyalar, kendimizle yüzleşmemizi sağlar.

Kayıp korkusu, yalnızca bir psikolojik rahatsızlık değil; aynı zamanda ilişkilerimizi derinleştiren bir unsur. Sevilen biriyle yaşanan güçlü bağ, kaybetme korkusunu da beraberinde getirir. Bu korku, sevgi bağını kuvvetlendirip, o kişiyi el üstünde tutma arzusunu arttırır. Bazen de bu korku, bir tür uyarı işlevi görür. Rüyalarınızda bu kaygıyı deneyimlemek, belki de ilişkiye yönelik bazı durumu gözden geçirmeniz gerektiğini gösterir.

Rüyalar, bilinçaltındaki duygusal karmakarışıklığı gün yüzüne çıkararak, kendinizi anlama yolculuğunuzda size rehberlik eder.

Kayıp İhtimali: Rüyada Sevdiğini Kaybetmenin Derin Duygusal Etkileri

Duygusal Etkiler ise göz ardı edilemez. Bu rüyayı gördüğümüzde, sabah uyandığımızda içimizde bir boşluk hissi, kaybetmenin getirdiği acı duygusu yer alır. Belki de akşam sevdiğimizle paylaştığımız bir anı, gün boyu zihnimizde dolanır. Kaybetme korkusu, ilişkilerimizdeki kırılganlığı da gözler önüne serer. Bu durum, bir yandan ilişkiyi daha kıymetli kılarken, diğer yandan da kaybetme olasılığı üzerine düşündürmeye başlar. Rüyada sevdiğini kaybetmek, gerçek dünyada endişelerimizi açığa çıkarmanın bir yolu olabilir.

Düşüncelerimizin ve hislerimizin karmaşası, rüyalarımızla birleşip bizi etkiler. Bazen, rüyada görülen kayıplar, aslında bazı duygusal çatışmaların işaretidir; içsel bir yolculuğa çıkmamıza sebep olabilir. Belki de, sevdiğimiz kişiye karşı hissettiğimiz aşk ile kaybetme korkusunu birbiriyle harmanlar. Rüyalar bu karmaşayı çarpıcı bir şekilde sunar; zihin, duygularımızın ve düşüncelerimizin en derin köklerine inme isteğiyle dolup taşar. Böylece, rüyalar hayatımızda büyük bir dönüm noktası yaratma potansiyeline sahip olur.

Sevgi ve Kayıp: Rüyada Sevilen Kişinin Yokluğunun Temelleri

Kayıp ve Acı ile yüzleşmek, birçok insan için zorlu bir süreçtir. Rüyada sevilen birinin yokluğu, bu acının yoğun bir şekilde hissedilmesine neden olabilir. Duygularımız bazen bu kadar yoğunlaşır ki, rüyalarımızda bile peşimizi bırakmaz. Hayatın akışı içinde, kaybettiğimiz kişilerin anıları bizimle yaşamaya devam ederken, rüyalar onların hatıralarını canlandırabilir. Peki, bu rüyaların anlamı nedir? Belki de duygusal yaralarımızın kapanması için bir yol arıyoruzdur. Kaybettiğimiz kişinin varlığı, rüyalarda bir şekilde yeniden hayat buluyormuş gibi hissedebiliriz.

Rüyaların Sırrı, kaybettiğimiz kişilerin enerjisini, onların hayatımızda bıraktığı izleri ve duygusal bağları yeniden keşfetmemizi sağlıyor olabilir. Rüyalar, kaybın soğuk yüzüyle yüzleşirken, bize sevdiğimiz kişilerin hatıralarını yeniden yaşama şansı tanır. Rüyada sevilen birini hissetmek, yaşam boyunca sürdürülen sevgi bağlarımızı da hatırlatır. Duygusal bir derinlikle, bazen hüzün, bazen bir sıcaklık hissiyle dolabiliriz. Kaybettiğimiz birinin yokluğunda bile, sevgi her daim bizimle.

Rüyaların Dili: Sevdiğini Kaybetme Endişesi Neden Sıkça Karşılaşılan Bir Tema?

Rüyalar, genellikle bilinçaltımızdaki korkuları ve kaygıları yansıtır. Sevdiğimiz birini kaybetme düşüncesi, güven duygumuzu sarsan en derin korkulardan biridir. Bu durum, rüyalarımızda belirmesi oldukça doğal. Sanki bilinçaltımız, "Bir şeyler yolunda gitmiyor, dikkat et!" diye bizi uyarıyor. Rüya gördüğümüzde yaşadığımız duygusal karmaşa, içsel mücadelemizin bir yansımasıdır.

İlişkiler, hayatımızın en merkezi parçalarından birini oluşturur. Sevdiğimiz biriyle kurduğumuz bağ, o kişiyle geçirdiğimiz zamanla daha da güçlenir. Ancak, bu bağı kaybetme korkusu, rüyalarımızda sıkça kendini gösterir. Rüyalarımızda sevdiğimizi kaybetmek, sadece kaygı değil, aynı zamanda bu karşılıklı bağın ne denli önemli olduğuna bir hatırlatma gibidir. Tam bir ikilem: Sahip olduklarımızı kaybetmekten korkuyoruz ama kaybetmek, aynı zamanda onları ne kadar çok sevdiğimizi de gösteriyor.

Modern yaşamın getirdiği stres ve endişe, uyku düzenimizi ve dolayısıyla rüyalarımızı da etkiliyor. Yoğun iş hayatı veya sosyal baskılar, sürekli kaybetme endişesi yaşamamıza neden olabilir. Rüyalarımız, bu kaygıları dışa vurmanın bir yolu olarak karşımıza çıkar. Belki de bir tür psikolojik boşaltım. Rüya sırasında yaşadığımız bu kayıplar, aslında gün içindeki stres ve anksiyetelerimizi yansıtır.

Sonuç itibarıyla, rüyaların dili karmaşık ama bir o kadar da anlaşılır. Sevdiğinizi kaybetme korkusu, yalnızca bir rüya değil; aynı zamanda duygularımızın, ilişkilerimizin ve içsel huzurumuzun bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Bu yüzden, rüyalarımızı önemsemek, belki de içsel dünyamızla yapılan bir yolculuk anlamına gelir.

Sıkça Sorulan Sorular

Rüyada Sevilen Kişiyi Kaybetme Endişesi Nasıl Aşılır?

Sevilen bir kişiyi rüyada kaybetme endişesi, bireyin ilişkisine dair kaygılarının bir yansımasıdır. Bu duygunun üstesinden gelmek için açık iletişim kurmak, güven geliştirmek ve duygusal destek almak önemlidir. Ayrıca, bu tür rüyaların sık yaşanması durumunda, bir uzmana danışmak yararlı olabilir.

Rüyada Sevdiğini Kaybetmek Ne Anlama Gelir?

Rüyada sevdiğini kaybetmek, genellikle derin bir kaygı veya endişe hissini yansıtır. Bu rüya, ilişkilerdeki belirsizliklere, güven sorunlarına veya ayrılık korkusuna işaret edebilir. Aynı zamanda, kaybetme korkusunun bilincinize yansıdığına ve ilişkilerinizi daha değerli kılma gerekliliğine de işaret edebilir.

Rüyaların Duygusal Bağlantısı Nedir?

Rüyalar, bireyin duygusal durumunu yansıtan karmaşık zihinsel süreçlerdir. Rüyalar, bilinçaltındaki hisler, düşünceler ve deneyimlerle bağlantılı olarak ortaya çıkar. Bu bağlamda, rüyalar kişinin psikolojik durumu, kaygıları ve arzuları hakkında önemli ipuçları sunabilir.

Rüyada Kaybettiğim Kişi Gerçekten Geri Dönücek mi?

Rüyada kaybettiğiniz bir kişinin geri dönmesi, genellikle bilinçaltınızdaki duygusal bağları ve kayıplarınızla ilgili hislerinizi yansıtır. Rüyalar, gerçek yaşamda bir dönüş ya da kavuşma anlamına gelmeyebilir; daha çok geçmişe dair özlem ve duygusal süreçlerinizi ifade eder.

Kaybetme Korkusu Rüyaları Neden Etkiler?

Kaybetme korkusu, bireyde derin bir kaygı yaratarak, rüya dünyasında kendini gösterir. Bu korku, rüyaların içeriğini etkileyebilir ve sık sık kaybetme temalarını öne çıkarabilir. Rüyalarda yaşanan bu duygusal yoğunluk, bilinçaltında kaybetme korkusunun varlığını simgeler. Kişinin günlük yaşamındaki stres ve kaygılar, rüya deneyimlerine yansır.

Rüyada Sevdiğini Kaybetme Endişesi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
AIDS ve HIV yayılımında “etiketlenme ve damgalanma” endişesi etkili oluyor https://kocaelibasin.com.tr/aids-ve-hiv-yayiliminda-etiketlenme-ve-damgalanma-endisesi-etkili-oluyor/ Sat, 30 Nov 2024 14:49:59 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/aids-ve-hiv-yayiliminda-etiketlenme-ve-damgalanma-endisesi-etkili-oluyor/ Günümüzdeki etkili ve ulaşılabilir tedavi yöntemlerinin, HIV enfeksiyonunu düzenli tedavi ile kontrol altında tutulabilen diğer kronik enfeksiyonlardan farksız kıldığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç.

AIDS ve HIV yayılımında “etiketlenme ve damgalanma” endişesi etkili oluyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Günümüzdeki etkili ve ulaşılabilir tedavi yöntemlerinin, HIV enfeksiyonunu düzenli tedavi ile kontrol altında tutulabilen diğer kronik enfeksiyonlardan farksız kıldığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Ünlü, erken dönemde tedavinin önemine işaret ediyor. Tedavinin aksatılmaması ve sürecin iyi takip edilmesi gerektiğini belirten Ünlü, etiketlenme ve damgalanma endişesinin AIDS ve HIV yayılımında etkili olduğuna dikkat çekti. 

Dünya Sağlık Örgütü tarafından HIV/AIDS konusunda toplum farkındalığını artırmak amacıyla 1 Aralık günü 1988 yılından beri Dünya AIDS Günü olarak anılıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Ünlü, HIV virüsü ile AIDS belirtileri, tedavisi ve korunma yollarına ilişkin değerlendirmede bulundu.

HIV, bağışıklık sistemini hedef alıyor

HIV’in “İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü” anlamına geldiğini belirten Ünlü, “Bu virüs, bağışıklık hücrelerini hedef alır ve HIV enfeksiyonuna yol açar. HIV vücuda girdiği andan itibaren akyuvarların içerisinde çoğalır ve sayılarının azalmasına neden olur. Akyuvarlar vücudun uzun süreli bağışıklık mekanizmasının temelini oluşturur. HIV ile enfekte olan akyuvarların sayısının ve işlevinin azalması ve giderek yok olmasıyla bağışıklık sistemi bozulur” dedi. 

Dünyada yaklaşık 40 milyon kişi HIV’le yaşamını sürdürüyor

Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) raporuna göre, epideminin başından bugüne dek 88,4 milyon kişinin enfekte olduğunu, 42,3 milyon kişinin ise AIDS nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Ünlü, “2023 yılı sonunda dünyada 39,9 milyon kişi HIV ile birlikte yaşamını sürdürmektedir. Yeni olguların sayısı, enfeksiyonun en yoğun göründüğü 1995 yılına kıyasla yüzde 60 oranında azalmış; AIDS ilişkili ölümler ise 2004 yılındaki tepe noktasına kıyasla yüzde 69 oranında azalmıştır” diye konuştu.

Bağışıklık sistemi çöküyor

AIDS’in HIV enfeksiyonunun ileri dönemlerinde ortaya çıkan bir sendrom olduğunu belirten Ünlü, “HIV, bağışıklık sisteminin temel hücrelerinden olan CD4 hücrelerini yok eder. Bu nedenle hastanın bağışıklık sistemi çöker. Bağışıklık sisteminin çökmesi sonucunda vücut diğer enfeksiyon etkenlerine ve kanserlere karşı savunmasız kalır. Dolayısıyla AIDS’li bireylerde çok basit mikroorganizmalar bile ciddi ve ölümcül hastalıklara yol açabilir ve kanserler çok hızlı ilerleyebilir” uyarısında bulundu.

Erken dönemdeki belirtilere dikkat!

Doç. Dr. Özge Ünlü, erken dönemdeki en önemli belirtilerin yorgunluk, kolay hastalanma, vücudun değişik yerlerinde açıkça nedeni belli olmayan yaraların ortaya çıkması, yara iyileşmesinde bozulma ve çoğunlukla gribal hastalıklarla ilişkilendirilen etkiler olduğunu söyledi. Ünlü, “Uzun sürede ortaya çeşitli kanser türleri, kemik yıkımları, akciğer ve ağız enfeksiyonları çıkar ve hastalık tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanır” dedi.

Tedavide hedef: Virüsün artmasını engellemek ve akyuvarların azalmasını durdurmak 

HIV vücuda girdikten sonra hızla akyuvarların içine yerleştiğini ve onların sayısını azalttığına dikkat çeken Ünlü, “Bahsedilen belirtiler ve HIV şüphesi olan kişilerin bu dönemde tedaviye başlamaları çok önemlidir. Tedavide virüsün sayısının artmasını engellemek ve akyuvarların azalmasını durdurmak esastır. Bu iki konuda başarılı olunması sayesinde HIV ile yaşayan bireyler, sağlıklı kişiler gibi yaşayabilirler ve AIDS geliştirmeyebilirler” diye konuştu.

HIV ile yaşayan her birey AIDS değildir

“AIDS’in oluşması için HIV enfeksiyonu gereklidir ancak her HIV ile yaşayan birey AIDS’li değildir” diyen Ünlü, “AIDS, HIV enfeksiyonunun ileri dönemlerinde ortaya çıkan bir sendromdur yani HIV enfeksiyonunun bir evresidir ve tek başına bir hastalık değildir” dedi.

HIV sarılmakla ve tokalaşmakla bulaşmaz

HIV’in enfekte bir kişi ile kurulacak korunmasız cinsel ilişki, kontamine enjektör-iğne paylaşımı ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde doğum sırasında enfekte anneden bebeğe ya da emzirme yoluyla bulaşabildiğini belirten Ünlü, “Öte yandan HIV, HIV ile yaşayan bireyler ile tokalaşmakla, sarılmakla, aynı ortamda bulunmak ve aynı havayı solumakla, aynı kaptan yemek veya giysileri paylaşmak gibi durumlar ile bulaşmaz” uyarısında bulundu.

HIV enfeksiyonu ve bulaş yolları hakkında bilinçlendirme önemli

HIV’in önlenmesi için alınması gereken önlemlere de dikkat çeken Ünlü, “Her şeyden önemlisi, toplum HIV enfeksiyonu ve bulaş yolları hakkında bilinçlendirilmelidir. Cinsel yoldan bulasan HIV’in önlenmesi için korunmalı cinsel ilişki ve tek eşlilik teşvik edilmelidir. Enjektör ve iğne ile bulaşın önüne geçilmesi için tek kullanımlık ve steril enjektör ve iğneler tedarik edilmelidir. Anneden bebeğe bulaşı engellemek için gebenin HIV tedavisi olan antiretroviral tedaviye erişimi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Etiketlenme ve damgalanma hastalıkla mücadeleyi zorlaştırıyor

AIDS ve HIV ile ilgili etiketlenme, toplum içerisinde damgalanma gibi problemlerin hastalıkla mücadelede yol açtığı sorunlara değinen Ünlü, “Toplumda ‘AIDS hastası, AIDS’li birey, HIV ile enfekte birey, HIV pozitif birey’ ifadeleri çok sık kullanılan ifadelerdir. Bu şekilde kullanılan kavramlar bireyleri etiketleme, damgalama ve toplum içerisinde ayrımcılığa yol açabilmektedir. Bu terimler yerlerini, düzenli tedavi ile ‘yaşamayı’ ön plana koyan ‘HIV ile yaşayan bireyler’ kavramına bırakmıştır. AIDS, HIV enfeksiyonunun ileri dönemdeki bir evresidir, her HIV ile yaşayan birey AIDS değildir ve tedavisini aksatmayan HIV ile yaşayan bireyler de AIDS evresine gelmeyebilirler. Burada anahtar, hastaların tedaviyi aksatmamasıdır” diye konuştu.

Etiketleme ve damgalama problemlerinin, HIV şüphesi olan bireylerin tanı testlerini yaptırmamasına neden olduğunu belirten Ünlü, HIV ile yaşayan bireylerin dışlanma korkusu ile HIV pozitif olduklarını sakladıklarını ve ilgisiz kişilerce öğrenilebilir endişesiyle sağlık hizmetlerine başvurmaktan çekindiklerini söyledi.

Etiketleme ve damgalama enfeksiyonun yayılımını artırmada etkili oluyor

Test yaptırmaktan çekinen bireylerin şüphelerine rağmen test yaptırmadığını belirten Ünlü, “HIV enfeksiyonu uzun yıllar belirtisiz seyredebildiği için herhangi bir belirti görmedikçe bu bireylerin şüpheleri de zamanla hafiflemekte, bu durumda HIV pozitif olduklarından haberdar olmamakta ve bu süreçte virüsü başkalarına da bulaştırabilmektedir. Örneğin Türkiye’de HIV ile yaşayan kişi sayısının gerçekte mevcut sayının en az 2 katı, hatta 3 katı olabileceği tahmin ediliyor. Yani HIV/AIDS ile ilgili etiketleme ve damgalama enfeksiyonun yayılımını da ciddi oranda artırmaktadır” uyarısında bulundu.

 95-95-95+95 hedefleri nelerdir?

Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS)’in, 2030 yılına kadar HIV yayılımını durdurmak ve ayrımcılığı engellemek amacıyla koyduğu küresel hedefler olduğunu belirten Ünlü, “Bu bağlamda birinci 95, dünya genelindeki tüm HIV ile yaşayan bireylerin en az yüzde 95’inin tanı alması yani HIV pozitif olduklarını biliyor olmaları, ikinci 95; dünya genelindeki tüm HIV ile yaşayan bireylerin en az yüzde 95’inin antiretroviral tedaviye erişebiliyor olması, üçüncü 95; HIV tedavisi alan HIV ile yaşayan bireylerin en az yüzde 95’inin viral yüklerinin (kanda ölçülebilen HIV miktarı) HIV’in bulaştırılmasını önleyen seviyeye baskılanmasını ve son 95 ise viral yükü baskılanmış olan HIV ile yaşayan bireylerin yüzde 95’inin sahip oldukları hakları damgalanma ve ayrımcılık yaşamadan kullanabilmelerini kapsamaktadır” dedi.

Tedavi aksatılmadığı takdirde yaşamlarına devam edebilirler

HIV ile yaşayan bireylere ve ailelerine önerilerde bulunan Doç. Dr. Özge Ünlü, özellikle konu hakkında güncel bilgilerin takip edilmesinin önemini vurguladı. Ünlü sözlerini şöyle tamamladı:

“2017 yılında CDC (Amerika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi), U=U (‘Undetectable=Untransmittable’ / B = B ‘Belirlenemeyen=Bulaşmayan’) sloganıyla HIV ile yaşayan bireylerin kandaki HIV miktarı B (belirlenemeyen) seviyede ise cinsel partnerlerine HIV bulaştırmayacaklarını açıkladı. Yani düzenli tedavi ile kanda ölçülebilen HIV miktarı ‘belirlenemeyen’ seviyeye indirildiğinde HIV ile yaşayan bireyin artık bulaştırıcı olmadığı açıklandı. Ardından bu bilimsel kanıt üzerinde tüm bilim otoriteleri Dünya Sağlık Örgütü, UNAIDS hemfikir oldu. Bu da HIV ile yaşayan kişilerin, tedavilerini aksatmadıkları takdirde tüm sağlıklı bireyler gibi aile kurabilmelerine, tıbbi bir müdahaleye gerek olmaksızın doğal yolla bebek sahibi olabilmelerine, HIV ile yaşayan kadınların ise vajinal doğum yapmalarına olanak tanıdı. Günümüzdeki etkili ve ulaşılabilir tedavi yöntemleri HIV enfeksiyonunu, düzenli tedavi ile kontrol altında tutulabilen diğer bir kronik enfeksiyonlardan farksız kıldı. Bu nedenle hastalara, yönetilebilir bir enfeksiyona sahip olduklarını, tedavilerini aksatmamalarını, ailelerine HIV ile yaşayan bireye koşulsuz sevgileri ile her zaman destek olmalarını öneririm.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

AIDS ve HIV yayılımında “etiketlenme ve damgalanma” endişesi etkili oluyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>