?>
?>
Etkili okuma için ilk adım, okuma seanslarınızı planlamak ve net hedefler belirlemektir. Günlük okuma süreniz ne kadar kısıtlı olursa olsun, her okuma seansı için ulaşılabilir bir hedef belirlemek, motivasyonunuzu yüksek tutmanıza yardımcı olur. Örneğin, “Bugün 15 dakika boyunca bu makalenin ana fikirlerini çıkaracağım” gibi somut hedefler, zamanınızı daha verimli kullanmanızı sağlar. Okuma öncesinde metnin amacını anlamak ve hangi bilgilere odaklanacağınızı belirlemek de okuma süresini optimize etmenin önemli bir parçasıdır. Bu yaklaşım, rastgele okuma yerine bilinçli bir okuma süreci teşvik eder. — ilgili: çayyolu hızlı okuma kursu
Pasif okuma yerine aktif okuma teknikleri, okuduğunuzu anlama ve hatırlama oranınızı önemli ölçüde artırır. Sorular sorma, metinle etkileşim kurma ve kendi cümlelerinizle özet çıkarma gibi yöntemler, bilgiyi daha derinlemesine işlemenizi sağlar. Örneğin, okuduğunuz bir bölümü bitirdikten sonra, “Bu bölümün ana fikri neydi?” veya “Bu bilgi daha önceki bilgilerimle nasıl örtüşüyor?” gibi sorular sorabilirsiniz. Ayrıca, önemli gördüğünüz yerlerin altını çizmek, not almak veya zihninizde canlandırmak da bilginin kalıcılığını destekler. Bu teknikler, özellikle hızlı okuma programı arayışında olanlar için temel oluşturur.
Okunan bilgiyi zihinde tutmak için görselleştirme ve hafıza tekniklerinden yararlanmak oldukça etkilidir. Metindeki kavramları veya bilgileri zihninizde resimlere dönüştürmek, soyut bilgileri somutlaştırmaya yardımcı olur. Hafıza sarayı tekniği gibi gelişmiş yöntemler, bilgileri belirli yerlere yerleştirerek hatırlamayı kolaylaştırır. Bu tür teknikler, özellikle karmaşık metinlerdeki bilgileri organize etmek ve gerektiğinde kolayca geri çağırmak için kullanılır. Batıkent hızlı okuma kursu ve çayyolu hızlı okuma kursu gibi eğitimlerde bu tekniklerin önemi vurgulanmaktadır.
Öğrenilen bilgilerin kalıcı hale gelmesi için düzenli tekrar şarttır. Okuduğunuz materyali belirli aralıklarla gözden geçirmek, unutma eğilimini azaltır ve bilginin uzun süreli belleğe aktarılmasına yardımcı olur. Hafıza eğrileri prensibine göre yapılan tekrarlar, bilginin en verimli şekilde pekiştirilmesini sağlar. Ayrıca, okuma becerilerini sürekli olarak uygulamak, bu tekniklerin zamanla daha doğal ve hızlı bir şekilde kullanılmasını mümkün kılar. Düzenli pratik, okuma hızınızı ve anlama düzeyinizi artırarak genel öğrenme verimliliğinizi yükseltir. — ilgili: hızlı okuma programı
Sonuç olarak, günlük okuma süresi kısıtlı olan bireyler için bile okuma becerilerini geliştirmek ve bilgiyi daha etkili kullanmak mümkündür. Zaman yönetimi, aktif okuma teknikleri, görselleştirme ve hafıza stratejileri ile düzenli tekrar ve uygulama sayesinde, okuma alışkanlıkları daha verimli hale getirilebilir. Bu yöntemler, bilgiye ulaşma sürecini hızlandırırken, öğrenme verimliliğini de artırarak kişisel ve akademik gelişimde önemli bir rol oynar.
Günlük Okuma Süresi Az Olanlar İçin Etkili Okuma Yöntemleri yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>BultenYolla.com, müzik sektöründe faaliyet gösteren sanatçılar ve yapımcılar başta olmak üzere, markaların ve şirketlerin yeni projelerini medya kuruluşlarına ulaştırarak daha geniş bir kitleye erişim sağlamalarına yardımcı oluyor. Hazırlanan basın bültenleri, 100’ü aşkın haber sitesi ve dijital platformda yayımlanarak sektör profesyonellerinin dikkatine sunuluyor.
Yeni çıkan bir şarkının veya müzik videosunun geniş kitlelere ulaşması için yalnızca dijital platformlara yüklenmesi yeterli olmuyor. Basın ve medya desteği, şarkının görünürlüğünü artırarak dinleyici kitlesinin genişlemesini sağlıyor. BultenYolla.com, sanatçılar ve müzik yapımcıları için özel olarak hazırlanmış basın bülteni hizmeti ile şu avantajları sunuyor:
Geniş Medya Ağı: Türkiye’nin önde gelen haber ve müzik platformlarında haber olma imkânı.
Hızlı Yayın Süreci: Basın bültenlerinin editoryal değerlendirmeden geçerek en kısa sürede yayına alınması.
Marka Değerini Artırma: Profesyonel PR desteği ile sanatçılar ve markalar için güçlü bir imaj oluşturma.
Türkiye’de müzik sektörü başta olmak üzere birçok farklı sektörde basın bülteni dağıtımı gerçekleştiren BultenYolla.com, sanatçılar ve markalar için etkili bir tanıtım çözümü sunuyor. Haber değeri taşıyan gelişmelerin medya kuruluşlarına ulaştırılması ve geniş kitlelere duyurulması, profesyonel PR hizmetleri ile mümkün hale geliyor.
Yeni şarkınızı, klibinizi ya da markanızı Türkiye’nin dört bir yanındaki medya kuruluşlarına duyurmak için BultenYolla.com’u tercih edin!
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yeni Şarkınızı veya Markanızı Duyurmanın En Etkili Yolu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Çakmak Erdem Hastanesi’nde görev yapan Psikolog Seher Tuncel, sigarayı bırakmanın sadece iradeyle değil, doğru yöntemler ve psikolojik destekle çok daha kolay hale gelebileceğini belirtiyor. Biorezonans terapisi gibi alternatif yöntemlerin, sigara bağımlılığıyla mücadelede destekleyici bir rol oynadığına dikkat çeken Tuncel, kişilerin bu süreçte hem fiziksel hem de psikolojik olarak desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.
Sigarayla Mücadelede Biorezonans Yöntemi
Sigara bağımlılığı, sadece nikotin eksikliğinin yarattığı etkilerle değil, aynı zamanda alışkanlık ve psikolojik bağımlılık nedeniyle de bırakılması zor bir davranış türü. Psikolog Seher Tuncel, sigara içmenin zamanla otomatikleştiğini ve kişinin günlük rutinine yerleştiğini söylüyor. Biorezonans terapisi, vücudun nikotinle olan bağını keserek sigara isteğini ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Biorezonans yöntemiyle sigara bağımlılığı tedavisinde cihaz kişinin içtiği sigaranın yaydığı elektromanyetik titreşimi tespit ediyor ve tersine çevirerek elektromanyetik sinyaller şeklinde elektrotlar aracılığıyla vücuda gönderiyor. Bu şekilde birbirinin tersi olan iki frekans birbirini yok ederek vücudun nikotinle tanışık olma durumunu ortadan kaldırmayı ve böylelikle kişinin sigara içme isteğini azaltmayı amaçlıyor.
Kimyasal ilaç kullanılmadan ve yan etki oluşturmadan uygulanan biorezonans terapisi, sigara bırakmak isteyenler için alternatif bir çözüm sunuyor. Başarı oranları oldukça yüksek olan bu yöntemle ilk seansta sigarayı bırakma oranı yüzde 85’e ulaşırken, ikinci seansın ardından bu oran yüzde 90’a kadar çıkabiliyor. Tedavi, kişinin sigarayı bırakma sürecini desteklemek için genellikle iki seans şeklinde uygulanıyor. Tedavinin etkinliğini arttırmak amacıyla 4-7 gün içerisinde ikinci seans yapılıyor. Yoğun bağımlılığı olan kişilerde uzman değerlendirmesiyle üçüncü seans da uygulanabiliyor.
Uzmanından Sigarayı Bırakmak İsteyenlere Öneriler
Sigarayı bırakmayı düşünen kişiler için bu sürecin hem fiziksel hem de psikolojik olarak yönetilmesi gerektiğini belirten Psikolog Seher Tuncel, bu noktada sigara içme isteğini tetikleyen unsurların fark edilmesinin önemine dikkat çekiyor. Tuncel, sigarayı bırakma sürecinde kişinin kendini olası zorlayıcı durumlara karşı hazırlaması gerektiğini belirterek şunları söylüyor; “Sigarayı bıraktıktan aylar ya da yıllar sonra bile aniden içme isteği gelebilir. Burada önemli olan, kişinin bu isteği nelerin tetiklediğini bilmesi ve bu durumlara karşı önlem almasıdır. Tekrar sigaraya başlamamak için öncelikle sigarayı bırakma nedenlerinizi hatırlayın. Başka bir şeyle meşgul olmak sigara isteğinizi azaltabilir. Örneğin; dişlerinizi fırçalamak, su içmek, sakız veya karanfil çiğnemek, yürüyüş yapmak ya da derin nefes egzersizleri yapmak gibi yöntemler, sigara içme dürtünüzü kontrol etmenize yardımcı olabilir.”
Biorezonans ile Sigarayı Bırakanların Deneyimleri
Biorezonans yöntemiyle sigarayı bırakan birçok kişi, sürecin oldukça rahat ve hızlı bir şekilde ilerlediğini belirtiyor. Uzun yıllar sigara içen ve bırakmayı başaramayan kişiler, bu yöntemin ardından sigaraya olan isteğin tamamen kaybolduğunu söylüyor.
Bir kullanıcı deneyimini şu sözlerle anlatıyor: “Sigarayı uzun yıllardır keyifle içen biriydim ve bırakmanın benim için imkânsız olduğunu düşünüyordum. İlk seanstan sonra mucizevi bir şekilde sigaraya karşı isteğim yok oldu. Şimdi hem daha rahat nefes alıyorum hem de sigaraya harcadığım parayla kendime farklı şeyler alabiliyorum.”
Sigarayı Bırakmanın Tam Zamanı
9 Şubat Sigara Bırakma Günü vesilesiyle Psikolog Seher Tuncel, bağımlılığı sonlandırmak isteyen herkesin doğru destekle bu süreci başarıyla tamamlayabileceğini vurguluyor. “Bir kereden bir şey olmaz” düşüncesine kapılmadan sigarasız bir hayata adım atılması gerektiğini hatırlatıyor. Biorezonans terapisi, ilaçsız ve yan etkisiz bir yöntem olarak sigarayı bırakma sürecini daha kolay hale getiriyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sigara Bağımlılığına Karşı Etkili Çözüm: Biorezonans Yöntemi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kaygan zeminlerde düşme sonucu elde ve bilekte meydana gelen burkulmalar ve kırıklar oldukça yaygındır. Belirtiler arasında; şiddetli ağrı, morarma, şişlik ve bileği hareket ettirmede zorluk yer alır. Eğer kırık varsa, bilekte şekil bozukluğu da görülebilir.
Karlı ve buzlu zeminlerde yapılan ani hareketler, dizde bağ yaralanmalarına ve menisküs hasarlarına neden olabilir. Özellikle ön çapraz bağ yaralanmaları sırasında dizde ani bir ses duyulabilir. Şişlik, hareket kısıtlılığı, ağrı ve güvensizlik başlıca belirtiler arasındadır.
Düşme sırasında omza alınan darbeler veya kış sporlarında kontrol kaybı, omuz çıkıkları ve omuz manşet kas ve tendon yaralanmalarına neden olabilir. Ani ağrı, omuzda şekil bozukluğu ve baş üstü aktivitelerde güçlük bu yaralanmaların tipik belirtileridir.
Kış aylarında özellikle ileri yaş grubu başta olmak üzere kalça kırıkları sık görülür. Şiddetli ağrı, bacağın dışa dönmesi ve yürüme zorluğu gibi belirtilerle kendini gösteren bu durum, yaşlı bireylerde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir ve kalıcı sakatlıklara yol açabilir.
Buzlu zeminlerde dengesiz bir adım atma veya kayma ayak bileği burkulmalarına neden olabilir. Ağrı, şişlik, morarma ve üzerine basamama ayak bileği burkulmaları ve bağ yaralanmalarının en sık görülen belirtileridir.
Erken tanı ve tedavi çok önemli!
Doç. Dr. Ziroğlu, kaza geçiren kişinin olabildiğince hareket ettirilmeden, bilinçli şekilde taşınarak ya da gerektiğinde ambulans çağırarak sağlık kuruluşuna götürülmesi gerektiğini vurguluyor. Bazı basit görünen yaralanmalarda ise tedaviye geç kalınmasının ciddi komplikasyonlara yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Nezih Ziroğlu “Ortopedik kazalar ve yaralanmalarda; ıstırahatle geçmeyen ağrı, üzerine basamama ya da bölgeyi kullanamama, eklemde sertlik ve hareket kaybı ile şişlik ve morarmanın hızla artması gibi durumlarda zaman kaybetmeden Ortopedi hekimine başvurmak gerekir” diyor.
Kış kazalarına karşı basit ama etkili önlemler!
Acıbadem Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, kışın ortopedik kazalar ve yaralanmalara karşı alınabilecek basit ama etkili 7 önlemi şöyle anlatıyor:
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kış Kazalarına Karşı 7 Etkili Önlem! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Son yıllarda “gözlerim sürekli yorgun”, “yanma ve batma hissediyorum”, “kaşınıp acıyor” gibi şikayetlerle göz polikliniklerine yapılan başvurularda artış yaşanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ümit Yaşar Güleser hastaların şikayetlerini bazen de “gözlerimde kum tanesi varmış gibi hissediyorum” ya da “göz kapaklarımı açıp kapatmakta zorluk çekiyorum” şeklinde tarif ettiklerini belirterek “Kuru göz, gözyaşı üretimindeki yetersizlik veya gözyaşının hızlı buharlaşması sonucu göz yüzeyinde nem kaybının yaşandığı bir durumdur. Kuru gözde bazen gözyaşı akıntısı görülebilir ki bu, tahrişe bağlı olarak refleks mekanizmanın devreye girip gözyaşı üretimini artırmasından kaynaklanır. Hastalar bunu ‘yanma hissediyorum, ardından gözlerim sulanıyor’ şeklinde dile getiriyorlar” diyor.
Kuru göz sendromuna yol açan hatalar!
Kuru göz sendromunun ortaya çıkışında, günlük yaşam alışkanlıkları ve çevresel faktörlerin önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Ümit Yaşar Güleser “Teknolojik cihazlara olan bağımlılığın artması, uzun süre bilgisayar ekranı karşısında çalışmak, akıllı telefon ve tablet kullanımı gibi faktörler gözün doğal nem dengesini bozan davranışların başında geliyor. Yapılan çalışmalarda günde 6 ile 8 saatten fazla ekran karşısında kalan bireylerde, kuru göz belirtilerinin görülme sıklığının önemli oranda arttığı belirtilmektedir. Stres, dengesiz beslenme ve uyku düzensizlikleri gibi faktörler ile son yıllarda uzun süre maske kullanımının neden olduğu buharlaşma ve göz çevresindeki hava dolaşımının azalması gibi etkenler de kuru göz sendromu sıklığını artırmış durumdadır. Ayrıca klimalı ve havası kuru ortamlarda uzun süre vakit geçirmek, sigara dumanına maruz kalmak, yetersiz su tüketimi ve günümüzde yaygınlaşan kontakt lensleri uygun olmayan şekilde kullanmak da kuru göze neden olabilmektedir” diyor. Kuru göz sendromunun yaşam kalitesini ciddi anlamda olumsuz etkilediğini, tedavi edilmediği takdirde göz yüzeyinde hasarlara ve kronik enfeksiyonlara neden olabildiğini vurgulayan Dr. Güleser, tedavinin mutlaka doktorun önerisi doğrultusunda yapılması gerektiğini söylüyor.
Kuru Göz Sendromu’na karşı etkili önlemler
Uzun süre ekran karşısında kalmak, göz kırpma refleksinin azalmasına ve göz yüzeyinin kurumasına neden olur. Her 20 dakikada bir ekranınızdan uzağa bakarak 20 saniye boyunca gözlerinizi dinlendirin ve bilinçli olarak sık sık göz kırpın. Yapılan araştırmalar, bu basit alışkanlığın göz yüzeyi nemliliğini koruduğunu göstermiştir.
Kuru hava, göz yüzeyindeki gözyaşı buharlaşmasını hızlandırır. Özellikle klimalı ya da kaloriferli mekanlarda nemlendirici cihaz kullanarak nem dengesini ayarlayabilirsiniz. Saç kurutma makinesi, klima ve vantilatörün de doğrudan gözlerinize hava üflememesine dikkat edin. Rüzgarlı havalarda dışarı çıkarken, gözlerinizi rüzgardan koruyun.
Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ümit Yaşar Güleser “Gözyaşı üretimi vücudun su dengesiyle yakından ilişkili olduğundan, yeterli miktarda su tüketmek kuru göz riskini azaltabilir. Günlük 2-2.5 litre su tüketimi hem genel sağlığınızı hem de göz sağlığınızı destekler” diyor.
Kontakt lens kullanımında hijyen kurallarına mutlaka uyun, gece mutlaka çıkartın ve lenslerinizi önerilen süreden daha uzun takmayın. Aksi taktirde göz yüzeyinizin oksijenlenmesini azaltarak kurumasına hatta çok ciddi sorunlara yol açabilirsiniz. Ayrıca her kontakt lens her göze uygun olmadığı için hekiminizin tavsiye ettiği lensi kullanın.
Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Güleser, suni gözyaşı damlaları ve jellerin, göz yüzeyinin nem dengesini sağlamada etkili bir çözüm sunduğunu belirterek “Koruyucu madde içermeyen damlalar, hassas gözler için daha uygundur. Ancak bu ürünleri kullanmadan önce mutlaka bir göz hastalıkları uzmanına danışmanız gerekir” diyor.
Balık, ceviz ve keten tohumu gibi Omega-3 yağ asitleri içeren besinler ile D vitamini gözyaşı üretimini destekleyerek kuru göz sendromunun yol açtığı şikayetleri hafifletebilir. Dr. Ümit Yaşar Güleser “Araştırmalar; D vitamini eksikliğinin kuru göz ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle düzenli kan testleri yaptırarak eksiklik durumunda takviye alınmalıdır” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kuru Göz Sendromu’na Karşı 6 Etkili Önlem! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Bu düşünceyle pek çok anne adayı, gerek hamilelik sürecinde gerekse doğum sonrası alabilecekleri önlemlere yönelik olarak doktoruna “Acaba bebeğimin zekasını geliştirmek için neler yapabilirim?” sorusunu yöneltiyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysimin Akçakaya Koraman “Bebeğimizin fiziksel sağlığı kadar ruhsal ve zihinsel sağlığı da anne karnındayken desteklenmeye başlayan ve ömür boyu devam eden bir sürecin önemli parçalarıdır. Yaşam alışkanlıklarınızda yapacağınız bazı yeniliklerle mümkünse hamilelik öncesinde, değilse de hamilelik süreci ve doğum sonrası hem onların fiziksel ve ruhsal sağlıklarına hem de beyin sağlığına çok önemli desteklerde bulunabilirsiniz” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysimin Akçakaya Koraman bebeklerde beyin gelişimini desteklemek amacıyla alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
HAMİLELİK ÖNCESİ NELER YAPMALI?
HAMİLELİK SÜRECİNDE NELER YAPMALI?
DOĞUM SONRASI NELER YAPMALI?
Bebeğiniz doğdu ve artık dış dünyada birliktesiniz. Peki şimdi onun beynini beslemek için neler yapabilirsiniz? Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysimin Akçakaya Koraman “Ebeveyn olmayı bir bilim değil, sanat olarak ele almak gerekir. Bebeğimiz de mutlak doğruların ya da yanlışların olmadığı bir düzende; bireyler, sosyal çevre ve çeşitli materyallerin harmanlanması ile ortaya çıkarılan tek ve kendine özel bir sanat eseridir. Her sanatçı kendi eserini en güzel şekilde yapmak için uğraşsa da, hepimiz kusurlarımız ve farklılıklarımız ile değerli ve özgünüz” diyor. Hem ebeveynlerin hem de bebeğin zihninin güzelliklerle dolu olması gerektiğini vurgulayan Dr. Koraman, beyin gelişimi için doğum sonrasına yönelik önerilerini şöyle sıralıyor;
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bebeğinizin Beyin Gelişimini Desteklemek İçin Etkili Öneriler yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Diş çürükleri ve ağız enfeksiyonları, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle düzenli diş fırçalama alışkanlığı kazandırın, diş hekimi kontrollerini ihmal etmeyin. 8 yaşın altındaysa; dişlerini fırçaladıktan sonra özellikle arka dişleri ve dişlerinin arka yüzeyini siz de tekrar fırçalayın.
Bağışıklığının güçlü olması için aşı takvimine uygun olarak tüm aşılarını yaptırdığınızdan emin olun. Grip aşısı yaptırarak da, kış aylarında sık görülen influenza enfeksiyonundan çocuğunuzu büyük ölçüde koruyabilirsiniz. Bağışıklık sistemini desteklemek ve vitamin-mineral eksikliği olup olmadığını tespit edebilmek için düzenli sağlık kontrollerine çok özen gösterin.
Dr. Serap Sapmaz Deniz “Son yıllarda çok sık tüketilen fast food ürünleri, yüksek miktarda şeker, tuz ve katkı maddeleri içerir. Bu maddeler tat duyusunda bağımlılık yapıcı özellikler taşıdığı gibi, bağışıklık sistemini zayıflatır. Ayrıca obezite, insülin direnci vb kronik sağlık sorunlarına yol açar. Bu nedenle mutlaka evde tencere yemekleri hazırlayın” diyor.
Güçlü bir bağışıklık sistemi için omega 3 içeriği yüksek besinler yedirin. Haftada iki kez balık yemeleri zihinsel gelişim ve kalp damar sağlığı için de büyük önem taşıyor. Ceviz, yumurta, et, ıspanak, brüksel lahanası ve semizotu gibi sebzeler de omega-3 içeriğine sahip olduğundan bu besinleri çocuğunuza tüketme alışkanlığı kazandırın.
Uyku, çocukların bağışıklık sistemi hücrelerinin yenilendiği, enerji depolandığı ve vücutlarının iyileştiği bir süreç olduğundan; okul öncesi çocukların 10-13 saat, okul çağında 9-12 saat, ergenlik döneminde de 8-10 saat uyumalarına özen gösterin. Uyku eksikliği; enfeksiyon riskini artırırken, bağışıklık sisteminin enfeksiyonlarla mücadele etme kapasitesini azaltıyor.
Güçlü bir bağışıklık sistemi için fiziksel aktivite şart. Düzenli egzersiz, bağışıklık hücrelerini aktive ederek vücudu enfeksiyonlara karşı daha dirençli hale getiriyor. Çocuklar için yüzme, basketbol ve futbol gibi sporların ideal olacağını belirten Dr. Deniz, bisiklet sürme ve açık havada birlikte yapacağınız yürüyüşün de çok önemli olduğunu söylüyor.
El yıkama enfeksiyonların önlenmesinde kritik önem taşıyor. Bu nedenle çocuğunuza mutlaka el yıkama alışkanlığı kazandırın; yemeklerden önce ve sonra, tuvaletten çıkınca ve dışarıdan geldiğinde ellerini sabunla en az 20 saniye boyunca yıkamayı öğretin. Ayrıca öksürürken ya da hapşırırken ağzını elleriyle değil, dirseklerinin iç kısmıyla kapatmayı öğretin.
Son dönemde vitamin ve mineral takviyelerinin kontrolsüz şekilde ve sık kullanıldığı, bunun çok ciddi tehlikelere yol açabildiğini vurgulayan Dr. Deniz “Gıda takviyesi ürünlerinin çoğu Sağlık Bakanlığı onaylı olmayıp denetimsiz kullanılmaktadır. Çocuğun ihtiyacı belirlenmeden yüksek doz vitamine maruz kalması karaciğer ve böbrek sorunları gibi ciddi hastalıklara yol açabilir. Ayrıca ilaçların etkisini azaltabilmekte, havale eşiğini düşürebilmekte ve kanama bozukluğuna yatkınlık oluşturma gibi risklere yol açabilmektedir” diyor.
Çocukların mevsim sebzeleri ve meyveleri başta olmak üzere tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli şekilde tüketmeleri, gün içerisinde düzenli olarak su içmeyi alışkanlık haline getirmeleri güçlü bir bağışıklık sistemi için kilit rol oynuyor. Dr. Serap Sapmaz Deniz ayrıca tarhana, kefir, evde mayalanmış yoğurt, sarımsak ve soğan gibi probiyotik içeriği yüksek gıdaların da bağırsak mikrobiyatası ve bağışıklık için büyük önem taşıdığını söylüyor.
Bağışıklık sistemini desteklemek için doğal karışımlardan da faydalanılabileceğini belirten Dr. Deniz “Ihlamur çayı, tarçın kabuğu ve birkaç damla limonla hazırlayacağınız bir karışım solunum yollarını rahatlatabileceği gibi, bir tatlı kaşığı bal ve rendelenmiş taze zencefil ile hazırlayacağınız karışım da bağışıklığını güçlendirmeye katkı sağlayacaktır. Ancak zencefil-bal karışımı 1 yaş altı çocuklara verilmemelidir. Ayrıca alerjik bünyelerde reaksiyona neden olabileceği için ilk kez denendiğinde küçük miktarla başlanmalı ve reaksiyon açısından çocuk gözlenmelidir” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuğunuzun bağışıklığını güçlendirecek 10 etkili öneri! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Etkinlikte beden dilinin iletişim kurmadaki önemine değinen Öğr. Gör. Arife Gülsün, “Yapılan araştırmalara göre insanlar, yalnızca iletişimin yüzde 7’sini sözlü şekilde gerçekleştiriyor. İletişimin yüzde 38’ini ses tonlaması, yüzde 55’ini ise beden dili oluşturuyor. Bedenimizin duruşu, jest ve mimiklerimiz, başımız, gözlerimiz, ellerimiz, parmaklarımız, oturma biçimimiz, iletişim mesafemiz, tokalaşma şeklimiz, giyim kuşamımızda seçtiğimiz renkler gibi pek çok şey beden dilimizi oluşturuyor. Beden dilimiz, karşımızdaki insana bizimle ilgili fikirler veriyor” diye konuştu.
Farklı kültürlerde beden dilinin de farklılık gösterdiğini ifade eden Öğr. Gör. Gülsün, “ Örneğin; Türkiye, Yunanistan ve Suriye’de insanlar olumlu ifadeyi kafalarını aşağı-yukarı sallayarak, olumsuzu ifadeyi ise dünyadaki diğer kültürlerden farklı olarak kafalarını yukarı kaldırıp göz devirerek gösterirken, Bulgaristan ve Arnavutluk’ta bu durum dünyadaki genel beden dili kavramının tam tersi şekilde oluyor” dedi.
Katılımcılara beden dili ve imaj üzerine kitaplar öneren Öğr. Gör. Gülsün, “Eski bir FBI ajanı olan Joe Navarro’nun ‘Beden Dili” kitabında beden dili detaylı bir şekilde inceleniyor. Riccon İlhan Doğan’ın ‘Beden Dili’ kitabı ise bu işin alfabesi olarak biliniyor. Yine Shelly Hagen’in ‘Beden Dili Hakkında Her Şey’ kitabı da beden dilinin temel kavramlarını ve sosyal hayattaki uygulamalarını kapsamlı bir şekilde anlatıyor” diyerek tavsiyelerini katılımcılarla paylaştı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
EÜ’de etkili iletişimin anahtarı olan “Beden Dili” ve imaj üzerindeki etkisi konuşuldu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Dijital oyun süresi için net bir zaman dilimi oluşturun. Bu süreyi çocuğun yaşına ve tatildeki diğer aktivitelerine göre belirleyebilirsiniz. Oyun oynayacağı saatleri birlikte önceden planlayarak da düzensiz kullanımın önüne geçebilirsiniz.
Dijital oyunlara harcanan zamanın yerini dolduracak keyifli ve öğretici alternatifler sunun. Örneğin; spor, sanat etkinlikleri ya da ailece oynanan masa oyunları gibi etkinlikler çocukları motive eder.
Oynayacağı dijital oyunları birlikte seçerek; böylece yaşına uygun ve şiddet içermeyen, zihinsel gelişimini destekleyen ve öğrenmeyi eğlenceli hale getiren oyunlara yönlendirebilirsiniz. Bu işbirliğiniz, oyun süresini daha verimli hale getirir.
Çocuğun oynadığı oyunları birlikte deneyimleyerek hem eğlenceli vakit geçirebilir hem de oyun dünyasını anlamaya çalışabilirsiniz. Bu, çocukla iletişiminizi de güçlendirir.
Klinik Psikolog Oğuzhan Gürdoğan “Çocuklar, ebeveynlerinin davranışlarını model alır. Bu nedenle sizin anne-baba olarak ekran karşısında geçirdiğiniz süreyi sınırlandırmanız, çocuğunuz için olumlu bir örnek oluşturur. Örneğin; kitap okumaya teşvik etmek için kitap okumanın önemini ne kadar anlatırsanız anlatın çocukta alışkanlık yaratamayabilir. Ancak sizin düzenli şekilde kitap okumanız durumunda çocuğunuzda da bir süre sonra kitap okuma isteği uyanacak ve kitap okuma alışkanlığı kazanmasına fayda sağlayacaktır” diyor.
Dijital oyunların, çocuğunuzun diğer alanlardaki işlevselliğini (akademik başarı, sosyal ilişkiler vb) nasıl etkilediği hakkında kendisiyle açıkça konuşun. Ona sorumluluk bilinci aşılamaya çalışın.
xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx
Sömestir tatilinde eğlenceli ve öğretici bir tatil için öneriler!
Klinik Psikolog Oğuzhan Gürdoğan ”Tatil, tamamen kuralsız bir dönem anlamına gelmemelidir. Belirli bir rutin, çocuğun hem rahatlamasını hem de tatil boyunca düzenli bir şekilde zamanını yönetmesini sağlar. Aynı zamanda sömestir tatilinde çocukla birlikte kaliteli zaman geçirmek, kendini daha değerli ve güvende hissetmesine olanak tanır, yeni döneme daha motive bir şekilde başlamasına yardımcı olur” diyor. Gürdoğan, anne-babaların sömestir tatilinde çocuklarıyla yapabilecekleri, onların fiziksel, psikolojik ve zihinsel gelişimlerini destekleyen önerilerini şöyle sıralıyor;
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sömestirde Dijital Disiplin İçin 6 Etkili Öneri yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Otizm, DEHB ve öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda ergoterapi ile duyusal işlem, motor beceriler ve sosyal etkileşimlerin desteklendiğini aktaran Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Okul ortamındaki başlıca hedefler arasında ise, ince motor becerileri desteklemek, görsel ve işitsel algıyı desteklemek, duyusal sistemi desteklemek, duygusal ve davranışsal düzenlemeler ile okulda karşılaşılan zorluklar yer alır.” dedi. Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre şekillenen bu yaklaşımın, maksimum bağımsızlık hedefiyle uygulandığına vurgu yaptı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, çocukların hayatında ergoterapinin öneminden bahsetti.
Ergoterapi çocukların bağımsız yaşam becerilerini destekliyor…
Ergoterapinin çocukların gelişimi üzerindeki temel amacının, çocuğun yemek yeme, giyinme, öz bakım, oyun oynama gibi günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık kazanmasına yardımcı olmak, motor becerilerini geliştirmek, sosyal becerilerini güçlendirmek, duyusal senkronizasyonu sağlamak ve çevresiyle daha uyumlu bir şekilde etkileşim kurmasını sağlamak olduğunu hatırlatan Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “İnce motor ve kaba motor becerilerin desteklenmesi, duyusal işlev bozukluğu yaşayan çocuklarda duyusal senkronizasyonun sağlanması, çocuğun giyinmesi, yemek yemesi ve öz bakımını sağlaması gibi bağımsız yaşam becerileri desteklenir. Sosyal becerilere yönelik çocuğun akranlarıyla oyun oynaması, sıra beklemesi, paylaşma gibi sosyal becerilerini geliştirmesi ergoterapinin temel hedefleri arasında yer alır.” dedi.
Otizm, DEHB ve öğrenme güçlüğü gibi nörogelişimsel bozuklukları olmayan çocuklara da uygun…
Ergoterapinin, yalnızca belirli bir rahatsızlık veya özel gereksinimi olan çocuklar için olmadığına dikkat çeken Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Her çocuğun gelişimsel olarak desteklenmesi için uygun olabilir. Ergoterapi sürecinde çocuğun gelişim düzeyine bağlı olarak duyusal işlem, duyusal motor beceriler, algısal motor beceriler ve bilişsel süreçlerine yönelik çalışmalar yer alır.” dedi.
Otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özgül öğrenme güçlüğü gibi nörogelişimsel bozukluklarda ergoterapinin, yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen önemli bir sağlık alanı olduğuna vurgu yapan Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, şunları söyledi:
“Otizm spektrum bozukluğunda sosyal etkileşim, iletişim ve davranışsal zorlukları göz önünde bulundurarak otizm spektrum bozukluğuna sahip çocuklarda duyusal işlem, kaba motor ve ince motor beceriler, etkileşim ve sosyal becerileri destekleyerek günlük yaşam aktivitelerine bağımsız katılımı sağlar. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda ergoterapi, dikkat ve aktivite sürdürebilirliği, planlama, organizasyon, dürtü kontrolü, zaman yönetimi ve motor koordinasyonu destekleyerek çocuklarda yaşam kalitesini artırmayı hedefler.”
Ergoterapi, çocukların okul başarısının artmasını hedefliyor…
Ergoterapinin özgül öğrenme güçlüğü ve okul ortamında zorluk yaşayan çocuklara yönelik bütüncül bir değerlendirme sergilediğini aktaran Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Okul ortamındaki başlıca hedefler arasında, çocuğun yazı yazmasına yönelik ince motor becerileri desteklemek, okuduğunu anlamasına yönelik görsel algı ve işitsel algıyı desteklemek, çevresini ve okul ortamını çocuğa uygun bir şekilde düzenlemek, duyusal ihtiyaçlarına yönelik duyusal sistemi desteklemek, okulda davranış sorunlarına yönelik duygusal ve davranışsal düzenlemeler ile okulda karşılaşılan zorluklar yer alır. Ergoterapi ile özgül öğrenme güçlüğüne sahip çocukların maksimum bağımsızlığı hedeflenmiş olur.” diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ergoterapi, okul başarısını artırmada da etkili… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>