?>
?>
Enerjisa Enerji, ‘Enerjimi Koruyorum Projesi’nin sosyal etkisini artırdı
Türkiye’nin enerji dönüşümüne öncülük eden lider elektrik dağıtım, perakende satış ve müşteri çözümleri şirketi Enerjisa Enerji, 2010 yılından bu yana sürdürdüğü uluslararası ödüllü sosyal sorumluluk projesi “Enerjimi Koruyorum” ile enerji verimliliği ve tasarruf bilincini çocuklara kazandırmaya devam ediyor. Son yapılan Sosyal Getiri Yatırım (SROI) analizi, projeye yapılan her 1 TL’lik yatırımın 3.17 TL’lik sosyal değer yarattığını ortaya koydu.
Enerjisa Enerji, “Herkes için daha iyi bir gelecek” vizyonuyla enerji verimliliği ve tasarruf bilincini çocuklara aşılıyor. Şirket, “Enerjimi Koruyorum” projesini 14 yıldır başarıyla sürdürüyor ve bu süreçte, Enerjisa Enerji bünyesindeki perakende satış ve müşteri çözümleri şirketleri ile elektrik dağıtım şirketleri Başkent EDAŞ, Ayedaş ve Toroslar EDAŞ’ın hizmet verdiği şehirler başta olmak üzere, tüm Türkiye’ye yaygınlaştırıyor.
Projenin sosyal değeri belirlendi
Proje kapsamında bugüne kadar 16 ilde 750 okulda 360 binden fazla öğrenciye ulaşıldı. Son olarak gerçekleştirilen ve projeden faydalanan paydaşların deneyimlediği değişimleri ölçümlemeyi amaçlayan SROI analizi, projeye yapılan her 1 TL’lik yatırımın 3,17 TL’lik sosyal değer sağladığını gösterdi. Bu kapsamda, Enerjimi Koruyorum projesi çerçevesinde enerji tasarrufu ve çevre bilincinin gelişmesi, tiyatro ve sanat yoluyla öğrenme, araştırma ve bilgi edinme alışkanlığının kazanılması gibi olumlu değişimler tespit edildi.
Hedef: 500 bin çocuğa enerji tasarrufu eğitimi
Kurumsal sosyal sorumluluk ve toplumsal yatırımların Enerjisa Enerji’nin sürdürülebilirlik anlayışının vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulayan Enerjisa Enerji Sürdürülebilirlik ve Kurumsal Yetkinlikler Bölüm Başkanı Ebru Taşcıoğlu, proje hakkında şunları söyledi: “Enerji verimliliği ve sürdürülebilir bir dünya artık eğitim müfredatlarının da önemli bir parçası haline geldi. ‘Enerjimi Koruyorum’ projemizle, çocuklarımıza sadece tasarruf bilinci kazandırmakla kalmıyor, onların günlük hayatlarında uygulayabilecekleri pratik bilgiler sunuyoruz. Örneğin, basit ama etkili yöntemlerle evde nasıl daha az enerji tüketilebileceğini öğretiyoruz. Aynı zamanda bu eğitimler, çocuklar aracılığıyla ebeveynlere de ulaşıyor. Bugüne kadar 360 binden fazla çocuğa ulaştık, hedefimiz ise 500 bin çocuğa enerji tasarrufunu öğretmek. Ebeveynler için de çocuklarıyla birlikte enerji verimliliği konusunda bilinçlenmelerine destek olacak yeni dijital içerikler üzerinde çalışıyoruz.”
Taşcıoğlu, projenin sadece enerji tasarrufu bilinci kazandırmakla kalmadığını, aynı zamanda çocukların sosyal ve kültürel gelişimlerine de katkı sunduğunu belirtti. Taşçıoğlu ‘Küsmesin Yıldızlar’ tiyatro gösterisi ve ‘Daha İyi Bir Gelecek’ öykü yarışması, çocukların hem enerji tasarrufu konusundaki farkındalıklarını artırıyor hem de yaratıcı düşünme becerilerini destekliyor” dedi.
Enerjimi Koruyorum’un 15.yılında, dijital içeriklerle güçlendirilmiş yeni projeler hayata geçirilecek. Enerjisa Enerji, sürdürülebilir bir gelecek için enerji verimliliği bilincini yaygınlaştırmaya ve daha fazla çocuğa ulaşmaya kararlılıkla devam edecek.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Enerjisa Enerji, ‘Enerjimi Koruyorum Projesi’nin sosyal etkisini artırdı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, sosyal medyanın hayatımıza etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.
Hızlı olması, bağımlılık yapıcı özellik demek
Bir şeyin ne kadar hızlı ise o kadar etkili ve bağımlılık yapıcı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Eskiden bu tür telefonlar yokken çocuklar televizyon izlerler, reklamlar ile yemek yerdi. Şimdi de aynı şekilde ellerinde telefon ya da ipad ile yemek yiyorlar izledikleri şeyler hızlı dönüyor. Bir şeyin hızlı dönmesi bağımlılık yapıcı özellik demektir.” dedi.
Bu durumun kumarda da benzer şekilde olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “En hızlı dönen kumar bağımlılık yapar. Sosyal medyada insanlar en güzel anlarını paylaşıyor. Bu durum başka insanlarda ‘ben mutsuz muyum?’ algısının oluşmasına neden olabiliyor. Mutsuzluk, kaygı ve depresyon bu durum ile birlikte geliyor. Ancak unutmamak gerekiyor ki herkes en güzel ve mutlu anını sosyal medyada paylaşıyor, kimse mutsuz anını paylaşmıyor.” şeklinde konuştu.
Çocuklar interneti kontrollü kullanmalı
Çocukları sosyal medyadan nasıl korumamız gerektiği konusuna değinen Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, şunları söyledi:
“Tanımadığınız birini evinize alır mısınız? Çocuğunuzu bir arkadaşına gönderirken arkadaşının evini bilmek, annesini babasını tanımak istersiniz. Çocuğunuz eline ipad ya da telefonu aldığı zaman hiç bilmediği yerlere gidiyor, hiç tanımadığı insanlar o sırada onun odasına geliyor. Durumu bu şekilde değerlendirmek gerekiyor. Cihazı çocuğun elinden tamamen almak değil ancak kontrollü kullanımı sağlanabilir.
Tiktok gibi sosyal medya uygulamasına girmelerini engelleyebiliriz. Anne baba yanındayken ipad ve telefonun eline verilmesi gerekir. Çocukları odasına gönderip ipad ve telefon vermek doğru bir yaklaşım değil. Çocuk interneti kontrollü kullanmalı.”
“Telefon olmazsa yalnız hissediyoruz”
Zaman zaman sosyal medya uygulamalarının çökmesi nedeniyle uygulamalara erişemeyen kişilerin de çökkünlük yaşayabildiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bağımlılık bu şekilde geliyor. New York’ta bir araştırma yapılmış. Bir gece elektrikler kesilmiş, 9 ay 10 gün sonra doğum patlaması olmuş, çünkü televizyon seyredememişler.” dedi.
Sosyal medyanın bağımlılık yapıcı etkisinin oldukça yüksek olduğunu yineleyen Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sosyal medya birden bire yalnız hissetmemize neden oluyor. Aynı masada kimse birbirine bakmadan telefon ile ilgileniyor. Telefon olmazsa yalnız hissediyoruz. Birlikte olmaktan artık uzaklaşmaya başladık. Covid-19 pandemisi bize yalnızlığı öğretti, ama yalnızlığı olumsuz öğretti. Pandemi sırasında ve sonrasında yapılan araştırmalara göre insanlar kendilerini çok yalnız hissediyordu. Sosyal medya aracılığı ile biraz yalnızlığımızı giderdik, ama bu hiçbir zaman için dokunmak gibi olmuyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sosyal medyanın hızlı olması, bağımlılık yapıcı etkisini arttırıyor! Tanımadığınız insanları çocuğunuzun odasına sokmayın! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Proje ekibini tebrik eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Bilindiği gibi akciğer kanseri, hem görülme sıklığı hem de ölümcül olması sebebiyle ciddi bir sağlık sorunudur. Doç. Dr. Erkan Kahraman’ın yürütücülüğünü yaptığı proje kapsamında enflamasyon ve akciğer kanseri arasındaki ilişki incelenecek. Sağlık alanındaki yatırımlarımızın karşılığını başarılı projelerle almayı sürdürüyoruz. Hocamızı ve ekibini tebrik ediyorum” diye konuştu.
Akciğer kanserinin, kanser nedenli ölümler arasında birinci sırada yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Erkan Kahraman, “Akciğer kanseri, neden olduğu komplikasyonlar ve mortalite oranları nedeniyle dünya genelinde üzerinde yoğun çalışılan, güncel, en önemli sağlık problemlerinin başında gelmektedir. Bütün kanser türleri içerisinde en yaygın olarak görülen ikinci kanser türü olup dünya genelinde kanser nedenli ölümler içerisinde ise ilk sırada yer almaktadır. Risk faktörleri içerisinde sigara kullanımı, alkol, hava kirliliği, genetik yatkınlık, kronik enflamasyon, iyonizan radyasyon ve asbest, polisiklik hidrokarbonlar, ağır metaller gibi maddelere mesleki ve çevresel maruziyet yer almaktadır. Akciğer kanserinde geleneksel tedaviler cerrahi, radyasyon tedavisi ve kemoterapiye dayanmaktadır. Terapötik yaklaşımın seçimi, kanserin tipine, hastalığın evresine, hastanın fonksiyonel kabiliyetine ve hastalığın genetik karakterizasyonuna bağlı olarak değişmektedir. Kanser gelişiminde hasarlı genlerin ailesel kalıtımı önemli bir yer tutmasına rağmen, aslında tüm kanserlerin sadece yüzde 5 ila 10’u mutasyona uğramış genlerin ve somatik mutasyonların kalıtımından kaynaklanmaktadır. Geriye kalan yüzde 90 ila 95 neden ise, yaşam tarzı faktörleri ve çevre ile bağlantılı meydana gelen DNA’da ortaya çıkan mutajenik değişikliklerdir. Örneğin, tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 30’unun sigara, yüzde 35’inin beslenmeyle, yüzde 14 ila 20’si obeziteyle, yüzde 18’inin enfeksiyonlara ve yüzde 7’sinin de radyasyonla ve çevresel kirleticilerle maruziyet ile bağlantılıdır. Tüm bu risk faktörlerinde ortak görünen süreç halk arasında iltihaplanma ya da yangı olarak da tabir edilen enflamasyondur. Bu bulgular ve yeni gelişmeler sonucu, son yıllarda tümör başlatıcı enflamasyon bir kanser belirteci olarak tanımlanmıştır” dedi.
“Çalışmalar ABD’de yürütülecek”
Enflamasyonun kanser sürecine etki ettiğini söyleyen Doç. Dr. Kahraman, “Enflamasyon akciğer kanserinin hem başlamasında hem de sürdürülmesinde kritik roller oynamaktadır. Akciğer kanseri progresyonunda oluşan enflamatuvar mikroçevre, ortamda bulunan immun hücreler tarafından salınan birçok enflamatuar sitokinler nedeniyle kanser hücresinin sağ kalımı ve proliferasyonu için avantaj sağlamaktadır. Bu da kanser progresyonunun hızlanmasına hatta kemoterapötik ilaçlara karşı direnç oluşmasına yol açmaktadır. Bu nedenle enflamasyonun yönetilmesi akciğer kanseri progresyonunda kritik önem taşımaktadır. Biz de yapacağımız çalışma ile akciğer kanseri gelişimi ve ilerlemesinde kritik rolleri olan enflamasyona odaklanacağız. TÜBİTAK 2219 Yurt Dışı Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı desteğiyle, çalışmalarımı Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Fosyth Enstitüsü Klinik Operasyonlar Direktörü Prof. Dr. Alpdoğan Kantarcı’nın laboratuvarında ve onun süpervizörlüğünde, Amerika Birleşik Devletleri, Cambridge-Boston’da 9 ay süresince gerçekleştireceğim. Bu zaman süresince akciğer kanseri tedavisinde enflamasyon hedefli yeni aday moleküller üzerine odaklanacağız. Birçok araştırma grubu ile ortak çalışmalar yaparak hem akademik hem de bilimsel yeni bakış açıları oluşturmayı amaçlamaktayız. Araştırma sonuçlarımız enflamasyon ve akciğer kanseri ilişkisi hakkında birçok kritik veri ortaya koyacak, ayrıca akciğer kanserinde enflamasyon hedefli yeni tedavi modelleri geliştirilmesi için temel hücresel biyolojik verileri sağlayacaktır” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Egeli akademisyen enflamasyonun akciğer kanserine etkisini araştıracak yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>