?>
?>
Gözün damardan zengin orta tabakasının iltihaplanmasıyla üveit hastalığı meydana gelmektedir. Başta behçet hastalığı, ankilozan spondilit, iltihaplı bağırsak hastalığı olmak üzere birçok romatizma hastalığında ve multiple skleroz (MS) gibi nörolojik hastalıklarda üveit görülebilir.
Üveit hastalığı ve tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Merih Oray, “Gözün İris dokusunu tutan ve gözün ön kısmına sınırlı olan üveitlerde; göz küresinde dokunmakla ve sağa-sola çevirmekle hissedilen ağrı, ışık hassasiyeti, kızarıklık ve bulanık görme belirtileri ön plana çıkar. Bu belirtiler iltihabın alevlendiği dönemi yansıtır ve mutlaka tedavi gerektirir. Gözün arka kısmında yer alan üveitlerde ise bulanık görme ve siyah noktalar görme belirtileri ön plandadır. Özellikle makula dediğimiz görme noktasının iltihabi tutulumu doğru tedavi edilmediği taktirde komplikasyonlara ve kalıcı görme kaybına neden olabilmektedir. Üveit için bir kere tedavi olup iyileştim denilmemeli, uzun yıllar doktor kontrolü gerektiren bir hastalık olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.
ÇOCUKLUK ROMATİZMASI OLAN ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLÜYOR
Üveit hastalığının her yaş grubunda gelişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Merih Oray, özellikle çocuk yaş grubunda bu hastalığın, körlüğe kadar varan komplikasyonlar ile ciddi bir sağlık problemine neden olabileceğini dikkat çekti.
“Görme kaybı değişkenlik göstermekle beraber yüzde 10-15 ciddi görme kaybı riski vardır. Fark edilmeden sinsice ilerleyen bu hastalığın tekrarlamasını önlemek için altında yatan sebeplerin de araştırılması şart. Özellikle çocukluk çağı romatizması olan çocuklarda sık aralıklarla göz taraması yapılmasının önemine vurgu yaparak, “Bu çocuklarda eklemlerde iltihap olduğu gibi gözde de olabiliyor. Bazen gözde kızarıklık olmuyor çocuklar küçük olduğu için bunu ifade edemiyor. Aileler de fark edemiyor. O nedenle bu çocukları rutin aralıklarla mutlaka üveit uzmanı göz doktoruna götürmek lazım. Bazen çocukların muayenesi de zor oluyor. Planlı sistemik bir tedavi uyguluyoruz. Uzun vadede fark edilmezse ciddi yan etkileri olabilir. Katarakt, göz tansiyonu gibi problemler ortaya çıkabilir. Zaman içerisinde de görme kaybına da yol açabiliyor” dedi.
ACİL MÜDAHALE EDİLMESİ GEREKEN BİR HASTALIKTIR
Üveit hastalığının erken dönemde teşhis edilerek hasta tedaviye yönlendirildiği durumlarda, mevcut görme seviyelerinin artırılabilir ya da korunabilir olduğunu belirten Prof. Dr. Merih Oray, “Ne şiddette olursa olsun, üveit acil müdahale edilmesi gereken bir hastalıktır. Geç kalındığında hastalık ilerler ve iltihap nedeniyle göz bebeğinde şekil bozuklukları, katarakt, göz tansiyonu yükselmesi gibi komplikasyonlara neden olabilir. Zaman içerisinde geçirilen ataklar göz içerisinde yapısal hasara yol açıyor. Göz sinirinde ve görme noktasında hasar olabiliyor. Hastalık kısa sürede tedavi edilmediğinde doku harabiyeti oluşuyor ve görme kaybı meydana gelebiliyor. Belirtiler görüldüğünde yapılacak ilk iş üveit konusunda tecrübeli bir göz doktoruna muayene olmaktır” ifadelerini kullandı.
ÜVEİT KONUSUNDA UZMAN DOKTORUN MUAYENESİ ŞART
Katarakt ameliyatı olacak kişilerin gözünde aktif iltihap olmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Oray, “Üveit tedavisi olan fakat tekrarlayan bir hastalıktır ve bu hastalığın altında yatan hastalığı da teşhis etmek lazım. Bu sebeple üveiti olan kişilerin bu konuda uzmanlaşmış olan doktora gitmesi gerekmektedir. Behçet hastalığı, kanser, bağışıklık sistemi hastalıkları, ülseratif kolit, crohn hastalığı, ankilozan spondilit, yetişkin ve çocuklarda romatizmal hastalıklar, bakteri, virüs, parazit veya mantar gibi enfeksiyonların gözü tutması ve göz travması üveite neden olabilir. Üveit hastalarında katarakt da sıklıkla görüyoruz. Üveiti hastası katarakt ameliyatı olacaksa bunun zamanlaması çok önemli. Çünkü hastaların o anda gözünde aktif iltihap olmaması gerekiyor. Göz içindeki iltihap tedavi edildikten sonra cerrahi yöntemler uygulanmalı” diyerek uyardı.
TEDAVİ ÜVEİTİN TÜRÜNE GÖRE PLANLANIYOR
Hastalığın çeşidine göre tedaviye karar verildiğini belirten Prof. Dr. Merih Oray, “Ön üveit dediğimiz irisin etkilendiği iltihabi durumlarda ilk aşamada lokal damla tedavisi önerilmektedir. Öncelikle iris dokusunun lense yapışmasının önlenmesi ve ağrının azaltılması için göz bebeğini büyüten damlalar kullanılır. Ayrıca iltihabı baskılamak için kortizonlu damlalar kullanılmaktadır. Gerekli durumlarda göz içine veya gözün çevresine iğne tedavileri de uygulanmaktadır. Üveit atakları tekrarlıyorsa sistemik tedavi edilir. Enfeksiyon kaynaklı olmayan arka üveitlerde ise çoğunlukla ağız yoluyla ve özellikle son yıllarda cilt altından alınan güncel ilaçlar kullanılmaktadır. Enfeksiyon kaynaklı olmayan arka üveitler için kortizonlu ilaçlar ve bağışıklık sistemi üzerinde dengeleyici olan ilaçlar önerilmektedir. Gerek ön gerekse arka üveitler için hekim takibi gereklidir. Hastalığın erken döneminde ve doğru tedavi edildiği takdirde sonuçlar kesinlikle olumlu olmaktadır. Ayrıca sistemik hastalıklarla ilişkili olan üveitlerde, ilgili branşlarla konsülte edilerek tedavisine devam edilmelidir. Enfeksiyon kaynaklı üveitlerde etkene yönelik tedavi yapılır. Tedavinin hekim gözetiminde yapılmadığı durumlarda, özellikle de ilaçlar kontrolsüz kullanılırsa, hayati tehlike ile karşı karşıya kalınabilir” diyerek cümlelerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuklarda kalıcı görme kaybına neden olan sinsi hastalık: üveit yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, beslenme alışkanlıkları ve ruh sağlığı ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.
Vitamin ve mineraller beyin sağlığı için hayati öneme sahip!
Beslenme ve ruh sağlığının birbiri üzerinde önemli etkileri olabileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Beslenme açısından ele aldığımızda, vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınmasının beyin sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu vurgulamalıyız.” dedi.
Vücudumuzdaki besinlerin beyin fonksiyonları için gereken enerji ve yapı taşlarını sağladığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Bu enerjiyi sağlayacak kaynak yeterli olmadığında serotonin, dopamin gibi mutluluk ve motivasyonla ilişkili nörotransmitterlerin üretimi olumsuz etkilenir. Dolayısıyla yetersiz ve dengesiz beslenme sonucunda depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik hastalık riskleri artabilir.” uyarısını yaptı.
Öte yandan psikiyatrik hastalıkların beslenme alışkanlıklarını ve iştahı etkileyebileceğinin de altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, yalnızca yeme bozukluğunda değil, duygudurum bozuklukları, psikotik bozukluklar, bağımlılık ve çeşitli psikopatolojilerde yeme davranışında kontrolsüz bir artış veya azalma görülebileceğini aktardı.
Beslenme bozuklukları farklı psikolojik sorunlara neden olabilir!
Beslenme bozukluklarının, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlarla yakından ilişkili olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, şunları söyledi:
“Anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu gibi durumlar, genellikle düşük benlik saygısı, özgüven sorunu, depresyon ve anksiyete ile birlikte görülür. Bu bozukluklar, özellikle yeme atakları sonrasında bireyde yoğun suçluluk, kontrol kaybı hisleri ve sosyal izolasyona yol açabilir. Bireyin bu durumu kendi yöntemleriyle kontrol altına alma çabası sonucunda ortaya çıkan yetersiz beslenme de beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek konsantrasyon sorunları, ruhsal dalgalanmalar ve enerji eksikliğine neden olabilir.”
Yeme alışkanlıklarımızı değiştirerek ruh sağlığımızı iyileştirebilir miyiz?
Yeme alışkanlıklarımızı değiştirerek ruh sağlığımızı iyileştirmenin mümkün olabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal “Ancak ilk adım normalin dışına çıkan yeme davranışının nedenlerini anlamak olmalı. Her psikolojik sorunda olduğu gibi değişim için öncelikle farkındalık gerekir.” dedi.
Omega-3 yağ asitleri açısından zengin olan balık tüketiminin, depresyon riskini azaltabileceğini de sözlerine ekleyen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Tam tahıllar ve baklagiller gibi kompleks karbonhidratlar, enerji seviyelerini ve ruh halini dengede tutar. Yeşil yapraklı sebzeler, beyin sağlığı için gerekli olan folik asit açısından zengindir. Şekerli ve işlenmiş gıdaların azaltılması, ani ruhsal iniş çıkışları önleyebilir. Ayrıca, düzenli öğünler ve sağlıklı atıştırmalıklar kan şekeri dalgalanmalarını önleyerek enerjiyi ve ruh halini dengede tutabilir.” şeklinde konuştu.
Beslenme düzenindeki değişikliklerin etkisi uzun vadeli…
Psikolojik sorunları olan bireylerin beslenme düzeninde dikkat etmesi gerekenlere de değinen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Bireyin duygusal açıdan tetiklendiği durumları fark etmesi ve o anlarda değişen davranışlarını özellikle de yemekle ilişkisini gözlemlemesi söz konusu davranışı üzerindeki kontrolünü arttırabilir.” dedi.
Hayatında birçok anlamda dengeyi sağlamaya çalışan bir bireyin öğün atlamamaya özen göstererek düzenli beslenmesinin önemli olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kan şekerini kontrol etmek üzere şeker tüketimini azaltmak da enerji seviyesinde dengeyi sağlayacaktır. Mikrobiyota dostu beslenme yani beyin-bağırsak ilişkisinde hem bağışıklığı hem ruh sağlığını korumak üzere probiyotikler ve lifli gıdalar açısından zengin yiyecekler tüketmek bağırsak sağlığını destekleyerek psikolojik durumu iyileştirebilir. B12 ve D vitamini seviyelerinin düşüklüğü de ruhsal hastalıklar üzerinde etken olabileceği için düzenli kontroller yaptırarak gerektiğinde doktor eşliğinde takviye alınabilir. Konsantrasyon sorunları ve ruh hali değişimlerinde etkisi olduğu bilinen dehidrasyondan kaçınmak için ise yeterli su tüketimi de ihmal edilmemeli.
Beslenme düzenindeki değişikliklerin uzun vadeli bir etkisi olduğunu unutmamak gerekir. Yalnızca belirtileri gidermek yerine davranışın ardındaki etmenleri anlamaya çalışmak için profesyonel psikolojik destek almak da önemli.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yetersiz ve dengesiz beslenme psikiyatrik hastalık riskini artırabiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosunun yeni sezon oyunu “Hastalık Hastası” Aralık ayında yapılan gala gösteriminin ardından Çarşamba akşamı üçüncü kez seyirci karşısına çıktı. Ünlü Fransız oyun yazarı Moliere’in son eseri olan oyun, Volkan Derman yönetmenliğinde İnegöl sahnesine taşındı. 1673 yılında kaleme alınmış ve ilk kez aynı yıl sahnelenmiş olan oyun 351 yıldan beri birçok topluluk tarafından sergilenirken, İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu da oyunu başarıyla sanatseverlere sundu.
ÜÇÜNCÜ GÖSTERİMDE DE İLGİ YOĞUN OLDU
Çarşamba akşamı 20.00’da üçüncü kez seyirciyle buluşan oyuna ilçe halkının ilgisi de yoğun oldu. Beşinci Mevsim Kültür Merkezinde oyunu izlemeye gelen vatandaşlar salonu doldurdu.
BİLETİNİAL UYGULAMASIYLA İLK GÖSTERİ
Öte yandan bu program, İnegöl Belediyesi’nin online bilet uygulamasının uygulandığı ilk program oldu. Ücretsiz biletler ilk defa www.biletinial.com üzerinden vatandaşlar tarafından alındı.
HASTALIK HASTASI OYUNUNUN KONUSU
Beğeniyle izlenen Moliere’in vefatından önce yazdığı ve başrolünü bizzat oynadığı son eseri Hastalık Hastası oyununda saf bir adam olan Argan’ın onu gelir kapısı olarak gören şarlatan doktorunun yalanlarına kanarak kendini ölümcül bir hasta zannetmesini konu alınıyor. Gerçekte de Moliere’in sağlığının çok kötü olduğu bir durumdayken yazdığı oyun en parlak komedilerinden biri olma özelliğini taşımakla birlikte, sanatının zirvesine ulaşmak için tüm dehasını ortaya koyan bir tiyatro devinin ürettiği son klasiktir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İnegöl “Hastalık Hastası” Oyununu Sevdi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosunun yeni oyunu “Hastalık Hastası” ikinci gösterimiyle seyirci karşısına çıktı. İlçe halkının yoğun ilgi gösterdiği oyun kapalı gişe oynandı.
İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu yeni oyunu “Hastalık Hastası” Aralık ayında yapılan gala gösteriminin ardından ikinci kez seyirci karşısına çıktı. Ünlü Fransız oyun yazarı Moliere’in son eseri olan oyun, Volkan Derman yönetmenliğinde İnegöl sahnesine taşındı. 1673 yılında kaleme alınmış ve ilk kez aynı yıl sahnelenmiş olan oyun 351 yıldan beri birçok topluluk tarafından sergilenirken, İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu da oyunu başarıyla sanatseverlere sundu.
İKİNCİ GÖSTERİME DE İLGİ YOĞUN OLDU
Çarşamba akşamı 20.00’da ikinci kez seyirciyle buluşan oyuna ilçe halkının ilgisi de yoğun oldu. Beşinci Mevsim Kültür Merkezinde oyunu izlemeye gelen kalabalık adeta salona sığmadı. Hastalık Hastası tiyatro gösterisinin izleyemeyen vatandaşlar için belirli aralıklarla sahnelenmeye devam edeceği ifade edildi.
HASTALIK HASTASI OYUNUNUN KONUSU
Beğeniyle izlenen Moliere’in vefatından önce yazdığı ve başrolünü bizzat oynadığı son eseri Hastalık Hastası oyununda saf bir adam olan Argan’ın onu gelir kapısı olarak gören şarlatan doktorunun yalanlarına kanarak kendini ölümcül bir hasta zannetmesini konu alınıyor. Gerçekte de Moliere’in sağlığının çok kötü olduğu bir durumdayken yazdığı oyun en parlak komedilerinden biri olma özelliğini taşımakla birlikte, sanatının zirvesine ulaşmak için tüm dehasını ortaya koyan bir tiyatro devinin ürettiği son klasiktir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Hastalık Hastası İkinci Gösterimde De Kapalı Gişe yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Prof. Dr. Serdar Ceylaner, bir çok kişinin akraba evliliği yapmadığını düşünerek genetik hastalıklar için bir risk taşımadığını düşündüğüne dikkat çekerek, “ Aynı köye yada yakın köyden yapılan evliliklerdeki genetik benzerlik bazen tahmin edemeyeceğiniz kadar yüksek olabilmektedir” dedi.
Aynı köyden evliliklere dikkat
Küçük kasabalarda veya köylerde yıllarca yaşayan toplumlarda aynı gen havuzundan gelen bireyler bulunduğunu ifade eden Prof. Ceylaner, aynı köyden evlilik yapan bireylerde özellikle genetik hastalıkların bir grubu olan otozomal resesif hastalıkların riski artırdığını belirtti. Prof Ceylaner şöyle devam etti : “ Biz tüm genleri çift doz taşırız. Birisini annemizden diğerini babamızdan alırız. Her ikisinden de mutasyon olan gen alınması durumunda hastalık ortaya çıkar. Bu sebeple normalde nadir görülen bu hastalıkların akraba evliliği yapan kişilerde riski artmaktadır. Aynı şekilde aynı köy veya yakın köyden evli kişilerde de risk artmaktadır.”
Resmi Verilerde Genetik Tehlike
Türkiye’de akraba evliliği oranlarına bakıldığında tespit edilen rakamlar ve otozomal resesif hastalıkların Türkiye’de tahmin edilenden çok daha yüksek olduğunu vurgulayan Ceylaner, “Aile’nin hasta bir çocuğu olduğunda “eşinizle akrabalığınız var mı?” sorusu daha detaylandırılmalıdır. “Uzaktan da olsa akrabalığınız var mı?” “aynı köylü müsünüz?” hatta “eşinizle yakın köylü müsünüz?” diye sorulmalı ve “evet” cevabı alınırsa otozomal resesif bir hastalık olabileceği akılda tutulmalıdır.” Dedi
Evlenmeden Önce Genetik Danışmanlık Alınmalı
Akraba evliliği yapan çiftlerin veya aynı köy ile yakın köyden evlilik yapan çiftlerin sağlıklı çocuklarının olabileceği bilgisini veren Ceylaner, genetik hastalık riskinin bu ailelerde çok arttığı için bu ailelerin çocuk sahibi olmadan bir genetik merkezine başvururlarsa taşıdıkları önemli hastalıkları tespit edilebileceklerini ve gebeliklerinde bu hastalıkların olmasının önlenebileceğini söyledi. Ceylaner, “Neredeyse akraba evliliği yapan her üç aileden birisinde eşlerin her ikisi de önemli bir hastalık taşımaktadır. Bu ailelere gebelik öncesi bilgi verip gerekirse tüp bebek yöntemi uygulanarak preimplantasyon genetik tanı yapılabilmekte ve önceden saptanan riskli hastalığın çocuklarında çıkmaması sağlanabilmektedir.” Şeklinde konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Aynı köyde veya yakın köyden yapılan evlilikler genetik hastalık riskini arttırıyor. yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Her yıl dünya genelinde yaklaşık 150 milyon çocuk alt solunum yolu hastalığı olan bronşiolite yakalanıyor. Ülkemizde de bebeklerde ve küçük çocuklarda oldukça sık görülen bronşioliti en sık tetikleyen virüs olan RSV (Respiratuar Sinsityal Virüsü) özellikle soğuk ve kuru havalarda daha aktif hale geliyor. Ayrıca, soğuk havalarda daha çok zaman geçirdiğimiz kapalı mekanlarda hasta kişinin öksürük veya hapşırığı sırasında havaya karışan damlacıklar yoluyla kolayca bulaşabiliyor. Dolayısıyla bronşiolit kış aylarında çocuk polikliniklerine en sık başvuru sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, genellikle hafif seyretse de bronşiolitin bazı durumlarda solunum sıkıntısı ve yetmezliği gibi ciddi tablolara yol açabildiğine dikkat çekerek, “Bronşiolit özellikle küçük veya prematüre doğan bebeklerde ve kronik hastalığı olan çocuklarda daha ciddi seyredebiliyor. Ağır tablolarda solunum sıkıntısı ve yetmezliği gibi önemli komplikasyonlar gelişebiliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi çok önemli. Hastalığın şiddetlenmemesi için tedavi sürecinde çocuğun bol bol sıvı tüketmesini, dinlenmesini ve sağlıklı beslenmesini sağlamak gerekiyor” diyor.
Çocuklarda 2 yaş öncesinde daha sık görülüyor!
Bronşiolit sıklıkla 2 yaş öncesinde ve özellikle 2-6 aylık bebeklerde daha yaygın görülüyor. Bunun nedeni ise bebeklerin bağışıklık sistemleri tam gelişmediği için virüslere karşı daha savunmasız olmaları ve henüz dar olması nedeniyle hava yollarının daha kolay tıkanması. Genellikle doktorun çocuğu muayene etmesi ve belirtileri değerlendirmesiyle tanı konuluyor. Gerekli durumlarda, virüsün teşhis edilmesi ve ayırıcı tanı için testler yapılabiliyor.
Genellikle soğuk algınlığı gibi başlıyor!
Bronşiolit, çoğunlukla soğuk algınlığına benzer belirtilerle başlayan, küçük hava yollarının iltihaplanmasına yol açan ve bunun sonucunda çocuğun nefes almasını zorlaştıran hastalık. Burun tıkanıklığı veya akıntısı, hafif öksürük, ateş ile iştah azalması, bronşiolitin başlangıç belirtilerini oluşturuyor. Hastalık ilerledikçe belirtiler şiddetleniyor; hırıltı, nefes almada güçlük, göğüste çekilme, solgunluk, hızlı nefes alma, nefesler arasında uzun duraklamalar, şiddetli öksürük, yüksek ve düşmeyen ateş, dudak ile tırnaklarda morarma, yeme ve içme zorluğu gibi sorunlar yaşanıyor. Bronşiolit genellikle kendiliğinden veya evde uygulanan tedaviyle geçse de bazı durumlarda önemli sorunlara yol açabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, bu nedenle özellikle ilerleyen döneme ait belirtilerden biri bile varsa, zaman kaybetmeden doktora başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Temel amaç nefes almasını kolaylaştırmak
Bronşiolit tedavisinin temel amacı, çocuğun nefes almasını kolaylaştırmak, enfeksiyonla mücadelesini desteklemek ve olası komplikasyonları önlemek. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, bronşiolitin genellikle ciddi komplikasyonlara yol açmadan yaklaşık iki hafta içinde geçtiğini vurgulayarak, “Ateş düşürücü ve balgam yumuşatıcı gibi ilaçlarla belirtiler hafifletiliyor. Bol sıvı alımı, bebeklerde emzirmeye devam edilmesi, dinlenme, yumuşak ve sindirilebilir gıdalar ile beslenme tedavide büyük öneme sahip. Bronşiolit virüslerden kaynaklandığı için genellikle antibiyotik kullanılmıyor. Ancak, bakteriyel bir enfeksiyonun da eşlik ettiği durumlarda antibiyotik tedavisine başlanabiliyor” diyor. Bronşiolit hastalığında genellikle evde uygulanan tedaviyle iyileşme sağlandığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizloğlu, ancak şiddetli tablolarda hastaneye yatış gerekebildiğini söylüyor.
Rahat nefes alabilmesi için 3 önemli kural!
Bronşiolit hastalığında yaşanan en önemli sorun, solunum sıkıntısı oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, çocuğunuzun rahat nefes alabilmesi için evde 3 önemli kurala dikkat etmeniz gerektiğini belirterek, “Buhar makinesiyle veya odaya ıslak havlu asarak ortamı nemlendirmeye çalışın. Düzenli olarak tuzlu suyla burun temizliği yapın. Bunların yanı sıra uyurken başını biraz yüksekte tutmaya özen gösterin” diyor.
———–kutu bilgisi——-
Bronşiolitten korumak için 5 etkili önlem!
Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, çocukları bronşiolitten korumak için ebeveynlerin almaları gereken 5 önlemi şöyle özetliyor:
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bu Hastalık Soğuk Algınlığı Gibi Başlıyor Ama… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosunun yeni oyunu “Hastalık Hastası” gala gösterimiyle seyirciyle buluştu. Tiyatro gösterisine vatandaşların ilgisi yoğun oldu.
İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu yeni oyunu “Hastalık Hastası” ile ilk kez seyirci karşısına çıktı. Ünlü Fransız oyun yazarı Moliere’in son eseri olan oyun, Volkan Derman yönetmenliğinde İnegöl sahnesine taşındı. 1673 yılında kaleme alınmış ve ilk kez aynı yıl sahnelenmiş olan oyun 351 yıldan beri birçok topluluk tarafından sergilenirken, İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu da oyunu başarıyla sanatseverlere sundu.
İNEGÖLLÜLER AKIN ETTİ
Çarşamba akşamı 20.00’da gala gösterimiyle ilk kez seyirciyle buluşan oyuna ilçe halkının ilgisi de yoğun oldu. Beşinci Mevsim Kültür Merkezinde oyunu izlemeye gelen kalabalık adeta salona sığmadı. Belediye Başkanı Alper Taban da şehir tiyatrosunun yeni gösterisinin ilk sahnesinde seyirciler arasında yerini alarak oyunu izledi.
“İLÇE DÜZEYİNİN ÇOK ÜZERİNDE BİR GÖSTERİ SUNDULAR”
Tiyatro gösterisi sonrası sahneye davet edilen Başkan Alper Taban, kısa bir selamlama konuşması yaptı. Taban, “Bizlere bu akşam çok keyifli bir tiyatral gösteri sunan İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu ekibimize çok teşekkür ediyorum. Adımız ilçe olsa da aslında bir şehir tiyatrosu bizlere izlettiler. İlçe düzeyinin çok çok üzerinde. Çok ciddi emekleri var arkadaşlarımızın. Ben her birine teşekkür ediyorum” dedi.
YENİ KÜLTÜR MERKEZİ MÜJDESİ
Yeni bir kültür merkezinin müjdesini de veren Başkan Taban, “Bir yandan da düşünüyorum, daha güzel ortamlarda sizleri ağırlamak istiyoruz. Geldiğim andan son ana kadar salonumuz tamamen dolu. Demek ki İnegöl’ümüz tiyatroya çok büyük önem veren, beraberinde kültür sanat organizasyonlarına değer veren bir şehir. Bundan dolayı da kıvanç duydum. Bir kısım vatandaşlarımız da geri dönmek zorunda kaldı bunun da farkındayız. İnşallah İnegöl’e güzel bir kongre ve sanat merkezi kazandırmak için çalışmalarımızı başlattık” diye konuştu.
ÇOK DEĞERLİ PROGRAMLAR YAPILACAK
Kültür sanat etkinliklerine ilişkin de konuşan Taban, “Yolları altınla kaplasak, en iyi altyapı ve tesisleri de yapsak kültür ve sanat eksik kaldığında bir şeyler tatsız, tuzsuz oluyor. Beraberinde parklar yapıyoruz, çok kıymetli tesisler yapıyoruz ama bunları parçalayan, yıkan, harap eden insanları da görüyoruz. Bizler bu dönem dolu dolu programlar yapmak istiyoruz. O kadar çok program olsun ki vatandaşlarımız da ben buna mı gitsem diğerine mi gitsem diye tercih etmek durumunda kalsınlar. Herkese hitap eden çok değerli çalışmalar gelecek” şeklinde konuştu.
HASTALIK HASTASI OYUNUNUN KONUSU
Beğeniyle izlenen Moliere’in vefatından önce yazdığı ve başrolünü bizzat oynadığı son eseri Hastalık Hastası oyununda ise saf bir adam olan Argan’ın onu gelir kapısı olarak gören şarlatan doktorunun yalanlarına kanarak kendini ölümcül bir hasta zannetmesini konu alındı. Gerçekte de Moliere’in sağlığının çok kötü olduğu bir durumdayken yazdığı oyun, en parlak komedilerinden biri olma özelliğini taşımakla birlikte, sanatının zirvesine ulaşmak için tüm dehasını ortaya koyan bir tiyatro devinin ürettiği son klasiktir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Hastalık Hastası Seyirciyle Buluştu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Çocuklarda en sık görülen hastalıkların başında gelen grip (influenza), özellikle kapalı ortamlarda çok kolay bulaşır. Hapşırık ve öksürükle ortama çıkan canlı virüsler; gerek damlacık gerekse kapı kolları, masa vb yüzeylerdeki virüse elle temas edilmesi sonucu diğer bireylere de geçebilir. Tokalaşma, öpüşme ve bir metreden daha yakın mesafeden konuşma da bulaştırıcılık için risk faktörüdür. Ateş, baş ağrısı, halsizlik, kas ağrısı, öksürük ve boğaz ağrısı gibi bulgularla ortaya çıkar. Tedavide gecikildiğinde bakteriyel enfeksiyonun eklenmesiyle akciğer enfeksiyonu ve orta kulak iltihabı gelişebilir. Tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur ancak sinüzit, kulak iltihabı veya zatürre vb gelişirse gerekir. Aksi taktirde bakterilerin direnç kazanmasına neden olur.
Korunma yolları: Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Grip enfeksiyonundan korunmada en önemli yöntem aşılamadır. Aşının yumurta alerjisi olmayan 6 aydan – 6 yaşa kadar çocuklara rutin yapılması önerilmektedir. Elleri doğru yıkamak, gün içinde yüze sürmemek, sosyal mesafeye dikkat etmek, maske takmak ve ortamı sık ve düzenli havalandırmak çok önemlidir” diyor.
Nezle de grip gibi viral enfeksiyondur ancak farklı etkenlerden oluşur. Nezleye sebep olan 200’den fazla virüs olduğunu belirten Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Nezle gribe göre ayakta geçirilebilen bir enfeksiyondur. Süt çocuklarında genellikle ateş, burun akıntısı görülür. Daha büyük çocuklarda burun tıkanıklığı-akıntısı, öksürük, boğaz ağrısı, ses kısıklığı gibi bulgular olabilir. Çocukların bağışıklıkları zayıf olduğu, hijyen kurallarına tam uyamadıkları ve okul, kreş gibi kapalı yerlerde uzun zaman geçirdikleri için hava yoluyla ve direkt temas yoluyla çok kolaylıkla virüs bulaş imkanı bulur. İki haftaya kadar bulaştırıcılık devam eder” diyor. Doktor önerisi olmadıkça takviye ürünlerin kullanımından kaçınılması gerektiğini belirten Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş, hastalığın ardından kulak enfeksiyonu, astım atağı, sinüzit, alt solunum yolu enfeksiyonu olursa antibiyotik tedavisi gerekebildiğini söylüyor.
Korunma yolları: Nezleden korunmada; sağlıklı beslenme, yeterli uyku, ellerin sık sık yıkanması, genel hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve maske takılması büyük önem taşıyor.
Özellikle kapalı ortamlarda çok yüksek bulaş riski taşıyan, öksürük, hapşırık ve konuşurken ortama yayılabilen damlacıklar yoluyla bulaşan beta enfeksiyonu en sık 5-15 yaşları arasında görülür. Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “A Grubu Beta Hemolotik Streptokok, okul çağı çocuklarıyla temas halinde olan küçük çocuklarda da görülebilir. Hastayla temas ve solunum yoluyla bulaşır. Bulaştırıcılık akut dönemde daha sıktır” diyor. Mutlaka doktor tedavisi gerektiğini vurgulayan Dr. Tıraş, çocuğun ateşsiz 24 saat geçirinceye kadar evde dinlenmesinin önemli olduğunu, oda nemlendiricisinin de rahat nefes almasına destek sağlayabileceğini belirtiyor.
Korunma yolları: Hasta kişilerden uzak durmak, yemekten önce ve tuvaletten sonra mutlaka elleri doğru yıkamak, sabun yoksa yüzde 60 alkol bazlı el dezenfektanı kullanmak, göz, burun ve ağıza kirli elle dokunmamak gerektiğini öğretmek, oyuncakla oynadıktan sonra el temizliği yapmasını sağlamak çok önemli.
Çocukluk çağında özellikle de sonbahar ve kış aylarında çok sık görülen orta kulak iltihabına çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu neden olur. Kulak ağrısı, ateş ve huzursuzluğa yol açan orta kulak iltihabında doktor önerisiyle antibiyotiğe başlanabilir ve ek sorunların riski azaltılır. Kalıcı işitme kayıplarına sebep olduğu için orta kulak iltihabının tedavisine mutlaka hızlıca başlanmalıdır. Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Çocuğunuz yıl boyu 5’in üzerinde orta kulak iltihabı oluyorsa geniz eti, alerji ve bağışıklık sistemi açısından değerlendirilmelidir” diyor.
Korunma yolları: Orta kulak iltihabından korunmak için üst solunum yolu enfeksiyonlarında olduğu gibi; kapalı ortamlarda düzenli ve sık havalandırma, çocuğu sigara dumanına maruz bırakmamak, hijyen kuralları, maske ve sosyal mesafeye dikkat etmesi yönünde çocuğu bilinçlendirmek gerekir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bugünlerde Çocuklarda En Sık Görülen 4 Hastalık! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Her 6 kadından birinin hayat boyu meme kanseriyle karşılaşma ihtimali bulunuyor. İstatistiklere göre de meme kanserinin sıklığındaki artışta tanı imkanlarının artmasına bağlayan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Öven, “Hem bu konudaki bilincin artması hem de meme kanseri tarama yöntemlerinin standart hale gelmesi rakamların bu boyuta ulaşmasında etkili oldu” dedi.
“KADIN FARKINDA OLMAZSA TANI DA GECİKİR TEDAVİ DE BAŞARIYA ULAŞAMAZ”
Meme kanseri tedavisinde özellikle son yıllarda çok önemli gelişmeler olmakla birlikte tedavinin başarıya ulaşmasında birçok faktörün bir arada bulunması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Öven, konuyla ilgili şu bilgileri verdi; “Öncelikle kadının memesinin farkında olması gerekli. Çünkü hem erken tanının sağlanması hem de tedavinin de başarıya ulaşmasında kadının farkındalığı çok önemli. Tarama yöntemlerini zamanında uygulamalı. Olası bir tanı durumunda da hekimiyle birlikte hareket etmeyi bilmeli. Meme kanseri artık kronik bir hastalık haline geldi. Dolayısıyla kadın ömür boyu bir tıbbi onkolog tarafından takip edilmeli. Ülkemiz tedavideki gelişmelerin uygulanması açısından oldukça şanslı. Dünyadaki bütün yenilikleri takip edip bütün ilaçlara uygun zamanda ulaşabiliyoruz ve dünyada kullanılan her ilacı da ülkemizde kullanabiliyoruz. Sonuçta önemli olan doğru zamanda tanının alınabilmesi.”
“MEME KANSERİ TEDAVİSİNDE MOLEKÜLER SINIFLAMA DA ÖNEMLİ”
Meme kanserinin tedavisinde hastalığın hangi evrede olduğunun önemine dikkat çeken Prof. Dr. Bala Başak Öven, “hem tümörün boyutu hem de yaygınlığı önemli. Örneğin boyut arttıkça meme kanserinin sıçrama ihtimalinin daha fazla olduğunu biliyoruz” dedi. Bununla birlikte tedavide moleküler sınıflamanın en az evre kadar önemli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Öven, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü meme kanserinin tümörlerinin tedavileri birbirinden farklıdır. Örneğin hormon pozitif meme kanseri hastalarında vücuttaki östrojeni baskılayan ağızdan alınan ilaçla da tedavi olabiliyorlar. Özellikle erken yakalanan hormon pozitif meme kanseri hastalarında cerrahi sonrasında kemoterapiye gerek kalmadan sadece ağızdan alınan hormonoterapilerle izlenebiliyor. Bunun yanında hormonların negatif olduğu ve “triple negatif” olarak tanımladığımız hasta grubunda ise hastalık çok erken bile yakalansa tümörün boyutu de ne kadar küçük olursa olsun mutlaka kemoterapiyi tercih ediyoruz. Yine patoloji sonucu ile tespit edilen HER2 pozitif belirteçlerinin varlığı da hastalığın daha agresif seyredeceğinin göstergesidir ve buna yönelik akıllı ilaçlar kullanılır. Dolayısıyla sadece evre değil patolojide çıkan nihai sonuca göre meme tümörü sınıflandırılarak farklı tedaviler uygulanır.”
MEME KANSERİ HER EVREDE TEDAVİ ŞANSI OLAN BİR KANSER TÜRÜ
Bugün gelinen noktada meme kanserinin her evrede tedavi şansı bulunan bir kanser türü olduğunun altını çizen Prof. Dr. Bala Başak Öven, “Meme kanserinin her evrede farklı tedavisi vardır. Yani meme kanserini tek bir hastalık olarak kabul etmemek gerekir. Her alt tipinin tedavisi farklı şekilde sürdürüldüğü için her alt tipinin ayrı bir hastalık olarak düşünülmesi gerekir. Damardan kullanılan akıllı ilaçlar, özellikle sıçramalı türlerinde kemoterapi kullanılmasına gerek kalmadan hastaların uzun yıllar takibini sağlayabildiğimiz akıllı ilaçlar gibi seçeneklerimiz gün geçtikçe artıyor.” Diye konuştu.
“MEME KANSERİNDE UZUN SAĞ KALIMLAR MÜMKÜN”
Meme kanserinde hastanın durumuna göre günümüzde kullanılan tedavi seçenekleriyle birlikte artık uzun sağ kalımların mümkün olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Öven, sözlerine şöyle devam etti: “Bugün artık erken evre ve ameliyat olan hastalarda bile kullandığımız akıllı ilaçlar var. Ağızdan kullanılan Hormonoterapiler ile beraber kullanan akıllı ilaçlarla hastalıklarda sıçramalı olsa bile uzun sağ kalımlar elde etmek mümkün. Yine ameliyat olan erken evre hastalarda da tekrar etme ihtimalini daha fazla azaltmak mümkün. Bununla birlikte artık tüm meme kanseri hastalarında genetik inceleme yapılabiliyor. BRCA1 ve BRCA 2 olarak tanımladığımız mutasyonlar kandan bakılan testle tespit edilebiliyor. Bu markırların varlığı ailede genetik yatkınlığı belirlemenin yanında aynı zamanda bu hastalara uygun tedavi seçeneklerini belirlemede de yol gösterici oluyor Bir başta yeni yaklaşım da üçlü negatif denilen gruptaki hastalar için geçerli. Bu grupta da hem lokal hastalıkta ameliyat öncesi hem de sıçramaları hastalıkta kemoterapi ile beraber immünoterapi tedavileri kullanılabiliyor. Immünoterapi tedavisi özellikle üçlü negatif grupta artık günlük pratikte kullanıyoruz. Dolayısıyla hastalarda uzun sağ kalım mümkün olabiliyor.”
METASTAZ RİSKİ TÜMÖRÜN TİPİNE GÖRE DEĞİŞİYOR
Meme kanserinde hastalığın metastaz yapıp yapmayacağını belirleyen en önemli noktalardan birinin tümörün tipi olduğunu anlatan Prof. Dr. Öven, “Triple Negatif grupta metastaz riskinin daha yüksek olduğunu ancak hormon pozitif hastalarda bu riskin daha düşük olduğunu biliyoruz. Ancak bu konuda yelpaze çok geniş. Aslında genel olarak bakıldığında meme kanseri artık kronik bir hastalık gibi takip edilir noktaya ulaşmış durumda. Önemli olan özellikle ailesinde meme, prostat, pankreas kanseri olanlarda genetik yatkınlığa sebep olan genlerde bozukluk olabiliyor. Bu kişilere mutlaka tarama öneriyoruz.”
“40 YAŞINDAN SONRA TÜM KADINLAR YILDA BİR MAMOGRAFİ ÇEKTİRMELİ”
Meme kanserinin erken teşhisi ve dolayısıyla başarılı tedavisinde tarama yöntemlerinin önemine işaret eden Prof. Dr. Bala Başak Öven, 40 yaşından sonra her kadının yılda bir mamografi çektirmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Öven, bu konuda bazı istisnaların da olduğunun altını çizerek şu bilgileri verdi: “Ailesinde meme kanseri öyküsü olanların bu konuda dikkatini artırması gerekiyor. Bu kişiler de öncelikle kendi kendine muayeneyi alışkanlık haline getirmeli. Ele gelen küçük bir şişlik ya da iyileşmeyen ağrısız bir kitle durumunda da mutlaka doktora başvurmalı. Bunun yanında erken yaşlarda meme kanserini tespit etmek için mamografi tek başına yeterle olmayabileceği için genetik riski bulunan kadınlara aynı zamanda meme MR’ı önerebiliriz. Meme ultrasonu standart bir tarama yöntemi değil ama mamografide bazen genç memeler çok yoğun oluyor ayırt edilemeyebiliyor. Bu durumda ultrason ve mamografi genelde birlikte kullanılıyor. Risk artışı olan bu grupta ise birinci derece yakınına meme kanseri tanısın konduğu yaşta ya da o yaştan önce başlamalı. Örneğin annesine tanı 30 yaşında konmuşsa kendisi de bu yaşlarda ya da 25 yaşlarında takip ve kontrollere başvurmalı.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Prof. Dr. Öven “Meme Kanseri Tek Bir Hastalık Gibi Görünerek Tedavi Edilmez” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kişi Kendine Yabancılaşıyor
Disosiyatif belirtiler arasında yer alan depersonalizasyonda kişi kendine yabancılaşır. Kendi benliğini, yüzünü, bedeninin bazı parçalarını veya bazen tümünü, hareketlerini, duygularını değişmiş olarak algılar. Bazen kişi bu durumu kendi bedeninden çıkmış ve kendisini dışarıdan izliyormuş gibi tarif edebilir. Derealizasyonda ise, kişi çevresindeki insanları veya eşyaları, mekânı değişmiş veya daha farklı algılar. Genel popülasyonun yaklaşık% 1-2’sinde görülür. Kronik stresörler, alkol-madde kullanımı, aşırı uykusuzluk gibi nedenlerle ortaya çıkıp kaybolabilir. Bazen de şizofreni, depresyon, anksiyete bozuklukları, epilepsi ve organik beyin patolojilerine eşlik edebilir. Daha nadiren başka bir tanı olmaksızın sadece depersonalizasyon ve derealizasyon belirtileri günlerce veya haftalarca sürebilir. O zaman depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu tanısı konulur
Duygusal Bağları Koparıyor
Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunun çocukluk çağı istismarı travmalarıyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Özellikle duygusal istismar ve ihmal, semptomlarının gelişimi ile ilişkilendirilmiştir. En uygun tedavi seçeneği bireysel psikoterapi, grup terapisi, çevresel koşulların düzeltilmesi ve aile psikoterapisi, EMDR (göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) uygulanmasıdır.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sevgiye Uzaklaştıran O Hastalık: Depersonalizasyon Bozukluğu! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>