?>
?>
Antalya merkezli hava yolu markası Corendon Airlines, şehrin turizm ve marka gücüne değer katma amacıyla düzenlenen Antalya Markalar Kongresi’ne katılım sağladı. Kongre kapsamında düzenlenen bir panelde konuşan Corendon Airlines İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Berna Oskay, “Turizmde Markalaşmanın Anahtarı: İnsana Yatırım ve Z Kuşağı Gerçeği” başlıklı sunumuyla dikkat çekti. Oskay, turizmde sürdürülebilir markalaşmanın yalnızca fiziksel yatırımlarla değil, insan kaynağına yapılan stratejik yatırımlarla mümkün olduğunu vurguladı. Sektörde görev alan her çalışanın, sadece operasyonel bir aktör değil; markanın yüzü, elçisi ve müşteri deneyiminin temel taşıyıcısı olduğunu belirten Oskay, nitelikli insan kaynağını merkeze alan bir anlayışın artık kaçınılmaz hale geldiğini ifade etti.
Konuşmasında özellikle Z kuşağının sektördeki dönüşümde belirleyici rol oynadığına dikkat çeken Oskay, bu neslin; anlam odaklı, dijital uyumlu, kapsayıcı ve esnek çalışma ortamları talep ettiğini belirtti. Z kuşağının beklentilerine cevap veren kurumların yalnızca yetenek kazanımıyla sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda geleceğin güçlü işveren markaları arasında yer alacağını söyleyen Oskay, “Z kuşağına yapılan yatırım, turizmin geleceğine yapılan yatırımdır” mesajını verdi.
Sektör temsilcileri arasında bilgi ve deneyim paylaşımına olanak tanıyan kongrede Antalya Valisi Hulusi Şahin de bir konuşma yaptı. Ayrıca farklı sektörlerden liderler, marka hikâyelerini ve Türkiye’den dünyaya uzanan büyüme stratejilerini katılımcılarla paylaşarak etkinliğe değer kattı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Corendon Airlines İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Berna Oskay: “Z kuşağına yapılan yatırım, turizmin geleceğine yapılan yatırımdır” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Zirvenin açılış konuşmalarını TKYD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tamer Saka ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan gerçekleştirdi.
Kurumsal yönetimin sadece bir yönetim modeli değil, şirketlerin sürdürülebilirliği için vazgeçilmez bir yapı taşı olduğunu vurgulayan Dr. Tamer Saka açılış konuşmasında şunları söyledi: “Dünya, tarihi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Ekonomik dalgalanmalar, jeopolitik kırılganlıklar, dijitalleşme, iklim krizi ve demografik değişimler tüm kurumları daha dayanıklı, daha çevik, daha hesap verebilir yapılar kurmaya zorluyor. Kurumlar için “iyi yönetilmek” artık sadece rekabet avantajı değil, varoluş koşulu haline geldi.”
Saka, bu yeni düzende yönetim kurullarının, sadece şirketin finansal performansından sorumlu yapılar olmadığını; aynı zamanda kültürün taşıyıcısı, stratejinin şekillendiricisi ve kurumsal itibarı yöneten ana unsur olduğunu belirtti.
Saka şöyle konuştu:
“Riskin arttığı yerde, sorumluluk ve rehberlik ihtiyacı da artar. Bu nedenle kurumsal yönetim, günümüzün en stratejik gündemlerinden biri haline gelmiştir.Bu yılki zirve temamız olan İnsan Odaklı Kurumsal Yönetim: Yönetim Kurulu Perspektifinden Yeteneği Cezbetmek ve Elde Tutmak, kurumların sürdürülebilir başarıları için en kritik başlığa ışık tutuyor.Artık şirketlerin değeri yalnızca bilanço ile değil, kurumun değerleriyle, yetenekli insanları nasıl yönettiğiyle, onları nasıl elde tuttuğu ve nasıl gelişim alanı sunduğuyla ölçülüyor.Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği olarak bu dönüşümün merkezinde yer alıyoruz. Kurumsal yönetim ilkelerinin insanı önceleyen, çeşitliliği benimseyen ve fırsat eşitliğini temel alan bir yapıya evrilmesini hem izliyor hem de şekillendiriyoruz.”
Yetenek yönetiminin sadece bireysel şirketlerin değil, ülke ekonomisinin sürdürülebilir kalkınması açısından da kritik önem taşıdığını belirten TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ise konuşmasında; “Yeteneklerden bahsederken, ülkemizin büyük bir potansiyelini de konuşmamız gerekiyor. Biliyoruz ki kadın ve erkeğin potansiyelini birlikte harekete geçirdiğimizde hem daha üretken hem de yarattığı değeri, daha adil bölüşen bir ülke olabiliriz. Bunun için, kadınların sadece çalışma hayatına katılımı değil, çalışma hayatının her kademesinde eşit temsiline de odaklanmamız gerekiyor” dedi.
Pek çok araştırmaya göre yönetim kademelerinde kadınların eşit temsili, kurumların daha etkin yönetimi ve başarısı için de fark yaratığına değinen Turan, “bu hem eşitlik, hem de iyi yönetim meselesi. Bu kapsamda, TÜSİAD olarak 2024 yılında, iş dünyasını, yönetim kurulları başta olmak üzere, tüm yönetim kademelerinde kadın temsilini artırmaya, yönetim kurullarındaki kadın üye oranını iki yıl içinde %25’e, beş yıl içinde %33’e çıkarmaya ve güncel verilerini açıklamaya davet ettik. Bu konuyu her yıl takibe devam ediyoruz. XVI. Uluslararası Kurumsal Yönetim Zirvesi’nin; şirketlerimizin insanı odağa alarak, kadın-erkek tüm yetkinliklere yatırım yapması ve yetkin insan kaynağını elinde tutabilmesi konusunda hepimize ilham vermesini diliyorum. “
XV. Kurumsal Yönetim Ödülleri Sahiplerini Buldu
Zirve kapsamında gerçekleştirilen XV. Kurumsal Yönetim Ödülleri Töreni ile kurumsal yönetim ilkelerini en iyi şekilde uygulayan şirketler ödüllendirildi. Ödül alan kurumlar, şeffaflık, hesap verebilirlik, adillik ve sorumluluk kriterleri doğrultusunda değerlendirildi.
Bu yıl ödüle layık görülen kuruluşlar;
BİST Kurumsal Yönetim Endeksi’nde En Yüksek Nota Sahip Kuruluş
Garanti BBVA
BİST Kurumsal Yönetim Endeksi’nde En Yüksek Nota Sahip Kuruluşlar
Pegasus Hava Taşımacılığı A.Ş. ve Doğuş Otomotiv Servis ve Ticaret A.Ş.
BİST Kurumsal Yönetim Endeksi’nde En Yüksek Nota Sahip 3. Kuruluş
Aksa Akrilik Kimya Sanayi A.Ş.
BİST Kurumsal Yönetim Endeksi’nde Notunu En Çok Artıran Kuruluş
Consus Enerji İşletmeciliği ve Hizmetleri A.Ş.
Yönetim Kurulu Kategorisinde En Yüksek Nota Sahip Kuruluş
Garanti BBVA
Reel Sektör Şirketi Kategorisinde En Yüksek Nota Sahip Halka Açık Olmayan Kuruluş
SÜTAŞ
Finans Şirketi Kategorisinde En Yüksek Nota Sahip Halka Açık Olmayan Kuruluş
Garanti BBVA Emeklilik
En Yüksek Kurumsal Yönetim Derecelendirme Notuna Sahip Sivil Toplum Kuruluşu
Darüşşafaka Cemiyeti
En Yüksek Kurumsal Yönetim Derecelendirme Notuna Sahip 2. Sivil Toplum Kuruluşu
Türk Eğitim Vakfı
En Yüksek Kurumsal Yönetim Derecelendirme Notuna Sahip 3. Sivil Toplum Kuruluşu
Türkiye İç Denetim Enstitüsü
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Uluslararası Kurumsal Yönetim Zirvesi’nin Odağı “İnsan Odaklı Kurumsal Yönetim” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kadıköy Belediyesi ve Kadının İnsan Hakları Derneği işbirliğiyle “Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı (KİHEP)” protokolü imzalandı. 5 Mart Çarşamba günü Kadıköy Belediyesi’nde düzenlenen protokol törenine Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı, Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Sevnur Yıldırım Doğan, KİHEP Koordinatörü Duygu Dokuz, KİHEP Sorumlusu Hande Yüksel, Kadıköy Belediyesi Sosyal Destek Hizmet Müdür Vekili Şadiye Narin ve eğitici eğitimi alan uzman kadın personeller katıldı.
Protokol töreninde konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı “Kadıköy kadınlar ile ilgili farkındalığı yüksek bir ilçe. Kadınlar ile ilgili her çalışmada biz zaten öncü olmayı her zaman istiyoruz, hedefimiz de bu yönde. İşbirliğimizi arttırmak için çalışmalar yapalım. Kadının İnsan Hakları Eğitim programı ile sizler eğiticiler yetiştiriyorsunuz ve onlarda tüm Türkiye’yi dolaşıp kadınların hakkını tekrardan onlara hatırlatıyor. Bu çok güzel bir şey çünkü çok sorun var kadının yaşam tarzı ile ilgili, iş hayatına katılması ile ilgili, eğitim hayatına katılması ile ilgili. Biz özellikle kreşlere çok önem veriyoruz. Kreşler birçok kadını tekrar iş hayatına ya da sosyal hayata geri dönmelerini sağlıyor. Biz de buna destek oluyoruz, olmaya da devam edeceğiz.”
KİHEP EĞİTİMLERİ İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI
Kadıköy Belediyesi’nin kadına yönelik ayrımcılığa karşı sürdürdüğü çalışmalarından birisi olan Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı (KİHEP), ile bu yıl 8’incisi gerçekleşecek olan program için başvurular alınmaya başlandı. Yıl boyunca başvuru geldikçe açılacak eğitim programının 2025 yılı ilk eğitimi Mart sonunda başlıyor.
Kadıköy Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü bünyesinde sürdürülen programda konunun uzmanı eğiticilerle kadınlar farklı temalarla bir araya geliyor. Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet, iletişim, doğurganlık hakları, anayasal ve medeni haklar, toplumsal cinsiyete duyarlı çocuk eğitimi ve çocuk hakları, kadının ekonomik hakları, kadın ve cinsellik, kadın ve siyaset, feminizm ve kadın hareketi, kadın örgütlenmesi gibi başlıklarla süren programda kadınlar hem birlikte öğrenip, hem de deneyimlerini paylaşıyor. Böylece kadınlar eşit yurttaşlar olarak haklarını bilecek, geleneklerle çerçevelenmiş ‘sözlü’ yasalar değil, ulusal ve uluslararası yazılı yasalarla koruma altına alınmış haklarını öğrenecek ve bunu günlük hayata geçirecek stratejiler geliştirebilecekler.
Kadınların bir arada daha güçlü olduğunun farkında olarak haklarını bilmesi ve dayanışmacı bir bakış açısıyla, birlikte öğrenmenin ve tartışmanın değerli olduğu gerçeğinden yola çıkarak geliştirilen programa katılım için, Kadıköy Belediyesi web sitesinden başvuru yapılabilir.
Eğitim Yeri: Kadıköy Belediyesi Cinsel Sağlık/Üreme Sağlığı Bilgilendirme ve Danışmanlık Merkezi (CİSAM)
Adres: Rasimpaşa, Uzun Hafız Sk. No:100 Kat:1, 34716 Kadıköy/İstanbul
Telefon: (0216) 414 31 86
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kadıköy Belediyesi ile Kadının İnsan Hakları Derneği Protokol İmzalandı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Vatandaşları her cuma birbirinden verimli söyleşilerle buluşturmaya devam eden Bakırköy Belediyesinin bu hafta iki önemli konuğu daha ağırladı. İspirtohane Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “Bakırköy Muhabbeti” etkinliğinde siyaset bilimci Dr. Ayşe Kaşıkırık ile gazeteci ve yazar Sinem Nazlı Demir anlamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. “İnsan Hakları ve İnsan Hakları Gazeteciliği”nin ele alındığı söyleşide iki konuk da konuşmalarını sunum ile destekledi. Gazeteci Sinem Nazlı Demir, kadınlara ve çocuklara uygulanan istismarın boyutlarını anlatırken, işlenen cinayetlerin basın ve medyada ne şekilde yer aldığını da örnekleriyle değerlendirdi. İnsan hakları eşitliği kapsamında kadının geçmişten günümüze siyasetteki yerini masaya yatıran Dr. Ayşe Kaşıkırık ise, sosyal politikalarda ve karar alma mekanizmalarında kadın-erkek eşitliğinin sağlanması gerektiğine vurgu yaptı. Vatandaşların akıllarındaki soruları sorma imkanı da bulduğu söyleşi, gazeteci ve yazar Sinem Nazlı Demir’in okuyucularına kitabını imzalaması ile sona erdi.
“Toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi herkesin meselesidir”
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması konusunda gerçekleştirilen programların önemine değinen siyaset bilimci Dr. Ayşe Kaşıkırık, “Bakırköy’de olduğum için çok mutluyum. Çünkü İstanbul’un 39 ilçesi var, sadece üçünü kadın başkanlar yönetiyor ve onlardan birisi de Bakırköy. Bugün burada Bakırköylü halkla beraber kadın haklarını, kadın insan haklarını konuştuk. Türkiye’de ne yazık ki kadınların ekonomik özgürlüğü ve siyasetteki temsili eşitlikten oldukça uzak. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında geliyor çünkü dünya genelinde 147 ülke arasında 126. sıradayız. Eğitimden istihdama, sağlıktan siyasete kadar kadınların eşit ve adil bir vatandaş olarak bu ülkede yaşayabilmeleri konusunda ciddi engeller var. Bizler sesimizi, sözümüzü daha çok, daha fazla ve farklı kitlelere bir araya getirerek kadın insan haklarını artırmayı, güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Türkiye’de özellikle kadın hakları konusunda kazanılmış olan bir takım kazanımların kaybedildiği, geriye gidildiği dönemlerdeyiz. Bizlerin de belediyeler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşlarıyla beraber bu konuyu daha çok anlatmamız ve bu mücadeleye erkekleri dahil etmemiz gerekiyor. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi herkesin meselesidir. Eşitlik hepimize gerçekten çok iyi gelecek” dedi.
“Umut ediyorum Bakırköy’den doğan bu ışık tüm Türkiye’ye yayılır”
Bakırköy’ün kadın bir belediye başkanı tarafından yönetilmesinin gurur verici bir örnek olduğunun altını çizen Kaşıkırık sözlerine şöyle devam etti: “Bakırköy’ün kadın bir belediye başkanı tarafından yönetilmesi bizim için gurur ve onur verici. Çünkü Türkiye’de kadınlar 3 Nisan 1930 tarihinde belediye kanununda yapılan bir değişiklikle belediyelere seçme seçilme hakkını elde etti. Aradan 95 yıl geçti ve şu anda Türkiye genelinde kadın belediye başkanı oranı sadece yüzde 5 buçuk. Yani Bakırköy’e de bir kadın belediye başkanı yakışırdı. Keşke daha önce olsaydı. Ayşegül Başkan ve Bakırköylüler çok şanslı. Biz inanıyoruz ki kadınların eşit ve dengeli bir şekilde karar alma noktalarında olduğu belediyeler, kentlerde daha eşitlikçi ve adil yönetiliyor. Umut ediyorum Bakırköy’den doğan bu ışık tüm Türkiye’ye yayılır.”
“Bakırköy Belediyesi bu konuları sadece özel günlerde değil sürekli konuşan sayılı Belediyelerden”
Türkiye’nin kanayan yarası olan kadın ve çocuk istismar ve cinayetlerine karşı Bakırköy Belediyesi’nin gösterdiği hassasiyeti takdir eden gazeteci ve yazar Sinem Nazlı Demir, “Türkiye’de istismara, enseste uğrayan, yakılarak öldürülen kadınlar sadece bir olay olduğunda ya da bir özel günde konuşuluyor. Ama Bakırköy Belediyesi, ‘Özel gün olmak zorunda değil, her hafta bunları konuşmamız gerekir” diyen sayılı belediyelerden. Çünkü, biz kadınları neden sadece 8 Mart’ta 25 Kasım’da anıyoruz? Biz niye çocukları 23 Nisan dışında konuşmuyoruz? Bakırköy Belediyesinin de bu sorulara yanıt arayan belediyelerden biri olduğunu düşünüyorum. Ben de bunun basın ve medya ayağındayım. Çünkü biz çocukların, kadınların cinayetini ve istismarını basın yoluyla öğreniyoruz ve basın bazen öyle ötekileştirip, etiketleyip, öyle dışlıyor ki ve öyle ‘oh olsun’, ‘iyi olmuş’a getiriyor ki biz de haberleri yanlı bir şekilde okuyoruz. Umarım bir gün olur ve deriz ki, ‘Türkiye’nin her bölgesinde, her vilayetinde, her şehrinde, her köyünde biz bu konuları çok rahat bir şekilde konuşuyoruz.’ ‘İnsanlar bilinçli, kadınlar şiddete maruz bırakıldıklarında bunun şiddet olduğunu tanımlayabiliyorlar’ diyebiliriz diye ümit ediyorum. Burası da başlangıç noktalarından biri diye düşünüyorum ve Bakırköy Belediyesi’ne bu imkanı tanıdığı için teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bakırköy’de “İnsan Hakları ve İnsan Hakları Gazeteciliği” Değerlendirildi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kamu mühendisleri ve teknik personelin sesi olan Mühendis Tek-Sen Enerji Sendikası, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde afetlere karşı alınması gereken önlemleri bir kez daha yineledi. Depreme karşı topyekûn mücadelenin uluslararası mühendislik standartları, insan hayatını koruma misyonu, yapı denetim süreçleri, kamu mühendislerinin rollerinin güçlendirilmesi ve yeniden inşa süreçlerinin tamamının dikkate alınarak yürütülmesi gerektiğini söyleyen Mühendis Tek-Sen Enerji Genel Başkanı Mümin Güler, Türkiye’nin bu konuda en ufak bir vakit kaybına tahammülünün olmadığına dikkat çekti.
“Mevcut yapılar da depreme karşı güvenli değil”
“Kahramanmaraş merkezli depremler; yapıların depreme dayanıklı olması, güncel deprem yönetmeliklerine uygun olarak tasarlanması ve güçlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya çıkardı” diyen Mümin Güler, şu açıklamalarda bulundu: “Deprem öncesi ve sonrası erken uyarı sistemleri ile izleme teknolojilerinin kullanılması, mühendislik alanında dikkate alınması gereken önemli bir konu halini aldı. Ayrıca depreme karşı yapıların esnekliği artırılmalı ve sismik izolasyon gibi teknikler kullanılmalı. Eski binaların güçlendirilmesi de büyük bir önem arz etmekte çünkü mevcut yapılar da depreme karşı güvenli değil. Mevcut yapı stoğunda kamusal, özel, tüzel demeden zayıf binaları tespit ettikten sonra yıkmalı, güçlendirilebilecek olanları ise güçlendirmeliyiz.”
“Kentsel dönüşüm projeleri genellikle aceleye getirilerek gerçekleştiriliyor”
Türkiye’de inşaat mühendisliği ve bina güvenliği alanındaki standartların teorik yeterliliğinin uygulamada tam olarak sağlanamadığını belirten Güler, “Deprem yönetmeliği gibi önemli mevzuatlar güncel olsa da eski binaların güçlendirilmesi ve uygulama konusunda yetersizlikler yaşanabiliyor. İnşaat süreçlerinde denetim eksiklikleri, yapıların standartlara uygunluğunu olumsuz etkiliyor. Zemin etüdü ve jeoteknik incelemeler, yeterince dikkate alınmıyor, bu da büyük riskler oluşturabiliyor. Ayrıca, inşaat mühendislerinin ve diğer ilgili profesyonellerin sürekli eğitim alması ve halkın bina güvenliği konusunda bilinçlendirilmesi önemli. Kentsel dönüşüm projeleri de genellikle aceleye getirilerek yeterli güvenlik önlemleri alınmadan gerçekleştirilebiliyor. Son olarak, inşaat sektöründe kullanılan malzeme kalitesinin artırılması ve standartlara uygunluğun denetlenmesi gerekiyor. Bu alanlarda yapılacak iyileştirmeler, daha güvenli ve dayanıklı yapılar inşa edilmesine olanak sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.
Mühendislerin talebi, bağımsızlıklarını koruyabilecekleri bir çalışma ortamı
Mühendislik projelerinin temelinde tasarım aşamasından itibaren insan hayatını koruma misyonunun yer alması gerektiğine dikkat çeken Güler’e göre yapıların depreme, elektrik aksamında doğabilecek sorunlara, yangına ve diğer tehlikelere karşı dayanıklı olması, çevresel ve toplumsal etkilerin dikkate alınması gibi unsurlar bu misyonun bir parçası durumunda. Kamu mühendislerinin özellikle afet yönetimi ve yapı denetimi gibi kritik alanlardaki rollerini güçlendirmenin büyük öneme sahip olduğunu ifade eden Güler, sözlerine şöyle devam etti: “Kamu mühendislerinin afet yönetimi ve yapı denetimi gibi kritik alanlardaki rollerini güçlendirmek için bir model geliştirilirken, öncelikle mühendislerin eğitim ve yetkinlik seviyelerinin artırılması gerekiyor. Bu doğrultuda, mühendislerin sürekli eğitim alacağı, afet yönetimi ve yapı denetimi gibi konularda uzmanlaşabilecekleri sertifikasyon programları oluşturulmalı. Ayrıca, mühendislerin bağımsızlıklarını koruyabilecekleri bir çalışma ortamı sağlanmalı ve görevlerini tarafsız bir şekilde yerine getirmeleri için hukuki düzenlemeler güçlendirilmeli. Son olarak, kamu mühendislerinin afet ve yapı denetimi gibi kritik alanlarda daha etkin olabilmesi için bir iş birliği ve koordinasyon ağı oluşturulmalı, farklı kurumlar arasında güçlü bir iletişim sağlanmalı. Bu model, mühendislerin görevlerini daha verimli ve güvenilir bir şekilde yerine getirmelerine yardımcı olacaktır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Mühendis Tek-Sen Enerji Sendikası: “İnsan hayatını koruma misyonu, mühendislik projelerinin merkezine yerleştirilmeli” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, üst üste yaşanan olumsuz olayların kişiler ve toplum üzerindeki etkilerinden bahsetti.
Yaşadığımız felaketler ve travmalar, dünyaya ve insana dair bazı temel inançlarımızı sarsıyor
İnsanların robot olmadığını, karmaşık düşüncelerimiz, duygularımız ve hislerimiz olduğunu ifade eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “İster doğal afet olsun, ister insan eli ile gerçekleşsin felaketlere karşı tepki veririz ve bu gayet normal.” dedi.
Dünyaya geldiğimizde hayat yolculuğumuza sevgi ve güven dolu insanlar olarak başladığımızı aktaran Prof. Dr. Serdar Nurmedov, ancak zaman içerisinde yaşadığımız felaketler ve travmaların, dünyaya ve insana dair bazı temel inançlarımızı sarstığını söyledi.
Karmaşık duygularla mücadele etmenin en iyi yolu bu duyguların varlığını kabul etmek…
Yaşanan son yangın felaketinden sonra, birçok insanın bir noktada dünyanın öngörülebilir olduğuna veya iyi insanlara kötü şeyler olmayacağına dair inançlarının yerle bir olduğunu dile getiren Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bir yanda feryat-figan eden acı ve kedere gark olan aileler ve sevenleri, diğer bir yanda tatillerine ve eğlenmeye kaldığı yerden devam eden kişiler, süreci dışarıdan takip eden bizlerde karışık duygulara sebep oluyor. Bir yanda acı ve keder, öte yanda öfke ve kızgınlık gibi duygulara kapılıyoruz.” dedi.
Her ne kadar bu karmaşık duygularla mücadele etmenin birden fazla yolu olsa da en kestirme yolunun bu duyguları anlamak, anlamlandırmak ve bu duyguların varlığını kabul etmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, şöyle devam etti:
“Kabul etmek ile kabullenmek bir değildir. Kabul etmek demek, kaçınmamak demek, yok saymamak demek, varlığına müsaade etmek demektir. Çünkü bizi insan yapan duygularımızdır. Duygularımızı ifade etmek, paylaşmak olumsuz olanları hafiflettiği gibi, olumlu olanları da arttırır. Duygularımızı bastırmak ve onları yok sayarak ‘normal’ davranmaya çalışmak bizi kötü etkiler. Çünkü anormal bir durumda normal tepki vermenin kendisi anormaldir.”
İnsan eli ile ortaya çıkan felaketler öfkeyi tetikliyor
İnsan eli ile ortaya çıkan felaketlerin çoğu zaman öfkeyi tetiklediğinin altını çizen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Kabullenmeyi zorlaştırır. Anlamayı ve anlamlandırmayı zorlaştırır. Bireyin adalet ve güven hissini sarsar. Güvensizlik kişiyi ‘düzenin asla düzelmeyeceği’ fikrine sürükleyebilir. Kuralların adil bir şekilde işlemediği algısı bireyde endişe ve huzursuzluğa sebep olur. Haksızlığa uğrayan insanlarda yoğun bir öfke hasıl olur. İçinde bulunduğu toplumun ve sistemin kendisini koruyamayacağını düşünür, kendine olan güveni azalır ve dünyaya olan güveni sarsılabilir. Tüm bunların neticesinde eğer bu süreci iyi yönetemezlerse travma sonrası stres bozukluğu gelişebilir.” uyarısında bulundu.
Çocukların bu tür olaylara verdikleri tepkiler normal kabul edilmeli…
Yangında arkadaşlarını kaybeden, hayatını kaybedenler için üzülen ve haberlere maruz kalan çocukların duygusal gelişimi ve ruh sağlığının derinden etkilenebileceğini aktaran Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu çocuklar böyle durumlarda hiç olmadığı kadar ebeveyn desteğine ve rehberliğine ihtiyaç duyarlar.” dedi.
Çocukların duygularını, hislerini ve düşüncelerini açıkça ve detaylı bir şekilde ifade etmelerine müsaade edilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Verdikleri tepkilerin mevcut bağlamda normal olduğunu, bu tür felaketlerin anlaşılması ve kabullenmesinin herkes için zor olduğunu vurgulamak gerekir. Kayıp ve ölümü anlatırken yaşına uygun ifadeler ve açıklamalar kullanılmalı. Sosyal medya ve haber izleme süreleri azaltılmalı. Kaygılarını arttıracak konuşmalardan ziyade güvende hissedebilecekleri ortam yaratılmalı ve rahatlatıcı etkinliklere yönlendirilmeliler. Rutinlerini sürdürmelerine özen gösterilmeli. En önemlisi, tutum ve davranışlarımız ile biz büyüklerin onlara örnek olmamız gerekir.” önerilerinde bulundu.
Sosyal medya kullanımını sınırlandırmak gerekir…
Sosyal medyada paylaşılan haberler bazen faydalı bilgi içerse de uzun süre buna maruz kalmanın bizleri olumsuz etkileyeceğini aktaran Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Çünkü bir yerden sonra bilgi kirliliğine maruz kalırız. Bu sebeple yangının sosyal medyada yarattığı etkilerden kendimizi korumamız için sosyal medya kullanımını sınırlandırmamızda fayda var. Doğrulanmamış kaynaklara itibar etmemeliyiz. Spekülasyonlara ve yalan haberlere karşı uyanık olmamız gerekir. Gruplaşma, ötekileştirme ve tartışma içeren ortamlardan olabildiğince uzak durmakta fayda var.” dedi.
Toplumsal travmalar toplumsal bunalıma sebep olabilir!
Travmaya maruz kalmanın bireyin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği gibi, toplumun da ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Toplumun ruh sağlığı iki şekilde olumsuz etkilenir. Birincisi, büyük travmaların toplumun neredeyse tamamını etkilemesiyle oluşan afetler, savaş, göç gibi olaylar sonucu. İkincisi ise bir toplumun travmalarla sarsılmış bireylerden oluşması sonucu.” dedi.
Öte yandan üst üste yaşanan olumsuz olayların sonucu gelişen travmaların sadece bireysel psikolojik sağlık üzerinde değil, aynı zamanda sosyal bağlar, güven duygusu ve toplumsal dayanışma üzerinde de olumsuz etkiler yaratabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, şunları söyledi:
“Nasıl ki, bireysel travmalar kişilerde bunalıma sebep olabiliyor ise, toplumsal travmalar da toplumsal bunalıma sebep olabilir ve toplumsal hafızayı etkiler. Eğer toplumsal hafızayı olumsuz yönde etkileyen bu toplumsal bunalım sağlıklı bir şekilde ele alınmazsa, nesilden nesle aktarılabilir ve o toplumu oluşturan bireylerin kimlik oluşumunda temel rol oynar.”
Toplumun sosyal norm ve etik anlayışı bozulabilir!
Toplumsal travmaların belirtilerine değinen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, sosyal ve kurumsal güvenin azalabileceğini yani insanların toplumsal kurumlara ve diğer bireylere güven duymakta zorlanabileceğini söyledi.
Toplumun travmaya maruz kalan kesimlerinin, olaylar karşısında kendilerini yalnız ve çaresiz hissedebileceklerinin de altını çizen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, şöyle devam etti:
“Benzer travmalardan etkilenen bireyler travmanın sebep olduğu yoğun stres ve tehdit algısı sebebi ile içine kapanır ve benzer hislere sahip insanlara yakınlaşma eğiliminde olurlar. Toplum içinde bir nevi gruplaşmalar hasıl olur. Söz konusu toplumda depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve anksiyete gibi ruh sağlığı sorunlarında artış gözlenebilir. Toplumun sosyal norm ve etik anlayışı bozulabilir. Geleneksel yapı, yaşam biçimi ve aile kurumu erozyona uğrayabilir. Toplum bağımlı, pasif, sessiz, güvensiz ve kuşkucu hal alabilir.”
Toplumsal travmanın panzehri toplumsal dayanışma ve eğitim!
Psikolojik iyi oluşun sağlanması için toplumun bilinçlendirilmesinin ve eğitimin de önemli rol oynadığına vurgu yapan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Travmaların normal bir tepki olduğunu ve bunlarla başa çıkmanın yollarını anlatan eğitim programları düzenlemek, bireylerin farkındalığını artırır. Psikolojik dayanıklılığı güçlendirme yollarını öğretmek de bu süreçte etkilidir. Tüm bunlara ek olarak, toplumda psikolojik destek ve terapi hizmetlerine erişimi artırmak, bireylerin travmalarıyla başa çıkma sürecine yardımcı olur. Toplumsal travmanın en büyük panzehri toplumsal dayanışma ve eğitim diyebiliriz.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bireysel travmalar toplumsal travmalara dönüşebiliyor! İnsan eli ile ortaya çıkan felaketler öfkeyi tetikliyor, dünyaya olan güveni sarsıyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, proje yürütücüsü Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim elmanı Arş. Gör. Dr. Burcu Palas’ı makamında ağırlayarak tebrik etti. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam kurumsal akreditasyona sahip, öğrenci odaklılıkta ödüllü, öncü araştırma üniversitemizde oluşturduğumuz örnek bilim üretme ekosistemimiz meyvelerini vermeye devam ediyor. Üniversitemizde bir kültüre dönüştürerek sürdürülebilir bir konuma kavuşturduğumuz araştırma geliştirme, inovasyon, proje ve yayın sayılarımız her geçen gün daha ileri seviyeye ulaşıyor. Bilim insanlarımız, araştırma üniversitesi etiketi ile daha nitelikli araştırmaları ve projeleri bilim dünyasına ve literatüre kazandırıyorlar. Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim elmanı Ar. Gör. Dr. Burcu Palas ve ekibi tarafından insan ve çevre sağlığının korunmasına yönelik yenilikçi bir bakış açısıyla hazırlanan proje TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu. Hocamızı ve ekibini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” diye konuştu.
Projenin içeriği ile ilgili bilgi veren Arş. Gör. Dr. Burcu Palas ise “Proje kapsamında çevre dostu elektrokimyasal ve fotokatalitik atıksu arıtım proseslerinde model antibiyotik olarak seçilen sülfametazinin giderimi gerçekleştirilmekte ve arıtım yöntemlerinin enerji verimlilikleri karşılaştırılmaktadır. Atıksularda bulunan kirleticiler, fotokatalitik aktivitesi yüksek grafen oksit tabakalı çift hidroksit hibrit fotokatalizörler kullanılarak sudan uzaklaştırılmaktadır. Projede yer alan lisans bursiyerleri ile genç araştırmacıların yetiştirilmesine katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Proje çalışmaları ile farmasötik maddeler gibi kalıcı organik bileşiklerin çevre dostu ve yenilikçi kompozit katalizörler ve atıksu arıtım sistemleri kullanılarak sudan uzaklaştırılması ile insan ve çevre sağlığının korunmasına katkı sağlanması planlanmaktadır.” dedi.
Yürütücülüğünü Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim elmanı Arş. Gör. Dr. Burcu Palas’ın yaptığı projede Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Gülin Ersöz ise araştırmacı olarak yer alıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Egeli bilim ekibinden insan ve çevre sağlığının korunmasına yönelik yenilikçi proje yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İlaçların da gıdalar gibi bozulabileceğini söyleyen Prof. Dr. Hilmi Orhan, “Son kullanma tarihi geçmiş ilaçların kimyasal yapısı bozulabilir ve bunun birkaç önemli sonucu vardır. En başta bozulmuş bir ilaç beklediğimiz tedavi edici etkiyi göstermeyebilir. Ayrıca ilacın bozulmasıyla oluşan yeni kimyasal maddeler, bu şekilde kullanılması durumunda tam tersi toksik etki de gösterebilirler. Bunun yanı sıra son kullanma tarihi geçen ilaçların çöpe atılması, lavabo ya da tuvalete dökülmesi sonucu çevre ve dolayısıyla insanlar için oluşturduğu riskler vardır. İlaç adını verdiğimiz kimyasal madde karışımları çevredeki canlılar üzerinde birtakım zararlı etkilere neden olabilmektedirler. Örneğin antibiyotikler, sadece insan vücudundaki bakterileri değil çevredeki bakterileri de öldürebilir. Ancak atılan ilaçlar çevreye yayıldıklarında büyük oranda seyrelecekleri için çevredeki bakteri ya da virüsleri öldürmediği gibi onların antibiyotiğe karşı direnç geliştirmesine neden olur. Bunun sonucu şudur, o antibiyotiğin kullanılması gerek hastalıklara yakalananlarda ilaç etkisini yeterince gösteremez ve iyileşme sağlanamaz” dedi.
Prof. Dr. Orhan, “Bunların yanı sıra doğada yaşayan birçok canlı türünün çevresel ilaçlar nedeniyle de olumsuz etkilenmesi doğal çeşitliliği bozmakta ve ekolojik sistemlere zarar vermektedir. Bu durum dönüp dolaşıp yine insanları olumsuz etkilemektedir, çünkü içinde yaşadığımız yerküre büyük ve tek bir sistemi oluşturur, bu sistemin dengesindeki her türlü bozulma tüm canlılarla birlikte insanları da olumsuz etkiliyor” diye konuştu.
“Geri dönüşüm ekonomi açısından da önem arz ediyor”
İlaçların etkin şekilde geri dönüştürülmemesi ve çevreye atılması durumunda çevresel kirlenmeye neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hilmi Orhan, “Kimyasallar, daha çok toprağa ve sulara karışarak bitkilere, hayvanlara nüfuz eder ve beslenme yoluyla tekrar dönüp insan sağlığını etkiler. Arıtma sistemleri ile bu kimyasalların ancak bir kısmından kurtulabiliyoruz, kaldı ki her yerde arıtma tesisi mevcut olmadığından ilaçların çevre ve insan sağlığı üzerindeki zararını etkin engellemek için ilaçları geri dönüştürmeliyiz” diye konuştu.
Prof. Dr. Hilmi Orhan, “İlaçların geri dönüşümü için birkaç yöntem var. Yakma işlemi bunlardan birisi ancak bu yöntem sorunu tam çözmediği için artık çok tercih edilmiyor. Çünkü yakma işlemi kurtulmaya çalıştığınız kimyasalların yanma ürünleri olan başka kimyasallara dönüşmesi demektir. Bazen bu yanma ürünleri ana maddeler kadar hatta daha da zararlı olabilmektedir. Bir de geri dönüşüm yöntemi var. İlaç moleküllerinin parçalanması yüzde yüz olmayabilir, önemli kısmı sağlam kaldıysa dönüştürülerek tekrar kullanılabilir. Ancak bu yöntem çok maliyetli olduğu için büyük ölçekte tercih edilmiyor. Anabilim dalımız dahil bazı araştırma merkezlerinde ve üniversitelerde araştırma amaçlı kullanılacak ilaç etkin maddelerinin elde edilmesi için bir yöntem olarak kullanılıyor ancak bu işlemin hacmi çok düşük. Geri dönüşümün bir başka yönü ekonomik boyutunun da olması. Çöpe atılan her ilaç bir kayıptır ve etkin bir şekilde dönüştürülmezse çevre kirliliğinin neden olacağı sağlık sorunları da artmakta, dolayısıyla ülkenin sağlık harcamalarında artışa neden olmaktadır. Toplam çevresel kirlilik içerisinde çevreye atılan ilaçların payı yüksek görünmeyebilir, ancak buraya kadar özetlediğim etkileri açısından önlem almamızı gerektirecek kadar önemli bir konudur. Çevreye yayılan kimyasalların arıtılmaları için devletler tarafından büyük harcamalar yapılıyor. Bununla birlikte sağlık harcamaları yükseliyor, bu da ülke ekonomisini önemli ölçüde etkiliyor” dedi.
“Kullanılmayan ilaçlar eczanelere teslim edilmeli”
Geri dönüşüm konusunda toplumun daha da bilinçlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Hilmi Orhan, “İlaçların geri dönüştürülmesi konusunda toplumda bilgi eksikliği var. Bu bilincin geliştirilmesi lazım. İlaçların çöpe atılmadan, lavabolara dökülmeden eczanelere götürülüp işin uzmanı olan eczacılara teslim edilerek tüm bu çevresel ve sağlık risklerinin önüne geçilmesi gerekir. Bu bilinçli, medeni yurttaşlar olarak hepimizin görevi. Bu konuda Fakültemizin öncülük ettiği bir çalışma, İzmir Eczacı Odası ile birlikte 10 yıl önce başlatılmıştı. Bu projede belirli bazı eczaneler iade noktası olarak seçilmişti. Günümüzde sayıları daha da artmış olan söz konusu eczaneler ve bu eczanelerde bulunan geri dönüşüm kutuları ile süresi dolmuş ilaçlar toplanıyor ve uygun şekilde geri dönüştürülüyor. Fakültemizin de öncülük ettiği bu projede bilgilendirme amaçlı posterler, afişler, broşürler hazırlanmış eczanelerin vitrinlerine asılarak sosyal medya paylaşımları yapılmıştı. Bu bilgilendirmelerin periyodik olarak tekrarlanması gerekiyor ki yaygınlaşsın ve toplum bilgi sahibi olsun” diye konuştu.
Prof. Dr. Orhan, “Yurttaşlarımız vurguladığım gibi bilinçli, birlikte yaşadığı insanları ve çevrenin iyiliğini önemseyen bireyler olarak süresi dolmuş ya da kullanılmayan ilaçlar konusunda kendi eczacılarına danışabilir ve eczacıları aracılığı ile bu ilaçların hem çevresel zararlarını önleyebilir hem de ekonomiye geri kazandırılmalarını sağlayabilirler” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kullanma tarihi geçmiş ilaçlar çevre ve insan sağlığı için tehdit oluşturuyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bakırköy Belediyesi İnsan, Çevre ve Sokak Canlılarının Sağlığı İçin Çalıştı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Casper, hayatın her anında yer alan bir teknoloji markası olarak her yaştan kullanıcıya hitap etmeyi sürdürüyor. Yeni imaj filmiyle, Casper VIA’nın mobiliteyi ve iletişimi kesintisiz bir şekilde desteklediğini, Casper Nirvana’nın profesyonel dünyadaki verimliliğini, Excalibur’un oyun dünyasındaki gücünü vurguluyor. Yeni imaj filmiyle yalnızca teknoloji üreten bir markadan fazlası olduğunun altını çizen Casper, teknolojinin kullanıcılarının hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olduğunu anlatıyor. “Casper, Her Zaman Yanımdadır!” mesajıyla, kullanıcılarının hayatını kolaylaştıracak şekilde konumlanan Casper, “Casper, Geleceği Yaşatır!” mesajıyla da teknolojinin geleceği şekillendiren bir güç olarak, yenilikçi ve ilham veren çözümler sunma vizyonunu ortaya koyuyor.
Casper, Teknolojiyi Anlamlı Deneyime Dönüştüren İmajıyla Göz Dolduruyor
Casper yeni imaj filmiyle teknolojiyi bir ihtiyaçtan öte, hayatın vazgeçilmez bir parçası olarak tanımlıyor. Bu filmde, markanın vizyonu ve kullanıcılarına sunduğu anlamlı deneyimler güçlü bir şekilde anlatılıyor. Geniş ürün portföyü ile farklı ihtiyaçlara hitap eden Casper, teknolojiye duyulan güvenin ve kalitenin simgesi olarak öne çıkıyor. Kimi zaman yaratıcılığı destekleyen bir güç, kimi zaman başarıya ulaşmada bir destekçi, kimi zaman ise anılarınızı ölümsüzleştiren bir eşlikçi olarak yer alıyor. Gliese İstanbul imzasıyla hazırlanan bu imaj filmi, Casper’ın kullanıcılarına yalnızca fonksiyonel değil, aynı zamanda duygusal bir deneyim sunduğunu ifade ediyor. Yönetmen koltuğunda Ali Can Zeren’in oturduğu film, markanın inovatif ve her zaman kullanıcılarının yanında olan yapısını sıcak bir anlatımla izleyicilere iletiyor.
“Özgürleştiren Bir Deneyim Sunuyoruz”
Casper’ın yeni imaj filmi hakkında değerlendirmede bulunan Casper Operasyon ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Feray Karaman, “Yeni imaj filmimizle teknolojiyi yalnızca bir araç olarak görmekten öte, onun insan hayatındaki derin etkisini anlatmaya çalışıyoruz. Teknolojimizle, insanların kendi potansiyellerini keşfetmelerine yardımcı oluyoruz. Casper, sunduğu geniş ürün yelpazesiyle kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap verirken, aynı zamanda onların tutkularına ve hayallerine de dokunuyor. “Hayat senin hızında akıyor, tercihler senin, biz senin seçimlerin için buradayız” mesajıyla, kullanıcılarımıza sadece bir ürün değil, onlara ilham veren bir deneyim sunduğumuzu vurguluyoruz. Bu filmle, markamızı hayatlarının her anında yanlarında hissettikleri, güvenle tercih edebilecekleri bir teknoloji markası olarak konumlandırıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Casper’ın Yeni İmaj Filmi Teknoloji ve İnsan Bağını Vurguluyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>