?>
?>
Böbrek üstü bezlerinde meydana gelen en yaygın sorunlardan birinin Cushing sendromu olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın sendromun kadınlarda daha sık görüldüğünün altını çizerek, “Cushing’te yağ dokusunun dağılımı değişerek kişinin kilo artışı göbek-yüz-ensede toplanır, karnında kırmızı renkli geniş çatlaklar oluşur, yara iyileşmesinde gecikme, ciltte kolayca morarma ve adet düzensizliği gibi belirtiler gözlemlenir” dedi.
Böbrek üstü bezlerden salgılanan hormonların vücut için yaşamsal önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Buradan salgılanan adrenalin, kortizol ve androjen gibi hormonlar vücudun tüm sistemlerini etkiler. Örneğin kan şekeri düzenlenir, fiziksel ya da duygusal stres, heyecanlanma gibi durumlarda kan basıncı ve kalp hızı artırılarak hem beyine hem kaslara daha fazla kan ve oksijen gitmesi sağlanır, vücudun su ve tuz dengesi korunur, kan hacmi ve potasyum düzeyi dengelenir” dedi.
Kitle saptandığında takibi çok önemli
Böbrek üstü bezi hastalıklarının tanısının hormonal testler ve görüntüleme yöntemleri ile konduğunu belirten Prof. Dr. Fulya Akın, “Herhangi bir nedenle çekilen ultrason, tomografi veya MR gibi tetkiklerde, bu bezlerde rastlantısal olarak kitleler saptanabilir. Adenom olarak adlandırılan bu kitleler çoğu zaman iyi huylu olsalar da aşırı “kortizol” üretirlerse, Cushing’e sebep olabilirler. Dolayısıyla böbrek üstü bezlerinde adenom saptanan tüm hastalar bu ihtimale karşı kan testleri ile incelenmeli” diye konuştu.
Adenom hormon salgılamıyorsa cerrahiye gerek olmayabilir
Tedavi olarak hormon salgılayan kitlenin çıkarılabileceği veya salgıladığı hormonların ilaçlarla bastırılabileceğini dile getiren Akın, “Hormon üretmeyen adenomların büyük bir kısmı tedavi gerektirmez yalnızca periyodik olarak MR veya tomografi ile takip edilir. Takipte büyüme saptanmaz ise tedaviye ihtiyaç yok demektir. Ancak halihazırda büyük olan ya da takipte boyut artışı saptanan veya MR’da şüpheli görünüm veren tüm kitlelerde, adrenal kanser olasılığına karşı cerrahiye başvurulabilir. Buradaki önemli nokta kitlenin büyüyüp büyümediğini veya hormon salgılamaya başlayıp başlamadığını sıkı sıkı takip etmektir” açıklamasında bulundu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Cushing sendromu kadınlarda daha sık görülüyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Bunun nedeni ise sendromun bazı kadınlarda hafif veya tek bir belirtiyle seyretmesi nedeniyle hekime geç başvurulması. Adet düzensizlikleri, tüylenme, kilo alımı, hatta infertilite gibi pek çok belirtiyle kendini gösterebilen bu sendrom, sadece üreme sistemini değil, genel sağlığı da etkileyebiliyor. Öyle ki tanı ve tedavide gecikilirse uzun vadede tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, rahim kanseri ile depresyon gibi oldukça ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol, aslında erken tanı ve doğru tedaviyle sendromun yönetilebildiğine dikkat çekerek, “Bu sendromun kesin bir tedavisi olmasa da erken tanı konulur, doğru tedavi yaklaşımı benimsenir ve gerekli yaşam tarzı değişiklikleri yapılırsa, belirtileri kontrol altına almak ve uzun vadeli sağlık risklerini önlemek mümkün. Bu nedenle eğer adet düzensizlikleri, kilo alımı, tüylenme veya hamile kalmakla ilgili sorunlardan birini bile yaşıyorsanız, kadın ve doğum uzmanına danışmaktan çekinmeyin” diyor.
Erkeklik hormonu daha fazla salgılanıyor
Yumurtalıklarda hormonal dengesizliklerin meydana gelmesiyle oluşan Polikistik Over Sendromu yumurtlama düzenini bozabiliyor. “Polikistik” ifadesi, yumurtalıklarda küçük ve içi sıvı dolu keseciklerin (kistlerin) bulunabileceğini belirtse de her hastada bu görüntü oluşmuyor. Asıl sorun hormonların düzensiz çalışması olduğu için östrojen ve progesteron dengesizleşirken, erkeklik hormonu olarak bilinen androjen normalden daha fazla salgılanabiliyor. Bunun sonucunda hastalarda çeşitli semptomlar gelişmeye başlıyor.
Her kadında farklı belirtiler görülüyor!
Polikistik Over Sendromu her kadında farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Bazı hastalarda sadece adet düzensizlikleri yaşanırken, bazılarında ise kilo artışı, aşırı tüylenme ve cilt problemleri gibi daha belirgin semptomlar görülüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol, sendromun en yaygın görülen belirtilerini, “Seyrek ya da düzensiz adet görmek, tüylenme (özellikle yüz, göğüs ve sırt bölgesinde), cilt problemleri (yağlı cilt, inatçı akneler, cilt koyulaşmaları), saç dökülmesi (erkek tipi saç seyrelmesi), kilo alımı ve insülin direnci (özellikle bel çevresinde belirgin kilo artışı), yumurtlama problemleri (hamile kalmada zorluk)” olarak sıralıyor. Doç. Dr. Gülfem Başol, bu belirtilerden bir veya birkaçını yaşıyor olmanın mutlaka polikistik over sendromu olduğunuz anlamına gelmediğini, ancak özellikle adet düzensizliği gibi durumlarla karşılaşıyorsanız bir uzmana danışmanızın son derece önemli olduğunu söylüyor.
Tip 2 diyabetten kalp hastalıklarına…
Polikistik Over Sendromu sadece üreme sağlığını değil, genel sağlığı da etkileyen bir durum. Sendromun tedavi edilmediğinde yumurtlama bozuklukları nedeniyle infertiliteye yol açabildiğine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol, “Ayrıca, insülin direnciyle yakından ilişkili olan sendrom kilo alımını kolaylaştırarak ilerleyen dönemde tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları riskini artırıyor. Adet düzensizlikleri uzun vadede rahim içi dokusunun (endometrium) aşırı kalınlaşmasına ve bunun sonucunda rahim kanseri riskinin yükselmesine neden olabiliyor. Tüm bunların yanı sıra özellikle aşırı tüylenme ve kilo alımı gibi semptomlar bazı psikolojik sorunlara, örneğin özgüven eksikliğine ve depresyona yol açabiliyor” bilgisini veriyor.
Yaşam tarzı değişikliği çok önemli!
Polikistik Over Sendromu’nun kesin bir tedavisi olmasa da belirtileri kontrol altına almak ve uzun vadede gelişebilecek olan sağlık sorunlarını önlemek mümkün. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol, tedavi planının hastanın yaşına, belirtilerine ve hamilelik beklentisine bağlı olarak değiştiğini vurgulayarak, “Tedaviye ilk olarak yaşam tarzı değişiklikleriyle başlanıyor. Sağlıklı beslenmek, rafine şeker ile karbonhidratlardan kaçınmak ve düzenli egzersiz yapmak insülin seviyelerini dengelemeye yardımcı oluyor. Özellikle kilo vermek, adet düzenini sağlamak ve yumurtlamayı desteklemek açısından büyük fayda sağlıyor” diyor. Gerekli durumlarda ilaç tedavisine de başlandığına işaret eden Doç. Dr. Gülfem Başol, sözlerine şöyle devam ediyor: “Doğum kontrol hapları androjen seviyelerini düşürmek ve adet düzenini sağlamak için kullanılıyor. İnsülin direncini düşüren ilaçlar, özellikle kilo verme sürecini desteklemek için tercih ediliyor. Anne olmak isteyen kadınlar için yumurtlamayı destekleyen ilaçlar öneriliyor”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Genç Kadınlarda Polikistik Over Sendromu Tehlikesi! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın eşitlikçi ve katılımcı kent politikasının önemli adımlarından biri olan Kadın Mahalle Meclisleri’nin, Menteşe, Fethiye ve Ula’dan sonra diğer ilçelerde de kurulması için çalışmalar sürüyor.
Menteşe, Fethiye ve Ula’da Kadın Mahalle Meclisi Kuruldu
Muğla Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından başlatılan “Kadınlar Kentini Yönetiyor” sloganıyla hayata geçirilen Kadın Mahalle Meclisleri’nin ilki, Menteşe ilçesinde kurularak ilk toplantısını Kötekli Mahallesi’nde gerçekleştirdi.
Kadınların yerel yönetimlere katılımını güçlendirmeyi ve daha eşitlikçi, kapsayıcı bir kent yaşamı oluşturmayı hedefleyen Kadın Mahalle Meclisleri, Kötekli Gençlik Merkezi’nde düzenlenen ilk toplantısına 40 kadının katılımıyla başladı. Menteşe’deki bu ilk buluşmanın ardından Kadın Mahalle Meclisi toplantıları, Fethiye’nin Kesikkapı Mahallesi’nde ve Ula’nın Akyaka Mahallesi’nde devam etti.
Eşitlikçi Kent Yönetiminde Kadınlar Daha Fazla Söz Sahibi Oluyor
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile ilçe belediyelerinin iş birliğiyle düzenlenen toplantılarda, kadınların mahalle ve kent yönetimine daha aktif katılımını sağlamak amacıyla yürütülen çalışmalar ele alındı. Toplantılarda, meclis üyesi kadınlar “Nasıl bir kentte yaşamak istiyorum?” ve “İhtiyaçlarımızı neye göre belirliyoruz?” soruları üzerinde düşünerek, kendi taleplerini ve görüşlerini dile getirme fırsatı buldu.
Başkan Aras: “En Büyük Hedeflerimizden Biri Kadınların Kent Yönetiminde Daha Fazla Söz Sahibi Olmasını Sağlamak”
Başkan Aras: “Muğla’mızda en büyük hedeflerimizden biri, kadınların kent yönetiminde daha fazla söz sahibi olmasını sağlamaktır. Hayata geçirdiğimiz ve dayanışmanın adresi, kadınların iradesi olacak Kadın Mahalle Meclisleri projesi sayesinde, kadınlarımızın sorunlarını, taleplerini ve fikirlerini ifade edebilecekleri bir platform oluşturuyoruz. Kadınların eşit temsil hakkını savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Bu noktada Kadın Mahalle Meclisleri’nin, bu hedefe doğru atılmış önemli bir adım olduğuna inanıyoruz.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Muğla’da Söz Kadınlarda: “Kadın Meclisleri” Kuruldu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Tiroid hastalıklarının kadınları 5-10 kat daha fazla etkilediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid hastalıklarının çoğunda genetik faktörlerin etkisi güçlü olmamakla beraber bu rahatsızlıklara sahip aile fertleri bulunanlarda, 40 yaş üstü kişilerde ve bağışıklık sistemi hastalıkları olanlarda diğer kişilere göre tiroid kaynaklı sağlık problemleri daha sık görülüyor” dedi.
Tiroid hastalığının türüne göre belirtilerin de farklılaştığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid bezinin fazla çalışması; çarpıntı, aşırı terleme, sıcak basması, anksiyete, uyku sorunları, titreme, adet düzensizlikleri ve hızlı bağırsak hareketleri yani ishale yol açabiliyor. Buna karşın bu bezin daha az çalışması ise kilo artışı, halsizlik, depresyon, cilt kuruluğu, kabızlık ve ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Tiroid bezinin iltihaplanması boyun ağrısı veya boyun hassasiyetine yol açarken, nodül veya guatr varlığında ise boyunda şişlik, nefes darlığı, yutma güçlüğü, ses değişimi ve ağrı görülebiliyor” diye konuştu.
Kanser ve guatr tedavisinde cerrahi önemli
Tiroid bezi rahatsızlıklarının büyük bir bölümünde cerrahiye ihtiyaç duyulmadığını paylaşan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Ancak biyopsi ile kanıtlanmış tiroid kanseri varlığı veya şüphesi durumunda tiroid bezinin tamamı veya bir kısmı alınır. Kanser dışında büyük ve semptomatik guatrlarda, Graves hastalığı veya toksik nodüler hastalık gibi hipertiroidi yaratan durumlarda da cerrahiye başvurulabilir. Cerrahi tedavinin boyutu; tiroid bezi hastalığının ne olduğuna, tipine ve yaygınlığına göre değişkenlik gösterebilir” açıklamasında bulundu.
Geçici ses kısıklığı 6 ay sürebilir
Tiroid cerrahisi sonrasında geçici ses kısıklığının yüzde 1-10, kalıcı ses kısıklığının ise yüzde 1 civarında görülüğünü paylaşan Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tecrübeli bir cerrah ve kullanılan sinir mönitörizasyon sistemleri, cerrahi sırasında ses kısıklığına yol açacak sinir hasarı riskini azaltmada etkili faktörlerdir. Tabii daha önce tiroid ameliyatı olmuş hastalara ilk operasyondan sonra tekrar cerrahi yapılması durumunda ses kısıklığı ihtimalinin daha yüksek olduğu bilinmeli. Bunun dışında cerrahiden sonra oluşan ve kalsiyum düşüklüğüne bağlı çoğu şikâyet normale döner ancak bazı durumlarda kalsiyum içeren ilaçlar ve aktif D vitamini ile takviye gerekebilir” dedi.
Tiroid ameliyatı esnasında ve sonrasında meydana gelebilecek en önemli komplikasyonların kanama, ses kısıklığı ve kalsiyum düşüklüğü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Kalsiyum düşüklüğü, vücuttaki kalsiyum seviyelerini kontrol eden paratiroid bezlerin cerrahi sırasında etkilenmesinden dolayı ortaya çıkabilir. Tiroid bezinin yakınında bulunan sinirlerin zarar görmesi de geçici veya kalıcı ses kısıklığına neden olabilir ancak bu durum 6 ay içinde normale dönebilir” şeklinde konuştu.
Ameliyattan sonra 10 günde günlük yaşama dönülüyor
Tiroid cerrahisi öncesinde özel bir hazırlığa gerek olmadığını belirten Dr. Emre, “Ancak operasyona girmeden önce özellikle daha önce tiroid bölgesinde cerrahi uygulanmış hastalara, ses teli fonksiyonlarının değerlendirmesi önerilir. Hasta genellikle ameliyattan sonraki 10 gün içinde günlük işleri rahatlıkla yapacak duruma gelir. Cerrahi sonrası yara yerinde iz oluşumunu azaltmak için doğrudan güneş ışınından kaçınmak gerekir. İşlemden 6-8 hafta sonraki kan tahlillerinde her şey yolundaysa yapılabilecek boyun egzersizlerinin uygulanması da hareket serbestliğinin erkenden kazanılmasına yardımcı olur. İlerleyen dönemde ise yıllık ultrason ve kan testleri ile hastanın takip edilmesi gerekir” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tiroid hastalıkları riski kadınlarda 5-10 kat daha fazla yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Diz içindeki dört ana bağdan biri olan ön çapraz bağlar, diz ortasında çapraz hareket ederken aynı zamanda dizin stabilitesini koruyarak dönebilmesini sağlıyor. Bu bağların kopmasının aşırı gerilmeye bağlı olarak gerçekleştiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Davud Yasmin, “Bu durum genellikle futbol gibi rekabetçi sporlarda temas veya darbe gibi ters hareketlerin neticesinde meydana gelebiliyor” açıklamasında bulundu.
Ani hareketlerden uzak durulmalı
Bu tür zedelenmelerin koşarken yön değiştirmek için aniden yavaşlamayla da ortaya çıkabildiğini hatırlatan Op. Dr. Davud Yasmin, “Ayak sabit dururken bir darbe veya temas olmasa da ani dönme hareketleri, sıçrama sonrası dize kontrolsüz yüklenme, trafik kazaları, yüksekten düşme veya endüstriyel kazalar sonrasında da ön çapraz bağ kopmaları ortaya çıkabilir” diye konuştu.
Fiziksel aktivite esnasında dizden gelen sese dikkat
Dizde hızla şişme, uyuşma ve boşa basma hissi, şiddetli ağrı, hareket alanı kaybı, yürürken rahatsızlık, fiziksel aktivite esnasında diz içinden ses gelmesi ve aktiviteye devam edilememesi gibi belirtilerin önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Davud Yasmin, “Hastalığın tanısında ortopedi uzmanının yapacağı fiziki muayene çok önemli. Muayenede bazı özel testlerle çapraz bağ yırtığının olup olmadığı anlaşılabilir. Diz çok ağrılı olduğu için yeterli bir muayenenin yapılamadığı durumlarda ise ikinci muayene tanı koydurucudur. Doktor benzer belirtilerle ortaya çıkabilen farklı diz rahatsızlıklarından şüphelenirse görüntüleme yöntemlerinden de faydalanılabilir” dedi.
Tedavi hastanın yaşına göre değişiyor
Ön çapraz bağ yaralanmalarında hastanın yaşının ve aktivite durumunun tedavi seçiminde önemli olduğunun altını çizen Yasmin, “Genç, spor yapan veya aktif yaşam tarzına sahip bireylerde bu rahatsızlığın tedavisi genellikle cerrahidir. İleri yaşta olup yüksek aktivite seviyesinde olmayan, spor yapmayan veya günlük yaşamda dizinde boşluk ve emniyetsizlik gibi yakınmaları olmayan bireylerde cerrahi tedavi yapılmayabilir. Çocuklarda meydana gelen kopmalarda ise, ilerleyen dönemlerde kalıcı diz hasarları oluşmaması için günümüz teknolojisi sayesinde çocuk cerrahileri gerçekleştirilebiliyor” dedi.
Spora dönmek 6 ayı bulabilir
İyileşme süresinin, uygulanan tedaviye göre değişkenlik gösterse de ortalama olarak 3 ay olduğunu paylaşan Yasmin, “Ön çapraz bağ yırtılması yaşayan sporcuların spora tam olarak geri dönebilecekleri kesin bir tarih verilemese de bağların yeniden yapılanması zaman alacağı için ortalama olarak 6 aylık bir süreçten bahsedilebilir” dedi.
Cerrahi sonrası erken dönem fizik tedavi uygulamalarının, rehabilitasyon sürecindeki en önemli aşamalardan biri olduğunu vurgulayan Op. Dr. Davud Yasmin, “Bu sürecin doğru ve etkili şekilde yönetilmesi ameliyatın kendisi kadar önemli. Ayrıca erken dönemde koltuk değneği kullanılması ya da buz ve bacağa elevasyon yapılması tedaviyi ciddi şekilde destekler” açıklamasında bulundu.
Tedavi edilen bağlar yeniden kopabilir
Ön çapraz bağ yırtılması yaşayan kişinin her zaman tekrar yaralanma riskinin bulunduğunu hatırlatan Op. Dr. Davud Yasmin, “Egzersizlerin ihmal edilmeden yapılarak bacak kaslarının kuvvetlendirilmesi, spor öncesi mutlaka esneme ve ısınma hareketlerinin yapılması ve özellikle düşmeye yönelik teknikler geliştirilmesi yeniden yaralanmaları engellemede faydalıdır” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ön çapraz bağ kopma riski kadınlarda 4 kat daha fazla yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Oysa kadınlarda vücudun alışagelen düzeninde oluşan değişiklikler veya yeni ortaya çıkan birtakım belirtiler önemli bir hastalığın erken habercileri olabiliyor! Özellikle kanser gibi, erken tanı konulduğunda tedavide her geçen yıl başarıların daha da arttığı hastalıklarda, bu belirtilerde zamanında hekime başvurmak çoğu zaman hayat kurtarıyor. Sadece kanserde değil, yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebilen endometriozis gibi bazı hastalıklarda da tanının erken konulması, hastalığa bağlı oluşabilecek komplikasyonları önleyebiliyor ya da oluşma hızını yavaşlatabiliyor. Hatta yapılan tarama testleri sayesinde hastalıklar henüz hiç belirti vermemişken tespit edilebiliyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Nadire Sevda İdil, düzenli sağlık muayenelerinin genellikle yılda bir yapılmasının önerildiğine dikkat çekerek, “Jinekolojik hastalıklara karşı, cinsel yaşam başlamış olsun ya da olmasın, her kadının 21 yaşından itibaren yıllık jinekolojik muayenelerini yaptırmaları gerekiyor. Ayrıca yıllık muayeneler haricinde, bazı belirtiler oluştuğunda, zaman kaybetmeden jinekoloji uzmanına başvurmak erken tanı açısından büyük önem taşıyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Nadire Sevda İdil, kadınların asla ihmal etmemeleri gereken belirtileri anlattı; önemli uyarılarda bulundu!
Adet sırasında aşırı kanama
Adet döneminde kanama miktarındaki artış ve bunun süreklilik kazanması pek çok sebebe bağlı oluşabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Nadire Sevda İdil, rahmin iyi huylu miyomları ve poliplerinin adet sırasında oluşan aşırı kanamanın en sık görülen sebepleri arasında yer aldığını belirterek, şöyle devam ediyor: “Yine genç kadınlarda sık görülen bazı hormonal hastalıklar, örneğin hipotiroidi gibi, adet sırasındaki kanama miktarını arttırabiliyor. Bazı hastalıklar için sürekli kullanılan birtakım ilaçlar (bazı kan sulandırıcı ilaçlar) da aşırı kanamaya neden olabiliyor. Daha ileri yaşlarda ise rahmin iç kısmını döşeyen dokunun kanseri aşırı kanamaya yol açabiliyor”
Adet zamanı dışında kanama
Adet zamanı dışında oluşan ve tekrarlayan kanamaların mutlaka değerlendirilmeleri gerekiyor. Adet sırasında fazla kanama yapan etkenlerin birçoğu bazen adet dışı kanama da yapabiliyor. Bunların yanı sıra özellikle üreme yollarının herhangi bir bölümünde oluşan enfeksiyonlar veya kanser ve kanser öncüsü lezyonlar da adet zamanı dışında kanamaya neden olabiliyor.
İlişki sonrasında kanama
Cinsel ilişki sırasında ve sonrasında oluşan kanama rahim ağzındaki enfeksiyonun, rahim ağzı kanserinin veya kanser öncüsü lezyonların habercisi olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Nadire Sevda İdil, özellikle tekrarlayan kanamaların mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira rahim ağzı kanserinin erken tanısı hastalığın tamamen tedavi edilebilmesini sağlıyor” bilgisini veriyor.
Adet döneminde şiddetli ağrı
Adet dönemlerinde pelvikte biraz rahatsızlık hissi doğal olsa da, adet görmek aslında çok ciddi ağrı oluşturan bir durum değil. Özellikle ağrı kesicilere tam olarak yanıt vermeyen, bele ve bacaklara doğru yayılan ağrılara, makata doğru baskı hissi ve bulantı ile kusma da eşlik edebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Nadire Sevda İdil, bu sorun her adet döneminde ortaya çıkmaya başlarsa, altta yatan organik bir hastalık olup olmadığının mutlaka araştırılması gerektiğini belirterek, “Özellikle endometriozis dediğimiz, rahim içini döşeyen endometrium dokusunun rahim, tüpler ya da yumurtalıkların üzerinde gelişimi ile karakterize olan bu hastalıkta, adetin ilk günü genellikle ciddi ağrılı geçiyor. Endometriozisi olan kadınların yüzde 40’ında infertilite (kısırlık) görülebiliyor. Hastalığın yumurtalıkta ortaya çıkan çeşidinde de yumurtalıkta çikolata kistleri diye bilinen kistler oluşabiliyor ve cerrahi tedavi gerektirebiliyor” diyor.
Tekrarlayan-geçmeyen kaşıntı
Özellikle geç menopozal dönemdeki kadınlarda, akıntıyla ilişkisiz olan, sık kullanılan mantar ya da kaşıntı ilaçlarına cevap vermeyen veya bir süre iyileşip sonra yine tekrarlayan kaşıntı şikayetlerinde jinekoloji uzmanı hekime başvurmak gerekiyor. Zira bu tür inatçı kaşıntıların nedeni, uzun süreli tedavi gerektiren genital bölge derisine özgü bazı kronik deri hastalığından biri olabileceği gibi yine bu bölgeye özgü deri kanseri de olabiliyor. Özellikle kanser söz konusuysa erken tanı konulduğunda hastalık çok daha kolay tedavi ediliyor ve yüksek başarı elde edilebiliyor.
Karında şişkinlik, çabuk doyma, istemsiz kilo verme
Karında şişkinlik, çabuk doyma ve istemsiz kilo verme sorunları özellikle birlikte görülürse bu belirtiler yumurtalık kanserinin habercisi olabiliyor. Dr. Nadire Sevda İdil, yumurtalık kanserinin genellikle oldukça sinsi başlayan ve bu nedenle çoğunlukla ileri döneminde tanı konulan bir kanser türü olduğuna dikkat çekerek, “Dolayısıyla yumurtalıkla ilgisiz gibi görünen bu şikayetlerde hekime başvuruda bulunulması yaşamsal önem taşıyor” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kadınlarda ihmale gelmez 6 önemli sinyal yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>