?>
?>
Sağlıklı vücut ağırlığına ve bel çevresine ulaşarak ideal ağırlığı korumanın önemli olduğunu söyleyen Demirbaş, günlük en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketilmesini, beslenmede tam tahıllı besinlere ve kurubaklagillere daha sık yer verilmesini, enerji yoğunluğu düşük besinlerin tercih edilmesini, düzenli egzersiz ve fiziksel aktivitenin artırılmasını tavsiye etti.
İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş, kanserin önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin etkisine ilişkin değerlendirmede bulundu.
2050’de 35 milyondan fazla kanser vakası öngörülüyor
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle kanserin küresel durumuna ilişkin her 4 yılda bir Dünya Kanser Raporu hazırlandığını belirten Demirbaş, “2024 yılında yayınlanan raporda, 2022’de kanser teşhisi konulan kişi sayısının 20 milyon olduğu ve kanser nedeniyle 9,7 milyon ölümün yaşandığı bildirildi. Raporda yapılan tahminlere göre 2050 yılında dünyada 35 milyondan fazla yeni kanser vakasının olacağı öngörülüyor” dedi.
Her 5 kişiden 1’i kansere yakalanıyor
Dünya genelinde her 5 kişiden 1’i kansere yakalanırken, 9 erkekten 1’i ve 12 kadından 1’inin kanser nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Demirbaş, “Dünya genelinde 2022’de en sık görülen kanser türleri sırasıyla akciğer kanseri, meme kanseri, kolorektal kanser, prostat ve mide kanseridir. Türkiye’de 2022 yılında 240 bin 13 yeni kanser vakası görüldü” dedi.
Kanser ve beslenme ilişkisi çok fazla…
Günlük yaşamda kanser riskini arttıran ya da azaltan faktörler olduğunu kaydeden Demirbaş, “Özellikle sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, bakteri ve virüs enfeksiyonu, yüksek miktarda pestisit ve yapay kimyasallara maruz kalma, radyasyona maruziyet, yüksek yağlı besinlerin fazla miktarda tüketimi, yetersiz taze sebze ve meyve tüketimi, yetersiz posa tüketimi, olumsuz çalışma koşulları ve tuzlanmış, tütsülenmiş ve dumanlanmış besinlerin fazla tüketimi, fiziksel hareketsizlik, fazla kilolu veya obez olmak kansere yakalanma riskini artırmaktadır” uyarısında bulundu.
Yağlı besinler ve rafine edilmiş unlar riski artırıyor
Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum ve kan kanserlerinin obez bireylerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görüldüğünü vurgulayan Demirbaş, “Yağ tüketiminin yüksek olması, obeziteye neden olmaktadır. Yağlı besinler ve bozulmuş yağ tüketimi, kanser yapıcı ve ilerletici maddelerin de alımının artmasına neden olmaktadır. Beslenmede özellikle rafine edilmiş unların kullanımı kolorektal, mide, üst sindirim sistemi, meme ve tiroid kanserleri riskini arttırmaktadır” dedi.
Kanserin kendisi de beslenmeyi olumsuz etkiliyor
Beslenme şeklinin kanser oluşumunda etkili olmasının yanı sıra kanserin kendisinin de bireyin beslenme durumunu olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Demirbaş, “Tedavide kullanılan kemoterapi ve radyoterapi gibi yöntemler metabolizmaya etki ederek besin öğelerine ve enerjiye olan gereksinimi arttırır. Hem tedavilerin yan etkileri hem de hastalığın kendisi besin alımı ve kullanımını olumsuz etkiler” dedi.
Kanserden korunmak için nasıl beslenilmelidir?
Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş, kanserden korunmak için beslenme önerilerini de şöyle sıraladı:
Sağlıklı vücut ağırlığına ve bel çevresine ulaşmak, ağırlık kazanımından kaçınarak bu ağırlığı korumak,
Mevsimin taze sebze ve meyvelerini seçerek, günlük en az beş porsiyon ve üzerinde tüketmek (400- 800 gram), tüketmeden veya hazırlamadan önce suyun altında, gerekli durumlarda sirkeli suda bekleterek, iyice temizlemek,
Posa alımını arttırmak (25-35 gram/gün),
Süt ve süt ürünleri tüketimini en az 2 porsiyon/gün olarak tüketmek,
Kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeriği yüksek olan yiyecek ve içeceklerin tüketimini sınırlamak (sağlıklı bireyler için günlük total kafein alımı ≤ 400 mg olacak şekilde),
Enerji yoğunluğu düşük besinlerin tüketimini tercih ederek, fast-food tarzı besinlerin tüketimini azaltmak, mümkünse hiç tüketmemek,
Beslenmede tam tahıllı besinlere ve kurubaklagillere daha sık yer vermek,
Günlük total enerjinin yüzde 30’undan daha azını yağlardan sağlamak,
Kırmızı et yerine beyaz et (tavuk, balık, hindi eti) tercih etmek ve kırmızı eti sınırlamak (≤ 3 porsiyon / hafta, ≤ 80 gram / gün),
Basit şeker, çay şekeri ve şekerli içeceklerin tüketimini azaltmak ya da tamamen kaldırmak ve basit şeker yerine kompleks karbonhidratları tercih etmek,
Sigara, alkol tüketiminden ve sedanter yaşamdan kaçınarak düzenli egzersiz veya fiziksel aktivite yapmak,
Besinleri saklama koşullarına dikkat ederek küf, mantar oluşumunu engellemek,
Katkı maddesi içeren besinleri düzenli olarak tüketmekten kaçınmak,
Tütsülenmiş besinleri, kızartma, kavurma, ateşe direkt maruz kalacak yakınlıkta ızgara gibi pişirme yöntemleri yerine haşlama, buğulama, fırında pişirme gibi yöntemleri kullanmak,
Turşu ve salamura gibi tuz içeriği yüksek besinlerin tüketiminden kaçınmak.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İdeal kiloda olmak kanser riskini azaltıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Buca Belediyesi, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde, kanserle mücadeleye dikkat çekmek ve önleyici tedbirleri vurgulamak amacıyla “Rahim Ağzı Kanserinde Erken Teşhis Hayat Kurtarır” konulu bir seminer düzenledi. Buca Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen seminerde konuşan Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Deniz Ulusoy, rahim ağzı kanserinin en büyük nedeninin HPV virüsü olduğunu ve HPV aşısı ile kanser riskinin ortadan kaldırılacağını söyledi.
Rahim ağzı kanserinin, rahim ağzından alınan hücre örnekleri ile yapılan smear tarama testi ile belirlendiğini ifade eden Dr. Ulusoy, bu testin 21-29 yaş arasındaki kadınlarda üç yılda bir, 30 – 65 yaş arasında kadınlarda 5 yılda bir yapılması gerektiğini, 65 yaş üzerinde ise son on yılda yapılan testlerin negatif çıkması durumunda yapılmasına gerek kalmadığını bildirdi.
SİGARA ÖNEMLİ BİR FAKTÖR
Rahim ağzı kanserinin dünyada üreme çağında olan kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanser türü olduğunu hatırlatan Uzman Dr. Deniz Ulusoy, her 10 kadından 8’inde rahim kanserine neden olan HPV virüsüne rastlandığını belirtti. Ulusoy, “Rahim ağzı kanserinin ortalama görülme yaşının 50 olduğunu görüyoruz. Rahim ağzı kanserine neden olan etmenleri; çok sayıda doğum yapmak, erken yaşta cinsel ilişkiye girmek, çok sayıda partneri olmak ve sigara içmek gibi sıralayabiliriz. Özellikle sigara kullanımı ile ilgili elimizde ciddi anlamda veriler var” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kanserin erken tanısı ve tedavi alternatiflerindeki gelişmelerin yanında hala dünyada vaka sayılarında artış devam ediyor. Bu artışın en önemli nedenlerinin başında yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam, tütün ve tütün ürünleri kullanımı gibi yaşam tarzı alışkanlıklarının geldiğini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Çelik, Dünya Kanser Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de de her yıl 200 binden fazla kişinin kanser teşhisi aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Çelik, dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişinin kansere yakalanırken, bunların 10 milyonunun hayatını kaybettiğini söyledi.
KANSERİN ARTIŞINDAKİ EN BÜYÜK ETKEN: YAŞAM TARZI
Kanser vakalarındaki artışın temel nedenlerinden olan yaşam tarzı değişiklikleriyle ilgili Prof. Dr. Çelik, şunları anlattı: “Kanser gelişiminde genetiğimiz, yaşımız gibi bazı faktörlerle müdahale edemesek de önlenebilir risk faktörlerine hepimiz müdahale edebiliriz. Bunların başında tütün ve tütün ürünleri kullanımı geliyor. İstatistikler kansere bağlı yaşam kayıplarının yüzde 20’sinin sigara nedeniyle oluşan kanserlerden kaynaklandığını gösteriyor. Bununla birlikte beslenme alışkanlıklarımız çok değişti. Hazır ve işlenmiş gıdalar çok fazla tüketiliyor. Üzerine fiziksel hareketsizlik artınca kanser için önemli bir risk faktörü olan obezite oranları da artıyor. Bugün özellikle meme, kalın bağırsak, mide, rahim kanserlerinin artışında bu faktörlerin etkili olduğu biliniyor.”
“Bu nedenle en önemli mücadele alanımızda tütün ve tütün ürünleri kullanımının azaltılması yer alıyor” diyen Prof. Dr. Çelik, “Diğer taraftan beslenme şeklimiz değişmeli ve fazla kiloyla mücadele etmemiz gerekiyor. Sağlıklı bir yaşam için bitkisel temelli beslenmeye ağırlık verilmesi, işlenmiş gıdalardan, özellikle işlenmiş etlerden ve hayvansal yağlardan kaçınılmalı. Daha çok sebze, meyve, tahıl ve bakliyat ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmeli. Ayrıca kansere neden olan HPV gibi enfeksiyonlardan da korunmak gerekiyor.”
‘ERKEN EVREDE YAKALANIRSA TEDAVİDE YÜZDE 90’NIN ÜZERİNDE BAŞARILI OLUNABİLİYOR’
Bugün artık kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Çelik, sözlerine şöyle devam etti: “Erken tanı tedavi başarı oranını büyük ölçüde artırıyor. Dolayısıyla meme, kolon, rahim ağzı kanseri gibi tarama programları bulunan kanserler için bu programlar bilinmeli ve uygulanmalı. Erken tanı içinde tarama programlarının aktif olarak kullanılması, kansere neden olan risk faktörlerinin bilinmesi ve bunlardan kaçınmak gerektiğinin farkında olunması önemli. Özellikle meme kanseri gibi bazı kanserlerin erken evrede yakalanmasıyla tedavi başarısının yüzde 90’ın üzerine çıkabildiği unutulmamalı.”
KANSER TEDAVİSİNDE SON YILLARIN GÜNDEMİNDEKİ 3 ÖNEMLİ GELİŞME
Gelişen teknolojiyle beraber kanser tedavisinde ortaya çıkan yeni yöntemlerden bahseden Prof. Dr. Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kanser tedavisinde 1970’lerde kemoterapi ilaçları ile başlayan tedavi seçeneklerimiz 1990’lı yılların başından itibaren klinik araştırmalar sonucunda önce akıllı ilaçlar sonra immünoterapi dediğimiz tedavi yöntemleri ile gündemimize girmeye başladı. Bağışıklık sistemini harekete geçirerek tümöre karşı savaşmasını sağlayan bu immünoterapi ilaçları, kemoterapiye kıyasla daha az yan etki gösteriyor. Tüm bu ilaçlar sayesinde ileri evre akciğer kanserlerinde 5 yıllık yaşam oranı yüzde 5’ten yüzde 25’e kadar çıktı. Ancak immünoterapiyi sadece ileri evre kanserlerde değil, erken evre kanserlerde riskin azaltılması amacıyla da kullanabiliyoruz. Cerrahi öncesi ve sonrası hastalarda dahi bu yöntemi kullandığımız oluyor.”
“Tümörün genetik yapısını analiz ederek, kişiye özel tedavi imkânı sunan akıllı ilaçlar, farklı kanser türlerinde etkili bir şekilde kullanılabiliyor. Kansere neden olan genlerin saptanma yöntemlerinde büyük ilerleme kaydedildi” diye konuşan Prof. Dr Çelik, “Bu sayede hangi hasta hangi ilaçtan daha çok fayda görür sorusunun cevabını daha kolay bulabiliyoruz. En sık küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde kullandığımız bu tedaviler ile kanserin kaynak aldığı organdan bağımsız olarak genetik mutasyonuna göre tedavi dediğimiz ‘tümor agnostik’ tedavi seçeneklerimiz oluşmaya başladı” diye konuştu.
Bunun yanında son yıllarda gündemimize hızlı bir giriş yapan ‘Antikor İlaç Konjugatları’ hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Çelik, konuyla ilgili şunları anlattı: “Bu yeni tedavi yöntemi, tümör hücresini hedef alarak tümör hücresi içine yüksek dozda kemoterapi girmesini esas alıyor. Bu sayede tümör hücresi yok edilirken kemoterapinin diğer organlarda yaratabileceği yan etkiler de yaşanmıyor. Bugün meme, akciğer ve meme kanserlerinde kullandığımız bu yöntemin önümüzdeki günlerde çok daha yaygın kullanılacağının kanıtları ortaya çıkmaya başladı.”
“KANSERDEKİ KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ YAKLAŞIMI, YERİNİ TÜMÖRE ÖZEL TEDAVİYE BIRAKIYOR”
Tüm bu gelişmelerle birlikte bugün kanserin kronik bir hastalık gibi tedavi edilebilir bir noktaya geldiğinin altını çizen Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Çelik, “Evet kişiye özel tedavi yaklaşımıyla hastaya uygun tedavi uygulanmaya davam ediyor. Ancak bugün geldiğimiz noktada artık tümörün moleküler yapısı ön plana çıkıyor. Böylelikle bu yapıya uygun tedavilerle elde edilen sonuçlar çok daha etkileyici olabiliyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Uzmanı açıkladı: 2040’ta Kanser Vakaları 30 Milyonu Bulabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
LÖSEV Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı, 26 yıldır her bireyin kanser tedavisine ve ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerine eşit ve adil bir şekilde erişim hakkına sahip olduğunu savunuyor. Ancak, Türkiye’de ve dünyada ekonomik zorluklar, coğrafi ve toplumsal şartlar nedeniyle bu hak ihlal ediliyor. Uzmanlar, yalnızca hastaların değil, ailelerinin de psikolojik ve sosyal destek almasının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Kanserle mücadelede en büyük moral kaynağı ise hastaların yalnız olmadıklarını hissetmeleri.
LÖSEV Yetkilileri: “Kanser Kaderimiz Değil”
Lösemi ve kanser ile mücadele eden çocuklar ve yetişkin hastalar için çalışan LÖSEV, toplumda farkındalık yaratmayı ve kanserle mücadelede destek sağlamayı sürdürüyor. Kurum yetkilileri, Türkiye genelinde gönüllülerin ve kanser ile mücadele eden ailelerin de katılımı ile aktivist çalışmaya imza attı. Gönüllüler ve kanser ile mücadele edenler “Kanser Olmak İstemiyoruz, Kanser’e Dur De!, Kanser Değil Biz Güçlüyüz” yazılı pankartlar taşıyarak farkındalık yaratmayı hedefledi. LÖSEV yetkilileri çalışmada okunan bildiride: “Ülkemizde her yıl 200 bin yeni kanser vakası görüyoruz. Soruyoruz, nasıl ve neden kanser ediliyoruz! Sizler de bu toplumsal sorumluluk ve dayanışma hareketinde LÖSEV ailemize katılın. Kanserle ve bizi kanser eden şeylerle hep birlikte mücadele edelim. Her birimiz birer kanser savaşçısı olalım. Artık tek bir çocuğumuzu lösemi ve kanserden kaybetmeyelim. Sevgi, İyilik ve Umut dolu bu mücadeleyi biz kazanalım.” İfadeleri ile topluma çağrıda bulundu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
LÖSEV’den Kanser ile Mücadelede Toplumsal Dayanışma Çağrısı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Tarama programları, koruyucu aşılar, çevresel faktörlerin azaltılması, obezitenin önlenmesi, iyi beslenme ve genetik risklere karşı alınan önlemlerle milyonlarca hayatın kurtarılabileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Erkeklerde en sık görülen kanser türleri; akciğer, prostat, kalın bağırsak, mide ve karaciğer iken, kadınlarda; meme, kalın bağırsak, akciğer, rahim ağzı ve tiroit kanserleri daha yaygın görülüyor” dedi.
Kanser vakalarında artış devam ediyor
Araştırmalar kanser vakalarının giderek artmaya devam ettiğini gösterirken, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Genlerde meydana gelen mutasyonlarla hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması anlamına gelen kanserde, vakaların yüzde 5 ila 10’u genetik geçişlidir. Ailesinde meme, yumurtalık, kalın bağırsak veya rahim kanseri öyküsü olan bireylerin genetik test yaptırması ve genetik danışmanlık alması önemli bir tedbir yöntemidir” dedi.
Tarama testleri hayat kurtarıyor
Herhangi bir şikâyeti bulunmayan sağlıklı bireylerde kanserin erken teşhisi için tarama testleri yapılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bu tarama testleri sayesinde kansere bağlı ölüm oranları azaltılabilir. Meme kanserine karşı önlem için 40-44 yaş arası bazal bir mamografi tavsiye edilir. 45-55 yaş arasında ise her yıl düzenli mamografi önerilir. 55 yaşından sonra da 2 yılda bir mamografi ile taramalara devam edilebilir” diye konuştu.
Yüksek riskli hastalarda tarama özel olarak planlanmalı
Rahim ağzı kanseri için taramalara 25 yaşında başlanması gerektiğini öneren Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “HPV testi negatif ise her 5 yılda bir tekrar edilmeli, pap smear testi de her 3 yılda bir yapılmalı. Kronik bağırsak hastalığı olmayan ya da ailesinde kolon kanseri bulunmayan ortalama risk grubundaki bireylerde kolonoskopi taraması 10 yılda bir önerilir ancak kolorektal kanser gelişimi için yüksek riskli hastalarda tarama, kişisel risklere göre özel olarak planlanmalı. Akciğer kanserine karşı ise, 50-80 yaş arasında en az 20 paket/yıl sigara içim öyküsü olan, halihazırda sigara içen ya da 15 yıl içinde sigarayı bırakmış hastalara yılda bir düşük yoğunluklu akciğer tomografisi muhakkak yapılmalı. Risk grubundaki hastalarda tomografi ile akciğer kanserinin erken teşhisi sayesinde tedavi mümkün hale gelebiliyor” dedi.
Et tüketimi sınırlandırılmalı
Tedavi sürecini tamamlayan kanser hastalarının sağlıklı yaşam alışkanlarını benimsemelerinin hayati olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Sigaradan kesinlikle uzak durulması ve sağlıklı bir beslenme planının uygulanması çok önemli. Kızartma, doymuş yağ, şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalardan kaçınırken, taze sebze, meyve ve tam tahıllı gıdaların tüketimi artırılmalıdır. Et tüketiminin de haftada 2-3 kez ile sınırlandırılması gerekir. 30-45 dakikalık günlük yürüyüşler veya haftada 2 kez yoğun egzersizlerle ideal kilo korunmalı. Kanser belirtilerinin farkında olmanın ve erken teşhis için düzenli sağlık kontrolleri yaptırmanın hayat kurtaracağı unutulmamalı” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Erken teşhis için kanser tarama testleri ihmal edilmemeli yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Yine dünya genelinde her yıl yaklaşık 18 milyon yeni kanser vakası tespit ediliyor ve her yıl yaklaşık 9,6 milyon kişi kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ); 2030 yılında dünyada 27 milyon yeni kanser vakası ve 17 milyon kansere bağlı ölüm gerçekleşeceğini öngörüyor. Ayrıca 2030 yılında kanserle yaşayan hasta sayısının da 75 milyona çıkması bekleniyor. Üstelik, 60 yaş ve üzerinde görülen kanserin, özellikle gelişmiş ülkelerde, son yıllarda 40’lı yaşlardan itibaren daha yaygın görülmeye başlandığına dikkat çekiliyor. Genç yetişkinlerde görülen bu artışta genetik faktörlerin yanı sıra özellikle fast food tüketimi gibi sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, alkol ve sigara kullanımı gibi hatalı beslenme ile yaşam tarzı, obezite, hava kirliliği, kimyasal maddelere maruziyet ile zararlı ultraviyole ışınları gibi etkenlerin rol oynadığı belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Arıcan, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alsa da aslında sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları oluşturmanın ve düzenli sağlık kontrolleri yaptırmanın kanser riskini tamamen ortadan kaldırmasa da önemli ölçüde azaltabileceğine işaret ederek, “Kanserden korunmada sigara içmemek ve alkol tüketimini sınırlandırmak, düzenli egzersize önem vermek, sağlıklı beslenmek ve tarama testlerini yaptırmak almamız gereken en önemli önlemlerdir” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Arıcan, kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 12 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!
Sigarayı hemen bırakın!
Sigara, akciğer kanseri başta olmak üzere, en az 16 farklı kanserin gelişmesine neden olabilen önemli bir etken. Örneğin, yapılan bilimsel çalışmalar; akciğer kanserinin yüzde 90’ının sigara ve tütün ürünlerine bağlı olarak geliştiğini ortaya koyuyor. Son yıllarda ülkemizde sigaraya yönelik düzenlemeler sayesinde artık akciğer kanseri oranlarında bir miktar iyileşme görülse de sigara içmenin oluşturduğu zararlar hâlâ büyük bir sorun olmaya devam ediyor Bunun nedeni ise sigaradaki zararlı kimyasalların vücudun hücrelerine zarar vermeleri ve DNA’da değişikliklere yol açarak kanser gelişimine zemin hazırlamaları. Dolayısıyla tütün ürünlerinden tamamen uzak durmanız, kansere karşı alacağınız en etkili koruma yöntemini oluşturuyor.
Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin
Günde en az 5 porsiyon sebze ile meyvenin yanı sıra tam tahıl ve sağlıklı yağlar içeren bir diyet benimsemek kanser riskini azaltabiliyor. İşlenmiş etler ve aşırı kırmızı et tüketimini sınırlamak da önem taşıyor. Örneğin, kırmızı eti haftada en fazla 500 gram ile sınırlandırın, bunun yerine balık ve tavuk gibi beyaz etleri tercih edin. Antioksidanlar ve lif açısından zengin gıdalar da kanser riskini azaltmada yardımcı olabiliyor.
Haftada en az 150 dakika egzersiz yapın
Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz yapmak, örneğin tempolu yürümek kanser riskini azaltabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Arıcan, “Egzersiz yaparken önemli olan, ritmik düzende olmasıdır, yani süreklilik arz etmesidir. Düzenli fiziksel aktivite obeziteyi engeller, hormon düzeylerini kontrol eder ve bağışıklık sistemini güçlendirir” diyor.
İdeal kilonuzu koruyun
Çağımızın önemli bir sorunu olan obezite; meme, kalın bağırsak ve rahim kanseri gibi bazı kanser türleri için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Obezite, vücutta insülin ve östrojen gibi bazı hormonların düzeylerinin artmasına ve enflamasyona neden olarak kanser riskini artırabiliyor. Bu nedenle, sağlıklı bir kiloda kalmak kanser riskini azaltabiliyor.
Alkol tüketimini sınırlayın
Alkol, yemek borusu ve pankreas kanseri gibi bazı kanserlerin gelişme riskini artırabilen bir faktör. Bunun nedeni ise hücrelerde genetik hasara yol açabilmesi ve vücudun bağışıklık sistemini zayıflatabilmesi. Dolayısıyla alkol tüketimini sınırlamak riskin azalmasına yardımcı olabiliyor.
Tarama testlerinizi ihmal etmeyin
Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Arıcan, kanserden korunmak için dikkat etmeniz gereken en önemli kurallardan birinin ‘düzenli kontrol ve tarama testleri’ olduğunu belirterek, “Kanserin erken teşhisi ve kanser gelişimine neden olan lezyonların saptanması için düzenli sağlık kontrollerini ve meme kanseri için mamografi, kolon kanseri ile rahim ağzı kanseri için taramaları yaptırmak oldukça önemlidir” diye konuşuyor.
Çevresel toksinlere dikkat edin
Çevresel toksinler, kanser gelişimine katkıda bulunabilen zararlı maddelerdir. Bu toksinler, hem doğal kaynaklardan hem de insan yapımı ürünlerden gelebiliyor ve genellikle havada, suda, gıdalarda veya çevremizdeki çeşitli yüzeylerde bulunabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Arıcan, çevresel toksinlere maruz kalmanın DNA hasarına ve enflamasyona yol açarak kanser riskini artırabildiği uyarısında bulunuyor ve “Asbest, kurşun, cıva, arsenik, pestisistler ile havada bulunan kirlilik gibi etkenler çevresel toksinlerdendir. Kanserden korunmak için, mümkünse bu toksik maddelerden kaçınmak ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi önemlidir” diyor.
Aşılarınızı mutlaka yaptırın
Bazı kanserler virüslerin neden olduğu enfeksiyonlar sonucu gelişiyorlar. Dolayısıyla bu tür kanserlerin önlenmesi için enfeksiyonların engellenmesi yaşamsal önem taşıyor. Aşıların bu virüslerin yol açtığı enfeksiyonları önleyerek kanser riskini azaltabildiğini belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Arıcan, “Örneğin; HPV (Human Papilloma Virüs) aşısıyla rahim ağzı kanseri ile oral kanserlerden ve Hepatit B aşısıyla da karaciğer kanserinden korunmak olasıdır” bilgisini veriyor.
Güneşe çıkarken korunun
Güneşin zararlı ışınlarına aşırı maruz kalmak cilt kanseri riskini artırıyor. Güneşin ultraviyole ışınları, cilt hücrelerine zarar vererek kanser gelişimine neden olabiliyor. Güneşe çıkmadan önce güneş koruyucu krem kullanmak, şapka takmak ve güneş altında fazla kalmamaya özen göstermek, cilt kanserinden korunmada büyük önem taşıyor.
İşlenmiş, tuzlu ve aşırı pişirilmiş besinler tüketmeyin
Kanserden korunmak için işlenmiş etler, tuzlu ve aşırı pişirilmiş gıdalar ile sıcak içeceklerden kaçınmanız çok önemli. Zira, işlenmiş etler nitrat ve nitritler, yüksek tuzlu gıdalar ve aşırı pişirilmiş yiyecekler, özellikle de kararmış etler akrilamid ve poliaromatik hidrokarbonlar gibi kansere neden olan maddeler salgılayarak, sıcak içecekler de enflamasyona neden olarak, özellikle mide ve yemek borusu kanseri riskini artırabiliyor.
Genetik faktörler ve aile geçmişinizi sorgulayın
Ailenizde kanser öyküsü varsa, doktorunuzdan genetik testler ve tarama testlerini hangi sıklıkta yaptırmanız gerektiği konusunda bilgi almanız önem taşıyor.
Aşırı stresten kaçının
Tartışmalı bir konu olsa da kronik stres bağışıklık sistemini zayıflatabiliyor, sigara ve alkol kullanımı gibi yaşam tarzında değişikliklere neden olabiliyor ve bunun sonucunda kanserin gelişme riskini artırabiliyor. Stres yönetimi teknikleri, meditasyon ve gevşeme yöntemleri kanser riskini azaltmada fayda sağlayabiliyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kanser Riskini Düşüren 12 Önemli Kural! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Çocukluk çağında görülen 6 kansere dikkat!
Çocukluk çağı kanserleri klinik, biyolojik ve genetik olarak erişkinlerde görülen kanserlerden farklıdır. Bu nedenle çocuklarda kanser teşhisi konulması erişkinlere göre biraz daha zordur. Klasik olarak erken teşhis ve erken dönemde tedavi başarıyı oldukça artırmaktadır. Çocuklarda sıklıkla görülen kanser türleri yetişkinlerde görülenlerden farklıdır. En sık görülen çocukluk çağı kanser türleri aşağıdaki gibidir.
Çocuğunuzda bu belirtiler varsa…
Çocukluk çağı kanserlerinin belirtileri genellikle diğer, daha yaygın sağlık sorunlarıyla da ilişkilendirilebilir ancak yine de ciddi bir şekilde değerlendirilmelidir. Yaygın olarak görülen belirtilerden bazıları şunlardır;
1. Ciltte özellikle gövdede, bacakların üst kısmında herhangi bir travma olmaksızın morlukların oluşması,
2. Diş eti büyümesi (diş eti hipertrofisi) ve/veya sık tekrarlayan burun kanamaları,
3. Nedeni bulunamayan ve açıklanamayan uzun süren ateş,
4. Son altı ayda istemsiz olarak vücut ağırlığının %10’dan fazlasının kaybı,
5. Özellikle sabah kusmaları, baş ağrısı ve bulantı olmaksızın kusma birlikteliği,
6. Boyun, gövde, karın veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan bezeler, özellikle 2 cm’den büyük lenfadenopati varlığı,
7. Özellikle kemiklerde, eklemlerde, sırtta veya bacaklarda geçmeyen ve geceleri daha kötü olabilen ağrı, açıklanamayan topallama,
8. Nedeni bulunamayan uzun süren halsizlik, yorgunluk, bitkinlik,
9. Küçük bebeklerde kedigözü parlaması gibi gözün içinde beyazlık ortaya çıkması, (Flaşlı fotoğraf çekildiğinde bebeğin göz bebeği beyaz renkte ise bu mutlaka araştırılmalıdır)
10. Geceleri iç çamaşırı değiştirecek kadar gece terlemesinin bu şikayetlere eşlik etmesi,
11. Karın şişliği ile birlikte özellikle idrar ve gaita çıkarımında zorlanma, kanlı idrar birlikteliği, (özellikle çocuklar banyo yaptırılırken, giydirilirken karın bölgesinde ele sertlik gelmesi)
12. Yüzde felç, yürüme bozukluğu,
13. Kansızlık, özellikle demir tedavisine cevap vermeyen anemi,
14. İyileşmeyen veya tekrarlayan enfeksiyonlar,
15. Küçük çocuklarda sürekli ağlama, huzursuzluk, çok uyuma, yemek yememe gibi davranış değişiklikleridir.
Yaygın görülen genel belirtilerin yanı sıra kanser türüne bağlı olarak değişen belirtiler de görülebilmektedir Örneğin, beyin tümörleri baş ağrısı ve denge bozukluklarına neden olabilirken, lösemi gibi kan kanserleri halsizlik, kansızlık, tekrarlayan enfeksiyonlar ve vücutta travma olmaksızın kolay morarma gibi belirtiler gösterebilir.
Modern yöntemler tedavi başarısını artırıyor
Çocukluk çağı kanserleri genellikle tanı konulması ve tedavi edilmesi açısından uzmanlık gerektirir. Teşhis, kan testleri, görüntüleme testleri (MR, BT taramaları), kemik iliği biyopsisi ve diğer yöntemleri içerebilir. Tedavi yöntemleri cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik ilaç tedavisi gibi çeşitli olabilir. Tıptaki ilerlemeler sayesinde çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde başarı oranları oldukça yüksektir. 1960’lardan önce başarı oranı %50’lerin altında iken günümüzde Genel ortalama %80’lerin üzerindedir. Akut lenfoblastik lösemi B hücre tipinde %90’lara varan iyi sonuçlar alınmaktadır. Ancak bazı kemik tümörlerinde, AML’de ve nöroblastomada hala istenen başarılar elde edilememektedir. Yine de erken teşhis ve uygun tedavi ile birçok çocukluk çağı kanseri başarı ile tedavi edilebilmektedir. Günümüzde dirençli vakalarda kemoterapi yanında immünoterapi ve uygun vakalarda kök hücre nakli yapılması önemli bir tedavi seçeneğidir.
Çocukluk çağı kanseri riskine karşı 9 önlem
Çocukluk çağı kanserleri hem çevresel hem de genetik etkilerin bir kombinasyonu nedeniyle ortaya çıkabilir. Bu yüzden, çocuğunuzun kanser olmasını engellemenin kesin bir yolu yoktur. Ancak bazı risk faktörlerine dikkat edilerek çocuklarda kanser riski azaltılabilir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuklarda Kanser Bu 15 Belirti ile Gelebilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı LÖSEV, Türkiye genelindeki 100 bini aşkın kayıtlı hasta ve ailelerine 26 yıldır ücretsiz tedavi, eğitim ve maddi-manevi destek sunmaya devam ediyor. LÖSEV’in yetişkin kanser hastalarına yönelik yürüttüğü Hayat Bağları Projesi, düzenlediği etkinliklerle hastaları hayata bağlamayı sürdürüyor. LÖSEV’in Hayat Bağları Projesi ile kanserle mücadele eden yetişkin hastalar, benzer deneyimleri yaşayan diğer hastalarla bir araya gelerek yalnız olmadıklarını hissettiriyor ve motivasyonlarını artırıyor.
Proje kapsamında, Ankara Gaziosmanpaşa’daki vakıf merkezinde gönüllülerin ve hastaların bir araya geldiği Tahta Baskı Etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte, katılımcılar çeşitli tahta kalıplarla renkli baskılar yaparak yaratıcılıklarını ön plana çıkardı. Etkinlikte tahta baskı sanatının tarihi de etkinlikte vurgulandı. M.Ö. Rusya’da ortaya çıkan bu sanat formunun, Türkiye’de Çatalhöyük’te izlerine rastlanıyor. Tokat yazma sanatı, bu alandaki en bilinen örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Eğitmen Bahtınur Çelik: ‘’Önceliğim tabii ki LÖSEV’’
Tahta Baskı Sanatı Eğitmeni Bahtınur Çelik, “LÖSEV’e yıllardır gönüllüyüm. Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nde profesyonel olarak eğitmenlik yapıyorum. Sömestr tatilinde de önceliğim tabii ki LÖSEV. Gönüllü olmak, gönülden gelen bir şey. Burada olduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki eğitimde, uzmanlık alanım olan ebru sanatı ve batik konusunda da bir etkinlik gerçekleştirmeyi çok isterim” diyerek gönüllü olmanın ve sanatı paylaşmanın önemine dikkat çekti.
Yetişkin Kanser Hastası Dilek Dağatar: ‘’LÖSEV’le birlikte her anlamda iyileşiyorum’’
Dilek Dağatar, ‘’Katılmış olduğum etkinlikte yeni şeyler öğrendiğim için çok mutlu oldum. Bu tarz öğretici etkinlikler yetkinliklerimi fark etmemi sağlıyor. Çünkü kanserle savaşırken sadece fiziksel değil, duygusal anlamda da güçlenmem gerek. O yüzden öğretici etkinlikler, bana bu yolculukta çok yardımcı oluyor. Bir şeyler öğrenmek, kendimi daha güçlü ve donanımlı hissettirmek, iyileşme sürecimin bir parçası gibi. Bu nedenle bana iyi geliyor ve benim için çok önemli.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
LÖSEV, Yetişkin Kanser Hastalarına Umut Olmaya Devam Ediyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
KANSER, günümüzün en zorlu sağlık sorunlarından biri olarak küresel çapta ele alınması gereken bir öncelik olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tespit ediliyor ve 10 milyondan fazla kişi kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu rakamlar, kanserle mücadelenin sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu gözler önüne seriyor. Kanser tedavisi, teknolojik ilerlemeler ve bilimsel araştırmalarla önemli ölçüde gelişmiş durumda. Ancak bu gelişmeler, tedavi maliyetlerinin de artmasına neden oluyor. Özellikle biyoteknolojik ilaçlar, kanser tedavisinde devrim niteliğinde çözümler sunarken, yüksek bütçeler gerektiriyor.
Onkoloji ilaçları, tutarda Türk ilaç pazarının %17’sini oluşturuyor
Kanser tedavisinde yerli üretimin artırılması, biyoteknolojik ilaçlara erişimi kolaylaştırarak tedaviye ihtiyaç duyan hastaların yaşam kalitesini yükseltirken, sağlık sektöründe dışa bağımlılığı azaltmada önemli bir paya sahip. Türkiye’de onkoloji ilaçları toplam ilaç piyasasında kutu bazında %1’lik bir paya sahipken, bütçenin %17’sini oluşturuyor. Ayrıca, kutu bazında onkoloji ilaçlarının %27’sinin biyoteknolojik ilaçlardan oluşması, biyoteknolojinin onkoloji tedavisindeki artan rolünü gözler önüne seriyor.
Son 5 yılda, onkoloji tedavisinde kullanılan biyobenzer ilaçların pazarı yaklaşık 4 kat büyüyerek bu alandaki biyoteknolojik ilaçlar içindeki payını neredeyse %50’ye çıkarmış durumda. Bugün, onkoloji alanındaki biyobenzer ilaçların üçte biri yurtiçinde üretiliyor. Bu, Türkiye’nin biyoteknoloji alanında kat ettiği mesafeyi ve gelecekteki potansiyelini göstermesi açısından kritik bir öneme sahip.
İEİS Genel Sekreteri Savaş Malkoç, biyoteknoloji alanındaki yerli üretimin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Bugün Türkiye’de biyobenzer ilaç üretiminde güçlü bir altyapıya sahibiz. Var olan 13 biyobenzer ilaç üretim tesisimiz, endüstrimizin uzun yıllardır yaptığı büyük yatırımların bir sonucu. Ancak bu tesislerin kapasitesinin tam anlamıyla kullanılması için uygun fiyatlandırma, geri ödeme politikaları ve teşvik mekanizmalarına ihtiyaç var. Doğru politikalar hayata geçirildiğinde, Türkiye biyoteknolojik ilaç üretiminde bir üretim üssü haline gelebilir. Bu da sadece ekonomik bir kazanç değil, aynı zamanda kanser hastalarının tedaviye daha hızlı ve kolay erişimini sağlamak açısından kritik bir adım olur. Kanser tedavisinde kullanılan yerli üretim ilaçların artırılması, bütçe ve halk sağlığı açısından büyük bir stratejik öneme sahip.”
Kanserle mücadelede inovatif çözümler geliştirmek, yerli üretimi desteklemek ve hastaların yaşam kalitesini artırmak adına yatırımlarını sürdüren İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası, uluslararası arenada da önemli bir oyuncu olma hedefiyle çalışmalarını güçlendiriyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kanser ilaçlarında yerli üretimin önemi artıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Menopozun bir hastalık olmamasına karşın bazı rahatsızlıklara yol açabildiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, “Kadınlarda menopoz şikayetleri; diyet planları, egzersiz programları ve çeşitli ilaçlar gibi destek tedavilerle ortadan kaldırılabiliyor. Tüm dünyada kadınlar arasında en sık görülen meme, akciğer ve kolon kanserlerine bu süreçte daha sık rastlanıyor. Bu nedenle düzenli doktor kontrollerine menopoz döneminde de devam edilmesi erken tanı ve tedavi için çok önemli” şeklinde konuştu.
Düzenli muayene için belirtiye ihtiyaç yok
Kadınların herhangi bir belirtiyi beklemeden düzenli olarak yılda bir kez jinekolojik muayenelerini yaptırmalarının hayati olduğunun altını çizen Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, “Erken evrede tespit edilmiş jinekolojik kanserlerin neredeyse hepsinde kanserden tamamen kurtulmak mümkün. Hem kadınlarda hem de erkeklerde ilerleyen yaşa bağlı olarak kanser riskinin arttığı biliniyor. Menopoz sürecinin de 48 ve 50’li yaşlarda başlaması göz önüne alındığında özellikle bu dönem ve sonrasında sık görülen kanser türlerine karşı dikkatli olmakta fayda var. Hiçbir şikâyet olmasa da gerekli taramaların yapılması erken tanı için hayat kurtarıcı” uyarısında bulundu.
Menopozda inatçı kaşıntılar kanser alarmı olabilir
Vajinal ya da rektal kanama, bölgesel inatçı kaşıntılar, geçmeyen şişkinlik, hazımsızlık, kabızlık ve ishal gibi belirtilerde zaman kaybetmeden jinekolojik muayene yaptırılması gerekir diyen Uzm. Dr. Cem Yalçınkaya, “Vajinanın dış tabakası olan vulvada görülen inatçı kaşıntıların altından nadiren de olsa kanser çıkabiliyor. Cinsel ilişki sonrası kanama ya da anormal akıntılar rahim ağzı kanserinin bir belirtisi olabilir. Şişkinlik, hazımsızlık, kilo kaybı, çabuk doyma gibi şikayetler ise, daha az görülen yumurtalık kanserine işaret edebilir. Kolon kanseri de kabızlık, ishal ve rektal kanama gibi şikayetlerle kendini gösterebilen bir kanser türü” dedi.
HPV aşısı hayat kurtarıyor
HPV pozitif kişilerin sık taramalarla yakından takip edilmesi gerektiğini dile getiren Dr. Yalçınkaya, “Bilindiği gibi HPV taşıyıcısı olmak, serviks yani rahim ağzı kanseri için başlı başına yüksek bir risk bu yüzden 30 yaşından sonra her kadının, herhangi bir şikâyeti olmasa bile 3-5 yıllık periyotlarla HPV testi yaptırması öneriliyor. Tüm dünyada 150’den fazla ülkede ulusal aşı programında yer alan HPV aşısı, ülkemizde isteğe bağlı olarak yaptırılabiliyor” diye konuştu.
Aşının, virüsün sebep olduğu rahim ağzı kanseri riskini azalttığının bilimsel olarak kanıtlandığını vurgulayan Dr. Cem Yalçınkaya, “Herhangi bir ciddi yan etkisi olmayan aşının, 9 yaşından sonra cinsel aktivite dönemine girilmeden yapılması öneriliyor ve bu sayede ömür boyu koruma sağlıyor. Cinsel aktif olanların ise 45 yaşından önce yaptırmaları tavsiye ediliyor. 15 yaşa kadar 2 doz uygulanan aşı, 15 yaşından sonra yaptıranlar için 3 doz olarak düzenleniyor. Erkekler ve kadınlar arasında doz farkı bulunmuyor. Aşının 45’ten sonra bir yaş sınırı yok ancak koruma etkisi, yaş ilerledikçe azalıyor. Bu nedenle 9 yaş itibariyle ne kadar erken yaptırılırsa o kadar faydalı” dedi.
Menopoz dönemi kanser tedavi sürecini zorlaştırabilir
Adetin kesilmesiyle oluşan bazı şikayetlerin kanser tedavisi gören kadınları zorlayabildiğini söyleyen Dr. Yalçınkaya, “Sıcak basmaları, gece terlemeleri, duygu durum değişiklikleri, vajinal kuruluk ve buna bağlı ilişkide ağrı duyma gibi bazı semptomlar, kanser tedavileriyle birleştiğinde daha şiddetli hissedilebilir. Bu şikayetleri hafifletmek için hormon ya da hormon dışı ilaçlar, yaşam tarzı değişiklikleri, akupunktur veya meditasyon gibi tedavi seçeneklerine başvurulabilir. Her bireyin durumu farklı olduğu için tedavi yöntemleri konusunda doktorların hastalarıyla konuşarak kişiye özel tedavi planı oluşturması önemli” şeklinde konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kanser riskini menopoz değil ilerleyen yaş artırıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>