?>
?>
Dünyada her yıl yaklaşık iki milyon, ülkemizde de yaklaşık 20 bin kişinin bu hastalığa yakalandığı belirtiliyor. Dünya genelinde en yaygın görülen kanserler arasında 3’üncü sırada karşımıza çıkarken, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında da 2’inci sıraya yükseliyor. Kolon kanserinin en ölümcül kanserler arasında üst sıralarda yer almasının nedeni ise genellikle ileri aşamaya dek belirti vermeden sinsice ilerlemesi! Acıbadem Maslak Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tiftikçi, kolon kanserinin aslında düzenli yapılan kolonoskopi taramasıyla önlenebildiğine dikkat çekerek, “Kolon kanserinin en yaygın nedeni olan poliplerin tümörleşme süreci on yıldan uzun bir zamanı bulmaktadır. Bu nedenle kolonoskopi yöntemiyle polipler henüz tümöre dönüşmeden yakalanabilmektedir. Kolonoskopi sırasında, ileride kansere dönüşme potansiyeli taşıyan polipler kesilerek çıkarılır ve böylece tümörün gelişimi önlenebilir. Dolayısıyla, hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 50 yaşında, hatta son kılavuzlara göre 45 yaşında kolonoskopi yaptırması önerilmektedir. Ailede kolon kanseri öyküsü olması durumunda 40 yaşında ve kişide iltihabi bağırsak hastalığı varlığı gibi risk faktöründe ise hastalık yaşına göre belki daha da erken kolonoskopi yaptırılması gerekmektedir” diyor.
En yaygın sebebi polipler, ancak…
Kalın bağırsak kanseri, bir başka deyişle kolon kanseri, birçok risk faktörü ile ilişkilendiriliyor. Çevresel faktörler bağırsağın yangısal durumunu tetikleyerek, kalıtsal faktörler ise genetik mutasyonlar sonucu kanserin oluşumunu başlatabiliyor. Yaş, ırk, erkek olmak, inflamatuar bağırsak hastalığı varlığı (Ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi), ailede kolon kanseri veya polip öyküsü ile genetik sendromlar, kolon kanseri için değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor. Tütün ve alkol kullanımı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi, hareketsiz bir yaşam ve obezite ise kolon kanserinde değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tiftikçi, kolon kanserinin yaklaşık yüzde 85-90’ında polip olarak adlandırılan oluşumun sorumlu olduğunu belirterek, “Ancak kolonoskopi sırasında çıkarılan bu poliplerin sadece onda biri kolon kanserine ilerleyecektir. Ülkenin sağlık politikalarına bağlı olarak ya yıllık gaytada gizli kan baktırılıp pozitifse kolonoskopi yaptırılmalı ya da doğrudan kolonoskopi yaptırılmalıdır. Ayrıca, kolon kanserinden korunmak için başta hatalı beslenme alışkanlığı, obezite, sigara kullanımı ve hareketsiz bir yaşam gibi risk faktörlerine karşı önlem almak da son derece önemlidir” bilgisini veriyor.
Ailede varsa risk 4 kat artabiliyor!
Ailede kolon kanseri öyküsünün olması kolon kanseri için önemli bir risk faktörü. Özellikle bir veya daha fazla sayıda birinci derece akrabalarda kolon kanseri öyküsü ile artan kolon kanseri riski arasında ilişki bulunuyor. Ayrıca kolon kanseri riskinde aile bireyinin tanı yaşı ve risk altındaki kişinin yaşı etkili oluyor. İsveç’te yapılan bir çalışmaya göre; annede veya babada kolon kanseri öyküsü olması kişide kolon kanseri riskini 2 kat arttırıyor. Anne veya babada tanı yaşının 60 yaşından küçük olması bu riski 3 katına çıkarıyor. Aynı çalışmada, yine anne ve babasında kolon kanseri öyküsü olan 30-39 yaş aralığındaki kişilerde ise bu riskin yaşıtlarına göre 4 kat artabildiği ortaya konmuş.
Bu belirtileri asla göz ardı etmeyin!
Kolon kanseri genellikle başlangıç evresinde, hatta çok ileri aşamaya kadar hiçbir şikayet oluşturmadan sinsice ilerleyebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Arzu Tiftikçi, kolon kanserinin en yaygın görülen belirtilerini şöyle özetliyor:
Kolonoskopi ile kanser oluşumu önleniyor!
Kolon kanserinin önlenebilen bir kanser türü olmasının nedeni, en yaygın görülen sebebi olan poliplerin düzenli yapılan kolonoskopi taraması sayesinde kansere dönüşmeden tespit edilebilmesi. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kanser Dairesi Başkanlığı tarafından belirlenen kolon poliplerinde izleme stratejisinde; ülkemizde 50-70 yaş arasındaki tüm kişilerin taranması hedefleniyor. Önce dışkıda gizli kan bakılması, pozitifse kolonoskopi yapılması öneriliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tiftikçi, kolon kanserini önlemek için hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 45-50 yaşından itibaren kolonoskopi yaptırması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ailesinde kolon kanseri öyküsü olan kişilerin ise tarama programlarına en geç 40 yaşında başlamaları gerekmektedir. Taramada polip tespit edilmemiş ise bir sonraki kolonoskopi 10 yıl sonra, düşük riskli adenom saptanırsa beş yıl, yüksek riskli adenom varsa üç yılda bir yapılmalıdır” diyor. Prof. Dr. Arzu Tiftikçi, kolonoskopi taramasında kansere dönüşme potansiyeli taşıyan poliplerin aynı işlemde kesilerek çıkarıldığını ve bu sayede kolon kanserinin önlenebildiğini söylüyor.
Erken evrede polipektomi yeterli geliyor!
Kolon kanseri erken dönemde tespit edildiğinde, son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde, tamamen iyileşme sağlanabilen bir kanser türü. Histopatolojik olarak tanı konulduktan ve hastalığın evresi tomografi ile PET (Pozitron Emisyon Tomografisi) gibi çeşitli görüntüleme yöntemleriyle tespit edildikten sonra tedavi yaklaşımları belirleniyor. Erken evrelerde tedavideki amaç kür sağlamak, ilerlemiş olgularda ise tümörün büyümesini durdurmak ve metastaz yapmasını önlemek. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. D. Arzu Tiftikçi, henüz polip sapına kadar ilerlememiş bir tümörde polipektomi (polibin ameliyatsız, endoskopik olarak çıkarılması) yönteminin yeterli geldiğini belirterek, “Çok ileri olgularda ise tedavinin amacı yaşam kalitesini yükseltmektir. Cerrahi girişim, kolon kanserinin başlıca tedavisini oluşturmaktadır. Ameliyatla tüm kanserli dokunun çıkarılması hedeflenmektedir. Cerrahi yöntem sonrasında da tümörün evresine göre kemoterapi ve radyoterapi tedavisi yapılmaktadır” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kolon Kanseri ‘Kolonoskopi’ ile Önlenebiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
LÖSEV Gençlerinden Hatay’daki Asbest Tehlikesi Hakkında Açıklama: “Kanser Olmak İstemiyoruz”
Kanserin tedavi edilebilen bir hastalık olmasının haricinde önlenebilen bir hastalık olduğunun vurgusunu yapmak isteyen lösemi ve kanser öyküsü yenen gençlerin katılım sağladığı aktivist çalışmada asbest sorununun oluşturacağı risklere dikkat çekildi. Tedavi sürecini geride bırakan gençler: “Biz kanser olmuyoruz, biz kanser ediliyoruz, gerekli önlemler alınmadığı sürece tüm Hatay halkı da asbest sorunu yüzünden kanser olma riskiyle karşı karşıya. Bu yığınlarda molozları görüyor olabilirsiniz ancak biz kanser olacak kardeşlerimizi görüyoruz. Asbestten kanser olmak istemiyoruz, kanserden ölmek istemiyoruz” diyerek yetkililer tarafından göz ardı edilen risklere dikkat çekti.
Depreme Hatay’da Yakalanan Lösemi Savaşçısı Buse: “ Benim İçin Endişelenen Birileri Olduğunu Bilmek Bile İçimde Bir Umut Işığı Yaktı”
Depreme Memleketi Hatay’da yakalanan 20 yaşındaki lösemi mücadelecisi Buse Nur Kaba yaşadıklarını şöyle dile getirdi: “Selçuk Üniversitesi Sosyal Hizmet 2. sınıf öğrencisiyim. Memleketim Hatay, Dörtyol. 6 Şubat 2023’te, o kara gecede, ailemle birlikte Kahramanmaraş merkezli depreme evimizde yakalandık. O an, duvarlar üzerimize yıkılacakmış gibi hissettik. Ama çok şükür, ben ve ailem sağ salim dışarı çıkmayı başardık. O an herkes gibi biz de ne yapacağımızı bilemedik. Şebeke olmadığı için telefonlar çalışmıyordu. Boş bir alana sığınıp aracımıza geçtik, ne yapacağımızı bilmeden bekliyorduk. Derken, telefonum çaldı… LÖSEV arıyordu. Hemen açtım, “Buse, neredesin? İyi misin?” dedi LÖSEV’den Sosyal Hizmet Uzmanı abla. Sadece bu sorular bile içimi öyle ısıttı ki… En zor anımızda bile bizi unutmamışlardı. “Evet abla, iyiyim. Ailem de iyi, çok şükür bir şeyimiz yok.” dedim. Beni merak eden, benim için endişelenen birileri olduğunu bilmek bile içimde bir umut ışığı yaktı. Depremin ardından geçen günlerde LÖSEV yine yanımızdaydı. Sadece bir kez değil, defalarca aradılar. “Bir ihtiyacın var mı? Durumunuz nasıl? Sana nasıl destek olabiliriz?” diye sordular. 2016’da lösemi teşhisi aldığım günden beri LÖSEV hep yanımdaydı ama o gün anladım ki, LÖSEV sadece bir vakıf değil, kocaman bir aile. Bugün, depremin ikinci yılında, LÖSEV Gençlik Kolları olarak Antakya’da bir araya geldik. Birlikte acılarımızı, umutlarımızı ve iyileşen yaralarımızı paylaştık. O gün yaşadığımız korkunun yerini bugün dayanışma aldı. İyi ki varsın LÖSEV, iyi ki bu büyük ailenin bir parçasıyım.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
LÖSEV’in Kanseri Yenen Mücadeleci Gençleri Depremi Unutmadı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü ile Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı iş birliği ile hayata geçirilen “Sağlığı Geliştiren Parklar” projesi, dinlenme ve aktivite alanı olarak kullanılan parkları adeta eğitim merkezlerine dönüştürüyor. İzmirlilerin “iyilik hali”ni gözeten çalışma; beslenme, ilk yardım ve ev kazalarından korunma gibi eğitimlerin yanı sıra fiziksel aktiviteleri kapsıyor. Projenin uygulandığı parklardan biri de Narlıdere Esen Kurt Parkı’ydı. Parka adını veren ve meme kanseri nedeniyle hayatını kaybeden İzmir Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler ve Proje Şefi Esen Kurt’un 5. ölüm yılında Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü’nün uzman eğitmenleri tarafından vatandaşlara meme kanseri farkındalığı, kimyasalların sağlığa etkisi ve temel ilk yardım eğitimleri verildi. Eğitimlere Esen Kurt’un ailesi, Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, Narlıdere Belediye Başkan Yardımcısı Çağrı Sofu, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grup Sözcüsü Elvin Sönmez Güler ve Narlıdere muhtarları da katıldı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Esen Kurt’un anısına meme kanseri farkındalığı eğitimi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Hem kanserden kurtulmak hem de estetik bir görünüme kavuşmak mümkün
Onkoplastik meme cerrahisinin amacı; cerrahinin istenmeyen etkilerini en aza indirirken kanseri ortadan kaldırmak ve hastaların hem fiziksel hem de duygusal olarak iyileşmesine yardımcı olmaktır. Onkoplastik meme kanseri tedavisinde; kanser nedeniyle alınan kitleden oluşan boşluk hastanın kendi meme dokusu ile doldurulur. Bu sayede hastalar hem kanserli meme dokusundan kurtulur, hem de daha estetik meme yapısına kavuşurlar. Onkoplastik meme kanseri cerrahi tedavisinde kanser cerrahisi prensiplerinden taviz verilmeden ve plastik cerrahi yöntemleriyle, ya hastanın kendi dokuları kullanılarak ya da bazı implantlar yani protezler kullanılarak memeler kozmetik olarak güzel bir görünüme kavuşturulur.
Psikolojik destek sağlıyor
Onkoplastik meme kanseri cerrahisinin önemli avantajı hastaya sağlayacağı fiziki görünüm ve psikolojik destektir. Genellikle her iki memeye eş zamanlı yapılması önerilir. Yani tek ameliyatla hem kanserli dokuların çıkartılıp aynı seansta yeniden şekillendirme yapılması önerilir. Bu sayede hasta ameliyattan uyandığında yeni ve daha güzel görünüme sahip olduğunu görecektir.
Onkoplastik meme cerrahisinin avantajları
Kanserin özelliklerine göre ameliyat tekniği belirleniyor
Onkoplastik cerrahi, büyük memeleri küçültmek veya sarkık olanları kaldırmak gibi hastaların önceden var olan kozmetik endişelerini ele alma fırsatı sunar. Kanserin özelliklerine, hastanın sağlığına ve vücuduna ve istenen sonuca bağlı olarak birçok farklı onkoplastik teknik vardır. Genel tedavi hedefi, memenin görünümünü korurken veya iyileştirirken, aynı anda optimum kanser kontrolü elde etmektir.
Onkoplastik meme kanseri cerrahisi sonrasında 1 veya 2 gün hastanede yatılır. Daha sonra kontrollerde pansuman ve ameliyatta dren konulmuş ise dren takibi yapılır. Onkoplastik meme cerrahisi sonrası hastanın onkolojik tedavileri varsa, devam edebilir. Kemoterapi ve radyoterapi uygulanacaksa bunların düzenlenmesi ve hastanın ömür boyu takibi açısından medikal onkoloji uzmanı ile iletişimde olması gerekmektedir.
Onkoplastik meme kanseri cerrahisinde şu kriterlere bakılıyor;
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Estetik meme kanseri cerrahisi konfor ve özgüven sağlıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kadın sağlığı için kritik bilgiler paylaşıldı
Rahim ağzı kanserinin rahmin alt kısmında meydana gelen bir kanser türü olduğunu belirten uzmanlar, bu hastalığın önlenebilir ve tedavi edilebilir olduğuna dikkat çekti. Erken tanının önemine vurgu yaparak, “Rahim ağzı kanseri tarama yöntemleri ile erken teşhis edildiğinde ölüm oranları büyük ölçüde azaltılabilir,” ifadelerini kullandılar.
Toplumun her kesimine ulaşmayı hedefliyoruz
İlçenin farklı noktalarında gerçekleştirdikleri bilgilendirme faaliyetleriyle topluma ulaşmayı hedeflediklerini belirten Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, “Kadınlarımızın sağlığı bizim için son derece önemli. Her yıl ocak ayında düzenlediğimiz farkındalık etkinlikleriyle amaçladığımız şey; kadınlarımızın rahim ağzı kanseri konusunda bilinçlenmesini sağlamak ve onları koruyacak adımları atmaları için cesaretlendirmektir. Sağlık hizmetlerine erişimi artırmak amacıyla yapılan tüm çalışmalar toplumumuz için büyük bir değer taşımaktadır” diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bornova’da Serviks Kanseri Farkındalığı için önemli adım yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kırsalda üreticinin üretim koşullarının iyileştirmesi için desteklere devam ediyor. Küçük Menderes Havzası’nın önemli gelir kaynaklarından olan kestanede oluşan kestane kanseri hastalığıyla mücadele için hasat sonrası çalışmalara hız kazandırıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, kestane kanseri ile mücadele kapsamında Kiraz, Ödemiş ve Tire ilçelerinde toplam 30 mahallede bin 634 kestane üreticisine; 4 bin 575 litre ardıç katranı, bin 938 kilogram göztaşı ve 6 bin 239 litre ekipmanların dezenfeksiyonu için sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) desteği sağladı. Sahada görevli ziraat mühendisleri, malzeme desteğinin yanı sıra üreticilere kestane kanseri ile doğru mücadele için uygulamalı eğitim verdi.
Hem dağıtım hem eğitim
İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda görevli Ziraat Mühendisi Dr. Elvan Hatipoğlu, kestane kanserinin son dönemlerde hızla yayıldığını belirterek “Bu çalışmaya 2018 yılında başladık. Üreticilerimize ardıç katranı, bordo bulamacı ve sodyum hipoklorit desteği veriyoruz. İlk sene büyük dal budama makasları, testere gibi yardımlarımız da oldu. Bunlarla beraber kestane kanseri ile nasıl mücadele edileceğiyle ilgili eğitimler verdik. Öncelikle hastalıklı dokunun altından beyaz doku görünene kadar temizliğinin yapılması, ardından üç birim ardıç katranı ile bir birim göztaşını karıştırıp macun haline getirerek, budama sonrası temizlenen açık yaralara sürülmesi gerektiğini anlattık. Hastalıklı olan dalların kesilmesi sırasında kullanılan ekipmanın, başka bir ağaçta kullanılmadan önce sodyum hipoklorit ile dezenfekte edilmesi gerektiğinden bahsettik. Dönem dönem bu eğitimleri tekrarlıyoruz. Bu sene de hem dağıtım yapıyoruz hem bu eğitimleri tekrarlıyoruz” şeklinde konuştu.
“Alanlar kendini toparlamaya başladı”
Öncelikli hedeflerinin hastalığın yayılmasını engellemek olduğunu belirten Elvan Hatipoğlu, “Çünkü bu bir mantar hastalığı. Bu mantar sporları uygun ortamlar olduğunda çok kolay yayılabiliyor. Önceliğimiz bu hastalığın yayılmasını engellemek. Üreticilerimiz de mücadeleyi öğrendi, nasıl yapması gerektiğini benimsedi. Kestane hem yüksek yerlerde, hem yamaç yerlerde yetişiyor. Çok da değerli bir ürün. Rekoltede düşüşler başlamıştı. Şimdi bu uygulamayı yaptığımız alanlar kendini toparlamaya başladı. Tabii ki kestane üretimine çok büyük bir katkısı olacak” ifadelerini kullandı.
“Kestanenin yok olmaması en büyük temennimiz”
Çalışmaları değerlendiren Kiraz Yeşildere Mahallesi Muhtarı Mustafa Aksu, kestanede yaşadıkları en büyük sorunun kestane kanseri olduğunu söyledi. Aksu, “Bu hastalıkla mücadele ediyoruz. Kestane bizim önemli bir gelir kaynağımız. Tarla mahsulümüz para yapmadığından dolayı ağaç mahsulümüze yöneldik. Ancak kestane, hastalıktan dolayı bitme noktasına geldi. Vatandaş olarak gelirimiz kısıtlandıkça kısıtlandı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımıza şimdiden teşekkür ediyorum. Sorunlarımızı ilettiğimiz zaman duyarlı olarak geliyorlar, ilgileniyorlar. Yardımcı olmaya çalışıyorlar. Kestane kanseriyle mücadelede de yanımızdalar. Kestanenin yok olmaması en büyük temennimiz. Ege Bölgesi’nin en kaliteli, en lezzetli kestanesinin de bu bölgeden çıktığını söylerler” diye konuştu.
“Güzel bir etki yaratır”
Kirazlı üretici Bilal Karakaya ise, kestane kanseri hastalığı nedeniyle ekonomik olarak zorlanmaya başladıklarını belirterek “Mücadele ediyoruz ama çaresini bulamadık. Mücadele başarılı olursa güzel bir etki yaratır. Vatandaş olarak yeniden güzel bir gelir kaynağımız olur. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de çok güzel yardımları oldu. Göztaşı, katran, çamaşır suyu gönderdi. Biz bununla mücadele ettik. Faydasını gördük ama daha da etkili olması için uğraşıyoruz. Sağ olsunlar arkadaşlar işlerimizi takip ediyorlar” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İzmir’de kestane kanseri ile mücadele sürüyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Yine ülkemizde 45 yaş altındaki genç kadınlara bakıldığında rahim ağzı kanserinin jinekolojik kanserler arasında 1’inci sıraya yükseldiği belirtiliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 662 bin, ülkemizde de 2 bin 500’den fazla kadın, Human Papilloma Virüsü’nün sorumlu tutulduğu rahim ağzı kanserine yakalanıyor. Rahim ağzı kanseri ortalama görülme yaşı 50 yaş olsa da bu kanser genç kadınları da tehdit ediyor. Öyle ki her yıl dünyada 35 yaş altındaki yaklaşık 54 bin ülkemizde de 180 kadında rahim ağzı kanseri teşhis ediliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, bu nedenle hiçbir yakınma olmasa bile tarama programlarına genç yaşlarda başlamanın yaşamsal önem taşıdığını vurgulayarak, “Dolayısıyla rahim ağzı kanseri taraması olan Pap Smear testine 21 yaşından itibaren ve HPV testine 30 yaşından itibaren başlamak hayat kurtarmaktadır. Zira, tarama testleri sayesinde rahim ağzı kanserleri erken dönemlerinde, hatta henüz hücre değişimlerinin olduğu süreçte, yani kanser gelişmeden yüzde 95 oranında yakalanabilmektedir” diyor.
Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!
Rahim ağzının kanser öncüsü lezyonları genellikle herhangi bir yakınmaya neden olmuyorlar. Belirtiler ancak kanser geliştiğinde kendini gösteriyor. Lekelenme şeklinde gerçekleşen ara kanamalar, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında lekelenme ya da kanama ise en yaygın görülen sinyallerini oluşturuyor. Hastalık ilerleyince tümörün büyümesine ve enfeksiyona bağlı olarak bu sorunlara; kötü kokulu akıntı, kasıklarda veya bel bölgesinde gelişen ağrı ile bacaklarda şişme gibi belirtiler de eşlik edebiliyor. Bunların yanı sıra tümörün etkilediği bölgelere göre; idrarda kanama, rektal kanama ile kabızlık şikayetleri de gelişebiliyor.
Her 10 kadından 8’inde HPV görülüyor!
Çalışmalar, her 10 kadından 8’inin yaşamları boyunca en az bir kez Human Papilloma Virüsü ile enfekte olduğunu gösteriyor. Ancak bağışıklık sistemi, hastaların yüzde 90’ında, 2-3 yıl çerisinde, HPV enfeksiyonunu temizliyor. Hastaların yüzde 10’luk kesiminde ise virüs kalıcı oluyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, riskli grupta yer alan hastaların yakından takip edilmelerinin kanser öncüsü lezyonların erkenden teşhis ve tedavi edilmesi için çok önemli olduğuna işaret ederek, “Anormal hücre varlığı kanser öncüsü lezyon ihtimalinin arttığını göstermektedir. Ancak her HPV kansere neden olmadığı için hemen paniğe kapılmamalı. Zira HPV testinin pozitif çıkması, hastanın mutlaka rahim ağzı kanserine yakalandığı anlamına gelmemektedir. HPV testi pozitif çıktığında, hastanın enfekte olduğu virüsün tipine ve Pap Smear testindeki sonuca göre biyopsi yapılması veya hastanın yakın takip edilmesi gerekebilmektedir” diye konuşuyor.
En etkili önlem aşı olmak!
Rahim ağzı kanserinin yüzde 99’undan Onkojenik Human Papilloma Virüsleri sorumlu tutuluyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, HPV aşılarının, bu kanser türüne karşı en etkili korunma yöntemi olduğunu belirterek, “Rahim ağzı kanserine neden olan yaklaşık 14 onkolojik Human Papilloma virüsü tipi mevcut. Bunlardan biriyle karşılaşan hasta, HPV aşıları sayesinde rahim ağzı kanserinden yüzde 90 oranında korunabilmektedir. HPV aşısının 11-12 yaşlarında yaptırılması önerilmektedir. Ancak 13-26 yaşları arasında da HPV aşısı yapılabilir. 26 yaşından sonra ise özellikle 45 yaşına kadar olan kadınlarda belli durumlarda aşı uygulanabilmektedir. Etkileri HPV bulaşmadan önceki dönemde daha güçlü olmakla beraber aşılar bu enfeksiyonu geçirdikten sonra da aşı içerisinde yer alan diğer tiplere karşı koruyarak yarar sağlamaktadır” bilgisini veriyor.
Bu test 3 yılda bir mutlaka yaptırılmalı!
Aşılar sayesinde, rahim ağzı kanserine yakalanma riski büyük oranda önlense de tümüyle ortadan kalkmıyor. Bu nedenle aşı sonrasında da rutin rahim ağzı kanseri taramalarının yaptırılması yaşamsal önem taşıyor. Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olan hücresel değişimleri tespit eden PAP Smear testine 21 yaşında başlanması ve 65 yaşına kadar her 3 yılda bir devam edilmesi gerekiyor. 30 yaşından sonra ise Human Papilloma Virüsü testiyle tarama yapılması öneriliyor. HPV testine eş zamanlı olarak PAP Smear testi de eklenebiliyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, HPV bazlı testlerle yapılan taramalarda daha başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak, “PAP Smear testi kanser öncüsü lezyonları yüzde 55 oranında tespit edebilirken, tek bir HPV testi bu lezyonların yüzde 95’ini saptayabilmektedir. HPV bazlı testin sonuçları normal çıktığında bir sonraki testin 5 yılda bir yapılması önerilmektedir. Riskli durumlarda veya sonuçların riske işaret etmesi halinde ise her iki testte süreler kısalabilmektedir” diyor.
Erken evrede cerrahi yöntemle tedavi edilebiliyor!
Tarama testleriyle saptanan anormallikler sonucunda kolposkopi olarak adlandırılan yöntemle rahim ağzı daha detaylı bir şekilde inceleniyor ve biyopsiler yoluyla kansere dönüşme potansiyeli olan hücre değişiklikleri, kanser öncüsü lezyonlar saptanabiliyor. Bu durumda, bu lezyonlar rahim ağzının anormallik gösteren ince bir katmanının alınması yoluyla büyük oranda tedavi edilebiliyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, özellikle erken evrelerde yakalandığında rahim ağzı kanserinin cerrahi yaklaşımla büyük oranda başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğine dikkat çekerek, “Özellikle genç yaşta olup da çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda üremeyi koruyucu cerrahi yaklaşımlar mevcuttur. Bu hastalarda rahmin tamamı alınmadan sadece rahim ağzı alınarak ve gerekli durumlarda karın içerisindeki ilgili lenf bezleri de alınarak rahim ağzı kanseri başarıyla tedavi edilebilmektedir” diyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, hastalık erken evrelerde yakalandığında başarılı tedavi şansının yüzde 95’lerin üzerine çıktığına işaret ederek, “Ancak daha ileri evrelerde hastaların tedavisi radyoterapi ve kemoterapi uygulamalarıyla mümkün olabilmektedir” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Rahim Ağzı Kanseri Genç Kadınları da Tehdit Ediyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi öğretim üyeleri ve beraberindeki heyet, Kalaba Kent Meydanı’nda vatandaşlara serviks kanseri, risk faktörlerini, belirtilerini ve korunma yollarını aktardı. Hastalığa dikkat çekmek üzere düzenlenen etkinlikte tedavi yöntemleri ve tarama programları detaylı şekilde tanıtılarak vatandaşlar bilinçlendirildi.
Erken teşhisin önemi vurgulandı
Serviks kanserinin önlenebilir bir hastalık olduğuna ve düzenli taramaların hayat kurtarabileceğine dikkat çeken Doktor Gizem Işık Solmaz, “Dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olan serviks kanseri, erken evrede tespit edildiğinde önlenebilmektedir. Düzenli taramalar ve HPV aşısı, bu kanser türüne karşı en etkili koruyucu yöntemlerdir” dedi. Solmaz, “Kadınların bu konuda bilinçlenmesinin, kendi sağlıklarını koruma yolunda atacakları en önemli adımlardan biri” diye konuştu. Öte yandan vatandaşlara, Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde tarama testlerinin ücretsiz olarak yapıldığına dair bilgi verildi. Bu taramaların, hastalığın erken evrede tespit edilmesinde büyük önem taşıdığı vurgulandı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Keçiören’de Serviks Kanseri Farkındalık Etkinliği yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Düzenli pap smear testleri ve HPV aşıları, rahim ağzı kanseri riskini azaltmada önemli rol oynuyor. Erken teşhis önem taşıyor çünkü tedavi şansını artırabiliyor. Doç. Dr. Gökhan Demirayak “Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında “Rahim ağzı kanseri taramaları ve HPV aşılarının önemi” hakkında bilgi verdi.
Belirtiler kanserin evresi ilerledikçe ortaya çıkıyor
Rahim ağzı (serviks) kanseri gelişmemiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanser iken,gelişmiş ülkelerde tarama testleri ve aşılamalar sayesinde 3. sıraya gerilemiştir. Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde belirtiler genellikle belirgin değildir. Ancak hastalık ilerledikçe aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:
• Menopoz sonrası dönemde veya cinsel ilişki sırasında görülen kanama
• Cinsel ilişki sırasında ağrı veya rahatsızlık hissi
• Pelvik bölgede sürekli veya geçici ağrı
• Kokulu, kanlı veya renkli vajinal akıntı
Rutin jinekolojik muayenelerini ve tarama testlerini yaptırmayan kadınlarda sıklıkla anormal kanama ve kötü kokulu akıntı şikayetiyle hekime başvurulmakta ve maalesef rahim ağzı kanseri ileri evrelerde saptanmaktadır. İleri evre hastalıklarda büyük cerrahiler, kemoterapi ve radyoterapi tedavileri gerekmekte ve bu süreç hastalar için çoğu zaman oldukça yıpratıcı olmaktadır. Hastalığın evresi ilerledikçe nüks riski de artmaktadır. Bu sebeple her kanser türünde olduğu tarama testleri ve erken teşhis büyük önem taşımaktadır.
Tarama testleri büyük önem taşıyor
Rahim ağzı kanseri taramasında 21 yaşından sonra ya da ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra başlamak üzere 30 yaşına kadar 3 yılda bir Pap Smear testi, 30 yaşından sonra ise 5 yılda bir Pap Smear ve yüksek riskli Human Papilloma Virus (HPV) DNA testi önerilmektedir. Bu tarama testlerinin amacı kanser öncesi lezyonlar olan CIN2 ve CIN3’ü saptamak ve kansere dönüşmeden önce bu lezyonları içerecek şekilde rahim ağzını LEEP ya da konizasyon adı verilen işlemle çıkarmak ve böylece kanseri önlemektir. Ülkemizde bu tarama testi aile hekimlikleri, Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) be Toplum Sağlığı Merkezleri tarafından yaygın olarak yapılmaktadır. Böylece birçok kadın kanser öncesi aşamada yakalanmakta ve tedavi edilmektedir.
HPV aşıları kanser riskini azaltmada etkili rol oynuyor
Rahim ağzı kanserini önlemede ikinci önemli araç ise HPV aşılarıdır. HPV aşıları, özellikle serviks kanseri riskini azaltmada etkili bir rol oynar. Çünkü serviks kanserinin büyük bir çoğunluğu HPV enfeksiyonlarına bağlı olarak gelişir. 9’lu HPV aşısı ülkemizde uygulanmaktadır. Birçok ülkede rutin aşılama programında yer alan bu aşı maalesef ülkemizde rutin aşılama programında yer almamaktadır. 9-26 yaş aralığındaki tüm kız çocuğu/kadın ve erkeğe önerilmektedir. 15 yaşına kadar 2 doz önerilirken, 15 yaş ve üzerinde toplam 3 doz aşı gerekmektedir. Hekimliğin ana görevlerinden biri hastalıkları oluşmadan önlemektir. Bu sebeple rahim ağzı (serviks) kanseri tarama testleri ve HPV aşılarının mutlaka yaptırılması gerekmektedir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Rahim Ağzı Kanseri Gençlerde de Artış Gösteriyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Akciğer kanseri tüm dünyada en sık görülen kanser türlerinin başında geliyor. Kanser gelişim hızının karşılaşılan kanserojen miktarı ile ilişkili olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Bu nedenle biz akciğer kanseri ve sigara ilişkisinden bahsederken süre olarak paket-yıl kavramını kullanırız. Bir yıl boyunca günde bir paket sigara içmek, 1 paket-yıl olarak adlandırılırken; bir yıl boyunca günde 3 paket içmek, 3 paket-yıl olarak adlandırılıyor. 20 paket-yıl sigara içenlerin akciğer kanser riskinin yüksek olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden bu kişilerin özellikle 50-80 yaş aralığında yıllık olarak düşük dozda akciğer tomografi çektirmesi uygun olabilir” dedi.
Sigara içen bireylerin büyük tehlike altında olduğunun altını çizen Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Sigara kullanımının olduğu alanlarda bulunan bireylerin yani pasif içicilerin de tehlike altında olduğu unutulmamalı. Sigaraya ek olarak diğer tütün ürünlerinden ve radyasyon, kanserojen gibi kimyasallardan da uzak durmak hastalığın oluşum ihtimalini azaltıyor. Bunun yanında kilo kontrolü, düzenli fiziksel aktivite, dengeli ve sağlıklı beslenme de önemli” açıklamasında bulundu.
Sigara içen bireylerde belirtiler kolay fark edilmeyebilir
Akciğer kanserinin erken evrelerde sıklıkla solunum yakınmaları ile kendini gösterebildiğini paylaşan Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Öksürük, göğüs ağrısı, nefes darlığı, solunum esnasında ses çıkması, balgam ve kanlı balgam önde gelen yakınmalardır. Bu belirtilerle sigara içen bireylerde de sık karşılaşıldığı için dikkat çekmeyebilir ya da göz ardı edilebilir bu sebeple de kanser fark ettirmeden ilerler” şeklinde konuştu. Hastalığın evresi ilerlediğinde yorgunluk, kilo kaybı ve metastazlara bağlı problemler gelişebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Örnek verilecek olursa; kemik metastazında kemik ağrısı, karaciğer metastazında sarılık, beyin metastazında baş ağrısı veya bilinç problemleri gibi sorunlar yaşanabilir” dedi.
Sigara içenler şikâyeti olmasa da düzenli kontrolünü yaptırmalı
Akciğer kanseri tanısında ve evrelemesinde görüntülemenin önemli olduğunu vurgulayan Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Göğüs tomografisi ve PET, akciğerdeki tümörün görünümünü ve yaygınlığını ortaya koymak için en sık başvurulan testlerdir. Bu görüntüler kanser şüphesine işaret ediyorsa patolojik inceleme yapılarak kesin tanı konur. Bunun için biyopsi ya bronkoskopi yani göğüs hastalıkları uzmanlarınca yapılan hava yollarının tüp ile görüntülenmesi yöntemi tercih edilebilir. Bunun yanında yakınması olmayanlar da kontrollerini aksatmamalı” açıklamasında bulundu.
Tedavi, hastalığın yayılım oranına bağlı olarak değişiklik gösteriyor
Hastalığın tedavisinin, vücuttaki yaygınlığına bağlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Kanserin sistemik tedavisi yani kemoterapi, immunoterapi ve hedefe yönelik tedaviler hastalığın her aşamasında kullanılabilir. Erken evrelerde lokal tedaviler, cerrahi veya radyoterapi de kullanım alanı bulabilir” diye konuştu.
Hedefe yönelik ilaçlarla kronik bir hastalık gibi tedavi edilebilecek
Akciğer kanserinden tamamen kurtulma şansının var olduğunu, özellikle erken evrelerde gerekli lokal tedavilerin kullanımının sistemik tedavilerle desteklendiği durumlarda akciğer kanserinden tamamen kurtulmanın imkânsız olmadığını söyleyen Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Yakın bir gelecekte ileri evrelerde bile bazı akciğer kanseri türlerinde kullanılan hedefe yönelik ilaçlarla akciğer kanseri kronik bir hastalık gibi tedavi edilecek” şeklinde konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sigara akciğer kanseri riskini 30 kat artırıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>