?>
?>
Türkiye Finans, dijital bankacılıktaki öncü rolünü ödeme sistemleri alanında da güçlendiriyor. 2024 yılında dijitalleşme odaklı yatırımlarıyla rekabet gücünü artıran banka, Kart ve POS işlem hacminde de önemli artışlar sağladı. Geliştirdiği dijital çözümlerle hızlı, güvenilir ve kolay erişilebilir hizmetler sunarak müşteri deneyimini üst seviyeye taşıyan Türkiye Finans, ödeme sistemleri gelirlerini 2023 yılına göre 5 kat artırdı. Banka, 2024 yılında kart sayısında sektör ortalamasının %3 üzerinde büyüme sağladı. Kredi kartı hacmini sektörün 3 katı büyütürken, Türkiye’nin ilk ve tek yerli ödeme sistemi TROY kredi kartı hacmini ise 23 kat artırdı.
POS çözümleri alanında ise banka, pazar payını 5 kat, toplam POS hacmini ise 10 kat artırdı. Bu büyümeye paralel olarak, aktif POS adedi %37 oranında arttı. Türkiye Finans, 2024 yılında katılım bankacılığında dijital ticaretin önünü açtı. Fiziksel POS’un yanı sıra Sanal POS entegrasyonu gibi dijital ödeme çözümleri sunarak ticari müşterilerin dijital satış platformları üzerinden hızlı ve güvenli bir şekilde ödeme almasını sağladı.
Temassız ve E-Ticaret işlem hacmi artış gösterdi
Türkiye Finans’ın pratik ödeme çözümleri, müşterilerden büyük ilgi gördü. Gerçekleştirilen temassız işlem alışveriş hacmi 2023’e göre %137 artarken e-ticaret işlem hacminde ise %247 büyüme sağlandı. Türkiye Finans; kartlı alışverişlerde “Dijital Slip” uygulamasını devreye alan ilk katılım finans kuruluşu oldu. 2024 yılında hayata geçirilen uygulama ile Türkiye Finans’ın aktif kart müşterilerinin %35’i, ödeme sonrası belgelerini dijital olarak aldı. Bankada ayrıca dijital ekstre kullanım oranını %96 seviyesine ulaştı. Türkiye Finans, 2024 yılında BKM TechPOS ile iş birliğine giderek ticari müşterilerinin memnuniyetini artıracak önemli bir adım daha attı. İşletmelerin farklı bankaların POS sistemlerini tek bir platformdan yönetmesine olanak tanıyan BKM TechPOS altyapısına dâhil olarak ticari müşterilerin işlemlerini daha kolay takip etmelerine ve operasyonel verimliliklerini artırmalarına destek oldu.
“Müşteri deneyimini geliştiren dijitalleşme çalışmalarına yatırım yapmaya devam edeceğiz.”
Türkiye Finans Dijital Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Melis Tosun Arslan, bankanın ödeme sistemlerindeki büyümesini şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye Finans olarak ödeme sistemlerinde güçlü büyümemizi sürdürüyoruz. 2024 sonu itibarıyla ulaştığımız rakamlar, bu alanda sektör ortalamasının üzerinde bir performans sergilediğimizi ortaya koyuyor. Bu başarının arkasında, müşteri deneyimini önceliklendiren ‘insan odaklı’ bankacılık ve teknoloji yaklaşımımız yatıyor. Katılım finans sistemi içerisinde bugüne dek ‘zayıf halka’ olarak görülen ödeme sistemleri alanında, Türkiye Finans’ın müşteri deneyimini geliştiren dijitalleşme çalışmalarına yatırım yapmaya devam edeceğiz. Hem bireysel hem de ticari müşterilerimiz için teknolojiyi erişilebilir ve güvenli hâle getirme hedefiyle hareket ediyoruz. Sektöre yön veren inovasyonlarla müşterilerimize en iyi deneyimi sunmaya devam ediyoruz. Sanal POS çözümleriyle katılım bankacılığında e-ticaretin önünü açarken Dijital Slip gibi çözümlerle sürdürülebilirliği destekliyor, TechPOS entegrasyonu gibi yeniliklerle işletmelerin çok bankalı ödeme yönetimini kolaylaştırıyoruz. 2024’te olduğu gibi 2025 yılında da ödeme sistemlerindeki bu güçlü performansımızı, müşteri deneyimini daha da geliştirecek insan odaklı teknolojilere yatırım yaparak sürdüreceğiz. Türkiye Finans müşterileri, yenilikçi teknolojilerle sağladığımız güçlü finansal altyapının avantajlarını yaşamaya devam edecek.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Türkiye Finans e-ticarette %247 büyüdü, TROY kredi kartı hacmini 23 kat arttırdı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>2021’deki müsilaj felaketinden sonra Türkiye’de çeşitli önlemler alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Birleşmiş Milletler raporu, felaketlerin son 50 yılda beş kat arttığını gösteriyor. Bu, küresel ısınmanın ciddi etkisini ve gezegenimizi giderek daha yaşanmaz hale getirmedeki rolünü açıkça gösteriyor.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, müsilaj sorununa dikkat çekti.
Müsilaj salgısı stres koşullarında bolca üretiliyor
Müsilaj salgısını okyanus, deniz ve göllerde yaşayan fitoplanktonların, stres koşullarında (besin kıtlığı, kolonizasyon gibi) bolca ürettiklerini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Serbest oksijenin üçte ikisini üreten bu mikroskobik algler, denizlerdeki kirlilikle artan azot ve fosforun yanı sıra uygun sıcaklık koşullarını da bulduğunda inanılmaz bir hızla çoğalır. Bu da sularda tehlikeli mikropların çoğalmasına yol açar. Bu mikro alglerin oluşturduğu müsilaja tutunan mikroplar, dev kütlelere dönüşerek hem denizin üstünde hem de tabanında birikir. Sonuç olarak, deniz canlılarının ölümüne, kötü bir kokuya ve büyük bir çevre felaketine neden olur.” dedi.
Dünyada müsilaj ne durumda?
Deniz suyunun normallerin üzerinde ısınmasıyla birlikte, geçtiğimiz ocak ayında Çanakkale’de müsilajın tekrar ortaya çıkmaya başladığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Normalde nisan ayında beklenen bu artış, çok daha önce görüldü. Son dönemde havaların soğumasıyla birlikte, bu artış geçici olarak yavaşlasa da tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle kapalı ve durgun sulara sahip denizlerde görülen müsilaj olgusu, dünyada ilk defa 1729’da Adriyatik Denizi’nde kaydedilmiş, ikinci olarak 1860’ta Yeni Zelanda’da gözlemlenmiştir. Sonrasında uzun yıllar boyunca Adriyatik, Tiren, Ligurya, Baltık, Ege ve Alboran denizlerinde, ayrıca Japonya ve Meksika Körfezi’nde de görülmüştür. 1900’lerden itibaren Adriyatik Denizi’nde sıkça rastlanan bu olay, İtalyan hükümetinin sıkı denetimleri sayesinde son on beş yıldır neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır.” diye konuştu.
Türkiye’de müsilaj sorunuyla mücadele…
Türkiye’de ilk müsilaj vakasının 1992 yılında Erdek Körfezi’nde dalış sporcuları tarafından gözlendiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, şöyle devam etti:
“2007-2008 yılları arasında Çanakkale Boğazı’ndan İzmit Körfezi’ne kadar belirgin bir müsilaj oluşumu tespit edildi. 2010-2020 yılları arasında, Marmara Bölgesi’ndeki sanayi, kentsel ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan atık sular, denizdeki azot ve fosfor yükünü arttırarak asitleşmeye ve oksijen konsantrasyonunun azalmasına neden oldu. Bu atık suların yüzde 80’i İstanbul’dan, geri kalanı ise sırasıyla Kocaeli, Bursa, Tekirdağ, Balıkesir, Yalova ve Çanakkale’den gelmektedir. Tüm bunlara ek olarak, küresel ısınmadaki artış, deniz suyu sıcaklığını anormal seviyelere yükseltmiş ve müsilaj oluşumunu tetiklemiştir. 2021 yılının ocak ayında başlayan ve yaz aylarına kadar kilometrelerce yayılan müsilaj felaketini hepimiz hatırlıyoruz. Aslında, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarındaki akıntılar sayesinde yüzyıllarca kendini koruyabilen Marmara Denizi, artık bu yükü taşıyamadığını bize defalarca göstermiştir. Özellikle 2021’deki bu felaketten sonra, Türkiye’de müsilaj sorunuyla mücadele kapsamında hükümet ve ilgili kurumlar tarafından çeşitli önlemler alınmıştır. Bu önlemler, deniz kirliliğinin azaltılması, atık su arıtma tesislerinin iyileştirilmesi ve ekosistemin korunması gibi alanlara odaklanmıştır.”
Alınan başlıca önlemler neler?
2021’deki müsilaj felaketinden sonra Türkiye’de çeşitli önlemler alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, bu önlemleri şöyle sıraladı:
“Atık su arıtma tesislerinin geliştirilmesi: Evsel ve endüstriyel atık suların arıtılmadan denize bırakılmasını önlemek için, mevcut tesislerin kapasiteleri arttırılıp yeni ileri biyolojik arıtma tesisleri kurulmuştur.
Denetimlerin artırılması: Deniz araçlarının sintine suyu ve kirli balast sularının kaçak deşarjını önlemek için denetimler sıkılaştırılmış, izleme faaliyetleri uydu ve insansız hava araçları ile desteklenmiştir.
Tarımsal kirliliğin azaltılması: Azot ve fosfor kullanımını kontrol altına almak için farkındalık projeleri ve iyi tarım uygulamaları hayata geçirilmiştir.
Marmara denizi koruma alanları: Bazı bölgeler koruma alanı ilan edilmiş ve balıkçılara ekonomik destek sağlanmıştır.”
2024 tarihin en sıcak yılı olarak kaydedildi!
Bu önlemlerin müsilaj sorununun çözümü için kritik adımlar olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Ancak tüm paydaşların sürdürülebilir çözümler sağlamak için iş birliği yapması ve çevresel farkındalığı artırması esastır. Avrupa Birliği’ne bağlı Copernicus İklim Değişikliği Örgütü’nün verilerine göre, 2024 tarihin en sıcak yılı olarak kaydedildi. Ayrıca, Birleşmiş Milletler raporu, felaketlerin son 50 yılda beş kat arttığını gösteriyor. Bu, küresel ısınmanın ciddi etkisini ve gezegenimizi giderek daha yaşanmaz hale getirmedeki rolünü açıkça gösteriyor. Dolayısıyla kararlı ve hızlı bir şekilde hareket edilmesi geleceğimiz açısından çok önem arz ediyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Son 50 yılda beş kat arttı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Türk somonu üretimi 10 yıl önce 5 bin ton iken, günümüzde 100 bin tona ulaştı. Türk somonu mevcut üretim ve ihracat artış hızını koruduğu takdirde yakın gelecekte levrek ve çipurayı geçerek ihracatta liderliğe aday olduğunu ortaya koyuyor.
Ege İhracatçı Birlikleri verilerine göre; Türkiye’nin Türk somonu ihracatı 2019 yılında 29 milyon dolar iken, sonrasında ihracatını her yıl katlayarak 2024 yılı sonunda 498 milyon dolara ulaştı.
Rusya Federasyonu 356 milyon dolarla Türk somonu ihracatında açık ara liderliğini sürdürürken; Almanya’ya 36 milyon dolarlık, Vietnam’a 26 milyon dolarlık Türk somonu gönderdik.
Türk somonu ihracatı 2024 yılında yüzde 31 arttı
Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, Türk su ürünleri sektörü ve üniversitelerin ortak çalışmalarıyla Türk somonu üretiminde ve ihracatında büyük yol kat edildiğini, ihracatın 2024 yılında yüzde 31’lik artışla 349 milyon dolardan 498 milyon dolara ulaştığını, son 5 yılda Türk somonu ihracatının 17 kat artış gösterdiğini dile getirdi.
Dünya genelinde sağlıklı beslenmenin her geçen gün değer kazandığına dikkati çeken Kızıltan, “Türk somonunun, omega-3 yağ asitleri açısından zenginliği, protein kaynağı olması gibi faktörler Tür somonuna ilgiyi artırıyor. Karadeniz bölgemizdeki su koşulları ve iklim şartları somon yetiştiriciliği için ideal. Karadeniz’deki iklim özellikleri üretimdeki artışı destekliyor. Somon yetiştiriciliği için kullanılan teknolojilerin gelişmesi ve modern tesislerin kurulması da üretim verimliliğini artıran etkenler arasında” diye konuştu.
Türkiye’de Türk somonu ihraç eden firma sayısının 60’ı aştığı bilgisini veren Kızıltan şöyle devam etti: “Türkiye’nin su ürünleri ihracatında büyük bir başarıya ulaşıldı. 2000’lerde yalnızca 59 milyon dolar seviyesinde olan ihracat, 2024 sonunda 34 kat artışla 2 milyar 19 milyon doları geçti. Sektör olarak 2027 yılında hedefimiz 2,5 milyar dolara ulaşmak.”
2023 verilerine göre Türkiye’nin yıllık su ürünleri üretiminin 1 milyon tonu aştığının altını çizen Kızıltan, su ürünleri sektöründe modern tesis yatırımları sayesinde önemli bir mesafe kat edildiğini vurguladı. Kızıltan, “Türkiye’de 556 bin ton su ürünü yetiştiricilikle elde edilirken, bu yöntem toplam üretimin yüzde 55’ini oluşturuyor. Norveç su ürünleri sektöründe yıllık 15 milyar dolarlık ihracat yapıyor. Türkiye olarak biz de bu seviyelere ulaşabiliriz” diyerek sözlerini noktaladı.
Su ürünleri ihracatında Ege Bölgesi lider
Su ürünleri ihracatında Ege Bölgesi liderliğini sürdürdü. Ege Bölgesi’nin su ürünleri ihracatı yüzde 15’lik artışla 1 milyar 127 milyon dolardan 1 milyar 292 milyon dolara yükseldi.
Ege Bölgesi, Türkiye’nin su ürünleri ihracatının yüzde 64’ünü tek başına gerçekleştirdi.
Su ürünleri ihracatında levrek 570 milyon dolarla liderliğini sürdürdü. Levrek ihracatı 2023 yılına göre yüzde 10 artış gösterdi.
Levrek ihracatında ilk üç ülke 126 milyon dolarla İngiltere, 85 milyon dolarla İtalya ve 84 milyon dolarla Hollanda oldu.
Su ürünleri sektöründe en çok ihraç ettiğimiz ikinci balık türü ihracatını yüzde 22 artırarak 417 milyon dolardan 508 milyon dolara artıran çipura oldu.
Çipura ihracatında İtalya 100 milyon dolarla ilk sırada yer alırken, İtalya’yı 75 milyon dolarda Yunanistan ve 72 milyon dolarla Hollanda izledi.
Orkinos ihracatı 2024 yılında yüzde 153’lük rekor artışla 51 milyon dolardan 129 milyon dolara çıktı.
Orkinos ihracatımızın 99 milyon dolarlık büyük dilimi Japonya’ya yapılırken, Güney Kore 29 milyon dolarlık orkinos talep etti.
Alabalık ihracatı 117 milyon dolar olurken, kaya levreği ihracatından 25,5 milyon dolar döviz geliri elde edildi. Diğer su ürünleri ihracatımız yüzde 16’lık artışla 181 milyon dolardan 210 milyon dolara yükseldi.
Almanya, 52 milyon dolarlık alabalık talebiyle birinci ülke olurken, Almanya’yı 18 milyon dolarla Rusya ve 9,5 milyon dolarla Hollanda takip etti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Türk somonu ihracatı 5 yılda 17 kat arttı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Yemek kartı, kurumsal hediye kartı, akaryakıt, filo yönetimi ve kurumsal seyahat gibi alanlardaki çözümleriyle şirketlerin çalışanlarına bağlı giderlerinin maliyet avantajlarıyla yönetilmesini sağlayan Multinet Up, 2024 yılını finansal başarılar ve ödüllerle tamamladı. 25. yılını kutlayan şirket, inovasyon, dijitalleşme ve müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımıyla birçok başarılı projeye imza attı. Dünya genelinde 3.000’den fazla çalışanıyla faaliyet gösteren ve 2024 yılında 60. yılını kutlayan Up Group’un bir parçası olan Multinet Up, yalnızca üç yıl önce grup şirketleri arasında beşinci sıradayken, bugün finansal sonuçlarıyla en başarılı şirket olarak lider konuma ulaştı.
2024’te Multinet Up’tan Dikkat Çekici Büyüme
Multinet Up, 2024 yılında tüm ürün kategorilerinde dikkat çekici bir büyüme sağladı. MultiNet yemek kartı yüzde 100, MultiGift kurumsal hediye kartı yüzde 80, MultiTravel kurumsal seyahat platformu yüzde 150, MultiPetrol yüzde 50 ve MultiAvantaj yüzde 95 büyüme kaydetti. Bu performans sayesinde şirket, 2024 yılı toplam cirosunu bir önceki yıla göre 2 kat artırmayı başardı.
Şirketin 2024 performansına ve 2025 hedeflerine dair açıklamalarda bulunan Multinet Up CEO’su Ali Emre Sever, “2024 yılı Multinet Up ailesi için birlikte başarmanın ve geleceğe umutla bakmanın yılı oldu. 2024’te yeni ürün ve iş birlikleriyle hayatlara dokunduk, teknolojik altyapımızı güçlendirdik ve ‘mutlu çalışan, mutlu müşteri’ anlayışıyla ödüllere layık görüldük. şikayetvar.com Yemek Kartı kategorisinde iki yıl üst üste Diamond ödülü kazanmak, kullanıcılarımızın bize duyduğu güvenin en güzel kanıtı oldu. Türkiye’nin en büyük şirketlerinin sıralandığı Fortune 500 ve Capital 500 listelerinde yer almak da bizler için ayrı bir gurur kaynağıydı. Ama durmaya niyetimiz yok; 2025 hedeflerimiz arasında, ilgili araştırmalarda Türkiye’nin en büyük 100 şirketi arasına girmek var ve bunu hep birlikte başaracağımıza inanıyorum. Yenilikçi çözümlerimizle iş dünyasında fark yaratmaya ve iş ortaklarımızla birlikte büyümeye devam edeceğiz” dedi.
“2025’te sağlık, verimlilik ve büyümeye odaklanıyoruz”
“İş dünyasının ihtiyaçlarına kapsamlı çözümler sunan bir B2B2E (Şirketten Şirkete ve Şirketin Çalışanına) platformu olarak marka amacımız firmaların büyümesini hızlandırmak. 2025 yılı, firmaların maliyet yönetimi ve çalışan bağlılığına her zamankinden daha fazla odaklanacağı bir yıl olacak. Multinet Up olarak biz de bu doğrultuda firmaların büyümesine hız kazandıran ürünlerimizle daha fazla tercih edileceğimizi öngörüyoruz. Ayrıca, müşteri deneyiminde mükemmellik hedefimiz doğrultusunda yapay zekâ ve RPA projeleriyle süreçlerimizi daha verimli hale getiriyor, müşteri kaybı oranlarını proaktif bir şekilde yönetiyoruz. Ham veriyi anlamlı hale getirmek için hayata geçirdiğimiz Veri Ambarı projemiz tamamlandı ve şimdi lokasyon bazlı kullanıcı kampanyalarımızla daha fazla katma değer sunmaya hazırlanıyoruz. Bu süreçte, Türkiye’nin lider platformlarından Getir ve Trendyol Yemek ile entegrasyonlarımızı daha da güçlendirdik. Yemeksepeti iş birliğimiz ise kapıda” dedi.
“Yeni yılda en büyük yeniliklerimizden biri de çalışanların sağlık ve esenlik ihtiyaçlarına yönelik olarak geliştirdiğimiz kurumsal önleyici sağlık çözümümüz MultiHealth olacak. MultiHealth’in sunduğu Fitpass mobil uygulaması ile çalışanlar, üye iş yerlerimiz olan spor salonlarına kolayca erişebilecek, firmalar da çalışan beklentilerinin hızlı bir şekilde artmaya devam ettiği bu dönemde, çalışanlarına değerli bir yan hak sunma fırsatı yakalayacak. Multinet Up olarak sağlıklı çalışanlar, mutlu ekipler ve güçlü şirketler yaratmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Multinet Up 2024 yılında 2 Kat Büyüdü yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Tiroid hastalıklarının kadınları 5-10 kat daha fazla etkilediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid hastalıklarının çoğunda genetik faktörlerin etkisi güçlü olmamakla beraber bu rahatsızlıklara sahip aile fertleri bulunanlarda, 40 yaş üstü kişilerde ve bağışıklık sistemi hastalıkları olanlarda diğer kişilere göre tiroid kaynaklı sağlık problemleri daha sık görülüyor” dedi.
Tiroid hastalığının türüne göre belirtilerin de farklılaştığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid bezinin fazla çalışması; çarpıntı, aşırı terleme, sıcak basması, anksiyete, uyku sorunları, titreme, adet düzensizlikleri ve hızlı bağırsak hareketleri yani ishale yol açabiliyor. Buna karşın bu bezin daha az çalışması ise kilo artışı, halsizlik, depresyon, cilt kuruluğu, kabızlık ve ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Tiroid bezinin iltihaplanması boyun ağrısı veya boyun hassasiyetine yol açarken, nodül veya guatr varlığında ise boyunda şişlik, nefes darlığı, yutma güçlüğü, ses değişimi ve ağrı görülebiliyor” diye konuştu.
Kanser ve guatr tedavisinde cerrahi önemli
Tiroid bezi rahatsızlıklarının büyük bir bölümünde cerrahiye ihtiyaç duyulmadığını paylaşan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Ancak biyopsi ile kanıtlanmış tiroid kanseri varlığı veya şüphesi durumunda tiroid bezinin tamamı veya bir kısmı alınır. Kanser dışında büyük ve semptomatik guatrlarda, Graves hastalığı veya toksik nodüler hastalık gibi hipertiroidi yaratan durumlarda da cerrahiye başvurulabilir. Cerrahi tedavinin boyutu; tiroid bezi hastalığının ne olduğuna, tipine ve yaygınlığına göre değişkenlik gösterebilir” açıklamasında bulundu.
Geçici ses kısıklığı 6 ay sürebilir
Tiroid cerrahisi sonrasında geçici ses kısıklığının yüzde 1-10, kalıcı ses kısıklığının ise yüzde 1 civarında görülüğünü paylaşan Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tecrübeli bir cerrah ve kullanılan sinir mönitörizasyon sistemleri, cerrahi sırasında ses kısıklığına yol açacak sinir hasarı riskini azaltmada etkili faktörlerdir. Tabii daha önce tiroid ameliyatı olmuş hastalara ilk operasyondan sonra tekrar cerrahi yapılması durumunda ses kısıklığı ihtimalinin daha yüksek olduğu bilinmeli. Bunun dışında cerrahiden sonra oluşan ve kalsiyum düşüklüğüne bağlı çoğu şikâyet normale döner ancak bazı durumlarda kalsiyum içeren ilaçlar ve aktif D vitamini ile takviye gerekebilir” dedi.
Tiroid ameliyatı esnasında ve sonrasında meydana gelebilecek en önemli komplikasyonların kanama, ses kısıklığı ve kalsiyum düşüklüğü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Kalsiyum düşüklüğü, vücuttaki kalsiyum seviyelerini kontrol eden paratiroid bezlerin cerrahi sırasında etkilenmesinden dolayı ortaya çıkabilir. Tiroid bezinin yakınında bulunan sinirlerin zarar görmesi de geçici veya kalıcı ses kısıklığına neden olabilir ancak bu durum 6 ay içinde normale dönebilir” şeklinde konuştu.
Ameliyattan sonra 10 günde günlük yaşama dönülüyor
Tiroid cerrahisi öncesinde özel bir hazırlığa gerek olmadığını belirten Dr. Emre, “Ancak operasyona girmeden önce özellikle daha önce tiroid bölgesinde cerrahi uygulanmış hastalara, ses teli fonksiyonlarının değerlendirmesi önerilir. Hasta genellikle ameliyattan sonraki 10 gün içinde günlük işleri rahatlıkla yapacak duruma gelir. Cerrahi sonrası yara yerinde iz oluşumunu azaltmak için doğrudan güneş ışınından kaçınmak gerekir. İşlemden 6-8 hafta sonraki kan tahlillerinde her şey yolundaysa yapılabilecek boyun egzersizlerinin uygulanması da hareket serbestliğinin erkenden kazanılmasına yardımcı olur. İlerleyen dönemde ise yıllık ultrason ve kan testleri ile hastanın takip edilmesi gerekir” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tiroid hastalıkları riski kadınlarda 5-10 kat daha fazla yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Türkiye’nin katılım esaslı ilk ve tek yatırım menkul değerler şirketi Kuveyt Türk Yatırım, kurumsal finansman alanındaki faaliyetlerine güçlü bir başlangıç yaptı. Sukuk ihracında uzmanlığını ortaya koyan şirket, ilk işleminde 200 milyon TL olarak planlanan ihraca yaklaşık 2,5 kat yatırımcı talebi alarak AK Finansal Kiralama A.Ş. (AKLease) için yaptığı işlemi toplamda 400 milyon TL tutarla başarıyla tamamladı.
Kuveyt Türk Yatırım Genel Müdürü Dr. Selman Ortaköy, “Sermaye Piyasası Kurulu’ndan aldığımız faaliyet izninin ardından, sadece beş ay gibi kısa bir sürede ilk sukuk ihraç işlemimizle sektördeki iddiamızı somutlaştırdık. Bu başarı, güçlü ekibimizin ve sektörel uzmanlığımızın bir göstergesidir. Yenilikçi finansal çözümlerle reel ekonomiyi desteklemek, şirketlerin büyümesine ve projelerine kaynak yaratmak temel hedeflerimiz arasında yer alıyor. Gelecekte de sukuk gibi katılım finans araçlarını daha geniş bir yatırımcı kitlesiyle buluşturarak güvene dayalı ve sürdürülebilir finansman modelleriyle sektöre yön vermeyi sürdüreceğiz” dedi.
Kuveyt Türk Yatırım, Sukuk İhraçlarıyla Kurumsal Finansman Stratejisini Geleceğe Taşıyor
Sukuk, varlığa dayalı bir sermaye piyasası aracı olarak kamu ve özel sektör şirketleri için güçlü bir finansman kaynağı oluşturuyor. Kuveyt Türk Yatırım, sukuk ihraçlarıyla şirketlere projelerini finanse etme, işlerini büyütme ve sürdürülebilir bir finansman kaynağına erişme imkânı sunuyor. Katılım finans prensiplerine uygun olarak geliştirilen sukuk; varlık, hizmet ya da projeler üzerinden kurumsal finansman sağlıyor ve faizsiz kazanç imkânı sunuyor.
Deneyimli kadrosuyla başarılı sukuk ihraçlarına imza atan Kuveyt Türk Yatırım, KT Sukuk Varlık Kiralama Anonim Şirketi aracılığıyla doğrudan varlıkların dayanak varlık olarak gösterilmesi suretiyle yatırımcılardan toplanan taleplere uygun kira sertifikası ihraçlarını gerçekleştiriyor. Yatırımcılar, bu ihraçlar sayesinde belirli aralıklarla varlık gelirlerinden paylarına düşen kazancı elde ederken, sukuk ikincil piyasalarda işlem görme özelliğiyle yüksek likidite avantajı sunuyor.
Kuveyt Türk Katılım Bankası’nın yüzde 100 iştiraki olarak kurulan Kuveyt Türk Yatırım, katılım finans prensipleri doğrultusunda müşterilerine kapsamlı, yenilikçi ve kişiselleştirilmiş çözümler sunmayı hedefliyor. Yatırım dünyasında güven, bilgi ve sürdürülebilir değerler üzerine inşa edilen bir yaklaşımı benimseyen Kuveyt Türk Yatırım, güçlü uzmanlığı ve müşteri odaklı stratejisiyle şirketleri finansal hedeflere ulaştırmanın ötesinde, geleceğe doğru kalıcı değerler kazandırma sorumluluğunu üstleniyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kuveyt Türk Yatırım’dan İlk Kira Sertifikası (Sukuk) İhracı: 2,5 Kat Talep Aldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Yapılan araştırmalar; çocuklarda besin alerjisinin son 20 yıl içinde 2-3 kat arttığını gösteriyor. Bu artışla birlikte, dünyada ve ülkemizde her 100 çocuktan yaklaşık 8’inde besin alerjisi oluştuğu belirtiliyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde şehirleşme, hareketsiz yaşam gibi yaşam tarzındaki değişiklikler, hava kirliliği, kimyasal maruziyet gibi çevresel faktörler, çocukların mikroorganizmalar ile yeterince temas etmemesi, cilt veya bağırsak gibi koruyucu yapıların zarar görmesi ve beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, çocuklarda gelişen besin alerjisinin temel nedenlerini oluşturuyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Dr. Ezgi Topyıldız, bağışıklık ve sindirim sistemi henüz tam olarak olgunlaşmadığı için besin alerjisine en sık bebeklik ve erken çocukluk dönemi olan ilk 3 yaşta rastlandığına dikkat çekerek, “Besin alerjisi çocuğun beslenmesini kısıtlayarak büyüme ile gelişmeyi olumsuz etkileyebiliyor ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açabiliyor, dahası nefes darlığı gibi ciddi reaksiyonlar oluşturabiliyor. Bu nedenle çocuğunda besin alerjisi olduğunu düşünen ebeveynlerin hemen bir çocuk alerji hekimine başvurmaları gerekiyor. Besin alerjisi ebeveynleri çok kaygılandırsa da aslında doğru tanı, güvenli bir diyet ve acil durum hazırlığıyla çocukların sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanabiliyor” diyor.
Alerjiye neden olan 170’ten fazla besin tanımlanmış!
Günümüze kadar, besin alerjisine neden olabilen 170’ten fazla besin tanımlanmış. Çocuk Alerjisi Uzmanı Dr. Ezgi Topyıldız, ancak bu besinlerin sadece bazılarının yaygın olarak alerjiye yol açtığını belirterek, “Çocuklarda en sık alerjiye neden olan besinler; inek sütü, yumurta, soya, buğday, yer fıstığı, kuruyemişler, balık ve kabuklu deniz ürünleridir. Bunlar arasında yer fıstığı ve kabuklu deniz ürünleri daha ciddi reaksiyonlar oluşturabiliyor” bilgisini veriyor.
Sadece koklamak bile yeterli gelebiliyor!
Bazı besin alerjileri ilerleyen yaşla birlikte kaybolabiliyor. Özellikle süt, yumurta ve buğday alerjisi olan çocukların önemli bir kısmında bu alerjenler gerileme eğiliminde oluyor. Bununla birlikte yer fıstığı, kuruyemiş, balık ve kabuklu deniz ürünleri gibi besinlere karşı olan alerjiler yaşam boyu devam edebiliyor. Besin alerjisi oluşması için her zaman besinin yenmesi gerekmiyor. Bazı durumlarda besinin kokusunu solumak veya deriye temas etmesi de alerjik reaksiyonlara yol açabiliyor.
Alerjisi geçmiştir düşüncesiyle “az miktarda” da olsa asla!
Çocuklarda besin alerjisinde bazı kurallara dikkat etmek ise yaşamsal önem taşıyor. Çocuk Alerjisi Uzmanı Dr. Ezgi Topyıldız, alerjen içeren besinleri “Çocuğumun besin alerjisi artık geçmiştir” düşüncesiyle “az miktarda” da olsa asla denememeniz gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira, alerjen besinler çok küçük miktarlarda bile ciddi reaksiyonlara neden olabiliyor. Besin alerjisi olan çocuklar hekimleri tarafından genellikle 3-6 ay aralıklarla takip ediliyor. Alerjinin zamanla geçtiğine ancak doktor kontrolünde karar verilebiliyor. Diğer taraftan, besinleri diyetten çıkarmak çocuklarda beslenme yetersizliklerine yol açabiliyor. Bu nedenle hekim önerisi olmadan gelişigüzel diyet uygulamaktan da kaçınmak gerekiyor” diyor.
En sık cilt sorunları yaşansa da, dikkat!
Besin alerjisinde ilk belirtiler sıklıkla kızarıklık, kurdeşen, şişlik ve kaşıntı şeklinde cilt bulgularıyla ortaya çıksa da diğer sistem tutulumları da sık görülüyor. Besin alerjisinin belirtileri hafif başlayabiliyor, ancak ilerleyerek ciddi reaksiyonlara dönüşebiliyor. Özellikle dudak, dil ve boğaz şişmesi, nefes darlığı veya bilinç değişikliği gibi belirtiler acil müdahale gerektiriyor. Dr. Ezgi Topyıldız, besin alerjisinin en yaygın belirtilerini şöyle sıralıyor:
Ciltte: Kurdeşen (ürtiker), egzama alevlenmeleri, kaşıntı, kızarıklık, döküntü.
Sindirim sisteminde: Karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal veya kanlı, mukuslu dışkı.
Solunum sisteminde: Burun akıntısı, hapşırık, öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum, boğazda kaşıntı hissi.
Belirtiler günler sonra bile başlayabiliyor!
Besin alerjisi, besinlerin içerdiği proteinlere karşı bağışıklık sistemimizin verdiği anormal yanıt sonucu oluşuyor. IgE aracılı ve non-IgE (IgE dışı) aracılı olmak üzere iki mekanizmayla gelişiyor.
IgE aracılı mekanizma: Bağışıklık sistemi, besin proteinlerini tehdit olarak algılayarak IgE antikorları üretiyor. Besin alerjeni vücuda tekrar girdiğinde, IgE antikorları mast hücrelerinden histamini ve diğer kimyasalları serbest bırakıyor. Bu kimyasallar genellikle dakikalar veya saatler içinde pek çok reaksiyona neden olabiliyor.
Non-IgE aracılı mekanizma: IgE antikorları rol oynamıyor, alerjik reaksiyon bağışıklık sistemindeki T hücreleri gibi farklı hücresel mekanizmalar üzerinden gerçekleşiyor. Alerjik reaksiyonlar daha geç ortaya çıkıyor ve belirtiler besin alerjenine maruz kaldıktan saatler veya günler sonra görülüyor.
TEDAVİDE 5 KRİTİK KURAL!
Besin alerjisinin tedavisinde en temel hedef, çocuğun güvenliğini sağlamak ve yaşam kalitesini artırmak. Çocuk Alerjisi Uzmanı Dr. Ezgi Topyıldız, besin alerjisinin tedavisinde 5 kritik kuralı şöyle özetliyor:
Alerjen besinin diyetten çıkarılması
Alerjiye neden olan besin veya besinler diyetten tamamen çıkarılıyor. Ebeveynlere etiket okuma alışkanlığı kazandırılıyor ve besinlerin gizli kaynakları hakkında bilgi veriliyor. Çocuğa, yaşına uygun şekilde, hangi besinlerden kaçınması gerektiği anlatılıyor.
Beslenme ve takviye planı
Alerjen besinin diyetten çıkarılmasıyla gelişebilecek besin eksikliklerini önlemek amacıyla çocuğa özel beslenme planı oluşturuluyor. Örneğin, süt alerjisi olan çocuklarda kalsiyum ve D vitamini takviyeleri gerekebiliyor.
Acil durum yönetimi
Ciddi reaksiyon riski taşıyan çocuklar için adrenalin oto-enjektörleri reçete ediliyor. Aileler, bakıcılar ve okuldaki yetkililer çocuğun besin alerjisi konusunda bilgilendiriliyor ve acil durumlarda nasıl müdahale edileceği öğretiliyor.
Oral immünoterapi (OIT)
Tercihen 4 yaş üzerinde, besin alerjisi gerilememiş olan çocuklarda, doktor kontrolünde, düşük dozlarla başlanarak, alerjen besinin toleransının artırılması hedefleniyor. Dr. Ezgi Topyıldız, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla alerjen besini “tanımaya” başladığını ve tepkilerini azalttığını belirterek, “Bu yöntemle, özellikle yer fıstığı, süt ve yumurta gibi yaygın alerjenlere karşı kazara maruziyet durumunda oluşabilecek hayati tehlikenin azaltılması sağlanıyor. Yöntem sayesinde çocuk ve ailesinin günlük yaşam kalitesi önemli ölçüde artıyor” diyor.
Düzenli takip
Besin alerjisi zamanla kaybolabildiği için çocuğun düzenli olarak çocuk alerjisi uzmanı tarafından takip edilmesi gerekiyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuklarda Besin Alerjisi 2-3 Kat Arttı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Diz içindeki dört ana bağdan biri olan ön çapraz bağlar, diz ortasında çapraz hareket ederken aynı zamanda dizin stabilitesini koruyarak dönebilmesini sağlıyor. Bu bağların kopmasının aşırı gerilmeye bağlı olarak gerçekleştiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Davud Yasmin, “Bu durum genellikle futbol gibi rekabetçi sporlarda temas veya darbe gibi ters hareketlerin neticesinde meydana gelebiliyor” açıklamasında bulundu.
Ani hareketlerden uzak durulmalı
Bu tür zedelenmelerin koşarken yön değiştirmek için aniden yavaşlamayla da ortaya çıkabildiğini hatırlatan Op. Dr. Davud Yasmin, “Ayak sabit dururken bir darbe veya temas olmasa da ani dönme hareketleri, sıçrama sonrası dize kontrolsüz yüklenme, trafik kazaları, yüksekten düşme veya endüstriyel kazalar sonrasında da ön çapraz bağ kopmaları ortaya çıkabilir” diye konuştu.
Fiziksel aktivite esnasında dizden gelen sese dikkat
Dizde hızla şişme, uyuşma ve boşa basma hissi, şiddetli ağrı, hareket alanı kaybı, yürürken rahatsızlık, fiziksel aktivite esnasında diz içinden ses gelmesi ve aktiviteye devam edilememesi gibi belirtilerin önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Davud Yasmin, “Hastalığın tanısında ortopedi uzmanının yapacağı fiziki muayene çok önemli. Muayenede bazı özel testlerle çapraz bağ yırtığının olup olmadığı anlaşılabilir. Diz çok ağrılı olduğu için yeterli bir muayenenin yapılamadığı durumlarda ise ikinci muayene tanı koydurucudur. Doktor benzer belirtilerle ortaya çıkabilen farklı diz rahatsızlıklarından şüphelenirse görüntüleme yöntemlerinden de faydalanılabilir” dedi.
Tedavi hastanın yaşına göre değişiyor
Ön çapraz bağ yaralanmalarında hastanın yaşının ve aktivite durumunun tedavi seçiminde önemli olduğunun altını çizen Yasmin, “Genç, spor yapan veya aktif yaşam tarzına sahip bireylerde bu rahatsızlığın tedavisi genellikle cerrahidir. İleri yaşta olup yüksek aktivite seviyesinde olmayan, spor yapmayan veya günlük yaşamda dizinde boşluk ve emniyetsizlik gibi yakınmaları olmayan bireylerde cerrahi tedavi yapılmayabilir. Çocuklarda meydana gelen kopmalarda ise, ilerleyen dönemlerde kalıcı diz hasarları oluşmaması için günümüz teknolojisi sayesinde çocuk cerrahileri gerçekleştirilebiliyor” dedi.
Spora dönmek 6 ayı bulabilir
İyileşme süresinin, uygulanan tedaviye göre değişkenlik gösterse de ortalama olarak 3 ay olduğunu paylaşan Yasmin, “Ön çapraz bağ yırtılması yaşayan sporcuların spora tam olarak geri dönebilecekleri kesin bir tarih verilemese de bağların yeniden yapılanması zaman alacağı için ortalama olarak 6 aylık bir süreçten bahsedilebilir” dedi.
Cerrahi sonrası erken dönem fizik tedavi uygulamalarının, rehabilitasyon sürecindeki en önemli aşamalardan biri olduğunu vurgulayan Op. Dr. Davud Yasmin, “Bu sürecin doğru ve etkili şekilde yönetilmesi ameliyatın kendisi kadar önemli. Ayrıca erken dönemde koltuk değneği kullanılması ya da buz ve bacağa elevasyon yapılması tedaviyi ciddi şekilde destekler” açıklamasında bulundu.
Tedavi edilen bağlar yeniden kopabilir
Ön çapraz bağ yırtılması yaşayan kişinin her zaman tekrar yaralanma riskinin bulunduğunu hatırlatan Op. Dr. Davud Yasmin, “Egzersizlerin ihmal edilmeden yapılarak bacak kaslarının kuvvetlendirilmesi, spor öncesi mutlaka esneme ve ısınma hareketlerinin yapılması ve özellikle düşmeye yönelik teknikler geliştirilmesi yeniden yaralanmaları engellemede faydalıdır” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ön çapraz bağ kopma riski kadınlarda 4 kat daha fazla yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Ergenlik çocukluktan erişkinliğe geçiş süreci olarak tanımlanıyor. Bu dönemde; üreme yeteneği kazanılıyor, ikincil cinsiyet özellikleri denilen meme gelişimi, sakal çıkması gibi cinsiyete özgü değişimler yaşanıyor. Ayrıca boy uzuyor ve nihai boya ulaşılmış oluyor. Normal ergenlik süreci kızlarda 8-13, erkeklerde ise 9-14 yaş arasında görülüyor. Bu yaşlarda kızlarda meme, erkeklerde ise testis boyutları artıyor ve hacmi büyüyor. Ergenliğin ne zaman normal, ne zaman erken ergenlik olacağının belirtilerini Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Bahar Özcabı şöyle anlatıyor: “Ergenlik süreci kızlarda meme gelişimi ile 8-13 yaş, erkeklerde ise testis boyutlarının artması ve hacmin 4 ml’nin üzerine çıkması ile 9-14 yaş arasında başlar. Kız çocuklarında meme gelişiminin 8 yaşından önce başlaması ‘erken ergenlik’, 8-9 yaş arasında başlaması ise ‘erkence ergenlik’ olarak tanımlanır. Erkek çocuklarında ise 9 yaşından önce testis boyutlarının artarak 4 ml’nin üzerine çıkması ‘erken ergenlik’ olarak kabul edilir”
Erken Ergenlik: Gerçek mi, yalancı ergenlik mi?
Erken ergenlik de iki farklı biçimde kendini belli ediyor. Yalancı ve gerçek ergenlik olarak ikiye ayrılan bu durumun nedenleri de farklı. Yalancı erken ergenlik; cinsiyet hormonlarının miktar ya da etkisinin artmasına bağlı gelişiyor. Gerçek erken ergenlik ise yönetici merkezler olan hipotalamus ve hipofiz bezlerindeki hormonların salınımının artması, bu hormonların erkeklerde ve kızlarda üreme organlarını uyararak cinsiyet hormonlarının (kızlarda östrojen, erkeklerde testosteron) artışına neden olmasıyla ortaya çıkıyor.
Erken ergenlik kızlarda ve erkeklerde değişiyor!
Gerçek erken ergenlik kız çocuklarında erkeklere göre yaklaşık 10 kat daha sık görülüyor. Kızlarda daha sık görülmesinin nedeni tam olarak bilinmese de genetik ve çevresel etmenlere bağlanıyor, çoğunlukla altta yatan organik bir neden bulunmuyor. Doç. Dr. Bahar Özcabı “Nedenlere baktığımızda çocuğun ailesinde benzer öykünün varlığı büyük önem taşır. Daha nadir olarak altta yatan ek tıbbi bir durum saptanabilir. Erkek çocuklarında gerçek erken ergenlik nedenine biraz daha şüpheyle yaklaşmak ve detaylı incelemek gerekir. Bazı genetik sendromlarda, hematolojik ve onkolojik tedavi gibi bazı özel durumlarda erken ergenlik daha sık görülebilir. Anne babalar şunları bilmeliler; kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik bulgularının ya da tüylenmenin başlanması durumunda aileler hekime başvurmalılar” diyor.
Bu belirtilere dikkat!
Ergenlikte, meme ve testis gelişiminin yanı sıra kilo alımı, vücut yağ dağılımında değişim ve boy uzamasında hızlanma görülebiliyor. Tüylenme, çoğunlukla böbreküstü bezlerinden salınan hormonların etkisi ile gelişiyor. Ancak farklı nedenlerle de tüylenme olabileceği için uzmanların değerlendirmeleri gerekiyor. Adetin başlaması kızlarda 10-16 yaşları arasında normal sayılırken erken ergenlikte daha erken yaşta başlayabiliyor. Erkeklerde ise testis boyutlarında artış yanında kas dokusunda artış, ses kalınlaşması ve sakal gelişimi gibi normalde daha ileri ergenlik aşamalarında görülen belirtiler daha erken görülebiliyor. Bu dönemde psikolojik farklılıklar da yaşanabiliyor; sinirlilik, içe kapanma, vücuttaki değişikliklere tepki, ruh halinde dalgalanma ve duygusal davranma gibi değişimler de oluşabiliyor. Ancak bu değişimlerin büyük kısmı ergenliğin ileri aşamalarında hafifliyor ve kayboluyor.
Obeziteden mavi ışık maruziyetine…
Obezite, erken ergenliğe yol açan en önemli sebeplerden biri. Bu nedenle çocuğun sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve egzersiz yapması çok önemli bir hale geliyor. Ayrıca pestisitler, plastik içinde bulunabilen bisfenol A gibi ‘endokrin bozucu maddeler’ de erken ergenliğin ortaya çıkmasında etki gösteriyor. Lavanta ve soya, iyi bilinen östrojen benzeri bitkilerin kullanılması, çocuklarda meme büyümesine neden olabiliyor. Propolis ve keçiboynuzunun da hormonlar üzerinde etkili olabileceği ve ergenlik sürecini olumsuz etkileyebileceği düşünülüyor. Tablet ve bilgisayar gibi mavi ışık yayan teknolojilerle uzun zaman geçirmenin de hormonları yine olumsuz etkileyerek erken ergenlikte rol oynadığı biliniyor.
Erken ergenlik yeni sorunlara davetiye çıkarıyor
Erken ergenlik çocuklarda hem fiziksel hem psikolojik olarak yeni sorunlara yol açabiliyor. Yaşıtlarından daha gelişkin görünmek psikososyal sorunlara yol açabiliyor, özellikle kızların erken adet ile baş etmeleri zor olabiliyor. Kemiklerdeki büyüme noktaları yaşıtlarına göre daha önce kapanabiliyor ve bu durum boyunun kısa kalmasına neden olabiliyor. Ama dikkat! Bu durum her çocukta görülmüyor.
Düzenli takip çok önemli!
Erken ergenlik saptanan her çocuğun mutlaka tedavi olması gerekmiyor. Tedavi kararı; erken ergenliğin başlangıç yaşı, klinik bulgular ve bulguların seyri, çocuğun öngörülen boyunun hedef boyun altında kalması, kızlarda adetin öne kayması gibi etmenlere bağlı olarak veriliyor. Doç. Dr. Bahar Özcabı, erken ergenliğe giren çocukların çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından düzenli olarak takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını belirterek, “Tedavide kullanılan ilaçlar ise (GnRH analogları) ayda bir kez ya da 3 aylık enjeksiyonlar halinde uygulanmaktadır ve etkileri sadece kullanıldıkları süre içinde geçerlidir. Çocuk ergenlik için uygun yaşa geldiğinde, örneğin kızlar 11, erkekler 12 yaşında olduklarında enjeksiyonların kesilmesiyle beraber gelişim kaldığı yerden devam edecektir. Özel durumlarda ek bazı ilaçlar da kullanılmaktadır” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Erken ergenlik kızlarda 10 kat fazla görülüyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Akciğer kanseri tüm dünyada en sık görülen kanser türlerinin başında geliyor. Kanser gelişim hızının karşılaşılan kanserojen miktarı ile ilişkili olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Bu nedenle biz akciğer kanseri ve sigara ilişkisinden bahsederken süre olarak paket-yıl kavramını kullanırız. Bir yıl boyunca günde bir paket sigara içmek, 1 paket-yıl olarak adlandırılırken; bir yıl boyunca günde 3 paket içmek, 3 paket-yıl olarak adlandırılıyor. 20 paket-yıl sigara içenlerin akciğer kanser riskinin yüksek olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden bu kişilerin özellikle 50-80 yaş aralığında yıllık olarak düşük dozda akciğer tomografi çektirmesi uygun olabilir” dedi.
Sigara içen bireylerin büyük tehlike altında olduğunun altını çizen Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Sigara kullanımının olduğu alanlarda bulunan bireylerin yani pasif içicilerin de tehlike altında olduğu unutulmamalı. Sigaraya ek olarak diğer tütün ürünlerinden ve radyasyon, kanserojen gibi kimyasallardan da uzak durmak hastalığın oluşum ihtimalini azaltıyor. Bunun yanında kilo kontrolü, düzenli fiziksel aktivite, dengeli ve sağlıklı beslenme de önemli” açıklamasında bulundu.
Sigara içen bireylerde belirtiler kolay fark edilmeyebilir
Akciğer kanserinin erken evrelerde sıklıkla solunum yakınmaları ile kendini gösterebildiğini paylaşan Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Öksürük, göğüs ağrısı, nefes darlığı, solunum esnasında ses çıkması, balgam ve kanlı balgam önde gelen yakınmalardır. Bu belirtilerle sigara içen bireylerde de sık karşılaşıldığı için dikkat çekmeyebilir ya da göz ardı edilebilir bu sebeple de kanser fark ettirmeden ilerler” şeklinde konuştu. Hastalığın evresi ilerlediğinde yorgunluk, kilo kaybı ve metastazlara bağlı problemler gelişebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Örnek verilecek olursa; kemik metastazında kemik ağrısı, karaciğer metastazında sarılık, beyin metastazında baş ağrısı veya bilinç problemleri gibi sorunlar yaşanabilir” dedi.
Sigara içenler şikâyeti olmasa da düzenli kontrolünü yaptırmalı
Akciğer kanseri tanısında ve evrelemesinde görüntülemenin önemli olduğunu vurgulayan Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Göğüs tomografisi ve PET, akciğerdeki tümörün görünümünü ve yaygınlığını ortaya koymak için en sık başvurulan testlerdir. Bu görüntüler kanser şüphesine işaret ediyorsa patolojik inceleme yapılarak kesin tanı konur. Bunun için biyopsi ya bronkoskopi yani göğüs hastalıkları uzmanlarınca yapılan hava yollarının tüp ile görüntülenmesi yöntemi tercih edilebilir. Bunun yanında yakınması olmayanlar da kontrollerini aksatmamalı” açıklamasında bulundu.
Tedavi, hastalığın yayılım oranına bağlı olarak değişiklik gösteriyor
Hastalığın tedavisinin, vücuttaki yaygınlığına bağlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Kanserin sistemik tedavisi yani kemoterapi, immunoterapi ve hedefe yönelik tedaviler hastalığın her aşamasında kullanılabilir. Erken evrelerde lokal tedaviler, cerrahi veya radyoterapi de kullanım alanı bulabilir” diye konuştu.
Hedefe yönelik ilaçlarla kronik bir hastalık gibi tedavi edilebilecek
Akciğer kanserinden tamamen kurtulma şansının var olduğunu, özellikle erken evrelerde gerekli lokal tedavilerin kullanımının sistemik tedavilerle desteklendiği durumlarda akciğer kanserinden tamamen kurtulmanın imkânsız olmadığını söyleyen Prof. Dr. Bülent Karagöz, “Yakın bir gelecekte ileri evrelerde bile bazı akciğer kanseri türlerinde kullanılan hedefe yönelik ilaçlarla akciğer kanseri kronik bir hastalık gibi tedavi edilecek” şeklinde konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sigara akciğer kanseri riskini 30 kat artırıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>