?>
?>
İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı, İmplantoloji Uzmanı Prof. Dr. Tosun Tosun, diş eksikliklerinin giderilmesinde implant uygulamalarının ağız ve diş sağlığının korunmasında etkili olduğunu belirterek yaşam kalitesini yükselttiğini söyledi.
Eksik dişler yerine sabit diş yapmak için uygulanan yapay kök olan ‘implant’ uygulamalarında son yıllarda pek çok yeniliğin ortaya çıktığını belirten Tosun, 60 yıllık bilimsel geçmişe sahip olan implant uygulamaları sayesinde her türlü diş eksikliğinin giderildiğini kaydetti.
Yeni teknolojiler sayesinde çekilen dişler yerine aynı seansta implant uygulamasının mümkün olabildiğini belirten Tosun, “Günümüzde diş çekimlerinden sonra implant uygulanması için her vakada beklenilmesi gerekmemektedir. Bazı vakalarda erken implantasyon adı verilen protokol ile çekilen dişlerdeki enfeksiyon-hasar durumuna göre öncelikle yumuşak doku iyileşmesi için birkaç hafta beklenerek yara yerleri kapandıktan sonra implant uygulaması tercih edilebilir” dedi.
Hemen implantasyon diş çekilir çekilmez uygulanıyor
Diğer bir yöntem olan ‘Hemen implantasyon’ isimli uygulamaya değinen Tosun, “Hemen implantasyonda diş çekilir çekilmez çekim boşluğu lazer ile dezenfekte edilir ve implant uygulanır. Çekim boşluğunda genellikle diş çekimine sebep olan mikroplar bulunurlar, dolayısı ile bu boşluğu mikroplardan arındırmadan implant uygulamak başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Oysa lazer gibi mikropları bertaraf etmek gücü yüksek olan ışık kaynağı kullanıldığında doku tamamen mikroptan arındırılır ve güvenle implant yerleştirilebilir” dedi.
Çene kemik hacmi korunuyor
Hemen implantasyonun genel sağlığı elverişli tüm bireylerde trafik kazası, çarpma gibi ani gelişen durumlarda veya ağrı-enfeksiyon sonucu planlı olarak diş çekimine karar verilen durumlarda uygulanabildiğini belirten Tosun, “Hemen implantasyon uygulamasının avantajı, mevcut çene kemik hacmini korumaktır. Zira çekim sonrası implant uygulanmayan çene kemikleri hacmen küçülmeye ve daralmaya başlarlar. Uygulamanın diğer avantajı, çekim ile birlikte implant tedavisi başladığından dişsizlik süresinin kısalması ve hasta konforunun artacak olmasıdır” dedi.
Hemen implantasyon uygulamasında bunlara dikkat!
Prof. Dr. Tosun Tosun, hemen implantasyonun genel vücut sağlığı cerrahi uygulamaya uygun olmayan bireylerde ve çekim bölgesini mikroptan arındıran lazer teknolojisi bulunmayan kliniklerde uygulanmaması gerektiğini vurguladı. Tosun, “Hemen implantasyonda çekim bölgesinin lazer ile dikkatlice mikroplardan arındırılmasına, üç boyutlu tomografi çekilerek kemik hacminin hesaplanmasına önem verilmelidir” dedi.
Geciktirilmiş implantasyon uygulaması hakkında da bilgi veren Tosun, “Çekim sonrası hasarın büyük olduğu bazı vakalarda ise kemik boşluklarının tekrar kemikle dolması beklenildikten sonra implant uygulamasına geçilir. Diş eksikliklerini gidermenin en iyi yöntemi implant tedavisidir ancak diş çekiminden sonra bölge uzun yıllar dişsiz bırakılırsa kemik hacimlerinde daralma olur” uyarısında bulundu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
“Hemen implantasyon” uygulaması ile çene kemik hacmi korunuyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Zigomatik implant ve dental implant arasındaki en temel farkın boyut olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, “Zigomatik implant daha teknik hassasiyet gösterilmesi gereken bir cerrahidir genel anestezi altında gerçekleştirilir.” dedi.
Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, zigomatik implant hakkında bilgi verdi.
Zigomatik implant nedir?
Zigomatik implantın kemik desteğini zigomatik kemikten alan implant olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, “Zigomatik kemik halk arasında elmacık kemiği olarak bilinen üst çenemizin daha üst bölgesinde bulunan kemiktir. Maalesef bazen üst çenelerde kemik yetersizliğinden dolayı dental implant uygulanamaz.” dedi.
Özellikle kemik desteğinin ileri düzeylerde yetersiz olduğu durumlarda zigomatik implantların iyi bir çözüm yolu olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem bu implantların yerleştirildikten sonra aynı dental implantlar gibi işlev gördüğünü söyledi.
Dental implanta kıyasla zigomatik implant daha uzun…
Zigomatik implant ve dental implant arasındaki en temel farkın boyut olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, şunları söyledi:
“Normalde de bilindiği gibi dişler çekildikten sonra dental implant uygulaması yapılır. Fakat dental implantın uygulanabilmesi için yeterli bir kemik volümü ve kemik hacmi gerekir. Üst çenemizde kemik yetersizliği olduğu durumda farklı bir kemiğe implant uygulanır. Zigomatik implant daha üstteki bir kemiğe yerleştirildiği için daha uzun bir implant olarak düşünülebilir. Daha teknik hassasiyet gösterilmesi gereken bir cerrahidir.”
“Zigomatik implant cerrahisi genel anestezi altında gerçekleştirilir”
Zigomatik implant cerrahisinde korkulması gereken bir durum olmadığına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, sözlerini şöyle tamamladı:
“Zigomatik implant cerrahisi genel anestezi altında gerçekleştirilir. Fakat bazen derin sedasyon da tercih edilebilir. Cerrahi sonrasında hastalar uyandıktan sonra herhangi bir acı, ağrı hissetmezler. Yazılan reçeteler uygulanan ilaçlar sayesinde rahat bir süreç geçirebilirler.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Üst çenedeki kemik yetersizliklerinde zigomatik implant çözüm olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>En sık görülen belirtilerine dikkat!
Omurgada oluşan kemik metastazları çoğunlukla 40 yaş sonrasında görülüyor ve kanserin ilerlemiş olduğunu gösteriyor. Kanserlerin tamamının metastaz yapma ihtimali olsa da en sık meme, prostat, akciğer, böbrek ve tiroit kanserleri omurgaya metastaz yapıyor. Bunun nedeni ise bu kanser tiplerinin toplumda daha yaygın görülmeleri ve yaşam süresinin uzun olması. Omurga metastazı sıklıkla kanser tedavisi sürecinde olan hastanın şikayeti olmaksızın yapılan rutin taramada veya bazı yakınmalarıyla hekime başvurduğunda teşhis ediliyor. Omurga metastazlarının en sık görülen ve ilk belirtisi boyun, sırt ya da bel ağrısı oluyor. Ağrının istirahatte bile dinmemesi ve zamanla şiddetinin artması tipik belirtilerini oluşturuyor. Prof. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, hastanın ilerleyen dönemlerde geceleri ağrı nedeniyle uykudan uyanabildiğini ve standart ağrı kesicilerden yeterli fayda görmeyebildiğini belirterek, “Omurga kemiğine metastaz hastalarında omurilik ya da sinir kökü basısına bağlı olarak kol ya da bacaklarda uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük de ortaya çıkabiliyor. Hasta yürümekte zorluk çekebiliyor. Sinir hasarına bağlı olarak bağırsak ve idrar fonksiyonlarında bozulma gelişebiliyor” diyor. Omurga kemiği metastazı başta yıpranmış omurga hastalıkları (fıtık, dar kanal vs) olmak üzere ağrıya ve sinir basısı bulgularına neden olan birçok omurga problemi ve osteoporoz (kemik erimesi) ile karışabiliyor. Bunun asıl sebebi hastalarda ortak şikayete neden olmaları. Prof. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, bu nedenle özellikle kanser hastalarında ayrıntılı tanı yöntemlerine başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor.
Erken tanı yaşamsal öneme sahip!
Hastaların nadir olarak da metastazın kemiği zayıflatmasının yol açtığı omurga kırığıyla hekime başvurduklarına işaret eden Prof. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, “Özellikle gecikmiş vakalarda, omurga kemiğindeki kırık nedeniyle ciddi çökmeye bağlı oluşan kemik parçalarının ya da ilerleyen tümörün omurilik basısı durumunda felç gibi ciddi tablolar gelişebiliyor. Omurgadaki kemik metastazına bağlı kırık gelişimi hastanın beklenen yaşam süresini ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkileyeceği için erken tanı ve tedavi yaşamsal önem taşıyor. Kırık gelişmeden yapılacak müdahale ameliyat riskini azaltacağı gibi hastanın gündelik yaşama dönüşünü hızlandırıyor ve ek cerrahi gereksinimini azaltıyor” diyor.
Tedavide çok önemli gelişmeler yaşanıyor
Omurga kemiği metastazlı kanserlerin tedavisinde temel amaçlar; ağrıyı azaltmak, kırık gelişimini engellemek ve hastanın fonksiyonu ile yaşam kalitesini iyileştirmek. Kanserin tipi, yaygınlığı, kemik yıkımının boyutu, tümörün radyoterapi ve kemoterapiye yanıtı, hastanın genel durumu ve beklenen yaşam süresi tedaviye karar vermede ana etmenleri oluşturuyor. Radyoterapi yöntemi çoğu omurga kemiği metastazı için ilk tedavi seçeneği oluyor ve ameliyat sonrasında tümörün tekrarlama riskini düşürmek için de rutin olarak uygulanıyor. Cerrahi tedaviye özellikle ve sıklıkla kırık riski ya da varlığında, omurilik veya sinir kökü basısında başvuruluyor. Ayrıca radyoterapiye ve medikal tedaviye rağmen ağrının kontrol altına alınamaması ve tümörün tekrarlaması durumunda da tercih ediliyor. Hastanın ve omurga metastazının durumuna göre kapalı yöntemler uygulanabileceği gibi açık yöntemlere de başvurulabiliyor. Prof. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, son yıllarda tıp dünyasında ve teknolojide atılan dev adımlar sayesinde kemik metastazlarının tedavisinde çok önemli yenilikler yaşandığını belirterek, “Omurga kemiği metastazlarının tedavisinde yeni gelişmeler; görüntüleme eşliğinde (tomografi, seyyar röntgen) kapalı uygulanan yakma (radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon) ve dondurma (krioablasyon) işlemleridir. Bu yöntemler özellikle radyoterapiye dirençli ya da tekrarlamış (nüks) metastaz varlığında uygulanıyor ve bu hastalarda etkin sonuç alınabilmesi en önemli avantajlarını oluşturuyor. Omurga kemiğindeki tümörün tedavi edilmiş olması hastaların sadece yaşam kalitelerini artırmıyor, ayrıca özellikle tek bir yerde omurga metastazı olan hastalarda beklenen yaşam süresini de uzatıyor. Bu tedavi yöntemlerindeki en kritik nokta ise uygun hasta seçimi ve deneyimli ellerde yapılan titiz uygulamadır’’ diyor
Tümör yüksek ısıda yakılabiliyor!
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, günümüzde omurga kemiği metastazlarında bu uygulamalardan en sık radyofrekans ablasyon ile yakma yönteminin tercih edildiğini belirterek, “Radyofrekans ablasyon, tümör odağının görüntüleme eşliğinde, yüksek ısıda ve kapalı olarak yakılması işlemidir. Yöntem özellikle genel durumu çok iyi olmayan ve açık cerrahiyi tolere edemeyecek hastalarda yaşamsal önem taşıyor. Düşük riskli ve hızlı sonuç alınabilen etkin yöntem olarak kabul ediliyor” diyor. Seçilmiş hastalarda radyofrekans ablasyon ile tümörü yaktıktan sonra aynı giriş yerinden çimentolama yönteminin de güvenle uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, sözlerine şöyle devam ediyor: “Omurga kemiğine metastaz varlığında en sık uygulanan ve lokal anestezi altında gerçekleştirilen kapalı çimentolama (vertebroplasti) yönteminde özellikle ağrıda hızlı ve etkili azalma elde edilebiliyor. Hastaların aynı gün taburcu olabildiği bu yöntemde zayıflayan ve çöken omurga güçlendirilerek daha fazla hasarlanması önleniyor. Böylelikle hasta gündelik yaşamına güvenle geri dönebiliyor” Radyofekans ablasyon ve vertebroplasti kapalı işlemler olduğu için hastalar bir gün sonra kemoterapi ya da radyoterapi tedavisine başlayabiliyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Omurga Kemik Metastazında Yeni Gelişmeler Hayat Kurtarıyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Toluy Özgümüş, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada lösemiye ilişkin değerlendirmede bulundu.
Lösemi, kan kanseri olarak tanımlanabilir
Halk arasında lösemi denilince tıbben kast edilenin genellikle akut lösemiler olduğunu belirten Özgümüş, “Lösemiler en basit tanımla kan kanseri olarak tanımlanabilir. Lösemi, kan üreten organ olan kemik iliğinde normal kan üretiminin durması ve kanserli hücrelerin aşırı miktarda üretilmesi sonucu ortaya çıkar” dedi.
Lösemide bu belirtilere dikkat!
Akut lösemilerde en önemli bulguların enfeksiyonlar ve kanama olduğunu belirten Özgümüş, belirtileri şöyle sıraladı:
Ateş ve Sık Enfeksiyonlar: Lösemi hastalarında bağışıklık sistemi zayıflar, bu nedenle sık sık ateşlenme, iyileşmeyen ve sık tekrarlayan enfeksiyonlar hastalığın en sık bulgusudur.
Kanama Eğilimi: Burun kanamaları, diş eti kanamaları ve ciltte kolay morarma gibi kanama bulguları sıkça yaşanır.
Yorgunluk ve Zayıflık: Sürekli yorgunluk hissi, genel bir zayıflık yaratabilir.
Kilo Kaybı: Belirgin bir neden olmaksızın kilo kaybı yaşanabilir. Bu kilo kaybının vücut ağırlığının yüzde 10’undan fazla olması lösemi gibi ciddi bir hastalık belirtisi olabileceğini düşündürür.
Kemik ve Eklem Ağrıları: Özellikle uzun kemiklerde ve eklemlerde ağrı görülebilir.
Lenf Bezlerinde Şişlik: Boyun, koltuk altı veya kasıkta lenf bezlerinin şişmesi çocuklarda daha sık görülen lösemi çeşidi olan Akut Lenfoblastik Lösemide (ALL) gözlemlenebilir.
Hiçbir belirtinin lösemi hastalığı için spesifik olmadığını belirten Özgümüş, “Özellikle çocuklarda bu belirtiler ciddi bir hastalık olmadan da görülebilir. Kesin tanı için sakin kalarak bir sağlık profesyoneline başvurmak önemlidir” dedi.
Löseminin nedenleri nelerdir?
Löseminin kesin nedenlerinin tam olarak bilinmediğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Toluy Özgümüş ancak bazı faktörlerin lösemi gelişim riskini artırdığının bilindiğini kaydederek bunları genetik faktörler, çevresel etkenler ve bağışıklık sistemi olarak sıraladı.
Genetik Faktörler: Akut lösemilerde ailesel geçiş çok nadir bir bulgu olsa da ailede kanser öyküsü hastalık gelişim riskini artırabilir. Ayrıca Down Sendromu gibi genetik bozukluklar, akut lösemi gelişim riskini artırır.
Çevresel Etkenler: Radyasyona maruz kalma, bazı kimyasallar (örneğin benzen) ve toksik maddeler risk oluşturabilir.
Bağışıklık Sistemi: Kalıtsal veya edinsel sebeplerle bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde lösemi gelişim riski artmaktadır.
ALL çocukluk döneminde görülüyor
Löseminin görülme yaşına ilişkin olarak da bilgi veren Özgümüş, akut lösemilerin iki çeşidi bulunduğunu belirterek “Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) çocukluk çağında daha sık görülür. ALL hastalarının yaklaşık yarısı 18 yaş altı çocuklardır. Diğer akut lösemi çeşidi olan Akut Myeloid Löseminin (AML) görülme sıklığı yaş ile artar, en sık görüldüğü yaş gurubu 65 yaş üzeridir. Bununla birlikte 50 yaş üzeri erişkinlerde en sık görülen lösemiler kronik lösemilerdir” dedi.
Risk faktörlerinden kaçınılmalı
Löseminin tam olarak önlenebilir bir hastalık olmadığını, ancak bazı risk faktörlerini azaltarak riski düşürmenin mümkün olduğunu kaydeden Özgümüş, “Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve uyku, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, radyasyon ve kimyasallardan korunmak lösemi riskini azaltabilir. Ayrıca ailede lösemi riskini artırdığı bilinen kalıtsal hastalıkları olan bireylerin çocuk sahibi olmadan önce genetik danışmanlık alması lösemi riskini en aza indirecektir” dedi.
Günlük pişirilmiş gıdalar tüketilmeli
Lösemi tedavisi sürecinde beslenme ve hijyen konularında dikkat edilmesi gerekenlere de işaret eden Özgümüş, pek çok tedavide olduğu gibi lösemi tedavisinde de doktor talimatlarına uymanın ve düzenli kontrolleri aksatmamanın önemini vurguladı. Lösemi tedavisinde özellikle beslenme ve hijyenin hayati öneme sahip olduğunu belirten Özgümüş, şunları söyledi:
“Bu kurallara uyulmaması hayatı tehdit edebilecek enfeksiyonların gelişimine yol açabilir. Beslenme için yeterli protein, vitamin ve mineral içeren dengeli bir diyet önemlidir. Ancak nötropenik diyet olarak adlandırılan kurallara uymak hayati öneme sahiptir. Gıdaların hepsi temiz, taze ve iyi pişmiş olmalıdır. Meyve ve sebze de dahil çiğ gıdalardan kaçınılmalıdır. Bazı çiğ gıdalar sadece belli özel kurallara uyarak (kalın kabuklu meyvelerin kabuklarının soyularak tüketilmesi gibi) tüketilebilir. Sadece evde pişirilmiş veya hastanede nötropeni kurallarına uyarak pişirilmiş gıdaların tüketilmesi önerilir. Gıda malzemelerinin seçiminde doğal olan değil, mikroplardan arındırılmış gıdalar yani paketli, süt ürünleri için pastörize ürünler tercih edilmelidir. Lösemi hastalarının tüketeceği tüm gıdalar günlük pişirilmiş veya paketi günlük açılmış olmalıdır, buzdolabında saklansa bile bekleyen hiçbir gıda ürünü tüketilmemelidir. Bu sebeple küçük paketler ve küçük porsiyon şeklinde yemek hazırlanması tercih edilmelidir.
Kişisel hijyene dikkat edilmeli
Lösemi hastaları için kişisel hijyen ve ortam hijyeni de hayati öneme sahiptir. El hijyeni, ağız hijyenine çok dikkat edilmesi, en az gün aşırı duş alınması, kalabalık ortamlardan kaçınılması, hastanın bulunduğu ortamın kir, toz ve küften arındırılmış olması çok önemlidir. Bunlar haricinde vücudu zorlamadan hafif egzersiz ve morali yüksek tutmak için psikolojik destek de lösemi tedavisinin önemli parçalarıdır.”
Nüks riskine karşı sağlıklı yaşam tarzı benimsenmeli
Löseminin tedavi sonrasında tekrar edebileceğini kaydeden Özgümüş, “Bu durum hastalık nüksü olarak tanımlanır. Nüks riski, hastalığın tipi, tedavi süreci ve bireyin genel sağlık durumu gibi faktörlere bağlıdır. Bu riski en aza indirmek için düzenli doktor kontrollerine devam ederek önerilere uymak ve genel olarak sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek (beslenme, egzersiz, uykuya dikkat etmek) önerilmektedir” diye konuştu.
Kemik iliği bağışçısı olmak önemli
Lösemi hastalarında yüksek risk kabul edilen durumlar varlığında allojenik kemik iliği naklinin, çoğu hasta için tek hayat kurtarıcı tedavi olduğunu belirten Özgümüş, kemik iliği bağışçısı olmanın önemini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Çocukluk çağında yüzde 20- yüzde 30 arası oranlarda kemik iliği nakli gerekebilmektedir. Bu oran erişkin hastalarda çok daha yüksektir. Bu işlem, hastanın hastalıklı kemik iliğinin sağlıklı bir donörün kemik iliğiyle değiştirilmesini içerir. Donör, bir aile üyesi ya da uyumlu bir bağışçı olabilir. Uygun bir bağışçı bulunamadığında hayat kurtarıcı bu işlemin yapılması mümkün olmamaktadır. Çoğu hasta için bu tedavinin yerini tutabilecek alternatif bir tedavi bulunmamaktadır. Ülkemizde artık Kızılay aracılığı ile kemik iliği bağışçısı olunabilmektedir. Buna alternatif olarak İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi bünyesinde kemik iliği bankaları bulunmaktadır. Kemik iliği bağışçısı olmanın genç sağlıklı bireylerde sağlığa herhangi bir zararı bulunmamakta, alınan kemik iliği hücreleri vücut tarafından 1 hafta ile 1 ay arasında tamamen yenilenmektedir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Lösemide kemik iliği nakli hayat kurtarıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, 20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü nedeniyle kemik sağlığı ile ilgili kadınlara tavsiyelerde bulundu.
Osteoporoz yaşam süresinin uzamasıyla birlikte daha sık görülüyor
Osteoporozun, sedanter yaşam tarzı, kötü beslenme alışkanlıkları ve yaşam süresinin uzamasıyla birlikte daha sık görüldüğüne dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Erkek ve kadınlarda osteoporoz oluşma riski vardır, fakat ileri yaş kadınlarda hormon değişikleri sonucu daha şiddetli olarak karşımıza çıkıyor. Uzun süreli steroid kullanımı, diyaliz ve organ nakli geçmişi olan immünsüpresif insanlarda (bağışıklık sisteminin aktivasyonu veya etkinliği azalan) daha genç yaşta osteoporoz görülebilir. Kemik yoğunluğu azaldıkça, vücudumuzu taşıyan kemiklerin ve özellikle omurga, kalça ve diz eklemlerindeki yükler artar. Şiddetli sırt, bel ve kalça ağrıları, yürüme mesafesinde azalma ve basit travmalar sonucu bile kemik kırıkları ortaya çıkabilir. Bu nedenle kemik sağlığımızı korumak için erkenden yol almamız gerekecektir.” dedi.
Çocukluk çağından itibaren kalsiyum ve magnezyumdan zengin beslenmek önemli
Her insanın yaşlandıkça kemik yoğunluğunun azaldığını ve osteoporoza aday olduğunu ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Çocukluk çağından itibaren kalsiyum ve magnezyumdan zengin beslenerek (ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, domates, patates, süt ve süt ürünleri) depolarımızı arttırabiliriz. Düzenli egzersizler ile kilo alımına dikkat ederek kemiklerimize binecek yükü azaltıp, kas sistemimizi güçlendirebiliriz. Vitamin D eksikliği de osteoporoza zemin hazırladığı ispatlanmıştır. Bu nedenle olabildikçe dışarda temiz havada vakit geçirmemiz ve güneş ışığından faydalanmamız gerekecektir. Ofis çalışanları gibi günün çoğunu kapalı alanda geçiren insanlar için D vitamini içeren gıda takviyesi kullanabilirler.” şeklinde konuştu.
65 yaş üstü kadınlar yıllık kemik dansitometrisi ölçümü yaptırmalı
Osteoporoz tanısı alan kişilerin mutlaka omurga cerrahisi ve endokrinoloji hekimlerine muayene olması gerektiğine de işaret eden Op. Dr. İdris Avcı, “Osteoporoz araştırma ve önleme topluluğu, 65 yaş üstü kadınların yıllık kemik dansitometrisi ölçümü yaptırmalarını öneriyor. Diyabeti olan, uzun süreli steroid kullanan ve immünsüpresif insanlar için endokrinoloji ve omurga cerrahisinin belirlediği risk oranına göre daha erken yaşlarda kemik ölçüm taramaları öneriliyor. Erkeklerde ise o kadar keskin veriler bulunmuyor ve rutin olarak kemik dansitometri ölçümü yapılması sadece özellikli durumlarda tavsiye ediliyor” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Dimdik ayakta kalmak için kemik sağlığına dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>