?>
?>
Nilüfer Belediyesi bünyesindeki kreşlerde yetişen miniklere, suyun bilinçli tüketimi ve tasarrufu konusunda, eğlenceli bir farkındalık eğitimi verildi.
Nilüfer Belediyesi “Dünya Su Günü” nedeniyle, iklim değişikliği ve su kaynaklarının öneminin her geçen gün arttığı dünyaya dikkat çekmek amacıyla geleceğin yetişkinlerine, farkındalık eğitimi düzenledi. Ferhat Bakgör Kreş ve Gündüz Bakımevi, Burak Berk Kreş ve Gündüz Bakımevi, Çamlıca Kreşi ve Gündüz Bakımevi’nde yaşları 4 ile 6 arasındaki yaklaşık 200 miniğe, suyun önemi anlatıldı.
Nilüfer Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü’nden biyolog Melahat Kaynak ve çevre mühendisi Ufuk Ekinci, çocuklara su kaynaklarını koruma, bilinçli su tüketimi ve su tasarrufu alışkanlığı kazanmaları konusunda bir sunum gerçekleştirdiler. Biyolog Melahat Kaynak “Küçük Yağmur Damlası” kitabından kesitler okuyarak, çocuklara günlük hayatta su tasarrufu konusunda pratik bilgiler de sundu.
Etkinlik sonunda çocuklara, su tasarrufu aparatları da hediye edildi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Miniklere bilinçli su kullanımı aşılanıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Özellikle ani başlayan ve ağrı kesiciye rağmen geçmeyen ağrı ya da güç kaybı gibi şikayetlerin varlığında zaman kaybetmeden sağlık merkezine başvurulması gerektiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Zorlu, “Travma veya kazalar sonrası meydana gelen hasarlar, bilgisayar kullanımı veya spor gibi tekrarlayan hareketler, kasların veya eklemlerin aşırı zorlanması, obezite, yaşlanma ve diyabet gibi hastalıklar sinir sıkışmalarının en sık rastlanan nedenleri arasındadır” dedi.
Cerrahi, tedavi seçenekleri arasında
Sinir sıkışması tanısında; doktor değerlendirmesi, sinir iletim testleri ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanılabildiğini paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Zorlu, “Tedavi seçenekleri, tanı konduktan sonra durumun ciddiyetine bağlı olarak değişkenlik gösterir. En yaygın tedavi seçenekleri; fizik tedavi, çeşitli ilaçlar, steroid enjeksiyonları veya cerrahi müdahale olarak sıralanabilir. Cerrahi dışı yöntemlerle başarılı sonuç alınamazsa Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı değerlendirmesi ile ameliyat gündeme gelebilir. Operasyon ile sinir sıkışmasına neden olan bası ortadan kaldırılarak sıkışan sinir rahatlatılır” şeklinde konuştu.
Ameliyat sonrası süreç fizik tedavi ile desteklenebilir
Ameliyattan sonraki rehabilitasyon sürecinin, hastanın normal yaşantısına en kısa sürede dönebilmesi için önemli olduğunun altını çizen Zorlu, “Ağrı ve uyuşukluk gibi şikayetler çok hızlı iyileşir. Ancak güç kaybı ve hareket kısıtlılığı gibi durumların normale dönmesi daha uzun zaman aldığı için ameliyat sonrası fizik tedavi gerekebilir. Operasyonun doğru zamanda ve uygun şekilde yapılması, ameliyat sonrası iyileşme sürecini olumlu etkiler. Tedavinin geciktiği durumlarda ise şikayetlerin tamamen düzelmeyebileceği veya rehabilitasyon süresinin beklenenden daha fazla sürebileceği unutulmamalı” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bilgisayar kullanımı sinir sıkışmasına sebep olabiliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Akçansa böylece, Kaynakların Sorumlu Kullanımı Sertifikası odağında Türkiye çapında en yüksek nota sahip olan Çanakkale Fabrikası’nın ardından Büyükçekmece fabrikasıyla en yüksek ikinci notu alarak sektöründe önemli bir başarıya imza attı.
Kaynakların verimli şekilde kullanılmasına yönelik faaliyetlerini sürdüren Akçansa, sürdürülebilirlik odaklı çalışmaları ile ödüllendirilmeye devam ediyor. Akçansa Büyükçekmece Fabrikası, sertifikasını altın seviyede yenilerken, puanını 92.2’ye yükseltti.
Kaynakların Sorumlu Kullanımı Belgesi konusunda Çanakkale Fabrikası ile sektöründe en yüksek nota sahip olan Akçansa, Büyükçekmece Fabrikası’nın ulaştığı not ile Türkiye çapında en yüksek ikinci nota ulaşarak önemli bir başarı elde etti.
“Sorumlu kaynak kullanımı ve verimlilik anlayışı ile çalışmalarımıza devam edeceğiz”
Bulundukları tüm bölgelerde ‘Gelecek için sorumlu çalışma’ prensibiyle faaliyetlerine devam ettiklerini belirten Akçansa Genel Müdürü Vecih Yılmaz çalışmalarının ödüllendirilmesinden mutluluk duyduklarını söyledi. Yılmaz şöyle devam etti; “Bir önceki belgeleme dönemine göre puanımızı artırarak altın seviyede yenilemekten mutluyuz. Hem Çanakkale hem de Büyükçekmece fabrikalarımızla bu değerli sertifika odağında sektörümüzde ilk iki sırada bulunuyoruz. Yer aldığımız tüm lokasyonlarda sorumlu kaynak kullanımı ve verimlilik anlayışı ile faaliyetlerimize devam edeceğiz. Gönüllü olarak katıldığımız uluslararası sürdürülebilirlik derecelendirme süreçlerimizle daha sürdürülebilir geleceğe sunacağımız katkılar sürecek”.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Akçansa Büyükçekmece Fabrikası ‘Kaynakların Sorumlu Kullanımı Sertifikası’nı altın seviyede yeniledi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Söyleşide; drone’ların gazetecilikte kullanımı, ulaşımı zor olan yerlerde drone ile daha hızlı ve kolay bir şekilde habere ulaşılması gibi konular ele alındı.
Drone kullanımımın şartları ile ilgili bilgi veren Eray Dedik, “Drone kullanımı için öncelikle eğitimlere katılmak ve sonrasında ehliyet alınması gerekiyor. Fakat ehliyet almakla iş bitmiyor. Drone ile uçuş yapacağımız zaman Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne çekim yapmak istediğimiz yerin lokasyonunu bildirmemiz ve onay almamız gerekiyor. Bu süreç, 5 veya 7 gün öncesinde web sayfası üzerinden başlıyor. Onay aldıktan sonra o bölge üzerinde rahat bir şekilde uçuş yapabiliyorsunuz. Güvenliği elden bırakmamak gerekiyor. Uçuş yapmadan önce mutlaka uçuş yaptığınız yerde önceden keşif yapmanız gerek. Etrafta engel olabilecek bina, tel, kuşlar, ağaçlar olabilecek mi bunlara bağlı olarak dikkatli bir şekilde uçuş yapmamız gerekiyor. Uçuş sırasında başkalarına zarar vermemek için drone’nun sürekli olarak pervanelerini, bataryasını ve yazılımını kontrol etmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
“ Doğal afetlerde drone kullanımının etkisi büyük”
Gelecekte drone kullanımının medya sektöründe daha çok yaygınlaşacağını belirten Dedik, “Haber merkezlerinde drone pisti olabileceğini ön görüyorum. Gazeteciler bulundukları yerden drone’larını haber yerlerine gönderip çok daha hızlı bir şekilde olay ile ilgili bilgi sahibi olabilecekler. Özellikle günümüzde toplumsal olaylarda, afetlerde, yangın gibi olaylarda kameramanın ve muhabirin ulaşılması zor olan yerlerde drone’nun daha hızlı bir şekilde olay yerine intikal etmesi, bölgeyi taraması ve o konu hakkında bilgi sahibi olması çok daha kolay olabiliyor. Yakın zamanda yaşadığımız depremlerde de drone kullanımı sayesinde çok daha fazla kişiye ulaşıldı. Yangınlarda, sel felaketlerinde drone’nun etkisi büyük. Güvenlik güçlerinin arama kurtarmada kullandıkları drone’lar gazeteciler içinde büyük katkı sağlıyor” dedi.
Söyleşi sonrasında Doç. Dr. İlknur Aydoğdu Karaaslan, katılımdan dolayı Eray Dedik’e “Teşekkür Belgesi” takdim etti. Ardından Eren Dedik, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri ile birlikte uygulamalı drone kullanımı gerçekleştirdi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Eray Dedik, “Drone kullanımı medya sektöründe yaygın hale gelecek” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocuklarda genel anestezi ve sedasyon ile yapılan diş tedavileri hakkında bilgi verdi.
Anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında pek çok komplikasyon görülebilir!
Genel anestezi ve sedasyon işlemleri için herhangi bir yaş sınırı bulunmadığını dile getiren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Önemli olan işlem öncesi gerekli tüm tıbbi ve radyolojik tetkiklerin yapılması, tam teşekküllü bir ameliyathane ortamında ehil bir anestezi ekibinin olmasıdır.” dedi.
Anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında hafiften şiddetliye pek çok komplikasyon görülebildiğini ifade eden Doç. Dr. Barış Karabulut, bu komplikasyonların kolaylıkla ortadan kaldırıldığını söyledi. Doç. Dr. Barış Karabulut, “Önemli olan yeterli tecrübede ameliyathane ekibinin ve sağlık alt yapısı üst düzeyde olan bir kurumun seçilmesidir.” diye konuştu.
“Anestezi bazen çok hafife alınıyor!”
Diş uygulamalarında anestezinin bazen çok hafife alındığını kaydeden Doç. Dr. Karabulut, öncelikle hangi çocuklara genel anestezi altında tedavi uygulanacağının belirlenmesinin önemine vurgu yaptı. Doç. Dr. Barış Karabulut, şunları anlattı:
“Genel anestezi ve sedasyon diye iki başlık var aslında. Sedasyon anestezinin daha hafif hali. Tıbbın tüm dallarında olduğu gibi her zaman basitten zora doğru gitmek ana hedefimizdir. Öncelikle mümkün olan hastalarda sedasyon yöntemi denenmeli. Sedasyonla genel anestezi arasında önemli farklar bulunuyor. Sedasyonda entübasyon yapılmasına gerek kalmadan basit ve kısa süreli işlemler kolaylıkla yapılabilir. Kişinin bilinci yerinde olabilir. Hafif uyaranlara cevap verir sadece. Buna bilinçli sedasyon diyoruz. Daha uzun süreli ve komplike işlemler için derin sedasyon tercih edilir. Derin sedasyonda hasta tam uyku halindedir ancak kendi kendine soluk alıp verebilir.”
Diş tedavisinde anestezi kullanımı için tam teşekküllü bir ameliyathane şart!
Bir merkezde çocuk ya da yetişkin hastaların uyutularak tedavi edilebilmesi için A tipi ağız diş sağlığı merkezi lisansı ve ruhsatının alınmış olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Barış Karabulut, “Tam teşekküllü bir ameliyathane olması şarttır. Anestezi cihazları, anestezi teknisyeni, hemşiresi, tüm ilaçları, yani olası komplikasyonlarda müdahale edecek anestezi ekibi, tekrar hayata döndürecek ekibin hazır bulunması gerekir. Genel anesteziden sonra en az 4 saat hasta gözlem altında tutulmalı, her şeyin normal olduğuna emin olunduktan sonra taburcu edilmelidir.” dedi.
Anestezi öncesinde hastalara her zaman belli tahlillerin yapılması gerektiğini ve tüm tıbbi geçmişin de bilinmesinin önemli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Karabulut, “Hasta, eski hastalıkları, geçirmiş olduğu ameliyatları, kullandığı ilaçları anestezi uzmanıyla paylaşmalı. Operasyondan hemen önce tekrar bir muayene ile operasyona uygunluk değerlendirilir. Operasyon esnasında çok dikkatli çalışmak, kanama kontrollerinin iyi yapılması olası komplikasyonları önlemede son derece önemlidir.” şeklinde konuştu.
Sedasyon, hastanın çok kısa sürede normal hayatına dönmesini sağlıyor
Sedasyonun genel anesteziden en önemli avantajının çoğunlukla hava yoluyla hasta uyutulduğu için sedasyon bittiği anda vücutta ilacın kalmaması olduğunu söyleyen Doç. Dr. Barış Karabulut bu sebeple hastanın taburcu olması ve normal hayatına dönmesinin çok kısa sürdüğünü söyledi.
Genel anestezi sırasında sıklıkla nazal entübasyon yapılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Barış Karabulut Karabulut, burun mukozasının çok duyarlı olduğunu ve mutlaka kanama kontrolünün çok dikkatli yapılması gerektiğini vurguladı.
Diş hekimlerinin ağız ortamında çalıştığı için genelde nazal entübasyon yapılmasını istediklerini anlatan Doç. Dr. Karabulut, “Burunda deviasyon, polip veya aşırı darlık durumunda ısrarcı olmayıp ağızdan entübasyonla da çalışabiliriz.” dedi.
Korkulmamalı ancak ciddiye alınmalı
Anestezi ile diş tedavisi konusunda hastalara ‘gözünüzde büyütecek kadar korkulacak bir olay da değil, ama çok hafife alınacak bir olay da değil’ dediklerini kaydeden Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bu işlemlerin doğru bir yerde, doğru bir hekimle, yetkin bir ekip ve yeterli altyapının olduğu bir hastane ortamında yapılması şart.” şeklinde konuştu.
Özel gereksinimli çocukların da anestezi uygulamalarıyla tedavi edildiğini kaydeden Doç. Dr. Karabulut, burada da sedasyon veya anestezi arasındaki ayrımı, yapılacak işlemlerin süresinin belirlediğini aktardı.
Genel anestezi, yapılan işlemlerin kalite ve başarısını artıran bir avantaj sağlıyor…
Diş hekiminden çok korkan yetişkin hastalara da genellikle sedasyonun uygulandığını anlatan Doç. Dr. Barış Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yaş sınırı yok. Yeni doğandan yetişkinlere kadar her yaş grubu hastaya, özellikle yetişkinler için söylüyorum, diş hekimi korkusu olan, öğürme refleksi olanlara da uyguluyoruz. Bu tip hastalar ağızlarını belli bir seviyeden fazla açınca veya ağıza ayna dahi girdiğinde öğürmeye başlarlar ve tedavileri neredeyse imkansız hale gelir. Ayrıca çok fazla seans gerektiren, koltukta uzun süre tedavi zamanı gerektiren işlemler tek seferde bitirilmiş olur. Mesela ağır diş çekimleri, implant uygulamaları, ölçü aldırma…Yabancı hastalarda da sağlık turizmi kapsamında kısa zaman diliminde işlemlerinin bitmesi gerekiyor. Genel anestezi altında bütün diş çekimleri, kanal tedavileri, dolgular, implantlar yapılıyor. Ölçüleri alınıyor, hemen geçici protezleri yapılıp hastaya uygulanıyor. Bu da hastalar ve klinikler için zamandan tasarrufun yanında yapılan işlemlerin kalite ve başarısını artıran bir avantaj sağlıyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuklar için güvenli diş tedavisi nasıl olmalı? Anestezi kullanımı hafife alınmamalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, antidepresan ilaçları ve kullanımları hakkında bilgi verdi.
Antidepresan grubu ilaçların birçoğu ağrı kesici olarak kullanılıyor!
Antidepresanın günümüzde psikiyatri tarafından fazla kullanılmadığına dikkat çeken Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bunun sebebi, bu ilaçların birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor olmasıdır.” dedi.
Antidepresan olarak adlandırılan ilaçların depresyon tedavisi, anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, bipolar bozukluğu, ağrı kesici ve migren tedavisi gibi hastalıklarda kullanılabildiğini dile getiren Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu nedenle bu ilaçlara antidepresan denilmesi doğru bir yaklaşım değil. Günümüzde antidepresan ilaçları gruplara ayrılıyor. Serotonin gerialım inhibitörü, Serotonin – norepinefrin geri alım inhibitörleri gibi pek çok alt grup da bulunuyor. Güncel verilere göre Amerika’da günde yaklaşık 6 milyon antidepresan reçete ediliyor ve birçoğu ağrı kesici olarak kullanılıyor.” şeklinde konuştu.
Bazı hastalıklar uzun süre ilaç kullanımı gerektirebilir!
Bu ilaç grubu ile ilgili kaygılar olduğuna vurgu yapan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Her ilaçta olduğu gibi bu ilaç grubunun da yan etkileri bulunuyor. Bu süreçte kişiye özel kâr zarar oranına göre bir seçim yapılır. Kişinin ilaç kullanması konusunda psikiyatri hekimleri karar verip kişi ile bir iş birliği yaparak doğru ilaç seçmeye çalışılır.” dedi.
İlaç seçiminde kişinin yaşı, kilosu, mesleği gibi bazı özelliklerin göz önünde bulundurulması gerektiğini aktaran Dr. Emine Yağmur Zorbozan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Baş ağrısı, ağız kuruluğu, görme bozukluğu, mide bulantısı ve uyku hali bu ilaçların en sık karşılaşılan yan etkileri arasında gösterilebilir. Etkiler genellikle ilaç kullanımının başında yüksek olup zaman içerisinde vücut ilaca alıştıkça azalır ve tedavi etkinliği başlar. Eğer kişi yan etkileri tolere edemezse birtakım düzenlemeler yapılması gerekebilir.
Antidepresanın uzun süre kullanımı hastalık çeşidine göre değişir. Obsesif kompulsif gibi vakalarda daha uzun süre kullanılır ve kişinin daha uzun süre tolere edebileceği idami tedaviye uygun ilaçlar seçilir.”
Antidepresan yeterli süre ve dozda kullanıldığında hastalık ortadan kalkar…
Antidepresan ilaçları kullanan kişilerde en yaygın kaygının ilaca bağımlılık olduğunu ifade eden Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bunlar hastanın niteliğine göre değişir. İki tip tedavi yöntemi vardır; küratif tedavi ve septomatik tedaviler. Septomatik tedaviler belirtiyi ortadan kaldıran, küratif tedaviler ise hastalığı ortadan kaldıran bir tedavi yöntemidir. Antidepresan ilaçları sebebi ortadan kaldıracak tedavi grubuna girer. Yeterli süre ve dozda ilaç kullanıldığında hastalık da ortadan kalkacağı için ilaç kullanımı ihtiyacı doğmayacaktır.” açıklamasını yaptı.
Tavsiye üzerine antidepresana başlanmamalı!
Antidepresan kullanırken dikkat edilmesi gereken hususlardan birinin, hekimin önerdiği doza uymak olduğunun altını çizen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Hekimin önerisinden önce ilacı kesmemek ya da dozu arttırmamak ve düzenli kullanmak gerekir. Antidepresanlar erken kesilirse birtakım çekilme belirtileri veya vücutta fizyolojik reaksiyonlar gözlemlenebilir.” dedi.
Kişinin tavsiye üzerine kendi kendine ilaca başlamaması gerektiğini de sözlerine ekleyen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, antidepresan kullanımı sırasında alkol ve madde kullanımının da olmaması gerektiğini vurguladı.
İlaç tedavisi doktor kontrolünde ilerlemeli!
Doktor kontrolü olmadan uzun süre kullanılan ilaçların tedavi için iyi bir yöntem olmayabileceğine dikkat çeken Dr. Emine Yağmur Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Önemli nokta tedavinin düzeni ve doktor kontrolünde ilerlemesidir. Belli bir süre sonra mevcut hastalıkta bir iyileşme olmuyorsa ilk yapılması gereken tanıyı gözden geçirmektir. Tanının doğru konulması, doğru ilacın kullanılması ve kişiye etkin bir doz verilmesine rağmen iyileşme görülmüyorsa ilaç değiştirilmeli veya güçlendirilmeli. Bunlara ek olarak psikoterapiler, sosyal destek ve kişinin kendini rehabilite etmesi gibi birtakım faktörler de değerlendirilmeli.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Antidepresan kullanımı doktor kontrolünde başlamalı ve ilerlemeli! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Antibiyotiklerin, bakteri kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Olukman, “Antibiyotikler, sadece bakteriyel kökenli hastalıklarda kullanılmalı, onun dışındaki enfeksiyonlarda kullanıldığında hiçbir etkisi olmuyor. Yanlış antibiyotik kullanımı, en sık viral enfeksiyonlarda gerçekleşiyor. Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı bir işe yaramıyor. Yanlış ve gereksiz ilaç kullanımı hem insan sağlığı hem de ekonomi açısından negatif bir durum ortaya çıkarıyor” dedi.
“Antibiyotiklerin pek çok yan etkisi bulunuyor”
Kullanılan antibiyotikle ilgili bazı beklenmedik yan etkilerle karşılaşılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Olukman, “Tüm antibiyotikler bulantı-kusma yapabilir, bağırsak mikroflorasını bozduğu için ishal yapabilir, bazıları kimyasal madde yapısına bağlı olarak alerjik reaksiyonlar oluşturabilir, bilinçsiz veya yüksek dozda kullanıldığında böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir. Kimi antibiyotikler de karaciğere zarar verebilir. Antibiyotik kullanımı ilacın yapısına göre değişir. Önemli olan ilaçları zamanında ve doktorumuzun anlattığı şekilde ve dozda kullanmaktır” diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yanlış antibiyotik kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Duman, tohumculuğun dünyada çok büyük bir sektör olduğunu ve ekonomiye büyük ölçüde katkı sağladığını belirtti. Prof. Dr. Duman, çalıştayın gerçekleştirilmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
“Biyoçar Nedir, Biyoçar’ın Kullanım Olanakları” başlıklı bir sunum gerçekleştiren EÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Jale Yanık, “Biyoçar, tanım olarak biyokütleden ısıl işlemle elde edilen karbonca zengin bir maddedir. Biyoçar, hiçbir zaman enerji üretimi için yakılarak kullanılmaz, daima malzeme olarak üretilir. Biyoçarı odun kömürüyle karıştırmamak gerekir. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda 17 tane hedef vardır ve biyoçar, bu hedeflerin 10 tanesini karşılar. Bu nedenle biyoçarın kullanımı artırılmalıdır” dedi.
“Toprağa önem vermeyen uygarlıklar yok olmaya mahkumdur”
Çalıştay kapsamında “Sürdürebilir Toprak Yönetiminde Yenilikçi Bir Yaklaşım: Biyoçar” konulu sunum yapan Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hüsnü Kayıkçıoğlu, “Uygarlıklar toprağa gereken saygıyı, toprak verimliliğine gereken önemi vermiyorlar ise yok olmaya mahkumdur. Bizler geçmişteki uygarlıkların yaptıklarından ders alarak toprağı daha iyi bir şekilde işlemeliyiz. Biyokömürü (biyoçar) toprak düzenleyici, toprak iyileştirici adı altında kullanıyoruz. Biyokömür bir gübre değildir, düzenleyicidir. Toprağın yapısını düzenleyen bir materyaldir. Biyokömürün yasal mevzuatı yok ve bu nedenle üretim ve satışı henüz bulunmuyor, dolayısıyla bu durumun düzeltilmesi gerekiyor. Topraklarımız, her türlü organik atığı bertaraf edebileceğimiz doğal alanlar değildir” dedi.
“Tohum Önçimlendirme Ajanı Olarak Biyoçar Kullanımı” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. M. Kadri Bozokalfa ise 2021 yılında başladıkları ve 2024 yılında bitirdikleri “Tohum Önçimlendirme Uygulamalarına Sürdürülebilir ve Yenilikçi Bir Yaklaşım: Biyoçar Kullanımı” adlı TÜBİTAK projesinde Kimya Bölümü ile ortak çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. Prof. Dr. Bozokalfa, “Çalışma pandemi döneminde başlamasına karşın projemizi başarıyla yürüttük. Projedeki temel amacımız sürdürülebilir tarımda biyoçar kullanılabilir mi, kullanılırsa bununla ilgili ne tür çalışmalar yapabiliriz, burada elde ettiğimiz veriler pratiğe aktarılabilir mi gibi sorulara yanıt aramaktı ve projemizi başarılı bir şekilde sonlandırdık” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ziraat Fakültesinde “Biyoçar” kullanımı tartışıldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Manisa Büyükşehir Belediyesi tarımsal kalkınmayı desteklemek, üreticinin gelirinin artmasına yardımcı olmak amacıyla toplantılarını sürdürüyor. Tarımda kullanılan suyun verimli bir şekilde kullanımını sağlamak amacıyla Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Ferdi Zeyrek, Turgutlu, Kırkağaç, Ahmetli, Şehzadeler ve Yunusemre ilçelerinde faaliyet gösteren sulama kooperatiflerinin başkanları ve temsilcileri ile bir araya geldi. Genel Sekreter Yardımcıları Ali Kılıç, Oğuz Murat Pınar ve Başkan Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu ile birlikte yapılan toplantıda, sulama kooperatiflerinin sorunları, yaşadıkları zorluklar ve çözüm önerileri masaya yatırıldı.
Başkan Zeyrek, “Kooperatiflerimizi Destekleyeceğiz, Üreticimiz Kazanacak”
Manisa’nın bir tarım şehri olduğunu söyleyen Başkan Zeyrek, Manisa’nın ürettiği ürünler 81 ilimize sevk ediliyor. Burada üretilen ürünlerden herkes faydalanıyor ama bir tek üreticimiz faydalanamıyor. Üreticimiz, ürettiği ürünlerden para kazanamıyor. Bu durumun düzeltilmesi için çalışmalarımız sürüyor. Üreticiye desteğimizi kooperatifler aracılığıyla yapacağız. Kooperatiflerimizi destekleyeceğiz, üreticimiz kazanacak. Üreticimizin yüzü gülecek. Üreticimiz kazanınca ülkemiz kazanacak. Sorunlarınızı, yaşadığınız güçlükleri burada dile getirin, bizler de ortak aklı oluşturarak çözüm yollarını bulalım. Birlikte yol yürüyelim, birlikte kazanalım” diye konuştu.
Pınar, “Yılın 12 Ayında Aktif Tarım Yapıldığı Bir Şehirde Yaşıyoruz”
Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Murat Pınar ise, sulama kooperatiflerinin Manisa Büyükşehir Belediyesi için önemli olduğunu söyledi. Pınar, “Su kaynaklarımızın yüzde 70’i, neredeyse tamamı tarımsal sulamada kullanılıyor. Yılın 12 ayında aktif tarımın yapıldığı bir ilde yaşıyoruz. Su kaynaklarımızın etkili kullanımı çok önemli. Su fakiri bir şehiriz. Gerekli çalışmaları yapıp, önlemlerimizi almak zorundayız. Yapmazsak belki 10-15 yıl sonra Turgutlu, Ahmetli, Salihli, Alaşehir ve Sarıgöl ekseninde üzüm yetiştiriciliği hayal olabilir. Sizler sahada aktif bulunuyorsunuz. Önceden 60-70 metrelerden aldığımız suyu şu anda 100-150 metrelerden alıyoruz. Bunun için sulama kooperatiflerinin aktiviteleri ve kaynakları optimum seviyede kullanmayla ilgili ortak çalışmaları birlikte yürütmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Sorunlarınızı, problemlerinizi, çözümlerini, hem su kullanım maliyetlerini düşürecek hem de suyu etkin şekilde kullanımını sağlayacak neler yapabiliriz kısmını sizlerle istişare etmek istiyoruz. Su kaynaklarının korunması, aktif zirai yaşamda hem kalitenin arttırılması hem de sorunların çözümü, çiftçinin mağduriyet yaşamaması, çiftçinin memnuniyetine gidecek yolda hep beraber yürümemiz gerektiğine inanan ve bunun çaba harcayan bir başkanımız var. Bunun için sizleri tek tek dinlemek isteriz. İstekleriniz, sorunlarınız nedir, çözüm önerileriniz nelerdir” dedi.
“Susuzluk Riskini Ortadan Kaldıracak Hamleleri Birlikte Yapmak İstiyoruz”
Sulama teknikleri ve teknolojileri üzerine Manisa Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu’nun önemli çalışmalarının olduğunu söyleyen Genel Sekreter Yardımcısı Pınar, “Susuzluk riskini ortadan kaldıracak hamleleri birlikte yapmak istiyoruz. Ortak akılla yol haritası çıkartıp onun üzerine gitmek istiyoruz. Manisa’da ‘Su Çalıştayı’ düzenledik. Başkanımız Gediz Havzası Eylem Planı’nın icra kurulunda yer alıyor. Manisa Büyükşehir Belediyesi, Gediz Havzası eylem planının çözüm ortağı oldu. Bu bizim için hem Gediz’i yaşatmak hem de tarımsal sulamadaki ileri teknolojileri buraya getirmek için fırsat oluşturuyor. Bunların hepsini harmanlayalım, beraber neler yapabileceğimizi konuşalım. Alıştığımız vahşi sulama tekniklerinden vazgeçmemizin maliyetlerini tartışalım. Biz yerel yönetim olarak size ne gibi destekler verebiliriz, sizler bizlerden neler bekliyorsunuz. Prof. Dr. Yusuf Kurucu hocamız tarafından yapılan bir çalışma var. Bu çalışmada arıtmalardan geri dönüşüm suyunun tarımsal sulamaya elverişli hale getirilmesiyle tarımsal sulamadaki su ihtiyacımızın büyük bir kısmını karşılamak için gayret içindeyiz. Bunların hepsini tek tek masaya yatırmak istiyoruz. Sizden ricamız, sorunlarınızı açık bir dille ifade etmeniz, bizden beklentilerinizi dile getirmenizdir. Burada bizim üzerimize düşen yük neyse, biz o yükü alarak devam etmek istiyoruz” diye konuştu.
Kooperatifler Görüşlerini Dile Getirdi
Yapılan konuşmaların ardından toplantıya katılan Sulama Kooperatiflerinin başkanları ve temsilcileri teker teker söz alarak yaşadıkları sorunları ve çözüm önerilerini dile getirdi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Büyükşehir, Tarımda Verimli Su Kullanımı için Sulama Kooperatifleri ile Bir Araya Geldi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, alkol ve madde bağımlılığı ile şiddet arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.
Birçok şiddet olayında taraflardan en az biri bağımlı…
Başkalarına yönelik şiddet davranışının fiziksel, cinsel ya da öldürmeye kadar da uzanabileceğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Şiddet başka bir kişiye karşı fiziksel güç ya da kuvvetin tehdit ya da fiili olarak kasıtlı kullanılmasıdır. Eğer şiddet davranışı kişinin kendine yönelik olursa bu da intihara varabilir.” dedi.
Şiddetin alkol ve madde kullanımıyla ilişkisini değerlendiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Alkol ya da madde kullanan insanların büyük çoğu şiddete başvuran kişiler olmayabilir ancak bir çok şiddet olayında hem suçlular hem de kurbanların alkol ya da madde kullanıcıları olduğunu görüyoruz. Bu psikoaktif maddeler ile şiddet arasında ciddi bir bağlantı var. Özellikle alkolle ilgili yapılan deneysel çalışmalara bakıldığında şiddet davranışında nedensel bir rol oynadığını görüyoruz. Yasaklı madde ve uyarıcıların, psikofarmako dinamiğinde yine kişilerin şiddet davranışına katkıda bulunacağını söyleyebiliriz.” açıklamasını yaptı.
Düşük serotonin düzeyi şiddete neden olabiliyor
Şiddette rol oynayan birkaç psikososyal faktör bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Genellikle saldırgan olan davranış kalıplarına baktığımızda madde bağımlılığıyla, gelişimin erken dönemlerinde iç içe girdiğini görürüz. Şiddet gösteren veya madde kullananların hayatlarına baktığımızda da birinci derece yakınları arasında şiddet davranışı, şiddete maruz kalma veya alkol, madde kullanımının daha yaygın olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.
Özellikle bu tür olgularda şiddetin nörobiyolojisinde biyolojik faktörlerin de önemli rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Beyinde bulunan bazı maddelerin, (Nörotransmitter) serotonin, ve dopamin gibi beyinde bulunan Nörotransmitter düzeyinde değişiklikler oluşmaktadır. Şiddetin en sık alıntılanan basitçe biyolojik karşılığı düşük seratonin düzeyi diyebiliriz. Uzun süreli madde kullanımı, ön beyin dediğimiz prefrontal korteksin işlevini bozarak bir çok hareketin denetlenmesini maalesef engelliyor. Üniversite çağında gelişen beynimizin ön bölümü yönetici işlevlerden sorumlu olup odaklanma, dürtü kontrolü, planlama, organizasyon, muhakeme, empati ve iç görü işlevlerini kontrol eden merkezdir.
Madde kullanımına bağlı olarak beynin bu bölgesinin yeterince çalışmadığını düşünün. Bu kişilerin dürtü kontrolü, muhakemeleri ortadan kalkıyor. Empati kuramıyor, başkalarını nasıl üzdüklerini, onların duygularını anlamakta, kendilerini onların yerine koymakta zorlanıyorlar. Özellikle en büyük dürtülerden biri olan saldırganlık dürtüsünü kontrol edemez hale geliyorlar. Bunun için madde kullanımının saldırganlık ya da şiddet davranışıyla arasında bu kadar yakın bir ilişki bulunuyor.”
Ailede madde kullanılması, şiddetin olması ve iletişimsizlik madde kullanımına itebiliyor!
Özellikle madde kullanımı ve şiddet davranışı açısından bakıldığında risk etmenlerini değerlendiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bireye özgü ve aileye özgü risk etmenleri var. En başta madde kullanımının olması, kullanılan madde türlerinin hızla artması, çocukluk çağında yıkıcı davranışların varlığı, saldırganlık, akademik performans, riskli davranışların oluşması, mizaç bozuklukları, dikkat süresinin kısalığı ve dürtüsellikte artış bireye özgü risk etmenleridir. Bunlar olan bireylerde madde kullanımı riski daha yüksektir. Bunlar ayrıca şiddet ve saldırganlıkla aynı risk etmenleridir.” dedi.
Ailesel olarak bakıldığında ise en başta disiplinin var olmaması olduğunu belirten Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bir şekilde ailede madde kullanımı olması ya da aile içi şiddetin olması, aile içinde ayrılmaların sıklığı, çocuklarda uzak ailelerin olması, ilişki bağlarının zayıf olması maalesef ailesel risk etmenleri olarak karşımıza çıkıyor.” şeklinde konuştu.
İhmal ve istismar çocuklar için en önemli etken!
‘Bu konuda neler yapılabilir?’ sorusuna, “Öncelikli olarak içinde maddenin yer almadığı, olumlu yaşama değerlerinin öne çıkarılması, sağlık ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi, madde kullanmadığı için bireylerin gurur duymalarını sağlayarak onlara destek olmak olunması gibi adımlar atılabilir.” diyen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılık yapan maddelerin tüm dünya da halk sorunu olarak tanımlandığına dikkat çekti.
Özellikle çocukluk yaşlarından itibaren suç ve şiddet davranışları sergilenmesinde etken faktörlerden birisinin madde kullanımı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Önemli olan unsur suç işleme potansiyelinde olan çocukların baştan saptanması ve eğitimlerle suç işlemenin önüne geçmek olmalı. Çocukluk yaşlarında madde kullanmaya başlayan kişilerin ileride madde kullanma riskinin çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. En baştan riskli gurupların belirlenerek onlara özel bir program uygulanması gerekir. Eğer madde kullanıyorlarsa o aşamadan sonra tedaviyle birlikte rehabilitasyonları önemli bir nokta olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde madde kullanıcılarının tedavi sonrası rehabilitasyonları ile ilgili çok önemli eksiklikler olduğu düşüncesindeyim. Bu konunun profesyonel ekipler tarafından gerçekleştirilmediği ilaçsız, tedavi adı altında kişilerin ilaçlarının kesilerek hastanın hem madde kullanımı hem de şiddet davranışının riskinin artırıldığı görülmektedir. Rehabilitasyon tedavinin devamı gibi değil de ayrı bir programmış gibi ele alındığı saptanmıştır. Tedavi sonrası rehabilitasyon hizmetlerindeki eksiklikler nedeniyle madde kullanımının tekrarladığı veya devam ettiği ya da suça yönelmenin daha fazla olduğunu söyleyebilirim.
Çocukluk ve ergenlik döneminde madde kullanımı ve bağımlılığa itilme nedenleri arasında güçsüz ve zayıf kişilik yapısı, benlik saygısının ve özgüveninin düşük olması, iş denetiminin gelişmemiş olması yani dürtüselliğin fazla olması, aile problemlerinin fazla olması ile çocukluk çağı ihmal ve istismarı sayılabilir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Madde kullanımı kişinin hem kendisine hem de yakınlarına saldırganlık dürtüsünü tetikliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>