?>
?>
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Agora Kadın Danışma Merkezi’nde annelere yönelik madde bağımlılığına karşı eğitim düzenledi. Psikolog tarafından verilen eğitimlerde uyarıcı maddeler ve zararları, madde kullanan çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiği ve başvurulması gereken kurumlar anlatıldı.
Madde kullanımının yaygınlaşması ve yaş aralığının giderek düşmesi üzerine harekete geçen İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin 30 ilçesinde çeşitli yaş gruplarına yönelik farkındalık eğitimleri düzenliyor. Bu kapsamda Agora Kadın Danışma Merkezi’nde annelerin katılımıyla madde bağımlılığıyla ilgili eğitim verildi. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü’nde görevli psikolog Ufuk Kılıçaslan tarafından verilen eğitimlerde hem uyarıcı maddelerin neler olduğu, hem de zararları konuşuldu. Eğitimlerin en dikkat çeken tarafı ise ebeveynlerin olası bir madde kullanımı durumunda çocuğuna nasıl yaklaşması gerektiği oldu. Kılıçaslan, çocuğun madde kullanması durumunda Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) gibi kurumlara başvurulması gerektiğini belirtti.
Koruyucu önlem
Psikolog Ufuk Kılıçaslan, sağlığı geliştiren koruyucu önlemler ve genel sağlık halini iyileştiren eğitimler verdiklerini belirterek “Bu eğitimler beden sağlığı, ruh sağlığı, beslenme, fiziksel aktivite gibi çeşitli konularda yapılıyor. Amacımız hastalıklara yakalanmadan kişilerin genel sağlık halini iyileştirmek ve sağlık konusunda daha bilinçli hale getirmek. Bugün de ebeveynlere madde bağımlılığı konusunda hangi konulara dikkat etmeleri gerektiği, madde bağımlılığını önleme konusunda onlara hangi görevler düştüğü, nasıl destek alabilecekleri konularında bilgiler verdik. Onların da kendi deneyimlerini aktarmalarını sağladık” dedi.
“Daha zararlı maddeler yaygınlaştı”
Madde kullanım yaşının her geçen gün düştüğünü kaydeden Kılıçaslan, yeni, daha zararlı ve daha kolay bağımlılık yapan maddelerin yaygınlığının da arttığını belirtti. Bu konuda bilinç kazandırmak için çalıştıklarını belirten Kılıçaslan, “Ebeveynin bazı işaretleri bilmesi ve çocukla iyi iletişim kurabilmesi için nasıl yaklaşması gerektiğine dair ayrıntılı bilgiler veriyoruz. Tüm aile bireylerini ilgilendiren bir sorun olduğu için bu konuya bir bütün olarak nasıl yaklaşmaları gerektiğine dair onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Eğitimlerin 30 ilçede farklı yaş grupları ile yapıldığını ifade eden Kılıçaslan, önemli olanın çocuklarla ebeveynlerin sağlıklı iletişim kurması olduğunu söyledi.
“Doğrusunu öğreniyoruz”
Eğitimlere katılan Sabriye Çelik isimli anne “Burada çocukları iyi takip etmemiz gerektiğini, onlara sakin bir şekilde yaklaşmamız gerektiğini öğrendim. Bilinçleniyoruz” derken, Halime Kayak ise “Bu eğitimler bizim için çok iyi oluyor. Yanlış bildiklerimizin doğrusunu öğrenmiş oluyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ediyoruz. Madde kullanımı çok yoğun. Bu bölgede de var. Burada okul da çok. Hem biz hem de yetkililer bu konuya eğilmeli” dedi.
“Tüm eğitimlerden memnunum”
Annelerden Emel Çelik de katıldığı tüm eğitimlerden memnun olduklarını belirterek “Bugün kızım da buraya matematik ve İngilizce öğrenmeye geldi. Ben de eğitimlere katılıyorum ve bilgileniyorum. Burada çocuklarımızı daha iyi takip etmeyi, onlara nasıl davranacağımızı öğrendik. Teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İzmirli anneler madde bağımlılığına karşı bilinçleniyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, alkol ve madde bağımlılığı ile şiddet arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.
Birçok şiddet olayında taraflardan en az biri bağımlı…
Başkalarına yönelik şiddet davranışının fiziksel, cinsel ya da öldürmeye kadar da uzanabileceğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Şiddet başka bir kişiye karşı fiziksel güç ya da kuvvetin tehdit ya da fiili olarak kasıtlı kullanılmasıdır. Eğer şiddet davranışı kişinin kendine yönelik olursa bu da intihara varabilir.” dedi.
Şiddetin alkol ve madde kullanımıyla ilişkisini değerlendiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Alkol ya da madde kullanan insanların büyük çoğu şiddete başvuran kişiler olmayabilir ancak bir çok şiddet olayında hem suçlular hem de kurbanların alkol ya da madde kullanıcıları olduğunu görüyoruz. Bu psikoaktif maddeler ile şiddet arasında ciddi bir bağlantı var. Özellikle alkolle ilgili yapılan deneysel çalışmalara bakıldığında şiddet davranışında nedensel bir rol oynadığını görüyoruz. Yasaklı madde ve uyarıcıların, psikofarmako dinamiğinde yine kişilerin şiddet davranışına katkıda bulunacağını söyleyebiliriz.” açıklamasını yaptı.
Düşük serotonin düzeyi şiddete neden olabiliyor
Şiddette rol oynayan birkaç psikososyal faktör bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Genellikle saldırgan olan davranış kalıplarına baktığımızda madde bağımlılığıyla, gelişimin erken dönemlerinde iç içe girdiğini görürüz. Şiddet gösteren veya madde kullananların hayatlarına baktığımızda da birinci derece yakınları arasında şiddet davranışı, şiddete maruz kalma veya alkol, madde kullanımının daha yaygın olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.
Özellikle bu tür olgularda şiddetin nörobiyolojisinde biyolojik faktörlerin de önemli rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Beyinde bulunan bazı maddelerin, (Nörotransmitter) serotonin, ve dopamin gibi beyinde bulunan Nörotransmitter düzeyinde değişiklikler oluşmaktadır. Şiddetin en sık alıntılanan basitçe biyolojik karşılığı düşük seratonin düzeyi diyebiliriz. Uzun süreli madde kullanımı, ön beyin dediğimiz prefrontal korteksin işlevini bozarak bir çok hareketin denetlenmesini maalesef engelliyor. Üniversite çağında gelişen beynimizin ön bölümü yönetici işlevlerden sorumlu olup odaklanma, dürtü kontrolü, planlama, organizasyon, muhakeme, empati ve iç görü işlevlerini kontrol eden merkezdir.
Madde kullanımına bağlı olarak beynin bu bölgesinin yeterince çalışmadığını düşünün. Bu kişilerin dürtü kontrolü, muhakemeleri ortadan kalkıyor. Empati kuramıyor, başkalarını nasıl üzdüklerini, onların duygularını anlamakta, kendilerini onların yerine koymakta zorlanıyorlar. Özellikle en büyük dürtülerden biri olan saldırganlık dürtüsünü kontrol edemez hale geliyorlar. Bunun için madde kullanımının saldırganlık ya da şiddet davranışıyla arasında bu kadar yakın bir ilişki bulunuyor.”
Ailede madde kullanılması, şiddetin olması ve iletişimsizlik madde kullanımına itebiliyor!
Özellikle madde kullanımı ve şiddet davranışı açısından bakıldığında risk etmenlerini değerlendiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bireye özgü ve aileye özgü risk etmenleri var. En başta madde kullanımının olması, kullanılan madde türlerinin hızla artması, çocukluk çağında yıkıcı davranışların varlığı, saldırganlık, akademik performans, riskli davranışların oluşması, mizaç bozuklukları, dikkat süresinin kısalığı ve dürtüsellikte artış bireye özgü risk etmenleridir. Bunlar olan bireylerde madde kullanımı riski daha yüksektir. Bunlar ayrıca şiddet ve saldırganlıkla aynı risk etmenleridir.” dedi.
Ailesel olarak bakıldığında ise en başta disiplinin var olmaması olduğunu belirten Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bir şekilde ailede madde kullanımı olması ya da aile içi şiddetin olması, aile içinde ayrılmaların sıklığı, çocuklarda uzak ailelerin olması, ilişki bağlarının zayıf olması maalesef ailesel risk etmenleri olarak karşımıza çıkıyor.” şeklinde konuştu.
İhmal ve istismar çocuklar için en önemli etken!
‘Bu konuda neler yapılabilir?’ sorusuna, “Öncelikli olarak içinde maddenin yer almadığı, olumlu yaşama değerlerinin öne çıkarılması, sağlık ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi, madde kullanmadığı için bireylerin gurur duymalarını sağlayarak onlara destek olmak olunması gibi adımlar atılabilir.” diyen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılık yapan maddelerin tüm dünya da halk sorunu olarak tanımlandığına dikkat çekti.
Özellikle çocukluk yaşlarından itibaren suç ve şiddet davranışları sergilenmesinde etken faktörlerden birisinin madde kullanımı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Önemli olan unsur suç işleme potansiyelinde olan çocukların baştan saptanması ve eğitimlerle suç işlemenin önüne geçmek olmalı. Çocukluk yaşlarında madde kullanmaya başlayan kişilerin ileride madde kullanma riskinin çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. En baştan riskli gurupların belirlenerek onlara özel bir program uygulanması gerekir. Eğer madde kullanıyorlarsa o aşamadan sonra tedaviyle birlikte rehabilitasyonları önemli bir nokta olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde madde kullanıcılarının tedavi sonrası rehabilitasyonları ile ilgili çok önemli eksiklikler olduğu düşüncesindeyim. Bu konunun profesyonel ekipler tarafından gerçekleştirilmediği ilaçsız, tedavi adı altında kişilerin ilaçlarının kesilerek hastanın hem madde kullanımı hem de şiddet davranışının riskinin artırıldığı görülmektedir. Rehabilitasyon tedavinin devamı gibi değil de ayrı bir programmış gibi ele alındığı saptanmıştır. Tedavi sonrası rehabilitasyon hizmetlerindeki eksiklikler nedeniyle madde kullanımının tekrarladığı veya devam ettiği ya da suça yönelmenin daha fazla olduğunu söyleyebilirim.
Çocukluk ve ergenlik döneminde madde kullanımı ve bağımlılığa itilme nedenleri arasında güçsüz ve zayıf kişilik yapısı, benlik saygısının ve özgüveninin düşük olması, iş denetiminin gelişmemiş olması yani dürtüselliğin fazla olması, aile problemlerinin fazla olması ile çocukluk çağı ihmal ve istismarı sayılabilir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Madde kullanımı kişinin hem kendisine hem de yakınlarına saldırganlık dürtüsünü tetikliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Konak Belediyesi ve Konak İlçe Emniyet Müdürlüğü iş birliği ile organize edilen Narko Rehber Eğitimleri Projesi kapsamında “En İyi Narkotik Polisi; Anne” eğitim seminerleri başladı. Tüm belediye personelinin belli bir program dahilinde katılacağı eğitimlerde Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu da mesai arkadaşlarını yalnız bırakmadı. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen seminere katılan Başkan Mutlu, Konak’ta madde bağımlılığına karşı bir yol haritası çizdiklerini ve bu mücadelede özellikle ebeveynlerin bilinçlenmesine önem verdiklerini dile getirdi.
Bağımlılıktan kurtarma yolunda önemli bir adım
Madde bağımlılığı ile mücadele konusunda bilinçlendirme çalışmalarına hız vereceklerini dile getiren Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, şunları söyledi: “Bugün önemli bir konu için burada toplandık. Biliyorsunuz ülkemizin en büyük sorunlarından biri madde bağımlılığı ve maalesef madde bağımlılığında hem İzmir hem de Konak olarak istatistiklerde son derece yukarıda çıkıyoruz. Bununla Konak olarak baş etmek üzere bir yol haritası çizdik. Kaymakamlığımızla ve Emniyetle işbirliği yapıyoruz. Ben de bir anneyim ve ebeveynler olarak çocuklarımızı korumak üzere neler yapabileceğimizi konuşalım istedik. Sizler bugün burada alacağınız eğitimle eminim ki bunu yakın çevrenize, iş arkadaşlarınıza da aktararak bir ilk adımı atmış olacaksınız. Umarım çok yararlı olur ve kentimizi bu bağımlılıktan kurtarma yolunda önemli bir adımı bu seminerle atmış oluruz.”
Topyekun bir mücadele
Narko Rehber eğitimleri kapsamında seminerin konuşmacılığını Konak İlçe Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü memuru Görkem Yıldız gerçekleştirdi. Uyuşturucuyla mücadele, bağımlılık, aile içi iletişim, çocuk ve ergen iletişimi, bağımlılık sorununda çözüm yolları ve önerilerini anlatan Yıldız, sadece polisiye tedbirlerle değil, işbirliği halinde topyekun bir mücadele gerektiğini altını çizerek, “Bu mücadeleye sizleri de katmak bizim için çok değerli. Bizler Narkotik Şube personelleri olarak uyuşturucu madde kullanıcılarıyla yüz yüze görüşmeler yapıyoruz. Özellikle aileleriyle görüştüğümüzde alillerin uyuşturucu kullanımı çok sonra farkına vardığını, farkına vardığında da konduramadığını görüyoruz. Bizler toplumun her kesiminden bireylere bu eğitimi veriyoruz. Çünkü tek başına polisiye tedbirlerle çözülecek bir problem değil. Topyekun bir mücadele gerekiyor. Vatandaşın duyarlı olması ve farkındalık oluşması bizim için çok önemli” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Konak’tan madde bağımlılığına karşı güçlü iş birliği yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, 2024-2025 Akademik Yılı Oryantasyon Günleri kapsamında Bağımlılıkla Mücadele Konferansı’nda öğrencilere seslendi.
Atasoy, bu yıl 2024-2025 akademik yılında, Türkiye’deki tüm üniversitelerin oryantasyon programlarında ilk kez Bağımlılıkla Mücadele başlığı altında bir konferans düzenlendiğini dile getirdi.
“Öncelikli olarak, ‘hayır’ demeyi öğrenmemiz gerekiyor”
Gençlerin her an karşısına çıkabilecek ister doğal ister kimyasal olsun çeşitli maddeler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Bu maddeler denenebilir, ancak bir noktadan sonra ticari boyut devreye giriyor ve bu durumda, sizi bağımlılığa sürüklemek isteyen bazı güçlerin olduğunu unutmamalıyız. Bugün, genç yetişkinler için madde bağımlılığının ne kadar tehlikeli ve ne kadar yaygın bir durum olduğunun altını çiziyoruz. Bu yaşlarda en zor olan kendinize uzatılan herhangi bir ilacı veya içinde bir madde bulunan sigara ya da nargileyi elde etmemenizdir. Öncelikle olarak, ‘hayır’ demeyi öğrenmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
“Madde kullanımının gerçek risklerini öğrenmemiz gerekir”
Prof. Dr. Sevil Atasoy, gençlere ‘kederli anınızda size uzatılan herhangi bir şeye hayır demesini bilmeniz gerekiyor’ tavsiyesinde bulunarak, “Çünkü o çok geçici olarak sizi belki rahatlatabilir. Belki bu sıkıntınızı kısa bir süre için çözebilir ama sıkıntınız, probleminiz orada durdukça yeniden aynı döngünün içine düşeceksiniz. O nedenle sorunun kendisini çözmeyi öncelikle bir hale getirmemiz şart. Madde kullanımının gerçek risklerini öğrenmemiz gerekir.” şeklinde konuştu.
“Madde bağımlılarının cezaevlerine konmasına karşıyız”
Bazı ülkelerde yasal değişikliklerle esrar kullanımının serbest bırakıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Bu arada ‘esrar ottur, zararı yoktur’ lafının bir şehir efsanesi olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bütün maddeler kötüye kullanıldıkları takdirde, yani tıbbi amaçlı olanlar dahi kötüye kullanıldığı takdirde beyin hasarına yol açar. Kısacası madde bağımlılığı bir beyin hastalığıdır ve tedavi edilmesi şarttır. İşte bu nedenle madde bağımlılarının cezaevlerine konmasına hararetle karşıyız. Mutlaka tedavi edilmeleri gerekir. Ama çağdaş ve bilimsel yöntemlerle tedavi edilmesi gerekir.” dedi.
Sosyal medya kullanılarak madde kullanımı özendiriliyor
“Arkadaşlar arasında herhangi bir maddeyle karşılaştığınızda birbirinize destek olmaktan çekinmeyin. Sadece kendinizi değil, çevrenizdeki arkadaşlarınızı, kardeşlerinizi ve aile üyelerinizi de korumamız gerekir.” diyen Prof. Dr. Sevil Atasoy, şöyle devam etti:
“Sosyal medyanın tabii ki çok büyük tehlikesi var. Çünkü bu, milyar dolarlık, birçok ülkenin kendi gelirinden de daha fazla gelir getiren bir örgütlü suç. Bunlar sosyal medyaları da kullanıyorlar. Orada gördüğümüz her madde ile ilgili ya da herhangi bir ilaçla ilgili paylaşım aslında sizin de bir kullanıcı olmanız veya sizin bunu birilerine özendirmeniz için oluşturulmuş bir tuzak. Bunun farkında olun. Sosyal medyada madde kullanımıyla ilgili övgü dolu yorumlara sıkça rastlayabilirsiniz; bunun algoritmalar tarafından desteklendiğini unutmayın. Sıkça karşılaştığınız bu içerikler, günün birinde size uzatılan bir maddeyi kabul etmenize sebep olabilir.”
Reçeteli ilaçların kötüye kullanılmasına dikkat!
Günümüzde, geleneksel bağımlılık yapıcı maddelerin yerini laboratuvar ortamında üretilen ve kolayca elde edilebilen sentetik maddelerin aldığını, bu maddelerin de bağımlılık yapıcı etkilerinin güçlü olmasına rağmen daha ucuz olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Üniversite öğrencileri için tehlikeli olan bir diğer bağımlılık türü ise reçeteli ilaçların kötüye kullanılmasıdır. Dünyanın her yerinde, kadınlar ve erkekler madde kullanabiliyor; ancak kadınlar daha çok antidepresanlar, uyku ilaçları ve ağrı kesiciler gibi reçeteli ilaçları, tedavi amacı dışında kötüye kullanma eğiliminde olabiliyor.” diye konuştu.
Dünyada madde bağımlılığı giderek artan bir sorun!
Dünyada madde bağımlılığının giderek artan bir sorun haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Sevil Atasoy, 2022 yılına ait istatistiklere göre, dünya genelinde 292 milyon kişinin madde kullandığını, bu sayının, son 10 yılda yüzde 20 oranında artış gösterdiğini, madde kullanıcıları arasında en yaygın olanının esrar olduğunu, esrarı, eroin, amfetamin, kokain ve ekstazinin izlediğini ve bu durumun uyuşturucu ile mücadelenin insanlık için ne kadar ciddi bir sorun olduğunu gözler önüne serdiğini kaydetti.
“Türkiye eroin bağımlısı olmadı ama şu anda metamfetamin bağımlısı oluyor”
Dünyada geniş bir suç ağı bulunduğunu ve uyuşturucu ticaretinin bu ağın önemli bir parçası olduğunu anlatan Prof. Dr. Sevil Atasoy, şunları dile getirdi:
“Farklı uyuşturucu türleri farklı yollarla taşınıyor. Örneğin, kokain için yeşil, eroin için kırmızı yollar kullanılıyor. Aynı güzergâhlarda insan kaçakçılığı gibi yasadışı faaliyetler de gerçekleşiyor. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle Balkan yolu üzerinde yer alıyor. Bu yol, tarih boyunca İpek Yolu’nun Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan kısmının bir parçası olarak ticaret için kullanıldı. İşte bu yüzden biz eroin için hep bu trafiğin üstünde olan bir ülkeydik. Afganistan’da Taliban’ın yönetimi ele geçirmesiyle haşhaş ekimi yasaklandı. Afgan köylüleri artık eroin üretiminden para kazanamadıkları için metamfetamin sentezlemeye yöneldi. Bu durum Türkiye’yi, eroinin yerine metamfetamin ticaretinin geçtiği bir transit ülke haline getirdi. Transit ülkeler genellikle uyuşturucunun yerel kullanımından da etkilenirler. Türkiye eroin bağımlısı olmadı ama Türkiye şu anda metamfetamin bağımlısı oluyor.”
Son iki yılda dörde katlandı!
Türkiye’de son yıllarda hızla artan bazı maddeler arasında sentetik ecza ve sahte ilaçlar, özellikle de sentetik esrarın yer aldığını, sentetik esrarın, esrarın etkin maddesini içeren ancak gerçek esrar olmayan “bonzai” olarak bilinen maddeler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sevil Atasoy, son iki yıl içinde metamfetamin yakalanma oranları dörde katlandığını, bu durumun, piyasada yasadışı maddelerin artışını ve çeşitlenmesini gösterdiğini söyledi.
Transit ülkeydik ama artık kullanıcısıyız!
Ülkemizin, üzerinden geçen uyuşturucunun yüzde 35 ile yüzde 40’ını yakalayarak dünya genelinde yüksek bir başarı sergilediğine işaret eden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Ancak bu, toplam miktarın sadece yarısı; gerisi kaçakçıların elinde kalıyor. Polisin çabalarına rağmen yakalanamayan ciddi miktarda uyuşturucu, Pasifik, Batı ülkeleri ve Arap Yarımadası’ndan kapıdan gönderilmeye devam ediyor. Her gün sokaklarda uyuşturucu satan torbacılar da yakalanıyor; ancak yoksulluk ve işsizlik nedeniyle onların yerini alacak yeni kişilerin bulunması kolay oluyor. Bağımlıların tedavi edilmesi gerekmektedir. Tüm hekimlerin bağımlılık tedavisi hakkında bilgi sahibi olması ve özel hastanelerin sayısının artması şart. Ancak şu anki durumda, bağımlı bireylerin tedavi almak istemesi halinde hastaneye kabulü hemen sağlanamıyor; genellikle üç ay ya da altı ay sonra gelinmesi isteniyor. Biz transit bir ülkeydik. Ama artık kullanıcısıyız.” diye konuştu.
Atasoy aynı gün içerisinde ikinci konferansında da NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumunda sağlık öğrencileriyle buluştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Madde bağımlılığı bir beyin hastalığıdır ve tedavi edilmesi şarttır” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>