?>
?>
Gerek repertuvarı gerekse sahnedeki güçlü duruşuyla dikkat çeken Ulaş Gürdal, müziğe olan tutkusunu profesyonel bir sahne disipliniyle birleştirerek, Denizüstü’nün seçkin atmosferinde sanatseverlerle buluşturuyor. Ulaş Gürdal’ın sesindeki yorum gücü ve sahne hakimiyeti, Antalya gecelerine yepyeni bir soluk getiriyor.
Her detayın özenle düşünüldüğü bu özel sahnede, Ulaş Gürdal; kendi bestelerinin yanı sıra dinleyicilerin hafızalarında yer etmiş eserleri de modern dokunuşlarla yorumlayarak müzikseverlere hem duygusal hem de ritmik bir yolculuk sunuyor. Denizüstü Restaurant’ın panoramik deniz manzarası ise bu özel gecelere ayrıcalıklı bir ambiyans katıyor.
Antalya’da müzikle iç içe, keyifli ve kaliteli bir akşam arayanlar için Ulaş Gürdal’ın sahnesi kaçırılmayacak bir deneyim sunuyor. Rezervasyonlar hızla dolarken, bu eşsiz müzik atmosferine tanıklık etmek isteyenler için erkenden plan yapmakta fayda var.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ulaş Gürdal’dan Antalya’da müzik dolu geceler! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Spotify bugün, yıllık olarak sunduğu, streaming ekonomisi ile ilgili önemli haberleri paylaştığı ve dünya çapındaki hem sanatçılar hem de müzik severler için önemli bir kaynak niteliği taşıyan müzik streaming gelirlerine dair yıllık raporu Loud & Clear’ı yayınladı.
Kimler kazanç elde ediyor? Ne kadar kazanıyorlar? Ve bu miktar yıllar içinde nasıl değişti? Spotify, sanatçıların her yıl ne kadar kazandığına ilişkin bu detayda veriyi yayınlayan tek streaming platformu olmaya devam ediyor. Loud and Clear raporunun öne çıkan 9 başlığını ve 2024 telif hakkı ödemelerine dair önemli noktalara ait verileri aşağıda bulabilirsiniz.
Loud & Clear’ın web sitesinde Ödemeler (ne kadar sanatçı ne kadar kazanç elde ediyor), Süreç (para akışı nasıl gerçekleşiyor) ve ödemelerimizle ilgili Sık Sorulan Sorular sekmeleri de yer alıyor.
Her bir başlık ile ilgili görsel materyallere buradan, duyurunun blog postuna ise buradan ulaşabilirsiniz.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Spotify Yıllık Müzik Streaming Gelirleri Raporunu Yayınladı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
MÜZİK LİSTESİNE HIZLI GİRDİ
Tamer Gürsoy’un “Kendime Yaşayacağım” şarkısı kısa sürede Apple Müzik Türkçe Akustik listesinde zirvenin ortağı oldu. Şarkının akustik versiyonu, radyocular tarafından da tam not aldı.
Tamer Gürsoy, geçtiğimiz yıllarda Yeliz, Yonca Evcimik, Hepsi Grubu, Betül Demir, Spondeo gibi yıldızlara sözü ve müziği kendisine ait şarkılar verdi. Şarkı üretimi devam eden Gürsoy, önümüzdeki dönemde ünlü isimlere yeni eserler vermeye hazırlanıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tamer Gürsoy müzik listelerine hızlı giriş yaptı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
6 Şubat depreminin 2’nci yıldönümü yaklaşırken, bazı öğrencilerini de kaybeden Hatay’daki Antakya Polifonik Korolar Derneği (APKORD) Çocuk Korosu ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden (KKTC) Ada Işığı Çocuk Korosu ve Ada Işığı Gençlik Vokal Topluluğu; Nilüfer Çocuk ve Gençlik Korosu’yla birlikte, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’i ziyaret etti.
1 Şubat akşamı Nazım Hikmet Kültürevi’nde sahne alacak olan koroların, Nilüfer Belediyesi Halk Evi’ndeki buluşmasında çocuklar, gençler, veliler ve koroların şef ve yardımcıları da yer aldı.
Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir yaptığı konuşmada, belediye olarak gençlerin ve çocukların öncelikleri arasında yer aldığını ve buna uygun projeleri hayata geçirdiklerini söyledi. 6 Şubat depremlerinde bir felaketin yaşandığını belirten Başkan Şadi Özdemir, “Bu kadar gencimizin, oradaki yaşanan felaketten sonra hala müzik yapıyor olması çok önemli. Müzik, aslında ruhun gıdası. Tabii ki eğitimi de hiçbir zaman da ihmal etmemek lazım. Çocukların başarıya giden yolunun yüzde 50’si çalışmaksa, diğer yüzde 50 için sosyal bir insan olmak önemli. Müzikle, sporla, sanatla, sosyal projelerle ilgilenen kişiler olmak başarının önemli bir kriteri” diye konuştu.
Deprem zamanında Hatay’a giderek yaşananlara tanıklık ettiğini anlatan Başkan Şadi Özdemir, “Oradaki acıları gördük. Yaşanan acıları sizin gibi olmasa da biliyorum. Yardım etmeye çalıştık. Nilüfer Belediyesi Samandağ’da konteyner kent, aşevi kurdu. Nilüfer, o dönemde dayanışmanın güzel örneğini sergiledi. Dileğimiz bir daha o günler yaşanmasın. Biz sadece güzel anlar için bir araya gelelim. Hepiniz kentimize hoş geldiniz” dedi.
“ÇOCUKLAR KAYNAŞIYOR”
Ada Işığı Çocuk Korosu ve Gençlik Vokal Topluluğu Şefi Erkan Dağlı, Gazimağusa ile kardeş kent olan Nilüfer’de olmaktan çok mutlu olduklarını dile getirdi. Geçtiğimiz aylarda KKTC’de ‘Korolar Buluşuyor’ temasıyla 3 koro olarak sahne aldıklarını söyleyen Dağlı, “Şimdi de Nilüfer’de sahneye çıkacağız. Hatay, Gazimağusa ve Bursa’daki korolar ile buluşmamızda, çocuklar ve aileleri kaynaşarak bir dostluk köprüsü kuruyor” dedi.
“YAŞAMA TUTUNMAMIZI SAĞLADI”
APKORD Çocuk Korosu Şefi Sezgin Suna da, depremin ardından çok şeyin değiştiğini belirtti. Suna, “Her şeyden önce koromuzdan 3 çocuğumuzu yitirdik. Yetişkin koromuzdan 2 koristimizi kaybettik. Koca bir şehir yok oldu. Çocuklarımız da Türkiye’nin birçok yerine dağıldı. Online çalışmalar ve tatillerdeki kamplarla, koroyu bir araya getirdik ve tekrar el ele tutuşarak şarkı söylemeye devam ettik. Bu hem bize çok iyi geldi, hem de tekrar yaşama tutunmamızı sağladı. Çocukların da beraber olması, birbirleriyle özlem gidermesi, müziğin birleştirici ruhunu daha somutlaştırdı” diye konuştu.
Şef Suna, çocukların kentin dışına çıkarak bu tür faaliyetlere katılmasının çok değerli olduğunu ifade ederek, “Bu tür organizasyonlara, davetler almamız bizim için çok önem arz ediyor. Nilüfer Belediyesi’ne bu anlamda, organizasyondaki emeğinden dolayı teşekkür ediyorum. Çünkü çocukların, beraber olabilmesi için manevi bir güç sağlıyor ve onları inanılmaz mutlu ediyor. Bu verilebilecek en büyük ödül diye düşünüyorum. O yüzden sizlere teşekkür ediyorum” dedi.
Nilüfer Çocuk Korosu ve Nilüfer Gençlik Korosu Şefi Suat Şahin de, Başkan Şadi Özdemir’e organizasyona desteklerinden dolayı teşekkür etti.
“DEPREMDEN SONRA MÜZİĞE SARILDIM”
Yaklaşık 10 yıldır koro çalışmalarında yer alan APKORD Korosu’nun genç üyesi Umut Alkan, depremin yaralarını müzikle sarmaya çalıştıklarını söyledi. Konservatuvarda hoca olmayı hayal ettiğini belirten Alkan, “Depremden sonra müziğe daha sıkı sarıldık. Farklı şehirlerde konserler veriyoruz ve bu da önemli bir deneyim” dedi.
APKORD Çocuk Korosu’nun bir diğer üyesi Beren Güzelyüz de müzik sayesinde insanlarla tanıştıklarını, sosyalleştiklerini söyledi.
Buluşmada, iki koronun şefi; kentlerini anlatan hediyelerini Başkan Şadi Özdemir’e verdiler.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Depremin yaralarını müzik ve dayanışma ile sarıyorlar yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
GOLDEN HORN BRASS
25 Ocak 2025 Cumartesi, 21.00
Borusan Müzik Evi
BEGÜM GÖKMEN korno
JULIAN LUPU trompet
RENATO LUPU trompet
SİNAN ŞİRİN tuba
EMRE BERBERGİL trombon
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Borusan Müzik Evi’nde, Golden Horn Brass ile çok yönlü bir dinleme deneyimi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Osmangazi Gösteri Merkezi’nde “Notalara Adanmış Bir Ömür” ismiyle düzenlenen gecede Bursa’nın ilk müzik öğretmeni olan Fethiye Sanlıkol, Osmangazililerle buluştu. Gazeteciler Nazan Bozan ve Erkan Ayçam’ın birlikte sunduğu “Notalara Adanmış Bir Ömür” programında Fethiye Sanlıkol’un Kıbrıs’ın Lefkoşa kentinde başlayan ve zaman içerisinde İstanbul’a, oradan da Bursa’ya uzanan hayat hikâyesini anlattığı geceye Osmangazi Belediye Başkan Yardımcıları Mutlu Esendemir ve Sefa Yılmaz’la birlikte Osmangazili vatandaşlar yoğun katılım gösterdi. Fethiye Sanlıkol’un hayat hikayesini anlatıp aralarda da piyanonun başına geçip resital sunduğu geceye katılanlar unutamayacakları bir zaman geçirdi.
“8 yaşında piyanoya başladım”
Lefkoşa’da büyüdüğünü anlatarak sözlerine başlayan Fethiye Sanlıkol, “Yazları ve hafta sonlarını Girne’de geçiriyorduk. Çok güzel bir çocukluk dönemim var, ilk okula başladığımızın 3’üncü ayında büyük bir yangın geçirdik. Sigara fabrikamızı, evlerimizi, kereste mağazalarımızı ve otelimizi, her şeyimizi kaybettik. Ben o yangından sonra büyük bir travma geçirdim. Babam Lefkoşa Belediye Reisi oldu. Girne ve Lefkoşa, yöresinden halkın seçtiği Türkleri temsil eden ilk Türk liderdir Necati Özkan, Özkan, soy adı ise ilk yaptığı Ankara ziyaretinde Atatürk tarafından verilmiştir. Ben 8 yaşında piyanoya başladım. Jale Derviş hocamla Royal Akademi’nin açtığı sınavlara devam ettim” dedi.
“1983 yılında Uludağ Üniversitesinden davet aldım”
25 Ocak 1975 yılında Bursa’ya geldiklerini ifade eden Fethiye Sanlıkol, “Eşim Çekirge Fizik Tedavi Hastanesine fizik tedavi doktoru olarak tayin edildi. Bursa’ya yerleştik. Ben yakın çevremizde bulunan doktor ve avukat arkadaşların çocuklarına ders verdim. O dönemde Bursa’da müzik okulu yoktu ve Bursa her şeyden yoksundu. Böylelikle benim piyano derslerim başlamış oldu. 1983-1984 yıllarında Bursa Uludağ Üniversitesi’nden davet aldım. Orada öğrencilere eğitim verdim. Royal Akademi, sınavlarını Bursa’da başlattım. Kendi evimde sınavlar açılıyordu, orada sınav oluşturuluyordu. Daha sonra İngiltere’den sertifikalar geliyordu, sınavı geçenler için, daha sonra müzik öğretmenlerine sistemi göstererek onlarında Royal Akademi, sınavlarına öğrenci yetiştirmelerini sağlamış oldum” şeklinde konuştu.
Programın sonunda Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Sefa Yılmaz, gecenin anısına Fethiye Sanlıkol’a çiçek takdim etti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bursa’nın ilk müzik öğretmeni Osmangazililerle buluştu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Burak Özdemir ve Musica Sequenza’dan Händel yorumu
18 Ocak Cumartesi günü, saat 21.00’de Burak Özdemir ve topluluğu Musica Sequenza, Borusan Müzik Evi’nde yeni bir proje ile izleyici karşısına çıkıyor. Händel: “Amour Fou” adlı bu yeni konser serisinde Händel’in aryaları, etkileyici bir performansla bir araya geliyor. Eserlerdeki karakterler arasındaki tutkulu duygular; sevinç, acı, kıskançlık, nefret ve keder, “kontrol edilemeyen aşk ilişkisi” teması üzerinden ustalıkla işleniyor. Konserde, Burak Özdemir’in barok fagotu ve kontrtenor Georg Bochow’un etkileyici sesine 18. yüzyıl dönemine ait enstrümanları ile Musica Sequenza eşlik edecek. Opera evlerinden festivallere, konser salonlarından şehir tiyatrolarına, sanat vakıflarından müzelere kadar geniş bir yelpazede performanslar sergileyen topluluk, disiplinlerarası projeleriyle müzikseverleri Rönesans’ın büyülü dünyasından çağdaş müziğin yenilikçi seslerine uzanan benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor.
HÄNDEL: “AMOUR FOU”
BURAK ÖZDEMİR & MUSICA SEQUENZA
18 Ocak 2025 Cumartesi, 21.00
Borusan Müzik Evi
MUSICA SEQUENZA
BURAK ÖZDEMİR barok fagot ve canlı elektronik, konsept
GEORG BOCHOW kontrtenor
SEMION GUREVICH barok keman
DAVID AGAIAROV barok keman
CHANG-YUN YOO barok viyola
LINDA MANTCHEVA barok viyolonsel
PEDRO ALCACER lavta
DANIEL MULDER görseller
Golden Horn Brass ile çok yönlü bir dinleme deneyimi
Türkiye’nin ilk ve en uzun soluklu bakır nefesliler beşlisi Golden Horn Brass, zengin repertuvarıyla 25 Ocak Cumartesi günü Borusan Müzik Evi’nde müzikseverlerle buluşuyor. 2004 yılında Begüm Gökmen tarafından kurulan Golden Horn Brass, kuruluşundan bu yana enstrümanlarındaki ustalıklarıyla müziği incelikli bir şekilde işlemeye devam ediyor. Güçlü bir orkestranın enerjisini bünyesinde barındıran topluluk, bu konserinde barok ve klasik dönem eserlerinin yanı sıra, caz ve pop müziklerinin unutulmaz parçalarını ve halk ezgilerinin özgün düzenlemelerini seslendirecek. Topluluğun geniş repertuvarı, müzikseverlere çok yönlü bir dinleme deneyimi vadediyor. 2014 yılında Andante Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde “Yılın Oda Müziği Topluluğu” ödülüne layık görülen Golden Horn Brass, yurtiçinde verdiği sayısız konserin yanı sıra, yurt dışında da birçok prestijli etkinlikte sahne alıyor.
GOLDEN HORN BRASS
25 Ocak 2025 Cumartesi, 21.00
Borusan Müzik Evi
BEGÜM GÖKMEN korno
JULIAN LUPU trompet
RENATO LUPU trompet
SİNAN ŞİRİN tuba
EMRE BERBERGİL trombon
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ocak ayında Borusan Müzik Evi’nde iki farklı müzik deneyimi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Trafikte sağ ve sağlıklı kalmak için gözlerimizi ve kulaklarımızı dört açmamız gerektiği uyarısında bulunan Özgür Şener, “Başta yayalar olmak üzere, trafikteki koşucular, bisikletliler, motosikletliler kulaklıkla müzik dinlememelidir. Belki hayatınız boyunca bir kez duyacağınız bir siren sesi, hızla gelen bir taşıtın sesi, geri geri gelen bir taşıtın uyarı sesi, yoldan çıkmış size doğru gelen bir taşıtın sesi hayatınızı kurtaracak hamleyi yapmanızı sağlayacaktır.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, kulaklıkla yüksek sesle müzik dinleyerek trafikte yürürken karşı karşıya kalınan riskleri değerlendirdi.
Trafikte ‘yüksek ses müzik’ düşman haline geliyor!
Ruhun gıdası olarak nitelendirilen müziğin yüksek sesle kulaklıkla trafikte dinlendiğinde düşman haline geldiğini dile getiren Özgür Şener, “Yıllar önce ‘Walkmen’ler ile başlayan kulaklık ile her yerde ve bireysel müzik dinleme, günümüz teknolojisinde bambaşka bir boyut kazandı. Yeni nesil kulaklıkların ses kalitesi çok yüksek olduğu gibi dışarıdan gelen yüksek sesleri dahi kullanıcısına iletmeyen izolasyona sahipler. İşte müziğin düşmanlığı da burada başlıyor. Trafikteki tehlikeleri algılamamızı sağlayan iki önemli organımız var. Gözlerimiz ve kulaklarımız. Gözlerimiz sayesinde güvenle yürüyeceğimiz yolu seçebilir, trafik ışıklarını takip edebilir, taşıtların hareketlerini izleyebiliriz. Kulaklarımız sayesinde de trafikteki taşıtlardan gelen korna seslerini duyabilir, ambulans, itfaiye polis gibi acil bir durum için hareket halinde olan taşıtların siren seslerini duyabiliriz. Kulağımızda bir kulaklıkla müzik dinleyerek trafikte hareket ettiğimizde kulağımız, trafikte duymamız gereken kritik sesleri duymayacaktır. Bununla birlikte, dinlediğimiz müziğin duygusuna gireceğimiz için dikkatimiz de trafikteki tehlikelerde olamayacaktır.” dedi.
Trafikte sağ ve sağlıklı kalmak için…
2023 yılında trafik kazalarında ölen 6 bin 548 kişinin bin 453’ünün yaya olduğunu, yaralanan 350 bin 855 kişinin de yine 40 bin 774’ünün yayadan oluştuğunu anlatan Özgür Şener, şöyle devam etti:
“Trafik ortamı, bizim haricimizde birçok taşıtın ve sürücünün hareket ettiği tehlikelerle dolu bir ortamdır. Sürücülerin kırmızı ışıkta geçtikleri, sokak aralarında dahi yüksek hızlarda taşıt kullandıkları, yayalara yol vermek şöyle dursun üzerine taşıt sürebildikleri, sürücülerin büyük bir orada sürüşte cep telefonu kullandığı güvenli olmayan bir trafik ortamımız var maalesef. Böyle bir ortamda sağ ve sağlıklı kalmak için gözlerimizi ve kulaklarımızı dört açmalıyız. Bu sebeple başta yayalar olmak üzere, trafikteki koşucular, bisikletliler, motosikletliler kulaklıkla müzik dinlememelidir. Belki hayatınız boyunca bir kez duyacağınız bir siren sesi, hızla gelen bir taşıtın sesi, geri geri gelen bir taşıtın uyarı sesi, yoldan çıkmış size doğru gelen bir taşıtın sesi hayatınızı kurtaracak hamleyi yapmanızı sağlayacaktır.”
İki kulağınızda kulaklık takılı halde telefonla da konuşmamalısınız!
Özgür Şener, uyarılarına devam ederek, “Parklar, sahiller, yürüyüş yolları, ormanlardaki yürüyüş parkurları gibi taşıt trafiğinin olmadığı yerlerde kulaklığınızı takıp müziğin keyfine varabilirsiniz. Ancak taşıt trafiğinin olduğu yerlerde kesinlikle kulaklıkla müzik dinlememeli, iki kulağınızda kulaklık takılı halde telefon ile konuşmamalısınız.” diye konuştu.
Çocuklarımızı ve gençlerimizi trafik kazalarından koruyamıyoruz…
2023 yılında trafik kaza istatistiklerine işaret eden Özgür Şener, “Trafik kazalarındaki ölümler ve yaralanmalar yaş gruplarına göre incelendiğinde karşımıza çok üzücü ve bir o kadar da çarpıcı bir tablo çıkıyor. Ölümler yaş gruplarına göre incelendiğinde, 0-17 yaş grubu toplam ölümlerin yüzde 10,1’ini, 18-24 yaş grubu yüzde 13,6’sını, 25-64 yaş grubu yüzde 56,3’ünü, 65 yaş ve üzeri ise yüzde 20,0’ını oluşturdu. Yaralılar yaş gruplarına göre incelendiğinde, 0-17 yaş grubu toplam yaralıların yüzde 17,8’ini, 18-24 yaş grubu yüzde 21,5’ini, 25-64 yaş grubu yüzde 53,9’unu, 65 yaş ve üzeri ise yüzde 6,8’ini oluşturdu. Değer verdiğimiz, gözümüzden sakındığımız çocuklarımızı ve gençlerimizi trafik kazalarından koruyamıyoruz. Çok zor yetiştirdiğimiz gençliğimizi trafik kazalarında yitiriyoruz. Bugün ve hemen tedbir almalıyız. Trafik kazasının kimin kapısını çalacağını bilmiyoruz.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Trafikte kulaklıkla yüksek ses müzik düşmanlaşabiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Ancak dikkat! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz “Yüksek sese maruz kalma işitme kaybının en sık nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Yüksek sesle müzik dinlemek özellikle de kulaklıkla yüksek sese maruz kalmak kulak sağlığına çok ciddi zararlar verebiliyor. Kulak zarına basınç uygulayarak zarın yırtılmasına hatta tüylü hücrelerin zarar görmesiyle geri dönüşü olmayan işitme kaybına yol açabiliyor” diyor. ‘Kulaklarım yüksek sese alışık’ söyleminin sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Öz, ne yazık ki toplumumuzda bu farkındalığın henüz yeterince oluşmamış olduğunu söylüyor. Yüksek sesle müzik dinlemenin yanı sıra kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit eden ve günümüzde yaygın olan başka hatalı alışkanlıklar da olduğunu belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz, kaçınılması gereken o hataları ve alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulnudu.
Müziği yüksek sesle dinlemeyin!
Kış aylarında yaygınlaşan üst solunum yolu enfeksiyonlarından alerjiye bağlı burun tıkanıklıklarına, kulak çubuğu kullanmaktan yoğun kafein tüketimine dek birçok etken kulak sağlığımızı tehdit edebiliyor. Ancak özellikle son yıllarda teknolojinin gelişmesi ve kablosuz kulaklıkların yaygınlaşmasının da etkisiyle çoğunlukla yeni nesil gençlerde görülen kulaklıkla ve yüksek sesle müzik dinleme alışkanlığı da çok ciddi tehlikelere yol açabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz “İşitme kaybı sinsi şekilde, uzun yıllar süresince oluşuyor. Yavaş, ilerleyici ve ağrısız olduğu için fark edilemeyebiliyor. Eğer kulaklarınızın yüksek sese alıştığını düşünüyorsanız bu durum kulaklarınıza büyük olasılıkla zarar vermiştir ve hiçbir tedavi işitmenizi tamamen düzeltmez. Yüksek sesle müzik dinlemek, kulak zarına basınç uygulayarak zarın esnekliğinin bozulmasına veya zarın yırtılmasına neden olabiliyor. Ayrıca yüksek ses, iç kulağa ulaşarak buradaki tüylü hücrelere zarar veriyor ve bu da geri dönüşümü olmayacak şekilde işitme kaybına neden olabiliyor” diyor. Genel olarak 85 desibelin üzerindeki seslere uzun süre maruz kalındığında kalıcı işitme kaybı geliştiğini vurgulayan Prof. Dr. Öz sözlerine şu örnekle devam ediyor: “85 desibelden bir elektrikli süpürgenin çıkardığı sesi anlayabiliriz. Özellikle ses şiddetinin 100 desibelin (çimen biçme makinesi sesi) üzerine çıkması durumunda çok kısa sürede bile işitme kaybı gelişebiliyor. Bu nedenle özellikle müzik dinlerken ses şiddetini artırmamak, 60 desibelin üzerine çıkmamak gerekir. Örneğin; bir kütüphanede nasıl ki başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde bir ses yüksekliğiyle konuşuyorsanız, dinlediğiniz müzik de o yükseklikte olmalıdır.”
Müzik dinlerken sık ara verin!
Müzik dinlerken ses şiddetini artırmamak kadar, bir saatten fazla aralıksız müzik dinlememenin de çok önemli olduğunu, bu nedenle müzik dinlerken sık ara verilmesi ve kulakların dinlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ferhan Öz diğer bir risk unsurunu ise şöyle anlatıyor: “Yüksek sesle müzik dinlemenin yanı sıra, özellikle gürültülü işyerlerinde uzun süre gürültüye maruz kalmak da iç kulağa ciddi zarar vermektedir. Bu nedenle gürültünün çok yüksek olduğu ortamlarda mümkünse iç kulağımızı korumak amacıyla kulak tıkacı kullanmaya özen göstermeliyiz.”
Kulak çubuğu kullananlar dikkat!
Kulaklarımızı tehdit eden önemli etkenlerden biri de, günümüzde kullanımı yaygın olan kulak çubukları! Dış kulak yolunu kulak çubuğu, kibrit ya da benzeri yabancı cisimlerle kaşımaya ya da temizlemeye çalışmanın dış kulak yoluna zarar verdiğini ve bunun sonucu olarak da dış kulak yolu enfeksiyonuna hatta kulak zarının yırtılmasına neden olabildiğini belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz “Travmaya bağlı kulak zarı yırtılmaları geçmişten bugüne aynı sıklıkta görülmeye devam ediyor. Kulaklarımızı kulak çubuğu ya da kibrit benzeri cisimlerle kaşımaktan ve temizlemeye çalışmaktan kaçınmalıyız” diyor.
Cerrahi tedavi gerekebiliyor!
Özellikle kış aylarında viral ya da bakteriyel üst solunum yolu enfeksiyonları ile alerjiye bağlı burun tıkanıklıklarının ödem oluşturarak orta kulak enfeksiyonuna, tedavide geç kalındığında ise kulak zarı yırtığına neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öz “Hastalarda kulak ağrısının ortaya çıkmasıyla birlikte antibiyotik kullanımına başlanılması hastalığın kısa sürede kontrol altına alınmasını sağlamakta ve komplikasyonları önlemektedir. Ancak orta kulak enfeksiyonları tedavi edilmediği taktirde kulak zarı yırtıkları kalıcı olur. Enfeksiyon kronikleşmişse ve uyguladığımız medikal tedavilere rağmen kulak zarı kendini onaramıyorsa cerrahi tedavi yapmak gerekebilir. Kulak zarı yırtığını; kıkırdak veya kişinin kendi vücudundan (örneğin; kulak arkasından) alacağımız bağ dokusu (fasya) ile mikroskobik veya endoskopik olarak tedavi edebiliyoruz” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kulaklıkla ve Yüksek Sesle Müzik Dinleyenler Dikkat yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Dolayısıyla da kitlelerin sevgisini hiç yitirmedi.” dedi. Arabeskin, bir müzik türü olmaktan çok kitlesel bir olay olduğunu kaydeden Güngör, “Bir kitle kültürü ya da bugünkü adıyla bir popüler kültürel türdür. Orada müzik sanatının incelikleri, notalar, enstrümanlar, söyleniş tarzı çok da önemli değil, önemli olan şey sanatçının kim olduğu, hangi yaşam koşullarından geldiği, nasıl yaşadığı ve ne söylediğidir.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi Rektörü, İletişim Bilimci Prof. Dr. Nazife Güngör, Arabesk müziğin en önemli isimlerinden Ferdi Tayfur’un ölümünün ardından arabesk konusunu değerlendirdi.
Halk kendinden bilirse daha çok sahipleniyor
Aynı zamanda 1993 yılında ‘Arabesk’ isimli bir kitabı da kaleme alan Prof. Dr. Güngör, arabesk müziğin en önemli isimlerinden Ferdi Tayfur’un 1970’li yılların arabeskine damgasını vurmuş bir isim olduğunu söyledi. Güngör, “Melankolik şarkı sözleri, hüzün dolu nağmeleriyle halkın gönlünde taht kurmuş bir sanatçı. Halkın sevgisini kazanmasının tek nedeni şarkılar değil elbet. Halk kendinden bilirse daha çok sahiplenir. Ferdi Tayfur’u halk kendinden bildi. Yaşam tarzıyla, yaşam mücadelesiyle O halktan biriydi, dolayısıyla da halkın sesi olabilmişti. 1960’ların ve 70’lerin toplumsal değişim sürecinin müzikteki yansımasıydı Ferdi Tayfur. Kırdan kente göçün neden olduğu bunalım sürecine ses vermişti. Yerinden edilmişliğin, ancak yer edinememişliğin umutsuzluğuna belki de bir nebze umut olmuştu şarkılarıyla. Kentte henüz kabul göremeyen yeni kentlinin kenardaki yolculuğuna yoldaş, duygudaş olmuştu belki de yanık sesiyle.” dedi.
Arada kalmışlığın sesiydi arabesk…
1970’ler Türkiye’sinin bir yandan kırdan kente göçe hazırlıksız yakalanmış olduğunu, dolayısıyla da işsizlik, yoksulluk ve yersizliğin toplumda büyük bir kaosa neden olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, şöyle devam etti:
“İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerin çevresini gecekondular sarmıştı. İnsanlar kendi olanaklarıyla inşa ettikleri derme çatma evlerde, alt yapıdan, elektrik, su, ulaşım olanaklarından yoksun biçimde yaşama tutunmaya, yeni yaşamlarına uyum sağlamaya çalışıyorlardı. Kırdan kopmuşlardı, ancak kentli de olamamışlardı. İşte bu arada kalmışlığın sesi olmuştu arabesk şarkıların hüzün dolu sözleri. Müzik değildi mesele, müzikte dile gelen sözlerdi, bazen umut veren, bazen de umutsuzluğu ören şarkı sözleri. Huzurum kalmadı, batan güneş, yuvasız kuşlar, yaktı beni, bırak şu gurbeti, yüreğimde yara var…”
Halkın sesi olabilmişti Ferdi Tayfur…
Sanatçının yaşam tarzının da önemli olduğunu ve Ferdi Tayfur’un tam da burada hayran kitlesiyle bütünleştiğini dile getiren Prof. Dr. Nazife Güngör, şunları söyledi:
“Gecekondulular sevmişti Ferdi’yi. Onu kendilerinden biri gibi görüyorlardı çünkü. O da zaten şarkılarına kendi yaşam mücadelesini yansıtıyordu. Dinleyicisiyle empati kurmak, onları anlamak, onlara ulaşabilmek hiç zor değildi Ferdi için. O da kırdan, yoksulluktan çıkıp gelmişti İstanbul’a, tutunmaya çalışıyordu yaşama, kendisini kabul ettirmeye, uyumlanmaya. Zordu, hem de çok zordu. Ama gayret ederek, umudu besleyerek olacaktı. Olmalıydı. Kendi yaşam mücadelesi, acıları, umutsuzluktan umuda kıvranışları şarkılarında dile gelmişti. Dolayısıyla da halkın sesi olabilmişti Ferdi Tayfur. Plakları kapış kapış, konserlerine yüzbinler katılıyordu. Kimisi için Ferdi Abi, kimisi için Ferdi Baba olmuştu. Arabeskin de kralı ilan edilmişti.”
Arabeskin böylesine ilgi görmesinin nedeni neydi?
Bir taraftan da bu yeni müzik formuna ilişkin tartışmalar başladığını hatırlatan Prof. Dr. Nazife Güngör, “En iyi müzik okullarında eğitim alanlar, müziğin en kalitelisini yapanlar kitlelerden o kadar da ilgi görmezken bu yeni tarzın böylesine ilgi görmesinin nedeni neydi acaba? Müzisyenler, müzik araştırmacıları, sosyologlar, sosyal psikologlar işin aslını öğrenmek için harekete geçmişlerdi. Pek çok çalışma yapıldı, yazılıp çizildi. Kitleleri bu denli etkileyen neydi acaba? Bu dünyadan ve de bu toplumdan nice müzisyen gelip geçmişti. Türküler, halk deyişleri, klasik müzik, sanat müziği vs. Ama ilk kez bir müzik formu kitlesel düzeyde ilgi görüyordu. Ferdi Baba, Orhan Baba, Müslim Baba vs. Halk sevdi bu sanatçıları. Yaptıkları müziğin sanat değerini tartışmak çok da önemli değil bence. Oraları çoktan geçtik. Kitleleri bir biçimde yakaladılar ve kendilerine bağladılar. Bunu boş ya da anlamsız bir olay olarak değerlendirmek de doğru olmaz. Demek ki kitlelerin duygu dünyasına girebildiler. Ama duygu dünyasına girebilmek, kitlelerle bütünleşebilmek için aslında aynı yaşam deneyimlerine sahip olmak da çok önemli. İşte Ferdi Tayfur’un, Orhan Gencebay’ın, Müslüm Gürses’in kitlelerce sahiplenilmesinin belki de en temel nedeni bu.” şeklinde konuştu.
Kitleler değişim istemezler…
Ferdi Tayfur’u halkın sahiplendiğini ve hiç vazgeçmediğini de anlatan Prof. Dr. Nazife Güngör, “Çünkü O hep onlarla kalmayı başardı. Ne yaşam tarzını ne de müzik formunu hiç değiştirmedi, değiştirmeye de çalışmadı. Dolayısıyla da kitlelerin sevgisini hiç yitirmedi. Kitleler değişim istemezler. Uyum sağlamaları zordur çünkü. Kendilerine benzeyene koşarlar o nedenle de. Arabesk sanatçılarının bunca ilgi görmelerinin en temel nedenlerinden biri bu bence.” dedi.
Arabesk bir müzik türü değil…
Arabeskin, bir müzik türü olmaktan çok kitlesel bir olay olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Bir kitle kültürü ya da bugünkü adıyla bir popüler kültürel türdür. Orada müzik sanatının incelikleri, notalar, enstrümanlar, söyleniş tarzı çok da önemli değil, önemli olan şey sanatçının kim olduğu, hangi yaşam koşullarından geldiği, nasıl yaşadığı ve ne söylediğidir. İşte Ferdi Tayfur’u Ferdi Tayfur yapan tam da budur. Bir diğer nokta ise kitlesel olanın aynı zamanda politik ve ideolojik de olabilmesidir. Arabesk müziğin ve sanatçılarının kitlesel düzeyde beğeni kazanmalarının önemli bir nedeni de budur. Halkın ilgisini çeken, kitleler tarafından sahiplenilen sanatçılar veya sanat olayları çoğu zaman popüler siyasetin aygıtı haline getirilebilmekte, ideolojik bir değer yüklenebilmektedirler. Türkiye’de özellikle de 1980’lerin başından itibaren arabesk olayının popüler siyasetin aracı haline geldiğini görüyoruz. Bu nedenle de arabesk müzik sanatçıları çoğu zaman politik olarak da konumlandırılmışlardır.” diye konuştu.
Arabesk Türkiye’de kendi tarzını buldu…
Kitlesel düzeyde popülerlik kazanan sanatçıların çoğunun bir biçimde politik olarak konumlandırıldığı, ideolojik olarak anlamlandırıldığının da söylenebileceğini ifade eden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Ancak zamanla arabesk müziğin de en azından Türkiye’de kendi tarzını bulduğu ve kendisine özgü bir müzikal form olarak müzik sanatı içindeki yerini aldığını görüyoruz. Bunun için zorlu bir mücadele süreci gerekiyordu. Arabesk müzik sanatçılarının belki de en zorlu mücadeleleri bu yönde oldu. Yasaklamalar, kısıtlamalar, ama son kertede kendi dinleyici kitlesi olan bir müziğin yaşam hakkının olduğu da kabul edildi. İşte Ferdi Tayfur da bu yöndeki mücadelenin öncü isimlerinden biri olarak Türkiye’nin popüler müziği olan arabeskin gelişmesine, yerleşmesine büyük emek verdi. Halkın sesi oldu. Halkın sevgisini kazandı, kitlelerin beğenisini topladı. Emekler boşa gitmedi, kitlelerin sevgisi, bağlılığı devam etti. Nitekim son yolculuğuna da gözyaşları, şarkılar ve alkışlarla uğurlandı.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Arabesk müzik türü değil, kitlesel bir olay! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>