?>
?>
Uzman Görüşü (Uzman Mütalaası) Nedir?
Uzman görüşü veya hukuki terimle uzman mütalaası, bir davanın çözümüne katkı sağlamak amacıyla, o davanın konusuna giren teknik veya bilimsel bir konuda uzmanlığı olan kişi ya da kurum tarafından hazırlanan yazılı rapordur. Bu rapor, yargılamayı yapan mahkemeye veya avukatlara, konu hakkında daha derin ve bilimsel bir bakış açısı sunar. Bir ses kaydının manipüle edilip edilmediği, bir imzanın sahte olup olmadığı ya da bir kazanın teknik nedenleri gibi konularda, uzman görüşü karar alma mekanizması için hayati bir veri kaynağı haline gelir.
Neden Gereklidir?
Uzman görüşü, yargılama sürecinde kararın doğru ve adil bir şekilde verilmesi için vazgeçilmezdir. İşte başlıca nedenleri:
Aslan Kriminal Farkıyla Uzman Mütalaası
Aslan Kriminal olarak, adli bilimler alanında geniş bir yelpazede uzman mütalaası hizmeti sunuyoruz. Ses ve görüntü incelemeden, imza ve el yazısı analizine, dijital adli delil incelemesinden olay yeri incelemeye kadar birçok alanda, bağımsız ve tarafsız bir şekilde uzman görüşü hazırlıyoruz.
Sunduğumuz uzman görüşü raporları, uluslararası standartlara uygun yöntemlerle hazırlanır ve mahkemelerde geçerli bir delil niteliği taşır. Hukuki süreçlerinizde karşılaşabileceğiniz karmaşık konuları aydınlatmak ve haklılığınızı bilimsel verilerle kanıtlamak için Aslan Kriminal uzmanlığına güvenebilirsiniz.
Unutmayın, doğru ve güvenilir bir uzman görüşü, hukuki mücadelenizde atacağınız en sağlam adımlardan biridir.
Uzman Görüşü Nedir ve Neden Gereklidir? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Nilüfer Belediyesi, Yaylacık Mahallesi’nde çevre ve görüntü kirliliğine neden olan çadır ve barakaları kaldırdı.
Nilüfer Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, ilçede çevre ve görüntü kirliliğine neden olan yapıların kaldırılması için çalışmalarını sürdürüyor.
Ekipler, Yaylacık Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlardan gelen şikâyetler üzerine harekete geçerek, bölgede konar göçer şekilde kurulan çadır ve barakalara müdahale etti.
Yapılan incelemelerde, çadırlarda yaşayan kişilerin sağlıksız koşullarda başıboş at ve kümes hayvanı besledikleri tespit edildi. Çevrede biriken moloz ve geri dönüşüm malzemelerinin görüntü kirliliği oluşturduğu tespit edildi. Ayrıca ısınma amacıyla yakılan malzemelerin çevre kirliliğine sebep olduğu belirlendi.
Bunun üzerine ekipler, ilgili yapıları ve çevrede biriken malzemeleri kaldırarak bölgede düzenleme çalışması gerçekleştirdi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Nilüfer’de görüntü kirliliğine neden olan çadırlar kaldırıldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Gözün damardan zengin orta tabakasının iltihaplanmasıyla üveit hastalığı meydana gelmektedir. Başta behçet hastalığı, ankilozan spondilit, iltihaplı bağırsak hastalığı olmak üzere birçok romatizma hastalığında ve multiple skleroz (MS) gibi nörolojik hastalıklarda üveit görülebilir.
Üveit hastalığı ve tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Merih Oray, “Gözün İris dokusunu tutan ve gözün ön kısmına sınırlı olan üveitlerde; göz küresinde dokunmakla ve sağa-sola çevirmekle hissedilen ağrı, ışık hassasiyeti, kızarıklık ve bulanık görme belirtileri ön plana çıkar. Bu belirtiler iltihabın alevlendiği dönemi yansıtır ve mutlaka tedavi gerektirir. Gözün arka kısmında yer alan üveitlerde ise bulanık görme ve siyah noktalar görme belirtileri ön plandadır. Özellikle makula dediğimiz görme noktasının iltihabi tutulumu doğru tedavi edilmediği taktirde komplikasyonlara ve kalıcı görme kaybına neden olabilmektedir. Üveit için bir kere tedavi olup iyileştim denilmemeli, uzun yıllar doktor kontrolü gerektiren bir hastalık olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.
ÇOCUKLUK ROMATİZMASI OLAN ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLÜYOR
Üveit hastalığının her yaş grubunda gelişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Merih Oray, özellikle çocuk yaş grubunda bu hastalığın, körlüğe kadar varan komplikasyonlar ile ciddi bir sağlık problemine neden olabileceğini dikkat çekti.
“Görme kaybı değişkenlik göstermekle beraber yüzde 10-15 ciddi görme kaybı riski vardır. Fark edilmeden sinsice ilerleyen bu hastalığın tekrarlamasını önlemek için altında yatan sebeplerin de araştırılması şart. Özellikle çocukluk çağı romatizması olan çocuklarda sık aralıklarla göz taraması yapılmasının önemine vurgu yaparak, “Bu çocuklarda eklemlerde iltihap olduğu gibi gözde de olabiliyor. Bazen gözde kızarıklık olmuyor çocuklar küçük olduğu için bunu ifade edemiyor. Aileler de fark edemiyor. O nedenle bu çocukları rutin aralıklarla mutlaka üveit uzmanı göz doktoruna götürmek lazım. Bazen çocukların muayenesi de zor oluyor. Planlı sistemik bir tedavi uyguluyoruz. Uzun vadede fark edilmezse ciddi yan etkileri olabilir. Katarakt, göz tansiyonu gibi problemler ortaya çıkabilir. Zaman içerisinde de görme kaybına da yol açabiliyor” dedi.
ACİL MÜDAHALE EDİLMESİ GEREKEN BİR HASTALIKTIR
Üveit hastalığının erken dönemde teşhis edilerek hasta tedaviye yönlendirildiği durumlarda, mevcut görme seviyelerinin artırılabilir ya da korunabilir olduğunu belirten Prof. Dr. Merih Oray, “Ne şiddette olursa olsun, üveit acil müdahale edilmesi gereken bir hastalıktır. Geç kalındığında hastalık ilerler ve iltihap nedeniyle göz bebeğinde şekil bozuklukları, katarakt, göz tansiyonu yükselmesi gibi komplikasyonlara neden olabilir. Zaman içerisinde geçirilen ataklar göz içerisinde yapısal hasara yol açıyor. Göz sinirinde ve görme noktasında hasar olabiliyor. Hastalık kısa sürede tedavi edilmediğinde doku harabiyeti oluşuyor ve görme kaybı meydana gelebiliyor. Belirtiler görüldüğünde yapılacak ilk iş üveit konusunda tecrübeli bir göz doktoruna muayene olmaktır” ifadelerini kullandı.
ÜVEİT KONUSUNDA UZMAN DOKTORUN MUAYENESİ ŞART
Katarakt ameliyatı olacak kişilerin gözünde aktif iltihap olmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Oray, “Üveit tedavisi olan fakat tekrarlayan bir hastalıktır ve bu hastalığın altında yatan hastalığı da teşhis etmek lazım. Bu sebeple üveiti olan kişilerin bu konuda uzmanlaşmış olan doktora gitmesi gerekmektedir. Behçet hastalığı, kanser, bağışıklık sistemi hastalıkları, ülseratif kolit, crohn hastalığı, ankilozan spondilit, yetişkin ve çocuklarda romatizmal hastalıklar, bakteri, virüs, parazit veya mantar gibi enfeksiyonların gözü tutması ve göz travması üveite neden olabilir. Üveit hastalarında katarakt da sıklıkla görüyoruz. Üveiti hastası katarakt ameliyatı olacaksa bunun zamanlaması çok önemli. Çünkü hastaların o anda gözünde aktif iltihap olmaması gerekiyor. Göz içindeki iltihap tedavi edildikten sonra cerrahi yöntemler uygulanmalı” diyerek uyardı.
TEDAVİ ÜVEİTİN TÜRÜNE GÖRE PLANLANIYOR
Hastalığın çeşidine göre tedaviye karar verildiğini belirten Prof. Dr. Merih Oray, “Ön üveit dediğimiz irisin etkilendiği iltihabi durumlarda ilk aşamada lokal damla tedavisi önerilmektedir. Öncelikle iris dokusunun lense yapışmasının önlenmesi ve ağrının azaltılması için göz bebeğini büyüten damlalar kullanılır. Ayrıca iltihabı baskılamak için kortizonlu damlalar kullanılmaktadır. Gerekli durumlarda göz içine veya gözün çevresine iğne tedavileri de uygulanmaktadır. Üveit atakları tekrarlıyorsa sistemik tedavi edilir. Enfeksiyon kaynaklı olmayan arka üveitlerde ise çoğunlukla ağız yoluyla ve özellikle son yıllarda cilt altından alınan güncel ilaçlar kullanılmaktadır. Enfeksiyon kaynaklı olmayan arka üveitler için kortizonlu ilaçlar ve bağışıklık sistemi üzerinde dengeleyici olan ilaçlar önerilmektedir. Gerek ön gerekse arka üveitler için hekim takibi gereklidir. Hastalığın erken döneminde ve doğru tedavi edildiği takdirde sonuçlar kesinlikle olumlu olmaktadır. Ayrıca sistemik hastalıklarla ilişkili olan üveitlerde, ilgili branşlarla konsülte edilerek tedavisine devam edilmelidir. Enfeksiyon kaynaklı üveitlerde etkene yönelik tedavi yapılır. Tedavinin hekim gözetiminde yapılmadığı durumlarda, özellikle de ilaçlar kontrolsüz kullanılırsa, hayati tehlike ile karşı karşıya kalınabilir” diyerek cümlelerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuklarda kalıcı görme kaybına neden olan sinsi hastalık: üveit yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Proje ekibini tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, sağlık temalı araştırma üniversitemiz, sağlık alanında yenilikçi projeler üretmeye devam ediyor. Hastane kaynaklı enfeksiyona neden olan bakterilerin tedavisinde yönelik hazırladıkları projeleri TÜBİTAK tarafından kabul gören Eczacılık Fakültesi öğretim üyemiz Prof. Dr. Bayrı Eraç’ı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.
Proje ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Bayrı Eraç, “Günümüzde tüm dünya için bir tehdit oluşturan antibiyotik direnci nedeni ile, S. maltophilia ve A. baumannii gibi hastane kaynaklı enfeksiyona neden olan bakterilerin tedavisinde güçlük çekilmektedir. Yeni antibiyotiklerin kullanıma girmesinde büyük bir yavaşlama görülen çağımızda, antibiyotik direncini indüklemeyen alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda projemizde, geleneksel-tamamlayıcı tedavide yeri olan karadut (Morus nigra L.) meyve özütünün ve iki adaçayı türünün (Salvia tomentosa ve Salvia dichroantha) ekstrelerinin, hastane enfeksiyonu etkeni mikrooganizmaların hastalık yapıcı faktörleri üzerindeki etkilerini incelemek hedeflenmiştir. Morus nigra, Salvia dichroantha ve S. tomentosa bitkilerinin halk arasında üst solunum yolu enfeksiyonu, boğaz ağrısı ve öksürük şikayetlerinde kullanımları kayıtlıdır. Projemizin özellikle hastane kaynaklı enfeksiyonların en önemli etkenleri arasında yer alan S. maltophilia ve A. baumannii bakterilerinin hastalık oluşturucu mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına ve bunları inhibe edebilecek stratejilerin geliştirilmesine önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Karadut ve adaçayının, hastane kaynaklı enfeksiyona neden olan bakterilerin tedavisine etkisi araştırılacak yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzun süre oturmak veya ayakta kalmak tetikliyor!
Ailede varis hastalığı öyküsü olması, 50 yaş üzerinde olmak ve kadın cinsiyeti, varis için değiştirilemeyen risk faktörlerini oluşturuyor. Sabit pozisyonda uzun süre masa başında oturmak veya ayakta kalmak da varis oluşumunu tetikleyebilen önemli faktörlerden. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, bu durumun kanın sirkülasyonunun yavaşlamasına, bacak toplardamarlarında birikmesine ve damar içi basıncın artmasına yol açabildiğine işaret ederek, “Damarlar artan basınçtan dolayı gerilebiliyor ve bu durum toplardamarların duvarlarının zayıflamasına ve damardaki kapakçıkların fonksiyonunun bozulmasına neden oluyor. Sonuçta damar çapının artmasına, giderek büyümesine sebep oluyor ve fonksiyonu bozulmuş, belirginleşmiş varis damarları oluşuyor” diyor. Kadınlarda hamilelikle beraber kilo artışı, hormonal değişim ve rahmin büyüyerek pelvik toplardamarlar üzerinde yaptığı baskı da varise yol açabiliyor. Yine kadınlarda menopoz dönemlerindeki hormonal değişiklikler de bacak toplardamar duvarı ve basıncı üzerinde etki göstererek varisin gelişimini tetikleyebiliyor.
Bu belirtiler varsa, dikkat!
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varisin belirtilerini şöyle özetliyor:
Bacaklarda kalıcı yaralar oluşabiliyor!
Varis toplum arasında estetik bir problem olarak görülse de aslında ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. İleri derecedeki varislerin zamanla giderek ilerlemesi durumunda, bacakta özellikle venöz sistem basıncının yüksek olduğu ayak bileklerinde geriye dönüşümü olmayan renk değişiklikleri, ödem ve kanamalı varisler gelişebiliyor. Dahası, en istenmeyen tablo olan ve “venöz ülser” olarak adlandırılan bacakta geçmeyen yaralar oluşabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varis hastalığının ileri dönemlerinde görülen bu semptomların hastanın hem tedavi süresini hem de tedavi sonrası iyileşme süresini uzattığını belirterek, “Ayrıca ileri dönem varislerde hastalar tedavilerini olsalar bile ayak bileğinde oluşan renk değişiklikleri ve venöz ülserin neden olduğu skar dokusu geçmeyebiliyor. Oysa varis hastalığı tanısı kolay ve kişiye uygun güncel tedavi yöntemleri ile ilerlemesi önlenebilen bir hastalıktır” diyor.
Tedaviden yüksek başarı sağlanıyor!
Tedavi yöntemlerine; varis hastalığının kalsifikasyonuna ve hastanın genel sağlık durumuna göre karar veriliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, oldukça başarılı sonuçlar alınan tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor:
Yaşam tarzı değişiklikleri: Kilo kontrolüne dikkat etmek ve düzenli olarak bacak kaslarını çalıştıran egzersizleri yapmak, vücudu saran kıyafetler ile yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmak gibi yaşam tarzında yapılacak olan değişimler hastalığın ilerleme hızını önleyebiliyor.
Medikal tedavi: Kanı kalbe taşıyan toplardamarlarda direnç artıran ilaç gruplarına başvuruluyor.
Varis çorabı: Dıştan kompresyon uygulayarak venöz sistem basıncının azaltılmasına yardımcı oluyor. Kanı kalbe taşıyan toplardamarlarda sirkülasyonu kolaylaştırarak yüzeyel damarların belirginleşmesini, büyümesini ve damarların yetmezlik derecesinin ilerlemesini önleyebiliyor.
Girişimsel tedavi: Fizik muayene ve venöz doppler USG bulgularına göre hastaya özel olarak belirlenen tedavi yöntemi uygulanıyor.
Cilt yüzeyel damar lezyonlarının tedavisinde lokal olarak iğne radyofrekans tedavisi veya skleroterapi (köpük tedavisi) yöntemlerine başvuruluyor.
Derin venöz sistem yetmezlik tedavisinde, ameliyathane şartlarında, endovenöz radyofrekans/lazer ablasyon yöntemi ile kapalı varis cerrahisinden, stripping yöntemi ile açık varis cerrahisinden faydalanılıyor.
Varisi önlemek için 8 etkili kural!
Varis ilerleyici bir hastalık olmasına rağmen alacağınız bazı önlemlerle ilerleme hızını yavaşlatabilir, hatta oluşumunu önleyebilirsiniz. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varise karşı almanız gereken önlemleri şöyle özetliyor:
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tedavisinde gecikildiğinde ciddi sorunlara neden olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>DSÖ, ELEKTRONİK SİGARA KULLANIMINI, SAĞLIK TEHDİDİ OLARAK TANIMLIYOR
DSÖ, 2021 yılında yayımladığı Küresel Tütün Epidemisi Hakkındaki Yeni ve Yükselmekte Olan Ürünlere Dair başlıklı raporunda, elektronik sigaraların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekmişti. Raporda, elektronik sigaraların tütün ürünleriyle benzer toksinler içerdiği ve akciğer sağlığını tehdit ettiği vurgulanmıştı. 2024 yılında ise elektronik sigara ve vaping cihazlarına bağlı gelişen Evali (e-cigarette or vaping product use-associated lung injury) Sendromu’nu bir salgın olarak tanımladı ve bu durumun toplum sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. DSÖ raporunda, elektronik sigara kullanımının solunum yetmezliği ve kalıcı akciğer hasarı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği vurgulandı.
EVALİ SENDROMU NEDİR?
Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, “Evali, elektronik sigara veya vaping cihazlarına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır. Bu durum, solunum yetmezliğine hatta ciddi solunum sıkıntılarına yol açabilir. Bugüne kadar çok sık gündeme gelmese de 2024 yılında DSÖ tarafından bir salgın olarak tanımlandı ve dikkatle ele alınması gereken bir sorun olarak öne çıktı” dedi.
‘SU BUHARINDA ERİYİK OLAN AĞIR METALLER AKCİĞERE DAHA FAZLA ZARAR VEREBİLİYOR’
Elektronik sigaraların daha az zararlı olarak lanse edilmesinin yanlış bir algı oluşturduğunu belirten Dr. Öğr. Ü. Akduman, şu açıklamalarda bulundu: “Elektronik sigara, normal sigaraya göre daha az zararlı olarak tanıtılsa da benzer toksinler içerir. Özellikle su buharında çözünebilen ağır metallerin akciğerler için daha fazla zarar verme potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.”
Dr. Öğr. Ü. Akduman, Evali’nin belirtilerinin Covid-19 ve influenza gibi hastalıklarla karıştırılabileceğini ifade ederek, “Evali hastalarında Covid-19 ve influenza’dakine benzer buzlu cam dansiteleri görülebilir. Tanı koyarken viral enfeksiyonların dışlanması kritik önem taşır. PCR testleri veya diğer yöntemlerle viral ya da bakteriyel enfeksiyon olmadığı tespit edildikten sonra, hastanın elektronik sigara kullanım geçmişi incelenerek tanı konulabilir” dedi.
TEDAVİDE KORTİZON KULLANIMI ETKİLİ
Evali tedavisinde solunum yetmezliği için destekleyici yöntemlerin kullanıldığını belirten Dr. Öğr. Ü. Akduman, şu bilgileri verdi: “Evali’de inflamasyonu baskılamak için kortizon tedavisi oldukça etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra diğer solunum yetmezliği tedavi yöntemleri de uygulanmaktadır.”
ELEKTRONİK SİGARA KALICI HASARA NEDEN OLABİLİR
Elektronik sigara kullanımının uzun vadeli etkilerine de değinen Dr. Öğr. Ü. Akduman, şu uyarılarda bulundu: “Elektronik sigara kullanımına bağlı gelişen Evali Sendromu, akciğerlerde fibrozis (sertleşme) gibi kalıcı hasarlara neden olabilir. Elektronik sigara ilk kez 2003 yılında ruhsatlandırılmış, Evali ise 2019 yılında tanımlanmıştır. Bu hastalığın görülme sıklığı her yıl artış göstermektedir ve bu durum gelecekte gençler arasında daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Elektronik sigara masum bir alternatif değildir; aksine bazı toksinlerin zarar verme potansiyeli daha yüksektir.”
SON SÖZ: ELEKTRONİK SİGARADAN UZAK DURUN
Elektronik sigaranın tehlikelerine bir kez daha vurgu yaparak şunları söyledi: Dr. Akduman, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Elektronik sigara, sigaraya alternatif masum bir ürün olarak sunulsa da aynı toksinleri içerir ve Evali gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. 2024 yılı, Evali’nin salgın olarak anıldığı bir yıl olmuştur. Gençler ve yetişkinler, bu ürünlerin tehlikelerinin farkında olarak kullanmaktan kaçınmalıdır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Elektronik Sigara Kullanımına Bağlı Evali Sendromu Akciğerlerde Kalıcı Hasara Neden Olabiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İhmal Edilen Baca Temizliği Yangına Neden Oluyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İnmemiş testis, fetal hayatta böbreklere yakın konumda olan testislerin normal iniş yolundan skrotuma inememiş olması durumunu ifade eder. Bir başka ifadeyle skrotumda testislerin olmaması anlamına gelir. Testislerin spermiyogenezin daha sağlıklı olabilmesi amacıyla vücut ısısından yaklaşık olarak iki derece daha soğuk ortam olan skrotuma indiğinin bilinmesinden sonra inmemiş testis tedavisi de önem kazanmıştır.
İnmemiş testisin vücut ısısına maruziyeti sonrasında dokusunda değişmeler olmaktadır. Bu değişim neticesinde infertilite problemi yanında aynı zamanda nadir de olsa testis kanseri gelişim riski ortaya çıkmaktadır. Yıllar içerisinde yapılan çalışmalarla inmemiş testisin tedavisi testis hasarının erken yaşlarda başladığı düşünülerek gittikçe erken yaş dönemine çekilmiştir. Testisin inişi, antenatal dönemin 28. haftasında testisin hızlı bir şekilde skrotuma indiği bu inişin ise 35-37. haftalarda tamamlandığı uzun süredir bilinmektedir. Testisin skrotuma iniş sürecini açıklamaya yönelik uzun süredir çalışmalar yapılmaktadır. Hipotalamik-pitüiter-gonadal eksenin sağlıklı çalışması, gubernakulumun önemi, proksesus vaginalisin ve genitofemoral sinirin rolü gibi pek çok konuda çalışmalar yapılmış olmakla birlikte halen testisin iniş mekanizmasının açıklanmasına yönelik fikirbirliği yoktur. Yapılan çalışmalar ise genel olarak testisin iniş mekanizmasını açıklamaya yönelik değil testisin inişinde etkisi olan faktörlerin rollerini tartışmaya yönelik olmuştur.
Yenidoğan Çocuklarda Görülme Sıklığı Oldukça Yüksek!
İnmemiş testisin görülme sıklığı doğum haftasına göre değişiklik gösterir. Miadında doğanların %1-5’inde, preterm yenidoğanların %1-45’inde görülür. Doğumdan sonra maternal hormonların etkisinin azalması ile birinci haftadan üçüncü aya kadar hipofizer gonadotropinlerin seviyeleri yükselir. Gonadotropinlerin uyarısı ile testosteron salınımında ani bir artış meydana gelir. Bu artış üçüncü ayda pik yapar, altıncı ayda puberte öncesi seviyelere geriler. Doğumdan sonraki bu kısa döneme “mini puberte” denir. İlk altı aylık dönemde artmış gonadotropin ve androjenlerin etkisi ile inmemiş testislerin bir kısmı iner. Altıncı aydan bir yaşına kadar da az da olsa testisin inişi kısmen devam edebilir. Sonuç olarak, doğumda inmemiş olan testislerin büyük kısmı bir yaşına kadar inmiş olur. İnmemiş testisin gerçek insidansı bir yaş civarında %1’e geriler. İnmemiş testisle ilgili yapılan uzun çalışmalar neticesinde coğrafi ve ırksal olarak belirgin bir farklılığın göze çarpmadığı söylenebilir. En önemli risk faktörü olarak maternal yaş gösterilmektedir.
Neden Önemli?
İnmemiş testisteki en önemli sorun infertilite ve kanser gelişimidir. Bu sorunların kaynaklandığı esas patoloji konusunda ise fikir birliği yoktur. Bunun nedeni testisin kendisinde var olan bir anomali dolayısı ile mi inmediği yoksa inmediği için mi bozulduğu tartışmalarına dayanmaktadır. Yine inmemiş testisin indirildikten sonra düzelip düzelmediği veya hangi şartlarda düzeldiği de tam olarak aydınlatılamamıştır. Spermatogenezin sağlıklı şekilde devam edebilmesi için testisin ısısının vücut ısısından en az 2-50C düşük olması gerekmektedir. Ayrıca skrotumun ince ve kılsız yapısı, ter bezlerinin sık olması nedeni ile testis termoregülasyonu sağlanarak daha soğuk ortamda kalması sağlanır. İnguinal kanal yada abdomende yer alan testis ise ısıya maruz kalarak termal yaralanmasına neden olur. Isıya maruziyet sonrasında artmış olan serbest oksijen radikalleri ve ısı-şok proteinleri sertoli ve leyding hücrelerine zarar verir. İnmemiş testiste infertilitenin yanında malignite riski de artmıştır. Tümör gelişme riski testisin bulunduğu yer, indirme zamanı ve eşlik eden anomalilere bağlı olarak %2-5 arasında değişmektedir. Deneysel olarak protein kinaz C yolunun uyarılması ile kanser gelişimi olduğu bilinmektedir. İnmemiş testiste de parasempatik tonus artışının da bu yolu uyardığı düşünülmektedir. Tümör gelişiminde ısı etkenlerinin dışında germ hücrelerinin aberran dönüşümü veya apoptoza uğraması gerekirken bu işlemden kaçan gonositlerin rol aldığı öne sürülmüştür.
Tanı ve Görüntüleme
İnmemiş testisi olan hasta skrotumda testisinin olmaması yakınması ile gelecektir. Aynı zamanda rutin fiziki inceleme esnasında hekim tarafından da muayene edildiğinde inmemiş testis tanısı konulabilir. İnmemiş testis tanısının konulmasına en değerli inceleme yöntemi fizik muayenedir. Dikkatli bir inspeksiyon ve palapasyonla inmemiş testis tanısı rahatlıkla konulabilir. Ultrasonografi (USG) ile inguinal yerleşimli testislerin %97’si tespit edilebilmektedir. USG ile karın içerisindeki testislerin %38’ini, atrofik testislerin ise %30’unu göstermek mümkün olabilir. Karın içerisindeki testislerin görüntülenmesinde Manyetik Rezonanas Görüntüleme (MRI) daha değerlidir. Spesifikliği %87,7 duyarlılığı %85 olarak bulunmuştur. Ancak MRI için anestezi gerekliliği en büyük sorundur. Bu nedenle yerini laparoskopiye bırakmıştır. Görüntüleme yöntemlerinin duyarlılığının düşük olması nedeni ile Avrupa Üroloji Birliği (EAU) ve Amerikan Üroloji Birliği (AUA) palpe edilmeyen testisler için radyolojik görüntüleme yapılmasını önermemektedir.
Tedavi: İnmemiş testiste tedavinin amacı, fertilite potansiyelini arttırmak, tümör gelişim riskini azaltmak, normal bir kozmetik görünüm sağlamak, potansiyel fıtık oluşumunu ortadan kaldırmak, torsiyon riskini azaltmak, travma riskini azaltmak ve olası psikolojik etmenleri engellemektir. İnmemiş testis tedavisinde geçmişten günümüze kadar hormonal ve cerrahi seçenekler tartışılagelmiştir. Bu tartışmaların kapsamı şekil değiştirse de halen devam etmektedir
Cerrahi Hangi Ayda Yapılmalı?
İnmemiş testisin cerrahi tedavisinin, spontan iniş ihtimalinin artık kalmadığı, testisin germ hücrelerinin de yüksek intrabdominal ısıdan henüz etkilenmediği 6 ay ile 18 ay arasındaki dönemde yapılması önerilmektedir. Testis palpabl ise, inguinal bölgeden yapılacak olan bir cilt kesisi ile inguinal kanal açılır, testis kendisini çevreleyen distaldeki gubernakular bağlantılarından ayrılır, spermatik kord ve elemanları proskimalde proksesus vaginalisten ayrılır. Herni kesesi bağlanır ve testis skrotumda hazırlanan poşa indirilir. Testisin vaz deferens veya testiküler damarlardaki kısalık nedeni ile tam olarak indirilemediği durumlarda Laroque ve Prentiss manevraları yapılarak inmesi sağlanabilir. Bu manevralar neticesinde de testis indirilememişse testis inguinal kanalda olduğu yerde bırakılır ve 6-12 ay sonra ikinci seans orşiyopeksi planlanır.
Tedavi Sonrası Süreç Nasıl İlerliyor?
İnmemiş testis cerrahi olarak tedavi edildikten sonra canlılığını koruyup korumadığı, boyutunda artış olup olmadığı ve skrotal seviyede kalmaya devam edip etmediği açısından takip edilmelidir. Ergenlik dönemine kadar yılda en az bir kez muayene edilmelidir. Kanser gelişme riski, infertilite ve kötü kozmetik görünüm önemli uzun dönem sonuçları arasındadır. Hastaların yaklaşık %10’unda testis atrofisi gelişebilmektedir. Atrofik testis zemininde kanser gelişme riski olduğundan çıkarılması önerilmektedir. Testis kanseri riski inmemiş testiste normal popülasyona göre yaklaşık 3 kat daha fazladır. İnmemiş testis cerrahisi olmuş olan testisin boyutu diğer testise göre genelde küçüktür. Atrofi nedeni ile orşiektomi yapılan çocuklarda kozmetik görünüm açısından testis protezi önerilebilmekte ancak protez enfeksiyonu ve ağrı gibi komplikasyonlar nedeni ile sonrasında çıkarılması gerekebilir. İnfertilite ve kanser gelişme riski nedeni ile aile ve adolesan döneme ulaşmış çocuk bilgilendirilerek uzun dönemde kendi kendisini muayene etmesi önerilmelidir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İnmemiş Testis Erken Tedavi Edilmezse Kansere ve Kısırlığa Neden Oluyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Çabuk yoruluyorsanız sebebi kansızlık olabilir!
Kırmızı kan hücrelerinin yetersiz olmaları nedeniyle organlara az sayıda oksijen taşınması sonucu oluşan halsizlik, çabuk yorulma ve ciltte solukluk, aneminin genellikle ilk belirtileri oluyor. Doç. Dr. Demet Çekdemir, aneminin diğer belirtilerini şöyle özetliyor: “Yine kandaki oksijen yetersizliğine bağlı olarak çarpıntı, baş dönmesi, nefes darlığı, saçlarda dökülme, tırnakların kırılgan hale gelmesi, dudak kenarlarında çatlama ve toprak gibi değişik şeyler yeme ihtiyacı da kansızlığın önemli sinyalleri arasında yer alıyor.”
Teşhis edilmesi kolay, ancak…
Anemi genel olarak kolay teşhis edilebilen bir sorun. Doğumdan itibaren her yıl düzenli olarak yapılan basit bir hemogram testi ve doktor muayenesi erken teşhisi mümkün kılıyor. Doç. Dr. Demet Çekdemir, ancak tam kan sayımı (hemogram) ile anemi fark edilebilse de altta yatan sebebin belirlenebilmesi için sonrasında ileri tetkikler gerekebildiğini belirterek “Örneğin, kanda ferritin ve demir seviyeleri, B12 ve folat seviyeleri, genetik birtakım hastalıkların yaptıkları anemi için özel tetkikler (örneğin talasemi), sindirim sistemi kanserleri için dışkıda gizli kan aranması gibi birçok ek tetkiklere ihtiyaç duyulabiliyor” diye konuşuyor.
Pek çok sebebi olabiliyor!
Anemi en sık adet gören kadınlarda görülürken, bebek ve çocuklarda, hematolojik kanser veya onkolojik kanser tedavisi gören hastalarda ve kronik hastalığı olanlarda (diyabet, hipertansiyon, böbrek yetmezliği olan diyaliz hastaları) da yaygın olarak teşhis ediliyor. Pek çok sebebi olmakla birlikte, aneminin en yaygın nedenleri demir, B12 ve folat eksikliği oluyor. Demirden yoksun (kırmızı etten eksik) beslenmek, fizyolojik kan kayıpları, çoklu ilaç kullanımı, bazı genetik hastalıklar ve özellikle kolon kanserinin yanı sıra çeşitli kanser türleri de anemiye yol açabiliyor. Bunların yanı sıra yaşlanmayla tanı sıklığı artan “Myelodisplastik Sendrom” ve sindirim sistemi kanserleri de aneminin önemli sebepleri arasında yer alıyor. Tedavi edilebilen “Myelodisplastik Sendrom” geç kalındığında ise akut lösemiye neden olabiliyor. Özellikle ileri yaşta görülen sindirim sistemi kanserlerinin ilk tanısı çoğunlukla sinsi gelişen bir anemi ile konuluyor.
Kalp yetmezliğine yol açabiliyor!
Kansızlık tedavi edilmediğinde dokulara az oksijen ulaşabildiği için dokular ‘hipoksi’ denilen ‘oksijen yetersizliği’ sorunu yaşamaya başlıyor. Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Çekdemir, oksijen yetersizliği nedeniyle organların işlevlerini yapmakta zorlandıklarını vurgulayarak, “Kaslar hipoksi yüzünden yorulunca kramp oluşuyor. Ellerde karıncalanma veya uyuşmalar başlıyor. Bayılmalar olabiliyor. Vücudun geneline dağılmış olan ağrılar, unutkanlık ve hafıza güçlüğü gibi sorunlar gelişebiliyor” bilgisini veriyor. Aneminin aynı zamanda organ yetmezliğine de yol açabileceği uyarısında bulunan Doç. Dr. Demet Çekdemir “Kansızlık uzun süre devam ederse zorlanmaya bağlı olarak kalp büyüyor ve bunun sonucunda zamanla kalp yetmezliği gelişebiliyor. Akciğerler de zorlandıkları için nefes darlığı oluşabiliyor” diyor.
Tedavi nedene göre planlanıyor!
Anemi pek çok etken sonucu gelişiyor ve tedavisi sebebine bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Vitamin eksikliği (B12, folik asit) ya da demir eksikliği nedeniyle oluşan anemilerde eksik vitaminler ilaç olarak öneriliyor ve hasta düzenli olarak takip ediliyor. Hastalıklardan oluşan anemi tablolarında ise sebep olan hastalığa yönelik tedavi uygulanıyor. Anemilerde bazı durumlarda hastaneye yatış gerekebiliyor. Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Çekdemir, tedavi sürecinde öncelikle hekimin önerdiği ilaçları uygun şekilde kullanmanın ve tetkikleri önerilen aralıklarda yaptırmanın büyük önem taşıdığına işaret ederek “Ayrıca genel olarak demirden zengin gıdalar ile beslenmeliyiz. Yeşil çiğ sebzeler, meyve ve kırmızı et, demirden zengin gıdalar arasında yer alıyorlar” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kansızlık Kalp Yetmezliğine Neden Olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 12 Kasım Dünya Zatürre Günü kapsamında, havaların soğumasıyla birlikte görülme sıklığı da artan zatürre hakkında bilgi verdi ve aşının önemine değindi.
Her yaştan insanı etkileyebiliyor!
Halk arasında zatürre olarak bilinen pnömoninin bakteri, virüs, mantar gibi çeşitli mikroorganizmalarla oluşan akciğerdeki hava keseciklerinin iltihabı anlamına geldiğini hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Her yaştan insanı etkileyebilir. Özellikle 5 yaş altı çocuklarda ve yaşlı erişkinlerde önemli bir hastalık ve ölüm nedenidir.” dedi.
Bulaşma şekline göre toplum, hastane ve yoğun bakım kaynaklı olarak zatürre görülebildiğini dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Toplumdan kazanılmış pnömoni, tüm dünyada hastaneye başvuru sayısı, tedavi masrafları ve iş-okul günü kayıpları açısından en sık karşılaşılan enfeksiyon hastalıklarından biridir.” uyarısını yaptı.
Aşı, hastaneye yatış ve yoğun bakıma duyulan ihtiyacı azaltabilir…
Ciddi enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakterilerin, toplum kaynaklı zatürrenin en yaygın nedeni olduğuna dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, özellikle kış aylarında artış gösterdiğini söyledi ve aşının öneminden bahsetti:
“Pnömokok aşısıyla pnömoni ve kan dolaşımı enfeksiyonları önlenirken, hastaneye yatış ve yoğun bakıma duyulan ihtiyaç da azaltılabilir. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü yaşlılarda, böbrek, şeker, kalp veya akciğer hastalığı gibi kronik bir hastalığı olanlarda, sigara kullananlarda, bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık veya ilaç kullananlarda, dalağı çalışmayan veya alınmış olanlarda, alkol bağımlılığı olanlarda, HIV ile yaşayan bireylerde ve beyin omurilik sıvısı kaçağı olanlarda daha sık görülme riski vardır ve bu kişilere zatürre aşısı olmaları önerilir.”
Aşı, sağlıklı beslenme ve hijyen önleyici olabilir…
Dünyada giderek artan yaşlı nüfus oranını işaret eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Yaşlılarda artan ek kronik hastalıklar direnci azaltarak enfeksiyonlara yatkınlığa neden olur. Bu nedenle 65 yaş ve üzeri kişilerde pnömoni sıklığı artar, gençlere göre daha ağır hatta öldürücü tablolarda seyredebilir.” dedi.
Bunlara karşın pnömoninin, tedavi edilebilir ve önlenebilir bir enfeksiyon hastalığı olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, aşılama, sağlıklı beslenme ve çevresel hijyen koşullarının iyileştirilmesi ile önlenebileceğini, hastalık geliştikten sonra da etkin ve yeterli sürede antibiyotik tedavisinin önemli olduğunu aktardı.
Zatürre aşısı ve grip aşısı birlikte uygulanabilir…
Zatürre aşısının olası yan etkilerine de değinen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:
“Aşıya veya aşı içeriğindeki maddelere karşı daha önce ciddi alerjisi gelişmiş olanlara yapılmamalı. Aşının erişkinlerde görülen en sık yan etkisi, enjeksiyon yerinde ağrı ve hassasiyet olup bu yan etkiler bir iki gün içinde kaybolur. Zatürre aşısı ve grip aşısının birlikte uygulanmasında sakınca yoktur. Ülkemizde uygulanan grip aşılarının inaktif (cansız) virüs aşıları olması nedeniyle aşıya bağlı grip gelişmesi mümkün değildir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Zatürre çocuklar ve yaşlılarda çok ciddi sonuçlara neden olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>