?> ?> nedeni arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Sat, 11 Jan 2025 11:59:59 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png nedeni arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Vegan bireylerde depresyon riski artıyor! En büyük nedeni de aile ve çevre baskısı… https://kocaelibasin.com.tr/vegan-bireylerde-depresyon-riski-artiyor-en-buyuk-nedeni-de-aile-ve-cevre-baskisi/ Sat, 11 Jan 2025 11:59:58 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/vegan-bireylerde-depresyon-riski-artiyor-en-buyuk-nedeni-de-aile-ve-cevre-baskisi/ Vegan beslenmenin, hem faydaları hem de zararları olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr.

Vegan bireylerde depresyon riski artıyor! En büyük nedeni de aile ve çevre baskısı… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Vegan beslenmenin, hem faydaları hem de zararları olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Zayıflamaya yardımcı olmak, tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları riskini azaltmak gibi faydaları varken, vücut bağışıklığının zayıflaması, kansızlık, unutkanlık artışı, yorgunluk, kemik hastalıkları, ruhsal hastalıklar riskini arttırmak gibi riskleri de vardır.” dedi. Çoğu vegan bireyin depresif hissetmeye daha meyilli olduğuna vurgu yapan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bu durumun muhtemel nedenleri olarak aile ve toplum baskısı nedeniyle dışlanma korkusu, sürekli her ortamda kendilerini birilerine uzun uzun açıklama ve kabul ettirme zorunluluğu hissetmeleri, tercihlerine saygı duyulmaması, anlaşılamamaları nedeniyle yalnız hissetmeleri ve önyargılara maruz kalmaları sayılabilir.” açıklamasını yaptı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, vegan beslenmenin ruh sağlığı üzerindeki etkisinden bahsetti.

Veganizm birçok kişi için vicdani gelişimin bir parçası…

Vejetaryen bireylerin yüzde 10’unun vegan bireylerden oluştuğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Dünya Hayvan Vakfı’ verilerine göre, dünya genelinde vegan yaşam tarzını benimseyen yaklaşık 90 milyon birey bulunuyor. Buradan hareketle dünya nüfusunun yüzde 1,1’inin vegan olduğu söylenebilir. Vegan bireylerin büyük çoğunluğu, kadınlardan oluşuyor.” dedi.

Veganizmin, diğer diyetlerden farklı olarak, sadece bir ‘beslenme’ çeşidi olarak görülmediğini hatırlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Veganizm aynı zamanda hayvanların ‘yaşam haklarını savunan’ etik ve politik bir anlayışın ürünüdür. Birçok birey açısından, vicdani gelişimin bir parçası olarak görülür. Veganlar, et ve hayvanlardan elde edilen süt ve süt ürünleri, bal, yumurta gibi hiçbir ürünü tüketmezler. Bazı veganlar, hayvan kaynaklı ipek, deri, yün gibi giysileri ve hayvansal yağ içeren sabunları da kullanmazlar. Hatta vegan bireyler sirk, boğa güreşi, hayvanat bahçesi gezisi ve at yarışları gibi etkinliklere katılmayı etik bulmazlar.” açıklamasını yaptı.

Vegan beslenme depresif süreçleri tetikliyor!

“Vegan beslenmenin, bir taraftan zayıflamaya yardımcı olmak, tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları riskini azaltmak gibi faydaları varken, öte yandan vücut bağışıklığının zayıflaması, kansızlık, unutkanlık artışı, yorgunluk, kemik hastalıkları, ruhsal hastalıklar riskini arttırmak gibi riskleri de vardır.” diyen Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları söyledi:

“Bildiğimiz gibi duygularımız yediğimiz besinleri etkiler, yediğimiz besinler de duygularımızı etkiler. Beslenme ile psikiyatrik bozukluklar arasındaki en güçlü ilişki ‘depresyon’ riski için bulunmuştur. Vegan tipi beslenmenin, bireylerde protein, kalsiyum, demir, çinko, B12 vitamini, D vitamini, yağ asitleri açısından yetersizlikler oluşturması nedeniyle beyin kimyasallarını olumsuz etkilediği ve depresif süreçleri tetiklediği bilinmektedir.”

Vegan beslenen bireylerin en büyük sorunu tercihlerine saygı duyulmaması…

Vegan beslenmenin ruh sağlığına en olumlu etkisinin, bireyin sadece kendisini değil, aynı zamanda başka bir canlının yaşama hakkını önemseyerek vicdani duruş sergilemesi olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Diğer canlıların yaşam koşullarına değer vererek saygı göstermesinin sonucunda, kişiye anlamlı bir yaşam sunar.” dedi.

Bunun dışında çoğu vegan bireyin depresif hissetmeye daha meyilli olduğuna vurgu yapan Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu durumun muhtemel nedenleri olarak aile ve toplum baskısı nedeniyle dışlanma korkusu, sosyal ortamlardan kaçınma, vegan ürünlere ulaşmanın maddi güçlükleri ve kısıtlı erişim, sürekli her ortamda kendilerini birilerine uzun uzun açıklama ve kabul ettirme zorunluluğu hissetmeleri, duygularını çoğu zaman bastırmak zorunda kalmaları, tercihlerine saygı duyulmaması veya tercihlerinin sorgulanması, anlaşılamamaları nedeniyle yalnız hissetmeleri, aşağılanma, önyargılara maruz kalma sayılabilir. Tüm bunların sonucunda, birey, kendisini değersiz ve ötekileştirilmiş olarak hissetmektedir. Araştırmalar, bu tarz olumsuzlukların bazı vegan bireyler üzerinde depresyon, kaygı, stres, öfke gibi psikososyal riskler oluşturduğu sonucuna varılmıştır.”

Bazı çalışmalarda vegan tipi beslenmenin depresif belirtileri azalttığı yönünde bulgular elde edildiğini hatırlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, çoğu çalışmayla da hem diyetteki demir, B12, demir, çinko, Omega-3 yağ asitlerinin eksikliği nedeniyle, hem de bireysel, ailesel ve çevresel zorluklar nedeniyle vegan bireylerin depresyon riskinin arttığı sonucuna varıldığını kaydetti.

Vegan bireylerin, ruhsal sorunları aşmaları için öneriler…

Vegan beslenmenin hem yararı hem zararı görülebildiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bireylerde protein, kalsiyum, demir, çinko, B12 vitamini, D vitamini, yağ asitleri açısından yetersizlikler görülmemesi için, bu beslenme tarzının diyetisyen kontrolünde uygulanması gerekir. Diyetlerindeki besin içeriklerinin dengeli olması, düzenli uyku ve düzenli egzersiz yapmaları önemlidir. Ayrıca vegan bireylerin, sıklıkla ailelerinden olumsuz tepkiler almaları nedeniyle, daha fazla üzüntü, öfke, stres gibi psikososyal risk faktörleriyle baş etmek durumunda kalmamaları için, ailelerin vegan bireylere anlayışla yaklaşmaları önemlidir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Vegan bireylerde depresyon riski artıyor! En büyük nedeni de aile ve çevre baskısı… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Çocuğunuzun başı ağrıyorsa nedeni bu olabilir… https://kocaelibasin.com.tr/cocugunuzun-basi-agriyorsa-nedeni-bu-olabilir/ Wed, 13 Nov 2024 09:40:03 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/cocugunuzun-basi-agriyorsa-nedeni-bu-olabilir/ Diş sıkma alışkanlığı, yetişkinlerde olduğu gibi, çocukların da çoğu zaman farkında olmadan, günlük stresli aktiviteleri sırasında veya uyurken normal fonksiyonlar dışında çalıştırdıkları çene ve çiğneme kaslarının, çene eklemine yaptırdığı kuvvetli hareketler sonucu oluşur.

Çocuğunuzun başı ağrıyorsa nedeni bu olabilir… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Diş sıkma alışkanlığı, yetişkinlerde olduğu gibi, çocukların da çoğu zaman farkında olmadan, günlük stresli aktiviteleri sırasında veya uyurken normal fonksiyonlar dışında çalıştırdıkları çene ve çiğneme kaslarının, çene eklemine yaptırdığı kuvvetli hareketler sonucu oluşur. Önlem alınmadığı takdirde küçük yaşlarda geçici sorunlara yol açabileceği gibi ilerleyen yaşlarda kompleks tedaviler gerektiren eklem hastalıklarına da sebebiyet verebileceğini aktaran Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Yetişkinlerde bile diş sıkma alışkanlığını kontrol altına almak veya kalıcı bir tedavi önerisi sunabilmek henüz mümkün değilken, çocuklarda izlenmesi gereken yol hakkında doğru adımlar atmak gerekir.” dedi.

 

“Çocukların aktif spor hayatları, sınav dönemlerindeki yarış maratonları, okullardaki akran zorbalığı, ebeveynlerden ilk ayrılışlarla birlikte kreş veya yeni bir okula adaptasyon süreçleri, ebeveynlerle yaşanılan iletişim problemleri veya ev ortamında yaşanan huzursuzluklar artık çok küçük yaşlardan itibaren hastalarımızı bruksizm yani diş sıkma alışkanlığı tanısıyla takip etmemize sebep oluyor.” diyen Nurgül Demir sözlerine şöyle devam etti: “Genç bireylerdeki diş sıkma alışkanlığı da yetişkinlerde olduğu gibi, uyku sırasında başlayabilir veya gün içinde tekrarlayabilir. Diş sıkma alışkanlığına, diş gıcırdatma da eşlik edebilir. Yaşı küçük olan hastalarımızda farkındalık yaratmak çok daha zor olduğu için, bruksizm tanısı koyduğumuz hastalarımızda asıl sorumluluk ise ebeveynlere düşmektedir.”

 

Kulak ağrısı, baş ağrısı, uyku düzensizlikleri varsa dikkat!

Ebeveynlerin çocukları uyku sırasında kontrol etmelerinin önemine dikkat çeken Nurgül Demir “Diş sıkmaya diş gıcırdatma da eşlik ediyorsa çocuğunun diş sıktığının farkına varabilir; ancak sadece diş sıkma alışkanlığı olan hastalarımızda teşhis genellikle kulak ağrısı, baş ağrısı, uyku düzensizlikleri gibi şikayetler oluşmaya başladığında konulur. Henüz şiddetli şikayetleri olmayan bruksizm hastalarımızda ilk teşhis ise, diş muayenesi sırasında konulmaktadır. Diş yüzeylerinde aşınmalar, çatlaklar, dolgu ve diş yüzeylerinde kırılmalar, çene eklemi bölgesinde ağrı ile bruksizm tanısının erken konulması, ileride oluşabilecek ciddi problemlerin önüne geçer. Hastadan alınan detaylı bir tıbbi hikaye ile etkene ve hastaya yönelik bir takip planlaması yapılarak, ileride oluşacak problemlerin önüne geçilebilir.” diye konuştu. Şiddetli bruksizm alışkanlığı olan hastalarda çene eklemlerinde hasar oluşmaya başlayabileceğinin de altını çizen Demir “Ayrıca uykuda nefes tutma alışkanlığının çocukluk bruksizmine eşlik edebileceği de bilinmektedir. Çocuklarda bruksizm plağı, botoks uygulaması gibi tedaviler kesinlikle uygun olmadığı için diş sıkma alışkanlığı olan çocuklarda dikkat edilmesi gereken konuları şu şekilde sıraladı;

 

1-Gece uyku sırasında çocuğun diş gıcırdattığı duyulduğu takdirde, derin uykudan uyandırmak, alışkanlık sırasında çiğneme kasları ile iletilen kuvvetin gücünü azaltarak meydana gelen hasarın azaltılmasında yardımcı olacaktır. Buna ek olarak, alışkanlığın sıklığının azaltılması, kas hafızasının zayıflatılmasına ve bruksizmin zamanla tamamen bırakılmasına fayda sağlayabilir.

2-Sakız çiğnemek çiğneme kaslarının sürekli aktifleştirilerek güçlenmesine, diş sıkma sırasında çene eklemine ve dişlere daha fazla kuvvet iletilmesine sebep olabilir. Diş sıkma alışkanlığı kontrol altına alınana kadar çocukların sakız çiğnemesi mümkün olduğu kadar engellenmelidir. 

 

3-Diş sıkma alışkanlığının çene eklemi üzerinde yaratmış olabileceği hasarı da göz önünde bulundurarak, elma, hamburger gibi besinler parçalara bölünerek tüketilmeli, ağız açık konumda çene eklemine kontrolsüz kuvvet iletilmesinden kaçınılmalıdır.

 

4-İleri seviyede diş sıkan çocuklarda, zaman içinde dişlerde aşınmalar ve alt yüz boyutlarında düşme meydana gelebileceği için, gerektiği takdirde prefabrike kaplamalar ile dişlerin düşme yaşlarına kadar ağızda tutulması sağlanmalıdır. 

 

5-Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı kontrol altına alınana kadar, rutin çocuk diş hekimi kontrolleri aksatılmamalıdır.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Çocuğunuzun başı ağrıyorsa nedeni bu olabilir… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Nedeni hastalık hastalığı olabilir! https://kocaelibasin.com.tr/nedeni-hastalik-hastaligi-olabilir/ Mon, 14 Oct 2024 08:30:08 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/nedeni-hastalik-hastaligi-olabilir/ Vücudunuzda oluşan  hafif bir ağrıda bile ciddi bir hastalığa yakalandığınız kaygısına kapılıyor musunuz? Tüm dikkatinizi sürekli bedeninize yöneltiyor, sık sık ellerinizle nabzınızı veya kalp atışlarınızı kontrol ediyor musunuz? Doktorlar yaşadığınız sorunun basit bir hastalıktan veya anksiyeteden kaynaklandığını belirtmelerine rağmen ikna olmuyor, tanıda yanlışlık olabileceği şüphesiyle sık sık doktor ve hastane değiştiriyor musunuz? Kendinizi sürekli internette hastalık belirtilerini araştırırken buluyor musunuz? Hastalık bulaşacağı endişesiyle sosyal hayattan uzaklaştınız mı? Bu sorunlar size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sebebi, Covid-19 ve maymun çiçeği virüsü (MPOX) gibi salgınlar nedeniyle görülme sıklığı son yıllarda giderek artış gösteren hipokondriyasiz, halk arasındaki adıyla “hastalık hastalığı” olabilir!    Hipokondriyazis, kişinin ciddi bir hastalığa sahip olduğuna dair aşırı ve gerçek dışı endişe yaşadığı bir anksiyete bozukluğu olarak tanımlanıyor.

Nedeni hastalık hastalığı olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Vücudunuzda oluşan  hafif bir ağrıda bile ciddi bir hastalığa yakalandığınız kaygısına kapılıyor musunuz? Tüm dikkatinizi sürekli bedeninize yöneltiyor, sık sık ellerinizle nabzınızı veya kalp atışlarınızı kontrol ediyor musunuz? Doktorlar yaşadığınız sorunun basit bir hastalıktan veya anksiyeteden kaynaklandığını belirtmelerine rağmen ikna olmuyor, tanıda yanlışlık olabileceği şüphesiyle sık sık doktor ve hastane değiştiriyor musunuz? Kendinizi sürekli internette hastalık belirtilerini araştırırken buluyor musunuz? Hastalık bulaşacağı endişesiyle sosyal hayattan uzaklaştınız mı? Bu sorunlar size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sebebi, Covid-19 ve maymun çiçeği virüsü (MPOX) gibi salgınlar nedeniyle görülme sıklığı son yıllarda giderek artış gösteren hipokondriyasiz, halk arasındaki adıyla “hastalık hastalığı” olabilir! 

 

Hipokondriyazis, kişinin ciddi bir hastalığa sahip olduğuna dair aşırı ve gerçek dışı endişe yaşadığı bir anksiyete bozukluğu olarak tanımlanıyor.   Genellikle genç yetişkinlik dönemi olan 20-30’lu yaşlarda başlayan hipokondriyazis ülkemizde her 100 kişiden 5’ini etkileyen bir hastalık. Acıbadem International Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, hipokondriyazis hastalığında kişilerin en hafif bedensel belirtileri bile önemli bir hastalığın işareti olarak algıladıklarına dikkat çekerek, “Hastalar ciddi bir sağlık problemleri olduğunu veya olabileceğini düşünerek yoğun bir korku ve kaygı yaşıyorlar. Bu kaygı hastaların sürekli doktor ziyaretlerine ve gereksiz tıbbi testler yaptırmalarına  yol açabiliyor. Kaygının en yaygın ifade edilme şekli ise sürekli olarak tekrar eden ve ikna olunamayan sağlık şikayetleri oluyor. Hastalar ‘Kesin doktorların bile bulamadıkları ve adını koyamadıkları ciddi bir rahatsızlığım var’ diye düşünüyorlar. Bazı hastalarda ise tam aksine doktor muayenesinden kaçınma sorunları yaşanabiliyor” diyor.  Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, kişinin iş, sosyal ve aile yaşantısında önemli sorunlara neden olabilen hipokondriyazis hastalığının aslında psikoterapi ve ihtiyaç halinde ilaçlar ile tedavi edilebildiğini vurguluyor. 

Nefes alamıyorum, acaba kalp krizi mi geçiriyorum? 

Kişinin geçmişinde, kendisinde veya yakın çevresinde ciddi bir hastalık öyküsünün bulunması, hipokondriyazis hastalığında en yaygın görülen nedeni oluşturuyor. Ayrıca   ciddi semptomlu hastalıklar geçiren hastalara bakım vermek durumunda kalınması, hastalığın psikolojik veya fiziksel olarak bilinen zor taraflarına tanıklık edilmesi de hipokondriyazis oluşumunda önemli bir etken. Bunların yanı sıra bazı insanlar genetik olarak bedensel duyumlara karşı daha hassas olabiliyor. Tüm bu etkenler nedeniyle hastalar “Nefes alamıyorum acaba kalp krizi mi geçiriyorum?” “Başım ağrıyor, beynimde tümör mü var?” veya “Midem ağrıyor, kesin mide kanseri oldum” kaygılarıyla sık sık doktorlara başvuruyorlar. 

İnternette sık sık hastalık belirtileri araştırıyorsanız, dikkat! 

Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, aşağıda yer alan belirtilerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor: 

  • Vücuttaki  olağan belirtileri (baş ağrısı, midede yanma vs) ciddi bir hastalık olarak yorumlamak. Örneğin, stresten kaynaklanan ve kısa sürede geçebilecek olan baş ağrısının beyin tümörü, felç veya kanser gibi ciddi hastalıkların sinyali olduğunu düşünerek kendine teşhis koymak.
  • Tekrarlayan  şekilde tıbbi muayenelere ve testlere başvurmak, ancak sonuçlardan tatmin olmamak.
  • İnternette  sık sık hastalık belirtilerini araştırmak. 
  • Doktorların verdikleri “sağlıklı” raporlarına rağmen hâlâ hasta olduğuna inanmak. Ayrıca doktorların tanısında yanlışlık olabileceği şüphesiyle ikna olamamak ve sürekli doktor ile hastane değiştirmek. 
  • Hastalık korkusuyla sosyal hayattan uzaklaşmak.

Tedavide psikoterapi çok önemli!  

Hipokondriyazis hastalığında, psikoterapi ve ihtiyaç halinde ilaç tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, psikoterapinin bu hastalıkta en yaygın başvurulan yöntem olduğunu belirterek,  “Bilişsel Davranışçı Terapisi, hipokondriyazis tedavisinde en etkili yöntemlerden biridir.  Bu yöntemde kişinin olumsuz düşüncelerini ve hastalıklarla ilgili yanlış inançlarını değiştirmesi hedefleniyor. Vücut duyumlarını yanlış yorumlama eğilimini fark etmeye ve bu düşüncelere karşı sağlıklı bir yaklaşım geliştirmeye fayda sağlıyor. Ayrıca EMDR Terapisi (Göz Hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden işleme tekniği) ve farkındalık (mindfulness) ile gevşeme teknikleri de anksiyete yönetiminde yine etkili olan yöntemleri oluşturuyor. Hipokondriyazis tedavisinden bu yöntemlerle kurtulmak mümkün olabiliyor” diyor.

Hastalık kaygısıyla baş etmenin 5 etkili yolu!

Uzm. Klinik Psikolog Feyza Ağaç Çelebi, hipokondriyazis ile baş etmenin 5 etkili yolunu şöyle özetliyor: 

  • Duygularınızı normalize etmeniz önemli. Bazen vücudumuzda ağrı ve sızlama gibi sorunlar gelişebiliyor. Ancak sorunlar mutlaka ciddi rahatsızlıklardan kaynaklanmıyor.  Dolayısıyla bunu kendinize hatırlatmanız ve normalize etmeniz gerekiyor. Nefes egzersizleri, dikkati odaklama ve bedensel farkındalık pratikleri, kaygınızı yatıştırmada yardımcı olabiliyor.
  • Sadece internetten bulduğunuz bilgilerle kendinize teşhis koymaya çalışmayın. Mesela, hemen hemen her rahatsızlıkta genel bir kaygı gelişebiliyor. Ancak bu kaygılarımızın olması bizim bir psikotik rahatsızlığa (şizofreni, kişilik bozukluğu vs.) sahip olduğumuz anlamına gelmiyor.  Dolayısıyla en sağlıklısı bir hekim muayenesinden geçmektir.
  • Kişisel günlük tutarak kaygılarınızın ne zaman tetiklendiğini ve hangi düşüncelerin tekrarlandığını fark edebilirsiniz. 
  • Mindfulness tekniklerinden faydalanabilirsiniz. Bu yöntem, odak noktanızı değiştirebilmenizi ve anda kalabilmenizi sağlayabiliyor. Kendinizi çok kaygılı hissettiğinizde; göz, burun, kulak, dil ve deriden oluşan 5 duyu organınıza odaklanın. Dokunma, duyma, koku ile tat alma ve görme duyularınızı harekete geçirin. Mesela sahil kenarında yürüyüş yapmak, sevdiğiniz bir yemeği yemek, doğanın kokusuna eşlik edebileceğiniz yerlere gitmek, evcil hayvan sahiplenmek, sevdiklerinize sarılmak, sosyalleşmek gibi.
  • Tüm bunlara rağmen hastalık kaygısıyla başa çıkamadığınızı düşünüyorsanız, güvenilir bir uzmanla (psikolog, psikoterapist, psikiyatrist) düzenli aralıklarla görüşerek kaygılarınızı yönetmeniz, tekrarlayıcı sağlık kontrollerine başvurma isteğinizi azaltabiliyor.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Nedeni hastalık hastalığı olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
PROF. DR. ERGÜL İZMİT KÖRFEZİ’NİN TURKUAZ RENGE BÜRÜNMESİNİN NEDENİ ‘KOKOLİTOFOR’LAR — https://kocaelibasin.com.tr/prof-dr-ergul-izmit-korfezinin-turkuaz-renge-burunmesinin-nedeni-kokolitoforlar/ Tue, 09 May 2023 07:35:03 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/prof-dr-ergul-izmit-korfezinin-turkuaz-renge-burunmesinin-nedeni-kokolitoforlar/ KOCAELİ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül, İzmit Körfezi’nin turkuaz renge bürünmesine ilişkin, Kokolitofor denilen tek hücreli canlıların sayıca artışının sonucunda meydana geliyor. Çok endişe edilir ya da çok garipsenir bir durum değil. Zaman zaman rastlıyoruz dedi. Önceki yıllarda müsilaj ve sanayi atıkları nedeniyle çeşitli renklere bürünen İzmit […]

PROF. DR. ERGÜL İZMİT KÖRFEZİ’NİN TURKUAZ RENGE BÜRÜNMESİNİN NEDENİ ‘KOKOLİTOFOR’LAR — yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
KOCAELİ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül, İzmit Körfezi’nin turkuaz renge bürünmesine ilişkin, Kokolitofor denilen tek hücreli canlıların sayıca artışının sonucunda meydana geliyor. Çok endişe edilir ya da çok garipsenir bir durum değil. Zaman zaman rastlıyoruz dedi.

Önceki yıllarda müsilaj ve sanayi atıkları nedeniyle çeşitli renklere bürünen İzmit Körfezi, bu kez turkuaz rengini aldı. Renk değişimi, NASA’nın uydu görüntülerine de yansıdı. Körfezdeki değişime ilişkin konuşan Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül, Bu oluşumlar, zaman zaman rastladığımız bizi çok şaşırtmayan oluşumlar. Kokolitofor denilen tek hücreli canlıların sayıca artışının sonucunda meydana geliyor. Bölgemizde daha evvel de yine yılın bu zamanlarında aşağı yukarı meydana gelmişti. Büyük ölçüde bu tür canlıları besleyen, besleyici element tabir edilen azotlu ve fosforlu bileşiklerin miktar olarak yeterli olması ve üremelerini desteklemesi durumunda gerçekleşen bir durumdur. Ancak bölgenin doğal fitoplankton türleri içerisinde bu türlerin de olduğunu biliyoruz. Zaman zaman Karadeniz’den akıntılar ile boğazlardan İstanbul’a, oradan da İzmit Körfezi’ne sürüklenebiliyorlar. İzmit Körfezi, üremeleri için daha dingin bir ortam sağlıyor. Besleyici elementler bakımından da İzmit Körfezi’ndeki azotlu ve fosforlu bileşikler muhtemelen üremeleri için uygun ortam hazırlıyor. Dolayısıyla da sayıca artıyorlar dedi.

‘ZAMAN ZAMAN RASTLIYORUZ’

Yaşanan sürecin doğal olduğunu anlatan Prof. Dr. Ergül, Çok endişe edilir ya da çok garipsenir bir durum değil. Zaman zaman rastlıyoruz. Meteorolojik koşullarda üremelerini destekleyen rüzgar, su sıcaklığı gibi faktörleri uygun hale getirdiğinde; bu canlıların sayıca artışları, buna bağlı olarak da su üzerinde turkuaz renklenmenin görülmesi doğal kabul edilebilir. Umarım uzun süre devam etmez. Daha önceki tecrübelerimiz, birkaç hafta içerisinde bu oluşumların kaybolduğunu ve sayılarının normale indiğini gösteriyor. Dolayısıyla sürecin bu şekilde işleyeceğini tahmin ediyoruz diye konuştu.

İllere göre hava durumu tahminlerini görüntülemek için tıklayın

Kaynak: Demirören Haber Ajansı / Güncel

Kocaeli Üniversitesi Edebiyat Kocaeli Güncel Haberler

PROF. DR. ERGÜL İZMİT KÖRFEZİ’NİN TURKUAZ RENGE BÜRÜNMESİNİN NEDENİ ‘KOKOLİTOFOR’LAR — yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>