?>
?>
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si şiddetli su kıtlığı yaşıyor
Türkiye suyunu korumazsa, gelecekte geri dönüşü olmayan bir krizle karşı karşıya kalabilir
Suyun önemine dikkat çekmek, su kaynaklarının korunması konusunda farkındalık yaratmak için her yıl 22 Mart, Dünya Su Günü olarak anılıyor ve toplumu bilinçlendirme çalışmaları gerçekleştiriliyor. İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bestami Özkaya, dünyada giderek artan su kriziyle ilgili görüşlerini paylaşarak alınması gereken önlemlerle ilgili uyarılarda bulundu. Özkaya’nın verdiği bilgilere göre, dünya üzerinde 2.2 milyar insan hala güvenli içme suyuna erişemiyor. Özkaya, su tasarrufunun bireylerden hükümetlere kadar herkesin sorumluluğunda olduğunu belirterek su tasarrufu konusunda alınabilecek önlemleri sıraladı. Türkiye’nin su verileriyle ilgili de bilgi veren Özkaya, “Suyumuzu korumazsak, gelecekte geri dönüşü olmayan bir krizle karşı karşıya kalabiliriz” diyerek bu konuya dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ilan edilen Dünya Su Günü her yıl 22 Mart’ta su ile ilgili farkındalık çalışmaları yapılarak anılıyor. İnsanlığın en önemli kaynaklarından biri olan su, iklim kriziyle birlikte giderek daha da önem kazanıyor. Su kaynaklarını korumak, doğru kullanım ve tasarruf önlemleriyle mümkün. “Dünya, insanlığın sorumsuz üretim ve tüketim alışkanlıkları nedeniyle geri dönüşü olmayan bir eşiğe yaklaşıyor” diyen İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bestami Özkaya, bilim insanlarının artık yeni bir jeolojik çağa girdiğimizi belirttiğini söylüyor: ‘Antroposen Çağı’ ya da diğer bir ifadeyle ‘İnsan Çağı’. Bu çağ, insan faaliyetlerinin gezegen üzerinde kalıcı ve yıkıcı etkiler bıraktığı bir dönemi temsil ediyor. Peki, insanın doğa üzerindeki bu hakimiyeti nasıl bir geleceğe yol açıyor? Su krizi, Antroposen Çağı’nın neresinde duruyor? Dünyadaki su kaynaklarının mevcut durumu nedir? Temiz su kaynaklarını korumak neden bu kadar önemli? Su tasarrufu için neler yapılabilir? Prof. Dr. Bestami Özkaya, 22 Mart Dünya Su Günü vesilesiyle suyun önemini ve su kaynaklarını korumak için yapılması gerekenleri anlattı.
1 milyar insan hala güvenli içme suyuna erişemiyor
Dünyadaki su sorunuyla ilgili çarpıcı bilgiler veren Prof. Dr. Bestami Özkaya, şunları söyledi:
“UNDP’nin 2020 yılında yayınladığı 30. İnsani Gelişme Raporu, bu gerçeği çarpıcı verilerle ortaya koyarken, çevresel unsurları ilk kez insani gelişmenin bir parçası olarak ele alıyor. Raporda, insanın doğanın düzenine uymak yerine kendi düzenini oluşturduğu ve bunun sonucunda doğal kaynakların kendini yenileme kapasitesini aştığı vurgulanıyor. Buna göre, dünya nüfusunun hızla artması ve iklim değişikliğinin etkileri, su kaynaklarını ciddi şekilde tehdit ediyor. 2.2 milyar insan hala güvenli içme suyuna erişemiyor. Bu, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 28’ine denk geliyor. 3.5 milyar insan güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerinden yoksun. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si şiddetli su kıtlığı yaşıyor. Dünya nehir havzalarının yüzde 20’si, iklim değişikliğine bağlı olarak yüzey sularında hızlı değişimler yaşıyor. Bu, sel ve kuraklık olaylarının artmasına neden oluyor. Son 50 yılda buzulların kütlesi rekor düzeyde azaldı. Bu durum, tatlı su kaynaklarının geleceği için büyük bir tehdit oluşturuyor. Suyla ilgili afetler, afetlerden etkilenen insanların yüzde 90’ından fazlasını ve altyapı kayıplarının yüzde 95’ini etkiliyor. Bu veriler, su kaynaklarının ne kadar kritik bir durumda olduğunu gözler önüne seriyor. COP29 Deklarasyonu, bu sorunlara dikkat çekerek, suyun iklim değişikliğiyle mücadelede merkezi bir role sahip olduğunu vurguluyor.”
Sulak alanların yüzde 85’i son 300 yılda yok oldu
Temiz su kaynaklarını korumanının pek çok önemli nedeni olduğunun altını çizen Prof. Dr. Özkaya, “Temiz su kaynakları hem insan sağlığı hem de ekosistemlerin devamlılığı için hayati öneme sahip. Güvenli içme suyuna erişim, temel bir insan hakkıdır. Kirli su, kolera, tifo ve diğer bulaşıcı hastalıkların yayılmasına neden olur. Her yıl 485.000 kişi, kirli su kaynaklı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Ekosistemlerin korunması açısından da su kaynaklarını korumak önemli. Su kaynakları, tatlı su ve deniz ekosistemlerinin devamlılığı için kritik öneme sahiptir. Su kirliliği ve aşırı kullanım, biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor. Örneğin, sulak alanların yüzde 85’i son 300 yılda yok oldu. Su, tarımın temelidir. Dünya genelinde tarım, toplam su kullanımının yüzde 70’ini oluşturuyor. Su kıtlığı, gıda üretimini doğrudan etkileyerek açlık ve yetersiz beslenme riskini artırıyor. Su, enerji üretimi, sanayi ve turizm gibi sektörler için vazgeçilmez bir kaynaktır. Su kıtlığı, ekonomik büyümeyi engelleyebilir ve yoksulluğu artırabilir. COP29 Deklarasyonu, su kaynaklarının korunmasının iklim değişikliğiyle mücadelede hem uyum hem de azaltım açısından kritik olduğunu vurguluyor” dedi.
Havzalarda su kaynakları, kendini yenileme kapasitesini aşmış durumda
Türkiye’deki su durumunu da değerlendiren Özkaya, “Ülkemiz, artan nüfus ve iklim değişikliği etkileriyle birlikte ciddi bir su kriziyle karşı karşıya. Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 2030’da 1.200 metreküpe, 2050’de ise 1.069 metreküpe düşmesi bekleniyor. Bu rakamlar, Türkiye’yi su kıtlığı yaşayan bir ülke konumuna getiriyor. Nehir havzalarına bakıldığında, 25 havzadan sadece dokuzunda su stresi bulunmuyor. Dört havza kesin kıtlık riski altındayken, beş havzada su seviyesi kıtlık düzeyinde ve yedi havzada su stresi yaşanıyor. Özellikle Marmara, Gediz ve Büyük Menderes gibi havzalarda su kaynakları, kendini yenileme kapasitesini aşmış durumda” dedi.
Su kirliliği de ciddi bir sorun haline geldi
Su kirliliğinin ciddi bir sorun haline geldiğini vurgulayan Özkaya, şunları söyledi:
“Tarım, sanayi ve kentleşmenin yoğun olduğu bölgelerde su kirliliği de ciddi bir sorun haline geldi. Eğirdir Gölü, Tuz Gölü ve Gediz Deltası gibi sulak alanlar kirlilik tehdidi altında. Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanımı için acilen modern sulama yöntemlerine geçiş, atık su geri kazanımı ve doğa temelli çözümlerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye’de tatlı suyun yüzde 73’ü tarımda kullanılıyor, ancak yaygın olarak uygulanan salma sulama yöntemi, suyun verimsiz kullanımına ve toprak erozyonuna neden oluyor. Modern sulama sistemlerine geçiş, su tasarrufu sağlarken tarımsal verimliliği de artırabilir. Sanayi ve kentsel alanlarda ise atık su geri kazanım projeleri ve su kayıplarının önlenmesi büyük önem taşıyor. Özellikle yağmur suyu hasadı gibi doğa temelli çözümler, su kaynaklarını çeşitlendirerek kuraklık riskine karşı etkili bir koruma sağlayabilir. Türkiye, su politikalarında reforma giderek havza bazlı yönetim planları ve Su Şurası kararlarıyla adımlar atmaktadır. Ancak hedeflenen sürdürülebilir su yönetimine ulaşmak için daha fazla çaba gerekiyor. Suyumuzu korumazsak, gelecekte geri dönüşü olmayan bir krizle karşı karşıya kalabiliriz.”
Su tasarrufu yapılmazsa sağlıkla, ekonomiyle ilgili sorunlar baş gösterebilir
“Kuraklık, su kaynaklarının azalmasına neden olan en büyük tehditlerden biri” diyen Prof. Dr. Özkaya, su tasarrufu yapılmadığı takdirde meydana gelebilecek sorunlarla ilgili ise şunları söyledi:
“İklim değişikliği, kuraklık olaylarının sıklığını ve şiddetini artırıyor. Su tasarrufu yapılmazsa, şu sorunlar kaçınılmaz hale gelebilir: Su kıtlığı, tarım üretimini düşürerek gıda fiyatlarının artmasına ve gıda güvensizliğine neden olabilir. Hidroelektrik santraller, suya bağımlıdır. Su kaynaklarının azalması, enerji üretimini olumsuz etkileyebilir. Su kıtlığı, özellikle kırılgan bölgelerde göçlere ve çatışmalara yol açabilir. Örneğin, Orta Doğu ve Afrika’da su kaynakları üzerindeki rekabet, bölgesel istikrarsızlığı artırıyor. Su kıtlığı, temiz suya erişimi daha da zorlaştırarak salgın hastalıkların yayılmasına neden olabilir. COP29 Deklarasyonu, su tasarrufunun önemine dikkat çekerek, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için entegre yaklaşımların benimsenmesini öneriyor.”
Su tasarrufu, bireylerden hükümetlere kadar herkesin sorumluluğunda
Hükümetlerden bireylere kadar herkesin su tasarrufu konusunda yapması gerekenlerin olduğunu belirten Özkaya “Su tasarrufu, bireylerden hükümetlere kadar herkesin sorumluluğundadır” diyerek sürdürülebilirlik için alınması gereken acil önemleri anlattı:
“Hükümetler, şirketler, bireyler herkes bu konuda çaba göstermelidir. Hükümetler; Entegre Su Kaynakları Yönetimi (IWRM) gibi su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için entegre yaklaşımlar benimsemeli. Sulak alanların restore edilmesi, yağmur suyu hasadı gibi doğa temelli çözümleri (NbS) desteklemeli. Kuraklık ve sel gibi suyla ilgili afetlere karşı erken uyarı sistemleri geliştirmeli. Su kirliliğini önlemek için su kalitesi izleme sistemleri kurulmalı. Şirketler, üretim süreçlerinde su kullanımını azaltacak teknolojilere yatırım yapmalı. Atık suların arıtılarak yeniden kullanılması teşvik edilmeli. Tarım sektöründe damla sulama gibi su tasarrufu sağlayan yöntemler yaygınlaştırılmalı. Bireyler de aldıkları önlemlerle su tasarrufuna katkı sunabilir. Örneğin, evlerde su tasarruflu musluklar, duş başlıkları ve tuvaletler kullanılmalı. Suyun değeri konusunda farkındalık artırılmalı, israf önlenmeli. Bahçe sulama gibi ihtiyaçlar için yağmur suyu kullanılmalı. Kentsel dönüşüm uygulamalarında yaygınlaştırılmalı.”
Teknolojinin sunduğu çözümlerden de yararlanılabilir
Su tasarrufu için teknolojinin sunduğu çözümlerden de yararlanılabileceğine dikkat çeken Özkaya, COP29 Deklarasyonu ve UNDP 2020 raporu verilerini aktardı:
“COP29 Deklarasyonu, suyun iklim değişikliğiyle mücadelede merkezi bir role sahip olduğunu vurgulayarak, küresel su güvenliği için somut adımlar atılmasını hedefliyor. Deklarasyon, su kaynaklarının korunması, suyla ilgili afetlerin önlenmesi ve su tasarrufunun teşvik edilmesi için uluslararası iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Ayrıca, Bakü Su Diyaloğu gibi platformlarla suyla ilgili iklim eyleminin sürekliliğini sağlamayı hedefliyor. UNDP’nin 2020 İnsani Gelişme Raporu, insanın doğa üzerindeki hakimiyetinin ekolojik dengeyi nasıl tehdit ettiğini açıkça ortaya koyuyor. Raporda, “doğal kaynakların kendini yenileme kapasitesini aşan tüketim alışkanlıklarımız, gezegenin sınırlarını zorluyor” ifadesi, su krizinin boyutlarını anlamak için çarpıcı bir uyarı niteliğinde. Yeni bir fırsat olarak, yapay zekâ (AI), makine öğrenmesi (ML) ve büyük veri (big data) gibi yenilikçi teknolojilerin, su yönetimine entegrasyonu fırsat oluşturabilir. Özellikle su kayıp-kaçaklarının azaltılması, su kalitesinin izlenmesi ve kuraklık yönetimi gibi alanlarda bu teknolojiler, daha verimli ve sürdürülebilir çözümlerin önünü açabilir. Ancak, teknolojinin sunduğu çözümlerin yanı sıra, derin öğrenme modelleri gibi AI sistemlerinin eğitimi sırasında kullanılan büyük veri merkezlerinin soğutma ihtiyacı, su kaynakları üzerinde yeni bir baskı oluşturuyor! Örneğin, bir AI modelinin eğitimi sırasında ciddi miktarlarda su tüketilebiliyor. Bu durum, teknolojinin sunduğu fırsatlar kadar, sorumlu kullanımının da ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Suyun geleceği hem doğayla uyumlu politikalar hem de teknolojinin akıllıca entegrasyonuyla şekillenecek. Unutmayalım: Su, sadece bir kaynak değil, yaşamın ta kendisidir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si şiddetli su kıtlığı yaşıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kadınların erkeklerden 5,3 yıl daha uzun yaşadığı görüldü
Hayat Tabloları sonuçlarına göre, doğuşta beklenen yaşam süresi 2021-2023 döneminde Türkiye geneli için 77,3 yıl iken kadınlarda 80,0 yıl, erkeklerde 74,7 yıl oldu. Genel olarak kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı ve doğuşta beklenen yaşam süresi farkının 5,3 yıl olduğu görüldü.
Doğuşta sağlıklı yaşam süresi kadınlarda 56,3 yıl oldu
Hayat Tabloları sonuçlarına göre, belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısını ifade eden sağlıklı yaşam süresi, 2021-2023 döneminde sıfır yaşında bulunan bir kişi için Türkiye genelinde 57,6 yıl iken kadınlarda 56,3 yıl, erkeklerde 59,0 yıl oldu. Buna göre, erkeklerin doğuşta sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan 2,7 yıl daha uzun olduğu görüldü.
Ortalama eğitim süresi kadınlarda 8,6 yıl oldu
Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre, 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresinin yıllara göre arttığı görüldü. Türkiye geneli için 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi 2011 yılında 7,3 yıl, kadınlarda 6,4 yıl, erkeklerde 8,3 yıl iken, 2023 yılında Türkiye genelinde 9,3 yıl, kadınlarda 8,6 yıl, erkeklerde 10,1 yıl oldu.
En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı %87,8 oldu
Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre, en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2008-2023 yılları arasında arttığı görüldü. En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki bireylerin toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında %75,1 iken 2023 yılında %92,2 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı %67,5, erkeklerin oranı %82,8 iken, bu oran 2023 yılında kadınlarda %87,8, erkeklerde ise %96,8 oldu.
Yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı %22,7 oldu
Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre, yüksekokul ve fakülte, yüksek lisans ve doktora mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında %9,1 iken 2023 yılında %24,4 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı %7,1, erkeklerin oranı %11,2 iken bu oran 2023 yılında kadınlarda %22,7, erkeklerde ise %26,2 oldu.
Annesi yükseköğretim mezunu olanların %84,6’sının yükseköğretim mezunu olduğu görüldü
Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanına göre, ebeveynin tamamladığı eğitim düzeyine göre ferdin tamamladığı eğitim düzeyi oranına bakıldığında, ebeveynin eğitim seviyesi yükseldikçe bireyin eğitim düzeyinin yükseldiği görüldü. 2023 yılında annesi yükseköğretim mezunu olanların %84,6’sının yükseköğretim mezunu olduğu görüldü.
Yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı %68,9 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2023 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun işgücüne katılma oranının %53,3 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda %35,8, erkeklerde ise %71,2 oldu.
İşgücüne katılma oranı eğitim durumuna göre incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görüldü. Okuryazar olmayan kadınların işgücüne katılma oranı %13,8, lise altı eğitimli kadınların işgücüne katılma oranı %26,8, lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı %37,4, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı %45,0 iken, yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılma oranı %68,9 oldu.
Kadınların istihdam oranının erkeklerin yarısından daha az olduğu görüldü
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2023 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun istihdam oranının %48,3 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda %31,3, erkeklerde ise %65,7 oldu.
En yüksek istihdam oranı %54,5 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) bölgesinde, en düşük istihdam oranı ise %37,5 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) bölgesinde gerçekleşti.
En yüksek kadın istihdam oranı, %38,9 ile TR61 (Antalya, Isparta, Burdur) bölgesinde, en düşük kadın istihdam oranı ise %19,8 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) bölgesinde gerçekleşti.
En yüksek erkek istihdam oranı, %71,8 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) bölgesinde, en düşük erkek istihdam oranı ise %56,7 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) bölgesinde gerçekleşti.
Kadınların istihdamda yarı zamanlı çalışma oranı %16,1 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre yarı zamanlı çalışanların istihdam içindeki oranının 2023 yılında %10,2 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda %16,1, erkeklerde ise %7,3 oldu.
Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadın istihdam oranı %27,1 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki bireylerin istihdam oranı, 2014 yılında %59,8 iken 2023 yılında %60,1 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2023 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının %27,1, erkeklerin istihdam oranının ise %90,1 olduğu görüldü.
Cinsiyetler arası ücret veya kazanç farkı tüm eğitim düzeylerinde erkek lehine gerçekleşti
Cinsiyetler arası ücret veya kazanç farkı, erkek ve kadın arasındaki ücret veya kazanç farkının erkek ücret veya kazancına yüzdesel oranı olarak tanımlanmaktadır. Kazanç Yapısı İstatistiklerine göre, yıllık ortalama brüt ücret-maaş ile hesaplanan gösterge için en yüksek fark %17,4 ile yükseköğretim mezunlarında, en düşük fark %13,2 ile yine ilkokul ve altı mezunlarda gerçekleşti. Yıllık ortalama brüt kazanç ile hesaplanan gösterge için ise, en yüksek fark %20,0 ile lise mezunlarında, en düşük fark ise %14,9 ile ilkokul ve altı mezunlarda gerçekleşti.
Kadın büyükelçi oranı %26,9 oldu
Dışişleri Bakanlığı verilerine göre kadın büyükelçi oranı 2011 yılında %11,9 iken 2024 yılında %26,9 oldu. Erkek büyükelçi oranı ise 2011 yılında %88,1 iken 2024 yılında %73,1 oldu.
Kadın milletvekili oranı %19,9 oldu
Türkiye Büyük Millet Meclisi verilerine göre 2024 yıl sonu itibarıyla 593 milletvekili içerisinde kadın milletvekili sayısının 118, erkek milletvekili sayısının ise 475 olduğu görüldü. Meclisteki kadın milletvekili oranı 2007 yılında %9,1 iken, 2024 yılında %19,9 oldu.
Yükseköğretimde görevli profesörler içinde kadın profesör oranı %34,6 oldu
Yükseköğretim İstatistiklerine göre yükseköğretimde görevli profesörler içerisindeki kadın profesör oranı 2010-2011 öğretim yılında %27,6 iken 2023-2024 öğretim yılında %34,6 oldu. Yükseköğretimde görevli doçentler içerisindeki kadın doçent oranı ise, 2010-2011 öğretim yılında %32,2 iken 2023-2024 öğretim yılında %42,1 oldu.
Üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı %20,6 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı 2012 yılında %14,4 iken 2023 yılında %20,6 oldu.
Borsa İstanbul’da işlem gören en büyük 50 şirketin (BİST 50) yönetim kurulu üyelerine bakıldığında, 2016 yılında %12,2 olan kadın üye oranı 2024 yılında %19,4 oldu.
Kadın Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) personelinin oranı %34,1 oldu
Belirli bir dönemde (genellikle bir takvim yılı) bir kişi ya da grup tarafından Ar-Ge faaliyetleri için harcanan sürenin aynı dönemde çalışılan toplam süreye bölünmesi yoluyla hesaplanan Tam Zaman Eşdeğeri (TZE), 0 ile 1 arasında bir değer alarak uluslararası Ar-Ge personeli karşılaştırmalarında kullanılmaktadır.
Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması sonuçlarına göre, TZE cinsinden kadın Ar-Ge personel sayısı, 2023 yılında 99 bin 195 kişi ile toplam Ar-Ge personel sayısının %34,1’ini oluşturdu. Sektörler itibarıyla TZE cinsinden kadın Ar-Ge personel oranı, yükseköğretimde %47,7, kâr amacı olmayan kuruluşların da dâhil edildiği genel devlette %29,6, mali ve mali olmayan şirketlerde ise %27,8 oldu.
Ortalama ilk evlenme yaşı kadınlarda 25,8 oldu
Evlenme İstatistiklerine göre resmi olarak ilk evliliğini 2024 yılında yapmış olan kadınların ortalama ilk evlenme yaşı 25,8 iken erkeklerin ortalama ilk evlenme yaşı 28,3 oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en yüksek olduğu il, kadınlarda 29,1 yaş, erkeklerde 31,9 yaş ile Tunceli oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en düşük olduğu il ise kadınlarda 23,3 yaş ile Ağrı, erkeklerde 26,5 yaş ile Şanlıurfa oldu.
Kadınların %16,7’sinin eğitim seviyelerinin eşlerinden daha yüksek olduğu görüldü
ADNKS sonuçlarına göre resmi evliliklerde eşler arasındaki eğitim farkı incelendiğinde, 2023 yılında kadınların %38,7’sinin kendilerinden daha yüksek eğitimli erkeklerle evli olduğu görüldü. Eşlerinden daha yüksek eğitimli olan kadınların oranının %16,7, eğitim seviyeleri aynı olan eşlerin oranının ise %43,2 olduğu görüldü.
Kesinleşen boşanma davaları sonucu annenin velayetine verilen çocuk oranı %74,4 oldu
Boşanma İstatistiklerine göre 2024 yılında kesinleşen boşanma davaları sonucu çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Annenin velayetine verilen çocuk oranı %74,4 iken babanın velayetine verilen çocuk oranı ise %25,6 oldu.
İnternet kullanan kadınların oranı %85,4 oldu
Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre 2024 yılında 16-74 yaş grubundaki bireylerin İnternet kullanım oranı %88,8 oldu. Bu oran kadınlarda %85,4 iken erkeklerde %92,2 oldu.
Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan kadınların oranı %31,5 oldu
Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre yaş gruplarına göre yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanların oranına bakıldığında, 2024 yılında toplam nüfusun %29,3’ünün risk altında olduğu, bu oranın kadınlarda %31,5 iken erkeklerde %27,1 olduğu görüldü. Aynı oranlara 18-64 yaş grubu için bakıldığında, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunan kadınların oranı %29,5, erkeklerin oranı %23,1 olarak görüldü.
Kadınların %35,9’u yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendini güvensiz hissetti
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre 2024 yılında, yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı %25,7 iken bu oran kadınlarda %35,9, erkeklerde %15,2 oldu. Kadınların %47,8’i, erkeklerin ise %69,7’si yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvende hissetti.
Evde yalnız olduklarında kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı 2024 yılında %5,8 iken bu oran kadınlarda %8,4, erkeklerde %3,1 oldu. Kadınların %78,9’u, erkeklerin ise %88,5’i evde yalnız olduklarında kendilerini güvende hissetti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tüik: Türkiye nüfusunun %49,98’ini kadınlar, %50,02’sini erkekler oluşturdu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>