?>
?>
| İKMİB Başkanı Adil Pelister: “Yeni küresel ticaret savaşları Türkiye için bir fırsat olabilir”
İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan yeni gümrük tarifeleriyle ilgili yazılı bir değerlendirme yaptı.
Pelister, değerlendirmesinde şunları söyledi:
“ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin diğer ülkelere karşılıklı tarifeler uygulayacağını, temel tarife oranının yüzde 10 olacağını açıkladı. Türkiye ABD’ye yaklaşık yüzde 10 vergi uyguluyordu, şimdi ABD karşılıklı olarak yüzde 10 vergi uygulayacak. Yeni vergi durumuna karşılık Çin ve AB başta olmak üzere ülkelerin karşılıklı gümrük tarife misillemesi yapması, ABD dahil küresel bir enflasyon atağına sebep olabilir. Küresel enflasyonist baskı Türkiye’de de ekonomi üzerinde olumsuz bir etki yapabilir. Türkiye için başta demir çelik olmak üzere, otomotiv, kimya ve tekstil sektörlerinde olumsuz etkileri olabilir. Zira dünyadan ithal ettiği otomobiller için ek yüzde 25 vergi alacağını duyurmuştu. Artan enflasyon sonucu küresel olarak faiz indirimlerine ara verilebilir, yüksek faiz küresel yatırımları, üretimi ve buna bağlı olarak küresel büyümeyi yavaşlatabilir.
2024 yılı kimya ihracatımızda ABD, yüzde 32,10 artış ve 1 milyar 524 milyon dolarlık ihracat ile sektörümüzün ülke ihracatında 3’üncü sırada yer aldı. Bu yıl Ocak-Şubat dönemi ihracatına baktığımızda ise ABD’ye yaptığımız kimya ihracatının yüzde 18,39 azalışla 196,2 milyon dolar olduğunu görüyoruz. Bu dönemde ABD en çok kimya ihracatı yaptığımız ülke sıralamasında 7’inci sırada yer alıyor.
Bu yıl iki aylık dönemde ABD’ye en çok ihracat yaptığımız ilk 5 ürün grubumuz plastikler ve mamulleri (82,1 milyon dolar ve % 11,08 artış), mineral yakıtlar, mineral yağlar ve ürünler (31,8 milyon dolar ve % 57,97 azalış), anorganik kimyasallar (22,6 milyon dolar ve % 2,50 azalış), uçucu yağlar, kozmetikler ve sabun (19,6 milyon dolar ve % 5,16 artış) ve kauçuk, kauçuk eşya (17,5 milyon dolar ve % 35,78 azalış) oldu. Bu dönemde en çok ihracat artışı ise yüzde 86,41 artış ile boya, vernik, mürekkep ve müstahzarları sektörümüzde gerçekleşti.
ABD’nin yeni küresel ticaret savaşı atağı kaos gibi görünse de biz bu kaostan avantaj elde edebiliriz. Kısa ve orta vadede hammadde üretim maliyetlerimizin olumsuz etkileyebileceğini öngörmüyoruz. Aksine orta ve uzun vadede doların değerinin aşağıya düşmesi yanı sıra euronun yukarı çıkması muhtemel olabilir. Bu durum bizim en çok kimya ihracatı yaptığımız AB ile ticaretimizde parite farkından dolayı olumlu etki yaratabilir. Yine orta vadede altının fiyatı yükselebilir ve altın stoğu yüksek ülke olduğumuz için ekonomik anlamda olumlu etkisi olabilir.
Bununla birlikte yeni küresel ticaret savaşları Türkiye için bir fırsat olabilir. AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisinin sağlanması ayrıca yeni Serbest Ticaret Anlaşmaları yapılması mümkün olursa sektörümüz ve ülkemiz açısından olumlu yönde çok ciddi katkılara sebep olabilecektir” dedi.
|
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İKMİB Başkanı Adil Pelister: “Yeni küresel ticaret savaşları Türkiye için bir fırsat olabilir” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Ancak, aşılanmayan veya eksik aşılı bireylerde ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Son yıllarda aşı tereddüdünün artması ve pandeminin aşılama programlarını aksatması nedeniyle ABD, Avrupa ve Asya’da boğmaca vakalarında belirgin bir artış gözlemleniyor. Türkiye’de ise Genişletilmiş Bağışıklama Programı sayesinde vaka sayıları önemli ölçüde azalmış olsa da aşısız veya eksik aşılanmış bireyler nedeniyle yeniden boğmaca vakalarına rastlanabiliyor. Çakmak Erdem Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Savaş Sedat Özsu, boğmacanın özellikle bebekler ve çocukları etkileyen, ancak her yaş grubunda görülebilen oldukça bulaşıcı bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirterek, erken tanı ve aşının önemine dikkat çekiyor.
Boğmaca Belirtileri Nelerdir?
Boğmacanın erken evrede grip veya soğuk algınlığı gibi başladığını belirten Doç. Dr. Özsu, hastalığın ilerleyen dönemlerinde şiddetli öksürük nöbetleri ve solunum zorluğu gibi belirtilerin ortaya çıktığını vurguladı. Özellikle bebekler ve küçük çocuklar için hayati risk taşıyan bu hastalığın önlenmesi için aşının büyük önem taşıdığını belirten Özsu, erken teşhis ve tedavinin kritik olduğunun altını çizdi ve evrelerini şu şekilde sıraladı:
1. Kuluçka Dönemi (1-2 Hafta): Hafif burun akıntısı, hapşırık, hafif ateş ve kuru öksürük ile başlar.
2. Şiddetli Öksürük Dönemi (2-8 Hafta): Artan öksürük nöbetleri, gece ve sabah saatlerinde şiddetlenme, hırıltılı solunum, göğüs ağrısı ve kusma görülür. Ciddi vakalarda solunum durması (apne) gelişebilir.
3. İyileşme Dönemi (2-4 Hafta): Öksürük nöbetleri azalır ancak uzun süre devam edebilir.
Boğmaca Nasıl Bulaşır ve Kimler Risk Altında?
Boğmaca, enfekte bireylerin öksürmesi veya hapşırmasıyla havaya dağılan damlacıklar yoluyla bulaşır. Özellikle kalabalık ortamlarda hızlı bir şekilde yayılabilir. Boğmaca, özellikle aşısız veya eksik aşılanmış çocuklarda daha sık görülür. Bu nedenle, aşı takibinin düzenli olarak yapılması büyük önem taşır. Doç. Dr. Özsu “Hastalık, üç doz aşısı tamamlanmamış bebekler, bağışıklık sistemi zayıf bireyler ve aşıları eksik yetişkinler için ciddi risk oluşturabilir.” dedi.
Boğmaca Aşısı: Kimler Olmalı ve Koruma Süresi Ne Kadar?
Boğmaca aşısı, hastalıktan korunmada en etkili yöntem. Türkiye’de 1968 yılından bu yana difteri-boğmaca-tetanoz (DBT) aşısı uygulanıyor. Aşı takvimi şu şekilde ilerler:
• 2. ay, 4. ay ve 6. ayda 3 doz
• 18. ayda pekiştirme dozu
• İlkokul 1. sınıfta bir doz daha
Ancak, boğmaca aşısı ömür boyu bağışıklık sağlamadığı için ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde pekiştirme dozları önerilmektedir. Ayrıca, hamile kadınlara her gebelikte bir doz tetanoz-difteri-boğmaca (Tdap) aşısı yaptırmaları tavsiye edilir.
Boğmaca Aşısının Olası Yan Etkileri ve Riskleri
Boğmaca aşısı genel olarak güvenli kabul edilir. Ancak hafif ve nadir durumlarda ciddi yan etkiler görülebilir.
Hafif yan etkiler:
• Aşının yapıldığı bölgede ağrı, kızarıklık veya şişlik
• Hafif ateş, baş ağrısı, halsizlik
• Bulantı, kusma, karın ağrısı
Nadir görülen ciddi yan etkiler:
• Uzun süreli ağlama nöbetleri
• Ateşli havale
• Hipotonik hiporesponsif atak (kaslarda ani gevşeme)
Boğmaca ile Mücadelede Alınması Gereken Önlemler
Boğmaca hastalığını önlemek ve yayılmasını engellemek için şu önlemler alınmalı:
• Bebeklerin aşı takvimi düzenli olarak takip edilmeli.
• Eller sık sık yıkanmalı ve hijyen kurallarına uyulmalı.
• Hastalığa yakalanan bireyler, başkalarıyla teması en aza indirmeli.
• Öksürük ve hapşırık sırasında ağız ve burun kapatılmalı, maske kullanımı teşvik edilmeli.
• Toplu ortamlarda dikkatli olunmalı, özellikle bağışıklığı düşük bireyler korunmalı.
Çakmak Erdem Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Savaş Sedat Özsu, aşının önemini şu sözlerle açıkladı: “Ebeveynler mutlaka çocuklarının aşı takvimini düzenli olarak kontrol etmeli, eksik aşıların tamamlanması, hastalığın yayılmasını önlemede büyük rol oynuyor. Özellikle dünya genelinde boğmaca vakalarındaki artışa karşı herkesin aşılanma durumunu gözden geçirmesi ve gerekli önlemleri alması gerekiyor. Unutmayın, boğmaca sadece bir çocuk hastalığı değil; yetişkinler de bu hastalığı taşıyabilir ve yayılmasına neden olabilir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Öksürüğe Dikkat! Boğmaca Olabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
VM Medical Park Gebze Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Çiçek, çocukluk çağı astımı konusunda açıklamalarda bulundu.
Astımın ne olduğundan bahseden Doç. Dr. Çiçek, “Astım, solunum yollarının, bronşların dönem dönem tetikleyicilerle etkilenmesi sonucu, ataklar halinde seyreden hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, solunum güçlüğü ve öksürük gibi semptomlarla seyreden bir hastalıktır. Astım çocukluk çağında sosyal hayatın kısıtlanmasına neden olabilen, okul devamsızlığının ve hastane yatışlarının önemli nedenlerinden biridir. Ülkemizde yüzde 5 ila 10 arasında görülmektedir. Astımlı hastaların şikâyetleri, atakları ve öksürükleri geceleri daha fazla olabilmektedir. Eforla öksürüğün, nefes darlığının artması ve efor kapasitesinin düşmesi de oldukça tipiktir. Bazen de sadece tekrarlayan ve uzun süreli öksürüklerle çocuklar astım tanısı alabilir” diye konuştu.
EV TOZU AKARLARI NEDEN OLABİLİR
Çocukluk çağı astımının ise solunum yollarının uzun soluklu süreçte enflamasyonu ile karakterize bir hastalık olduğunun altını çizen Doç. Dr. Çiçek, astımlı çocukların hava yollarının yapısal olarak daha hassas olduğunu ve genellikle basit bir uyaran/tetikleyici karşısında bile şikayetlere neden olarak hekime başvurulara sebep olduğunu belirtti.
Doç. Dr. Çiçek, çocukluk çağı astımına neden olan tetikleyici faktörleri ise şöyle sıraladı:
“Sıklıkla alerjenler (aeroalerjenler, ev tozu akarları, polenler, küf sporları, hayvan epitelleri gibi), solunum yolu enfeksiyonları soğuk hava, hava kirliliği, keskin kokulara, kimyasallara maruziyet, efor yapmak (gülme, ağlama, koşma), reflü, az sıklıkta da gıda alerjileri.”
NEFES DARLIĞI GÖRÜLEBİLİR
Astımlı çocukların şikayetlerinin yaş gruplarına göre farklılıklar gösterebileceğini ve hastadan hastaya göre değişebileceğini söyleyen Doç. Dr. Çiçek, “Genellikle semptomlar aralıklı olarak ortaya çıkar ve hastalık dönemleri arasında sağlıklı, şikayetlerin olmadığı bir dönem de olur. Hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, eforla tetiklenen öksürük, gece artan öksürük şikayetleri ya da sadece uzamış öksürük ile karşımıza gelebilirler. Özellikle ilk 5 yaş çocuk grubunda basit solunum yolu enfeksiyonları, burun akıntısı sonrası sık bronşiolit atakları, ilaçlı buhar/nebül tedavileri gereksinimi ile kendini gösterebilirken, daha büyük yaş grubunda yaşıtlarına göre çabuk yorulma, efor kapasitesinde kısıtlanma, nefes darlığı ile hastalar hekime başvurabilirler” dedi.
BAZI TESTLERLE TANI KONULABİLİR
Tanı konma sürecini anlatan Doç. Dr. Çiçek, “Çocukluk çağı astımından şüphelenmek için astım hastalığını iyi tanımak ve hastanın öyküsünü, şikayetlerini tam anlamıyla anlamak gerekir. Çünkü çocukluk çağı astımı bir klinik tanıdır. Alerjinin varlığını tespit etmeye yönelik testler yapılır. Fakat alerjisi olmadan da hastaların benzer şikayetleri olabilir ve çocuk çağı astım tanısı alabilir. Altta yatan alerjik bir zeminin olması hastaların daha yakın takibini gerektirir” açıklamasında bulundu.
ASTIM GEÇİCİ MİDİR?
Astımın geçici olup olmadığı konusunda ailelerden sık soru geldiğini belirten Doç. Dr. Çiçek, “Hastanın astım hastalığının geçici mi, kalıcı mı olacağını öngörmek hastadan hastaya değişebilen, birçok etkenin rol oynadığı bir süreç sonrası tartışılabilir. Astım semptomlarının ilk başlangıç yaşı önemli bir etkendir. Semptomlar ne kadar ileri yaşta başlarsa, hastalık kalıcılığı riski bir o kadar artar. Diğer belirleyici faktörler genetik yükün fazla olması, alerjen duyarlılığının yüksek olması, solunum fonksiyon testlerinde düşüklük olması, eozinofili, diğer alerjik hastalıkların varlığı, hava kirliliğine ve sigara dumanına maruziyet olarak sıralanabilir” dedi.
HANGİ DURUMLARDA UZMAN HEKİME DANIŞILMALI?
Astım tedavisinin başarısının iyi bir aile-hasta-doktor ilişkisine bağlı olduğunu belirten Doç. Dr. Çiçek, “Atak semptomları ve tedavisi konusunda aile ve hasta bilgilendirilmeli, dikkat edilmesi gerekenler ve evde uygulanacak yazılı acil durum eylem planı aileye verilmelidir. Ancak bazı durumlarda şiddetli astım atakları evde tedaviye yanıt vermeyebilir ve hastanede tedaviye devam etmek gerekebilir. Evde uygulanan rahatlatıcı ilaçlar ile 1 saat içerisinde düzelme olmuyor, şikayetleri azalmıyor, hışıltı, ıslık sesi benzeri wheezing, hızlı nefes alıp verme, göğüste çekilme, karın kaslarının kullanılması söz konusu ise, beslenmede azalma, uyku hali, bilinç bulanıklığı, siyanoz (morarma) var ise, konuşurken zorlanma, duraksama oluyorsa, evde rahatlatıcı ilaç kullanım ihtiyacı 3 saatten daha sık aralıklarla olmaya başladıysa ve bu durum 24 saatten daha uzun süre devam ettiyse mutlaka hastane şartlarında tedaviye devam edilmelidir” ifadelerini kullandı.
TEDAVİ YOLLARI
Tedavi yollarını anlatan Doç. Dr. Çiçek, “Uzun dönemde astım tedavisinin amacı astımda kontrolü sağlamaktır. Hastanın şikayetlerinin yoğunluğuna ve astım kontrol düzeyine göre tedaviler planlanır. Bu kapsamda günlük semptom kontrolü ve hastalığın seyrini olumsuz etkileyecek risk faktörlerinden hastanın korunmasının sağlanması önerilir. Hastanın astımına eşlik edebilecek ko-morbid hastalıkların tedavisi planlanır. Tedavi rehberlerindeki ilk seçenek, direkt hava yollarına verilen ilaçlardır. Bu ilaçlar iki gruba ayrılır. Kontrol edici (önleyici) ilaçlar ve semptom giderici (rahatlatıcı) ilaçlar. Rahatlatıcı ilaçların sık kullanımı sakıncalıdır, kontrol ediciler ise hekim kontrolünde düzenli kullanılmalıdır. İleri basamak tedavilerde biyolojik ajan tedavileri devreye girebilir. Diğer önemli tedavi seçeneği de uygun hastalarda alerjen immünoterapi yöntemidir. Alerjen immünoterapi, alerjik hastalıkların ve çocukluk çağı astımının doğal seyrini değiştirebilen, alerjik reaksiyonu oluşturan mekanizmayı tedavi eden önemli ve tek tedavi yöntemidir. Çocukluk çağı astımı erken tanı ve doğru planlanan tedavilerle kontrol altına alınabilir. Kontrollü astımı olan çocuklar ise sosyal hayatlarını kısıtlamak zorunda kalmazlar” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Uzun süreli ve tekrarlayan öksürükler astım habercisi olabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı gibi şikayetler günlük yaşam içinde sık karşılaşıldığı ve birçok soruna işaret edebildiği için hafife alınabiliyor. Kapak hastalıkları için sessiz bir uyarı olabilecek bu işaretlerin bu anlamda yeterince dikkate alınmadığını hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, “Kalp kapak hastalıkları, zamanında fark edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürmekle kalmıyor, hayati riskler de doğurabiliyor. Türkiye’de her yıl binlerce insan bu hastalıklar nedeniyle tedavi görmek zorunda kalıyor.” Dedi.
BEKLENEN YAŞAM SÜRESİNİN UZAMASI HASTALIĞIN ÖNEMİNİ ARTIRDI
Bugün dünya genelinde toplum genelinde yüzde 2 civarında görülen kalp kapak hastalıkları 75 yaş ve üzerindeki kişilerde yüzde 15’e kadar çıkabiliyor. Özellikle beklenen yaşam süresinin uzamasıyla birlikte kalp kapak hastalıklarının daha da önem kazandığına işaret eden Prof. Dr. Selim İsbir, “Özellikle ileri evrelerde hastanın yaşadığı nefes darlığı, çabuk yorulma ve göğüs ağrısı gibi semptomlar hastanın günlük yaşantısını da etkiler. Bu nedenle bireylerin sosyal yaşamdan izole olmasına hatta depresyon, aksiyete gibi psikolojik sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bununla birlikte çalışma çağındaki bireylerde de hastalığın ilerleyen aşamalarında işlerini sürdüremedikleri için sosyal izolasyonları da artar. Dolayısıyla kalp kapak hastalıkları yarattığı sosyal ve ekonomik etkileriyle birlikte değerlendirildiğinde oldukça önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kalbin sol tarafında yer alan mitral ve aort kapakları yaşa bağlı kireçlenmeye çok müsait kapaklardır. Kalp kapak hastalıklarının prognoz açısından birçok kanser türünden daha kötü olduğunu söyleyebiliriz.” Diye konuştu.
BU BELİRTİLER VARSA ACİLEN HEKİME BAŞVURULMALI
Prof. Dr. Selim İsbir, şikayetlerin kapak hastalıklarının etkilendiği kapağa göre farklılık gözlense de göğüs ağrısı ve nefes alamama hissi, aniden yaşanacak bayılma ve şiddetli çarpıntı durumunda vakit kaybedilmeden hekime başvurulması gerektiğine işaret etti. Prof. Dr. İsbir, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Kalp kapaklarını bir kapı gibi düşünebiliriz. Nasıl ki bir kapının bir çerçevesi ve kanadı varsa, kalp kapaklarının da bir çerçevesi (anulus) ve kanatları (yaprakçık) mevcuttur. Bu kapakların yaşa bağlı kireçlenmesi ile kapının kanatları yani yaprakçıklar tam olarak açılıp kapanamaz ve bu durum kalp içindeki kan döngüsünde olumsuzluklara yol açar. Zaman içerisinde kalp kası zayıflar hastada nefes darlığı ortaya çıkar. Kalp kapak hastalıklarının bir diğer önemli bulgusu da kalpte oluşan düzensiz atımlardır. Aritmi adını verdiğimiz bu durumda kalp içerisinde düzensiz atıma bağlı pıhtı oluşabilir. Bu pıhtının beyne gitmesi ise felçle sonuçlanabilir.”
ERKEN TANIYLA TEDAVİ ŞANSI YÜKSEK
“Eğer nefes darlığınız oluyorsa ve ara ara düzensiz kalp atımları hissediyorsanız, mutlaka kalp kapakları kontrol ettirilmeli” diyen Prof. Dr. İsbir, “Zira kalp kapak hastalıkları tanısı konulduktan sonra tedavi şansı olan ve tedavisi oldukça yüz güldürücü olan hastalıklardır” diyerek tedavi konusunda şu bilgileri verdi: “Kalp kapaklarının protez kapaklarla değiştirilmesi en sık yapılan kalp ameliyatları arasında yer almaktadır. Özellikle kalp kası zayıflamamış bir başka deyişle kalp yetmezliği gelişmemiş, ritim bozukluğu henüz ortaya çıkmamış hastalarda yapılan kalp kapak ameliyatlarında başarı şansı çok yüksektir ve bu hastalar ameliyat sonrası normal bir hayat sürebilirler. Eskiden bu hastaların ileri derece kalp yetmezliği gelişene kadar takip edildikleri ve sonrasında ameliyat için refere edildikleri ancak bugün için bunun hastanın tedavisi açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu aksine erken cerrahi tedavinin çok daha iyi sonuçlar verdiğini açıkça görmekteyiz.”
“TEDAVİDE UYGULANACAK YÖNTEMİ HASTANIN DURUMU BELİRLER”
Son yıllarda oldukça popüler hale gelen kasıktan kapak değişimi işleminin uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini belirten Prof. Dr. İsbir, “Bu işlem aslında tam bir kapak değişimi değildir. Mevcut hasar görmüş kapağın içerisine kateter yardımı ile yeni bir kalp kapağı konmasıdır. Ancak hangi hastada kapak değişimi hangi hastalarda ise kateter ile bir kapak yerleştirme işlemi yapılacağı hastadan hastaya değişmektedir. Bunun belirli kriterleri vardır. Kalp kapak hastalıklarının tedavisinde en önemli basamak erken tanı ve tedavidir. Erken tanı konulduğunda ve tedavi uygulandığında birçok önemli komplikasyonun önüne geçilmektedir.”
KAPAK AMELİYATI OLAN HASTALAR ENFEKSİYONA DİKKAT!
Kalp kapağı olan hastaların ameliyat sonrası en fazla dikkat etmeleri gereken konunun enfeksiyon olduğunun altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu hastaların ayrıca kan sulandırıcı ilaçları belirli bir düzen içerisinde kullanmaları gerekir. Enfeksiyon ve kanama ile ilgili sorunlar en sık diş tedavileri sırasında karşımıza çıkmaktadır. Kalp kapak değişimi yapılan hastalarda özellikle diş tedavisi öncesi enfeksiyon ve kanamaya yönelik uygun tedavinin yapılması gerekmektedir. Ayrıca benzer şekilde herhangi bir girişimsel işlem veya ameliyat durumunda mutlaka bu önlemlerin alınması gerekmektedir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Nefes Darlığı ve Çarpıntıyı Hafife Almayın; Kalp Kapaklarınızda Sorun Olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzun süre oturmak veya ayakta kalmak tetikliyor!
Ailede varis hastalığı öyküsü olması, 50 yaş üzerinde olmak ve kadın cinsiyeti, varis için değiştirilemeyen risk faktörlerini oluşturuyor. Sabit pozisyonda uzun süre masa başında oturmak veya ayakta kalmak da varis oluşumunu tetikleyebilen önemli faktörlerden. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, bu durumun kanın sirkülasyonunun yavaşlamasına, bacak toplardamarlarında birikmesine ve damar içi basıncın artmasına yol açabildiğine işaret ederek, “Damarlar artan basınçtan dolayı gerilebiliyor ve bu durum toplardamarların duvarlarının zayıflamasına ve damardaki kapakçıkların fonksiyonunun bozulmasına neden oluyor. Sonuçta damar çapının artmasına, giderek büyümesine sebep oluyor ve fonksiyonu bozulmuş, belirginleşmiş varis damarları oluşuyor” diyor. Kadınlarda hamilelikle beraber kilo artışı, hormonal değişim ve rahmin büyüyerek pelvik toplardamarlar üzerinde yaptığı baskı da varise yol açabiliyor. Yine kadınlarda menopoz dönemlerindeki hormonal değişiklikler de bacak toplardamar duvarı ve basıncı üzerinde etki göstererek varisin gelişimini tetikleyebiliyor.
Bu belirtiler varsa, dikkat!
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varisin belirtilerini şöyle özetliyor:
Bacaklarda kalıcı yaralar oluşabiliyor!
Varis toplum arasında estetik bir problem olarak görülse de aslında ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. İleri derecedeki varislerin zamanla giderek ilerlemesi durumunda, bacakta özellikle venöz sistem basıncının yüksek olduğu ayak bileklerinde geriye dönüşümü olmayan renk değişiklikleri, ödem ve kanamalı varisler gelişebiliyor. Dahası, en istenmeyen tablo olan ve “venöz ülser” olarak adlandırılan bacakta geçmeyen yaralar oluşabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varis hastalığının ileri dönemlerinde görülen bu semptomların hastanın hem tedavi süresini hem de tedavi sonrası iyileşme süresini uzattığını belirterek, “Ayrıca ileri dönem varislerde hastalar tedavilerini olsalar bile ayak bileğinde oluşan renk değişiklikleri ve venöz ülserin neden olduğu skar dokusu geçmeyebiliyor. Oysa varis hastalığı tanısı kolay ve kişiye uygun güncel tedavi yöntemleri ile ilerlemesi önlenebilen bir hastalıktır” diyor.
Tedaviden yüksek başarı sağlanıyor!
Tedavi yöntemlerine; varis hastalığının kalsifikasyonuna ve hastanın genel sağlık durumuna göre karar veriliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, oldukça başarılı sonuçlar alınan tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor:
Yaşam tarzı değişiklikleri: Kilo kontrolüne dikkat etmek ve düzenli olarak bacak kaslarını çalıştıran egzersizleri yapmak, vücudu saran kıyafetler ile yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmak gibi yaşam tarzında yapılacak olan değişimler hastalığın ilerleme hızını önleyebiliyor.
Medikal tedavi: Kanı kalbe taşıyan toplardamarlarda direnç artıran ilaç gruplarına başvuruluyor.
Varis çorabı: Dıştan kompresyon uygulayarak venöz sistem basıncının azaltılmasına yardımcı oluyor. Kanı kalbe taşıyan toplardamarlarda sirkülasyonu kolaylaştırarak yüzeyel damarların belirginleşmesini, büyümesini ve damarların yetmezlik derecesinin ilerlemesini önleyebiliyor.
Girişimsel tedavi: Fizik muayene ve venöz doppler USG bulgularına göre hastaya özel olarak belirlenen tedavi yöntemi uygulanıyor.
Cilt yüzeyel damar lezyonlarının tedavisinde lokal olarak iğne radyofrekans tedavisi veya skleroterapi (köpük tedavisi) yöntemlerine başvuruluyor.
Derin venöz sistem yetmezlik tedavisinde, ameliyathane şartlarında, endovenöz radyofrekans/lazer ablasyon yöntemi ile kapalı varis cerrahisinden, stripping yöntemi ile açık varis cerrahisinden faydalanılıyor.
Varisi önlemek için 8 etkili kural!
Varis ilerleyici bir hastalık olmasına rağmen alacağınız bazı önlemlerle ilerleme hızını yavaşlatabilir, hatta oluşumunu önleyebilirsiniz. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varise karşı almanız gereken önlemleri şöyle özetliyor:
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tedavisinde gecikildiğinde ciddi sorunlara neden olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Safra kesesi; içine safra doldukça genişleyen, besin alımı ile birlikte kasılarak içindeki safrayı bağırsağa akıtan içi boş bir organdır. Safra ise; yiyeceklerin içindeki yağları parçalayarak bağırsaklarda emilmelerini sağlayan bir sıvıdır. Safra içeriği dengeli kişilerde kese içinde taş ya da çamur oluşmayacağını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı ve Genel Cerrahi Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Sedat Karademir, “Oluşması durumunda hastada ağrı, ateş, bulantı gibi şikayetlere neden olabilir. Şikâyete neden oluyorsa önerilecek tedavi cerrahidir” dedi.
Şikâyet yaratmadan sessiz duran taşlar için yaklaşımın farklı olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Karademir, “Yaşın ve taşın küçük olduğu kişilere cerrahi, büyük olduğu kişilere ise takip önerilebilir. Yaş küçüklüğü, taşların sorun yaratabileceği beklenen yaşam süresinin uzun olması nedeni ile, 4-7 mm çaplı küçük taşların varlığı ise ana safra kanalına düşerek ciddi bir sağlık problemi olan pankreas iltihabı geliştirebilme riski nedeni ile önemlidir” dedi.
Kapalı ameliyat iyileşme süresini hızlandırıyor
Günümüzde çoğu safra kesesi ameliyatının iyileşme sürecini hızlandıran kapalı yöntemle yapıldığını söyleyen Dr. Karademir, “Laparoskopik yani kapalı ameliyat yönteminde kesiğin küçük olması, hastanede kalış süresini kısaltıyor ve ağrıları azaltıyor. Bu yöntemle yapılan sorunsuz bir safra kesesi ameliyatının ertesi günü hasta kahvaltısını yaptıktan sonra taburcu olur, 3-4 gün dinlendikten sonra da yaklaşık 1 hafta içinde günlük yaşamına dönebilir. Açık yöntemin tercih edildiği durumlarda ise hastanede kalış süresi 2-3 gündür, ağrı yakınması daha belirgindir ve en az 10 günlük bir istirahat süresine ihtiyaç duyulur” diye konuştu.
Düşük bir ihtimal olsa da ameliyat sırasında safra yollarının zarar görebileceğinin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Karademir, “Yaralanma oluşması halinde, onarımın safra yolları cerrahisinde deneyimli bir cerrah tarafından yapılması, sürecin en az hasarla atlatılmasını sağlar” dedi.
Operasyondan sonra yumurta ve çikolata gibi safra yapımını artırıcı besinlerden uzak durulması önerilebilir
Normal bir safra kesesi ameliyatından sonra beslenme alışkanlarında herhangi bir değişime ihtiyaç duyulmayacağını ifade eden Dr. Karademir, “Bu tür diyet önerileri ise cerrahi sonrası bazı kişilerde oluşabilecek kısa süreli ishal ya da şişkinlik yakınmalarının azalmasına yardımcı olabilir” açıklamasında bulundu.
Cerrahi tedavi için geç kalınırsa ana safra kanalı tıkanabilir
Hastalardaki ağrı, bulantı gibi şikayetlerin, taş ya da çamurun safra kesesi çıkışını kapatması ile ortaya çıktığını belirten Dr. Karademir, “Safra koliği dediğimiz bu durum, birkaç saatin ardından sonlanabilir. Ancak kimi hastalarda tıkanma uzar, kasılmalar artar, safra duvarı kalınlaşır, kanlanma bozulur. Ortama bakterilerin gelmesi ile iltihap gelişir ve şikayetlere ateş de eklenir. Bu hastalar, tedavileri hastane şartlarında yapılmak üzere yatırılır. Kesedeki taş ya da çamurun safra kesesinde kalmayıp ana safra kanalına düşmesi halinde hastalar tıkanma sarılığı ve pankreas iltihaplanması gibi ciddi sağlık problemleri ile karşı karşıya kalabilirler. Önerilmesine rağmen cerrahi tedavide geç kalınması, gereksiz risk almak anlamına gelir” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yemek sonrası gelen karın ağrısı safra taşı habercisi olabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Bipolar bozukluğun neredeyse yüzde 75 oranında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuyla ilişkilendirildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ayırt edici faktörlerden biri, duygu durumundaki değişkenliklerdir.” dedi. Bipolar bozuklukta belirtilerin genellikle dönemsel olarak ortaya çıktığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Anne ve babalar genellikle çocuklarının alışılmadık davranışlarını ve özelliklerini tanır. Bir ergen, daha önce hiç yapmadığı bir şekilde cinsel aktivitelerde artış veya bu konulara aşırı ilgi göstermeye başlarsa, bu durumu normal ergenlik döneminden ayırmak ve bir duygu durum bozukluğu, belki de bipolar bozukluk olup olmadığını değerlendirmek önemlidir.” uyarısında bulundu.
Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, çocuk ve ergenlerde bipolar bozukluk hakkında bilgi verdi.
Aileler manik dönem belirtilerine dikkat etmeli…
Çocuk ve ergenlerde bipolar bozukluğu konusunun kafa karıştırıcı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Bipolar bozukluk, duygu durum bozukluğu olan, manik ataklar ve depresif ataklarla seyreden iki uçlu bir duygu durum bozukluğudur.” dedi.
Manik ve depresif dönemler arasında gidip geldiği için ‘iki uçlu’ olarak adlandırıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Manik atak, en az bir hafta süreyle bazı belirtilerin görüldüğü bir duygu durum bozukluğudur. Aslında bipolar bozukluğun en sık tanındığı, ailelerin çocuklar ve ergenler için başvurduğu ve bizim de bipolar bozukluğunu yakaladığımız bir dönemdir.” şeklinde konuştu.
Normalin dışında coşkunluk ve iyilik hali tanı için önemli bir kriter…
Manik atağın belirtilerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:
“Bu bir duygu durum bozukluğu olduğu için duygu durumunda bir yükselme olması gerekir. Kişinin kendisinde hissettiği aşırı bir iyilik hali, öfari dediğimiz aşırı bir coşkunluk, normalin dışında, kişinin kendisini daha önce hissetmediği bir şekilde çok daha iyi hissetmesi, önemli belirtilerdir. Bu olmazsa olmaz kuralımız aslında manik atak tanısı için. Tabii ki, buna eşlik eden başka belirtiler de var.
Motor bir artış, bizim ajitasyon dediğimiz aşırı bir hareketlilik, dikkatte aşırı bozulma, bir takım faaliyetlerde artış, ilginin çeşitli alanlara kayması ancak herhangi bir alana dikkatin yoğunlaştırılamaması yani işlevsel olmayan bir uğraş, uykuda bozulmalar, daha az uyuma ve yorgunluk, cinsel faaliyetlerde artış gibi belirli özellikler de manik atak dönemine işaret eder.”
Kronik depresyonla seyreden ve hafif mani dönemlerinin olduğu bir seyir izleyebilir
Bipolar bozukluğun depresif döneminden de bahseden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Depresif dönemde çökkün bir duygu durumu, uykuda bozulmalar, daha fazla uyuma isteği, iştahsızlık, keyif alamama, hiçbir şey yapmak istememe, aşırı ilgisizlik gibi belirtiler görülür. Bu dönemde ergenler de başvurabilir çünkü bipolar bozukluğun ergenlik döneminde depresif dönemlerle giden, kronik depresyonla seyreden ve tam manik dönemlerin olmadığı, hatta hipomani dediğimiz hafif mani dönemlerinin olduğu bir seyir gösterebileceği unutulmamalı.” uyarısını yaptı.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi görünebilir!
Bazen, karışık görünümler de ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Yetişkinlerde manik ataklar en az bir hafta sürecek şekilde devam eder, gün içinde tam bir günü kaplayacak ve yoğun bir şiddete sahip olacak şekilde tanımlanır. Ancak çocuklarda durum farklı olabilir; gün içinde duygu durumu sık sık değişebilir ve özellikle irritabilite gibi bazı semptomlar öne çıkabilir.” dedi.
Hiperaktivite de eşlik ettiğinde, bu durumun dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gibi görünebileceğine veya karşıt olma karşıt gelme bozukluğu gibi algılanabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şöyle devam etti:
“Bipolar bozukluk, neredeyse yüzde 75 oranında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuyla ilişkilendirilir. Bipolar bozuklukta da dikkat dağılımı ve konsantrasyon sorunları yaşanabilir. Ayırt edici faktörlerden biri, duygu durumundaki değişkenliklerdir. Örneğin, coşkulu duygusal durumlar manik dönemde ortaya çıkabilirken, depresif duygusal durumlar depresif dönemde görülebilir. Bu dönemsellik, ayırt edici bir kural olabilir.”
Belirtileri ergenlik dönemi davranışlarından ayırmak önemli…
Bipolar bozuklukta belirtilerin genellikle dönemsel olarak ortaya çıktığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Anne ve babalar genellikle çocuklarının alışılmadık davranışlarını ve özelliklerini tanır. Ancak, bir ergen örneğin, daha önce hiç yapmadığı bir şekilde cinsel aktivitelerde artış göstermeye başlarsa veya bu konulara aşırı ilgi göstermeye başlarsa, bu durumu normal ergenlik döneminden ayırmak ve bir duygu durum bozukluğu, belki de bipolar bozukluk olup olmadığını değerlendirmek önemlidir. Diğer semptomlar da göz önünde bulundurularak bu değerlendirme yapılmalıdır.” dedi.
Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Eğer semptomlar çok şiddetliyse, hatta başkalarına zarar verebilecek düzeydeyse veya işlevsellikte büyük bozulmalar olursa, bu durumda bir yatışma gerekebilir. Bu nedenle bipolar bozukluk, ciddiye alınması gereken ve doğru bilgiyle ele alınması gereken bir durumdur. Aileler, bu tür bir tanı konulmuş çocukları veya ergenleri varsa, onları dikkatlice gözlemlemeli ve herhangi bir değişiklik veya belirtilerde hemen bir uzmana başvurmalıdır. Bu durumda tedavi genellikle ilaçlarla yapılır. Bipolar bozukluğun tedavisi genellikle ilaçlarla sağlanır ve bu nedenle doğru bilgi edinmek ve önem vermek gereklidir.” diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
DEHB olduğunu düşündüğünüz davranışlar bipolar belirtisi olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan ve ayda bir yayınlanan, “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, tıp alanındaki çarpıcı araştırmalara yer veriliyor. COVID-19 salgınının başlamasının üzerinden 4 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, milyonlarca insan COVID-19 enfeksiyonunun uzun vadeli sonuçlarından etkilenmeye devam ediyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ne göre, uzamış COVID, genellikle COVID-19 başlangıcından itibaren 3 ay içinde başlayan; bireylerde en az 2 ay süren ve alternatif bir tanı ile açıklanamayan semptomlardır. Akut enfeksiyondan sonra uzamış COVID görülme sıklığı üzerine tahminler, hastaneye yatan aşılanmamış kişiler için %50-85, hastaneye yatmayan aşılanmamış kişiler için %10-35 ve aşılanmış kişiler için %8-12 arasında değişiklik gösteriyor. Uzamış COVID’te görülen yaygın semptom; klasik olarak fiziksel veya zihinsel efordan sonra kötüleşen yorgunluk olarak biliniyor. DSÖ’ye göre yorgunluğun; uyku bozukluğu, ağrının şiddetlenmesi ve beyin sisi ile ilişkili olabilir. Yapılan çok sayıda çalışmaya rağmen, uzamış COVID’e sahip bireylerin nasıl değerlendirileceği ve yönetileceği konusu henüz netlik kazanmadı. Özellikle birden fazla COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş kişilerde, ilerleyen dönemlerde uzamış COVID açısından dikkatli olunması öneriliyor.
Işık yayan e-kitap okumaları, melatonin hormonu salgılanmasını geciktiriyor
Akşam saatlerinde ışık yayan e-kitap okuyucularını kullanmak, melatonin salgısını yaklaşık 1.5 saat geciktirerek biyolojik saat üzerinde olumsuz etki yarattığı gözlemlendi. Melatonin baskılanması, uykuya dalma süresinin uzamasına ve derin uyku (REM uykusu) miktarının azalmasına neden oluyor. Araştırmalar, ışık yayan cihazların kullanımının ertesi sabah daha düşük enerji seviyeleri ve azalmış bilişsel performansla ilişkilendirildiğini gösteriyor. Bu durum, sirkadiyen ritmin bozulması ve uyku-uyanıklık dengesinin olumsuz etkilenmesiyle açıklanıyor. Uyku sağlığını korumak için yatmadan önce ışık yayan cihazlardan uzak durulması ve basılı materyallerin tercih edilmesi öneriliyor.
Günlük su alımını artırmak, böbrek hastalarına iyi geliyor
İnsan vücudunun önemli bir bileşeni olan su, metabolizma tarafından yeterli şekilde üretilemeyen temel bir besin olarak kabul ediliyor. Günde 8 bardak su içilmesi yaygın bir öneri de olsa bu konudaki destekleyici kanıtlar net değil. Yapılan bir araştırmada, artırılmış günlük su tüketiminin insan sağlığı üzerindeki etkisine ilişkin yaklaşık 1500 çalışma incelendi. Su tüketimini fazlalaştırmanın, böbrek taşı öyküsü olan hastalarda tekrar böbrek taşı oluşumunu azaltabileceği bildirildi. Bol su içmenin kilo verme, migren, idrar yolu enfeksiyonu, diyabet ve hipotansiyon üzerinde faydaları konusunda da olumlu görüşler olsa bile, henüz kanıtlanmış etkileri mevcut değil.
Spotify ve YouTube’a da yükleniyor
Tıbbın popüler alanındaki tüm yeni gelişmelerin, sade, kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yapıda kamuoyu ile paylaşıldığı bültenler, 38 bin KVKK onaylı kişiye mail yoluyla iletiliyor. Tıp alanındaki gelişmelerin yanı sıra Türk ve yabancı bilim insanları hakkında da bilgi paylaşımı yapılan referans kaynak niteliğindeki bültenler, Abdi İbrahim web sitesinde yayınlanıyor. Bunun yanı sıra her yeni sayısı podcast formatında Spotify’a yükleniyor ve sonrasında bu podcastler Youtube üzerinden de paylaşılıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yorgunluk hissi, uzamış COVID’in habercisi olabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Zigomatik implant ve dental implant arasındaki en temel farkın boyut olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, “Zigomatik implant daha teknik hassasiyet gösterilmesi gereken bir cerrahidir genel anestezi altında gerçekleştirilir.” dedi.
Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, zigomatik implant hakkında bilgi verdi.
Zigomatik implant nedir?
Zigomatik implantın kemik desteğini zigomatik kemikten alan implant olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, “Zigomatik kemik halk arasında elmacık kemiği olarak bilinen üst çenemizin daha üst bölgesinde bulunan kemiktir. Maalesef bazen üst çenelerde kemik yetersizliğinden dolayı dental implant uygulanamaz.” dedi.
Özellikle kemik desteğinin ileri düzeylerde yetersiz olduğu durumlarda zigomatik implantların iyi bir çözüm yolu olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem bu implantların yerleştirildikten sonra aynı dental implantlar gibi işlev gördüğünü söyledi.
Dental implanta kıyasla zigomatik implant daha uzun…
Zigomatik implant ve dental implant arasındaki en temel farkın boyut olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, şunları söyledi:
“Normalde de bilindiği gibi dişler çekildikten sonra dental implant uygulaması yapılır. Fakat dental implantın uygulanabilmesi için yeterli bir kemik volümü ve kemik hacmi gerekir. Üst çenemizde kemik yetersizliği olduğu durumda farklı bir kemiğe implant uygulanır. Zigomatik implant daha üstteki bir kemiğe yerleştirildiği için daha uzun bir implant olarak düşünülebilir. Daha teknik hassasiyet gösterilmesi gereken bir cerrahidir.”
“Zigomatik implant cerrahisi genel anestezi altında gerçekleştirilir”
Zigomatik implant cerrahisinde korkulması gereken bir durum olmadığına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Musa Erdem, sözlerini şöyle tamamladı:
“Zigomatik implant cerrahisi genel anestezi altında gerçekleştirilir. Fakat bazen derin sedasyon da tercih edilebilir. Cerrahi sonrasında hastalar uyandıktan sonra herhangi bir acı, ağrı hissetmezler. Yazılan reçeteler uygulanan ilaçlar sayesinde rahat bir süreç geçirebilirler.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Üst çenedeki kemik yetersizliklerinde zigomatik implant çözüm olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Tümörün pankreas içindeki yerleşimine göre kişide farklı belirtiler gözlemlenebildiğini ancak en önemli noktanın ağrısız gelişen sarılık olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Karademir, “Bu durum, pankreas kanseri açısından önemli bir klinik bulgudur. Pankreasın baş kısmına oturmuş bir tümör sarılık, ciltte kaşıntı, hazımsızlık ve kilo kaybı yakınmaları ile kendini gösterirken, pankreasın gövdesine yerleşen tümörler daha çok karın ve sırt ağrısı yakınmalarına neden olabilir. Kuyruk bölgesindeki tümörler ise herhangi bir şikâyete yol açmadan sinsi bir şekilde büyüyebilir” diye konuştu.
Gelişmeler umut vadediyor
Günümüzde erken evrede tanı konulan hastalarda yeni gelişmelerle cerrahi tedavi ve kür şansının daha yüksek olduğunu vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Karademir, “Son dönemde pankreas kanseri tedavisinde özellikle immünoterapiler, hedeflenebilen tedavi seçenekleri ve erken teşhis yöntemleri başarı oranı açısından gelecek vadediyor” şeklinde konuştu.
Erken tanı ve kişiselleştirilmiş tedavi ile kanseri atlatmak mümkün
Cerrahi tekniklerdeki son gelişmeler, dikkatli hasta seçimi ve gelişen minimal invaziv yöntemler sayesinde daha iyi bir noktaya ulaşılmış olsa da çoğu hastanın ilerleyen evrelerde hekime başvurduğunu belirten Prof. Dr. Sedat Karademir, “Kanserin ilerlediği dolayısıyla cerrahinin mümkün olmadığı metastatik hastalarda kemoterapi ve radyoterapi gibi seçeneklerden faydalanılıyor. Oysa riskli hastaların düzenli kontrolü sağlandığında yüksek ihtimalle gelişmiş cerrahi tedavi yöntemlerinden faydalanmak mümkün” dedi.
Hastalığın cerrahi tedavisindeki başarısının; kanserin evresine, tümörün tamamen çıkarılabilir olup olmamasına ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olduğunu söyleyen Karademir, “Bu yüzden her klinik durum için en iyi tedaviyi seçmeye odaklanan, kişiselleştirilmiş ve multidisipliner bir yaklaşım şart. Cerrahinin deneyimli bir ekip tarafından yapılması, ameliyat sonrası komplikasyon oranlarını ve olası diğer riskleri azaltması hastalarda yüksek sağ kalım oranları sağlıyor” bilgilerini verdi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ağrısız sarılık kanser habercisi olabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>