?>
?>
Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, menopoz sonrası kadınlarda görülebilecek ağız ve diş sağlığı sorunları hakkında bilgi verdi.
Östrojen seviyesinin düşmesi diş eti sağlığını olumsuz etkiliyor!
Menopoz sonrası kadınlarda hormonal değişikliklerle birlikte diş sağlığı üzerine etki edebilecek birçok değişikliğin meydana gelebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Menopoz sonrası özellikle östrojen seviyelerindeki azalma ağız sağlığını etkileyen önemli bir etkendir.” dedi.
Östrojen seviyesinin düşmesinin özellikle diş etlerinin sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Diş etinde iltihap, kanama, şişlik ve hassasiyet şikayetlerinin artmasına neden olabilir. Östrojen seviyelerindeki azalma aynı zamanda tükürük üretimini azaltarak ağız kuruluğuna neden olabilir. Tükürüğün dişleri temizleyerek çürükleri engellemeye yardımcı olması gibi bir etkisi olması nedeniyle bu dönemde ağız kuruluğuna bağlı diş çürükleri daha kolay oluşabilir.” şeklinde konuştu.
Ağız hijyenine dikkat etmek menopoz sonrası dönemde çok önemli!
Menopoz sonrası dönemde diş hekimine düzenli gitmenin erken dönemde sorunların tespiti ve tedavisi açısından oldukça önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, şunları söyledi:
“Böylece diş eti hastalıkları, çürükler ve ağız kuruluğu gibi durumlar erken tespit edilebilir. Ağız kuruluğu yaşayanlar için nemlendirici ağız spreyleri veya şeker içermeyen sakızlar önerilebilir. Ayrıca, bol su içmek ağız kuruluğunu azaltabilir. Tükürük üretimini artıran ürünler veya tükürük yerine kullanılan yapay tükürük preparatları da faydalı olabilir.
Ağız hijyenine dikkat etmek bu dönemde çok önemlidir. Florürlü diş macunu kullanımı diş çürüklerinin oluşumunun önlenmesinde etkilidir. Yumuşak kıllı bir diş fırçası ve diş ipi kullanmak, plakların temizlenmesine yardımcı olur ve diş eti hastalıklarını önler. Menopoz sonrası dönemde sigara ve aşırı alkol tüketimi alışkanlıklarının sınırlanması, ağız sağlığını iyileştirebilir çünkü bu alışkanlıklar diş eti hastalıkları, ağız kuruluğu ve diş çürükleri riskini artırır.”
Menopoz sonrası artan diş eti sorunları genel sağlığı da etkileyebilir!
Menopoz sonrası kadınlarda osteoporoz riskinin de arttığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Osteoporoz, kemik yoğunluğunun azalmasına neden olur ve bu durum, çene kemiğinin zayıflamasına yol açabilir. Zayıflayan çene kemiği, dişlerin destek yapısını bozabilir ve diş kaybına neden olabilir.” dedi.
Menopoz sonrası kadınlarda diş eti hastalıkların artabileceğini yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, diş eti hastalıklarının genel sağlık üzerinde de olumsuz etkileri olabileceğini söyledi ve “Diş eti hastalıkları, sadece ağız sağlığını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda kalp hastalıkları, diyabet gibi birçok diğer hastalıkla da ilişkilendirilebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Menopoz ağız ve diş sağlığını da olumsuz etkiliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, zihinsel geviş getirme olarak da adlandırılan ruminasyon hakkında bilgi verdi.
Bazı tetikleyici faktörler tetikleyici olabilir…
İngilizceden dilimize geçmiş olan ruminasyon tabirinin, geviş getirme anlamı taşıdığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Psikolojide ise aşırı düşünme anlamındaki ruminasyon, zihinde sürekli olarak olumsuz, endişeli veya üzücü düşüncelerin tekrarlanmasıdır. Bu düşünceler kişinin yaşadığı olaylarla ilgili olabilir, örneğin geçmişteki bir hata, gelecekteki bir korku veya şu anki bir sorun.” dedi.
Ruminasyonun, kişinin duygusal durumunu, problem çözme becerisini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ruminasyonun nedenleri tam olarak bilinmiyor. Ancak bazı faktörlerin tetikleyici olabileceği düşünülüyor. Stres, travma, depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, yeme bozukluğu gibi psikolojik sorunlar, kronik hastalıklar, ailede psikolojik bozukluk öyküsü, cinsiyet ve yaş gibi bireysel özellikler tetikleyici faktörler arasında sayılabilir.” şeklinde konuştu.
Ruminasyonun belirtileri ve tedavi seçenekleri…
Ruminasyon belirtilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, bu belirtileri şöyle sıraladı:
“Geçmişte yaşanan olumsuz olayları sık sık hatırlama ve üzerine düşünme, gelecekle ilgili kaygı ve korku duyma, şimdiki durumdan memnun olmama ve pişmanlık hissetme, kendini suçlama, eleştirme veya değersiz görme, olumsuz duyguları bastırmaya çalışma, dikkat dağıtıcı aktivitelere ilgi kaybetme, sosyal ilişkilerden uzaklaşma, kararsızlık ve erteleme, uyku ve iştah sorunları ruminasyonu işaret edebilir.”
Ruminasyon tedavisi için ise genellikle psikoterapi yöntemleri kullanıldığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, kişinin ruminatif düşünce kalıplarını fark etmesini ve değiştirmesini sağlamak, olumsuz duygularla baş etme yollarını öğretmek, kişinin kendine olan güvenini ve yaşam doyumunu arttırmak amacıyla, bilişsel davranışçı terapi, kabul ve kararlılık terapisi, şema terapisi, mindfulness temelli terapi gibi yaklaşımlar kullanıldığını söyledi.
Ruminasyondan kurtulmak kolay değil, ancak imkânsız da değil
Geçmişte yaşanan olumsuz olayları, duyguları veya düşünceleri sürekli olarak tekrar etmenin kişiyi depresyona, anksiyeteye, öfkeye, strese ve diğer psikolojik sorunlara sürükleyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ruminasyon, bir çözüm sunmaz, sadece sorunların daha da yoğunlaşmasına neden olur.” dedi.
Ruminasyondan kurtulmak için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ruminasyon yaptığınız anda farkında olmaya çalışın. Kendinize ‘Bu düşünce bana ne fayda sağlıyor?’ diye sorun. Düşüncelerinizi değiştirmek için başka bir şeye odaklanın veya dikkatinizi dağıtın.
Ruminasyon yapmak için kendinize belirli bir zaman dilimi ayırın. Örneğin, günde yarım saat kadar ruminasyon yapacağınıza karar verin ve bunun dışındaki zamanlarda ruminasyon yapmamak için kendinizi frenleyin. Bu süreyi giderek azaltın ve sonunda ruminasyonu tamamen bırakın.
Düşüncelerinizi kâğıda dökün. Ruminasyon yaptığınız konuları yazarak onları somutlaştırabilir ve daha objektif bir şekilde değerlendirebilirsiniz. Yazdıklarınızı okuyun ve gerçekçi olup olmadıklarını sorgulayın. Daha sonra kâğıdı yırtabilir veya yakabilirsiniz.
Hobiler edinin veya rahatlatıcı aktiviteler yapın. Ruminasyondan kurtulmanın en iyi yollarından biri de zihninizi meşgul edecek ve size keyif verecek şeylerle ilgilenmektir. Spor yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek, resim yapmak gibi hobileriniz olsun ve bunlara zaman ayırın.
Sosyalleşin ve destek alın. Ruminasyon yalnızlıkla beslenen bir durumdur. Bu nedenle, sevdiklerinizle vakit geçirmek, onlarla konuşmak ve duygularınızı paylaşmak size iyi gelebilir. Ayrıca profesyonel bir yardım almak da ruminasyonu yenmenizde etkili olabilir. Bir psikolog veya psikiyatrist ile görüşmek, size yeni bakış açıları ve baş etme stratejileri sunabilir.
Ruminasyondan kurtulmak kolay bir iş değildir, ancak imkânsız da değildir. Kendinize güvenin ve hayatınızda olumlu değişiklikler yapmaya çalışın. Unutmayın, geçmişi değiştiremezsiniz, ama geleceği şekillendirebilirsiniz.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Zihinde sürekli dolaşan olumsuz düşünceler: Ruminasyon yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Medical Park Tokat Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kutlutürk, tiroit hastalıklarının insan metabolizmasını etkileyen faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu.
HER 4 KİŞİDEN BİRİNDE TİROİT SORUNU VAR
Tiroit bezi hastalıklarının, toplumda en yaygın görülen hastalıklardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kutlutürk, “Neredeyse her dört kişiden biri yaşamları boyunca tiroit ile ilgili bir sorun yaşamaktadır. Normal olmayan tiroit hormon değerleri, kalp, sindirim sistemi, kilo kontrolü, saç dökülmesi, kansızlık gibi aklınıza gelecek her organda hastalık belirtilerine neden olabilmektedir. Hekimler, hasta ne şikâyetle gelirse gelsin tiroit kaynaklı bir sorun olup olmadığını anlamak için tiroit testlerinin normal olduğunu görmek isterler. Tüm vücudu etkileyen ve birçok organla ilgili hastalık bulgusu veren tiroit hastalıklarına erken tanı konulması ve uygun tedavi edilmesi, kısa sürede yüz güldürücü sonuçlar alınmasıyla sonuçlanır” diye konuştu.
SAÇ DÖKÜLMESİ, CİLTTİ KURUMA VE HALSİZLİĞE DİKKAT!
Tiroit bezinin boyun ön tarafında kelebeğe benzeyen bir endokrin organı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kutlutürk, “Tiroit bezinde T3 ve T4 hormonları üretilir. Tiroit bezinin hormon üretimi, hipofiz bezinden salgılanan Tiroit Sitimülan Hormonu (TSH) tarafından düzenlenir. Böylece, tiroit ve hipofiz bezi hastalıklarında bu hormonların (T3, T4, TSH) kandaki düzeyleri etkilenir. Tiroit bezi hastalıkları; tiroit hormonlarının az veya çok salgılanmasıyla ilgili fonksiyonel hastalıkları veya tiroit iltihabı, tiroit nodülü, tiroit kanseri gibi yapısal hastalıkları kapsamaktadır. Tiroit hormonu metabolizmayı düzenleyen hormondur, eksikliği veya fazlalığında metabolizma etkilenmesi; vücut ağırlığındaki beklenmeyen değişimler, duygu durum değişiklikleri, ishal-kabızlık gibi sindirim sistemi bulguları, ciltte kuruma, adet düzensizlikleri, saç dökülmesi, halsizlik, yorgunluk gibi durumlarla sonuçlanır” dedi.
ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE DE NADİR DE OLSA GÖRÜLEBİLİR
Tiroit hormonlarına anne karnından ölüme kadar yaşamın her anında ihtiyaç duyulduğunu aktaran Prof. Dr. Kutlutürk, “Yenidoğan her çocuğa topuk testi yapılır ve tiroit hormonlarının normal olduğu teyit edilir. Çocukluk dönemlerinde de erişkinlere göre daha nadir olsa da tiroit hastalıkları görülmektedir. Tiroit hastalığı olan gebeler, bebeğin sağlıklı gelişiminin etkilenmesinden kaygı duyarlar. Gebelerde özellikle ilk 12 haftada bebeğin annenin tiroit hormonlarına ihtiyaç duyması nedeniyle, gebelik öncesi ve gebelikte sıkı takip ve ilaç doz ayarlaması yapılır. Tiroit hastası olan gebelerde ilaçların uygun dozda kullanılmasıyla sorunsuz bir gebelik dönemi, doğum ve sağlıklı bir bebek dünyaya gelmesi mümkündür “ açıklamasında bulundu.
HALSİZLİK VE YORGUNLUK OLABİLİR
Tiroitle ilgili hastalıklardan bahseden Prof. Dr. Kutlutürk, “Tiroit fonksiyonuyla ilgili hastalıklar iki türlüdür; bunlar az çalışan tiroit hastalığı (Hipotiroidizm) ve ‘zehirli guatr’ olarak da adlandırılan çok çalışan tiroit hastalığıdır (Hipertroidizm). Tiroit bezinin az çalışması doğuştan olabileceği gibi, tiroit bezi iltihabı (Hashimoto tiroiditi), iyot eksikliği, ameliyat gibi farklı sebepleri de olabilir. Tiroit hormonun vücutta da yeteri kadar olmaması, halsizlik yorgunluk, kilo alımı, ciltte kuruması, saç dökülmesi, kabızlık, adet düzensizlikleri gibi birçok belirtiye neden olur” dedi.
KAN TAHLİLİYLE TANI KONULABİLİR
Tiroit hastalıklarında tanı için çoğu zaman kan tahlilinin ve ultrasonografinin yeterli olduğunu anlatan Prof. Dr. Kutlutürk, “Bazı tiroit nodülü olan ve fazla çalışan tiroit bezi hastalarında sintigrafi tetkiki de gerekmektedir. Tiroit nodülü başlı başına ayrı bir hastalık olup, iyi huylu kötü huylu ayırımı için tiroit biyopsi yapılması ve sonucuna göre tedavi planı yapılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
TEDAVİ YOLLARI
Tedavi yollarına değinen Prof. Dr. Kutlutürk, şu bilgileri paylaştı:
“Tiroit hastalıklarında diyet, ilaç, radyoaktif iyot (atom tedavisi) veya ameliyat gibi tedaviler hastalığın türüne göre değişir. Tiroitle ilişkili diyetler değişkenlik göstermektedir. Örneğin, iyot eksikliğine bağlı tiroit hormonu azlığında iyot tedavisi önerilirken, aşırı hormon üreten tiroit hastalıklarında iyot kullanımı yasaklanır. Tiroit hormon eksikliğinde tedavide tiroit hormonları kullanılırken, tiroit bezinin çok hormon ürettiği durumlarda ise ilaçlarla hormon üretiminin durdurulması, radyoaktif iyot tedavisi ve ameliyat seçenekleri bulunmaktadır.”
TİROİT VE OBEZİTE İLİŞKİSİ
Tiroit hastalıkları ve obezite ilişkisinin güncel bir konu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kutlutürk, “Tiroit hastalıklarının bazal metabolizmayı etkilemesi sonucu az hormon salgılaması obeziteye neden olabilirken, çok hormon salgılaması durumunda vücut ağırlığında azalmaya neden olabilmektedir. Beklenmeyen kilo alımı, kilo vermekte zorlanma veya istemsiz kilo kayıpları durumlarında tiroit hastalıkları akla gelmelidir. Tiroit bezi, boyut ve ağırlık olarak nispeten küçük endokrin bezlerden biri olmasına rağmen, çok çeşitli belirti ve hastalıklara neden olmakta, doğru tanı ve etkili tedaviyle başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir” şeklinde konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tiroit problemleri kalbi olumsuz etkileyebilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Danışmanlık ve Destek Almak Önemli
Tüm olumsuz ebeveyn tutumlarının çocukluktan erişkinliğe kadar kimlik ve kişilik gelişiminde, gelişebilecek ruhsal ve bedensel sorunlarda katkısı olabileceğinden bireylerin erken farkındalıkları, değişime açık olmaları ve gereğinde bu alanda danışmanlık ve destek almaları daha sağlıklı nesiller için önem arz etmektedir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Toksik Ebeveynlik Çocukları Olumsuz Etkiliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Araştırma sonuçlarına göre, şizofreni hastalarına yönelik önyargılar ve hastalıkla ilgili yanlış bilinenlerin yalnızca hastaların yaşamlarını değil, aynı zamanda ailelerinin de sosyal ve psikolojik durumlarını olumsuz etkilediği belirlendi. Bununla birlikte, şizofreni hastalığına karşı son yıllarda yürütülen bilinçlendirme çalışmalarıyla birlikte, son 5 yıl içerisinde toplumun hastalığa yönelik bakış açısında görece olumlu bir gelişme kaydedildi. Bu bulgular, farkındalık çalışmalarının hem bireyler hem de toplum üzerinde olumlu bir değişim yarattığını ifade ediyor.
Şizofreni hastalarının tehlikeli ve çalışamaz olduğuna dair algı değişiyor
Ruh sağlığı konusunu sahiplenerek bu alanda etkili toplumsal çalışmalar yürüten Abdi İbrahim Otsuka ile Şizofreni Dernekleri Federasyonu’nun iş birliğiyle gerçekleştirilen şizofreni damgalama araştırmasına göre, 2019 yılında toplumun %39’u şizofreni hastalarının tehlikeli olduğunu düşünürken, 2024’te bu oran %29’a kadar geriledi. Şizofreni damgalama araştırmasında İstanbul başta olmak üzere cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik statüyü temsil edecek şekilde 12 ilin verileri baz alındı. Çalışmaya katılanların çoğu bir işyerinde ücretli çalışan olarak seçildi ve her kesimin temsili sağlandı.
Şizofreni ile ilgili doğru bilgilendirilmeyi sağlamada sosyal medya, aile ve yakın çevre önemli
Şizofreni Dernekleri Federasyonu tarafından, Abdi İbrahim Otsuka’nın koşulsuz desteğiyle hayata geçirilen çalışmada, şizofreni hakkında bilgi edinme kaynakları arasında sosyal medyanın, %40’tan %36’ya gerilemesine rağmen hâlâ önemli bir yer tuttuğunu ortaya koyuyor. Ancak, aile, yakın çevre ve arkadaşlar gibi doğrudan iletişim kanallarında anlamlı bir artış yaşandığı dikkat çekiyor; her iki kaynağın da 2024’te %56’ya yükselerek bilgi paylaşımında öncelikli hale geldiği görülüyor. Ayrıca, okullar ve öğretmenlerin bilgi edinme kaynağı olarak öneminin arttığı, %15’ten %29’a çıktığı, seminerlerin ise %10’dan %15’e yükseldiği gözlemleniyor. Bu sonuçlar şizofreni farkındalığı çalışmalarında sosyal medya kadar aile, arkadaş çevresi, okullar ve eğitim çalışmaları gibi doğrudan iletişim kanallarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu kaynakların önemi hem hastaların sosyal hayata katılımını desteklemek hem de ailelerin üzerindeki toplumsal baskıyı azaltmak açısından önemli bir rol oynamaktadır.
Abdi İbrahim Otsuka Bölüm Direktörü Zeynep Alptekin Basa, Abdi İbrahim Otsuka olarak ruh sağlığı konusunda bilinçlendirici çalışmalar yapmaya devam edeceklerini belirterek, şöyle dedi; “Abdi İbrahim Otsuka ve Şizofreni Dernekleri Federasyonu iş birliği ile 2019’da ilki gerçekleştirilen ve Türkiyeʼde bu kapsamda yapılan ilk araştırma olan Türkiye Şizofreni Algısı, Bilgi Düzeyi ve Şizofreniye Bağlı Damgalama ve Ayrımcılık Araştırması, 2024 yılında tekrarlandı. Şizofreni hastalarının çalışamayacağını düşünenlerin oranının %26’dan %24’e düşmesi şizofreni hastalarına dair önyargıların devam ettiğini gösteriyor. Biz, Abdi İbrahim Otsuka olarak biliyoruz ki; doğru tedavi ve destekle birçok şizofreni hastası, iş hayatına katılabilir ve başarılı olabilir. Bu nedenle şizofreni hakkında doğru bilgilendirme yapmak, önyargıları ortadan kaldırmak ve damgalama ile ayrımcılığı bitirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”
Kişilerin gerçeklik algısında bozulmalara yol açan, kişinin düşüncelerini ve davranışlarını etkileyen bir beyin hastalığı olan şizofreni, yalnızca hastalığı yaşayan kişileri değil, aynı zamanda bu insanların ailelerini ve yakın çevresini de etkileyen karmaşık hatta kabul edilmesi güç bir hastalık.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Toplumun şizofreni hakkındaki olumsuz algısı azalma eğilimi gösteriyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İnegöl Belediyesi kış sezonu kültür sanat etkinliklerinin startını 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Kurtuluşun Kadınları” isimli tiyatro gösterisiyle verdi. Salı akşamı Beşinci Mevsim Kültür Sanat Merkezinde gerçekleştirilen biyografik dram türündeki gösteriye ilçe halkının ilgisi yoğun oldu. Birgül Yeşiloğlu Güler’in yazdığı, Metin Güler’in yönettiği ve Ecem Yüksel’in oynadığı tiyatro oyununda Kurtuluş Savaşında mücadele eden kadınların hayatlarından kesitler sahneye taşındı.
KURTULUŞUN KADIN KAHRAMANLARI İNEGÖL SAHNESİNDE HAYAT BULDU
Bu topraklar için mücadele etmiş, canını vermiş Kuvayi Milliye Kadınlarını anlatan gösteride; Çete Ayşe, Kara Fatma, Gördesli Makbule, Şerife Bacı, Nezahat Onbaşı, Halide Edip Adıvar, Halime Çavuş, Tayyar Rahmiye’nin ve daha nice Kuvay-i Milliye Kadınının hayatlarından kesitler sahnede can buldu. Sahne performansıyla büyük beğeni toplayan Ecem Yüksel, kurtuluşun kelebek kanatlı kadınlarının bu topraklar için verdikleri onurlu, yürekli mücadelenin tüyler ürperten hikayelerini başarıyla canlandırdı. Yaklaşık 70 dakika süren tarihe ışık tutan tek perdelik oyun salondaki vatandaşlar tarafından büyük bir ilgiyle izlendi.
NEFESLERİMİZ TUTULDU
Belediye Başkanı Alper Taban da beraberindeki eşi ve meclis üyeleriyle birlikte oyunu izleyenler arasında yerini aldı. Gösteri sonunda sahneye gelerek salondaki vatandaşlara hitaben kısa bir selamlama konuşması yapan Başkan Taban, izlerken nefeslerinin tutulduğu bir gösteri olduğunu ifade ederek; “Kıymetli yönetmenimiz ve değerli oyuncumuza çok teşekkür ediyorum. Tek başına dev kadroydu. Öncelikle Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. İnşallah nice 101 yıllar olsun. Etkinliklerimize katıldığınız için sizlere çok çok teşekkür ediyorum. Bu akşam aynı zamanda kültür sanat sezonumuzun da açılışını gerçekleştirmiş olduk” dedi.
“İHTİYACIMIZ OLAN BİR VE BERABER OLMAK”
Anlatılan hayat hikayelerinin bir insan ömrü uzaklıkta olduğunu hatırlatan Başkan Taban, “Tarihini tam olarak bilmeyen bir toplumuz. Hazır, hap bilgilerle yaşıyoruz. Evet bizlere tarih bilgisi anlatılıyor, öğretiliyor belki ama bunları ne kadar özümsüyoruz ne kadar anlıyoruz? Çok uzak değil, 100 yıl… Bir insan ömrü uzaklığında olan bir tarihten bahsediyoruz. O insanlar; Şerife Bacılar, Nezahat Onbaşılar, Halide Edip’ler… Her biri bu toprakların var olması adına şehit oldu. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları, tüm şehitlerimiz ve kadın şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Karşılarında saygıyla eğiliyorum. Onlar o gün fedakârlık yaptılar, biz bugün huzur içerisinde bu topraklarda yaşıyoruz. Ancak bakın etrafımız ateş çemberi. Her an her şey olabilir. O füzeler bizim topraklarımıza düşse, bu anlatılan kahramanlıkları belki bu toplum gösterecek. Bu akşamki gösteri de bizlere bunu hatırlattı. Cumhuriyetimiz bize bunu hatırlatıyor. Onun için sımsıkı sarılmak lazım. İhtiyacımız olan bir ve beraber olmak. O birlikteliği başarmak. Dolayısıyla bizleri bölmek isteyen, parçalamak isteyenlere fırsat vermememiz gerektiğine canı gönülden inanıyorum. Hepimiz bu toplumun, bu ülkenin birer ferdiyiz. Hepimiz şehit olmaya, ülkemizi savunmaya da hazırız” diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kurtuluşun Ölümsüz Kadınları İnegöl’de Hayat Buldu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>