?>
?>
Diş çürükleri ve ağız enfeksiyonları, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle düzenli diş fırçalama alışkanlığı kazandırın, diş hekimi kontrollerini ihmal etmeyin. 8 yaşın altındaysa; dişlerini fırçaladıktan sonra özellikle arka dişleri ve dişlerinin arka yüzeyini siz de tekrar fırçalayın.
Bağışıklığının güçlü olması için aşı takvimine uygun olarak tüm aşılarını yaptırdığınızdan emin olun. Grip aşısı yaptırarak da, kış aylarında sık görülen influenza enfeksiyonundan çocuğunuzu büyük ölçüde koruyabilirsiniz. Bağışıklık sistemini desteklemek ve vitamin-mineral eksikliği olup olmadığını tespit edebilmek için düzenli sağlık kontrollerine çok özen gösterin.
Dr. Serap Sapmaz Deniz “Son yıllarda çok sık tüketilen fast food ürünleri, yüksek miktarda şeker, tuz ve katkı maddeleri içerir. Bu maddeler tat duyusunda bağımlılık yapıcı özellikler taşıdığı gibi, bağışıklık sistemini zayıflatır. Ayrıca obezite, insülin direnci vb kronik sağlık sorunlarına yol açar. Bu nedenle mutlaka evde tencere yemekleri hazırlayın” diyor.
Güçlü bir bağışıklık sistemi için omega 3 içeriği yüksek besinler yedirin. Haftada iki kez balık yemeleri zihinsel gelişim ve kalp damar sağlığı için de büyük önem taşıyor. Ceviz, yumurta, et, ıspanak, brüksel lahanası ve semizotu gibi sebzeler de omega-3 içeriğine sahip olduğundan bu besinleri çocuğunuza tüketme alışkanlığı kazandırın.
Uyku, çocukların bağışıklık sistemi hücrelerinin yenilendiği, enerji depolandığı ve vücutlarının iyileştiği bir süreç olduğundan; okul öncesi çocukların 10-13 saat, okul çağında 9-12 saat, ergenlik döneminde de 8-10 saat uyumalarına özen gösterin. Uyku eksikliği; enfeksiyon riskini artırırken, bağışıklık sisteminin enfeksiyonlarla mücadele etme kapasitesini azaltıyor.
Güçlü bir bağışıklık sistemi için fiziksel aktivite şart. Düzenli egzersiz, bağışıklık hücrelerini aktive ederek vücudu enfeksiyonlara karşı daha dirençli hale getiriyor. Çocuklar için yüzme, basketbol ve futbol gibi sporların ideal olacağını belirten Dr. Deniz, bisiklet sürme ve açık havada birlikte yapacağınız yürüyüşün de çok önemli olduğunu söylüyor.
El yıkama enfeksiyonların önlenmesinde kritik önem taşıyor. Bu nedenle çocuğunuza mutlaka el yıkama alışkanlığı kazandırın; yemeklerden önce ve sonra, tuvaletten çıkınca ve dışarıdan geldiğinde ellerini sabunla en az 20 saniye boyunca yıkamayı öğretin. Ayrıca öksürürken ya da hapşırırken ağzını elleriyle değil, dirseklerinin iç kısmıyla kapatmayı öğretin.
Son dönemde vitamin ve mineral takviyelerinin kontrolsüz şekilde ve sık kullanıldığı, bunun çok ciddi tehlikelere yol açabildiğini vurgulayan Dr. Deniz “Gıda takviyesi ürünlerinin çoğu Sağlık Bakanlığı onaylı olmayıp denetimsiz kullanılmaktadır. Çocuğun ihtiyacı belirlenmeden yüksek doz vitamine maruz kalması karaciğer ve böbrek sorunları gibi ciddi hastalıklara yol açabilir. Ayrıca ilaçların etkisini azaltabilmekte, havale eşiğini düşürebilmekte ve kanama bozukluğuna yatkınlık oluşturma gibi risklere yol açabilmektedir” diyor.
Çocukların mevsim sebzeleri ve meyveleri başta olmak üzere tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli şekilde tüketmeleri, gün içerisinde düzenli olarak su içmeyi alışkanlık haline getirmeleri güçlü bir bağışıklık sistemi için kilit rol oynuyor. Dr. Serap Sapmaz Deniz ayrıca tarhana, kefir, evde mayalanmış yoğurt, sarımsak ve soğan gibi probiyotik içeriği yüksek gıdaların da bağırsak mikrobiyatası ve bağışıklık için büyük önem taşıdığını söylüyor.
Bağışıklık sistemini desteklemek için doğal karışımlardan da faydalanılabileceğini belirten Dr. Deniz “Ihlamur çayı, tarçın kabuğu ve birkaç damla limonla hazırlayacağınız bir karışım solunum yollarını rahatlatabileceği gibi, bir tatlı kaşığı bal ve rendelenmiş taze zencefil ile hazırlayacağınız karışım da bağışıklığını güçlendirmeye katkı sağlayacaktır. Ancak zencefil-bal karışımı 1 yaş altı çocuklara verilmemelidir. Ayrıca alerjik bünyelerde reaksiyona neden olabileceği için ilk kez denendiğinde küçük miktarla başlanmalı ve reaksiyon açısından çocuk gözlenmelidir” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuğunuzun bağışıklığını güçlendirecek 10 etkili öneri! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan araştırmalara göre; her 6 erkekten 1’i yaşamı boyunca infertilite sorunu yaşıyor. Sperm sayısının ve kalitesinin düşmesi ise infertilitede önemli bir yer tutuyor! Üstelik, son 50 yılda, dünya genelinde sperm sayısında ve kalitesinde kayda değer bir düşüş yaşanıyor. Bu konuda yapılan çalışmaların değerlendirildiği 2023 yılında, birden fazla bilimsel çalışmaların sonucunu birleştiren istatiksel analize göre; sperm sayısı 1973 yılında mililitrede ortalama 100 milyon iken 2018’de mililitrede 50 milyona düşmüş. Bu rakamlar spermlerin yüzde 50 gibi yüksek bir oranda azaldığını ortaya koyuyor! Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, günümüzde çevresel etkenlerin ve yaşam tarzı değişikliklerinin bu artışta belirleyici bir rol oynadığına dikkat çekerek, “Üstelik sperm sağlığını tehdit eden alışkanlıklar günümüzde gittikçe artmaktadır. Dolayısıyla infertilite problemi yaşayan erkeklerde öncelikle yaşam alışkanlıklarının gözden geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Sorunu çözmeye yönelik adımlarla sperm kalitesini ve sayısını artırmak mümkün olabilmektedir” diyor.
SPERMLERİ OLUMSUZ ETKİLEYEN 3 ÖNEMLİ NEDEN!
Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, erkeklerde sperm sayısı ile kalitesini etkileyen üç önemli faktörü şöyle özetliyor:
Çevresel faktörler
Plastiklerde ve kişisel bakım ürünlerinde bulunan bisfenol A (BPA) ve ftalaitler gibi hormonal sistemlere zarar verebilen kimyasallara maruz kalmak erkek üreme sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca kurşun, kadmiyum ile cıva gibi ağır metaller, tarım ilaçları ve endüstriyel kimyasal atıklar gibi çevresel kirleticilere maruz kalmak da sperm hareketliliğinde, yapısında ve sayısında sorun oluşturabiliyor. Bu faktörler oksidatif strese yol açarak spermde DNA hasarına ve bunun sonucunda infertiliteye sebep olabiliyor. Bunların yanı sıra artan hava kirliliği de serbest radikal üretimini artırarak spermlerde DNA hasarına yol açabiliyor.
Yaşam tarzı faktörleri
Sigara ve düzenli alkol tüketimi sperm kalitesinin düşmesine neden olabiliyor. Testosteron takviyeleri de dahil olmak üzere belirli ilaçların kullanımı da geçici veya kalıcı kısırlık oluşturabiliyor. Bunların yanı sıra hazır yemek tüketimi, paketli gıdalar, yüksek şekerli diyetler ile obezite hormonal dengesizliklere ve sperm kalitesinde düşüşe yol açabiliyor.
Radyasyon ve elektromanyetik elementler
Elektronik cihazlardan kaynaklanan radyasyona ve elektromanyetik alanlara maruz kalmak oksidatif strese, yani sperm DNA’sında meydana gelen oksitlenmeye ve DNA hasarına neden olarak sperm kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.
SPERM KALİTESİNİ VE SAYISINI ARTIRAN 8 ÖNEMLİ ÖNERİ
Çevresel faktörler, yaşam alışkanlıkları ile radyasyon ve elektromanyetik elementler sperm sayısı ile kalitesini tehdit eden faktörler. Ancak alınacak önlemlerle erkeklerde üreme sağlığını olumsuz etkileyen bu etkenlerden korunmak mümkün. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, sperm sayısını ve kalitesini artıran 8 önemli öneriyi şöyle özetliyor:
Akdeniz tipi beslenin
Antioksidanlar, vitaminler ve minerallerden zengin dengeli bir beslenme alışkanlığı edinmek sperm parametrelerini iyileştirebiliyor. Yapılan çalışmalarda; bol miktarda meyve, sebze, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar içeren Akdeniz diyeti gibi beslenme alışkanlıkları daha iyi sperm kalitesiyle ilişkilendirilmiş.
Çevresel toksin seviyelerini azaltın
Plastikleştiren ürünlere, plastiklere, kimyasallara ve endokrin bozan etkenlere maruziyeti azaltmak sperm kalitesini korumaya yardımcı olabiliyor. Bu nedenle paketli gıdalardan uzak durmanız ve organik tarım ürünlerine öncelik vermeniz fayda sağlayabiliyor.
İdeal kilonuzu koruyun
Obezitede artan yağ dokusu nedeniyle vücut ısısı ve hormonal denge bozuluyor, testislerdeki ısı artıyor, sperm yapımında etkili olan testosteron düzeyi azalıyor ve testosteron ile östrojen dengesi bozuluyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, bu faktörlerin de sperm sayısının ve hareketliliğinin azalmasına yol açabildiğine işaret ederken, üreme sağlığı için sağlıklı bir kiloyu korumanızın çok önemli olduğunu belirtiyor.
Düzenli egzersiz yapın
Düzenli fiziksel aktivitede bulunmak genel sağlığı iyileştirerek ve oksidatif stresi, yani sperm DNA’sında meydana gelen oksitlenmeyi azaltarak, sperm kalitesini artırabiliyor. Ancak dikkat! Aşırı egzersiz, halter gibi ağırlık kaldırma egzersizleri özellikle varikoseli olan kişilerde hastalığın ilerlemesine yol açması nedeniyle olumsuz etkilere sahip olabiliyor.
Sigara ve alkolü bırakın!
Sigara ile aşırı alkol tüketimi oksidatif stresi artırıyor ve spermin hareketliliğinin yanı sıra kalitesini de olumsuz etkiliyor. Sigarayı bırakmak ve alkol alımını azaltmak, sperm üretimi ile kalitesinde artış sağlayabiliyor.
Laptopunuzu kucağınızda kullanmayın
Günümüzde evden çalışma sisteminin artmasına paralel olarak laptopun kucakta kullanımı da artış gösteriyor. Ancak laptopun uzun süre kucakta kalması cihazın çalışırken ürettiği ısı sebebiyle testislerde sıcaklık artışına yol açarak sperm üretimini olumsuz etkiliyor ve sperm sayısında azalmaya neden olabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, “Laptopu dizüstü yerine masa gibi düz bir yüzeyde kullanmak sperm sağlığını koruma açısından son derece önemlidir” diyor.
Yüksek sıcaklıktaki ortamlarda bulunmayın
Sıcak küvet banyoları ve sauna gibi sıcak ortamlara uzun süre maruz kalmak sperm üretimini bozabiliyor.
Stresten kaçının
Çağımızın önemli bir sorunu olan kronik stres hormonal dengeyi ve sperm üretimini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle, stresli durumlardan mümkün olduğunca kaçının ve ihtiyaç halinde psikolojik danışmanlık veya farkındalık gibi stres yönetimi tekniklerinden faydalanın.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Baba olma ihtimalini artıran 8 önemli öneri! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Dijital oyun süresi için net bir zaman dilimi oluşturun. Bu süreyi çocuğun yaşına ve tatildeki diğer aktivitelerine göre belirleyebilirsiniz. Oyun oynayacağı saatleri birlikte önceden planlayarak da düzensiz kullanımın önüne geçebilirsiniz.
Dijital oyunlara harcanan zamanın yerini dolduracak keyifli ve öğretici alternatifler sunun. Örneğin; spor, sanat etkinlikleri ya da ailece oynanan masa oyunları gibi etkinlikler çocukları motive eder.
Oynayacağı dijital oyunları birlikte seçerek; böylece yaşına uygun ve şiddet içermeyen, zihinsel gelişimini destekleyen ve öğrenmeyi eğlenceli hale getiren oyunlara yönlendirebilirsiniz. Bu işbirliğiniz, oyun süresini daha verimli hale getirir.
Çocuğun oynadığı oyunları birlikte deneyimleyerek hem eğlenceli vakit geçirebilir hem de oyun dünyasını anlamaya çalışabilirsiniz. Bu, çocukla iletişiminizi de güçlendirir.
Klinik Psikolog Oğuzhan Gürdoğan “Çocuklar, ebeveynlerinin davranışlarını model alır. Bu nedenle sizin anne-baba olarak ekran karşısında geçirdiğiniz süreyi sınırlandırmanız, çocuğunuz için olumlu bir örnek oluşturur. Örneğin; kitap okumaya teşvik etmek için kitap okumanın önemini ne kadar anlatırsanız anlatın çocukta alışkanlık yaratamayabilir. Ancak sizin düzenli şekilde kitap okumanız durumunda çocuğunuzda da bir süre sonra kitap okuma isteği uyanacak ve kitap okuma alışkanlığı kazanmasına fayda sağlayacaktır” diyor.
Dijital oyunların, çocuğunuzun diğer alanlardaki işlevselliğini (akademik başarı, sosyal ilişkiler vb) nasıl etkilediği hakkında kendisiyle açıkça konuşun. Ona sorumluluk bilinci aşılamaya çalışın.
xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx
Sömestir tatilinde eğlenceli ve öğretici bir tatil için öneriler!
Klinik Psikolog Oğuzhan Gürdoğan ”Tatil, tamamen kuralsız bir dönem anlamına gelmemelidir. Belirli bir rutin, çocuğun hem rahatlamasını hem de tatil boyunca düzenli bir şekilde zamanını yönetmesini sağlar. Aynı zamanda sömestir tatilinde çocukla birlikte kaliteli zaman geçirmek, kendini daha değerli ve güvende hissetmesine olanak tanır, yeni döneme daha motive bir şekilde başlamasına yardımcı olur” diyor. Gürdoğan, anne-babaların sömestir tatilinde çocuklarıyla yapabilecekleri, onların fiziksel, psikolojik ve zihinsel gelişimlerini destekleyen önerilerini şöyle sıralıyor;
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sömestirde Dijital Disiplin İçin 6 Etkili Öneri yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kapalı ortamlarda daha çok zaman geçirmek, hareketsizliğin artması, güneş ışığından yeteri kadar faydalanamamak, sıvı alımının azalması, soğuk havaya uyum sağlamak için vücudun daha fazla enerji harcaması, soğuk havanın mukozayı kurutarak enfeksiyon gelişimine imkan sağlaması gibi etkenler hastalığa adeta davetiye çıkarıyor! Bağışıklığımızın güçlü olması ise bu hastalıkların oluşumundan sorumlu olan viral ve bakteriyel patojenlerin vücudumuza ciddi bir zarar vermeden yok olmalarını sağlıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, güçlü bir bağışıklık sistemi için vazgeçilmez üç kuralın “Düzgün ve doğru beslenmek, sıvı alımını ihmal etmemek, yeterli ve kaliteli bir uyku” olduğuna dikkat çekiyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, kış aylarında hastalıklardan korunmak için insanlarla yakın temastan kaçınmamız gerektiğini de belirterek, “Zira, öksürme ve hapşırmayla yayılan damlacıkların solunmasıyla mikroplar kolayca bulaşabiliyor. Oldukça sıcakkanlı bir Akdeniz toplumuyuz; selamlaşırken sarılmak ve öpüşmek adetlerimizde var. Ancak özellikle hastalıkların yoğun olduğu kış aylarında hastalıklardan korunmak için daha faza tedbir almamız çok önemli. Bu nedenle karşılıklı konuşmalarda aramızdaki mesafenin en az 70 cm olmasına özen göstermeliyiz” diyor.
Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun
Solunum yolları enfeksiyon etkeni olan virüs ve bakterilerin öksürme, hapşırma ve aksırmayla ortama yayılmaları sizi kısa sürede enfekte edebiliyor. İç Hastalıkları UzmanıDr. Özcan İnal, “Kalabalık ve kapalı ortamlarda hava kurudur ve bu tablo da virüs ile bakterilerin solunum yollarında kolayca yayılmasına sebep oluyor. Dolayısıyla zorunlu olmadıkça kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunmayın. Ayrıca bulunduğunuz odayı sık sık havalandırın” diyor.
İnce ama kat kat giyinin!
Kalın kıyafetlerimizle kapalı bir alana veya daha sıcak bir mekana girdiğimizde, terliyoruz. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, aşırı sıcak ile soğuk farkının vücut direncimizi düşürdüğünü, terli giysiler içinde kalmanın da hastalıklara davetiye çıkardığını belirterek, “Ter vücudumuzda buharlaşırken vücut ısımızın düşmesine, bunun sonucunda üşümemize yol açıyor. Vücut ısısının düşmesi, metabolizmanın yavaşladığı bir tablodur. Düşük vücut ısısında kalp, dolaşım ve solunum sistemleri işlevlerini normal şekilde yapamazlar ve bu durum özellikle kış aylarındaki enfeksiyon hastalıklarına zemin hazırlar. Bu nedenle kış aylarında terletmeyen ve vücudu soğuğun etkisinden koruyacak olan pamuklu kıyafetler seçin” diyor. Dr. Özcan İnal, terlemeyi önlemek için çok kalın tek bir kazak yerine ince ama kat kat kıyafetler giymeniz gerektiğini vurgulayarak, “Zira, kat kat giyindiğinizde kıyafetler arasında oluşan hava tabakası yalıtım etkisi sağlıyor ve bu sayede vücudunuzu soğuktan daha iyi koruyor. Ayrıca bulunduğunuz ortamın sıcaklığına göre giydiğiniz bazı kıyafetlerinizi çıkararak terlemekten korunabilirsiniz” bilgisini veriyor. Dr. Özcan İnal, baş ve boyun bölgenizi soğuk etkisinden koruyacak olan atkı, şapka ve boyunluk gibi kıyafetlere de mutlaka önem vermeniz gerektiğini söylüyor.
Su içmeyi ihmal etmeyin
Kış aylarında susuzluk ihtiyacı elbette azalıyor, ancak zararlı bakteri ile virüslerin vücuttan atılmaları ve hücresel aktivitenin maksimum düzeye ulaşması için sıvı alımı çok önemli. Sıvı alımının büyük kısmının suyla karşılanması gerektiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, “Her gün 2 – 2.5 litre su içmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca çorba ve ayran gibi içeceklerle de sıvı alımını desteklemenizde fayda var” diyor.
Bağışıklık sisteminde görevli olan sitokinler, lökositler ve antikorlar uykuda daha çok üretiliyorlar. Dolayısıyla yeterli ve kaliteli uyku hastalıklara yakalanmayı önleyebildiği gibi hastalık sürecini de kısaltabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, kaliteli bir uyku için sürenin yanı sıra zamanlamanın da önem taşıdığına işaret ederek, “En az 6-7 saat uyumak ve gece geç saatlerde değil, saat 22:00 – 23:00 sıralarında yatmak gerekiyor. Zira, uyku hormonu melatonin saat 22:00 gibi artmaya başlıyor ve 02:00 ile 04:00 saatleri arasında en üst seviyeye ulaşarak zirve yapıyor. Vücut bioritmine uygun zaman diliminde; sessiz, sakin, uykuyu bölen uyaranların olmadığı ortamda uyumak bağışıklık sisteminizi güçlendirecektir” diyor.
El hijyenine dikkat edin
Toplu taşıma araçları, okul ve kapalı alışveriş merkezleri gibi çok sayıda kişilerin bulunduğu alanlarda el temasından kaçının, ellerinizi yıkamadan yüzünüze temas etmeyin. Unutmayın bulaşın en önemli yollarından biri eller oluyor. Özellikle çocuklarınıza el yıkama alışkanlığını kazandırın. El dezenfektanı ve kağıt mendil kullanımına önem verin.
Yeterli taze sebze ve meyve tüketmeniz vücudunuz için gerekli olan vitamin ile mineral desteğini sağlamanızda önemli bir rol üstleniyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, “Unutmayın, yeterli ve dengeli beslenmek, bağışıklık sisteminizin işleyişinde olmazsa olmazlardandır. Kış aylarında ayrıca özellikle bağışıklık sistemini güçlendiren portakal, mandalina, greyfurt, kırmızıbiber, kırmızı pancar, turp, lahana ve pazı gibi C vitamininden zengin besinler tüketmeye özen gösterin. Yine balık doğal omega 3 kaynağı olarak bağışıklık sisteminin güçlü bir destekleyicisidir. Kış aylarında haftada 2 gün balığı sofranızdan eksik etmeyin” bilgisini veriyor. Dr. Özcan İnal, doğal beslenme yoluyla karşılanamayan bir eksiklik söz konusuysa mutlaka vitamin ve mineral desteği almanız gerektiğini belirterek, “Mümkünse kışa girerken rutin tetkiklerinizi yaptırın ve vitamin ile mineral değerlerinizi kontrol ettirin” diyor.
Hareketsiz kalmayın ama vücudunuzu fazla da yormayın!
Kış aylarında havaların soğumasıyla beraber “Hastalanırım” kaygısıyla çoğumuz dışarıya çıkmaktan kaçınıyoruz. Ancak hareketsiz bir yaşam bağışıklık sistemimizin zayıflaması ve kilo alımıyla sonuçlanabiliyor. Dolayısıyla havanın çok soğuk olmadığı günlerde, öğle saatlerinde, en az 45’er dakikalık tempolu yürüyüş yapmayı ihmal etmeyin. Yürüyüş sırasında vücut ısınızın düşmemesi için bere, eldiven ve atkı gibi koruyucu aksesuarlar kullanmanız ise çok önemli. Ancak hareketsizliğin yanı sıra aşırı yorucu hareketler ve yoğun sportif faaliyetler de sağlığımızı olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle soğuk havalarda yapılan spor ağzımızdan nefes almaya bağlı olarak solunum yollarımızın soğuk havayla doğrudan teması sonucu olumsuz etkileniyor. Bu nedenle soğuk havalarda dışarıda spor yapmaktan kaçının veya sporu günde 30 dakikayla sınırlı tutmaya özen gösterin.
Dinlenmeye zaman ayırın
Vücudumuzun kendini yenileme ve onarma gibi muhteşem bir özelliği var. Özellikle bağışıklık sistemimizin revizyonu istirahatle oluyor. Dolayısıyla hücrelerinizin kendilerini onarmaları ve yenilemeleri için dinlenmeniz, ağır iş temposundan zaman zaman uzaklaşmanız ve stres kontrolü sağlamanız önerilen diğer bir yaklaşımı oluşturuyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kış Hastalıklarına Karşı 8 Kritik Öneri yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kış soğuklarının etkilerine dikkat!
Soğuk havalar vücuttaki bazı sistemleri olumsuz etkileyerek hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları şu şekilde sıralanıyor:
Grip ve soğuk algınlığı: Düşük hava sıcaklıkları, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırabilir. Aynı zamanda soğuk havalarda insanların kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmelerinden dolayı da hastalıkların bulaşma riski artış göstermektedir.
Astım ve alerjiler: Soğuk hava, astım semptomlarını tetikleyebilir ve toz, polen gibi alerjenlerin iç mekanda yoğunlaşmasına yol açabilir. Aynı zamanda doğal gazın yaygın olarak kullanılmadığı yerleşim alanlarında odun ve kömür yakılmasına bağlı olarak artan hava kirliliği de astım ve KOAH hastalarındaki nefes darlığı ve öksürük gibi şikayetleri artırmaktadır.
Kalp hastalıkları: Soğuk havalarda kan basıncı ve kalp hızı artar. Aynı zamanda kanda pıhtılaşma da artmaktadır. Bu etkilerinden dolayı özellikle koroner kalp hastalığı olanlarda ve belirli yaşın üstündeki insanlarda kalp krizi riski artabilir. Kalp hastalarının kış aylarında da doktor kontrollerini aksatmamaları, ilaç düzenlemelerini bu doğrultuda yapmaları önemlidir. Sağlıklı insanların da kalp şikayetleri yaşadıklarında mutlaka uzmana başvurmaları gerekmektedir.
Kas ve eklem ağrıları: Soğuk hava ve düşük basınç, eklem ve kas ağrılarını artırabilir. Özellikle artrit hastaları ve ileri yaştaki bireylerin kas ve eklem sağlıklarına dikkat etmeleri önemlidir.
Cilt kuruluğu ve tahriş: Soğuk ve rüzgarlı hava cilt kuruluğuna yol açabilir, bu da kaşıntı ve tahrişe neden olabilir. Kış aylarında cilt sağlığına ekstra özen gösterilmelidir.
Hipotermi ve soğuk ürtikeri: Aşırı soğuk havaya maruz kalmak vücut ısısının düşmesine yol açarak hipotermiye sebep olabilir. Ayrıca bu dönemde soğuk ürtikeri gibi cilt reaksiyonları da görülebilir. Bu konuda dikkatli olunmalıdır.
Soğuk havalarda bu önlemleri alın
Kış aylarının sağlıklı ve güvenli bir şekilde geçirmesi için bazı önlemlerin alınması tavsiye edilmektedir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kış soğuklarında sağlıklı kalmak için 9 öneri yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Az ve öz atıştırmalıklar seçin
Patates cipsi ve kremalı soslar gibi yüksek kalorili ve yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine; havuç, salatalık ve kırmızıbiber gibi sebze çubuklarıyla birlikte, yoğurtlu dip soslarını tercih edin. Bu seçenekler hem düşük kalorili hem de vitamin ve lif açısından zengin oldukları için sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca hafif atıştırmalıklar sayesinde midenizi fazla doldurmadan ana yemeğe sağlıklı bir başlangıç yapabilirsiniz.
Yeni yıl mezelerinizi kendiniz hazırlayın
Hazır meze almak yerine, sağlıklı ve yaratıcı tariflerle mezelerinizi kendiniz hazırlayın. Örneğin, yoğurtlu pancar salatası, avokadolu humus veya közlenmiş sebze püreleri gibi seçenekleri tercih edebilirsiniz. Düşük kalorili, besleyici ve lezzetli olan bu mezeler sofranızı renklendirecektir.
Salatanız renkli ve çeşitli olsun
Yılbaşı sofranızda mutlaka bol sebze içeren bir salata bulundurun. Marul, roka, havuç, pancar ve nar gibi malzemelerden oluşan renkli bir salata sofranıza görsellik katar ve lif içeriği sayesinde uzun süre tokluk sağlar. Ayrıca salatanın mideye dolgunluk hissi vermesi, diğer yemeklerden daha az tüketmenize yardımcı olur ve kalori kontrolünü destekler.
Kızartma yerine fırında veya ızgara yöntemini tercih edin
Kızartılmış yemekler yüksek yağ içerikleri nedeniyle sindirimi zorlaştırmalarının yanı sıra midenizi de rahatsız edebilir. Bunun yerine, fırında veya ızgarada pişirilmiş hindi, balık veya sebzeleri tercih edebilirsiniz. Bu yöntemler yiyeceklerin doğal lezzetini korurken, ekstra kalori alımını engeller ve daha hafif bir yemek deneyimi sunarlar.
Şekerli ve ağır tatlılardan kaçının
Yılbaşı tatlılarında şerbetli ve ağır tatlılar yerine, sütlü tatlılar veya meyve bazlı hafif alternatifler tercih edin. Örneğin, süt ile hazırlanmış bir muhallebi veya taze meyvelerle süslenmiş chia pudingi iyi bir seçenek olabilir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, “Bu tür tatlılar, hem tatlı isteğinizi karşılar hem de midenizi rahatsız etmeden yemeğinizi hafif bir şekilde sonlandırmanıza yardımcı olur” diyor.
Porsiyon kontrolüne dikkat edin
Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, yılbaşı gecesi farklı yemeklerden tatmak isterseniz porsiyonlarınızı küçük tutmaya özen göstermeniz gerektiğini belirterek, “Her yemekten bir miktar almak, hem çeşitliliği deneyimlemenizi sağlar hem de midenizi fazla doldurmaz. Porsiyon kontrolü, özellikle mide rahatsızlıklarını ve gereksiz kalori alımını önlemenin en etkili yollarından biridir” diye konuşuyor.
Yavaş yemeye özen gösterin
Yılbaşı sofrasında yemekleri hızlıca tüketmek yerine keyifle ve yavaşça yiyin. Bu, daha az yemenizi ve sofranın tadını daha uzun süre çıkarmanızı sağlar. Yavaş yemek, aynı zamanda sindirimi kolaylaştırarak mide problemlerini önler. Sohbete ve yemeğe eşit zaman ayırmak dengeyi sağlar ve enerjinizi gece boyunca yüksek tutar.
Hindi Köftesi: Lezzetli ve vitamin deposu
Yılbaşı sofralarında hindi, zengin vitamin içeriğiyle öne çıkıyor. Hindinin kokusundan hoşlanmayanlar için en iyi alternatif, hindi köftesidir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, hindinin özellikle B grubu vitaminler (B6 ve B12) açısından zengin olduğuna işaret ederek, “B6 vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirirken enerji üretimini artırır; B12 vitamini ise sinir sistemi sağlığında önemli bir rol oynar. Hindi köftesi, hem bu vitaminlerden faydalanmanızı sağlar hem de kokusuz, lezzetli bir alternatif sunar. Böylece sofranızda sağlıklı ve pratik bir seçenek oluşturmuş olursunuz” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sağlıklı ve Lezzetli Yılbaşı Sofrası İçin 8 Öneri yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>2024 yılını değerlendirin
2024 yılındaki başarılarınızı ve öğrendiklerinizi not edin. Kendinize hangi alanlarda geliştiğinizi, neleri başarıyla tamamladığınızı hatırlatın. Bu notlar farkındalığınızı artırır ve yeni hedefler belirlemenizde motive edici bir etki oluşturur.
Gerçekçi hedefler belirleyin
Yeni yıl için hem kısa hem de uzun vadeli hedefler oluşturun. Hedeflerinizin ulaşılabilir ve ölçülebilir olması, süreçten keyif almanızı sağlayacaktır. Ayrıca, kararlarınızın sürdürülebilir olması için büyük hedefleri küçük adımlara bölerek daha somut ilerlemeler kaydedebilirsiniz. Örneğin, hedefiniz ideal kilonuza ulaşmaksa, ”Bu yıl hızlıca 10 kilo vereceğim” yerine, her ay ortalama 1-1.5 kilo vermeyi planlamak gibi küçük vadeli hedefler belirleyerek hedefin oluşturduğu stresi azaltabilirsiniz.
Küçük alışkanlıklarla başlayın
Hayatınızla ilgili çok büyük değişiklikler stres ve baskıyı arttıracağından yetersizlik duyguları, başarısızlık düşünceleri ve anksiyeteye yol açabilir. Bu nedenle, önce küçük ve sürekliliği olabilen alışkanlıklar edinin. Örneğin, günlük 10 dakikalık meditasyon veya sabahın ilk saatinde bir bardak su içmek gibi basit alışkanlıklarla başlayabilirsiniz.
Kendinize zaman ayırın
Ne kadar yoğun olursanız olun, kendinizle baş başa kalabileceğiniz anlar yaratın. Haftada 2-3 gün bir saat kadar duygularınıza ve düşüncelerinize odaklanacağınız, kimi zaman hobinizle ilgileneceğiniz bir zaman dilimi oluşturun. Uzman Psikolog Sena Sivri, planladığınız gün sayısını veya zamanı tutturamadınız diye vazgeçmemeniz gerektiğini belirterek, “İçsel zaman yaratmanın azı çoğu olmaz. Bu, kendinizi daha iyi anlamanıza ve iç huzurunuza katkı sağlayacaktır. Böylece iş ve diğer sorumluluklardan uzaklaşarak bireysel şekilde yenilenme fırsatı bulabilirsiniz” diyor.
Pozitif ve gerçekçi düşünmeye odaklanın
Hayatınızla veya kendinizle ilgili negatif düşünceleri fark ettiğinizde, bunları daha gerçekçi bir perspektiften değerlendirerek olumlu bir düşünceyle değiştirin. Olumsuz olayların gelişim için birer fırsat olduğunu kendinize hatırlatın. Zor geçeceğini düşündüğünüz günler / durumlar için “Bugün güzel bir gün olacak”, “Bugüne hazırım” gibi motive edici cümlelerle enerjinizi yükseltin.
Sevdiklerinizle bağlarınızı güçlendirin
Sevdiklerinizle daha fazla zaman geçirerek sosyal ilişkilerinizi besleyin. Destekleyici bir sosyal ağ duygusal dayanıklılığınızı güçlendirmesinin yanı sıra yeni yılda daha pozitif bir bakış açısı sunacaktır.
Sağlığınıza özen gösterin
Beslenmenize ve uyku düzeninize dikkat ederek, düzenli egzersiz yaparak fiziksel sağlığınıza yatırım yapın. Unutmayın ki sağlıklı bir beden ruh halinizi de olumlu yönde etkileyecektir.
Yeni bir beceri veya hobi edinin
Yeni bir şey öğrenmek motivasyonu artırır ve yeni yıla farklı bir enerjiyle girmenizi sağlar. Kendinize heyecan verecek olan yeni bir beceri veya hobi edinin.
Minnettarlığı alışkanlık haline getirin
Minnettarlık duygusu, ruhsal ile duygusal sağlığı destekler ve hayata daha olumlu bir perspektiften bakmanıza yardımcı olur. Dolayısıyla günlük olarak sahip olduklarınız için şükretmeyi bir rutine dönüştürün.
Olaylar karşısında esnek olun
Beklenmedik zorluklarla karşılaştığınızda kendinize şans tanıyın. Her şeyin planınıza uygun gitmeyeceğini kabul ederek değişimlere uyum sağlama becerinizi geliştirin.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yeni Yıla Daha İyi Bir Başlangıç İçin 10 Öneri yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Nefes egzersizi düşüncelerimizi ve duygularımızı olumlu etkilerken, kaygının yol açtığı fiziki sorunları azaltmada da önemli rol oynar. Nefes egzersizlerini gevşeme ve kaygı yönetimi için düzenli olarak uygulayabilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Nida Koca doğru nefes egzersizine yönelik şu önerilerde bulunuyor: “Rahat ettiğiniz bir pozisyonda olun. Burnunuzdan derin bir nefes alın. Derin nefes alırken göğsünüzü değil karnınızı şişirin. Nefesinizi 2-3 saniye tutun ve yavaşça ağzınızdan bırakın. Nefesinizin boşaldığından emin olduktan sonra yeniden tekrarlayın. Rahatladığınızı hissedene kadar bu nefes egzersizini yapabilirsiniz. Günde toplam 20 dakika-1 saat arasında yapılması uygundur. İş yerinde, okulda ya da sokakta yürürken günlük işleyişiniz aksamadan yapacağınız nefes egzersizi ile kaygınızı azaltabilirsiniz” diyor.
Kaygı bozukluğu yaşıyorsanız aşırı şekerli, yağlı ve fazla fast-food içeren beslenme tutumundan uzak durmalısınız. Beslenme düzenimize dikkat etmemiz, dengeli ve yeterli beslenme rutini oluşturmamız vücudumuzun ihtiyaç duyduğu ve psikolojik sağlığımız için de oldukça önemli olan vitaminlerin/ minerallerin eksikliği riskini aza indirecek ve kaygı bozukluğunu da içeren çeşitli psikolojik rahatsızlıklardan korunmamızda fayda sağlayacaktır.
Uzman Klinik Psikolog Nida Koca “Kaygı sorunu yaşayan kişilerde kas ağrılarına ve gerginliklerine sıklıkla rastlarız. Bu ağrılar bireyin günlük hayatında rahatsızlık hissettirir, yaşam kalitesini düşürür. Bu nedenle gün içerisinde vücudunuzu rahatlatıcı ve kaslarınızı gevşetici kolay kas egzersizleri yaparak fiziksel ve duygusal gerginliğinizi, beraberinde stresi ve kaygıyı da azaltabilirsiniz. Ancak geçmişte yaşanmış kas spazm ya da kas problemi varsa kas egzersizlerini uygulamadan önce mutlaka doktora danışmak gerekir” diyor.
Uyku ve kaygı bozukluğu arasında önemli bir ilişki vardır. Kaygı, uyku düzeniniz üzerinde negatif etki ederken, uyku düzeninin bozuk olması da kaygılı hissetmenize sebep olur. Uykuyla ilgili rutinler oluşturmak, uyku hijyenine dikkat etmek (örneğin; uyuduğunuz odanın karanlık olması, çok sıcak olmaması, uyumadan en az bir saat önce cep telefonu, tablet, tv, bilgisayardan uzak durmak, esneme hareketleri yapmak vb) kaygınızın önlenmesinde önemli bir yere sahip. Kendinize belirli uyuma ve uyanma saatleri koyup yeterli uykuyu aldığınızdan emin olun. Bunu bir yaşam biçimi haline getirmek uzun vadede hayatınıza pozitif etki edecektir.
Yapılan birçok araştırma göstermektedir ki; düzenli yapılan egzersiz fiziksel sorunlar kadar psikolojik sorunlara karşı da büyük fayda sağlıyor. Spor denildiğinde akıllara spor salonlarında geçirilen uzun saatler gelse de aslında düşük düzeydeki egzersizin bile kaygıyı azaltıcı etkisi var. Kaygınızı azaltmak için, haftada en az üç gün 45’er dakika yürüyüş yaparak egzersizin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığınız için olumlu etkilerinden faydalanabilirsiniz.
Uzman Klinik Psikolog Nida Koca “Erken yaşlarda alkol kullanımı ve madde kullanımı ile artan anksiyete riskini içeren çok sayıda araştırma vardır. Kaygılı bireylerin alkol/madde kullanımında ilk amacı kaygılı oldukları anda kendilerini rahatlatmak olsa da uzun vadede bakıldığında kaygıyı daha çok arttırdığı hatta bu durumun alkol/madde bağımlılığına sebebiyet verdiği gözlemlenmiştir. Alkol madde kullanımı anlık gevşeme sağlıyor gibi dursa da uzun vadede kaygı bozukluğunuz üzerinde ciddi bir risk faktörüdür” diyor.
Yapılan çalışmalarda; kahve ve çay gibi içeceklerde bulunan kafeinin aşırı tüketiminin kaygıyı arttırdığı gözlemlenmiştir. Yüksek doz kafeinin yol açtığı kalp ritminde hızlanma ve titreme yüksek anksiyetenin hissettirdiği fiziksel semptomlarınızı arttırabilir ve bu durum var olan kaygınızın daha da şiddetlenmesine sebep olabilir. Özellikle kaygı bozukluğu yaşıyorsanız kafein tüketimini kısıtlamayı ve yüksek doz alımlardan uzak durmanız gerektiğini unutmamalısınız.
Zaman zaman hayatımızda tek başımıza vakit geçirmek isteyebiliriz bu çok doğal bir ihtiyaçtır fakat psikolojik olarak zorlandığımız zamanlarda bazen bu durum bir kaçınma davranışı haline gelebilir. Bazı psikolojik rahatsızlıklarda sosyalleşme ne kadar zorlayıcı da olsa ailenizden, partnerinizden, arkadaşlarınızdan sosyal destek almak sandığınızın aksine rahatlatıcı bir etki verecektir. Sevdiklerinizle geçirdiğiniz kaliteli vaktin kaygılarınızın önüne geçmesine izin verin.
Uzman Klinik Psikolog Nida Koca “Duyguları sözel ya da sözel olmayan yollarla ifade etmenin, fiziksel ve psikolojik sağlık üzerinde pozitif etkileri olduğu bilinmektedir. Sanatı bu konuda aktif kullanmak yaratıcılığınızı geliştirirken kaygınızı da azaltacaktır. Tamamen duygularınızı yansıttığınız bol renk içeren resimler çizmek, kaygıyı azaltan müzikler seçmek, baskılardan kurtulup rahatça dans etmek, kilin size verdiği sonsuz yaratıcılık hakkını değerlendirmek kaygılarınızı azaltacak ve kendinizi çok daha özgür hissetmenize sebep olacaktır” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kaygıyı azaltmaya yardımcı 9 etkili öneri! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Bu dönemde sıcak basmalarından anksiyeteye, kas ve eklem ağrılarından sinirliliğe ve kemik yoğunluğunda azalmaya dek psikolojik ve fiziksel bazı sorunlar ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, menopozun sağlıklı bir şekilde geçirilip ‘ikinci bahar’a dönüştürülebilmesi için; genç yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme, fazla kilodan kaçınma, spor yapma ve sigara içmemenin önemli olduğunu belirtirken, menopozla birlikte yaşanabilecek sorunlara karşı da bazı önlemler alınabileceğini söylüyor. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, menopozu ikinci bahara dönüştürmek için bazı basit ama etkili 10 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Öncelikle bunun yaşlanmak değil doğal bir süreç olduğunu bilin. Hatta birçok açıdan önemli avantajları da bulunuyor; artık bir doğum kontrolü yöntemine gereksinim duymayacaksınız, tatil dönemlerini adet kanamalarına göre ayarlamak zorunda kalmayacaksınız, yanınızda pet, tampon taşımayacaksınız, adet sancısı ya da adet öncesi gerginlik durumlarını yaşamayacaksınız. O nedenle bu doğal sürecin avantajlarını göz ardı etmeyin.
Düzenli sağlık kontrolü menopoz döneminde çok daha fazla önem taşıyor. O nedenle “Zaten menopoza girdim, artık adet de görmüyorum, sağlık muayenesine gerek yok” gibi yanlış bir düşünceye kapılarak, jinekolojik muayenelerinizi aksatmayın. 65 yaşına dek smear kontrolleriniz yapılacak, meme muayeneleriniz devam edecek. Hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklarınızın takip edilmesi de menopoz döneminde önem taşır.
Menopozla birlikte artan osteoporoz riskini azaltabilmek, kemiklerinizi güçlendirmek, menopozun yol açtığı sıkıntıları hafifletebilmek ve kalp ve dolaşım sistemi risklerinden korunmak için; yağlı balık, kuru bakliyat, kırmızı/beyaz et, süt ve süt ürünleri, sebze ve meyve, ceviz, badem, kuru incir, yeşil sebzeler ve tam tahıllı ürünler tüketmeniz son derece yararlı olur. Doymuş yağları doymamış yağlarla değiştirmeniz de büyük fayda sağlar. Örneğin; tereyağı gibi hayvansal yağları kullanmak yerine zeytinyağı, susam yağı gibi bitkisel yağ seçeneklerini tercih edebilirsiniz. Ayrıca beyaz ekmek gibi rafine karbonhidratlardan kaçınıp, beslenmenize tam tahıldan üretilen karbonhidratları koyabilirsiniz.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süheyla Ayşe Mutlu “Menopozda pek çok kadın sıcak basması ve terleme gibi sorunlardan rahatsızlık duyuyor. Sıcak basmasını azaltabilmek için kafein, alkol ve baharatlı yiyecek tüketimini sınırlayabilirsiniz. Kafein tüketimini azaltmak aynı zamanda uykusuzluk gibi sorunların da önüne geçebilir” diyor.
Menopozda östrojen hormonu azaldığı için, bu dönemde östrojeni artırıcı besinler tüketmek önemli. Beyin hücrelerinden cilde, hafızadan ruhsal sağlığa dek birçok faydası bulunan östrojenin azalması; hafıza sorunlarına, duygusal dengesizliklere, sıcak basmasına, kemiklerin zayıflamasına dek birçok soruna yol açabiliyor. Bu nedenle menopozda, östrojen içerikleri zengin olan nohut, mercimek, soya fasulyesi, keten tohumu, susam gibi bakliyat ve tohumlar diyetinizde yer almalıdır.
Günümüzün yoğun koşuşturmacasında yorgunluk ve kendine zaman bulamamak gibi gerekçelerle egzersiz yapmak ihmal edilebiliyor. Ancak menopozda hareket çok önemli. Bunun için öncelikle egzersiz yapma alışkanlığınız yoksa hafif egzersizlerle bu alışkanlığı kazanmayı deneyebilirsiniz. Örneğin; hafif tempolu yürüyüşler, yoga, pilates gibi egzersizler hem kilo alımının hem de ani duygu değişikliklerinin önüne geçebilir. Ayrıca düzenli hareket etmek başta kalp sağlığı olmak üzere bütünsel sağlığınıza da olumlu etkide bulunur. Haftada üç gün günde 30 dk, 1-2 kg ağırlığında bir çanta vb taşıyarak yürümek yararlı bir egzersizdir.
Ayrıca ani ve sık idrara çıkma, idrar kaçırma gibi problemleri önleyebilmek için düzenli olarak Kegel egzersizi yaparak pelvik taban kaslarınızı güçlendirebilirsiniz.
Yapılan çalışmalar; sigara ve alkolün menopozda sıcak basması gibi semptomları artırabildiğini, ayrıca kalp hastalıklarından osteoporoza dek bir çok ciddi soruna yol açabildiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle sigara veya alkol tüketiyorsanız menopozla birlikte bu alışkanlıklardan uzaklaşmaya çalışın.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süheyla Ayşe Mutlu “Birçok kadın menopozu cinsellikten uzaklaşılan bir süreç olarak görerek cinsel aktiviteye ilgisini kaybedebiliyor. Yaşanılan hormonal değişiklikler bazı cinsel problemlere yol açabiliyor. Vajinal kuruluk cinsel ilişkinin ağrılı olmasına neden olabilirken, düşük hormon seviyeleri cinsel organlardaki hassasiyeti ve kan akımını azaltabiliyor. Tüm bunlara bağlı olarak cinsel istekte azalma olabiliyor. Ancak menopoz sonrasında sağlıklı bir cinsel yaşamın faydaları çok fazladır ve bu değişiklikler aktif bir cinsel yaşam ile azaltılabilir” diyor.
Menopozun tetikleyebileceği uykusuzluk sorununa karşı her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmaya ve uyku kalitenizi düşürecek etkenlerden uzak durmaya gayret edin. Örneğin; uyumadan birkaç saat önce telefon, TV gibi mavi ışığa maruz bırakan cihaz kullanımını bırakmanız ve uyuduğunuz odanın ışık almaması büyük önem taşıyor.
Dr. Mutlu “Toplumsal yapımız gereği sağlıkla ilgili olsa da bazı konuları hekimlerle bile paylaşmaktan, bilgi vermekten kaçınabiliyoruz. Oysa menopoz döneminde ihtiyacınız olduğu zaman kullanabileceğiniz tedaviler hakkında hekiminizden bilgi almanız önemlidir. Hormon tedavileri, fitoestrojenler, biyoeşdeğer hormon kullanımı ve takibi, vitamin, mineral takviyeleri, vajinal kuruluk ya da idrar kaçırma gibi durumlarda uygulanabilecek güncel tedavi yöntemlerini konuşmaktan kaçınmamalısınız” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Menopozda sağlıklı yaşam için 10 öneri! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Havaların soğumasıyla birlikte, fiziksel aktivitede azalma, kapalı havaların insanları beslenme konusunda da karbonhidrat ağırlıklı daha sağlıksız ürünlere yöneltmesi ve tabi ki hava kirliliği gibi birçok etken kış aylarında hipertansiyon, ritim bozuklukları, kalp krizi, kalp yetmezliği ve kalp kökenli ani yaşam kayıpları görülme sıklığının artmasına neden olabiliyor.
KIŞ AYLARINDA KALBİNİZE İYİ BAKIN
Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ayça Türer Cabbar, ısı değişimlerinin kalp sağlığı üzerindeki ilişkisini şöyle açıkladı: Aşırı soğuk hava koşulları, kalp krizi riskini artıran çeşitli fizyolojik mekanizmaları tetikler.
Öncelikle soğuk hava, vücutta ısı kaybını önlemek için yüzeysel damarların daralmasına yol açar ve deriye giden kan miktarı azalır. Bu durumda vücut ısısı korunsa da damar direncinin artmasına ve kan basıncının yükselmesine neden olur. Bunun yanında soğuk havalarda kan basıncında görülen yükselme ve ani dalgalanmalar, kalp-damar sistemi üzerinde baskı yaratır. Yüksek tansiyonla birlikte damarların iç yüzeyi zarar göreceği için damar tıkanıklığı veya kalp krizi açısından riskin artmasına neden olur. Kalbin iş yükünü artıran bu tablonun yanında vücut soğukta ısınmak için kas metabolizmasını da hızlandırır ve kalp daha fazla kan pompalamak zorunda kalır. Artan iş yükü özellikle kalp hastalığı riski olan kişilerde kriz olasılığının da yükselmesine neden olur. Soğukla birlikte kalbi etkileyen bir başka durum ise kan akışındaki değişimler. Soğuk hava kanın pıhtılaşma eğilimini artırabildiği için damar tıkanıklığı açısından risk artar. Ayrıca kış ayları birçok kişi için fiziksel ve ruhsam stresin arttığı dönemdir. Kanın daha koyulaşması, pıhtı oluşumu riskini yükseltir ve bu da damar tıkanıklığına neden olabilir. Stres, kalp ritmini hızlandırarak sempatik sinir sistemini daha da aktif hale getirir ve kalp krizi riskini artırır.”
SOĞUK HAVA KALP HASTALIKLARI OLANLARI DAHA ÇOK ETKİLİYOR
Bu havaların halihazırda kalp rahatsızlıkları olanların kalp krizi geçirme ihtimalini yükseltirken, herhangi bir kalp sorunu olmayanlarda da kardiyovasküler sorunların ortaya çıkmasına neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Cabbar, “Özellikle kalp damar hastalığına yatkınlığı olan kişilerde, sigara içenlerde ve yeterli sıvı alımı olmayan kişilerde kalp ve damar sorunları ortaya çıkabilir. Ayrıca sosyoekonomik seviyesi düşük olan, sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı, yeterli besin alamayan kişiler de risk altındadır.” dedi.
Her mevsim olduğu gibi kış aylarında da kalbinizi ve vücudunuzu dinleyerek kalp sağlığını koruyabilirsiniz” diyen Doç. Dr. Cabbar, “Aşağıda sıraladığımız önlemlerin dışında göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikayetleriniz olduğunda mutlaka bir doktora başvurun” dedi. Doç. Dr. Cabbar önerilerini şöyle sıraladı:
“SOĞUKTAN KORUNUN”
Yapılacakların başında elbette soğuktan korunmak geliyor. Uzun yıllara dayanan takip çalışmalarında soğuk havanın sıcak havaya göre kalp ve damar hastalıklarına bağlı yaşam kaybını belirgin olarak daha fazla arttırdığı ortaya çıkardığını hatırlatan Doç. Dr. Cabbar, “Bu nedenle öncelikle hava koşullarına uygun olacak şekilde kat kat giyinilmeli. Şapka ve eldiven kullanılmalı. Ayrıca, soğuk hava maruziyetini en aza indirmek, evlerde yalıtım ile ısı kaybı azaltılmalı.
“DENGELİ VE SAĞLIKLI BESLENİN”
Güçlü bir bağışıklık sistemi ve kalp sağlığını desteklemesi için bu dönemde dengeli beslenmek ve sıvı alımını ihmal etmemek ayrı bir önem taşıyor. Öğünlerde sebze, meyve ve lif yönünden zengin gıdalar tercih edilmeli. Haftada iki kez balık tüketmeye çalışılmalı. Ayrıca alkol ve kafeinli içeceklerin tüketiminden de mümkün olduğunca kaçınılmalı.
“DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN”
Egzersizin fiziksel olarak sağladığı faydanın yanında özellikle stresle başa çıkma, ruh sağlığını korumak ve elbette sağlıklı bir kalp için olmazsa olmazların başında geldiğini hatırlatan Doç. Dr. Cabbar, “Kan basıncında düşme, ritim düzensizliklerini düzeltme veya azaltma, kilo kontrolüne yardımcı olma, kan şekerini dengeleme, insülin direncini yenme, vücut direncini artırma ve kalp- damar sağlığında düzelmeyle kalp krizi riskinin azalması, olumlu etkilerinden bir kısmını oluşturur. Bu nedenlerle soğuk havalar egzersiz yapmak için engel teşkil etmesin. Mümkün olduğunca açık havada ve haftada en az beş gün, 30 dakika yürüyüş veya hafif egzersiz yapmaya özen gösterin. Soğuk havadan kendimizi koruyacak şekilde, havanın daha sıcak olduğu saatleri tercih ederek egzersiz yapabiliriz. Bu duruma soğuk ve karlı havalarda yapılan bahçe ile uğraşma ve kar temizleme gibi aktivitelerin de dahil olduğunu unutmayın. Tabi ki egzersiz yaparken kalp hızımızın arttıracağız fakat ek hastalıklarımız varsa doktor önerisi ile kısıtlayabileceğimiz bir plan yapmalıyız.”
“İDEAL KİLONUZU KORUYUN”
Kilo kontrolünün kalp sağlığı açısından son derece önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Cabbar, konuyla ilgili şunları anlattı: “Kış aylarında hava koşullarının fiziksel aktiviteyi kısıtlaması ve iştah artışı kilo almayı kolaylaştırabilir. Ancak doğru beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kilo kontrolünü sağlamak mümkün olabilir. Sebze, meyve, tam tahıllı ürünler ve protein içeriği zengin besinlerden oluşan dengeli bir beslenme düzeni oluşturulmalı. Öğünlerde porsiyon kontrolü yapmak, gece saatlerinde mümkün olduğunca yemek yememek, su içmek ve aşırı kalorili içeceklerden uzak durmak ve fiziksel olarak aktif olmak kilo kontrolünü sağlamaya yardım edecektir”
“KAN BASINCINIZI TAKİP EDİN”
Kış aylarında soğuk havanın etkileri, fiziksel aktivitede azalma ve kilo alımı kan basıncının yükselmesine sebep olabileceğini hatırlatan Doç. Dr. Cabbar, “Bu nedenle özellikle hipertansiyon tanımız var ise, kış aylarında kan basıncınızı düzenli olarak ölçmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz. Yaz aylarında ilaç ihtiyacımız azalacağı gibi kış aylarında da ilaç ihtiyacımız artabilir. Kan basıncımızdaki değişiklikler her zaman şikayet vermeyeceği için aralıklı kan basıncımızı ölçmekte fayda var. Kan basıncı takibinde değişiklik olursa, doktor önerisi neticesinde ilaç veya doz değişimi ihtiyacı olabilir.” dedi.
“ENFEKSİYONLARDAN KORUNUN”
Kış aylarında kalp hastalıklarının artması veya kontrolünün bozulmasının bir diğer önemli sebebinin grip veya zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonlarının artması olduğunu belirten Doç. Dr. Cabbar, özellikle aşılanmanın önemine işaret ederek şunları söyledi. “Enfeksiyon vücudumuz için stres kaynağıdır ve neden olabileceği ateş şikayeti, kalbimizin daha hızlı çalışmasına ve oksijene ihtiyacının artmasına sebep olabilir. Bunun yanında kontrol altındaki kalp yetersizliği hastalığını da kötüleştirebilir. Dolayısıyla enfeksiyonlara karşı gücümüzü arttırmak için hayat tarzımıza dikkat etmeli ve gereğinde aşı yaptırmalıyız. Kabul görmüş ve etkinliği kanıtlanmış aşıları yaptırmamız kötü sonuçları azaltacaktır.”
“STRESİNİNİZİ KONTROL ETMEYE ÇALIŞIN”
Kış aylarında hava şartlarının da dâhil olduğu birçok nedenle depresyona eğilim ve stresin arttığını, bu durumun da kalp krizi ve ritim bozukluklarını tetiklediğini söyleyen Doç. Dr. Ayça Türer Cabbar,”Kortizol gibi stres hormonlarının artışı kalp krizi, ritim problemleri ve hipertansiyon gibi kalp hastalıklarının da tetiklenmesine sebep olur. Stres ile baş etmenin yolunu bulabilirsek ve baş edemediğimiz durumlarda yardım alabilirsek, kalbimizi kötü etkilerinden korumuş oluruz. Buna ek olarak stresi azaltacak ve bizi mutlu edecek hobiler edinmek de fayda sağlayacaktır” diye konuştu.
“UYKU DÜZENİNE ÖZEN GÖSTERİN”
Yeterli uyku almak vücudun tüm fonksiyonları gibi kalp sağlığı için de vazgeçilmez bir unsur. Aynı saatte uyuyup, aynı saatte uyanmak vücudumuzun çalışmasını düzenlediği gibi yeterli uyku süresi, depresyondan korunmada ve stresi kontrol etmede de oldukça etkili. Bu nedenle kış aylarında kalbi korumak için de aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterin, yatmadan önce uyarıcı içeceklerden kaçının.
“GEREKTİĞİNDE TAKVİYE ALIN”
Son yıllarda, birçok çalışmada D vitamini eksikliğinin kalp yetmezliği ve inme gibi kalp damar hastalıklarında da risk faktörü olduğuna dair sonuçlar yayınladığı bilgilisi veren Doç. Dr. Cabbar, sözlerine şöyle devam etti: “D vitamini almanın en etkili yolu ise güneş ışığıdır. Ancak kış aylarında, güneş ışınlarının açısı değişir ve faydalı etkilerinden faydalanabilmemiz pek mümkün olmaz. Bu nedenle yeterli güneş ışığı alamadığınız zaman D vitamini takviyeleri kullanılması gerekebilir. Bu durumda hekiminize danışarak D vitamini düzeyinize göre takviye alabilirsiniz. Ayrıca C vitamini açısından zengin gıdalar bağışıklık sistemimizi güçlendirecektir. Özellikle kalp yetersizliği var ise demir eksikliğini gidermek gerekir. Doktor önerisi doğrultusunda demir takviyesi yapmak faydalı olacaktır.”
“TÜTÜN ÜRÜNLERİNDEN UZAK DURUN”
Sigara ve tütün ürünleri kalp sağlığı için tek başına bile ciddi risk oluşturduğunun altını çizen Doç. Dr. Cabbar, “Mevsimlerden ve hava koşullarından bağımsız olarak tütün ve tütün ürünleri dumanından uzak durmak sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazıdır.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Soğuk Havalarda Kalbi Koruyacak 10 Altın Öneri yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>