?>
?>
Kaygan zeminlerde düşme sonucu elde ve bilekte meydana gelen burkulmalar ve kırıklar oldukça yaygındır. Belirtiler arasında; şiddetli ağrı, morarma, şişlik ve bileği hareket ettirmede zorluk yer alır. Eğer kırık varsa, bilekte şekil bozukluğu da görülebilir.
Karlı ve buzlu zeminlerde yapılan ani hareketler, dizde bağ yaralanmalarına ve menisküs hasarlarına neden olabilir. Özellikle ön çapraz bağ yaralanmaları sırasında dizde ani bir ses duyulabilir. Şişlik, hareket kısıtlılığı, ağrı ve güvensizlik başlıca belirtiler arasındadır.
Düşme sırasında omza alınan darbeler veya kış sporlarında kontrol kaybı, omuz çıkıkları ve omuz manşet kas ve tendon yaralanmalarına neden olabilir. Ani ağrı, omuzda şekil bozukluğu ve baş üstü aktivitelerde güçlük bu yaralanmaların tipik belirtileridir.
Kış aylarında özellikle ileri yaş grubu başta olmak üzere kalça kırıkları sık görülür. Şiddetli ağrı, bacağın dışa dönmesi ve yürüme zorluğu gibi belirtilerle kendini gösteren bu durum, yaşlı bireylerde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir ve kalıcı sakatlıklara yol açabilir.
Buzlu zeminlerde dengesiz bir adım atma veya kayma ayak bileği burkulmalarına neden olabilir. Ağrı, şişlik, morarma ve üzerine basamama ayak bileği burkulmaları ve bağ yaralanmalarının en sık görülen belirtileridir.
Erken tanı ve tedavi çok önemli!
Doç. Dr. Ziroğlu, kaza geçiren kişinin olabildiğince hareket ettirilmeden, bilinçli şekilde taşınarak ya da gerektiğinde ambulans çağırarak sağlık kuruluşuna götürülmesi gerektiğini vurguluyor. Bazı basit görünen yaralanmalarda ise tedaviye geç kalınmasının ciddi komplikasyonlara yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Nezih Ziroğlu “Ortopedik kazalar ve yaralanmalarda; ıstırahatle geçmeyen ağrı, üzerine basamama ya da bölgeyi kullanamama, eklemde sertlik ve hareket kaybı ile şişlik ve morarmanın hızla artması gibi durumlarda zaman kaybetmeden Ortopedi hekimine başvurmak gerekir” diyor.
Kış kazalarına karşı basit ama etkili önlemler!
Acıbadem Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, kışın ortopedik kazalar ve yaralanmalara karşı alınabilecek basit ama etkili 7 önlemi şöyle anlatıyor:
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kış Kazalarına Karşı 7 Etkili Önlem! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Son yıllarda “gözlerim sürekli yorgun”, “yanma ve batma hissediyorum”, “kaşınıp acıyor” gibi şikayetlerle göz polikliniklerine yapılan başvurularda artış yaşanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ümit Yaşar Güleser hastaların şikayetlerini bazen de “gözlerimde kum tanesi varmış gibi hissediyorum” ya da “göz kapaklarımı açıp kapatmakta zorluk çekiyorum” şeklinde tarif ettiklerini belirterek “Kuru göz, gözyaşı üretimindeki yetersizlik veya gözyaşının hızlı buharlaşması sonucu göz yüzeyinde nem kaybının yaşandığı bir durumdur. Kuru gözde bazen gözyaşı akıntısı görülebilir ki bu, tahrişe bağlı olarak refleks mekanizmanın devreye girip gözyaşı üretimini artırmasından kaynaklanır. Hastalar bunu ‘yanma hissediyorum, ardından gözlerim sulanıyor’ şeklinde dile getiriyorlar” diyor.
Kuru göz sendromuna yol açan hatalar!
Kuru göz sendromunun ortaya çıkışında, günlük yaşam alışkanlıkları ve çevresel faktörlerin önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Ümit Yaşar Güleser “Teknolojik cihazlara olan bağımlılığın artması, uzun süre bilgisayar ekranı karşısında çalışmak, akıllı telefon ve tablet kullanımı gibi faktörler gözün doğal nem dengesini bozan davranışların başında geliyor. Yapılan çalışmalarda günde 6 ile 8 saatten fazla ekran karşısında kalan bireylerde, kuru göz belirtilerinin görülme sıklığının önemli oranda arttığı belirtilmektedir. Stres, dengesiz beslenme ve uyku düzensizlikleri gibi faktörler ile son yıllarda uzun süre maske kullanımının neden olduğu buharlaşma ve göz çevresindeki hava dolaşımının azalması gibi etkenler de kuru göz sendromu sıklığını artırmış durumdadır. Ayrıca klimalı ve havası kuru ortamlarda uzun süre vakit geçirmek, sigara dumanına maruz kalmak, yetersiz su tüketimi ve günümüzde yaygınlaşan kontakt lensleri uygun olmayan şekilde kullanmak da kuru göze neden olabilmektedir” diyor. Kuru göz sendromunun yaşam kalitesini ciddi anlamda olumsuz etkilediğini, tedavi edilmediği takdirde göz yüzeyinde hasarlara ve kronik enfeksiyonlara neden olabildiğini vurgulayan Dr. Güleser, tedavinin mutlaka doktorun önerisi doğrultusunda yapılması gerektiğini söylüyor.
Kuru Göz Sendromu’na karşı etkili önlemler
Uzun süre ekran karşısında kalmak, göz kırpma refleksinin azalmasına ve göz yüzeyinin kurumasına neden olur. Her 20 dakikada bir ekranınızdan uzağa bakarak 20 saniye boyunca gözlerinizi dinlendirin ve bilinçli olarak sık sık göz kırpın. Yapılan araştırmalar, bu basit alışkanlığın göz yüzeyi nemliliğini koruduğunu göstermiştir.
Kuru hava, göz yüzeyindeki gözyaşı buharlaşmasını hızlandırır. Özellikle klimalı ya da kaloriferli mekanlarda nemlendirici cihaz kullanarak nem dengesini ayarlayabilirsiniz. Saç kurutma makinesi, klima ve vantilatörün de doğrudan gözlerinize hava üflememesine dikkat edin. Rüzgarlı havalarda dışarı çıkarken, gözlerinizi rüzgardan koruyun.
Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ümit Yaşar Güleser “Gözyaşı üretimi vücudun su dengesiyle yakından ilişkili olduğundan, yeterli miktarda su tüketmek kuru göz riskini azaltabilir. Günlük 2-2.5 litre su tüketimi hem genel sağlığınızı hem de göz sağlığınızı destekler” diyor.
Kontakt lens kullanımında hijyen kurallarına mutlaka uyun, gece mutlaka çıkartın ve lenslerinizi önerilen süreden daha uzun takmayın. Aksi taktirde göz yüzeyinizin oksijenlenmesini azaltarak kurumasına hatta çok ciddi sorunlara yol açabilirsiniz. Ayrıca her kontakt lens her göze uygun olmadığı için hekiminizin tavsiye ettiği lensi kullanın.
Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Güleser, suni gözyaşı damlaları ve jellerin, göz yüzeyinin nem dengesini sağlamada etkili bir çözüm sunduğunu belirterek “Koruyucu madde içermeyen damlalar, hassas gözler için daha uygundur. Ancak bu ürünleri kullanmadan önce mutlaka bir göz hastalıkları uzmanına danışmanız gerekir” diyor.
Balık, ceviz ve keten tohumu gibi Omega-3 yağ asitleri içeren besinler ile D vitamini gözyaşı üretimini destekleyerek kuru göz sendromunun yol açtığı şikayetleri hafifletebilir. Dr. Ümit Yaşar Güleser “Araştırmalar; D vitamini eksikliğinin kuru göz ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle düzenli kan testleri yaptırarak eksiklik durumunda takviye alınmalıdır” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kuru Göz Sendromu’na Karşı 6 Etkili Önlem! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Büyükşehir’den, Sağanak Yağışa Karşı Güçlü Önlem yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Gün içindeki ısı farkları hazırlıksız yakalıyor!
Sağlıklı bir kişide görülmesi gereken ortalama vücut ısısının 36,5-37 derecedir. Beyindeki kontrol merkezi dış ortam ile ilgili gerekli uyarıları alarak bu ısı ayarını düzenli olarak kan damarları, ter bezleri, akciğer, deri, böbrekler, böbrek üstü bezleri, yağ dokusu ve kaslar ile dengelemeye çalışır. Terleme ve üşüme duygusu da damarların genişlediği, büzüldüğü, ter bezleri salgılarının artıp azaldığı bu düzenleme sırasında ortaya çıkmaktadır. Hava şartlarında ani değişimler meydana geldiğinde, hissedilen rüzgar ve soğuk, vücudumuzu hazırlıksız yakalayarak; bağışıklık sistemimizin zayıflamasına neden olmaktadır. Direncin düştüğü bu zayıf dönemde hastalıklara yakalanmak da kaçınılmaz hale gelebilmektedir.
Bol sıvı tüketmek şart!
Bu dönemde tüketilecek doğru gıdalar metabolizmanın güçlenmesine yardımcı olmakta ve hastalıklara karşı kalkan oluşturabilmektedir. Gün içinde yeşil ve sarı meyveleri tüketmek C vitamini açısından zengin bir beslenme sağlayacaktır. Özellikle boğazda duyulan hassasiyet ya da öksürük için bu meyveler oldukça faydalı olabilmektedir. Günün geri kalanında ise bitki çayları tüketmek sıvı alımını sağlarken, güçlü bir koruma için metabolizmaya destek olmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendirirken önem verilmesi gereken diğer doğal takviyeler ise ekinezya bitkisi ve ekmek mayasından üretilen beta-glukandır. Öte yandan vücudun savunma sisteminin işlevini yapabiliyor olması için burun ve ağızdan başlayan giriş yollarının sağlıklı olması büyük önem taşır. Bu sistemin düzgün çalışması için günde ortalama 2-3 litre su tüketilmelidir.
Kaliteli bir uyku ve katlı kıyafet seçimi…
Günde en az 7-8 saatlik kaliteli bir uyku vücudun dinlenmesi ve ertesi gün için gerekli enerjiyi toplaması için önemlidir. Uyuduğunuz ortamın özelliklerine dikkat etmek önemlidir. İyi havalandırılmamış, nemli, çok sıcak veya çok soğuk bir ortam, uyku kalitenizi düşüreceğinden bağışıklık sisteminizi de olumsuz etkileyecektir. Kaliteli bir uykunun ardından alınacak ılık bir duş ise; sizi güne hazırlayacak ve gün boyu zinde kalmanızı sağlayacaktır.
Sıcaklık değişimlerinin sık yaşandığı günlerde en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de havaya uygun giyinmektir. Soğuktan korunmak veya sıcaktan etkilenmemek için doğru kıyafetlerin seçilmesi gerekir. Tahmin edilemeyecek hava değişimlerine karşı giyim konusunda hazırlıklı olmanın, mümkünse kat kat giyimi tercih etmek önemlidir. Fazla sıkı veya gereğinden bol kıyafetler vücut ısısının korunmasını zorlaştırır.
Egzersiz ile bağışıklık sisteminizi güçlendirin
Vücudun savunma mekanizmasını desteklemek için düzenli egzersiz yapmak bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkendir. Haftada 3-4 gün yapılan düzenli yürüyüşlerin yanı sıra; yaş ve fiziksel özellikler göz önünde bulundurularak tercih edilecek çeşitli sporlar hastalıkları önlemeye yardımcı olacaktır.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ani Isı Değişimlerinde Hastalığa Karşı Önlem Almanın Yolları yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Yapımını Content Turkey’in, yapımcılığını Hayri Aslan’ın üstlendiği, yönetmen koltuğunda Eray Koçak’ın oturduğu senaryosunu ise Erol Hızarcı’nın kaleme aldığı Paranormal Cuma filmi zengin oyuncu kadrosu ve eğlenceli hikayesiyle vizyon için gün sayıyor.
Trakyalı sakar bir usta olan Cuma karakterinin, başından geçen talihsizliklerin komik bir dille anlatıldığı “Paranormal Cuma” filmi için İstanbul’un birçok semtinde lokma dağıtıldı. Semtimizin son derece sakar tesisatçısı Cuma ustanın başına gelmeyen kalmadı. Üstelik bu kez olaylar paranormal seviyeye geldi. Cuma usta üzerindeki kem gözleri nazarı atlatmak için İstanbul’un dört bir yanında nazar lokması dağıttı.
Kadrosu geniş kahkahası bol
Zengin oyuncu kadrosuyla sinemaseverleri heyecanlandıran Paranormal Cuma filminin başrolü Murat Akkoyunlu’ya (Cuma), Hazal Erişkin (Nezihe), Furkan Okumuş (Zeki), Levent Tülek (Profesör Kazım), Şebnem Özinal (Ayla), Metin Coşkun (Komiser Dursun), Serap Önder (Sema), Melisa Dilber (Sude), Metehan Özcan (Danyal), Erman Cihan (Hulusi), Cemal Gönen (Emrah), Erol Taştan (Kısmet baba), Tarkan Koç (Başhekim), Selahattin Mutlu (Naci), Samet Gürsel (Behram) gibi birçok başarılı oyuncu eşlik ediyor.
Paranormal Cuma filmi 29 Kasım’da sinemalarda! Bu eğlenceli maceraya tanık olmaya hazır olun!
Paranormal Cuma Konusu:
Üniversite hastanesinde tamirci olarak çalışan Cuma sakarlığıyla bütün elektrik tesisatını duman eder. Hatasını telafi etmek isterken hastanenin altını üstüne getirir. Bu süreçte kaybolan bir kadavranın yerine bir cenaze arabasındaki cesedi çalar. Ardı ardına patlak veren tuhaf olaylar sonucunda, kasabadaki bir cenaze ve bir düğün alt üst olur. Cuma kendisini korumak için kasabada paranormal olaylar cereyan ettiğine herkesi inandırmaya çalışır. Fakat yol açtığı cendereden kurtulması çok zordur.
Künye
Yapım: Content Turkey
Yapımcı: Hayri Aslan
Yönetmen: Eray Koçak
Senaryo: Erol Hızarcı
Müzik: Orçun Orçunsel
Uygulayıcı Yapımcı: Ender Kartal
İdari Yapımcı: Orçun Benli
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Paranormal Cuma filmi nazar için önlem aldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>–
Lüleburgaz Belediyesi, kentte elektrik kaynaklı su kesintilerini ortadan kaldırmak için önemli bir adım attı.
Elektrik kesintilerinin yaşanabileceği afet ve benzeri durumlarda kente kesintisiz içme suyu sağlamak adına çalışma yürüten Lüleburgaz Belediyesi, içme suyu kuyularına jeneratör takviyesi gerçekleştiriyor.
Bu kapsamda ekipler iki adet içme suyu kuyusunu besleyecek jeneratör kurulumu gerçekleştirdi.
Kente kesintisiz içme suyu sağlanması adına önemli bir adım olan bu çalışma dönemler halinde diğer içme suyu kuyularında da gerçekleştirilecek.
DİĞER KUYULARDA DA DEVAM EDECEK
Lüleburgaz Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Akgöl; “Lüleburgaz Belediyesi olarak içme suyu kuyularımızda her türlü elektrik kesintisi ve olası bir afette yaşanabilecek elektrik kesintilerine karşı jeneratörle takviyede bulunduk. Şimdilik bu bir başlangıç aşaması. Diğer kuyularımızda da jeneratörle elektrik kesintilerine karşı önlemlerimizi almayı sürdüreceğiz. Şu an mevcut olarak ilk iki kuyuyla başladık. Bu iki kuyunun devamı gelecektir. Planlamalarını yapıyoruz gelecek yıllar için. Her türlü su kesintisi ve afetlere karşı hazırlıklarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kesintisiz su için önlem yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Akut bronşitin nedeni virüsler
Akut bronşite çoğunlukla viral bir enfeksiyon neden olmaktadır. Aynı zamanda bakteri veya toz ve alerjenler ile ağır partiküllerin havada olması hastalığın seyrini ağırlaştırmaktadır. Akut bronşitin en önemli nedeni ise virüslerdir. Özellikle çocuklarda hastalık; burun, ağız veya boğazda (üst solunum yolunda) soğuk algınlığı veya başka bir viral enfeksiyondan sonra ortaya çıkmaktadır. Çocuklar hasta olan başka bir çocukla yakın temas sonucunda virüsü kapabilmektedir.
Kronik hastalığı olanlara dikkat!
Hastalık, mukus üretiminin artmasına ve diğer değişikliklere neden olmaktadır. Akut bronşit söz konusu olduğunda semptomlar genellikle hızlı bir şekilde gelişir ve hastalığın seyri kısa sürer. Vakaların çoğu hafif seyrederken kronik hastalığı olan çocuklarda bronşit daha ağır tablolara neden olabilmektedir. Akut bronşit olma riski yüksek çocuklar ise daha kolay hasta olabilmektedir.
Akut bronşit olma riski daha yüksek olan çocuklar ise şunlardır;
Hastalık bu belirtilerle başlıyor
Çocuklarda akut bronşit şu belirtilerle kendini göstermektedir. En sık görülen belirtiler şunlardır;
Belirtiler genellikle 7-14 gün sürmektedir. Öksürük bazen kronikleşmektedir. İnatçı öksürük 3-4 hafta devam edebilmektedir.
Antibiyotik kullanmaya gerek yok
Çocukların akut bronşit olup olmadığını belirlemek için zatürre veya astım gibi diğer sağlık sorunlarını saf dışı etmek gerekir. Bunun için testler yapılmalıdır. Tedavi aşamasında ise belirtilere ve çocuğun genel sağlık durumuna bağlı olarak yapılır. Bu aşamada çocuklarda akut bronşit tedavisinde antibiyotik kullanılmaz. Çünkü enfeksiyonların çoğu virüs kaynaklıdır. 8-10 günden daha uzun süren öksürük belirtisinde bile genellikle antibiyotiklere ihtiyaç duyulmaz. Bakteriyel enfeksiyon olmadığı sürece antibiyotik kullanılması tavsiye edilmez.
Beslenme sorunu varsa hastane şart
Tedavide semptomların hafifletilmesine yardımcı olacak etken maddesi parasetamol veya ibuprofenolan (6 aydan büyükler için) ilaçlar kullanılmalı bol istirahat tavsiye edilmelidir. Sıvı alımı takip edilmeli, yeterli ortam nemi sağlanmalıdır. İştahsızlık nedeniyle beslenmede zorluk çeken çocukların hastaneye yatırılması gerekebilir. Akut bronşit geçiren çocukların büyük bir bölümü herhangi bir sorun yaşamadan iyileşebilmektedir. Küçük bir oranda ise hastalık zatürreye dönebilmektedir.
Bu önlemler hastalığın yayılmasını engeller
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuklarda Bronşitin Yayılmasını Engelleyen 6 Önlem yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kadına karşı şiddet suçu işleyenlerin en çok eşler, oğullar, babalar, erkek arkadaşlar ve kadınların ayrıldıkları veya ayrılmak istedikleri erkekler olduğuna vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bunun en büyük nedeni ataerkil dilin varlığı. ‘Erkek adam, döver de sever de’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘gelinliğiyle giren kefeniyle çıkar’ gibi ataerkil söylemler, kadınların, erkeklerin kontrolünde olması gerektiğini dayatmakta ve erkeklerin eşlerini kontrol altında tutmak için şiddet kullanmasını normalleştirmektedir.” dedi. Şiddet gören kadınların çaresizlik ve umutsuzluk nedeniyle, sıklıkla depresif ve kaygılı süreçler yaşadıklarına değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, kadınların kendilerini korumak için şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koyarak önlem almaları ve fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel şiddeti, hiçbir şekilde kabul etmemeleri gerektiği uyarısını yaptı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla kadına karşı şiddetin nedenlerini değerlendirdi ve çözüm önerilerini paylaştı.
Esas sorun ‘ataerkil’ dilin varlığı!
Kadına karşı şiddetin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir sorun olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Kadınlar en çok kocaları, oğulları, babaları, erkek arkadaşları ve ayrıldıkları erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor.” dedi.
Bu durumun olası sebeplerine değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, “Kadını suçlayarak erkek şiddetini onaylayan ve meşrulaştıran kültürel normların varlığı, erken yaşta evlilikler, kadının veya erkeğin eğitim seviyesinin düşük olması, ekonomik sorunların varlığı, şiddetin bazı toplumlarca sorun çözme aracı olarak kullanılması, erkeğin kendi yetiştiği aile ortamında küçük yaşlarda şiddete tanık olması sebepler arasında sayılabilir. Bunun dışında toplumda hakim olan ‘erkek adam, döver de sever de’, ‘evinde otursaydı’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘gelinliğiyle giren kefeniyle çıkar’ gibi ataerkil söylemler, kadınların, erkeklerin kontrolünde olması gerektiğini dayatmakta ve erkeklerin eşlerini kontrol altında tutmak için şiddet kullanmasını normalleştirmektedir.” açıklamasını yaptı.
Şiddet, meşrulaştırılıyor…
Otoriter erkek dilinin yüzyıllar içerisinde ‘benim toprağım, benim evim, benim eşyam, benim eşim, benim çocuğum…’ gibi aidiyet kavramlarının benimsenmesiyle yerleştiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Ayrıca ‘kıskançlık’, ‘ahlaksızlık’, ‘gelenek’, ‘töre’ ve ‘namus’ kavramlarının varlığı maalesef şiddeti beslemiş ve uygulanan şiddet bu yollarla meşrulaştırılmıştır. Böylece, erkek ‘ya benimsin ya kara toprağın’ diyerek, kadını kontrol etme ve öldürme hakkını kendinde görmeye başlamıştır. Süreç içerisinde maalesef erkeğin hayalleri, erkeğin kuralları, erkeğin dili belirleyici olmuştur, kimin öleceğine kimin yaşayacağına, kimin susup kimin konuşacağına, kimin nasıl giyineceğine erkek dili karar vermiştir.” şeklinde konuştu.
Kadınlar, şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koymalı…
Şiddet gören kadınlarda en sık gözlenen psikolojik ve duygusal sorunun güvensizlik olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Çünkü en yakınları ve en sevdikleri tarafından tehdit ediliyorlar ve şiddete maruz kalıyorlar. Maalesef bu durumdan korunmak için ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bununla beraber gelen çaresizlik ve umutsuzluk nedeniyle, sıklıkla depresif ve kaygılı süreçler yaşıyorlar.” dedi.
Şiddet mağduru kadınların güvenliklerini sağlamak, şiddet döngüsünden kurtulmak için neler yapabileceklerine değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları söyledi:
“Kadınlar, erkeğin uyguladığı şiddete karşı, şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koyarak ilgili kurumlarla irtibat kurmaya çalışmalılar. Kendisine uygulanan fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel şiddeti, hakareti, ihmali, aşağılanmayı hiçbir şekilde kabul etmemeliler. Erkeğe bağımlı olmamalı, sosyal bağlarını güçlendirmeli, eğitim seviyelerini yükseltmeli, ekonomik gücünü elde etmeliler. Psikolojik sıkıntılarının artması halinde, terapi desteği almalılar.”
Kadına şiddetin önüne nasıl geçilebilir?
Şiddet gören kadınlara destek olunabilmesi ve şiddetin önüne geçilebilmesi için çiftlere, hem evlilik öncesi, hem evlilik süresince psikolojik danışmanlık verilmesi ve ilgili kurumlarca düzenli ev ziyaretleri yapılaması gibi uygulamaların yardımcı olabileceğini dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl önerilerini şöyle sıraladı:
“Sosyal medya üzerinden şiddeti normalleştiren yayınlara yer verilmemeli. Medyanın şiddeti, suçu ve suçluyu övücü ve destekleyici yayınlar yapmaması, cinsiyet ayrımcılığını kınaması, toplumsal farkındalık yaratması, kadını erkek karşısında duygusal açıdan zayıf, güçsüz ve erkeğe bağımlı gösteren programlara yer vermemesi gerekir.
Şiddet mağduru kadının kendisini yalnız hissetmemesi için, kadın dernekleri ve örgütlerinin sayısı arttırılmalı, başvurabilecekleri hukuki yollar öğretilmeli. Kadının kendisine ve toplumun kadına verdiği değeri arttıracak politikalar oluşturarak, şiddet uygulayanların caydırıcı cezalar almasıyla ilgili düzenlemeler yapılmalı.”
Kadına şiddet konusunu çözmek için ‘yeni bir toplumsal söylem’ geliştirilmeli
Kadına şiddet konusunun sadece hukuki düzenlemelerle çözülebilecek bir mesele olmadığının altını çizen Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şiddetin önlenememesinin başta gelen nedenlerinden biri, maalesef toplumun bir kesiminde, kadını değersizleştiren, ötekileştiren, seksüel meta haline getiren, yöneten, yönlendiren bir anlayışın hakim olmasıdır. Kadına ve çocuğa hükmederek örtbas edilmeye çalışılan bu yıkıcı ve otoriter ataerkil dilin, bir an önce değiştirilerek ‘yeni bir toplumsal söylemin’ geliştirilmesi gerekir. Ve maalesef yeni bir söylem geliştirilmediği sürece, kadınlar kendilerine erkeklerin biçtiği rolleri oynayacak ve ölmeye devam edecekler…”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kadına karşı şiddette esas sorun ‘ataerkil dil’! Kadınlar, şiddet riski gördükleri anda önlem almalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Mind diyetinin yaşa bağlı olan bilişsel hastalıklar için Rush Üniversitesi’nden Dr. Martha Clare Morris ve arkadaşları tarafından 2015 yılında oluşturulduğunu belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Nimet Kültekin, bilgilendirmede bulundu.
Mind diyetinin Akdeniz diyeti ve DASH diyetinin (Hipertansiyonu Durdurmak İçin Beslenme Yaklaşımı) bir karışımı olduğunu dile getiren Dyt. Nimet Kültekin, “Mind diyetinde bilişsel fonksiyonun korunması, Demans’ın önlenmesi veya ilerleyişinin yavaşlatılması hedeflenmiştir” ifadelerine yer verdi.
Mind diyeti Akdeniz diyeti ve DASH diyetinin birleşimi olup doğal, bitki temelli, bir diyet olduğunu belirten Dyt. Nimet Kültekin, “Özellikle üzümsü meyveleri (böğürtlen, ahududu gibi) ve yeşil yapraklı sebzelerin tüketimini öneren, hayvansal kaynaklı ürünlerin ve doymuş yağ içeriği yüksek yiyeceklerin alımını sınırlandıran bir beslenme programıdır. Mind diyeti 15 diyet bileşeninden oluşturmaktadır. Bunların 10’u beyin için sağlıklı, 5’i ise sağlıksız besinlerden oluşturmaktadır” diye konuştu.
TÜKETİLMESİ ÖNERİLEN BESİNLER
Dyt. Nimet Kültekin, Mind diyetinde tüketilmesi gereken besinleri şu şekilde sıraladı:
Akdeniz ve DASH diyetinde önerilen yüksek sebze-meyve tüketimi yerine Mind diyetinde özellikle yeşil yapraklı sebzelerin ve üzümsü meyvelerin tüketiminin artırılması üzerinde durulduğunu belirten Dyt. Nimet Kültekin şunları söyledi:
“Rush Memory and Aging Project çalışmasında, günde 1-2 porsiyon yeşil yapraklı sebze tüketenlerle hiç tüketmeyenlerin veya çok seyrek tüketenlerin karşılaştırılması sonucunda her gün 1-2 porsiyon yeşil yapraklı sebze tüketenlerin bilişsel yaşlanmasının daha yavaş olduğu ve bu farkın neredeyse 11 yıla eşdeğer olduğu gözlenmiştir.”
Dyt. Nimet Kültekin, Mind diyetinde tüketilmemesi gereken besinleri şu şekilde sıraladı:
“Kırmızı etler, tereyağı ve margarin, peynir, hamur işleri ve tatlılar, kızarmış veya fast-food gibi besinlerin sınırlandırılması önerilmektedir. Tereyağının günde bir yemek kaşığından daha az, peynir, kızarmış ya da fast–food gıdalardan herhangi üçü haftada bir kereden az tüketilmesi önerilmektedir. Morris ve arkadaşlarının 2015 yılında yaptıkları çalışmaya göre yaşları 58-98 yıl aralığında olan 923 bireyin 4.5 yıl takibi sonucunda, Mind diyetine uyumu yüksek olan bireylerdin Alzheimer riskinin yüzde 53 oranında, diyetinde ılımlı değişiklikler yapan bireylerin ise yüzde 35 oranında azaldığı saptanmıştır.”
ANTİOKSİDAN BESİN ÖĞELERİ YETERLİ ŞEKİLDE ALINMALI
Sağlıklı diyet modellerinin benimsenmesinin tek bir besin, besin grubu veya gıda takviyesinden daha etkili olduğu göz önünde bulundurulması gerektiğini sözlerine ekleyen Dyt. Nimet Kültekin, şunları söyledi:
“Bitkisel kaynaklı besinlerin, Mind diyetinde de üzerinde durulan yeşil yapraklı sebzeler ve üzümsü meyvelerin ağırlıklı olduğu, kırmızı et yerine balık tüketiminin artırıldığı, basit şeker ve rafine edilmiş besinlerin azaltıldığı diyet modellerinin bilişsel fonksiyonun korunmasında, Demans ve Alzheimer hastalığının gelişiminin önlenmesinde yardımcı olduğu bilinmektedir. Bilişsel fonksiyonun korunmasında diyet yaklaşımları; sağlıklı diyet modellerinin yaşam boyu sürdürülmesi, antioksidan besin öğelerinin yeterli alımı, besin öğesi yetersizliklerinin önlenmesi şeklinde özetlenebilir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Demansa karşı Mind diyeti ile önlem alın yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Erken tanı hayat kurtarıcı olmakta ve en az tedavi ile en iyi sonuçlar alınabilmektedir. Erken tanı için, kadınların 20 yaşından itibaren risk durumuna uygun sıklıkta doktora başvurmaları çok önemlidir.
Tanıda önemli olan konular öncelikle;
Meme Kanseri Bulguları: Memede sertlik, ciltte kızarıklık, ciltte ödem, ciltte çekinti, meme başında iyileşmeyen yara, koltukaltında sertlik.
Meme kanseri tanısında “Mamografi” en değerli görüntüleme yöntemidir. Özellikle 40 yaşından sonra taramada çok yararlıdır. Öncesinde genellikle ultrasonu ve risk yüksek ise MR’ı tercih etmekteyiz. Ayrıca, bazen hastada hiçbir şikayet yoktur, muayenede de bir özellik yoktur, ama görüntüleme yapıldığında görülen bazı yapısal bozukluklar ile kanserden şüphelenilebilir.(Muayenede belirti vermeyen kanserler)
Aile hikayesi çok önemlidir, ailede birden fazla kişide meme kanseri olması, iki taraflı meme kanseri olması, erkek meme kanseri olması, erken yaşta meme kanseri olması durumunda “Genetik Araştırma” yapılmalıdır.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Meme Kanseri İçin Mucizevi Önlem: Mamografi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>