?>
?>
EYÜPSULTAN / İSTANBUL
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesindeki Bilim Kurulu (Prof. Dr. Tarık Şengül, Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Prof. Dr. Eser Çaktı, Prof. Dr. Himmet Karaman, Prof. Dr. Ejder Akgün Yıldırım, Prof. Dr. Şerif Barış, Doç. Dr. Pelin Alpkökin), kentte yaşanan depremler ve sonrasında oluşan panik haliyle ilgili açıklamalarda bulundu. 19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na vekalet eden İBB Başkanvekili Nuri Aslan ile İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir’in de hazır bulunduğu açıklamayı, İBB Bilim Kurulu adına Prof. Dr. Tarık Şengül okudu.
İBB BİLİM KURULU: “HASARLI BİNALARA GİRMEYİN”
Prof. Şengün tarafından okunan açıklama metninde, şu tespitler ve önerilerde bulunuldu:
“İstanbul Silivri açıklarında meydana gelen, 6.2 büyüklüğündeki depremin hemen ardından İstanbul Deprem Bilim Kurulu, İBB AKOM tesislerinde bir araya gelerek konuyu değerlendirmiştir. Kurulumuz, bu erken aşamada ön bir değerlendirme yapmıştır. Konuya ilişkin daha geniş değerlendirmeler, önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacaktır. Bugün gerçekleştirilen toplantıda yapılan değerlendirmeler aşağıda yer almaktadır:
– Bu aşamada panik ve kaygıya kapılmadan, sadece yetkili çevrelerden gelen uyarıları dikkate alarak bilinçli davranmak vatandaşlarımız açısından son derece önemlidir. Sosyal medya ve benzeri mecralarda sorumsuzca yayılan spekülatif değerlendirmelere itibar edilmemelidir.
– Yaşanan 6.2 büyüklüğündeki deprem ve artçıları, İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin karşı karşıya olduğu deprem riskini ortadan kaldırmamıştır. Diğer yandan artçıların bir süre daha devam edeceğinin de bilinmesinde yarar vardır.
– Deprem sonucu hasarlı hale gelen binalara girilmemesi ve yetkililerin bilgilendirilmesi önemlidir.
– Depreme ilişkin yürütülen çalışmalarda, merkezi ve yerel yönetimlerin tüm ilgili birimlerinin eşgüdüm içinde çalışması etkili sonuçlar alabilmek açısından önemlidir. Benzer biçimde üniversitelerin ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının katkıları da alınmalıdır.
– Depremin yarattığı kaygıları en aza indirgemek ve spekülasyonların önüne geçmek üzere, yetkili kurumların düzenli aralıklarla kamuoyunu bilgilendirmesi de önemli olacaktır.
Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.”
İBB GENEL SEKRETERİ PROF. DEMİR:
“628 ARAÇ VE 1000 PERSONELLE İTFAİYE, 225 ARAÇ VE 891 PERSONELİYLE DE ZABITA EKİPLERİMİZ GÖREVLERİNİN BAŞINDA”
İBB Genel Sekreteri Prof. Demir de kamuoyu ile şu bilgileri paylaştı:
“Şu an itibariyle İBB’ye bağlı birimlerde 628 araç ve 1000 personelle itfaiye ekiplerimiz, 225 araç ve 891 personeliyle de zabıta ekiplerimiz sabaha kadar görevlerinin başında olacaklardır tüm İstanbul’u kapsayacak şekilde. Hiçbir hizmetimizde aksama yok. Kontroller devam ediyor. Ayrıca, sahada 2 bin kişilik destek personelimiz, 150 araçla kumanya ve su dağıtımına devam etmekte. İstanbulluların gurur duyduğu ‘İstanbul Senin’ uygulaması üzerinden toplanma yerlerimizi, Yeşil İstanbul’daki tuvaletlerimizi ve diğer hizmetlerimizi, anlık görebilmeleri, idari bilgilere oradan ulaşmaları mümkündür. İSKİ’de, İGDAŞ’ta, metrolarımızda, İETT’de hiçbir aksama yoktur. Kontroller devam etmektedir. İdaremiz ve şirketlerimiz bünyesindeki teknik personel sahadadır. Bir kısmı da AFAD koordinasyonunda sahaya gitmek için beklemektedir hasar tespiti için.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İBB Bilim Kurulu, Depremin Ardından Uyardı: İstanbul İçin Deprem Riski Ortadan Kalkmadı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Afrika’dan gelen sıcak hava dalgasının etkili olduğu mart ayında, yağışların da mevsim normallerinin altında seyretmesi üzerine Orman Gene Müdürlüğü (OGM), ormanlık alanlardaki yangın riskine dikkat çekti.
OGM’den yapılan açıklamada, sıcaklıkların 27-28 derecelere kadar çıkması beklenen mart ayında meteorolojik koşulların yangınlara sebep olabileceği belirtilerek, vatandaşlara ormanlık alanlarda ateş yakmamaları uyarısında bulunuldu.
Meteorolojik verilere göre mevsim normallerinin çok üzerine çıkan sıcaklıklar, bazı bölgelerde 27-28 dereceye kadar yükselecek. 15 Mart’ta ise sıcaklıkların zirve yapması bekleniyor. Sıcak hava dalgasının en çok etkilenecek bölgelerin başında gelen Adana, Ege Bölgesi’nin iç kesimleri, Marmara’nın güneyi ve Karadeniz kıyılarında olası yangınlara karşı gereken önlemleri alan OGM, vatandaşların da daha dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.
Orman yangınlarının yaklaşık yüzde 90’ının insan kaynaklı olduğunun altını çizen OGM, araçlardan atılan izmaritler, ormana atılan çöpler, söndürülmeden bırakılan mangal ve anız yakma gibi nedenlerden dolayı her yıl pek çok yangın yaşandığını dile getirerek, olası bir yangında vatandaşların 112 Acil Çağrı hattına bilgi vermelerini belirtti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
OGM: Orman Yangını Riski Kapıda! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, kafa travmaları hakkında bilgi verdi.
Kafa travmaları ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir!
Kafa travmalarının, başa alınan darbe, düşme veya çarpma sonucu beynin zarar görmesi durumu olduğunu ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Bu kısa veya uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açabilir.” dedi.
Özellikle açık hava aktivitelerinin beyin travması riskini artırdığına dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Dalış, denize veya havuza atlama gibi su sporlarında, kafa üstü atlama sırasında boyun veya baş yaralanmaları yaşanabilir. Sığ suya atlama, ciddi beyin ve omurilik yaralanmalarına neden olabilir. Dağcılık, bisiklet, kaykay gibi aktiviteler, denge kaybı sonucu kafa travması riski taşır. Özellikle koruyucu ekipman kullanılmadığında, beyin travması riski ciddi boyutlara ulaşır. Trafik kazaları nedeniyle de kafa yaralanmalarının görülme oranını artırır. Uzun yol seyahatlerinde emniyet kemeri kullanımı ve çocukların doğru şekilde taşınması bu riski azaltmak için önemlidir.” şeklinde konuştu.
Bu belirtilere dikkat!
Baş bölgesine alınan bir darbenin ardından bazı belirtilerin beyin travması şüphesine yol açabileceğini aktaran Op. Dr. İdris Avcı, beyin travmasına işaret eden belirtileri şöyle sıraladı:
“Travma sonrası devam eden veya giderek şiddetlenen baş ağrısı, beyin kanaması gibi ciddi bir durumu işaret edebilir. Kısa veya uzun süreli bilinç kaybı, bulantı ve kusma, kişinin normalden farklı davranışlar sergilemesi kişinin yürüyüş dengesinde sorun yaşaması veya bulanık görme gibi belirtiler yaşaması, beyin travması şüphesini artırır.”
Hastayı hareket ettirmemek ve sağlık ekiplerine haber vermek önemli…
Kafa travması şüphesi olan durumlarda hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığına vurgu yapan Op. Dr. İdris Avcı, “Kaza sonrası ilk olarak hastanın baş ve boyun hareketleri en aza indirilmeli ve boyun stabil bir pozisyonda tutulmalı. Omurilik yaralanması şüphesi varsa hasta asla hareket ettirilmemeli.” uyarısında bulundu.
Bilinç kaybı, şiddetli baş ağrısı veya kusma gibi belirtilerin bulunması durumunda hemen 112 gibi acil yardım ekiplerinin aranması gerektiğini ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Kafada şişlik veya morluk varsa, sağlık ekipleri gelene kadar bölgeye soğuk kompres uygulanabilir. Bu, şişliği azaltır ve ağrıyı hafifletir. Yine sağlık ekipleri beklenirken bilinci açık olan hasta sırt üstü yatırılmalı ve rahat bir pozisyonda kalması sağlanmalı. Kusma ihtimaline karşı hastanın başı yana çevrilebilir.” açıklamasını yaptı.
Çocuklarda kafa travması riski da yüksek
Çocukların yetişkinlere kıyasla daha yüksek beyin travması riski taşıdığının altını çizen Op. Dr. İdris Avcı, “Çocuklar düşme, çarpma ve hareketli oyunlar sırasında baş yaralanmalarına daha açıktır ve kafa kemikleri tam olarak gelişmediği için daha ciddi sonuçlarla karşılaşabilirler.” dedi.
Küçük çocukların, denge ve koordinasyonlarının tam anlamıyla gelişmemiş olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, bu nedenle ailelerin dikkatli olması gerektiğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:
“Bisiklet, kaykay, paten gibi aktivitelerde çocukların mutlaka koruyucu kask kullanması gerekir. Kask, başa gelen darbeyi emerek beyin travması riskini önemli ölçüde azaltır. Çocukların oynadığı alanların güvenli olduğundan emin olunmalı. Sert zeminde oyun oynayan çocuklar, düşme sonucu ciddi kafa yaralanmalarına maruz kalabilir. Yumuşak yüzeyli oyun alanları tercih edilmeli. Evde veya dışarıda yüksek yerlerde oynayan çocuklar gözetim altında tutulmalı ve merdivenler, balkon gibi alanlarda güvenlik önlemleri alınmalı.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocukların kafa travması geçirme riski daha fazla! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Tiroid hastalıklarının kadınları 5-10 kat daha fazla etkilediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid hastalıklarının çoğunda genetik faktörlerin etkisi güçlü olmamakla beraber bu rahatsızlıklara sahip aile fertleri bulunanlarda, 40 yaş üstü kişilerde ve bağışıklık sistemi hastalıkları olanlarda diğer kişilere göre tiroid kaynaklı sağlık problemleri daha sık görülüyor” dedi.
Tiroid hastalığının türüne göre belirtilerin de farklılaştığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid bezinin fazla çalışması; çarpıntı, aşırı terleme, sıcak basması, anksiyete, uyku sorunları, titreme, adet düzensizlikleri ve hızlı bağırsak hareketleri yani ishale yol açabiliyor. Buna karşın bu bezin daha az çalışması ise kilo artışı, halsizlik, depresyon, cilt kuruluğu, kabızlık ve ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Tiroid bezinin iltihaplanması boyun ağrısı veya boyun hassasiyetine yol açarken, nodül veya guatr varlığında ise boyunda şişlik, nefes darlığı, yutma güçlüğü, ses değişimi ve ağrı görülebiliyor” diye konuştu.
Kanser ve guatr tedavisinde cerrahi önemli
Tiroid bezi rahatsızlıklarının büyük bir bölümünde cerrahiye ihtiyaç duyulmadığını paylaşan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Ancak biyopsi ile kanıtlanmış tiroid kanseri varlığı veya şüphesi durumunda tiroid bezinin tamamı veya bir kısmı alınır. Kanser dışında büyük ve semptomatik guatrlarda, Graves hastalığı veya toksik nodüler hastalık gibi hipertiroidi yaratan durumlarda da cerrahiye başvurulabilir. Cerrahi tedavinin boyutu; tiroid bezi hastalığının ne olduğuna, tipine ve yaygınlığına göre değişkenlik gösterebilir” açıklamasında bulundu.
Geçici ses kısıklığı 6 ay sürebilir
Tiroid cerrahisi sonrasında geçici ses kısıklığının yüzde 1-10, kalıcı ses kısıklığının ise yüzde 1 civarında görülüğünü paylaşan Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tecrübeli bir cerrah ve kullanılan sinir mönitörizasyon sistemleri, cerrahi sırasında ses kısıklığına yol açacak sinir hasarı riskini azaltmada etkili faktörlerdir. Tabii daha önce tiroid ameliyatı olmuş hastalara ilk operasyondan sonra tekrar cerrahi yapılması durumunda ses kısıklığı ihtimalinin daha yüksek olduğu bilinmeli. Bunun dışında cerrahiden sonra oluşan ve kalsiyum düşüklüğüne bağlı çoğu şikâyet normale döner ancak bazı durumlarda kalsiyum içeren ilaçlar ve aktif D vitamini ile takviye gerekebilir” dedi.
Tiroid ameliyatı esnasında ve sonrasında meydana gelebilecek en önemli komplikasyonların kanama, ses kısıklığı ve kalsiyum düşüklüğü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Kalsiyum düşüklüğü, vücuttaki kalsiyum seviyelerini kontrol eden paratiroid bezlerin cerrahi sırasında etkilenmesinden dolayı ortaya çıkabilir. Tiroid bezinin yakınında bulunan sinirlerin zarar görmesi de geçici veya kalıcı ses kısıklığına neden olabilir ancak bu durum 6 ay içinde normale dönebilir” şeklinde konuştu.
Ameliyattan sonra 10 günde günlük yaşama dönülüyor
Tiroid cerrahisi öncesinde özel bir hazırlığa gerek olmadığını belirten Dr. Emre, “Ancak operasyona girmeden önce özellikle daha önce tiroid bölgesinde cerrahi uygulanmış hastalara, ses teli fonksiyonlarının değerlendirmesi önerilir. Hasta genellikle ameliyattan sonraki 10 gün içinde günlük işleri rahatlıkla yapacak duruma gelir. Cerrahi sonrası yara yerinde iz oluşumunu azaltmak için doğrudan güneş ışınından kaçınmak gerekir. İşlemden 6-8 hafta sonraki kan tahlillerinde her şey yolundaysa yapılabilecek boyun egzersizlerinin uygulanması da hareket serbestliğinin erkenden kazanılmasına yardımcı olur. İlerleyen dönemde ise yıllık ultrason ve kan testleri ile hastanın takip edilmesi gerekir” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tiroid hastalıkları riski kadınlarda 5-10 kat daha fazla yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, vegan beslenmenin ruh sağlığı üzerindeki etkisinden bahsetti.
Veganizm birçok kişi için vicdani gelişimin bir parçası…
Vejetaryen bireylerin yüzde 10’unun vegan bireylerden oluştuğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “‘Dünya Hayvan Vakfı’ verilerine göre, dünya genelinde vegan yaşam tarzını benimseyen yaklaşık 90 milyon birey bulunuyor. Buradan hareketle dünya nüfusunun yüzde 1,1’inin vegan olduğu söylenebilir. Vegan bireylerin büyük çoğunluğu, kadınlardan oluşuyor.” dedi.
Veganizmin, diğer diyetlerden farklı olarak, sadece bir ‘beslenme’ çeşidi olarak görülmediğini hatırlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Veganizm aynı zamanda hayvanların ‘yaşam haklarını savunan’ etik ve politik bir anlayışın ürünüdür. Birçok birey açısından, vicdani gelişimin bir parçası olarak görülür. Veganlar, et ve hayvanlardan elde edilen süt ve süt ürünleri, bal, yumurta gibi hiçbir ürünü tüketmezler. Bazı veganlar, hayvan kaynaklı ipek, deri, yün gibi giysileri ve hayvansal yağ içeren sabunları da kullanmazlar. Hatta vegan bireyler sirk, boğa güreşi, hayvanat bahçesi gezisi ve at yarışları gibi etkinliklere katılmayı etik bulmazlar.” açıklamasını yaptı.
Vegan beslenme depresif süreçleri tetikliyor!
“Vegan beslenmenin, bir taraftan zayıflamaya yardımcı olmak, tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları riskini azaltmak gibi faydaları varken, öte yandan vücut bağışıklığının zayıflaması, kansızlık, unutkanlık artışı, yorgunluk, kemik hastalıkları, ruhsal hastalıklar riskini arttırmak gibi riskleri de vardır.” diyen Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları söyledi:
“Bildiğimiz gibi duygularımız yediğimiz besinleri etkiler, yediğimiz besinler de duygularımızı etkiler. Beslenme ile psikiyatrik bozukluklar arasındaki en güçlü ilişki ‘depresyon’ riski için bulunmuştur. Vegan tipi beslenmenin, bireylerde protein, kalsiyum, demir, çinko, B12 vitamini, D vitamini, yağ asitleri açısından yetersizlikler oluşturması nedeniyle beyin kimyasallarını olumsuz etkilediği ve depresif süreçleri tetiklediği bilinmektedir.”
Vegan beslenen bireylerin en büyük sorunu tercihlerine saygı duyulmaması…
Vegan beslenmenin ruh sağlığına en olumlu etkisinin, bireyin sadece kendisini değil, aynı zamanda başka bir canlının yaşama hakkını önemseyerek vicdani duruş sergilemesi olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Diğer canlıların yaşam koşullarına değer vererek saygı göstermesinin sonucunda, kişiye anlamlı bir yaşam sunar.” dedi.
Bunun dışında çoğu vegan bireyin depresif hissetmeye daha meyilli olduğuna vurgu yapan Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu durumun muhtemel nedenleri olarak aile ve toplum baskısı nedeniyle dışlanma korkusu, sosyal ortamlardan kaçınma, vegan ürünlere ulaşmanın maddi güçlükleri ve kısıtlı erişim, sürekli her ortamda kendilerini birilerine uzun uzun açıklama ve kabul ettirme zorunluluğu hissetmeleri, duygularını çoğu zaman bastırmak zorunda kalmaları, tercihlerine saygı duyulmaması veya tercihlerinin sorgulanması, anlaşılamamaları nedeniyle yalnız hissetmeleri, aşağılanma, önyargılara maruz kalma sayılabilir. Tüm bunların sonucunda, birey, kendisini değersiz ve ötekileştirilmiş olarak hissetmektedir. Araştırmalar, bu tarz olumsuzlukların bazı vegan bireyler üzerinde depresyon, kaygı, stres, öfke gibi psikososyal riskler oluşturduğu sonucuna varılmıştır.”
Bazı çalışmalarda vegan tipi beslenmenin depresif belirtileri azalttığı yönünde bulgular elde edildiğini hatırlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, çoğu çalışmayla da hem diyetteki demir, B12, demir, çinko, Omega-3 yağ asitlerinin eksikliği nedeniyle, hem de bireysel, ailesel ve çevresel zorluklar nedeniyle vegan bireylerin depresyon riskinin arttığı sonucuna varıldığını kaydetti.
Vegan bireylerin, ruhsal sorunları aşmaları için öneriler…
Vegan beslenmenin hem yararı hem zararı görülebildiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bireylerde protein, kalsiyum, demir, çinko, B12 vitamini, D vitamini, yağ asitleri açısından yetersizlikler görülmemesi için, bu beslenme tarzının diyetisyen kontrolünde uygulanması gerekir. Diyetlerindeki besin içeriklerinin dengeli olması, düzenli uyku ve düzenli egzersiz yapmaları önemlidir. Ayrıca vegan bireylerin, sıklıkla ailelerinden olumsuz tepkiler almaları nedeniyle, daha fazla üzüntü, öfke, stres gibi psikososyal risk faktörleriyle baş etmek durumunda kalmamaları için, ailelerin vegan bireylere anlayışla yaklaşmaları önemlidir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Vegan bireylerde depresyon riski artıyor! En büyük nedeni de aile ve çevre baskısı… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Diz içindeki dört ana bağdan biri olan ön çapraz bağlar, diz ortasında çapraz hareket ederken aynı zamanda dizin stabilitesini koruyarak dönebilmesini sağlıyor. Bu bağların kopmasının aşırı gerilmeye bağlı olarak gerçekleştiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Davud Yasmin, “Bu durum genellikle futbol gibi rekabetçi sporlarda temas veya darbe gibi ters hareketlerin neticesinde meydana gelebiliyor” açıklamasında bulundu.
Ani hareketlerden uzak durulmalı
Bu tür zedelenmelerin koşarken yön değiştirmek için aniden yavaşlamayla da ortaya çıkabildiğini hatırlatan Op. Dr. Davud Yasmin, “Ayak sabit dururken bir darbe veya temas olmasa da ani dönme hareketleri, sıçrama sonrası dize kontrolsüz yüklenme, trafik kazaları, yüksekten düşme veya endüstriyel kazalar sonrasında da ön çapraz bağ kopmaları ortaya çıkabilir” diye konuştu.
Fiziksel aktivite esnasında dizden gelen sese dikkat
Dizde hızla şişme, uyuşma ve boşa basma hissi, şiddetli ağrı, hareket alanı kaybı, yürürken rahatsızlık, fiziksel aktivite esnasında diz içinden ses gelmesi ve aktiviteye devam edilememesi gibi belirtilerin önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Davud Yasmin, “Hastalığın tanısında ortopedi uzmanının yapacağı fiziki muayene çok önemli. Muayenede bazı özel testlerle çapraz bağ yırtığının olup olmadığı anlaşılabilir. Diz çok ağrılı olduğu için yeterli bir muayenenin yapılamadığı durumlarda ise ikinci muayene tanı koydurucudur. Doktor benzer belirtilerle ortaya çıkabilen farklı diz rahatsızlıklarından şüphelenirse görüntüleme yöntemlerinden de faydalanılabilir” dedi.
Tedavi hastanın yaşına göre değişiyor
Ön çapraz bağ yaralanmalarında hastanın yaşının ve aktivite durumunun tedavi seçiminde önemli olduğunun altını çizen Yasmin, “Genç, spor yapan veya aktif yaşam tarzına sahip bireylerde bu rahatsızlığın tedavisi genellikle cerrahidir. İleri yaşta olup yüksek aktivite seviyesinde olmayan, spor yapmayan veya günlük yaşamda dizinde boşluk ve emniyetsizlik gibi yakınmaları olmayan bireylerde cerrahi tedavi yapılmayabilir. Çocuklarda meydana gelen kopmalarda ise, ilerleyen dönemlerde kalıcı diz hasarları oluşmaması için günümüz teknolojisi sayesinde çocuk cerrahileri gerçekleştirilebiliyor” dedi.
Spora dönmek 6 ayı bulabilir
İyileşme süresinin, uygulanan tedaviye göre değişkenlik gösterse de ortalama olarak 3 ay olduğunu paylaşan Yasmin, “Ön çapraz bağ yırtılması yaşayan sporcuların spora tam olarak geri dönebilecekleri kesin bir tarih verilemese de bağların yeniden yapılanması zaman alacağı için ortalama olarak 6 aylık bir süreçten bahsedilebilir” dedi.
Cerrahi sonrası erken dönem fizik tedavi uygulamalarının, rehabilitasyon sürecindeki en önemli aşamalardan biri olduğunu vurgulayan Op. Dr. Davud Yasmin, “Bu sürecin doğru ve etkili şekilde yönetilmesi ameliyatın kendisi kadar önemli. Ayrıca erken dönemde koltuk değneği kullanılması ya da buz ve bacağa elevasyon yapılması tedaviyi ciddi şekilde destekler” açıklamasında bulundu.
Tedavi edilen bağlar yeniden kopabilir
Ön çapraz bağ yırtılması yaşayan kişinin her zaman tekrar yaralanma riskinin bulunduğunu hatırlatan Op. Dr. Davud Yasmin, “Egzersizlerin ihmal edilmeden yapılarak bacak kaslarının kuvvetlendirilmesi, spor öncesi mutlaka esneme ve ısınma hareketlerinin yapılması ve özellikle düşmeye yönelik teknikler geliştirilmesi yeniden yaralanmaları engellemede faydalıdır” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ön çapraz bağ kopma riski kadınlarda 4 kat daha fazla yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, özellikle kış aylarında meydana gelen kayma ve düşmelere bağlı sakatlıklar hakkında bilgi verdi.
Kış aylarında kırık ve çatlak vakalarına daha sık rastlanıyor
Kış aylarında düşmeler ve kayma sonucunda oluşan sakatlıkların, genellikle buzlu ve kaygan zeminlerin neden olduğu durumlar olduğunu dile getiren Prof. Dr. Onur Yaman, “Bu tür sakatlıklar özellikle soğuk havaların bir parçası olduğu için kış aylarında daha yaygın görülür.” dedi.
Kayma ve düşme sonucu burkulmalar, kırıklar, çatlamalar, kas zorlanmaları ve baş yaralanmalarına sıkça rastlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Bireysel düzeyde kayma ve düşmelerin performansı, yaş, sağlık durumu ve özelliklerine bağlı olarak değişiklik gösterir. Yaşlı bireyler ve sağlık sorunları olan bireyler, bu tür kazalardan daha fazla etkilenebilir. Ayrıca, düzgün temizlenmeyen kaldırımlar, yollardaki buz tabakaları ve kar birikintileri kazaların artmasında büyük rol oynar.” şeklinde konuştu.
Düşme sonucu meydana gelen sakatlıklar farklı belirtilerle görülebilir
Düşme sonucu oluşan sakatlıkların, çeşitli şiddetlerde ortaya çıkabileceğini aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, şöyle devam etti:
“Bel sakatlıklarının belirtileri düşmenin şiddetine ve şekline göre değişiklik gösterebilir. Belirtiler arasında genellikle; keskin veya zonklayan ağrı, sürekli ağrı, belde hareket kısıtlılığı, kas spazmları, bacaklarda his kaybı veya zayıflık, şişlik ve morarma, sırtın üst kısmı veya karın bölgesinde ağrı görülebilir.
Daha ciddi bir sakatlığın habercisi olabilecek belirtiler arasında ise şiddetli dayanılmaz ağrı, nefes almakta zorlanma, baş yaralanması ve bayılma bulunur.”
Doğru müdahale olası sorunların ilerlemesini engelleyebilir!
Düşme sonrasında ilk müdahalenin oldukça önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Onur Yaman, “Çünkü doğru bir şekilde müdahale etmek, olası sorunların daha fazla ilerlemesini engelleyebilir.” dedi.
Düşen birinin kalkmasına yardımcı olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:
“İlk olarak çevre güvenliği sağlanmalı. Kişi trafikte, kesici aletler arasında veya kaygan zeminde düşmüşse öncelikle olası tehlikelerin ortadan kalkması gerekir. Eğer kişinin daha ağır bir yaralanma riski varsa, onu hareket ettirmemek en iyisidir. Özellikle baş, boyun, omurga yaralanması şüphesi varsa yardım çağırmak daha önemli olacaktır.
Düşen kişiyle iletişim kurmak önemli bir adımdır. ‘Nasıl hissediyorsun? Bir yerin ağrıyor mu?’ gibi sorularla durum değerlendirilmesi yapılabilir. Eğer kişi bilincini kaybetmediyse, başını, boynunu ve sırtını sabit tutmaya özen gösterilir. Kişinin hareket etmesi durumunda kişi daha fazla zarar görebilir. Baygınsa, acil yardım çağrılmalı.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kış aylarında yaşlılar ve sağlık sorunu olanlarda sakatlanma riski daha yüksek! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kadına karşı şiddet suçu işleyenlerin en çok eşler, oğullar, babalar, erkek arkadaşlar ve kadınların ayrıldıkları veya ayrılmak istedikleri erkekler olduğuna vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bunun en büyük nedeni ataerkil dilin varlığı. ‘Erkek adam, döver de sever de’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘gelinliğiyle giren kefeniyle çıkar’ gibi ataerkil söylemler, kadınların, erkeklerin kontrolünde olması gerektiğini dayatmakta ve erkeklerin eşlerini kontrol altında tutmak için şiddet kullanmasını normalleştirmektedir.” dedi. Şiddet gören kadınların çaresizlik ve umutsuzluk nedeniyle, sıklıkla depresif ve kaygılı süreçler yaşadıklarına değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, kadınların kendilerini korumak için şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koyarak önlem almaları ve fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel şiddeti, hiçbir şekilde kabul etmemeleri gerektiği uyarısını yaptı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla kadına karşı şiddetin nedenlerini değerlendirdi ve çözüm önerilerini paylaştı.
Esas sorun ‘ataerkil’ dilin varlığı!
Kadına karşı şiddetin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir sorun olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Kadınlar en çok kocaları, oğulları, babaları, erkek arkadaşları ve ayrıldıkları erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor.” dedi.
Bu durumun olası sebeplerine değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, “Kadını suçlayarak erkek şiddetini onaylayan ve meşrulaştıran kültürel normların varlığı, erken yaşta evlilikler, kadının veya erkeğin eğitim seviyesinin düşük olması, ekonomik sorunların varlığı, şiddetin bazı toplumlarca sorun çözme aracı olarak kullanılması, erkeğin kendi yetiştiği aile ortamında küçük yaşlarda şiddete tanık olması sebepler arasında sayılabilir. Bunun dışında toplumda hakim olan ‘erkek adam, döver de sever de’, ‘evinde otursaydı’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘gelinliğiyle giren kefeniyle çıkar’ gibi ataerkil söylemler, kadınların, erkeklerin kontrolünde olması gerektiğini dayatmakta ve erkeklerin eşlerini kontrol altında tutmak için şiddet kullanmasını normalleştirmektedir.” açıklamasını yaptı.
Şiddet, meşrulaştırılıyor…
Otoriter erkek dilinin yüzyıllar içerisinde ‘benim toprağım, benim evim, benim eşyam, benim eşim, benim çocuğum…’ gibi aidiyet kavramlarının benimsenmesiyle yerleştiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Ayrıca ‘kıskançlık’, ‘ahlaksızlık’, ‘gelenek’, ‘töre’ ve ‘namus’ kavramlarının varlığı maalesef şiddeti beslemiş ve uygulanan şiddet bu yollarla meşrulaştırılmıştır. Böylece, erkek ‘ya benimsin ya kara toprağın’ diyerek, kadını kontrol etme ve öldürme hakkını kendinde görmeye başlamıştır. Süreç içerisinde maalesef erkeğin hayalleri, erkeğin kuralları, erkeğin dili belirleyici olmuştur, kimin öleceğine kimin yaşayacağına, kimin susup kimin konuşacağına, kimin nasıl giyineceğine erkek dili karar vermiştir.” şeklinde konuştu.
Kadınlar, şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koymalı…
Şiddet gören kadınlarda en sık gözlenen psikolojik ve duygusal sorunun güvensizlik olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Çünkü en yakınları ve en sevdikleri tarafından tehdit ediliyorlar ve şiddete maruz kalıyorlar. Maalesef bu durumdan korunmak için ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bununla beraber gelen çaresizlik ve umutsuzluk nedeniyle, sıklıkla depresif ve kaygılı süreçler yaşıyorlar.” dedi.
Şiddet mağduru kadınların güvenliklerini sağlamak, şiddet döngüsünden kurtulmak için neler yapabileceklerine değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları söyledi:
“Kadınlar, erkeğin uyguladığı şiddete karşı, şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koyarak ilgili kurumlarla irtibat kurmaya çalışmalılar. Kendisine uygulanan fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel şiddeti, hakareti, ihmali, aşağılanmayı hiçbir şekilde kabul etmemeliler. Erkeğe bağımlı olmamalı, sosyal bağlarını güçlendirmeli, eğitim seviyelerini yükseltmeli, ekonomik gücünü elde etmeliler. Psikolojik sıkıntılarının artması halinde, terapi desteği almalılar.”
Kadına şiddetin önüne nasıl geçilebilir?
Şiddet gören kadınlara destek olunabilmesi ve şiddetin önüne geçilebilmesi için çiftlere, hem evlilik öncesi, hem evlilik süresince psikolojik danışmanlık verilmesi ve ilgili kurumlarca düzenli ev ziyaretleri yapılaması gibi uygulamaların yardımcı olabileceğini dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl önerilerini şöyle sıraladı:
“Sosyal medya üzerinden şiddeti normalleştiren yayınlara yer verilmemeli. Medyanın şiddeti, suçu ve suçluyu övücü ve destekleyici yayınlar yapmaması, cinsiyet ayrımcılığını kınaması, toplumsal farkındalık yaratması, kadını erkek karşısında duygusal açıdan zayıf, güçsüz ve erkeğe bağımlı gösteren programlara yer vermemesi gerekir.
Şiddet mağduru kadının kendisini yalnız hissetmemesi için, kadın dernekleri ve örgütlerinin sayısı arttırılmalı, başvurabilecekleri hukuki yollar öğretilmeli. Kadının kendisine ve toplumun kadına verdiği değeri arttıracak politikalar oluşturarak, şiddet uygulayanların caydırıcı cezalar almasıyla ilgili düzenlemeler yapılmalı.”
Kadına şiddet konusunu çözmek için ‘yeni bir toplumsal söylem’ geliştirilmeli
Kadına şiddet konusunun sadece hukuki düzenlemelerle çözülebilecek bir mesele olmadığının altını çizen Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şiddetin önlenememesinin başta gelen nedenlerinden biri, maalesef toplumun bir kesiminde, kadını değersizleştiren, ötekileştiren, seksüel meta haline getiren, yöneten, yönlendiren bir anlayışın hakim olmasıdır. Kadına ve çocuğa hükmederek örtbas edilmeye çalışılan bu yıkıcı ve otoriter ataerkil dilin, bir an önce değiştirilerek ‘yeni bir toplumsal söylemin’ geliştirilmesi gerekir. Ve maalesef yeni bir söylem geliştirilmediği sürece, kadınlar kendilerine erkeklerin biçtiği rolleri oynayacak ve ölmeye devam edecekler…”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kadına karşı şiddette esas sorun ‘ataerkil dil’! Kadınlar, şiddet riski gördükleri anda önlem almalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, osteoporozun dünya çapında 50 yaş ve üzeri tahminen 20 milyondan fazla kişiyi etkilediğini söyleyerek, bu rahatsızlığı olan birçok kişinin bir kemiği kırılana kadar bu hastalığa sahip olduğunu bilmediğini, osteoporozun kemiklerin zayıflayıp kırılgan hale gelmesine neden olan sistemik bir rahatsızlık olduğunu söyledi.
Osteoporoz, çenenin dişleri destekleyen kısmı olan çene kemiğini etkiliyor
Düzenli kontrollerin hem kemik hem de diş sağlığını korumada hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, şöyle devam etti:
“Osteoporoz, çenenin dişleri destekleyen kısmı olan çene kemiğini etkilemektedir. Çene kemiği yoğunluğu azaldığında diş kayıpları görülmektedir. Osteoporozu tedavi etmek için kullanılan ilaçlar olan bifosfonatlar da ağız sağlığı sorunlarına yol açabilmektedir, bunlar osteonekroz adı verilen bir duruma neden olabilmekte olup belirtileri arasında ağrılı ve şişmiş diş etleri ve çene yer almaktadır. Düzenli kontroller, diş hekimlerinin sorunları daha başlangıçta tespit etmelerini sağlayarak, bunların daha ciddi sorunlara dönüşmesini önlemektedir.”
Ağız sağlığına dikkat etmek önleyici bakım sağlamasına yardımcı oluyor
Osteoporozun genellikle bir kişinin kemiği kırıldıktan sonra teşhis edildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, “Ancak ağız sağlığına dikkat etmek, sağlık uzmanlarının durumu teşhis etmesine ve böylece bir yaralanma meydana gelmeden önce önleyici bakım sağlamasına yardımcı olabilir. Osteoporoz en yaygın kemik hastalığıdır ve kemik dokusunun, kemik yapısının ve direncinin zayıflamasıyla karakterize olup kırık riskinin artmasına neden olabilir. Düşük kemik kütlesi, osteoporoz gelişme riskini artırır. Osteoporoz, en kronik metabolik kemik hastalığıdır ve lupus, diyabet, irritabl bağırsak sendromu, çölyak hastalığı ve romatoid artrit gibi diğer kronik inflamatuar hastalıklarla ilişkilidir.” diye konuştu.
Hastalığın kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre dört kat daha fazla
Osteoporozun aynı zamanda genetik, yaşam tarzı seçimleri ve çevresel etkenlerle de bağlantısı olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, “Bu da kişiyi hastalığa yakalanma riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Hastalığın kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre dört kat daha fazladır. Kadınlarda daha hızlı kemik kaybı yaşanır ve daha genç yaşta osteoporoz gelişebilir. Bazı çalışmalar bunu menopoz sonrası ve hatta bazı perimenopozal kadınlarda yaygın olan östrojen seviyelerindeki azalmaya bağlamıştır. Hormonlar kemik sağlığında kritik bir rol oynar. Hormonlarının azalması (hem erkeklerde hem de kadınlarda) kemik dejenerasyonuna ve sonunda kemik kaybına neden olabilir.” diye konuştu.
Osteoporoz yaşa bağlı değil
Osteoporozun yaşlanan nüfusun bir hastalığı olarak nitelendirildiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, “Bununla birlikte, çok daha fazla sayıda insan bu sessiz hastalığın erken belirtilerine sahip olmakta ancak bunun farkında değildir. Osteoporoz açısından yeterince erken tarama yapılmamaktadır. Yıllar boyunca, osteoporoz taramasına ilişkin kılavuzlar 65 yaş ve üzeri menopoz sonrası kadınları hedef almıştır; hastalığa yakalanma risklerinin daha düşük olması nedeniyle erkeklere yönelik herhangi bir öneri bulunmamaktadır. Osteoporozun taranması ve tanısına yönelik yeni öneriler ile osteoporoz açısından risk altında olan genç ve erkek hastalarında taranmasını önerilmektedir.” dedi.
Osteoporoz riski taşıyan bireylerin diş sağlığı için önleyici tedbirler alması önemli
Osteoporoz riski taşıyan bireylerin hem kemik hem de diş sağlığı için önleyici tedbirler alması önemli olduğunu da dile getiren kaydeden Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, “Osteoporoz, çenenin dişleri destekleyen kısmı olan çene kemiğini etkilemektedir. Çene kemiği yoğunluğu azaldığında diş kayıpları görülmektedir. Ancak ağız sağlığınız, osteoporoz riskiniz hakkında ipuçları sunarak bize yardımcı olabilir. Bir kemiği kırmadan önce durumun uyarı işaretlerini tanımak gerekir.” dedi.
Panoramik ve bilgisayar destekli teşhisin (CAD) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin (CBCT) osteoporoz taramasında önemli bir rol oynayabileceğinin düşünüldüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi H. Fulya Üçem, “Panoramik radyografiler ucuz ve güvenlidir (düşük radyasyon yayar). Hastaların büyük bir yüzdesinin hasta dosyalarında halihazırda panoramik röntgen görüntüleri mevcut olabilir. Erken teşhis, hastanın daha ileri değerlendirme, teşhis ve erken tedavi için birinci basamak hekimine yönlendirilmesi açısından kritik öneme sahiptir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ağız sağlığı, osteoporoz riski hakkında ipuçları veriyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>