?>
?>
İSTANBUL 15 MİLYONDAN FAZLA NÜFUSUYLA TİCARİ HAYATIN CAN DAMARI
Konunun ekonomi için de hayati bir önem taşıdığına dikkat çeken Dinçel, “700 binden fazla konut ve benzeri yapının dönüştürmenin şart olduğu İstanbul’da bunların önemli bir bölümü de işyeri olarak kullanılan alanlar. Bu kapsamda yerleşim yerlerinde, sanayi sitelerinde, üretim bölgelerinde onbinlerce işyerinin dönüşmesi gerekiyor. Özellikle İstanbul, 15 milyondan fazla nüfusuyla sadece yaşam değil ticari hayat açısından da ülkemizin can damarı” dedi.
Nitelikli ve deprem dirençli yapı dönüşümündegayrimenkul üreticilerinin sorumluluk alması gerektiğine dikkat çeken Dinçel, “Gayrimenkul sektörünün gelişmesi için yeni üretime olduğu kadar,hayatı tehdit eden yapıları yenilemeye duyulan ihtiyaç da çok büyük. 27 yıldır konut, villa, ofis, iş, alışveriş ve yaşam merkezi, sanayi ve lojistik merkezleri gibi gayrimenkulün her alanında ürettiğimiz projelerle toplam 4,5 milyon metrekarenin üzerinde inşaat alanına ulaştık.Dayanıklı ve nitelikli proje üretme çıtamızı ise 2023 yılında teslim ettiğimiz Türkiye’nin ‘deprem izolatörlü ilk toplu konut projesi’ olan Mavera Comfort ile zirveye taşıdık. Sanayi yapıları alandaki dönüşüme ise ‘Yüksek standartlı sanayi merkezleri’ olarak adlandırdığımız Ticarethane Hadımköy, Ticarethane Başakşehir, Ticarethane Metkap ve Ticarethane Dudullu projeleri ile önderlik ediyoruz” diye konuştu.
“TİCARETHANE” PROJELERİNİN EN BÜYÜĞÜ DUDULLU’DA HAYAT BULUYOR
Kapasitelerini genişletmeye ihtiyaç duyan sanayicilerin daha iyi ve modern imkanlarla üretim yapmalarını desteklemek için 3 yıl önce geliştirmeye başladıkları Ticarethane projelerinin en büyüğünü Dudullu OSB’de hayata geçireceklerini hatırlatan Dinçel, “Ticarethane Dudullu; kooperatifleri, fabrika alanları ve bağımsız firmalarıyla yıllık 2 milyar doları aşan ihracata sahip olan ve Türkiye’nin en önemli üretim üslerinden biri olan Dudullu OSB’de 555 adet bağımsız bölümden oluşuyor. Projemiz deprem güvenliği başta olmak üzere mevcut sanayi yapılarının karşılayamadığı üretim, teknoloji ve altyapı ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanarak hem sanayicilerimize güven veriyor hem de yüksek kapasitede ve modern şartlarda üretim yapma kaygılarını çözüyor” diye konuştu.
SANAYİCİLER,İHRACAT KOLAYLIĞI VE YATIRIM TEŞVİKİ AÇISINDAN DA AVANTAJLI
Ticarethane Dudullu’nun OSB içinde yer alması sebebiyle alıcılarına uygun enerji maliyeti, yatırım teşvikleri ve vergi muafiyeti gibi ekstra avantajlar ve kolaylıklar da sağladığını belirten Dinçel şöyle devam etti: “Blokların her katta sirkülasyon sistemi ve köprüler ile birbirine bağlı olacağı projede bölümler, 200 m2’den başlayıp 32.000 m2’ye kadar birleştirilebilecek. Yüksek taşıma kapasiteli, 8 metreye varan kat yüksekliği ve 13 metreye varan kolon açıklığı ile her kata tır girişine uygun olan projede ‘Ticarethane Dinamik’ adında bir de sosyal tesis planladık. Burada dinlenme alanları, ortak çalışma ve toplantı alanları, kafe ve yeme-içme alanları, fitness merkezi, oyun salonu ve mescit yer alacak. İmalathane, özel teknik alan, sığınak, elektrikli araç ve scooter üniteleri, depo alanları, jeneratör, 7/24 güvenlik ve her bağımsız bölüme özel otopark bulunan proje, ayrıca ‘Yeşil Bina Sertifikası’na da sahip. ‘Yeşil Bina Sertifikası’ ile Ticarethane projelerinde işyeri sahibi olanların, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AB) gibi dünyanın en önemli ekonomik bölgelerine düşük vergi avantajı ve ihracat kolaylığı bulunuyor. Buna ek olarak düşük enerji ve su tüketimi, sürdürülebilirlik ve düşük maliyetler gibi birçok avantajı da bulunuyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Deprem riskine karşı üretimin kalbi sanayi merkezlerini acil dönüştürme zamanı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), kent genelindeki köprüleri depreme karşı güçlendirme çalışmalarına başladı. Çalışmalar kapsamında, betonarme iyileştirmeler, çelik donatı eklemeleri ve sismik güçlendirme uygulamalarıyla köprülerin uzun ömürlü hale getirilmesi sağlanıyor.
KENT GENELİNDE 22 KÖPRÜ GÜÇLENDİRİLECEK
Avrupa ve Anadolu yakasında devam edecek çalışmalar kapsamında toplam 22 köprüde güçlendirme çalışmaları yapılacak. Avrupa Yakası’nda toplam 9 köprüde güçlendirme çalışmaları planlanıyor. Çalışmaların başladığı Esenler Dumlupınar Caddesi Ayvalı Dere Araç Üst Geçidi yanı Köprüsü’nde yapısal dayanıklılığı artırıcı çalışmalar etaplar halinde devam ediyor.
YENİ TAŞIYICI SİSTEM VE SİSMİK GÜÇLENDİRME YAPILIYOR
Anadolu Yakası’nda ise 13 köprüde güçlendirme çalışmaları gerçekleştirilecek. Kartal Adnan Kahveci Bulvarı – D-100 Karayolu Kesişimi Köprüsü, Kadıköy Göztepe Şair Arşi Köprüsü, Kartal D-100 Cevizli Kavşağı Köprüsü ve Kadıköy D-100 Göztepe Kavşağı Köprüsü olmak üzere 4 köprüde çalışmalar başladı. Köprülerde yeni taşıyıcı sistemler kuruluyor, sismik güçlendirme yapılıyor ve yaya güvenliği artırılıyor.
ÇALIŞMALAR ETAPLAR HALİNDE YÜRÜTÜLEREK TRAFİĞE ETKİSİ AZALTILIYOR
Köprü güçlendirme çalışmaları, İstanbul’un önemli ulaşım akslarında gerçekleştirildiği için trafik akışına etkisi minimum seviyede tutulmaya çalışılıyor. Çalışmaların planlı bir şekilde ilerlemesi için etaplar halinde uygulanarak araç ve yaya trafiğinde aksamalar en aza indiriliyor. Güçlendirme çalışmalarının tamamlanmasıyla İsta
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İBB, deprem riskine karşı köprüleri güçlendiriyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Kızıltoprak, kış mevsiminde kuru ve soğuk havaların ve özellikle kapalı alanlarda kullanılan ısıtma sistemlerinin, havadaki nem oranını düşürerek gözlerin kurumasına yol açabileceğini söyledi. Kapalı alanlarda nemlendirici cihazlar kullanmak, bol su tüketmek ve suni gözyaşı damlalarıyla gözleri nemlendirmenin faydalı olabileceğini belirten Kızıltoprak, Omega-3 yağ asitlerinden zengin bir diyetin gözyaşı kalitesini iyileştirmede etkili olabileceğini kaydetti.
İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Kızıltoprak, göz kuruluğunun nedenleri ve önlenmesine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Göz kuruluğunun, göz yüzeyini nemli tutan gözyaşı üretiminin yeterince olmaması ya da gözyaşının kalitesinin bozulması sonucu ortaya çıkan bir durum olduğunu belirten Kızıltoprak, “Gözyaşının eksikliği veya kalitesindeki sorun, göz yüzeyinin kurumasına ve tahriş olmasına neden olur. Bu durum, gözlerde yanma, batma, kızarıklık ve yabancı cisim hissi gibi belirtilerle kendini gösterir” dedi.
Menopoz döneminde tetiklenebiliyor
Göz kuruluğunun başlıca nedenlerini uzun süre bilgisayar veya telefon ekranına bakmak, rüzgârlı veya kuru havalarda bulunmak ve yaşlanmaya bağlı olarak gözyaşı üretiminin azalması olarak sıralayan Kızıltoprak, “Ayrıca hormonal değişiklikler, özellikle menopoz döneminde kadınlarda, göz kuruluğunu sıkça tetikleyebilir. Bunun yanında antihistaminik, antidepresan veya beta bloker gibi ilaçların kullanımı da gözyaşı üretimini olumsuz etkileyebilir” uyarısında bulundu.
Uzun süre kontakt lens kullanımı da kuruluğa neden olabilir
Bazı sağlık sorunlarının da göz kuruluğuna yol açabileceğini kaydeden Kızıltoprak, “Örneğin Sjogren Sendromu, diyabet veya romatoid artrit gibi hastalıklar gözyaşı bezlerini etkileyebilir. Uzun süre kontakt lens kullanımı veya LASIK gibi cerrahi müdahaleler de kuruluğa neden olabilir. Çevresel faktörler, beslenme eksiklikleri (özellikle omega-3 yağ asitleri) ve yetersiz su tüketimi de göz kuruluğunun yaygın sebeplerindendir” diye konuştu.
Gözde yanma, batma ve kuruluk hissi oluşuyor
Göz kuruluğunun genellikle gözde yanma, batma veya kuruluk hissiyle kendini gösterdiğini ifade eden Kızıltoprak, “Bazı insanlar, gözlerinde yabancı bir cisim varmış gibi rahatsızlık hissedebilir. Özellikle ekran karşısında uzun süre vakit geçirdiğinizde veya rüzgârlı, kuru bir ortamda bulunduğunuzda bu belirtiler daha da belirginleşebilir. Gözlerde kızarıklık, bulanık görme ve ışığa karşı hassasiyet de sık karşılaşılan diğer belirtiler arasındadır” dedi.
Gözlerde sulanma da görülebilir
Göz kuruluğunda bazen gözlerde sulanma da görülebildiğini söyleyen Kızıltoprak, “İlginç bir şekilde, göz kuruluğu olan kişilerde gözlerde sulanma da görülebilir. Bu, gözlerin kuruluğa tepki olarak fazla miktarda ama yetersiz kaliteye sahip gözyaşı üretmesinden kaynaklanır. Ayrıca, göz kapaklarınız ağırlaşmış gibi hissedebilir ve kontakt lens kullanıyorsanız lenslerinizi takarken rahatsızlık duyabilirsiniz” dedi.
Kapalı alanlardaki ısıtma sistemlerine dikkat!
Göz kuruluğunun her mevsimde görülebildiğini ancak bazı mevsimsel faktörlerin bu durumu tetikleyebildiğini ifade eden Kızıltoprak, “Örneğin yaz aylarında sıcak hava ve rüzgâr kuruluğa neden olabilirken, kış mevsiminde kuru ve soğuk havalar, özellikle de kapalı alanlarda kullanılan ısıtma sistemleri, havadaki nem oranını düşürerek gözlerin kurumasına yol açabilir. Ayrıca kış aylarında rüzgârlı havalarda dışarıda bulunmak da gözyaşı buharlaşmasını artırabilir.
Kış mevsiminde göz kuruluğu yaşayanlar, gözlerinde yanma, batma, kızarıklık ve yabancı cisim hissi gibi belirtilerle daha sık karşılaşabilir. Kapalı alanlarda nemlendirici cihazlar kullanmak, bol su tüketmek ve suni gözyaşı damlalarıyla gözleri nemlendirmek bu dönemde oldukça faydalıdır” tavsiyesinde bulundu.
Gözyaşı miktarı ve kalitesi ölçülebiliyor
Göz kuruluğu teşhisinde genellikle bir göz doktorunun yaptığı detaylı muayenenin yeterli olduğunu belirten Kızıltoprak, şunları söyledi: “Doktor öncelikle şikayetlerinizi dinler ve belirtilerinizi değerlendirir. Göz yüzeyinizde herhangi bir tahriş veya hasar olup olmadığını incelemek için özel boyalar kullanabilir. Bu boyalar, kuruluk nedeniyle göz yüzeyinde oluşmuş hasarları daha net görmeye yardımcı olur. Ayrıca gözyaşı miktarını ve kalitesini değerlendirmek için ‘Schirmer Testi’ gibi basit testler uygulanabilir. Bu testte, gözyaşı üretimini ölçmek için göz kapaklarınıza ince bir kâğıt şerit yerleştirilir. Daha detaylı bir inceleme gerekirse, gözyaşı filminin ne kadar hızlı buharlaştığını ölçen testler de yapılabilir. Bazı durumlarda, kuruluğun altta yatan bir sağlık sorunundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için başka tıbbi testler gerekebilir. Doktorunuzun yaptığı bu değerlendirmeler, doğru teşhis ve uygun tedavi planı için oldukça önemlidir.”
Suni gözyaşı damlaları kullanılabilir
Göz kuruluğunun genellikle tedavi edilebilen bir durum olduğunu ve tedavinin altta yatan nedenlere göre şekillendirildiğini kaydede Kızıltoprak, “Hafif vakalarda, suni gözyaşı damlaları kullanmak oldukça etkili bir yöntemdir. Bunlar göz yüzeyini nemlendirerek kuruluk hissini azaltır. Aynı zamanda ekran başında uzun süre vakit geçiriyorsanız, sık sık göz kırpmayı hatırlamak ve 20-20-20 kuralını uygulamak (her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bakmak) da rahatlama sağlayabilir” diye konuştu.
Omega-3 ve ceviz gözyaşı kalitesini iyileştirmede etkili oluyor
Doç. Dr. Hasan Kızıltoprak, daha ciddi vakalarda doktorların gözyaşı üretimini artırmaya yönelik ilaçlar reçete edebildiğini ya da gözyaşının gözde daha uzun süre kalmasını sağlamak için gözyaşı kanallarını kısmen kapatma (punctal tıkaç) yöntemini önerebileceğini kaydetti. Kızıltoprak, “Omega-3 yağ asitlerinden zengin bir diyet, gözyaşı kalitesini iyileştirmede etkili olabilir ve göz sağlığınızı destekler. Bu nedenle balık, balık yağı takviyeleri, ceviz ve keten tohumu gibi besinleri tüketmeye özen gösterin. Eğer göz kuruluğunuz Sjogren sendromu, diyabet veya romatoid artrit gibi altta yatan bir hastalıktan kaynaklanıyorsa, bu hastalıkların tedavi edilmesi de göz kuruluğunun kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Tedavi sürecinizde göz doktorunuzla düzenli iletişimde olmanız oldukça önemlidir” diye konuştu.
Kornea tabakası zarar görebilir
“Göz kuruluğu tedavi edilmez veya ihmal edilirse, zamanla göz yüzeyinde daha ciddi sorunlar ortaya çıkabilir” uyarısında bulunan Kızıltoprak, “Örneğin gözdeki kornea tabakası kuruluk nedeniyle zarar görebilir ve bu durum enfeksiyon riskini artırabilir. Ayrıca sürekli tahrişe bağlı olarak korneada küçük yaralar ya da ülserler oluşabilir. Bu yaralar tedavi edilmezse, görme kaybına kadar varabilecek ciddi komplikasyonlara yol açabilir” diye konuştu.
Günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir
Uzun süreli göz kuruluğunun aynı zamanda yaşam kalitesini de olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Kızıltoprak, “Gözlerde sürekli yanma, batma ve rahatsızlık hissi günlük aktiviteleri zorlaştırabilir. Bulanık görme ve ışığa hassasiyet gibi belirtiler nedeniyle okuma, bilgisayar kullanma veya araba sürme gibi işler güçleşebilir. Bu yüzden göz kuruluğu belirtilerini hafife almamak ve düzenli bir şekilde tedavi uygulamak hem göz sağlığınızı korumak hem de yaşam kalitenizi artırmak için önemlidir” diye konuştu.
Bazı basit ama etkili alışkanlıklar edinilebilir
Göz kuruluğunu önlemek için günlük yaşamda bazı basit ama etkili alışkanlıklar edinilebileceğini kaydeden Kızıltoprak, “Öncelikle bol su içmek vücudunuzu nemli tutar ve gözlerinizin kurumasını önlemeye yardımcı olur. Ayrıca gözlerinizi korumak için kuru ve rüzgârlı havalarda güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin. Ev veya ofis ortamında ise nemlendirici cihazlar kullanarak havadaki nem oranını artırabilirsiniz. Bu, özellikle kış aylarında ısıtma sistemlerinin havayı kuruttuğu durumlarda oldukça faydalıdır. Ekran başında uzun süre vakit geçiriyorsanız sık sık göz kırpmayı unutmamalısınız. Eğer gözlerinizde kuruluk hissettiğiniz anlar oluyorsa suni gözyaşı damlaları kullanmak da iyi bir önlem olacaktır. Bu basit adımlarla göz sağlığınızı koruyabilirsiniz!”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kış mevsiminde “göz kuruluğu” riskine dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Akademisyen Michal Kravčík’in bilgi ve deneyimleriyle katkı koyduğu su yönetimi konulu panelin, çalışmaları için yol gösterici olacağını vurgulayan Başkan Yıldız Ünsal, “Nefes kadar değerli olan suyun önemini biliyor, yarınları daha yaşanabilir kılmak için bilimi rehber ediniyoruz” dedi.
Geçtiğimiz Ağustos ayında Yamanlar Dağı’nda meydana gelen ve yüzlerce hektarlık alan ile binlerce ağacın alevlere teslim olduğu orman yangınının ardından ortaya çıkan sel ve taşkın risklerine çözüm aramak için harekete geçen Karşıyaka Belediyesi, konuyu bilimsel yaklaşım ile mercek altına aldı. Bu kapsamda Yuva Derneği’nin katkılarıyla ‘Su Yönetimi’ başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Slovakya’dan panele katılan sürdürülebilir su yönetimi uzmanı Michal Kravčík ile haritalama ve peyzaj araştırmacısı Dipl. Eng. Danka Kravčiková da bilgi ve deneyimleriyle önemli katkılar sundu.
DOĞA TEMELLİ YAKLAŞIMLAR
Panel öncesinde, Slovakya’dan gelen akademisyenler, Belediye İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü ile Afet İşleri Müdürlüğü yetkilileriyle birlikte yangın alanında incelemelerde bulundu. Bölgedeki dere yatakları incelendi ve yangın sonrası oluşabilecek taşkın risklerine karşı alınabilecek önlemler değerlendirildi. Ardından Karşıyaka Belediyesi Sıfır Karbon Noktası’nda gerçekleşen Su Yönetimi panelinde, İzmir’de su tutma stratejilerini hayata geçirmek için uygulanabilir planlar geliştirmek ve yenilikçi çözümler üretmek amacıyla yapılabilecek doğa temelli yaklaşımlar ele alındı, hayata geçirilebilecek çalışmalar değerlendirildi.
“ÖNLEM ALMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “15 Ağustos’ta Yamanlar Dağı’nda büyük bir yangın meydana geldi. Bu yangın, Karşıyaka’nın en önemli doğal alanlarından birini tahrip etti ve bize doğa ile kentlerin birlikte varlığının önemini bir kez daha hatırlattı. Bitki örtüsünün tahribatı sonucunda, yoğun yağışlarda Karşıyaka sel riskiyle karşı karşıya. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU ile birlikte gerekli önlemlerin alınması için iş birliği içinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kentimizde İzmir’in iklimine uygun bitkiler kullanıyor ve parklarımızda hayata geçirdiğimiz otomatik sulama sistemleriyle su ve enerjiyi daha verimli kullanıyoruz. Projelerimizde yağmur hendekleri, taşkın parkları planlıyoruz ancak biliyoruz ki bu sadece bir başlangıç. Kırsaldan kente uzanan, dağlardan denizlere kadar bütüncül çözümler üretmek zorundayız. Bu panelin Karşıyaka ve İzmir için daha sürdürülebilir bir gelecek adına önemli bir adım olacağına inanıyorum. Bugün burada bizlerle bilgi ve deneyimlerini paylaşan değerli uzmanlara teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.
“SU YÖNETİMİ BÜTÜNCÜL OLARAK ELE ALINMALI”
Akademisyen Michal Kravčík ise “Slovakya’nın normalde su kaynakları açısından zengin bir Orta Avrupa ülkesi olduğu bilinir. Yapılan bir araştırmaya göre son yüz yılda 15 milyar ton suyu kaybettik. Eskiden her yerde olduğu gibi bu su, yağmur olarak toprağa düşüyordu, bitkilere can veriyordu ve buharlaşıyordu. Biz bu su döngüsü içinde su kaybının mümkün olduğunca önüne geçmek için, suyu tutarak canlılığı artıracak; iklim krizi ve afetler karşısında da etkili olacak yöntemler üzerinde çalışıyoruz. Çünkü su yönetimi bütüncül olarak ele alınması gereken bir konu. Çeşitli yöntemler var ve bu yöntemleri konuşarak Karşıyaka için bunlardan hangilerinin uygun olabileceğini, uyumlu olabileceğini şehrin özelliklerini de göz önünde bulundurarak değerlendireceğiz” dedi.
İzenerji Yönetim Kurulu Başkan Vekili Saadet Çağlın, İZSU Kanalizasyon Daire Başkanı Ferit Çağlar ve Karşıyaka Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Meltem da Korkmaz konuşmalarında; su yönetiminin iklim değişikliğine uyumda en önemli faaliyet alanlarından biri olduğunu belirterek, doğayla uyumlu ve doğru stratejiler ile sel, taşkın, erozyon ve heyelan riskleri karşısında gelişebilecek kötü senaryolara karşı önlem alınmasının gerekliliğine vurgu yaptı.
YOL HARİTASI OLUŞTURULACAK
Panelin ‘Yerel Organizasyon Sunumları’ başlıklı oturumunda İZSU Kanalizasyon Daire Başkanı Ferit Çağlar taşkın yönetimi, Ege Orman Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Yasemen Bilgili ise orman yangınlarının erozyon ve sel üzerindeki etkileri konularında sunum gerçekleştirdi.
‘Su Tutma Peyzajlarını Anlamak’ oturumunda söz alan Michal Kravčík ve Dipl. Eng. Danka Kravčiková; su tutmanın temel ilkeleri, su tutma yoluyla iklim değişikliğine uyum ve doğal su tutmanın ekonomik faydaları olmak üzere üç ana başlıkta önemli bilgiler verdi. Küçük su tutma önemleri, mavi-yeşil altyapı entegrasyonu ve kırsal alan uygulama tekniklerinin konuşulduğu ‘Teknik Çözümler’ oturumunda da yapılabilecek çalışmalar uzmanlar tarafından örnekleriyle birlikte ele alındı.
Sonrasında ise İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Orman Fakültesi akademisyenleri Prof. Dr. Cenk Durmuşkahya, Dr. Öğr. Üyesi Ufuk Özkan ve Dr. Öğr. Üyesi Remzi Eker, sunumlarıyla panele katkı koydu. Gerçek vaka senaryoları üzerine grup çalışmalarının da yapıldığı son oturumda, ilgili kurumların katılımıyla bir çalıştay düzenlendi. Bu çalıştayda İzmir’in su yönetimi stratejilerini somut ve uygulanabilir bir şekilde planlamak üzere detaylı değerlendirmeler yapıldı. Ortak akılla geliştirilen bu öneriler, gelecekte benzer sorunlarla mücadelede önemli bir yol haritası oluşturacak.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Karşıyaka’da sel riskine karşı bilimsel buluşma yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>