?>
?>
Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen, “Türkiye’de ve Dünyada Enerji Piyasalarına Bakış: Riskler ve Fırsatlar” temalı 18. IICEC Konferansı 11 Nisan’da gerçekleştirildi. Sakıp Sabancı Müzesi The Seed’de, Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol ev sahipliğinde düzenlenen konferansın onur konuğu T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar oldu.
Konferansta, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve IEA Başkanı Dr. Fatih Birol’un katılımlarıyla gerçekleştirilen panelde, IICEC Yönetim Kurulu Üyesi Kıvanç Zaimler moderatörlüğünde dünyada ve Türkiye’de enerji sektörlerinde öne çıkan dinamikler, riskler ve fırsatlar çok yönlü olarak değerlendirildi.
“Enerji dönüşümü 1.0 başarıyla yürütüldü”
Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin enerji güvenliğini güçlendirme, enerjide bağımsızlığı artırma ve net-sıfır emisyon hedefleri içerisinde, kapsamlı “akıllık enerji dönüşümü” stratejileri yürüttüğünü belirtti. Bayraktar, enerjide uzun yıllardır sürdürülen reformlar ile önemli yapısal dönüşümler gerçekleştiğine, kurulu gücün 30.000 MW’tan 107.000 MW’a çıktığı süreçte yatırımların özel sektör tarafından gerçekleştiğine vurgu yaptı. Bayraktar, gelişmekte olan ekonomiler içerisinde Türkiye’nin gelişimiş bir enerji piyasası yapısı ile öne çıktığını aktardı.
“Türkiye’de akıllı enerji dönüşüm hikayesi devam ediyor”
Bayraktar sözlerine şöyle devam etti: “Enerji dönüşümü, akıllı enerji dönüşümü şeklinde olmalı. Enerji dönüşümü sadece iklim değişikliğiyle küresel çabalara bağlı kaldığı zaman bazı noktaların eksik olduğu bir hedef haline geliyor. Akıllı dönüşüm mutlaka, tüketiciler ve piyasa ile uyumlu bir süreç olmalı. Türkiye enerji dönüşümü 1.0’u başarıyla yürüttü. Yenilenebilir enerji yatırımlarına dikkat çeken Bayraktar, geçtiğimiz yıl devreye alınan kapasitenin neredeyse tamamının yenilenebilir enerjide dayalı gerçekleştiğini, YEKA modelinde gelişmeler ile yeni bir büyüme sürecine girildiğini ve Türkiye’nin 2035 yılına kadar her yıl 8.000 MW yenilenebilir enerji gücünü devreye almayı hedeflediğini, süper izin sürecini başlatmak üzere çalışıldığını aktardı. Doğalgaz konusuna da değinen Bayraktar fosilden nükleere geçişte doğal gazın geçiş yakıtı rolünün altını çizdi. Bayraktar, Karadeniz gazı ve Gabar petrolünde son gelişmeleri de paylaşırken, 2026 yılında doğal gazda yerli üretimin 7,5 milyar metreküpe ulaşacağını belirtti.
“Enerji verimliliği temel önceliklerimizden”
Konferans kapsamında sunulan IICEC Türkiye Enerji Verimliliği Görünümü çalışmasının önerilerinin Bakanlık stratejileri ve öncelikleri ile uyumlu olduğunu belirten Alparslan Bayraktar “Enerji verimliliği Türkiye’de enerji dönüşümünün en önemli aracı. Biz enerji verimliliğini, yenilenebilir enerjiyi, petrol ve doğal gaz üretimimizi, nükleeri, kritik madenleri ve bütün bunları destekleyecek enerji alt yapısını güçlendirmek suretiyle kapsamlı bir enerji dönüşümü programıyla hareket ediyoruz. Son üç yılda dünya çapında ortaya koyduğumuz enerji yoğunluğunu düşürme başarımızı devam ettireceğimize inanıyorum” dedi.
“Enerji dönüşümünün esas nedeni ekonomi ve sanayi dinamikleri”
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol dünya enerji sektöründe son dönemde öne çıkan gelişmeleri ve yönelimleri değerlendirdi. Enerjide dönüşümün kuvvetle sürdüğünü aktaran Dr. Birol, bu dönüşümün esas nedeninin ekonomi ve sanayi politikaları ile rekabetçilik olduğunu belirtti. Dünyada kurulan yeni elektrik santrallerinin %85’inin yenilenebilire dayalı olduğunu, satılan her dört araçtan birinin elektrikli araç olduğunu, batarya kurulumlarının da hızla büyüdüğünü paylaşan Dr. Birol “COP 28’de yenilenebilir enerji yatırımlarının mevcut kapasitenin 3 katı, verimlilik hızının da 2 katı artmasını önermiştik. 2,5 yıl aradan sonra şu anda yenilebilir enerji yatırımları 2,7 kat arttı. Ama dünya enerji verimliliği konusunda sınıfta kaldı. Bu alanda sadece yüzde 1 gibi düşük bir artış oldu.” Dünyada elektrik çağının başladığına işaret eden Birol, “Yapay zekâ, elektrikli araçlar, klimalar elektrik talebini tetikliyor. Bu üçlü, elektrik talebini 5 yıl içinde ABD ve Avrupa’nın toplam üretiminin toplamı kadar büyütecek. Dünyada muazzam bir şekilde nükleere geçiş var. 2025’te nükleer tarihi bir zirve yapacak. Türkiye’nin de birden fazla nükleer santrale ihtiyacı var. Elektrikte arz güvenliği için nükleer önemli. Küçük Modüler Reaktör teknolojilerinde önemli ilerlemeler var” dedi.
“Petrol ve doğal gaz fiyatlarında yumuşak bir dönem göreceğiz”
IEA olarak ülkelerin enerji politikalarını her beş yılda bir inceleyerek öneriler sunduklarını anlatan Birol şöyle konuştu: “Enerjide arz güvenliği son derece önemli. Son gelişmeler ile birlikte dünya arz güvenliği açısından tehlikeli bir dönem geçiriyor. Enerji güvenliği herkesin sorunu. Türkiye bu konuda önemli adımlar attı. Yenilenebilir enerjide çok önemli gelişmeler oldu. Önümüzdeki yıllarda Fosil yakıt fiyatlarının nasıl gelişeceği son derece önemli. Petrol talep artışı yavaşlıyor ve doğal gaz piyasası alıcılar lehine gelişiyor. Burada Türkiye için güzel bir haber var. Petrol ve doğal gaz fiyatlarında yumuşak bir dönem göreceğiz. Hem petrol hem doğal gazda fiyatlarda bir zayıflama bekleyebiliriz. Bu da Türkiye için cari açığının önemli bir kalemi olan enerji ithalatının azaltılması bakımından olumlu bir gelişme olacaktır.” Dr. Birol yapay zekanın trilyon dolarlık bir endüstri haline geldiğini , yapay zeka ve enerji ilişkisi üzerine IEA tarafından yeni bir çalışma yayımlandığını da belirterek, yapay zekanın şebeke yönetimi için yeni fırsatlar getirmesinin beklendiğini belirtti. Dr. Birol ayrıca, dünyada politik rüzgarın iklim değişikliği mücadelenin aleyhine estiğini ancak iklim risklerin daha fazla hissedildiğini, bunun da esasında önemli bir çelişki olduğunu vurguladı.
“Kritik minerallere hücum”
Panelde kritik mineraller ve tedarik zincirlerinin artan önemine de özel vurgu yapıldı. Dr. Fatih Birol bakır ve diğer pek çok madenin elektrikli araçlar, şebekeler, bataryalar için kritik olduğunu ve önemli yatırım ihtiyacı olduğunu belirtirken, Alparslan Bayraktar da kritik madenler konusunda Türkiye’nin envanterini yayımladıklarını, içinden geçilmekte olan kritik minerallere hücum döneminin jeopolitik konularla da yakından ilişkili olduğunun altını çizdi.
“Ülkemiz, Avrupa’nın en büyük enerji sektörlerinden biri konumuna ulaştı”
Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı konuşmasında, ekonomik ve sosyal gelişimin sağlanmasında kilit rol üstlenen enerji sektöründe son dönemde, önemli gelişmelere tanıklık edildiğine dikkat çekti. Sabancı, “Enerji güvenliğinde, enerji ticaretinde ve rekabetçilikte ve enerjinin sürdürülebilir gelişimdeki kritik rolünde, önemli gelişmeler var. Ülkemiz, enerji stratejileri, artan yatırımlar, gelişen enerji alt yapıları ve piyasalarıyla, Avrupa’nın en büyük ve dünyanın en dinamik enerji sektörlerinden biri konumuna ulaştı. Elektrik ve doğal gaz tüketimleri, alt yapıları, yenilenebilir enerji kurulu gücü gibi birçok parametreye baktığımızda, Avrupa’da ilk beş içerisinde yer alıyoruz. Kişi başına enerji tüketimimiz halen OECD ortalamasının yarısı seviyesinde. Fakat genç nüfus, şehirleşme, sanayileşme, artan mobilite ihtiyaçları gibi faktörler, talepte büyüme için güçlü bir zemin oluşturuyor. Son dönemde enerjide kamu ve özel sektör tarafından; enerji güvenliğinin güçlendirilmesi, enerjide bağımsızlığın artırılması ve net-sıfır emisyon hedefleri konularında önemli adımlar atılıyor. Enerji arz güvenliği ve rekabetçilik; ülkemizin ekonomik büyüme ve sosyal kalkınma hedeflerinde, en kritik destekçilerinden olmaya devam edecek” dedi.
“IICEC, Türkiye’de öncü bir model ve merkezdir”
IICEC’in 2020 yılından bu yana sektörde öncü olan “enerji görünümü” çalışmalarına değinen Güler Sabancı, “IICEC, son dönemde enerji politikalarında önemli adımların atıldığı, Türkiye’nin yüksek potansiyel ve kritik fırsatlara sahip olduğu enerji verimliliği alanında, “Türkiye Enerji Verimliliği Görünümü” çalışmasını, yine Türkiye’de bir ilk olarak kamu, özel sektör ve akademi paydaşları ile katılımcı bir anlayış ile gerçekleştirdi. Bilime dayalı yaklaşımlardan ve iş dünyası iş birliklerinden değer yaratılması, günümüz dünyasının en kritik başarı faktörlerinden birisi durumundadır. IICEC, bu perspektifte, Türkiye’de öncü bir model ve merkezdir. Alanında lider olan, sektörlerine değer katan kuruluşları biraraya getiren IICEC, ortak akıl ve iş birlikleri yoluyla daha sürdürülebilir bir enerji geleceğini desteklemektedir” ifadelerinde bulundu.
IICEC Türkiye Enerji Verimliliği Görünümü Raporunda Kritik Tespitler ve Öneriler
Enerji sektörüne derinlikli bir perspektif sunan çalışmalar gerçekleştiren IICEC Direktörü Bora Şekip Güray konferansta ‘IICEC Türkiye Enerji Verimliliği Görünümü Raporu’nun lansman sunumunu gerçekleştirdi. Sektörde öncü, analitik ve uzun vadeli bir perspektifle, modelleme ve senaryo analizleriyle gerçekleştirilen çalışmada, enerjide verimli büyüme perspektifinin somut enerji, ekonomi ve iklim katkıları sunuldu. Çalışmanın bulgularına göre, Verimli Büyüme Senaryosu, Türkiye’nin enerji güvenliği, enerji bağımsızlığı ve net-sıfır emisyon hedeflerinin tümünü maliyet-etkin şekilde sağlayabiliyor. Verimli Büyüme Senaryosunda enerji ithalatında ve emisyonlarda tasarruflar yoluyla 2053 yılına kadar olan dönemde yıllık ortalama 58 milyar dolar ekonomik kazanım sağlanırken, yıllık ortalama fayda-maliyet çarpanı 4,5 olarak gerçekleşiyor. Verimli Büyüme Senaryosu, Baz Senaryoya göre yıllık ortalama 4 milyar dolar daha fazla yatırım ile yıllık ortalama 28 milyar dolar ek ekonomik katkı sağlıyor. Verimli Büyüme Senaryosunda 2053 yılına kadar enerji sektörünün karbon yoğunluğu %70 oranında düşerken, birincil enerji arzında ithalat oranı mevcut yaklaşık üçte-iki seviyesinden yerli üretimde artışın da katkısıyla yüzde onlara kadar düşüş gösteriyor.
Çalışmada enerji verimliliğinde son dönemde güçlenen politika odağına ve hedeflere vurgu yapılırken, enerjide verimli ve katma değeri yüksek büyümenin sürdürülebilirliği için 11 somut öneri sunuluyor. Bora Şekip Güray, Türkiye’nin bir taraftan güçlü talep dinamikleri, diğer yandan da talep sektörlerinde yüksek enerji verimliliği potansiyeliyle, enerjide verimli ve rekabetçi büyüme yoluyla küresel ölçekte örnek bir konuma ulaşabileceğini ifade etti. Güray, son dönemde atılan önemli adımların önemli baz oluşturduğunu, bu yöndeki gelişmelerin Türkiye’nin enerji güvenliğinin yanı sıra enerjide merkez ülke ve net ihracatçı olma vizyonunu da güçlü şekilde destekleyeceğini belirtti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
18. IICEC Konferansı Dünya Enerji Piyasalarındaki Riskleri ve Fırsatları Ele Aldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer: “Diyabet tedavisinde, endokrinoloji, nefroloji, kardiyoloji, göz, nöroloji, kalp damar cerrahisi, ortopedi, plastik cerrahi, psikiyatri ve diyetisyen desteği gerekebilir.”
Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit: “Doğru beslenme, diyabet tedavisinde en az ilaçlar kadar önemli.”
Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe: “Kan şekeri düzeyinin yüksek olması ağızdaki bakterilerin artmasına ve diş eti hastalıklarının gelişmesine zemin hazırlıyor.”
Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven: “Diyabet yalnızca fiziksel sağlığı değil, aynı zamanda mental sağlığı da derinden etkileyebilen bir hastalık.”
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi ve Üsküdar Diş Hastanesi uzmanları, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla, multidisipliner bir tedavi yaklaşımı gerektiren diyabet hakkında bilgi verdi.
Diyabet birçok hastalığa neden olma potansiyeline sahip…
Diyabetin günümüzde sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “2040 yılında dünyada yaklaşık 650 milyon diyabet hastası olacağını tahmin ediliyor. Bunun dışında 320 milyon kadar da Prediyabet denilen halk arasında gizli şeker olarak bilinen diyabet hastası mevcut.” dedi.
Diyabetin birçok hastalığa neden olabilme potansiyeli nedeniyle farklı açılardan değerlendirmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıktığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Diyabet komplikasyonları başlangıç olarak dahiliye uzmanları tarafından takip edilir. Hasta Diyabetik Ketoasidoza girerse (Vücut yeterli insülin üretemediğinde gelişen, acil müdahale gerektiren ciddi bir klinik durum) Endokrinoloji uzmanından da destek alınabilir.” şeklinde konuştu.
Farklı alanların eş zamanlı takibi gerekebilir…
Diyabetin uzun dönemde hastalarda böbrek yetmezliğine neden olabileceğine değinen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu nedenle Nefroloji hekiminin takibi de gerekir. Diyabet hastalıklarında sıklıkla Hipertansiyon, Ateroskleroz gibi rahatsızlıklar görülür ve Kardiyoloji uzmanından destek almak gerekir. Ayrıca diyabet göz sinirlerini, göz damarlarını etkiler. Körlüğün en yaygın nedeni diyabet olduğu için hastaların göz doktoru takibinde olması da gerekir.” dedi.
Prof. Dr. Aytaç Atamer, diyabet hastalarının başka hangi alanların takibinde olması gerektiği ile ilgili şunları söyledi:
“Diyabet sinir sistemini de etkilediğinden Diyabetik Nöropati gelişebilir. Bu nedenle Nöroloji uzmanından destek almakta fayda vardır. Diyabetli bireylerde Diyabetik Ayak denilen ayak yaraları oluşabilir. Bu yaraların çok sıkı bir şekilde takip edilmesi ve bakımının yara bakım uzmanları tarafından yapılması gerekir. Zira bu yaralar nedeniyle kangren oluşabilir. Bu noktada Kalp Damar Cerrahisinin de takibi gerekir. Bazı ileri vakalar ampütasyona gidebileceği için Ortopedi uzmanları ve Kardiyovasküler Cerrahi uzmanları da sürece dahil olur. Diyabetik Ayak sonucunda bazen deri nakilleri de gerekebildiğinden Plastik Cerrahi uzmanlarının da desteğine başvurulabilir. Diyabetli hastalarda psikiyatrik sorunlar da görülebilir. Bu noktada psikiyatri uzmanlarından destek alınmalı.”
Düzenli takip ile hastalar sağlıklı bir hayat sürebilir
Diyabetin neden olabileceği komplikasyonların önlenmesi için yapılması gereken en önemli şeyin hastanın şekerini son derece iyi bir şekilde takip etmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “3 aylık kan şekeri takibi dediğimiz Hemoglobin A1c testleri düzenli yapılmalı ve kişi yılda bir kez göz doktoru muayenesine gitmeli. Ayrıca hastalarının diyeti de son derece önemli. Diyetisyenden yardım alarak doğru bir beslenme düzeni oluşturabilirler. Hastalar düzenli olarak takiplerini yaptırır ve dikkat etmesi gereken noktalara uyum sağlarlarsa komplikasyonları önleyebilir ve sağlıklı bir hayat sürebilirler.” açıklamasını yaptı.
Diyabet tedavisinde doğru beslenme ilaçlar kadar önemli
Son yıllarda diyabet tedavisinde birçok yeni ilaç ve cerrahi girişimlerin yer aldığını dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, buna rağmen değişmeyen tek şeyin beslenme ve fiziksel aktivitenin önemi olduğunu söyledi.
Doğru beslenmenin, diyabet tedavisinde en az ilaçlar kadar önemli olduğunu vurgulayan Hülya Yiğit, “Yıllar boyunca diyabet tedavisinde birçok farklı diyet önerildi. Özellikle tip 2 diyabeti önlemede en etkili ve bilimsel olarak kanıtlanmış beslenme modeli Akdeniz tipi beslenmedir. Akdeniz tipi beslenmede diyet lifinden zengin renkli sebze ve meyvelerin, kurubaklagillerin, kuruyemişlerin, yulaf, çavdar gibi tam tahılların tüketimi sıklıkla, az yağlı süt ve yoğurt ürünlerinin tüketimi orta düzeyde, doymuş yağlar ve kırmızı etin tüketimi ise daha az sıklıkla önerilir.” dedi.
Beslenme programları kişiye göre, diyetisyen tarafından düzenlenmeli
Diyabetik bireylerin beslenmesinde ana öğünlerde karbonhidrat ve protein içeriğinin dengeli olması gerektiğini aktaran Hülya Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çoğu diyabetli birey pilav, makarnayı daha az tüketmesi gerektiğini bilir ancak atıştırmalıklara dikkat etmez. Galetalar, kepekli bisküviler, şekersiz adı altında tatlandırıcı eklenmiş yiyecekler ve şekersiz içecekler de kan şekeri dengesini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca büyük porsiyonlarda tüketilen kırmızı etin de kan şekerini etkileyebileceği unutulmamalı.
Son zamanlarda özellikle tip 2 diyabetin beslenme tedavisinde aralıklı açlık diyetlerinin de yararlı etkileri olduğu görüldü. Ancak bu diyet yöntemlerinin bazı riskleri olduğu dikkate alınmalı. Özellikle diyabetik bireylerde diyetisyen ve doktor kontrolünde uygulanması gerektiği unutulmamalı. Diyabetli bireylerin beslenme programları; vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyoekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından düzenlenmeli.”
Diyabetli bireylerde diş eti iltihapları daha sık görülüyor
Kan şekeri düzeyinin yüksek olmasının ağızdaki bakterilerin artmasına ve diş eti hastalıklarının gelişmesine zemin hazırladığına dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, “Aynı zamanda, diyabetli bireylerde tükürük akışında azalma olabilir ve bu da ağız kuruluğu sorununa yol açarak, diş çürümesi ve diş eti hastalıkları riskini artırır.” dedi.
Diyabetli bireylerde en yaygın görülen ağız ve diş sağlığı sorunlarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, şunları söyledi:
“Diyabetli bireylerde diş eti iltihapları daha sık görülür ve kan şekeri kontrolü iyi olmayan hastalarda bu durum ilerleyerek diş kaybı, kemik kaybı gibi komplikasyonlara yol açabilir. Özellikle ağız içi mantar enfeksiyonları, diyabetli bireylerde sık görülür. Yüksek kan şekeri seviyeleri ağız içi mantar gelişimini destekleyebilir. Ayrıca, ağızdaki iltihaplı bir durum, diyabet kontrolünü zorlaştırarak kan şekeri seviyelerinin daha da yükselmesine neden olabilir. Bu durum, genel sağlığı olumsuz etkileyebilir ve diyabetin komplikasyonlarının artmasına yol açabilir.”
Kan şekeri kontrolü, ağız içi enfeksiyonları önlemeye de yardımcı oluyor
Diyabetli bireylerin ağız hijyenine dikkat etmesinin, kan şekeri kontrolü üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe diyabetli bireylere şu önerilerde bulundu:
“Dişlerin günde en az iki kez fırçalanması ve diş ipi kullanımı önemli bir adım. Diyabetli bireylerin altı ayda bir diş hekimine görünmeleri, ağız sağlığındaki problemleri erken tespit etmeye yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğneme veya su tüketimini arttırarak ağız kuruluğunun önlenmesi hedeflenebilir. Sigara, diş eti hastalıklarını artıran önemli bir faktördür. Diyabetli bireylerin ağız sağlığını korumak için sigaradan uzak durmaları önerilir. İyi bir kan şekeri kontrolü, ağız sağlığını korumak için gereklidir. Diyabetli bireylerin beslenme ve yaşam tarzlarına dikkat ederek kan şekeri seviyelerini dengede tutmaları ağız içi enfeksiyonları önlemede destek olur.”
Diyabetin neden olduğu potansiyel sağlık tehditleri stres ve kaygıya neden olabiliyor
Diyabetin yalnızca fiziksel sağlığı değil, aynı zamanda mental sağlığı da derinden etkileyebilen bir hastalık olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Diyabetli bireyler, günlük kan şekeri takibi ve tedavi süreçlerine sürekli uyum sağlamak zorunda olduklarından, bu durum sıklıkla stres ve kaygı yaratabilir.” dedi.
Kan şekeri düzeylerinin ani yükselmesi veya düşmesinin ciddi sonuçlara neden olabileceğinden bu durumun da hastaların kaygı düzeylerini artırabildiğini dile getiren Sena Kalaz Güven, “Bu tür belirsizlikler ve potansiyel sağlık tehditleri, kişinin günlük yaşamını ve işlevselliğini olumsuz etkileyebilir. Diyabet yönetimiyle ilgili yaşanan zorluklar, uzun süreli tedaviye uyum sağlama, diyet kısıtlamaları, yaşam tarzı değişiklikleri yapma zorunluluğu, insülin enjeksiyonlarının ciltte iz bırakması veya kilo alımına yol açması gibi durumlar bireylerin bedensel imajını ve özsaygısını olumsuz etkileyebilir, depresyon riskini önemli ölçüde artırabilir ve duygusal olarak tükenmiş hissettirebilir.” şeklinde konuştu.
Psikolojik yükler, diyabetin yönetimini karmaşık hale getirebilir
Diyabetin uzun vadeli etkilerinin bilişsel fonksiyonları da olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Özellikle kan şekeri seviyelerinin dalgalanması, dikkat eksikliği, bellek sorunları ve zihinsel bulanıklığa neden olabilir. Bu tür bilişsel zorluklar, hastaların günlük görevleri yerine getirme kabiliyetlerini zorlaştırabilir.” dedi.
“Tüm bu psikolojik yükler, diyabetin yönetimini daha karmaşık hale getirebilir ve hastaların profesyonel psikolojik destek almasını gerektirebilir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven sözlerini şöyle tamamladı:
“Bilişsel davranışçı terapi (BDT), bireysel psikoterapi, destek grupları, motivasyonel görüşme ve aile terapisini içerebilen psikolojik destek seçenekleri diyabetli bireylerin duygusal ve psikolojik zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olabilir, tedaviye uyumlarını artırabilir ve yaşam kalitelerini iyileştirebilir. Diyabet hastalarına yönelik terapi ve danışmanlık hizmetlerinde, hastaların fiziksel ve psikolojik zorlukları bir bütün olarak ele alınmalıdır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Potansiyel riskleri nedeniyle diyabet tedavisi çok yönlü ele alınmalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Diyabet, insülinin yeterli üretilememesi, etkisinin zayıf olması ya da her iki durumun bir arada bulunması nedeniyle vücutta kan şekeri dengesinin bozulduğu bir metabolik bozukluktur. Bu süreç, genetik yatkınlık, yaşam tarzı faktörleri, obezite ve çevresel etkenlerle birleşerek hastalığın gelişimini etkiler.
Tip 1 Diyabet
Tip 1 Diyabetin Belirtileri;
Tip I diyabetin semptomları hemen her zaman birdenbire ortaya çıkar.
Tip II Diyabet
Tip II Diyabetin Belirtileri
Tip II Diyabetin Nedenleri
Tıp II Diyabette Risk Faktörleri
Gestasyonel Diyabet
Gestasyonel diyabet (GD), diyabeti olmayan ancak hamilelik sırasında diyabet gelişen kadınlarda görülen bir durumdur. Genellikle gebelik sonrasında düzelir, ancak sonraki gebeliklerde yeniden ortaya çıkma riski bulunur.
Diyabetin Teşhisi
Diyetisyenin Diyabetteki Rolü Nedir?
Diyetisyenler, diyabetin yönetiminde önemli bir rol oynar ve kişiye özel beslenme planları oluşturarak kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.
Bireylerin beslenme ihtiyaçlarını değerlendirir, onlara uygun yemek planları sunar ve yaşam tarzı değişikliklerini benimsemelerine rehberlik eder.
Danışanı ile birlikte çalışarak diyet alışkanlıklarını iyileştirir, kilo kontrolünü destekler ve yeterli beslenmeyi sağlar. Bu süreç, karbonhidrat, yağ ve protein gibi makro besinlerin doğru miktarda ve zamanında tüketilmesiyle kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesini hedefler.
Diyabetli bireylerin sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlamak için beslenme düzeninin yanı sıra düzenli egzersiz yapmaları için de önerilerde bulunur.
Hangi Yiyecekler Tüketilmelidir?
Herhangi bir yiyeceği aşırı miktarda tüketmekten kaçının; sağlıklı beslenmenin temelinde denge vardır. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri doğru miktarda ve zamanında almak, hiperglisemi ve hipoglisemi risklerini azaltarak kan şekerini kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Ayrıca, bu denge hem kısa vadede hem de uzun vadede olası komplikasyonların önlenmesine veya ertelenmesine katkı sağlar.
Yağsız süt, düşük yağ içeriğine sahip olsa da kalorisi bulunmaktadır. Diyet ürünleri şekersiz olabilir, ancak bunların içinde bulunan un, yağ ya da meyve şekeri, kan şekeri ve yağ seviyelerinin kontrolü için ideal olmayabilir. Eğer porsiyonlarınızı düzgün bir şekilde kontrol edebiliyorsanız, sevdiğiniz pek çok farklı yiyeceği, dengeli bir şekilde tüketebilirsiniz.
Beslenme Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Diyabetin beslenme tedavisinin amacı, diyabetli birey için yaşam boyu sürdürülebilir ve ideal bir beslenme planı oluşturmaktır. Bu planın hedefleri şunlardır:
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Diyabetle Sağlıklı Yaşam: Riskleri Tanıyın, Sağlığınızı Koruyun! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>