?>
?>
Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, menopoz sonrası kadınlarda görülebilecek ağız ve diş sağlığı sorunları hakkında bilgi verdi.
Östrojen seviyesinin düşmesi diş eti sağlığını olumsuz etkiliyor!
Menopoz sonrası kadınlarda hormonal değişikliklerle birlikte diş sağlığı üzerine etki edebilecek birçok değişikliğin meydana gelebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Menopoz sonrası özellikle östrojen seviyelerindeki azalma ağız sağlığını etkileyen önemli bir etkendir.” dedi.
Östrojen seviyesinin düşmesinin özellikle diş etlerinin sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Diş etinde iltihap, kanama, şişlik ve hassasiyet şikayetlerinin artmasına neden olabilir. Östrojen seviyelerindeki azalma aynı zamanda tükürük üretimini azaltarak ağız kuruluğuna neden olabilir. Tükürüğün dişleri temizleyerek çürükleri engellemeye yardımcı olması gibi bir etkisi olması nedeniyle bu dönemde ağız kuruluğuna bağlı diş çürükleri daha kolay oluşabilir.” şeklinde konuştu.
Ağız hijyenine dikkat etmek menopoz sonrası dönemde çok önemli!
Menopoz sonrası dönemde diş hekimine düzenli gitmenin erken dönemde sorunların tespiti ve tedavisi açısından oldukça önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, şunları söyledi:
“Böylece diş eti hastalıkları, çürükler ve ağız kuruluğu gibi durumlar erken tespit edilebilir. Ağız kuruluğu yaşayanlar için nemlendirici ağız spreyleri veya şeker içermeyen sakızlar önerilebilir. Ayrıca, bol su içmek ağız kuruluğunu azaltabilir. Tükürük üretimini artıran ürünler veya tükürük yerine kullanılan yapay tükürük preparatları da faydalı olabilir.
Ağız hijyenine dikkat etmek bu dönemde çok önemlidir. Florürlü diş macunu kullanımı diş çürüklerinin oluşumunun önlenmesinde etkilidir. Yumuşak kıllı bir diş fırçası ve diş ipi kullanmak, plakların temizlenmesine yardımcı olur ve diş eti hastalıklarını önler. Menopoz sonrası dönemde sigara ve aşırı alkol tüketimi alışkanlıklarının sınırlanması, ağız sağlığını iyileştirebilir çünkü bu alışkanlıklar diş eti hastalıkları, ağız kuruluğu ve diş çürükleri riskini artırır.”
Menopoz sonrası artan diş eti sorunları genel sağlığı da etkileyebilir!
Menopoz sonrası kadınlarda osteoporoz riskinin de arttığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Osteoporoz, kemik yoğunluğunun azalmasına neden olur ve bu durum, çene kemiğinin zayıflamasına yol açabilir. Zayıflayan çene kemiği, dişlerin destek yapısını bozabilir ve diş kaybına neden olabilir.” dedi.
Menopoz sonrası kadınlarda diş eti hastalıkların artabileceğini yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, diş eti hastalıklarının genel sağlık üzerinde de olumsuz etkileri olabileceğini söyledi ve “Diş eti hastalıkları, sadece ağız sağlığını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda kalp hastalıkları, diyabet gibi birçok diğer hastalıkla da ilişkilendirilebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Menopoz ağız ve diş sağlığını da olumsuz etkiliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, sigara kullanımının ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkilerinden bahsetti.
Ağız kanseri riski sigara içenlerde 4-5 kat daha fazla…
Sigaranın genel sağlığa olan zararlı etkilerinin yanında ağız ve diş sağlığı üzerinde de zararlı etkileri bulunduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Sigara, içerisinde bulunan nikotin ve diğer maddeler ile ağız içerisinde toksik etkiler oluşturur. Sigara diş yüzeylerinde koyu kahverengi renklenmeler oluşmasına, dişetlerinde pigmentasyona, kötü ağız kokusuna ve ağız kanserlerine neden olabilir.” dedi.
Yapılan araştırmalara göre, sigara içen bireylerin, içmeyenlere kıyasla ağız kanseri geliştirme risklerinin 4-5 kat daha fazla olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Sigara, aynı zamanda damarlarda daralmaya neden olarak dişetlerindeki kanlanmayı azaltır. Buna bağlı olarak dişeti hastalıklarının ilerlemesinin hızlanmasına, dişeti tedavilerinin iyileşmesinin gecikmesine ve yara iyileşmesinin bozulmasına neden olur.” şeklinde konuştu.
2-3 hafta boyunca geçmeyen ağız içi lezyonlara dikkat!
Sigara gibi nargile ve elektronik sigaraların kullanımının da aynı problemlere neden olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şöyle devam etti:
“Ağız kanserleri, dudak, dil, ağız tabanı, yanak, sert damak, alveolar mukoza, retromolar bölge, yumuşak damak bölgelerini kapsayan kanserleri tanımlar. Ağız içerisinde 2-3 hafta boyunca geçmeyen bir lezyonun bulunması durumunda, lezyon tedavi eden klinisyenin şüphesini uyandırmalıdır. Diş hekimleri, premalign lezyonların tespitinde, ağız kanserinin erken teşhisinde, ağız kanseri hastalarının diş tedavilerinden önceki ve sonraki süreçlerinin yönetiminde, kanseri tedavi eden uzman ile tekrarlayan veya birincil tümörlerin gözetiminde, protez uzmanıyla birlikte eksik dişlerin rehabilitasyonunda ağız kanserini yönetmek için kritik bir rol oynar.”
Sigara, tedavilerin başarısını olumsuz etkileyebiliyor!
Sigara kullanımının implant başarısını olumsuz yönde etkileyen risk faktörlerinden biri olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Sigara, kan damarlarının daralmasına bağlı olarak kanlanmayı ve dokulara kan damarları ile gelen besin ve oksijen miktarını azaltır. İmplantın kemikle olan entegrasyon sürecinin uzamasına veya bozulmasına neden olur. Aynı zamanda ağız içerisindeki bakteriyel yükün artmasına ve enfeksiyon oluşma riskinde artışa sebep olur. Hastanın sigara içtiği süre ve günde tükettiği sigara miktarı iyileşme kapasitesini etkiler. Bu nedenle implant cerrahisi planlanan hastalarda günlük tüketilen sigara miktarının azaltılması veya tamamen bırakılması tavsiye edilir.” uyarısında bulundu.
Sigaranın ağız içerisindeki restoratif materyaller üzerinde de olumsuz etkileri bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Sigara, dişeti problemlerine neden olarak restorasyon ve diş marjinleri arasındaki uyumun bozulmasına, restorasyonlar üzerinde koyu kahverengi renklenmeler oluşmasına neden olabilir. Bununla birlikte yapılan çalışmalar sigara içen bireylerde kompozit dolguların diş yüzeyleri ile olan bağlantısının daha zayıf olduğunu da göstermiştir.” açıklamasını yaptı.
Ağız kokusunu azaltmanın en iyi yolu sigarayı bırakmak…
Sigaranın, ağız kuruluğuna, diş eti hastalığına ve diş çürüklerine yol açtığını ve tüm bu durumların da ağız kokusuna neden olan bakteri üremesine katkıda bulunduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Sigaradan kaynaklanan kötü ağız kokusunu önlemek için hastaya çeşitli tavsiyeler verilebilir. Günlük ağız hijyeninin sağlanması, günde iki defa düzenli bir diş fırçalama ve günde bir defa diş ipi kullanımı kötü ağız kokusunu gidermenin en etkili yollarından biridir. Aynı zamanda fırçalama ve diş ipi kullanımı sonrasında alkolsüz ağız gargaralarının kullanımı da ağız kokusunun giderilmesinde yardımcı olur. Aynı zamanda dil temizleyiciler kullanarak dil temizliği yapılması da ağız kokusunu büyük oranda azaltır. Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğu için bol su tüketilmesi ve şekersiz sakız çiğnenmesi de ağız kokusunun giderilmesine yardımcı olur. Sigaradan kaynaklanan kötü kokuyu azaltmanın en iyi yolu tabi ki sigarayı bırakmak veya azaltmaktır.” şeklinde konuştu.
Sigarayı bırakmak, diş sağlığının zamanla geri kazanılmasını sağlayabilir…
Sigaranın neden olduğu pek çok sağlık riskini en aza indirgemek için en iyi yolun sigarayı bırakmak olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Sigara içilen süreye bağlı olarak ağız içerisinde kümülatif etkileri söz konusu olduğundan sigara bırakıldığında dokulardaki kanlanma hemen normale dönmez. Fakat zaman içerisinde dokulardaki kanlanma ve beslenme artarak sigaranın ağız içerisindeki ve diş tedavileri üzerindeki olumsuz etkilerini azaltır.” dedi.
Bu süreçte bireyin diş sağlığını tekrar kazanması için detaylı bir ağız içi muayene yapılarak ağız içerisindeki problemlerin teşhis edilmesi gerektiğini de hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Diş eti tedavileri, restoratif ve protetik tedavileri yapılabilir. Aynı zamanda sigara implant başarısını da olumsuz yönde etkilediğinden, implant cerrahisi sigaranın bırakıldığı dönemde rahatlıkla yapılabilir.” diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sigara, ağız ve diş sağlığını birçok açıdan etkiliyor! İmplant tedavisinin başarısı, sigara kullanımına bağlı… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Birtakım besinlerin görme kalitesini artırabileceğini belirten Dünyagöz Suadiye Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Filiz Kordeser, “Sağlıklı bir bedene sahip olmak düzenli ve dengeli beslenmeye bağlıdır. Yoğun tempoda göz ardı edilen yeme-içme alışkanlıklarımız ise özellikle göz sağlığına doğrudan etki ederek, tehdit oluşturabiliyor. Göz sağlığı için A, C, E vitaminleri ve beta karoten ile zenginleştirilmiş besinler tüketmek, retina ve gözün diğer bölümlerinin düzgün çalışmasına yardımcı olarak iyi ve kaliteli görüş kapılarını aralıyor” dedi. Kondeser, görme kaybına yol açan bazı göz hastalıklarına karşı beslenmenin önemi ve hayat boyu net görüş için hangi gıdaların tüketilmesi gerektiğini anlattı.
Diyabetin Önlenmesinde Erken Teşhis ve Sağlıklı Yaşam
Diyabet önlenebilir körlüklerin bir numaralı sebebidir. Kanda bulunan glikoz ve şeker oranlarının artmasıyla ortaya çıkan ciddi bir metabolik rahatsızlık olan diyabet, retina damarlarının tıkanması sonucu hücre kaybına, damar geçirgenliğinin bozulmasına ve yeni damarların oluşmasına yol açtığını belirten Dünyagöz Suadiye Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Filiz Kordeser, görme sağlığını koruyan besinleri sıraladı. “Diyabetin gelişimindeki en önemli etkenlerden birisi ise obezitedir. Diyabet hastalığının gözlerde oluşturduğu etkileri azaltmak için sağlıklı bir yaşam tarzı, dengeli beslenme ve düzenli egzersiz şart. Ayrıca, şekerli gıdalardan kaçınmak, gazlı içecekleri sınırlamak ve tatlandırıcı kullanmak gibi basit önlemler, hastalığın etkilerini yavaşlatabilir.
Diyabete karşı 9 önlemi aşağıdaki gibi sıraladı;
Glokomlu Hastalar Beslenmeye Özen Göstermeli
Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen “Glokom” hastalığı körlüğe neden olabiliyor. Göz hekimleri tarafından “sinsi” olarak ifade edilen hastalık erken teşhis edilmezse çok üzücü sonuçlar ortaya çıkıyor. Ancak son aşamalara geldiğinde fark edilebilen olabilen glokom genellikle rutin göz muayenelerinde teşhis ediliyor. Düzenli kontrol yapılmadığında fark edilmesi neredeyse imkansız olan sinsi hırsız, geri dönüşü olmayan görme kayıplarına neden oluyor. Bol sebze, meyve içeren Akdeniz tarzı diyetin glokoma karşı faydalıdır. Glokomlu hastalar kesinlikle sigaradan uzak durmalı. Günlük diyetinde, narenciye ve yeşil bitkilerde bulunan C vitamini; badem, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, fındık, ceviz gibi kuruyemişlerin yanı sıra avokado gibi bazı sebzeler ve balıkta bulunan E vitamini; tahıl ürünlerinde çokça bulunan B vitamini yer almalıdır. Yaban mersini, çilek vb. diğer kırmızı ve mor meyveler, özellikle balık yağı, keten tohumu yağı ve ceviz gibi Omega 3 ve Omega 6 içeren gıdalar, çekirdekli siyah üzüm ve bitter çikolata glokoma karşı faydalıdır.
Sarı Nokta Hastalığına Karşı Lutein ve Zeaksantin
Sarı nokta hastalığı “makula” adı verilen görme noktasında ortaya çıktığını ve merkezi görmeyi bozan bir hastalıktır. Ülkemizde oldukça sık görülmektedir. Sarı nokta hastalığı, körlükle sonuçlanabilen ciddi bir durumdur. Merkezi görme kaybı, renklerin soluk görülmesi, düz çizgilerde eğrilik görülmesi Sarı nokta hastalığının belirtilerle ortaya çıkmaktadır. Bu hastalığın önlenmesi veya ilerlemesinin yavaşlatılması için lutein ve zeaksantin gibi antioksidanlar önemli bir rol oynar. Bu maddeler, sarı nokta bölgesindeki pigmentleri artırarak hücreleri korur. Lutein ve zeaksantin içeren yiyecekler arasında havuç ve koyu yeşil yapraklı sebzeler, özellikle ıspanak, pazı gibi besinler bulunmaktadır. Ayrıca, aşırı güneş ışığına maruz kalmak ve sigara içmek sarı nokta hastalığının ilerlemesini hızlandırabilir. Bu yüzden yaz aylarında güneş gözlüğü kullanmak ve sigarayı azaltmak bu hastalıktan korunmak için oldukça önemlidir. Sarı nokta hastalığının önlenmesinde D vitamininin etkili olduğu gözlemlenmiştir. D vitamini, ceviz, badem, et ve deniz ürünlerinde bulunur. D vitamini alımını dengeli bir şekilde sağlamak, göz sağlığını korumada da faydalıdır.
Tek Başına Havuç Yeterli Değil
Göz sağlığı deyince akla ilk gelen besinin havuçtur ancak tek başına yeterli değildir. Besinlerde bulunan A vitamini ve beta karoten doğrudan göz sağlığına fayda sağlar. A vitamini deposu havucun yararlarının yanı sıra Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri ile çinko ve magnezyum gibi mineral zengini besinlerin tüketimi de ilerleyen yaşlarda görme kayıplarını önemli oranda engelliyor.
Ispanak, En Faydalı Besinlerin Başında Geliyor
Gözde oluşabilecek hasarı en aza indiren ve katarakt gibi rahatsızları önlemede yardımcı olan 6 faydalı besin arasında; özellikle kırmızı biber ve ıspanakta bulunan A vitamini gözün gece görüşünü ve direnicini artırırken, yaban mersini ve tatlı patatesin sahip olduğu C vitamini ise gözde katarakt ve makula dejenerasyonu riskini en aza indiriyor. Omega 3’ler bakımından zengin somon balığı retinanın fonksiyonunu koruyan hücre zarlarına yapısal destek sağlıyor. Tamamlayıcı besinler arasında en zengin içeriğe sahip chia tohumları ise içinde barındırdığı beta karoten, E ve C vitaminleri makula dejenerasyonunu önlemeye yardımcı oluyor.
Omega 3 Yağ Asitleri Göz Yaşı Kalitesini Artırıyor
Omega 3 yağ asitleri, özellikle EPA ve DHA, göz sağlığında önemli bir yere sahiptir. Bu yağ asitleri, göz kuruluğu tedavisinde etkili olup gözyaşının kalitesini artırarak buharlaşmasını engeller. Ayrıca, sarı nokta bölgesindeki hücreleri destekleyerek bu bölgenin sağlığını korurlar. Omega 3 yağ asitleri, ceviz ve balıkta bolca bulunur. Omega 3’ler bakımından zengin somon balığı retinanın fonksiyonunu koruyan hücre zarlarına yapısal destek sağlar. Sardalya ve uskumru gibi yağlı balıklarda yüksek miktarda DHA ve EPA yer alır.
Gece Görüşü İçin A Vitamini
A vitamini, gözün retina tabakasındaki ışığı algılayan fotoreseptör hücrelerin sağlığı için kritik öneme sahiptir. Gece görüşünü iyileştirme konusunda A vitamini büyük rol oynar. Bu vitaminin en zengin kaynakları arasında havuç, brokoli, ıspanak, peynir ve yumurta yer alır. Yaban mersini ve tatlı patatesin sahip olduğu C vitamini ise gözde katarakt ve makula dejenerasyonu riskini en aza indiriyor
C Vitamini Katarakt Oluşumunu Yavaşlatır
C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendiren ve hücre yenilenmesine yardımcı olan önemli bir antioksidandır. Ayrıca, gözdeki katarakt oluşumunu geciktirici etkisi vardır. C vitamini, özellikle narenciyeler (portakal, limon), brokoli, yeşil yapraklı sebzeler ve mavi yemişlerde (yaban mersini, kara yaban mersini) bolca bulunur. Düzenli olarak C vitamini almak göz sağlığını koruyarak katarakt riskini azaltabilir.
Retinanın Korumasında E Vitamini ve Çinko
E vitamini, göz sağlığını korumada önemli bir antioksidandır. Özellikle retina hastalıklarında koruyucu rol oynar. E vitamini, fıstık, avokado, ıspanak ve brokoli gibi yiyeceklerde bulunur. Yeterli E vitamini alımı, gözdeki oksidatif hasarı önleyerek retina sağlığını destekler.
Çinko ise retinanın pigment yapısında önemli bir rol oynar. Bu mineral, görme fonksiyonlarını destekler ve göz sağlığını korur. Çinko, deniz ürünleri, et ve fıstık gibi kuruyemişlerde bulunur. Çinko eksikliği görme kaybına yol açabileceğinden, yeterli miktarda çinko almak göz sağlığı için kritik öneme sahiptir” diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bu Besinler Görme Sağlığını Koruyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Gamze Kavuncu, diş eti sağlığını korumak için yapılması gerekenlerle ilgili tavsiyelerde bulundu.
Diş etinin dişleri tutan çene kemiğini örten ve dişleri destekleyen yumuşak doku olduğunu kaydeden Kavuncu, “Diş ve ağız sağlığını, diş eti sağlığından ayrı düşünmek mümkün değildir. Diş eti hastalıkları, sıklıkla kronik iltihabi süreçlerle ilerlemektedir” dedi.
Diş eti sağlığını korumak için alınabilecek önlemlere işaret eden Kavuncu, bunları düzenli fırçalama, diş ipi veya arayüz fırçası kullanma, düzenli diş hekimi kontrolü, sigara ve alkol tüketiminden kaçınma olarak sıraladı.
Düzenli fırçalama: Günde en az iki kez diş fırçalamak gereklidir. Fırçalama sırasında diş fırçası diş ve dişeti birleşimine 45 derece açıyla yerleştirilerek, dairesel hareketler kullanılmalı ve ardından dişetinden dişe doğru (pembeden beyaza) süpürme hareketiyle fırçalama sonlandırılmalıdır. Fırçalama süresi 2 dakikadan az olmamalıdır. Diş macunu, diş fırçası kuru iken fırçaya nohut büyüklüğünde uygulanmalıdır. Fırçalama sırasında, dişlerin iç kısımları ve çiğneme yüzeylerinin de fırçalanmasına dikkat edilmelidir.
Diş ipi veya arayüz fırçası kullanımı: Sadece fırçalama ağız hijyeninin sağlanması için yeterli değildir. Dişlerin ara yüzeylerinin de plak birikim alanları olduğu unutulmamalıdır. Diş aralarının temizlenmesi, diş eti sağlığı kadar çürük oluşumunun önlenmesi açısından da önem arz etmektedir.
Bu amaçla diş aralarının temizlenmesi için kişiye özel olarak diş ipi veya arayüz fırçası kullanımı günde en az bir kez, ideal olarak akşamları yatmadan önce önerilir. Diş ipi, düzgün dizilimli veya sıkı dizilimli diş aralarını temizlemek için önerilirken; arayüz fırçası dişlerin aralıklı olduğu veya daha önceden geçirilmiş dişeti hastalığı durumlarında uygun ebatta arayüz fırçası seçilerek kullanılması etkin ara yüz temizliği sağlar.
Diş ipi kullanırken nelere dikkat edilmeli?
Doğru diş ipi seçimi: Diş ipi seçerken, ihtiyaçlarınıza uygun bir tür seçmeye özen gösterin. İnce, balmumu diş ipleri dar aralıklar için idealdir, daha kalın veya dokulu ipler ise geniş aralıklar için daha etkilidir.
Uygun uzunlukta kesim: Yaklaşık 30-45 cm (yaklaşık bir cetvel boyu) uzunluğunda bir diş ipi kesin. Bu, diş ipini her kullanımda temiz bir bölümünü kullanmanızı sağlar.
İpi parmaklarınıza sarın: Diş ipini, orta parmaklarınızın etrafına sarın ve sadece 2-3 cm’lik bir kısmını gerin. İpi germe işlemini baş ve işaret parmaklarınızı kullanarak yapabilirsiniz.
İpi dişler arasına yerleştirme: İpi, dişlerinizin arasından nazikçe kaydırın. İpi zorlamadan, yavaşça dişlerinizin arasına sokun.
Her diş için temiz bir bölüm kullanın: Dişlerinizin her birini temizledikçe, kullandığınız ipi ilerletin ve temiz bir kısmını kullanmaya devam edin.
Arayüz fırçası kimler için uygundur?
Arayüz fırçası (interdental fırça), dişler arasındaki boşlukları temizlemek için tasarlanmış bir ağız bakım aracıdır. Bu fırçalar, özellikle diş telleri olanlar veya dişler arası daha geniş boşlukları olan kişiler için oldukça faydalıdır.
Arayüz fırçası kullanımında nelere dikkat edilmelidir?
Doğru boyutu seçme: Arayüz fırçaları çeşitli boyutlarda gelir, bu yüzden dişlerinizin arasına uygun boyutta bir fırça seçmek önemlidir. Çok büyük bir fırça diş etlerinize zarar verebilir, çok küçük olanı ise yeterince temizleme yapmayabilir.
Fırçayı hazırlama: Arayüz fırçası genellikle bükülebilir bir yapıdadır, kullanımınıza uygun şekilde fırça bükülerek kullanım rahatlığı sağlanmalıdır.
Fırçayı yerleştirme: Fırçayı dişlerinizin arasına nazikçe yerleştirilir. Fırça dişler arasından rahatça geçmelidir; zorlanıyorsa boyutu büyük olabilir.
Nazikçe fırçalama: Fırçayı dişlerinizin arasında ileri geri hareket ettirilir. Fırçayı her iki dişin yüzeyine de temas ettirmeye çalışmak gerekir.
Her kullanımdan sonra temizleme: Fırçayı her kullanımdan sonra suyla iyice yıkayın. Fırçanın temiz ve kuru kalmasına özen gösterilmelidir.
Düzenli değiştirme: Arayüz fırçası, zamanla yıpranabilir. Fırçanın başlığı eğilmiş, aşınmış veya hasar görmüşse yeni bir başlıkla değiştirilmelidir.
Diş hekiminizi düzenli ziyaret edin
Dr. Öğretim Üyesi Gamze Kavuncu, diş eti sağlığının korunmasında düzenli diş hekimi ziyaretlerinin önemli olduğunu vurgulayarak “Diş hekiminizi düzenli olarak ziyaret ederek profesyonel diş temizliği yaptırmak, diş taşı temizliği ve muayene ile olası problemlerin erken teşhisini sağlar” dedi.
Sigara kullanımının diş eti hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Kavuncu, “Sigara ve alkol tüketiminden kaçınılmalıdır. Bu alışkanlıklardan kaçınmak genel ağız sağlığınız için önemlidir” diye konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Diş eti sağlığını korumada bu önlemler etkili oluyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Araştırma, kuruyemiş tüketiminin, farklı sağlık durumlarına sahip yetişkinlerde kan lipidleri üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini iyi bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu bulgular, kardiyovasküler hastalıkların yanı sıra aşırı kilo/obezite, hipertansiyon ve dislipidemi gibi sağlık durumlarının önlenmesi ve tedavisi açısından önemli olabilir.
Badem, Brezilya fıstığı, kaju, fındık, makademya, pekan cevizi, çam fıstığı, antep fıstığı, ceviz ve yer fıstığı gibi çeşitli kuruyemişlerin kan lipid sonuçları üzerindeki etkisini değerlendiren 113 çalışma analiz edildi.
Ortalama günlük doz, günde 45,5 gram kuruyemiş olarak belirlendi ve bu doz kuruyemiş tüketmeyen bir grup ile karşılaştırıldı.
Bulgular, genel olarak kuruyemiş tüketiminin toplam kolesterol ve LDL (kötü) kolesterolde, trigliseritler ve apolipoprotein B’de ise orta düzeyde düşüşler sağladığını gösterdi.
Araştırmacılar kuruyemiş tüketiminin yetişkinlerde kan lipidlerini olumlu yönde etkileyerek kardiyovasküler riskin azaltılmasına katkı sağladığını açıkladı.
İspanya’daki Rovira i Virgili Üniversitesi’nden Prof. Jordi Salas-Salvadó, “Son çalışmalar, kuruyemişlerin kardiyovasküler sağlık üzerindeki faydalarına dair güçlü kanıtlar olduğunu ortaya koydu.” şeklinde yorum yaptı.
Toronto Metropolitan Üniversitesi’nden Dr. Stephanie Nishi ise şunları ekledi: “Bu bulgu, kuruyemişlerin sağlık açısından güçlü bir besin kaynağı olduğunu vurguluyor. Kuruyemişler, vitaminler, mineraller, lif ve sağlıklı yağların güçlü bir kombinasyonunu sunarak sağlıklı bir diyetin parçası olarak taşınabilir, doyurucu ve pratik bir atıştırmalık ya da ara öğün oluşturuyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kuruyemişler Kalp ve Damar Sağlığını Koruyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Bu kapsamda bilinçli antibiyotik kullanımının önemine dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve hatta bazen imkansız bile olabilir.” dedi. COVID-19 pandemisiyle antibiyotik direncinin önemli ölçüde arttığının düşünüldüğüne değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren tek sağlık sorunudur. Bu sorunun ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması geleceğimiz için büyük önem taşıyor.” uyarısını yaptı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, her yıl 18-24 Kasım tarihlerinde kutlanan ‘Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası’ kapsamında bilinçli antibiyotik kullanmanın önemine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi imkansız olabilir!
İlaçların belirli bir dozda oluşturduğu etkinin, aynı dozda tekrarlayan kullanımlarından sonra azalması veya aynı etkiyi oluşturmak için daha yüksek dozda kullanılmaları gerekliliğinin antibiyotik direnci olarak tanımlandığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotik direnci kısaca ilaç etkisine karşı direnç gelişimi demektir. Antibiyotikler bugüne kadar milyonlarca hayat kurtarmış olup tıpta devrim niteliği taşır. Ancak her antibiyotik kullanımı, antibiyotik direncinin gelişmesine de katkı sağlayabilir.” dedi.
Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisinin zor ve hatta bazen imkansız olabildiğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotiğe dirençli mikroorganizmalar toplumda, sağlık kurumlarında ve çevrede (toprak ve su da dahil olmak üzere) çeşitli ortamlara hızla yayılabilir. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren ‘tek’ sağlık sorunudur.” açıklamasını yaptı.
Sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren bir sorun!
Antibiyotik direncinin tüm dünyayı ve sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren, çok önemli bir sağlık sorunu olduğuna vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Günümüz teknolojik ve ekonomik koşullarının yardımıyla uluslararası seyahat sıklığının artmasının bir sonucu olarak, dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan antibiyotik direnci sorunu çok kısa süre içinde tüm dünyayı kapsayan bir boyuta ulaşabiliyor. Bu nedenle, ulusal düzenlemeler ve çalışmalar, dünya genelinde antibiyotik direncinin kontrol altına alınmasında kilit rol oynar. Ancak başarıya ulaşmak için tüm ulusal programların aynı başarı seviyesine ulaşmaları gerekir.” şeklinde konuştu.
COVID-19 pandemisinin antibiyotik direncini önemli ölçüde arttığı düşünülüyor
Son dönemlerde tedavi alanına giren yeni antibiyotiklerin sayısının oldukça az ve direnç konusundaki sorunları çözme beklentisini tam olarak karşılayamadığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Artık geçmişte olduğu gibi yeni bir antibiyotiğin kullanımı sonunda direnç gelişmesi ve yeni diğer bir antibiyotiğin tedavi alanına girmesi ve tekrar buna da direnç gelişmesi sonucu bir diğer yeni antibiyotiğin devreye girmesi dönemi kapandı. Elimizde kalan antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmamız yani iyi yönetmemiz gereken bir dönemdeyiz.” değerlendirmesini yaptı.
Dr. Dilek Leyla Mamçu ayrıca, COVID-19 pandemisi başlarında geniş spektrumlu antibiyotiklerin aşırı ve yanlış kullanımı sonucu dünya çapında antimikrobiyal direnç oranlarının önemli ölçüde arttığının düşünüldüğünü söyledi.
Akılcı antibiyotik kullanımı nasıl olmalı?
“İdeal antibiyotik kullanımı için, doğru tanı sonrası doğru antibiyotik en uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla, uygun süreyle verilmelidir.” diyen Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalı. Tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur.”
Sorun ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınmalı
Antimikrobiyallere direncin önlenmesi veya azaltılmasında tüm antibiyotik kullanım alanları (tıp, veterinerlik ve tarım) için ortak geliştirilmiş ulusal antibiyotik politikaları yanında enfeksiyon kontrol tedbirlerinin uygulanmasının esas olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ülkemizde antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesi bu anlamda çok önemli bir yarar sağladı.” dedi.
Hem hastaların, hem sağlık kurumlarının hem de hayvan yetiştiricileri ve tarımla uğraşanların antibiyotik kullanımı konusunda bilinçli davranmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sorunun ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması geleceğimiz için büyük önem taşıyor. Antibiyotik yönetimi tek başına çözüm olarak kabul edilmemeli, bu stratejilerle birlikte enfeksiyon kontrol önlemleri ödün verilmeksizin uygulanmalı. Hastanelerdeki antibiyotik yönetimi, toplumdaki antibiyotik kullanımı ve toplumdaki direnç sorunu birlikte ele alınmalı.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İnsan, hayvan ve çevre sağlığını içeren ‘tek’ sağlık sorunu: Antibiyotik direnci yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ağız ve diş sağlığı bilincinin küçük yaşlarda kazanılması konusunda ailelere büyük görevler düştüğünü hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Klinik Koordinatörü Dt. Arzu Tekkeli, “İlk eğitim evde ve ailede başlar. Diş fırçalamayı teşvik için bazı oyunlar geliştirilebilir, örneğin çocuğun önüne kum saati konarak kum bitene kadar fırçalaması istenebilir. Çocuk küçük yaşlarda ve henüz bir diş problemi yaşamamışken diş hekimi ile tanıştırılmalı, korku gelişmemesi için ilk muayene tamamen sohbet ve oyun ile ilerlemeli” diye konuştu.
Dt. Arzu Tekkeli, “Son teknoloji cihazların kullanıldığı, anestezi yöntemlerinin ve ilaçlarının çok daha efektif olduğu günümüz şartlarında hastaların diş hekimlerinden korkmasını gerektirecek hiçbir sebep kalmadı” açıklamasında bulundu.
Dişleri beyazlatmak ve temizlemek için macun dışında ürün kullanılmamalı
Ağız bakımı sırasının; diş ipi kullanımı, diş fırçalama ve gargara olarak ilerlemesi gerektiğini paylaşan Dt. Arzu Tekkeli, “Dişleri beyazlatmak ya da temizlemek için Macun dışında farklı ürünler kullanılmasını önermiyoruz. Çünkü bu tarz ürünler dişlerimizin çizilmesine sebep olur ve bu da dişlerimizin daha hızlı lekelenmesi sonucunu doğurur” dedi.
En yaygın görülen ağız içi problemlerinden biri diş çürüğü
En yaygın görülen ağız içi problemlerinin diş çürüğü ve diş taşı varlığı, dişeti kanaması, ağız kokusu gibi diş eti hastalıkları olduğunu söyleyen Dt. Arzu Tekkeli, “Bu sorunların tümü eksik ağız bakımı sonucu oluşur. 6 ayda bir yapılacak diş hekimi kontrolleri ile bu sorunlar en aza indirilebilir” uyarısında bulundu.
Tedavi edilmeyen diş çürükleri sinüzit ve diyabete yol açabilir
Tedavi edilmeyen ağız içi hastalıklarının sebep olduğu bazı problemler olduğunu, bunların başında ise diş kökü enfeksiyonlarının geldiğini vurgulayan Dt. Arzu Tekkeli, “Bu enfeksiyonlar diş kökleri vasıtasıyla vücudun farklı alanlarına yayılabilir ve ciddi sorunlara yol açabilir. Yine aynı şekilde tedavi edilmemiş çürükler sinüzit, şeker hastalığı, bademcik iltihabı, romatizmal hastalıklar ve çene kemiklerinde erime gibi sonuçlar doğurabilir. Bunun yanında, kalp ve böbrek yetmezliği, şeker ve ülser gibi sistemik hastalıkların ağız sağlığı ile direkt bağlantısı vardır” şeklinde konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kürdan alışkanlığı diş sağlığını bozabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Avrupa Bölgesi’nde en az 64 milyon yetişkin ve yaklaşık 300.000 çocuk ve ergenin diyabetle yaşadığı tahmin ediliyor. Diyabetle yaşayan her 3 kişiden 1’i tanı konmamış durumda hayatına devam ediyor.
Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen diyabet hastalığının, yalnızca kan şekerinin düzenlenmesiyle ilgili bir sorun olmadığını belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Diyabet, göz sağlığını tehdit eden birçok komplikasyona yol açabilir. Gözler üzerindeki bu etkileri bilmek ve önlem almak, görme kaybını önlemenin anahtarıdır. Gençlerde ergenlik çağından itibaren ve 30 yaşın sonrasında diyabet teşhisi konulan hastaların mutlaka göz muayeneleri yapılmalı. Diyabetik retinopatinin meydana gelmesinde rol oynayan risk faktörlerinin başında, şeker hastalığının süresi geliyor. Diyabet tanısının sonrasındaki ilk 10 yıllık süreçte retinopati görülme sıklığı oldukça yüksek. Diğer faktörler arasında gebelik, hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği ve böbrek hastalıkları bulunuyor. Hastalığın önlenmesi konusunda kan şekeri kontrollerinin yapılması ve kan şekerinin düzenli bir seyri olduğundan emin olmak oldukça önemlidir” dedi.
Kalıcı göz kaybına sebep olabilir!
Diyabetin kalıcı göz kaybına sebep olabileceğini belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, etkilerini şöyle sıraladı; “Diyabetin en yaygın göz komplikasyonlarından biri olan diyabetik retinopati, retinada yer alan kan damarlarının zarar görmesiyle ortaya çıkar. Bu hasar kan sızması, sıvı birikmesi ve yeni anormal damarların oluşmasına yol açabilir. Erken dönemde belirti vermese de, ilerledikçe bulanık görme, görme alanında lekeler ve hatta kalıcı görme kaybına neden olabilir.
Maküla, merkezi görmeden sorumlu olan retinanın bir parçasıdır. Diyabetik maküla ödemi, makülanın şişmesi ve sıvı birikmesi ile karakterizedir. Bu durum, özellikle okuma ve yakın mesafe işlerinde görme yetisini olumsuz etkiler.
Diyabetik bireylerde katarakt gelişme riski daha yüksektir. Katarakt, göz merceğinin bulanıklaşması ile yakın ve uzak görme bozulur. Erken yaşlarda katarakt gelişimi, diyabet hastalarında yaygın olarak görülür.
Diyabet, gözdeki basıncın artmasına ve glokom adı verilen bir hastalığa yol açabilir. Glokom, göz sinirine zarar vererek kalıcı görme kaybına neden olabilir. Diyabet hastalarında glokom riski, genel popülasyona göre daha yüksektir.”
Göz sağlığınızı korumak için ipuçları
14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde, tüm diyabetli bireyleri göz sağlığına özen göstermeye ve gerekli önlemleri almaya davet eden Dünyagöz Etier Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Kan şekerinin düzenli olarak kontrol edilmesi, diyabetin göz üzerindeki etkilerini minimize etmek için önemlidir. Hemoglobin A1c seviyesini takip ederek uzun vadeli kan şekeri kontrolü sağlanabilir. Diyabetik bireyler, yılda en az bir kez detaylı göz muayenesine gitmelidir. Erken teşhis edilen göz komplikasyonları, tedavi edilebilir ve ciddi görme kaybı önlenebilir. Diyabetin göz komplikasyonları üzerinde olumsuz etkisi olan yüksek kan basıncı ve kolesterol seviyeleri, düzenli olarak kontrol edilmelidir. Düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek ve tütün kullanımını bırakmak, göz sağlığını koruma açısından hayati önem taşır.
Diyabet, göz sağlığını ciddi şekilde tehdit eden bir hastalıktır. Ancak, erken tanı ve düzenli takip ile bu komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır; göz sağlığınızı ihmal etmeyin” diyerek göz sağlığını korumak için ipuçları paylaştı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Diyabet Göz Sağlığını da Etkiliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Avrupa Bölgesi’nde en az 64 milyon yetişkin ve yaklaşık 300.000 çocuk ve ergenin diyabetle yaşadığı tahmin ediliyor. Diyabetle yaşayan her 3 kişiden 1’i tanı konmamış durumda hayatına devam ediyor.
Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen diyabet hastalığının, yalnızca kan şekerinin düzenlenmesiyle ilgili bir sorun olmadığını belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Diyabet, göz sağlığını tehdit eden birçok komplikasyona yol açabilir. Gözler üzerindeki bu etkileri bilmek ve önlem almak, görme kaybını önlemenin anahtarıdır. Gençlerde ergenlik çağından itibaren ve 30 yaşın sonrasında diyabet teşhisi konulan hastaların mutlaka göz muayeneleri yapılmalı. Diyabetik retinopatinin meydana gelmesinde rol oynayan risk faktörlerinin başında, şeker hastalığının süresi geliyor. Diyabet tanısının sonrasındaki ilk 10 yıllık süreçte retinopati görülme sıklığı oldukça yüksek. Diğer faktörler arasında gebelik, hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği ve böbrek hastalıkları bulunuyor. Hastalığın önlenmesi konusunda kan şekeri kontrollerinin yapılması ve kan şekerinin düzenli bir seyri olduğundan emin olmak oldukça önemlidir” dedi.
Kalıcı göz kaybına sebep olabilir!
Diyabetin kalıcı göz kaybına sebep olabileceğini belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, etkilerini şöyle sıraladı; “Diyabetin en yaygın göz komplikasyonlarından biri olan diyabetik retinopati, retinada yer alan kan damarlarının zarar görmesiyle ortaya çıkar. Bu hasar kan sızması, sıvı birikmesi ve yeni anormal damarların oluşmasına yol açabilir. Erken dönemde belirti vermese de, ilerledikçe bulanık görme, görme alanında lekeler ve hatta kalıcı görme kaybına neden olabilir.
Maküla, merkezi görmeden sorumlu olan retinanın bir parçasıdır. Diyabetik maküla ödemi, makülanın şişmesi ve sıvı birikmesi ile karakterizedir. Bu durum, özellikle okuma ve yakın mesafe işlerinde görme yetisini olumsuz etkiler.
Diyabetik bireylerde katarakt gelişme riski daha yüksektir. Katarakt, göz merceğinin bulanıklaşması ile yakın ve uzak görme bozulur. Erken yaşlarda katarakt gelişimi, diyabet hastalarında yaygın olarak görülür.
Diyabet, gözdeki basıncın artmasına ve glokom adı verilen bir hastalığa yol açabilir. Glokom, göz sinirine zarar vererek kalıcı görme kaybına neden olabilir. Diyabet hastalarında glokom riski, genel popülasyona göre daha yüksektir.”
Göz sağlığınızı korumak için ipuçları
14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde, tüm diyabetli bireyleri göz sağlığına özen göstermeye ve gerekli önlemleri almaya davet eden Dünyagöz Etier Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Kan şekerinin düzenli olarak kontrol edilmesi, diyabetin göz üzerindeki etkilerini minimize etmek için önemlidir. Hemoglobin A1c seviyesini takip ederek uzun vadeli kan şekeri kontrolü sağlanabilir. Diyabetik bireyler, yılda en az bir kez detaylı göz muayenesine gitmelidir. Erken teşhis edilen göz komplikasyonları, tedavi edilebilir ve ciddi görme kaybı önlenebilir. Diyabetin göz komplikasyonları üzerinde olumsuz etkisi olan yüksek kan basıncı ve kolesterol seviyeleri, düzenli olarak kontrol edilmelidir. Düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek ve tütün kullanımını bırakmak, göz sağlığını koruma açısından hayati önem taşır.
Diyabet, göz sağlığını ciddi şekilde tehdit eden bir hastalıktır. Ancak, erken tanı ve düzenli takip ile bu komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır; göz sağlığınızı ihmal etmeyin” diyerek göz sağlığını korumak için ipuçları paylaştı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Diyabet Göz Sağlığını da Etkiliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kış sebze ve meyvelerinin birçoğunun yapısında da bulunan kalsiyum, bağışıklık sisteminin işlevinin yürütülmesinde rol alırken; aynı zamanda dişlerin güçlenmesine ve diş eti sağlığının idame ettirilebilmesinde katkı sağladığını söyleyen Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Portakal, kış mevsiminde çocukların severek tükettiği meyvelerden biridir ve kalsiyum içeriği açısından zengindir. Diş sağlığı yönünden baktığımız zaman, kalsiyum diş dokuları için gerekli iken, fruktoz dediğimiz meyve şekeri çürük riskini arttırması nedeniyle dikkat edilmesi gereken bir faktör olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle portakal mutlaka yenilerek tüketilmeli, mümkün olduğu kadar portakal suyu tüketiminden uzak durulmalıdır. Aynı şekilde, incir kalsiyumdan zengin bir meyvedir; mevsim itibari ile kuru incir olarak tüketilebilir. Şeker içeriği ve yapışkan özellikte olmasının çocuklarda çürük riskini arttırabileceği göz önünde bulundurularak, mutlaka tüketiminden sonra bolca su içilmeli veya dişler fırçalanmalıdır. Balkabağı da kalsiyumdan zengin bir kış meyvesi olarak bilinir; ancak çorba, mücver, püre gibi çocukların da hoşuna gidecek farklı tariflerle hazırlanabilir.” dedi.
Bu sebzeler kalsiyum deposu
“Karalahana, ıspanak, brokoli ve pazı kış mevsiminin kalsiyum deposu olarak öne çıkan sebzelerindendir.” İfadelerini kullanan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Fasulye, mercimek ve nohut yemekleri kış sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alır ve içerdikleri kalsiyum değerleri yüksek oranlardadır. Bunların yanısıra, çocukların severek tüketecekleri bir kalsiyum kaynağı olarak tatlı patatesi de atlamayalım; ancak patatesteki nişasta içeriğinin çürük aktivitesini arttıracağını hatırlatarak, tüketiminin mutlaka sınırlı tutulması gerektiğini belirteyim.” açıklamasında bulundu.
Yoğurda katılarak tüketilmeli
Chia ve keten tohumunun kalsiyumdan zengin olmasının yanı sıra bağışıklık sistemini de aktive edebileceğini söyleyen Dt.Nurgül Demir “Hastalıklara karşı vücut direncinin arttırılmasını da sağlar. Ev yapımı veya üretim aşamalarından emin olunan ve katkı maddesi içermeyen yoğurtlara karıştırılarak, mevsim meyveleri ile tatlandırılarak yapılan pudingler gibi çocukların sevebileceği şekillerde tüketilebilir. Yoğurt da yüksek oranda kalsiyum içerir ve zengin probiyotik içeriğiyle bağışıklık sistemini güçlendiren besinlerin başında gelir. Covid pandemisi döneminde, tıp hekimlerinin de her öğünde mutlaka yoğurt tüketilmesi gerektiğini vurguladıklarını hatırlatayım.” İfadelerini kullandı.
Tahin, pekmez karışımı büyük önem taşıyor
“Çocukların belki de en çok hoşlarına gidecek önerim ise, tahin pekmez karışımı olacak.” açıklamasında bulunan Nurgül Demir “Kemik sağlığı, kansızlık üzerindeki faydaları, içerdikleri antioksidanlar ile hastalıkların iyileşmesine olan katkıları, bağışıklık sistemini güçlendirici etkileri bilinen ve özellikle soğuk havalarda enerji sağladığı için daha sık tüketilmeye başlanan, tahin pekmez karışımı kalsiyum açısından da oldukça zengindir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, pekmez şeker içerdiği için, özelikle çürük aktivitesinin yüksek olduğu çocuklarda çürük riskini arttırabilir, çürüklerin hızlı ilerlemesine neden olabilir. Bu nedenle, sabah kahvaltısında tüketilmesi ve sonrasında dişlerin fırçalanması en doğru yöntem olacaktır.” dedi.
Dengeli beslenme tükürük içeriğinin kalsiyumdan zengin hale gelmesini sağlıyor
Bu mevsimlerde tüketilebilecek besinlerden, elma, kereviz sapı ve havuca da dikkat çeken Nurgül Demir “Gevrek yapısıyla çocukların okulda diş fırçalayamadıkları zamanlarda diş yüzeylerinin bir miktar temizlenmesini sağlayabilir. Özellikle beslenme çantaları için tercih edilebilir. Dengeli beslenme, tükürük içeriğinin de kalsiyumdan zengin bir hale dönmesini sağlar; bu da diş yüzeylerini yıkama etkisi sırasında, diş sert dokularının kalsiyum ile beslenmesine olanak tanır. Son olarak; bu önerilerin ağız ve diş sağlığının korunmasında sadece katkı sağladığını ve diş çürüklerini engelleyebilmek için her gün en az iki sefer diş fırçalamanın zorunlu olduğunu mutlaka vurgulamak gerekir.” Diyerek konu başlıklarını şu şekilde özetledi;
1-Portakal, balkabağı kalsiyumdan zengin meyvelerdir; ancak içeriğindeki meyve şekeri diş çürükleri için risk oluşturur. Portakalı suyunu sıkarak tüketmek, kullanılan portakal sayısı ile orantılı olarak şeker alım miktarını arttırır.
2-Kuru incir, yüksek oranda kalsiyum içerir; ama şeker içeriği ve yapışkan özellikte olmasının çocuklarda çürük riskini arttırabileceği göz önünde bulundurularak, mutlaka tüketiminden sonra bolca su içilmeli veya dişler fırçalanmalıdır.
3-Karalahana, ıspanak, brokoli ve pazı gibi yeşil sebzeler; kuru fasulye, mercimek ve nohut yemekleri kış sofralarında yer alması gereken kalsiyum içeriği yüksek besinlerdir.
4-Chia ve keten tohumu kalsiyumdan zengin içeriklerine ek olarak, bağışıklık sisteminin aktive edilmesinde ve hastalıklara karşı vücut direncinin arttırılmasında rol oynar. Chia tohumunun, fazla tüketimi halinde kabızlığa, bağırsak hastalıklarına sebep olabileceği de unutulmamalı ve mutlaka çocuklar için önerilen miktarlar gözetilerek öğünlere eklenmelidir.
5-Tahin pekmez karışımı, kalsiyum açısından da oldukça zengindir. Pekmez şeker içerdiği için, özelikle çürük aktivitesinin yüksek olduğu çocuklarda çürük riskini arttırabilir, çürüklerin hızlı ilerlemesine neden olabilir. Bu nedenle, sabah kahvaltısında tüketilmeli ve sonrasında dişler fırçalanmalıdır.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Vitamin deposu sanmayın, çocuğunuzun diş sağlığını tehlikeye atmayın… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>