?> ?> şart arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Wed, 23 Apr 2025 09:09:56 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png şart arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Koruncuk Vakfı, “Başarı Şart mı?” Kampanyasıyla İki Altın Effie Kazandı! https://kocaelibasin.com.tr/koruncuk-vakfi-basari-sart-mi-kampanyasiyla-iki-altin-effie-kazandi/ Wed, 23 Apr 2025 09:09:54 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/koruncuk-vakfi-basari-sart-mi-kampanyasiyla-iki-altin-effie-kazandi/ Koruncuk Vakfı, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde hazırladığı “Başarı Şart mı?” reklam filmiyle, başarının yalnızca sonuçlarla değil, sürecin kendisiyle ve deneyimlerle de ilgili olduğunu anlattığı kampanyasıyla iki ayrı kategoride Altın Effie ödülüne layık görüldü.

Koruncuk Vakfı, “Başarı Şart mı?” Kampanyasıyla İki Altın Effie Kazandı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Koruncuk Vakfı, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde hazırladığı “Başarı Şart mı?” reklam filmiyle, başarının yalnızca sonuçlarla değil, sürecin kendisiyle ve deneyimlerle de ilgili olduğunu anlattığı kampanyasıyla iki ayrı kategoride Altın Effie ödülüne layık görüldü. 

Koruncuk Vakfı, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne özel olarak hazırladığı “Başarı Şart mı?” reklam filmiyle, Effie Awards Türkiye Ödülleri’nde “Özel Günlerde Başaranlar” ve “Sivil Toplum Kuruluşları” kategorilerinde Altın Effie ödülünün sahibi oldu. 

Toplumsal başarı algılarını toplumun gözünden sorgulayan kampanya, “Başarı şart mı?” sorusunu tüm samimiyetiyle gündeme taşıdı. Akademik başarı şartı olmaksızın her çocuğun sevgi, güven ve fırsat eşitliği içinde büyümesi gerektiğine dikkat çeken Koruncuk Vakfı, bu etkileyici kampanyasıyla başarının sadece sonuçlarla değil, süreçteki deneyimlerle de ilgili olduğunu güçlü bir şekilde anlattı.  

Bu ödüller, Koruncuk Vakfı’nın sadece çocuklara destek sunmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumun başarıyı algılama biçimini dönüştürme yolunda attığı etkili bir adımın göstergesi oldu. Vakıf, her çocuğun kendi potansiyelini özgürce keşfedebileceği bir dünyayı savunmaya ve bu dünya için çalışmaya devam ediyor. 

Reklam filminde bir kız çocuğunun elindeki kâğıt uçaktan başlayan yolculuk; bilimden sanata, spordan müziğe farklı alanlardaki deneyimlerle genişliyor. Film, başarıyı yalnızca sonuçlarla değil, süreçteki çaba, deneme ve deneyimle tanımlıyor. 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Koruncuk Vakfı, “Başarı Şart mı?” Kampanyasıyla İki Altın Effie Kazandı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Tedbirler gevşetildi, salgın hastalıklar arttı… Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için hijyen ve önlemler şart! https://kocaelibasin.com.tr/tedbirler-gevsetildi-salgin-hastaliklar-artti-bulasici-hastaliklardan-korunmak-icin-hijyen-ve-onlemler-sart/ Fri, 24 Jan 2025 18:40:27 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/tedbirler-gevsetildi-salgin-hastaliklar-artti-bulasici-hastaliklardan-korunmak-icin-hijyen-ve-onlemler-sart/ Son haftalarda hastanelerdeki yoğunluğa dikkat çeken uzmanlar, pandemi döneminde benimsenen korunma kurallarının gevşetilmesiyle damlacık ve solunum yolu ile bulaşan hastalıkların daha hızlı yayıldığını söylüyor.

Tedbirler gevşetildi, salgın hastalıklar arttı… Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için hijyen ve önlemler şart! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Son haftalarda hastanelerdeki yoğunluğa dikkat çeken uzmanlar, pandemi döneminde benimsenen korunma kurallarının gevşetilmesiyle damlacık ve solunum yolu ile bulaşan hastalıkların daha hızlı yayıldığını söylüyor.

Soğuk algınlığı veya grip belirtileri olan kişilerin maske takmasının, virüs parçacıklarının maskede kalmasını sağlayacağını aktaran Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Özellikle hasta kişilerin kalabalık ortamlarda maske takması gerektiği, bunun toplumsal bir sorumluluk olduğu unutulmamalı.” dedi. El yıkama alışkanlıklarında doğru tekniklerin uygulanmasının enfeksiyon riskini azalttığına vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, kapalı alanların saat başı havalandırılması ve yüzeylerin düzenli dezenfekte edilmesi gerektiğini aktardı. 

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son dönemde artan salgın hastalıklar hakkında bilgi verdi ve koruyucu önlemleri hatırlattı.

Soğuk algınlığı ve grip gibi belirtileri olanlar toplu alanlarda maske kullanmalı!

Toplu taşıma araçlarında maske kullanımının, özellikle solunum yolu ile bulaşan virüslerinin yayılmasını önlemek için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Toplu taşımalarda sosyal mesafenin korunması zor olduğundan, maske takmak ek bir koruma sağlar. Soğuk algınlığı veya grip belirtileri olan kişilerin maske takması, konuşma, öksürük, hapşırık esnasında ağız ve burundan çıkan virüs parçacıklarının maskede tutulmasını sağlayarak başkalarına bulaşmayı engeller.” dedi.

COVID-19 pandemisi süresince maske kullanımı yaygınlaşmış olsa da, tedbirlerin gevşetilmesi ve maske kullanımının bırakılmasının damlacık ve solunum yolu ile bulaşan hastalıkların yayılmasını arttırdığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Halen Dünya Sağlık Örgütü ve yerel sağlık otoriteleri tarafından paylaşılan herhangi bir salgın bilgisi yok. Ancak, kış aylarında daha çok kapalı ortamlarda zaman geçirildiği için hastalıklar kolayca yayılıp çok sayıda insanı etkileyebiliyor. Özellikle hasta kişilerin kalabalık ortamlarda maske takması gerektiği, bunun toplumsal bir sorumluluk olduğu unutulmamalı.” açıklamasını yaptı.

Elleri yıkamadan önce aksesuarlar çıkarılmalı! 

El hijyeni konusunda en sık yapılan hatalara değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları söyledi:

“Enfeksiyonları önlemede en fazla etkinliği kanıtlanan yöntem el yıkamadır. Etkili bir el hijyeni ancak doğru bir el yıkama ile sağlanır.  Bu konudaki tüm bilgilendirmelere ve  ayrıca su-sabun- kağıt havlu gibi olanaklara çoğu yerde sahip olmamıza rağmen ne yazık ki hala el yıkamada bazı yaygın hatalar yapılıyor. 

Eller genellikle yetersiz süre yıkanıyor. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve su ile yıkanmalı. Sabun kullanılmıyor. Ellerin bütün yüzeyleri yıkanmıyor. Avuç içleri, parmak araları ve bilekler iyice ovulmalı. El yıkama öncesinde yüzük, saat gibi aksesuarlar çıkarılmalı. Özellikle tuvalet sonrası, yemek hazırlamadan önce, yemek yemeye başlamadan önce veya dışarıdan geldikten sonra eller yıkanmalı. El yıkamanın yapılamadığı yerlerde, acil durumlarda, alkol bazlı el dezenfektanı ile el ovalama yapılabilir. Ancak sonrasında mutlaka eller usulüne uygun şekilde yıkanmalı.”

Kapalı ortamlar saat başı havalandırılmalı, yüzeyler dezenfekte edilmeli…

Bulunulan ortamın kalabalık ve havasız olmasının, hasta kişilerin konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla ortam havasına saldığı enfeksiyon etkenlerinin bulaşma olasılığını arttırdığına vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ev, iş yeri gibi kapalı ortamlar mevcut insan sayısı ile orantılı olarak sık sık havalandırılmalı. Saat başı beş dakika havalandırma yeterli.” dedi.

Hastalık etkeni olan mikroorganizmaların, öksürme, hapşırma, konuşma sırasında havaya karışabildiğini ve oradan da ortamdaki yüzeylere bulaşabildiğini yineleyen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ayrıca tuvalet sonrası iyi yıkanmayan veya kirli yüzeylere temas eden eller yoluyla da bakteri ve virüsler yüzeylere bulaşıp burada uzun süre canlılıklarını koruyabiliyorlar. Bulaşıcı hastalıklar bunların deri, burun veya ağız yoluyla vücuda girmesiyle oluşuyor. Kapı kolu, musluklar, elektrik düğmeleri gibi birçok kişinin temas edebildiği yüzeylerin yanında masa gibi yüzeylerin de temiz ve dezenfekte edilmiş olması bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için son derece önemli.” uyarısında bulundu.

Risk grubundaki bireylerin sağlığı öncelikli olmalı!

Risk grubu olarak tanımlanan 5 yaş altı veya 65 yaş üstü bireyler ile gebeler, böbrek, kalp, akciğer, karaciğer hastalığı veya diyabet gibi kronik hastalığı olanlar ve immün sistemi zayıflatan kronik hastalığı olanların bulaşıcı hastalıklara karşı diğer kişilere oranla daha fazla risk altında olduklarını hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Risk gruplarının yaşı ve sağlık durumuna göre hekim tarafından önerilen aşılarla aşılanması ve toplumda sağlıklarının öncelenmesi son derece önemli.” dedi.

Hijyen alışkanlıkları eğitim, bilinçlendirme ve farkındalığın artırılması ile sürdürülebilir…

Kalabalık etkinliklerde toplumun hastalık riskine karşı daha bilinçli hareket etmesi için çeşitli stratejiler ve önlemler uygulanabileceğini dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu stratejiler, bireylerin sağlıklarını korumalarını sağlarken aynı zamanda toplum sağlığını da destekler. Sosyal mesafeyi destekleyen yerleşim planı yapmak, maske kullanmak , ortamın havalandırılması,  uzun süre kapalı ortamda kalmama  gibi önlemler alınabilir.” dedi.

Bu stratejilerin entegre bir biçimde uygulanmasının, kalabalık etkinliklerde salgın riskinin azaltılmasına büyük katkı sağlayacağını ve toplumun genel sağlığını koruyacağını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, hijyen alışkanlıklarının uzun vadede sürdürülebilirliğinin eğitim, bilinçlendirme ve toplumun farkındalığının arttırılmasına yönelik çalışmalarla sağlanabileceğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:

“Hastalananların maske takması, hasta kişilerin evde kalmasına yönelik iş ve okul düzenlemeleri yapılması, hastaneye doğru zamanda başvurulması ve bağışıklığın yüksek tutulması toplumda  bulaşıcı hastalıkları kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Risk gruplarının aşılanması, bu sayede toplumsal bağışıklığın artırılması da hedeflenmelidir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Tedbirler gevşetildi, salgın hastalıklar arttı… Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için hijyen ve önlemler şart! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Sağlıklı yaşam ve düzenli tarama şart: Dünyada her 5 kişiden biri kanser https://kocaelibasin.com.tr/saglikli-yasam-ve-duzenli-tarama-sart-dunyada-her-5-kisiden-biri-kanser/ Mon, 25 Nov 2024 09:29:57 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/saglikli-yasam-ve-duzenli-tarama-sart-dunyada-her-5-kisiden-biri-kanser/ 2023 verilerine göre dünyada her yıl 20 milyon yeni kanser vakası bildiriliyor.

Sağlıklı yaşam ve düzenli tarama şart: Dünyada her 5 kişiden biri kanser yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
2023 verilerine göre dünyada her yıl 20 milyon yeni kanser vakası bildiriliyor. Bildirilen vakalarda en sık karşılaşılan ve en fazla ölüme sebep olan tür ise akciğer kanseri. Akciğerden sonra sırasıyla meme, kolon, rektum ve prostat kanserlerinin listenin üst sıralarında yer aldığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Dünya genelinde her 5 kişiden biri kansere yakalanıyor. Akciğer, prostat ve kolorektal kanserler erkeklerde daha sık görülürken; meme, tiroit ve kolon türlerine kadınlarda daha fazla rastlanıyor” dedi.

Dünyadaki kanser vakalarındaki artış tablosu, yılda yaklaşık 250 bin yeni olgu bildirilen Türkiye’de de pek farklı değil. 2050 yılında yıllık kanser vakalarının 35 milyonu bulmasının beklendiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Verilere göre kanser vakalarının sadece yüzde 18’i erken evrede teşhis edilebiliyor. Oysa bu hastalığı yenmenin yolu, kanserli hücreyi sıçrama yapmadan tespit ederek yok etmekten geçiyor. Dünya genelinde giderek artan vaka sayılarından dersler çıkararak sağlıklı yaşam alışkanlarına daha fazla önem vermeli ve düzenli taramalara gerekli zamanı ayırmalıyız” dedi.

Kansere yakalanma yaşı gittikçe düşüyor

Özellikle meme, kolon, mide ve beyin kanserlerinin 50 yaş altı altında sıklıkla görülmeye başlandığının altını çizen Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Hücre yaşlanması arttıkça kanser riskinin de arttığı doğrudur ancak günümüzde hastalığa yakalanma yaşı gittikçe düştüğü için ‘kanser bir ileri yaş hastalığıdır’ demek rehavete yol açarak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını ötelemeye neden olabilir” uyarısında bulundu. 

Nature’de yayınlanan bir araştırmaya göre 1990 yılından sonra doğanlarda 1970 öncesi doğanlara göre erken yaş kanserlerine daha fazla rastlanacağını paylaşan Üskent, “Bunun nedeni, bilinen kanserden korunma tedbirlerini uygulamaya başlamadan çok önce genetik şifrenin değişmesi. Araştırmacılar kanseri tetikleyen genetik mutasyonların çok küçük yaşlardan hatta doğumdan önce başlayabildiğini belirterek; diyet, yaşam tarzı değişiklikleri, çevresel faktörler, bağırsak florasındaki mikrobiyotayı düzenleme, fiziksel aktivite, hepatit ve HPV aşıları gibi kanserden korunma faktörlerinin yetersiz kaldığını ileri sürüyorlar” dedi.

Sağlıklı yaşam ve düzenli taramalar kanseri hem önlüyor hem de yıkımını azaltıyor

Kansere karşı birincil ve ikincil korunma yöntemleri olduğunu dile getiren Prof. Dr. Necdet Üskent, “Hastalığın ortaya çıkmaması için alınabilecek ve birincil olarak adlandırılan önlemler; obezitenin engellenmesi, fiziki aktivitenin artırılması, kişiye özel dengeli ve düzenli beslenme programlarının tercih edilmesi, hepatit ve HPV aşılarını olma, sigara ve alkolden uzak durma, ultraviole ve kimyasallardan kaçınma, düzenli ve yeterli uyku, doğal antioksidan alımı ve mide kanseri veya lenfomasına neden olabilen Helikobakter Pilori gibi bakterilerin doğru tedavisi olarak sıralanabilir” dedi. 

İkincil korunma yollarının ise kanseri erken evrelerde yakalamayı amaçlayan tarama testleri olduğunu belirten Prof. Dr. Necdet Üskent, “Meme kanseri için tarama mamografisi, prostat için PSA, kolon kanseri için feçeste, gizli kan ve yeni geliştirilmiş gen testleri, rahim ağzı kanseri için PAP smear ve 30 yıldan fazla sigara içmiş hastalarda düşük yoğunluklu bilgisayarlı tarama tomografisi gibi yöntemler ikincil korunma yollarına örnek verilebilir” şeklinde konuştu. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Sağlıklı yaşam ve düzenli tarama şart: Dünyada her 5 kişiden biri kanser yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Palyatif bakım yönergesinde yeni düzenleme şart! https://kocaelibasin.com.tr/palyatif-bakim-yonergesinde-yeni-duzenleme-sart/ Thu, 17 Oct 2024 12:20:10 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/palyatif-bakim-yonergesinde-yeni-duzenleme-sart/ İstanbul’da 46 ülkeden bini aşkın katılımcı ile gerçekleşen uluslararası Breastanbul Konferansı’nda ele alınan konulardan biri “Palyatif Bakım süreci” oldu.

Palyatif bakım yönergesinde yeni düzenleme şart! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
İstanbul’da 46 ülkeden bini aşkın katılımcı ile gerçekleşen uluslararası Breastanbul Konferansı’nda ele alınan konulardan biri “Palyatif Bakım süreci” oldu. Meme kanseriyle ilgili tüm bilim dallarından uzmanların en yeni bilgileri aktardığı,  Breastanbul Konferansı’nın düzenleyicilerinden biri olan Pembe İzler (Pİ) Kadın Kanserleri Derneği, Palyatif Bakım konusunda yaşanan sorunlar ve çözüm yollarını içeren “Son Veda: Dünyadan Huzurla Ayrılmak” başlıklı bir oturum düzenledi. Dr. Rüya Atlıbatur moderatörlüğünde yapılan oturumun uzman konukları; Palyatif Tıp konusunda önde gelen Berlin, Charité Üniversite Hastanesi’den Geriatri Bölüm Koordinatörü, Geriatri ve Palyatif Tıp Uzmanı Dr. Volkan Aykaç, İstanbul S. Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ürem ve Klinik Psikolog Dr. Duygu Çap Kurşun oldu. Palyatif bakım sürecinde yaşanan zorluklar, hasta ve hasta yakınlarının hakları, bu süreçte yaşanan psikolojik durum gibi sağlık gündemine az gelen birçok konunun ele alındığı oturum, izleyiciler tarafından ilgiyle karşılandı.

 

“Palyatif destek, hastaya teşhis konulduğu andan itibaren verilmeli”

 

Berlin, Charité Üniversite Hastanesi, Geriatri ve Palyatif Tıp Doktoru, Geriatri Bölüm Koordinatörü Dr. Volkan Aykaç, “Tıbbi Açıdan Palyatif Bakım” başlıklı konuşmasında, kanser hastalarının tedavisinde palyatif tıp desteğine ne zaman ihtiyaç olduğu konusunda bilgi verdi. Dr. Aykaç; “Palyatif Tıp genel olarak, hastanın son döneminde, hayata veda ederken ihtiyaç duyulan bir alan gibi algılanıyor, biliniyor. Bu algı, tüm dünyada neredeyse böyle. Evet, hastanın son döneminde, ağrısız ve rahat bir süreç yaşanmasına destek oluyoruz. Ama herkes bilir ki, kanser multidisipliner bir hastalıktır ve çok sayıda uzmanın bir arada hasta için çalışması gerekir. İşte bu uzmanlardan biri palyatif tıp uzmanları olmalı. Hastaya kanser teşhisi konulduğu andan itibaren, farklı tıp alanlarından uzmanların arasında palyatif tıp uzmanları da bulunmalı ki, hastanın tedavi sürecine kendi alanlarından destek olabilsinler” dedi. 

 

 “Palyatif bakım sürecinde hak sahiplerinin kim olduğu konusunda düzenleme, mevzuattaki çelişkili hükümler dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.”

 

İstanbul S. Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ürem, “Hasta Hakları açısından Palyatif Bakım” başlıklı konuşmasında, palyatif bakımın Palyatif Bakım Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönerge ile düzenlendiğini; ancak yönergedeki düzenleme ile Türk Medeni Kanunu’ndaki bazı hükümlerin çelişki yaratabileceği, bu çelişkilere açıklık getirilmesinin önemli olduğunu belirterek şunları söyledi; 

“2015 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından palyatif bakım ile ilgili bir yönergenin düzenlenmesi, günümüzde önem arz eden bir durumun kanuni düzenlemesi olması açısından değerli. Ancak yönergede, hasta, hastanın aile bireyleri ve hastanın kanuni temsilcisi arasında yaşanacak uyuşmazlıklar halinde sorumlu hekimin, böylesine önemli bir konuda kimin beyanını esas alması gerektiği hususu karışıklığa yol açmaktadır. Hızlı karar alınması gereken hallerde sorumlu doktorun vereceği bu kararı etkileyecek beyanın kime ait olması gerektiği hususu, yönerge metni incelendiğinde bazı durumlarda Türk Medeni Kanunu’nun velayet ve vesayet hallerine ilişkin düzenlemeleri ile çelişki veya karışıklık yaratmaktadır. Dolayısıyla uygulamada karşılaşılabilecek zorluklar nazara alındığında aile bireyleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiği, hasta ile aile bireyi arasında husumet olması halinde aile bireyine söz hakkı tanınmasının kimi durumlarda hastaya zarar verici sonuçlara yol açabileceği; kanuni temsilcinin bulunmasının hekim açısından her zaman kolay olmaması vb. yönleriyle yönergenin geliştirilmeye açık olduğu düşünülmektedir. Bu kapsamda, özellikle yurt dışında da kabul edilen ‘Hasta Vasiyeti’nin önemi irdelenmeli; öte yandan da bu vasiyetnamenin düzenleme şeklinin nasıl olacağı, ileride bireyin hasta olması halinde palyatif bakım yönergesinde sayılan aile üyelerinin hangisinin beyanına öncelik verilmesi gerektiğinin düzenlenebilmesi/tercihe konu edilmesi; bunun sınırının çizilmesi, yasal temsilcinin mahkeme kararıyla alınan bir yasal temsilci olup olmadığının aranması irdelenmesi gereken başlıca hususlar olarak karşımıza çıkmaktadır”

 

 

“Kanser hastalarının ve bakımı sağlayan kişilerin psikolojik açıdan çeşitli ihtiyaçları oluyor”

 

Klinik Psikolog Duygu Çap Kurşun ise “Hayatın Son Bölümüyle Yüzleşmek: Psikolojik Bakış Açısı” başlıklı konuşmasında palyatif bakımı psikoloji yönüyle mercek altına aldı. Palyatif dönemde kanser hastalarının psikolojisi ile ilgili şunları söyledi:

“Palyatif bakım hastalarında; yaşam kalitesinin düşmesi, psikolojik sıkıntı, depresyon, anksiyete, intihar, yas, ölüm korkusu, varoluşsal kaygılar ve yalnızlık gibi çeşitli durumlar söz konusu olabiliyor. 

Hastaların bu dönemde duygusal ve sosyal destek, mevcut psikolojik problemlerin medikal ya da psikoterapilerle sağaltılması, doğru bilgilendirilme, karar süreçlerine dahil edilme, bakım verenleriyle ilişkilerinin güçlendirilmesi ve ölüm hakkında konuşmak için uygun alanın sağlanması gibi ihtiyaçları oluyor”

 

 Hastaların yanı sıra hastaya bakım verenlerin de bu dönemde çeşitli sorunlar yaşadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Duygu Çap Kurşun “Palyatif bakım sürecinden etkilenen diğer kişiler,‘görünmez kahramanlar” olarak nitelendirilebilecek bakım verenlerin ise benzer şekilde duygusal ve sosyal destek ağlarına, psikolojik problemlerinin mümkün mertebe tedavi edilmesine, öz bakımlarına yönelik katkı sağlanmasına, doğru bilgilendirilmeye ve ölümü kabul sürecinde desteklenmeye ihtiyaçları olduğu göz önüne alınmalıdır” dedi. 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Palyatif bakım yönergesinde yeni düzenleme şart! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Çocukları kaybetmemek için ilk şart güçlü iletişim! https://kocaelibasin.com.tr/cocuklari-kaybetmemek-icin-ilk-sart-guclu-iletisim/ Thu, 17 Oct 2024 10:20:11 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/cocuklari-kaybetmemek-icin-ilk-sart-guclu-iletisim/ Ailelere, ne kadar yoğun olurlarsa olsunlar, her gün on dakika bile olsa çocuklarıyla iletişim kurabilecekleri bir zaman ayırmalarını öneren Çocuk Ergen Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Aile bağları ve iletişim becerileri güçlü olan çocuklar internetteki sosyal insanlara kapılmaktan daha uzak kalıyor.

Çocukları kaybetmemek için ilk şart güçlü iletişim! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ailelere, ne kadar yoğun olurlarsa olsunlar, her gün on dakika bile olsa çocuklarıyla iletişim kurabilecekleri bir zaman ayırmalarını öneren Çocuk Ergen Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Aile bağları ve iletişim becerileri güçlü olan çocuklar internetteki sosyal insanlara kapılmaktan daha uzak kalıyor. Aksi halde çocuklar ebeveynlerine yabancılaşıyor, iletişim kanallarını, duygularını paylaşmıyor ve dışarıdaki risklere daha açık hale geliyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, çocukların ebeveynlerine yabancılaşmaması için ailelerin neler yapması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.

Çocuğun yaşına bakmaksızın çocukla her gün kaliteli vakit geçirilmeli 

Ailelerin yoğun çalıştığına ve çok fazla gündemleri olduğuna değinen Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Bunun sebebi çocuklarına daha fazla olanak sağlayabilmek. Ancak ekonomik alanda daha fazla olanak sağlamak yerine çocuklarımızın büyürken daha öncelikli ihtiyacı olan manevi doyurulmanın sağlanması gerekir. Çünkü manevi olarak doyurulmayan çocuklar bir noktada maddi şeylere daha çok yöneliyorlar. Telefon almak ya da daha üst model telefon kullanmak gibi… Alamadıkları manevi doyumu bu şekilde elde etmek istiyorlar.” dedi.

Ailelere, ne kadar yoğun olurlarsa olsunlar, her gün on dakika bile olsa çocuklarıyla iletişim kurabilecekleri bir zaman ayırmalarını önerdiklerini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Küçük çocukları olan ebeveynler, çocuklarının ‘çok küçük oldukları için anlamayacaklarını’ düşünmemelidir.” uyarısında bulundu.

Aile bağları güçlü olmayan çocuklar risklere açık hale geliyor 

Çocuklarla yapılabilecek aktivitelere örnekler veren Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Beraber hikâye okuma, ‘hikâyenin sonunu beraber getirelim’ gibi etkinlikler yapabilirler. Burada istediğimiz temel şey iletişim bağlarının daha da güçlendirilmesidir. Küçük yaşlarda güçlenen o iletişim bağları ilerleyen yaşlarda bir temel niteliğinde oluyor.” dedi.

Aile bağları ve iletişim becerileri güçlü olan çocukların internetteki sosyal insanlara kapılmaktan daha uzak kaldığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Daha çok aileleriyle paylaşım içerisinde oluyorlar. Aksi halde çocuklar ebeveynlerine yabancılaşıyor, iletişim kanallarını, duygularını paylaşmıyor ve dışarıdaki risklere daha açık hale geliyor.” şeklinde konuştu.

Kuralları koyan da kontrol eden de ebeveynler olmalı 

Maddi kaygılar nedeniyle çocukların daha çok bakıcılarla ya da babaanne-anneannelerle birlikte büyüdüğünü hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Ailenin kuralları çerçevesinde çocuk büyümeli. Yani ne anneanne ne babaanne ne de bakıcının kuralları değil.” önerisinde bulundu.

“Kuralları koyan ve uygulamaları kontrol eden her zaman anne ve baba olmalıdır.’’ diyen Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, şöyle devam etti:

“Bazen anne babalar arasında da bu konu çatışmalara sebep olabiliyor, ‘benim annem doğruyu söylüyor onu yapmalıyız’ gibi. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, anne babaların kendi anne babalarının görüşlerini dışarıda tutmasıdır. Tabii ki onlardan fikir alabilirler ama her ailenin dinamiği birbirinden farklı olduğu için kendi aralarında ‘biz bu çocuğu büyütürken nelere dikkat edeceğiz, hangi alanlarda önceliğimiz var, biz bu çocuğun hangi kurallar çerçevesinde büyümesini istiyoruz?’ gibi şeylere karar vermeliler ve kontrol hep ailede olmalıdır.”

Çocukları kaybetmemek için iletişim güçlü tutulmalı

Çocukları kaybetmemek için nasıl davranılması gerektiği konusunun uzun vadede olan, iletişim kanallarımızın güçlü olmasıyla ilgili olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, şunları söyledi:

“Ebeveynler, özellikle ergenlik sürecindeki çocuklarıyla iletişimde tepkiselliği kenara koymalı, onların da fikirlerini alarak düşüncelerine önem vermeliler. Çünkü onlar da kendi kimliklerini oluşturdukları bir zamandalar. Biz onları ne kadar kurallar veya cezalar çerçevesinde yaşatırsak, onların da tepkiselliği o kadar büyüyor ve kendilerine dönüyorlar. Bizlerle bir şey paylaşmayıp belki de sanal ağabeyler, ablalar veya destek alabilecekleri insanlara yöneliyorlar. Aileler ‘evet sana bu konuda şöyle katılıyorum ama burada şöyle olması gerektiğini düşünüyorum’ gibi bir yaklaşım sergilemeli. Her zaman sınırlar net olmalı ama çeşitli alternatifler ve sınır seçenekleri içerisinde çocuklara da alan tanımlanması onların sosyal gelişimleri için oldukça önemli.”

Aile içindeki iletişim azaldığında çocuklar kendilerini internet ortamına adapte ediyor

Çocukları internet kullanımının zararlarından koruyabilmek için en önemli noktanın, ebeveynlerin dijital cihaz kullanımı olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Eğer anne babanın sınırsız bir telefon kullanımı yoksa, evin içindeki kullanım zamanları ve süreleri belliyse çocuk için de bu çerçeve çok rahat çizilebiliyor.” dedi.

Çocuğun genellikle internetten ziyade daha çok fiziksel olarak bir yerlerde bulunmaktan mutluluk duyabildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ne zaman ailenin içerisindeki iletişim, paylaşım, fiziksel aktiviteler azalıyor, o noktada çocuklar ister istemez kendilerini internet ortamına adapte edebiliyor. Çünkü internet ortamları onların kurduğu, başarı gösterdikleri bir ortam. Mutluluklarını burada inşa ediyorlar diyebiliriz. Bu yüzden onları internet, sanal iletişim veya sosyal medya alanlarından koruyabilmek için gerçek hayatla daha fazla karşı karşıya kalmalarını sağlamak, daha çok fiziksel olarak faaliyetlerde bulunmalarını desteklemek gerekiyor.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Çocukları kaybetmemek için ilk şart güçlü iletişim! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>