?>
?>
Eğitimin, eleştirel düşünme becerisi kazandırılmasında ve fanatikliğin azaltılmasındaki rolüne dikkat çeken Dr. Berat Dağ, “Bugün toplumların suni karşıtlıklar üzerinden hareket etmeyen soğukkanlı bakış açılarına her zamankinden de çok ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın önemlice bir kısmını müfredatı eleştirel bir niteliğe uygun olarak düzenlenecek bütünlüklü bir eğitim kurumu karşılayabilir.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Berat Dağ, sporda fanatik tutumların toplumsal kutuplaşmaya etkilerini değerlendirdi.
Toplumsal krizler de fanatizmi artırıyor
Sporda fanatizmin artmasının, şiddet odaklı duygu, düşünce ve eylemlerin kitlesel bir biçimde yaygınlaşmasına neden olacağını dile getiren Dr. Berat Dağ, “Çünkü herhangi bir konuda derinlikli ve bütünlüklü bir şekilde düşünmeden sadece dürtüler üzerinden hareket etmek çok kolaydır. Bu nedenle spor alanında fanatizmi alışkanlık haline getiren birinin buradaki yüzeyselliği toplumsal boyutta da sürdürmesi ihtimal dâhilindedir. Bunun sonucunda siyaset, iktisat, aile, eğitim ve din gibi birçok önemli toplumsal kurumu ‘takım tutar gibi’ değerlendiren birçok insanın ortaya çıktığı ifade edilebilir. Diğer taraftan sporda fanatizmin süreklileşmesinde toplumsal kutuplaşma sürecinin de bizatihi etkili olduğu açıktır. Yani toplumsal krizler arttıkça spor alanı da dâhil olmak üzere, birçok farklı alanda fanatizm gibi yıkıcı örneklerin artacağını öngörmek mümkündür.” dedi.
Fanatikliği önlemek için toplumsal dönüşüm sağlanmalı
Fanatikliği önlemek için bütüncül bir toplumsal dönüşümün sağlanmasının önemli olduğunu da kaydeden Dr. Berat Dağ, “Bu nedenle insanların doğduğu aile, aldığı eğitim, çalıştığı kurum, oluşturduğu siyasî görüş ve de kurduğu ilişkiler bağlamında toplumsallığını yitirmeden birey olabilen bir dengede kalması gereklidir. Bu da insanların aslında toplumsal hayatın bütününde bireyselliğin ve toplumsallığın arasında denge kuracak nitelikte bir kurumsallaşma ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Zira bugün daha çok aşırı derecede arzularına gömülen bireycilik örnekleriyle karşılaşılmaktadır. Yine tersinden sürekli bir şekilde arzularını bastırarak mevcut kitlenin sıradan bir parçası olan birçok insan da vardır. Bu iki örnek de esasen fanatizme karşı savunmasız kalmak noktasında birleşmektedir. Bu bağlamda daha sağduyulu bir toplumun ortaya çıkması için dengeli ve bütüncül tedbirler almanın yanı sıra alınacak bu tedbirleri süreklileştirmek de şarttır.” diye konuştu.
Eğitimin eleştirel düşünme becerisi kazandırılmasında rolü büyük…
Eğitimin, eleştirel düşünme becerisi kazandırılmasında ve fanatikliğin azaltılmasındaki rolüne de dikkat çeken Dr. Berat Dağ, “Eğitim, birçok toplumsal sorunun çözülmesi noktasında başlı başına önemli olan kurumlardan biridir. Bir insana çocukluğundan itibaren eğitim kurumu aracılığıyla hem kuramsal hem de uygulamalı bir biçimde eleştirel ve özgün bir bakış açısı kazandırıldığı zaman fanatizm gibi, birçok yıkıcı teamülün etkisinin azalacağı düşünülebilir. Bugün toplumların suni karşıtlıklar üzerinden hareket etmeyen soğukkanlı bakış açılarına her zamankinden de çok ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın önemlice bir kısmını müfredatı eleştirel bir niteliğe uygun olarak düzenlenecek bütünlüklü bir eğitim kurumu karşılayabilir.” şeklinde konuştu.
Medyanın fanatizmde olumlu olumsuz rolü ne?
Medya ile toplumların arasında çok yönlü bir etkileşim olduğunu da anlatan Dr. Berat Dağ, şöyle devam etti:
“Bu itibarla medya, toplumsal krizlere bağlı olarak oluşan fanatizmin sıradan bir yansıtıcısı olabilir. Diğer taraftan toplumsal anlamda fanatizmin ortaya çıkması ve yaygınlaşması noktasında gerekli nitelikten yoksun ve kendi çıkarlarına gömülmüş medyadaki patronlar, editörler, muhabirler ve kanaat üreticilerinin yanı sıra doğrudan medya kullanıcıları dahi etkili olabilir. Buna rağmen fanatizme alternatif oluşturacak örgütlü bir mücadelenin inşa edilmesi için medyadan faydalanma imkânı da vardır. Özellikle sosyal medyanın hızlı etkileşimi mümkün kılan niteliği kullanılarak dünya çapında fanatizme karşı etkili olabilecek kampanyalar düzenlemek söz konusudur. Bu nedenle eleştirel medya okur yazarlığına ilişkin uzun süreli bir bilinçlendirici faaliyetin kurumsallaşması üzerine düşünmek son derece kritiktir.”
Fanatizmin neden olduğu sonuçlar…
Spor üzerinden şekillenen fanatizm örneklerinin, mizahî araçlar üzerinden sıradan hale getirilecek bir konunun kapsamında olmadığını dile getiren Dr. Berat Dağ, “Daha açık bir deyişle fanatizmin neden olduğu sonuçların gülünecek bir tarafı yoktur. Bu nedenle her alanda fanatizmle ilişkili duygu, düşünce ve eylem biçimlerine karşı sürekli bir şekilde tetikte olmak lazımdır. Bu bağlamda hiyerarşi, rekabet ve çatışma temelli yıkıcı etkileşimlerin yerine eşitlik, özgürlük ve dayanışma gibi olumlu değerleri yaşamsal kılmak için her mekân ve zamanda bütüncül bir eleştirelliğin imkânlarını aramak ve geliştirmek zorundayız.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Fanatizm, şiddet odaklı duygu ve düşünceleri yaygınlaştırabiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kaspersky tarafından yakın zamanda yapılan bir ankete göre, Türkiye’den ankete katılan ebeveynlerin %84’ü çocuklarının çevrimiçi faaliyetleri üzerinde tam kontrol sahibi olmaya çalışırken, cevaplayanların %12s’i kontrolleri yalnızca gerektiğinde etkinleştiriyor. Çocuklarının dijital yaşamına hiç dahil olmama eğiliminde olanların oranı ise %4.
Ebeveynlerin bu endişeleri sebepsiz değil. Kaspersky verileri, Türkiye özelinde çocukların %52’sinin internette şiddet içeren içeriklere maruz kaldığını gösteriyor. Ankete katılan ebeveynlerin %13’ü tanımadıkları yetişkinlerin dijital ortamda çocuklarıyla arkadaş olmaya çalışması gibi endişe verici durumlarla karşılaştığını söylüyor. Bir diğer %22’lik kesim ise çocuklarının çevrimiçi davranışları sonucunda para bile kaybettiğini ifade ediyor. Bunlar arasında yanlışlıkla ücretli oyun indirme, izin istemeden çevrimiçi bir şey satın alma veya çevrimiçi dolandırıcılığa maruz kalma gibi durumlar yer alıyor.
Kaspersky uzmanları, çocukları çevrimiçi tehditlerden korumak için teknik ve teknik olmayan önlemlerin kombinasyonunun uygulanmasını öneriyor. Teknik olmayan önlemler hem çocuklar hem ebeveynleri için dijital okuryazarlığın artırılmasını içerirken, teknik önlemler ebeveyn kontrol programlarının kullanılmasını gerektiriyor. Bu tür programlar ebeveynlerin yalnızca ekran süresini kontrol etmesine ve çocuklarının coğrafi konumunu izlemesine değil, aynı zamanda onları YouTube da dahil olmak üzere yaşlarına uygun olmayan içeriklerden korumasına da olanak tanıyor. Özellikle Kaspersky Safe Kids uygulaması bu alanda geniş bir işlevselliğe sahip ve etkinliği bağımsız uluslararası test laboratuvarları tarafından düzenli olarak onaylanıyor. Bunu doğrular şekilde, AV-Comparatives araştırmacıları yaptıkları son testte Kaspersky Safe Kids’in uygunsuz içeriklerin %98’ini sıfır Yanlış-Pozitif vakasıyla engelleyebildiğini fark etti.
Kaspersky Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Tüketici Kanalı Başkanı Seifallah Jedidi, şunları söylüyor: “Çocukların çevrimiçi güvenliği söz konusu olduğunda, ebeveynler olarak onları uygunsuz içerikten korumak önemli bir rol oynuyor. Amacımız ebeveynlere çocuklarının güvende olacağına dair güven aşılamaktır. Bu konudaki özverili çabalarımızın bağımsız test kuruluşları tarafından düzenli olarak onaylanmasından gurur duyuyoruz.”
Kaspersky, ebeveynlere ve velilere çocuklarını korumak için aşağıdaki proaktif önlemleri almalarını öneriyor:
*”Growing Up Online” başlıklı anket, Kaspersky’nin talebi üzerine Toluna araştırma ajansı tarafından 2023-2024 yıllarında gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemi, 5 ülkede 10 bin çevrimiçi görüşmeyi (3 ila 17 yaş arası çocukları olan 5 bin ebeveyn-çocuk çifti) içeriyordu: Türkiye, Güney Afrika, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İnternette şiddet her yerde: Orta Doğu, Türkiye ve Afrika bölgesindeki çocukların yarısından fazlası internette şiddet içeren içeriklerle karşılaşıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kadına yönelik şiddet konusunda farkındalık yaratmak, çözüm üretmek için Kadın ve Aile Daire Başkanlığı’nı kuran, Şiddete Karşı Tutum Belgesi’ni ve Avrupa Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitliği Şartı’nı imzalayan, Kadın konukevleri ve kadın dayanışma merkezleri kurma çalışmalarına hemen başlayan, Mor Otobüs ve Mor durakları hizmete sunan Büyükşehir Belediyesi Fransa’nın Nice Belediyesi ile de kadına yönelik şiddet başta olmak üzere kadın politikalarına yönelik çalışmalarda işbirliği yapmak için ilk ziyareti gerçekleştirdi. Muğla Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Dr. Özge Demirel Nice Belediyesi Kadın Politikalarından ve Sosyal Desteklerden sorumlu Başkan Yardımcısı Maty Dıouf, Sosyal Eylem Merkezi Başkanı Jennifer Salles ve ekibini Elise Ovart –Baratte ile birlikte ziyaret etti.
Dr. Özge Demirel; “Dünyanın ortak sorunu kadına yönelik şiddeti yine dünyanın diğer şehirleri ile ortak çalışmalarla çözeceğiz”
Kadına yönelik şiddet konusunda Fransa’nın da dünya sıralamasında üst sıralarda yer aldığını söyleyen Muğla Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Dr. Özge Demirel ortak bir sorun için kalıcı çözümler bulmak ve projeler geliştirmek için önemli bir adım attıklarını söyledi.
Dr.Özge Demirel; “Coğrafi olarak Muğlamıza benzeyen, Akdeniz’e kıyısı olan Nice kenti de ne yazık ki Paris’ten sonra kadına yönelik şiddetin en fazla olduğu ikinci şehirdir. Bu noktada Nice Belediyemizle dünyanın ortak sorunu kadına şiddet konusunda işbirliği yapmak için ilk ziyaretimizi gerçekleştirdik. Kadına yönelik şiddet, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda iki belediyemiz iş birliği yapacak. Önümüzdeki günlerde Muğla’nın pilot bölge olarak yer alacağı ortak bir proje üzerinde görüş birliğine vardık. Fransız yetkililerin Muğla’yı ziyaretlerinin ardından proje ile ilgili detayları netleştireceğiz. Ev sahiplikleri için Nice Belediye’mize teşekkür ediyorum.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Muğla Büyükşehir ve Nice Belediyesi Kadına Yönelik Şiddet için Bir Araya Geldi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
BİLGİ Toplumsal Cinsiyet Çalışma Grubu (BİLGİ Gender), BİLGİ Sosyoloji Bölümü ve BİLGİ Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Birimi’nin işbirliğiyle “Erkek Şiddeti: Toplumsal Bağlam, Duygu ve Politika” başlıklı panel, alanında uzman konuşmacıların katılımıyla santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Panelde erkekliğin toplumsal bir yapı olarak nasıl şekillendiği ve bu yapının kadına yönelik şiddeti nasıl desteklediği çeşitli boyutlarıyla tartışıldı.
BİLGİ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yağmur Nuhrat’ın moderatörlüğünü üstlendiği panelde, Siyaset Bilimci ve Yazar Prof. Dr. Alev Özkazanç, BİLGİ Toplumsal Cinsiyet Çalışma Grubu’ndan Dr. Öğr Üyesi İlknur Hacısoftaoğlu, BİLGİ Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Birimi Koordinatörü Doç. Dr. Seda Kalem, BİLGİ Sosyoloji Bölümü mezunu ve İncel hareketi üzerine araştırmalar yapan Nil Zor konuşmacı olarak yer aldı. Katılımcılar, toplumsal cinsiyet temelli sorunların çok boyutlu yapısını ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin bu meselelerin çözümündeki önemini ele aldı.
Panelde konuşmacı olarak yer alan Siyaset Bilimci ve Yazar Prof. Dr. Alev Özkazanç ise erkeklik olgusunun toplumsal yapılar üzerinde geniş bir etkisi olduğunu vurgulayarak bu durumun yalnızca kadınlara yönelik bir sorun olmadığını ifade etti. Özkazanç, “Kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hem sonucu hem de bu eşitsizliği üreten bir araçtır. Şiddet yalnızca kadınları hedef almıyor LGBTİ+ bireyler, çocuklar ve hatta hayvanlar da bu şiddetin mağdurları arasında. Erkek şiddetini bütünsel bir perspektifle ele almak ve ataerkil sistemin bu şiddeti nasıl yeniden ürettiğini görmek zorundayız.” dedi.
Türkiye’nin toplumsal cinsiyet eşitliği sıralamasındaki yerine de dikkat çeken Özkazanç, Türkiye’nin, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2023 verilerine göre toplumsal cinsiyet eşitliği endeksinde 146 ülke arasında 129. sırada yer aldığını belirtti.
‘İncel hareketi intikam duygusuyla besleniyor’
BİLGİ Sosyoloji Bölümü mezunu ve İncel hareketi üzerine araştırma yapan Nil Zor ise, “İncel” hareketinin kadın karşıtı ideolojisini ve Türkiye’deki etkilerini anlattı. Türkiye’de incel hareketinin 2018’de duyulmaya başladığını, 2020 sonrasında ise Türkiye’ye özgü bir dil ve tehdit biçimi geliştirdiğini ifade etti. İncel hareketinin dijital ortamda hızla yayıldığını belirten Zor, “Dijital ortamda kadınlara yönelik saldırılar, sosyal medyada tehditler ve ifşalama, şiddeti yaygınlaştırıyor. İnternet, bu ideolojinin organize olmasına ve daha fazla kişiye ulaşmasına imkân tanıyor. İncellere göre şiddet, bilinçli ve amaca yönelik yapılan eylemler. Şiddet, meşrulaştırılan bir kavram olarak, kadınları hedef alıyor ve ‘intikam’ duygusuyla besleniyor” dedi.
Üniversitelerde CTS birimleri dayanışma ile güçleniyor
BİLGİ Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Birimi Koordinatörü Doç. Dr. Seda Kalem, cinsel taciz ve saldırıyı önleme (CTS) birimlerinin önemine dikkat çekerek bu birimlerin yalnızca üniversitelerde değil, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı bir yapının inşasında da kilit bir rol oynadığını ifade etti. Türkiye’de üniversitelerde 2007 yılından itibaren kurulmaya başlanan CTS birimlerinin sayısının bugün 30’u aştığını belirten Kalem, “Bu birimler, üniversitelerde cinsel şiddeti önlemek, başvuru ve destek mekanizmaları oluşturmak ve akademideki cinsiyetçi kültürün ortadan kaldırılmasına katkı sağlamak amacıyla çalışıyor. Dayanışma ile hareket eden bu birimler, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ve üniversite topluluklarıyla işbirliği içinde çeşitli farkındalık ve eğitim çalışmaları yürütüyor” dedi.
BİLGİ Toplumsal Cinsiyet Çalışma Grubu’ndan Dr. Öğr. Üyesi İlknur Hacısoftaoğlu, duyguların erkeklik kavramı üzerindeki rolüne dikkat çekti. Erkeklerin duygularını bastırma eğiliminin ve toplumsal beklentilerin hem kendilerine hem de başkalarına yönelik şiddetle sonuçlanabileceği ifade eden Hacısoftaoğlu, “Toplumsal söylemde erkekler duygularını kontrol eden figürler olarak görülürken öfke, erkeklikle özdeşleşmiş ve kabul gören bir duygu olarak öne çıkıyor. Erkekler öfkelerini dışa vurduğunda bu durum erkeklik algılarına zarar vermiyor. Ancak duygularını bastırma ve kendilerine zarar verme eğilimleri, psikolojik sorunları derinleştiriyor. Örneğin, 2017 verilerine göre intihar edenlerin %75’i erkeklerden oluşuyor. Ayrıca, erkekler birbirlerine şiddet uygulayarak ‘erkeklik’ performanslarını test ederler” dedi.
Panelde uzmanlar, erkekliğin toplumsal yapı olarak şiddeti nasıl ürettiği ve yeniden ürettiğini ele alırken, toplumsal cinsiyet eşitliğinin bu sorunların çözümündeki önemine dikkat çekti. Kadınlara yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hem bir sonucu hem de bir aracı olarak bütüncül bir yaklaşımla tartışıldı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Şiddet ve toplumsal cinsiyet ilişkisi tartışıldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Buca Belediyesi Kadın Aktivite Merkezi’nde, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında “Kadına Yönelik Şiddet ve Toplumsal Cinsiyet” konulu panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Avukat Zeynep İlayda Karadağ ve Avukat Zübeyde Aksay katıldı.
6284 SAYILI KANUN KADINLARIN TEK DAYANAĞI
Kadına yönelik şiddete karşı hukuki mücadele yollarını anlatan Avukat Zeynep İlayda Karadağ, “6284 Sayılı Kanun, herhangi bir şiddet durumunda kadınların tek dayanağıdır. Bu kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi olan kadını korur. Kadınlar, tehlike ve tehdit altında bulunduğu anlarda bile kendileri için koruma kararı aldırabilir. Sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan şiddet türlerinde de 6284 Sayılı Kanun uygulanır. Yani şiddetle sonuçlanan bir eylem olmasına gerek yok” dedi. Karadağ, şiddete uğrayan kadınların Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri, Alo 183 telefon hattı, sağlık kuruluşları, polis ve jandarma, savcılık, belediyelerin kadın danışma merkezleri ve baroları arayabileceklerini sözlerine ekledi. Avukat Zübeyde Aksay ise toplumsal cinsiyet kavramı üzerinde tarihten bugüne gelen süreci anlatarak, cinsiyet eşitliğine yönelik farkındalık yarattı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Buca’da “Kadına Yönelik Şiddet ve Toplumsal Cinsiyet” paneli yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>KADINLAR FARKINDALIK ETKİNLİĞİNDE BULUŞTU
Bayraklı Belediyesi, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla farkındalık oluşturmayı amaçlayan çeşitli etkinlikler düzenledi. Etkinliğe Başkan İrfan Önal’ın yanı sıra meclis üyeleri ve yüzlerce Bayraklılı kadın katıldı. Havuz Düğün Salonu’nda gerçekleştirilen “Güçlü Kadınlar Güvenli Yarınlar” başlıklı söyleşide Sosyolog Sibel Özel, şiddetin türlerini ve etkilerini anlattı. Bayraklı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Avukat İpek Kul, kadınlara sunulan destek mekanizmaları ve hak arama yolları hakkında bilgi verdi. Moderatörlüğünü Psikolog Gülhan Beşkazalıoğlu’nun üstlendiği panelde, ekonomik ve psikolojik olarak güçlenmiş kadınlar, yaşadıkları zorlukların üstesinden nasıl geldiklerini katılımcılarla paylaştı. Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın Çalışmaları Şube Müdürlüğü ve Bayraklı Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte ise, kadınlar Doğançay Mahallesi Köy Kahvesi’nde bir araya geldi. Kadın Çalışmaları Sinema Atölyesi’nin hazırladığı farkındalık filmi gösteriminin ardından, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine söyleşi gerçekleştirildi. Onur Mahallesi Atatürk Açıkhava Tiyatrosu ve Nafiz Gürman Mahallesi Taziyeevi’nde de “Kadın ihmal ve istismar” konulu bilgilendirme seminerinde ilçe sakini kadınlar bir araya geldi.
YALNIZ DEĞİLSİNİZ
Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal, “Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireylerin değil toplumun ve tüm insanlığın kanayan yarasıdır. Maalesef bu sorun, cinsiyet eşitsizliğinden beslenen toplumsal kalıplar ve yanlış inanışlarla büyüyen bir meseledir. Kadına karşı işlenen şiddet, insan hakları ihlalidir ve hiçbir gerekçeyle meşru gösterilemez. Bayraklı Belediyesi olarak, kadınlarımızın güvende hissettiği ve eşit haklara sahip olduğu bir dünya için her türlü haksızlığın karşısında durmaya devam edeceğiz. ‘Güçlü Kadınlar Güvenli Yarınlar’ diyerek dayanışmamızı büyütmek istiyoruz. Kadınlarımız asla yalnız değildir. Sizlere yönelik her türlü haksızlığa karşı yanınızda olmaya kararlıyız. Güvenli ve eşit bir kenti hep birlikte inşa edeceğiz” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, 1999 yılında kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararı ile ilan edildi.
İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada şiddetin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
Prof. Dr. Hülya Ensari, şiddetin Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2002 yılında yayınlanan Şiddet ve Sağlık Raporu’nda “Gücün ya da fiziksel kuvvetin; tehdit yoluyla ya da gerçekte fiziksel zarar, ölüm, psikolojik zarar, gelişme engeli ya da yoksunluğa neden olacak şekilde; kendine, bir başkasına ya da bir grup veya bir topluma karşı niyetli biçimde kullanılması” olarak tanımlandığını söyledi.
Şiddet önemli bir halk sağlığı problemidir
Şiddetin pek çok şekilde görülebildiğini belirten Ensari, “Kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet veya çocuğa yönelik, yaşlıya yönelik şiddet söz konusu olabilir. Şiddet hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı problemidir. Kadına yönelik şiddet ise tüm dünyada önemli bir problemdir” dedi.
Şiddet dört şekilde görülebilir
Şiddetin fiziksel, duygusal ve psikolojik, cinsel ve sözel şiddet olmak üzere görüldüğünü kaydeden Ensari, bunları şöyle açıkladı:
Fiziksel şiddet: Kişinin vücuduna zarar verme veya acı çektirme amacı taşıyan bir türdür.
Duygusal ve psikolojik şiddet: Kişinin duygusal ve psikolojik olarak zarar görmesine neden olabilir ve genellikle hakaret, tehdit gibi davranışları içerir.
Cinsel şiddet: Kişinin cinsel istismara uğramasına neden olan bir türdür ve tecavüz, cinsel saldırı ve cinsel taciz gibi davranışları içerir.
Sözel şiddet: Kişinin sözlü olarak saldırıya uğramasıdır ve hakaret, küfür, aşağılama gibi sözlü saldırıları içerir.
Kadınlar pek çok toplumda şiddete maruz kalıyor
Kadına yönelik şiddeti arttıran faktörlere değinen Ensari, kadınların günümüzde pek çok toplumda geleneksel kavramların da etkisiyle şiddete maruz kaldığına dikkat çekti. Ensari, şunları söyledi:
“Kadına yönelik şiddet ‘Kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma’ olarak tanımlanıyor. BM Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi, kadına yönelik şiddetin ‘Kadınlara yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı ve bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen bir şiddet’ olduğunu belirtmektedir. Günümüzde en ilkel toplumlardan en gelişmiş toplumlara kadar bütün kadınlar geleneksel kavramların da etkisiyle fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kalmaktadır.”
Kadınlarda şiddete maruz kalma riskinin arttığı durumlar olduğunu belirten Ensari, “Daha önce şiddete maruz kalan kadınlar, evlilik sorunları yaşayan kadınlar, boşanmış ya da boşanmak üzere olan kadınlar, düşük eğitim seviyesine sahip kadınlar, düşük maddi gelire sahip kadınlar şiddete maruz kalma riski taşımaktadır” dedi.
Şiddet sağlık sorunlarına yol açıyor
Kadınların en sık eşleri, sevgilileri, sevgili adayları ve partnerleri tarafından duygusal, fiziksel ve cinsel şiddete maruz bırakıldığını belirten Ensari, “Şiddete maruz kalan kadınların bedensel, ruhsal, cinsel ve üreme sağlıkları bozulmakta, gebelik ve lohusalık döneminde sağlık problemleri ile karşılaşılmaktadırlar” dedi.
Şiddet çocuğun ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor
Şiddetin ruh sağlığı üzerinde pek çok olumsuz etkiye yol açtığını, bundan çocukların da etkilendiğini vurgulayan Ensari, “Şiddet gören kadının ve buna tanıklık eden çocuğun ruh sağlığı olumsuz etkilemektedir. Annelerine uygulanan şiddete tanık olan çocukların da ruh sağlığı bozulmaktadır. Ayrıca şiddete tanık olan çocuklar ilerde şiddet uygulayıcıları haline gelmektedir” uyarısında bulundu.
Şiddet ruhsal hastalıkları tetikliyor
Şiddete uğramanın kadınlarda birçok ruhsal hastalığın oluşumunu tetiklediğini belirten Ensari, “Depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk ve anksiyete bozuklukları başta olmak üzere toplumda sık görülen bazı ruhsal hastalıklar, kadınlarda erkeklerden daha sık görülmektedir. Kadınlar erkeklerden üç kat daha fazla intihar girişiminde bulunmaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadınlarda depresyon, erkeklerden iki kat daha sıktır” diye konuştu.
Ruh sağlığı sorunları ihmal edilmemeli
Tüm bu ruhsal hastalıklara erken müdahalenin önemli olduğunu vurgulayan Ensari, “Bu ruhsal hastalıklar ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına danışıldığı takdirde tedavi edilebilir ancak tedavi edilmediği takdirde ömür boyu yaşanılan travmanın etkisi devam edebilir; tabloya eklenecek depresyonlar kişide intihar girişimi ile sonuçlanabilir” uyarısında bulundu.
Şiddet uygulamayı artıran faktörlere dikkat!
Şiddet uygulamayı arttıran risk faktörlerine işaret eden Ensari, “Kadına yönelik şiddet uygulamanın normal olduğu bir kültürde yetişmek, düşük eğitim seviyesine sahip olmak, çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, çocukluk döneminde kadına yönelik şiddete tanıklık yapmak, alkol bağımlılığı, antisosyal kişilik özelliklerine sahip olmak, çok eşli olanlar ve kadınlar tarafından sadakatsizlikle suçlananlarda şiddet uygulama davranışı daha sık görülmektedir” diye konuştu.
Şiddet uygulayan kişilerde sıklıkla alkol bağımlılığı, madde kullanım bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu ön planda olduğunu belirten Ensari, “Alkol madde kullanım bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu bulunanlarda suça eğilim de fazladır” dedi.
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ile mücadele edilmeli
Kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin yapılması gerekenleri de sıralayan Prof. Dr. Hülya Ensari, önerilerini şöyle sıraladı:
“Kadına yönelik şiddeti önleyici çalışmalar arasında öncelikle eğitimin ilk aşamalarından başlayarak her seviyede toplumsal cinsiyet ayrımcılığına ilişkin eğitim programları düzenlenmeli, medyanın bu konudaki bilinç düzeyi arttırılmalıdır.
Televizyon dizileri ve gazete haberleri başta olmak üzere medyada da cinsiyet ayrımcılığı ve şiddetin her türlüsünün özellikle kadına yönelik şiddetin özendirilmesine karşı müdahale edilmelidir. Yazılı, görsel basın ve film gibi kültür sanat ürünlerinin kadını aşağılayıcı ifadeler ve şiddet içermemesine dikkat edilmelidir.
Ruh sağlığı farkındalığı artırılmalı
Toplumda ruh sağlığı konusunda farkındalığı arttırmak, şiddete maruz kalan kadınların erken dönemde ruh sağlıklarını koruyucu destek almalarına yardımcı olacak bu da kadınlarda görülen ruhsal hastalıkların tedavisine ve depresyon gibi ruhsal hastalıkların tedavisi ile intihar girişimlerinin önlenmesine de katkıda bulunacaktır.
Toplumda alkol ve madde başta olmak üzere bağımlılığın her türlüsü ile mücadelenin arttırılması ile şiddete yönelik davranışların önlenmesinde büyük katkı sağlayacaktır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kadına yönelik şiddet, ruhsal hastalıkları tetikliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kadına karşı şiddet suçu işleyenlerin en çok eşler, oğullar, babalar, erkek arkadaşlar ve kadınların ayrıldıkları veya ayrılmak istedikleri erkekler olduğuna vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bunun en büyük nedeni ataerkil dilin varlığı. ‘Erkek adam, döver de sever de’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘gelinliğiyle giren kefeniyle çıkar’ gibi ataerkil söylemler, kadınların, erkeklerin kontrolünde olması gerektiğini dayatmakta ve erkeklerin eşlerini kontrol altında tutmak için şiddet kullanmasını normalleştirmektedir.” dedi. Şiddet gören kadınların çaresizlik ve umutsuzluk nedeniyle, sıklıkla depresif ve kaygılı süreçler yaşadıklarına değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, kadınların kendilerini korumak için şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koyarak önlem almaları ve fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel şiddeti, hiçbir şekilde kabul etmemeleri gerektiği uyarısını yaptı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla kadına karşı şiddetin nedenlerini değerlendirdi ve çözüm önerilerini paylaştı.
Esas sorun ‘ataerkil’ dilin varlığı!
Kadına karşı şiddetin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir sorun olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Kadınlar en çok kocaları, oğulları, babaları, erkek arkadaşları ve ayrıldıkları erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor.” dedi.
Bu durumun olası sebeplerine değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, “Kadını suçlayarak erkek şiddetini onaylayan ve meşrulaştıran kültürel normların varlığı, erken yaşta evlilikler, kadının veya erkeğin eğitim seviyesinin düşük olması, ekonomik sorunların varlığı, şiddetin bazı toplumlarca sorun çözme aracı olarak kullanılması, erkeğin kendi yetiştiği aile ortamında küçük yaşlarda şiddete tanık olması sebepler arasında sayılabilir. Bunun dışında toplumda hakim olan ‘erkek adam, döver de sever de’, ‘evinde otursaydı’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘gelinliğiyle giren kefeniyle çıkar’ gibi ataerkil söylemler, kadınların, erkeklerin kontrolünde olması gerektiğini dayatmakta ve erkeklerin eşlerini kontrol altında tutmak için şiddet kullanmasını normalleştirmektedir.” açıklamasını yaptı.
Şiddet, meşrulaştırılıyor…
Otoriter erkek dilinin yüzyıllar içerisinde ‘benim toprağım, benim evim, benim eşyam, benim eşim, benim çocuğum…’ gibi aidiyet kavramlarının benimsenmesiyle yerleştiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Ayrıca ‘kıskançlık’, ‘ahlaksızlık’, ‘gelenek’, ‘töre’ ve ‘namus’ kavramlarının varlığı maalesef şiddeti beslemiş ve uygulanan şiddet bu yollarla meşrulaştırılmıştır. Böylece, erkek ‘ya benimsin ya kara toprağın’ diyerek, kadını kontrol etme ve öldürme hakkını kendinde görmeye başlamıştır. Süreç içerisinde maalesef erkeğin hayalleri, erkeğin kuralları, erkeğin dili belirleyici olmuştur, kimin öleceğine kimin yaşayacağına, kimin susup kimin konuşacağına, kimin nasıl giyineceğine erkek dili karar vermiştir.” şeklinde konuştu.
Kadınlar, şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koymalı…
Şiddet gören kadınlarda en sık gözlenen psikolojik ve duygusal sorunun güvensizlik olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Çünkü en yakınları ve en sevdikleri tarafından tehdit ediliyorlar ve şiddete maruz kalıyorlar. Maalesef bu durumdan korunmak için ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bununla beraber gelen çaresizlik ve umutsuzluk nedeniyle, sıklıkla depresif ve kaygılı süreçler yaşıyorlar.” dedi.
Şiddet mağduru kadınların güvenliklerini sağlamak, şiddet döngüsünden kurtulmak için neler yapabileceklerine değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları söyledi:
“Kadınlar, erkeğin uyguladığı şiddete karşı, şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koyarak ilgili kurumlarla irtibat kurmaya çalışmalılar. Kendisine uygulanan fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel şiddeti, hakareti, ihmali, aşağılanmayı hiçbir şekilde kabul etmemeliler. Erkeğe bağımlı olmamalı, sosyal bağlarını güçlendirmeli, eğitim seviyelerini yükseltmeli, ekonomik gücünü elde etmeliler. Psikolojik sıkıntılarının artması halinde, terapi desteği almalılar.”
Kadına şiddetin önüne nasıl geçilebilir?
Şiddet gören kadınlara destek olunabilmesi ve şiddetin önüne geçilebilmesi için çiftlere, hem evlilik öncesi, hem evlilik süresince psikolojik danışmanlık verilmesi ve ilgili kurumlarca düzenli ev ziyaretleri yapılaması gibi uygulamaların yardımcı olabileceğini dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl önerilerini şöyle sıraladı:
“Sosyal medya üzerinden şiddeti normalleştiren yayınlara yer verilmemeli. Medyanın şiddeti, suçu ve suçluyu övücü ve destekleyici yayınlar yapmaması, cinsiyet ayrımcılığını kınaması, toplumsal farkındalık yaratması, kadını erkek karşısında duygusal açıdan zayıf, güçsüz ve erkeğe bağımlı gösteren programlara yer vermemesi gerekir.
Şiddet mağduru kadının kendisini yalnız hissetmemesi için, kadın dernekleri ve örgütlerinin sayısı arttırılmalı, başvurabilecekleri hukuki yollar öğretilmeli. Kadının kendisine ve toplumun kadına verdiği değeri arttıracak politikalar oluşturarak, şiddet uygulayanların caydırıcı cezalar almasıyla ilgili düzenlemeler yapılmalı.”
Kadına şiddet konusunu çözmek için ‘yeni bir toplumsal söylem’ geliştirilmeli
Kadına şiddet konusunun sadece hukuki düzenlemelerle çözülebilecek bir mesele olmadığının altını çizen Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şiddetin önlenememesinin başta gelen nedenlerinden biri, maalesef toplumun bir kesiminde, kadını değersizleştiren, ötekileştiren, seksüel meta haline getiren, yöneten, yönlendiren bir anlayışın hakim olmasıdır. Kadına ve çocuğa hükmederek örtbas edilmeye çalışılan bu yıkıcı ve otoriter ataerkil dilin, bir an önce değiştirilerek ‘yeni bir toplumsal söylemin’ geliştirilmesi gerekir. Ve maalesef yeni bir söylem geliştirilmediği sürece, kadınlar kendilerine erkeklerin biçtiği rolleri oynayacak ve ölmeye devam edecekler…”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kadına karşı şiddette esas sorun ‘ataerkil dil’! Kadınlar, şiddet riski gördükleri anda önlem almalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Erzurum’daki konuşması sırasında yaşanan olaylara da değindi. Varank, konu hakkında şöyle konuştu:
Erzurum’da bir olay yaşandı. Bunlar siyasette olmaması gereken işler. Siyasette şiddetin yeri olmaz. Biz şiddete karşıyız. Ama biz ikiyüzlülüğe de karşıyız. Bakınız, şimdi seçim otobüsleri taşlanıyor diye konuşanlar, 2011 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın otobüsü Hopa’da taşlanırken ağızlarını açtılar mı?” dedi. (DHA)
Bakan Varank: Siyasette şiddet olmaz ama siz de ikiyüzlülüğü bırakın yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>