?>
?>
Kainatın yaratıcısı evreni ne için yarattı?
Kainatın yaratıcısının, her şeyden önce isim ve sıfatlarının tecellilerini görmek ve bir de şuurlu varlıklara göstermek için evreni yarattığını dile getiren Prof. Dr. Niyazi Beki, “Her cemal ve kemal sahibi kendi kemal ve cemalini görmek ve göstermek istemesi varlık aleminde herkes tarafından kabul edilen bir düsturdur. Kabiliyetli bir ressam bir resmi yaparken bu kabiliyetini görmek ve göstermek ister. Bir şair bir şiir yazarken şiir yazma maharetini görmek ve göstermek ister.” dedi.
Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister
Prof. Dr. Niyazi Beki, konuyu Bediüzzaman hazretlerinin ifadesini kısaltarak özet halinde şöyle dile getirdi:
“‘Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca; bu kâinatın şanı yüce sultanı dahi istedi ki, bir fuar açsın, içinde maharetini gösteren sergiler dizsin ki, saltanatının haşmetini, servetinin şaşaasını, kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin/ilim, kudret ve hikmetinin eşsiz tecellilerini teşhir edip göstersin. Ve böylece cemal ve kemal-i manevîsini iki vecihle müşahede etsin: Bir yönü; bizzat sanatın inci gibi en ince inceliklerine aşina olan kendi bakış açısıyla temaşa etsin. Diğer yönü de; başka şuurlu varlıkların nazarıyla baksın. İşte bu bakış açısını harekete geçirmek için başta insan olmak üzere Melek, cin gibi şuurlu varlıkların akıl ve şuurlarına hitap etmeyi ve bir elçi vasıtasıyla kâinattaki sanatın güzelliğini ve yaratıcının manevi cemal ve kemalini ders vermeyi uygun görmüştür. Zira güzel ve anlamlı bir kitap muhatapları tarafından tam anlaşılmıyorsa ve onu açıklayan bir muallimi de yoksa, o kitabın değer ifade eden bir kıymet-i harbiyesi olmaz.”
Evren dahi yaratıcısını tanıtmak üzere yazılmış ontolojik bir kitap
Evrenin dahi yaratıcısını tanıtmak üzere yazılmış ontolojik bir kitap olduğunu da ifade eden Prof. Dr. Niyazi Beki, “Fakat yazılış gayesine uygun manalarını keşfedip ortaya koymak bir muallim olmadan olmaz, olamaz. İşte Hz. Muhammed’in (s.a.v) doğumu bu tanıtım işini icra etmesi bakımından eşsiz bir öneme sahiptir. Rabiü’l-evvel ayının günlerine tevafuk eden bu doğum gününün bu tevafuku ile, bir baharın habercisi, gül ve çiçeklerin açılmasının müjdecisi ve Nisan yağmuru gibi umumi bir rahmet olduğuna işaret edilmiştir.” ifadesinde bulundu.
Hz. Peygamberin dünyaya teşrifleri ne anlatıyor?
Hz. Peygamberin (s.a.v) dünyaya teşriflerinin her yönden kâinatın yaratıcısını tanıtması, emir ve yasakları çerçevesinde dünya ve ahiret hayatının mutluluğunu kazandırması hem prensipleriyle hem pratik hayatıyla insanlara insanlık ahlakını, insanlık değerlerini öğretmesi, diri diri kızlarını toprağa gömen bir toplumu haksız yere karıncayı öldürmekten imtina eden bir konuma getirmesinin eşsiz bir olay olduğunu anlatan Prof. Dr. Niyazi Beki, şöyle devam etti:
“Bütün dünyaca malûmdur ki, az bir kavmin âdetlerinden hakir, ehemmiyetsiz bir âdeti kaldırmak veya zelil, miskin bir taifenin cüz’î, zayıf huylarını ortadan kaldırmak, büyük bir hükümdarın kolayca yapamayacağı, uzun bir zamanda bile çok zahmetlere bağlıdır. Acaba hâkim olmamakla beraber, maddi kuvvete sahip olmadığı halde, az bir zamanda, eski kültür ve adetlerine nihayet derecede bağlı, inatçı ve fertleri pek çok olan bir toplumda kötü ahlaklarını terk ettiren; hem yerlerine gayet yüksek âdetleri, güzel ahlâkları tesis eden bir zât, hârikulâde olmaz mı? Özellikle insanın fıtratında ve vicdanında var olan istinat (Allah’a iman) ve istimdat (ahirete iman) noktalarını tatmin edecek bir fikri kalplerinde tesis etmek, müjdelerin ötesinde canlı bir hayat modelidir. Aciz olan insana her türlü yardımını esirgemeyen bir Allah’a iman; keza fakir olan bir insana lojistik destek sağlayan ahirete iman etmekten daha büyük bir müjde, daha büyük bir kazanç daha büyük bir servet olabilir mi?”
İman esaslarının ilmini öğrenmek, sonra öğrendiğimizle amel etmek…
Prof. Dr. Niyazi Beki, “Allah’ın bütün sıfatlarıyla kuddûs/kusurlardan münezzeh olduğuna, sonsuz rahmet sahibi Rahman ve Rahim olduğuna inanmak; keza her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, her ölüm uykusundan sonra da bir mahşer baharı ve kıyamet kışından sonra da bir haşir/yeniden dirilme baharı olduğuna iman etmek en büyük bir kazançtır. Önce, ilmi çalışmalar, programlar, seminer ve konferanslar gibi programları düzenlemek ve katılmak suretiyle bu tahkiki iman esaslarının ilmini öğrenmek, sonra öğrendiğimizle amel etmek, hayatımıza uygulamakla hem dünya hem ahiretimizi tamir etmiş olacağız.” diye konuştu.
Bu asırda özellikle ihtilaf, yoksulluk ve cehalet oldukça arttı!
Bu asırda özellikle ihtilaf, yoksulluk ve cehaletin oldukça arttığını, ihtilafların çoğunun akıl ve mantığın önünü kesen hissiyat olduğu için bunu yeniden aklın rotasına oturtmanın oldukça zor iş olduğunu kaydeden Prof. Dr. Niyazi Beki, “Yoksulluk, yanlış kanaat, tembellik ve yanlış tevekkül anlayışına bağlı olarak daha da ziyadeleşmiş olduğundan, sanayi ve teknoloji konularında çok ciddi gayretlere, himmetlere muhtaçtır, bu asırda bu ihtiyaç daha fazlalaşmış olduğundan yüksek feragat, cesaret, maharet ve marifete çok şiddetli ihtiyaç doğmuştur.” şeklinde konuştu.
Cehalet hastalığını bertaraf etmek için kitap ve sünnete bağlı gelişen rehberliğe ihtiyaç var
Cehalet hastalığının bu çağda bizzat materyalist fen ve felsefeden geldiği için dalaleti, yanlışı, şaşkınlığı bertaraf etmek için kitap ve sünnete bağlı gelişen rehberliğe büyük ihtiyaç doğduğunu ifade eden Prof. Dr. Niyazi Beki, “İlim kisvesine bürünmüş bir cehaletin ortadan kaldırılması takdir edersiniz ki çok zordur. Dört mezhep imamları ve ehl-i sünnet alimleri gibi ilmi ve aklı olmayanların, Abdulkadir Geylani ve imam Rabbani gibi takva sahibi olmayanların, İmam Gazali ve Bediüzzaman Said Nursi gibi akıl ve kalp ile birlikte seyr-u süluk etmeyi prensip edinmeyen, İbn Arabi ve Mevlana gibi maddi- manevi ilimleri mezç etmeyen kimselerin rehberliği bu asırda pek müessir olmayabilir. Bu da hastalıkların teşhisi, tedavisi için gereken faydayı sağlamaktan uzak olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Prof. Dr. Niyazi Beki: “Bu asırda yüksek feragat, cesaret, maharet ve marifete çok şiddetli ihtiyaç doğmuştur.” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Aydın Büyükşehir Belediyesi ekipleri, dün geceden bu yana Aydın’ı etkisi altına alan şiddetli yağış ve fırtınaya karşı kent genelinde müdahalelerine devam ediyor.
Bayramda Gece Mesaisi
Şiddetli yağış ve fırtına Aydın’da etkili oldu. Batı bölgesi ilçeleri başta olmak üzere kent genelinde etkisini gösteren şiddetli yağış ve fırtınaya karşı teyakkuza geçen Büyükşehir Belediyesi ve ASKİ ekipleri meydana gelen olaylara hızla müdahale etti. Hummalı bir şekilde çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı, Fen İşleri Daire Başkanlığı, Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı, Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı ve ASKİ ekipleri, Aydınlıların ve bayram tatili için kente gelen vatandaşların can ve mal güvenliğini güvence altına aldı.
Gece saatlerinde yoğun yağış ve fırtına nedeniyle çok sayıda ağacın devrilmesi sonucu trafiğe kapanan Aydın-Denizli Karayolu, ekiplerin yoğun mesaisi sonucu kısa sürede trafiğe açıldı. 20 noktada ağaç devrilmesi ve 15 noktada çatı uçması vakasına müdahale eden ekipler, Büyükşehir Belediyesi Hızlı Çözüm Merkezi ve 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ulaşan 35 olaya müdahale etti. Ekipler, kent genelinde müdahalelere ve mazgal temizleme çalışmalarına devam ediyor.
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, şiddetli yağış ve fırtınadan etkilenen tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. Ekiplerin çalışmalarının 24 saat devam edeceğini belirten Başkan Çerçioğlu, 444 40 09 numaralı Büyükşehir Belediyesi Hızlı Çözüm Merkezi’nin de vatandaşların hizmetinde olduğunu belirtti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Aydın Büyükşehir Belediyesi’nden Şiddetli Yağış ve Fırtınaya Karşı Hızlı Müdahale yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si şiddetli su kıtlığı yaşıyor
Türkiye suyunu korumazsa, gelecekte geri dönüşü olmayan bir krizle karşı karşıya kalabilir
Suyun önemine dikkat çekmek, su kaynaklarının korunması konusunda farkındalık yaratmak için her yıl 22 Mart, Dünya Su Günü olarak anılıyor ve toplumu bilinçlendirme çalışmaları gerçekleştiriliyor. İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bestami Özkaya, dünyada giderek artan su kriziyle ilgili görüşlerini paylaşarak alınması gereken önlemlerle ilgili uyarılarda bulundu. Özkaya’nın verdiği bilgilere göre, dünya üzerinde 2.2 milyar insan hala güvenli içme suyuna erişemiyor. Özkaya, su tasarrufunun bireylerden hükümetlere kadar herkesin sorumluluğunda olduğunu belirterek su tasarrufu konusunda alınabilecek önlemleri sıraladı. Türkiye’nin su verileriyle ilgili de bilgi veren Özkaya, “Suyumuzu korumazsak, gelecekte geri dönüşü olmayan bir krizle karşı karşıya kalabiliriz” diyerek bu konuya dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ilan edilen Dünya Su Günü her yıl 22 Mart’ta su ile ilgili farkındalık çalışmaları yapılarak anılıyor. İnsanlığın en önemli kaynaklarından biri olan su, iklim kriziyle birlikte giderek daha da önem kazanıyor. Su kaynaklarını korumak, doğru kullanım ve tasarruf önlemleriyle mümkün. “Dünya, insanlığın sorumsuz üretim ve tüketim alışkanlıkları nedeniyle geri dönüşü olmayan bir eşiğe yaklaşıyor” diyen İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bestami Özkaya, bilim insanlarının artık yeni bir jeolojik çağa girdiğimizi belirttiğini söylüyor: ‘Antroposen Çağı’ ya da diğer bir ifadeyle ‘İnsan Çağı’. Bu çağ, insan faaliyetlerinin gezegen üzerinde kalıcı ve yıkıcı etkiler bıraktığı bir dönemi temsil ediyor. Peki, insanın doğa üzerindeki bu hakimiyeti nasıl bir geleceğe yol açıyor? Su krizi, Antroposen Çağı’nın neresinde duruyor? Dünyadaki su kaynaklarının mevcut durumu nedir? Temiz su kaynaklarını korumak neden bu kadar önemli? Su tasarrufu için neler yapılabilir? Prof. Dr. Bestami Özkaya, 22 Mart Dünya Su Günü vesilesiyle suyun önemini ve su kaynaklarını korumak için yapılması gerekenleri anlattı.
1 milyar insan hala güvenli içme suyuna erişemiyor
Dünyadaki su sorunuyla ilgili çarpıcı bilgiler veren Prof. Dr. Bestami Özkaya, şunları söyledi:
“UNDP’nin 2020 yılında yayınladığı 30. İnsani Gelişme Raporu, bu gerçeği çarpıcı verilerle ortaya koyarken, çevresel unsurları ilk kez insani gelişmenin bir parçası olarak ele alıyor. Raporda, insanın doğanın düzenine uymak yerine kendi düzenini oluşturduğu ve bunun sonucunda doğal kaynakların kendini yenileme kapasitesini aştığı vurgulanıyor. Buna göre, dünya nüfusunun hızla artması ve iklim değişikliğinin etkileri, su kaynaklarını ciddi şekilde tehdit ediyor. 2.2 milyar insan hala güvenli içme suyuna erişemiyor. Bu, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 28’ine denk geliyor. 3.5 milyar insan güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerinden yoksun. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si şiddetli su kıtlığı yaşıyor. Dünya nehir havzalarının yüzde 20’si, iklim değişikliğine bağlı olarak yüzey sularında hızlı değişimler yaşıyor. Bu, sel ve kuraklık olaylarının artmasına neden oluyor. Son 50 yılda buzulların kütlesi rekor düzeyde azaldı. Bu durum, tatlı su kaynaklarının geleceği için büyük bir tehdit oluşturuyor. Suyla ilgili afetler, afetlerden etkilenen insanların yüzde 90’ından fazlasını ve altyapı kayıplarının yüzde 95’ini etkiliyor. Bu veriler, su kaynaklarının ne kadar kritik bir durumda olduğunu gözler önüne seriyor. COP29 Deklarasyonu, bu sorunlara dikkat çekerek, suyun iklim değişikliğiyle mücadelede merkezi bir role sahip olduğunu vurguluyor.”
Sulak alanların yüzde 85’i son 300 yılda yok oldu
Temiz su kaynaklarını korumanının pek çok önemli nedeni olduğunun altını çizen Prof. Dr. Özkaya, “Temiz su kaynakları hem insan sağlığı hem de ekosistemlerin devamlılığı için hayati öneme sahip. Güvenli içme suyuna erişim, temel bir insan hakkıdır. Kirli su, kolera, tifo ve diğer bulaşıcı hastalıkların yayılmasına neden olur. Her yıl 485.000 kişi, kirli su kaynaklı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Ekosistemlerin korunması açısından da su kaynaklarını korumak önemli. Su kaynakları, tatlı su ve deniz ekosistemlerinin devamlılığı için kritik öneme sahiptir. Su kirliliği ve aşırı kullanım, biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor. Örneğin, sulak alanların yüzde 85’i son 300 yılda yok oldu. Su, tarımın temelidir. Dünya genelinde tarım, toplam su kullanımının yüzde 70’ini oluşturuyor. Su kıtlığı, gıda üretimini doğrudan etkileyerek açlık ve yetersiz beslenme riskini artırıyor. Su, enerji üretimi, sanayi ve turizm gibi sektörler için vazgeçilmez bir kaynaktır. Su kıtlığı, ekonomik büyümeyi engelleyebilir ve yoksulluğu artırabilir. COP29 Deklarasyonu, su kaynaklarının korunmasının iklim değişikliğiyle mücadelede hem uyum hem de azaltım açısından kritik olduğunu vurguluyor” dedi.
Havzalarda su kaynakları, kendini yenileme kapasitesini aşmış durumda
Türkiye’deki su durumunu da değerlendiren Özkaya, “Ülkemiz, artan nüfus ve iklim değişikliği etkileriyle birlikte ciddi bir su kriziyle karşı karşıya. Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 2030’da 1.200 metreküpe, 2050’de ise 1.069 metreküpe düşmesi bekleniyor. Bu rakamlar, Türkiye’yi su kıtlığı yaşayan bir ülke konumuna getiriyor. Nehir havzalarına bakıldığında, 25 havzadan sadece dokuzunda su stresi bulunmuyor. Dört havza kesin kıtlık riski altındayken, beş havzada su seviyesi kıtlık düzeyinde ve yedi havzada su stresi yaşanıyor. Özellikle Marmara, Gediz ve Büyük Menderes gibi havzalarda su kaynakları, kendini yenileme kapasitesini aşmış durumda” dedi.
Su kirliliği de ciddi bir sorun haline geldi
Su kirliliğinin ciddi bir sorun haline geldiğini vurgulayan Özkaya, şunları söyledi:
“Tarım, sanayi ve kentleşmenin yoğun olduğu bölgelerde su kirliliği de ciddi bir sorun haline geldi. Eğirdir Gölü, Tuz Gölü ve Gediz Deltası gibi sulak alanlar kirlilik tehdidi altında. Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanımı için acilen modern sulama yöntemlerine geçiş, atık su geri kazanımı ve doğa temelli çözümlerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye’de tatlı suyun yüzde 73’ü tarımda kullanılıyor, ancak yaygın olarak uygulanan salma sulama yöntemi, suyun verimsiz kullanımına ve toprak erozyonuna neden oluyor. Modern sulama sistemlerine geçiş, su tasarrufu sağlarken tarımsal verimliliği de artırabilir. Sanayi ve kentsel alanlarda ise atık su geri kazanım projeleri ve su kayıplarının önlenmesi büyük önem taşıyor. Özellikle yağmur suyu hasadı gibi doğa temelli çözümler, su kaynaklarını çeşitlendirerek kuraklık riskine karşı etkili bir koruma sağlayabilir. Türkiye, su politikalarında reforma giderek havza bazlı yönetim planları ve Su Şurası kararlarıyla adımlar atmaktadır. Ancak hedeflenen sürdürülebilir su yönetimine ulaşmak için daha fazla çaba gerekiyor. Suyumuzu korumazsak, gelecekte geri dönüşü olmayan bir krizle karşı karşıya kalabiliriz.”
Su tasarrufu yapılmazsa sağlıkla, ekonomiyle ilgili sorunlar baş gösterebilir
“Kuraklık, su kaynaklarının azalmasına neden olan en büyük tehditlerden biri” diyen Prof. Dr. Özkaya, su tasarrufu yapılmadığı takdirde meydana gelebilecek sorunlarla ilgili ise şunları söyledi:
“İklim değişikliği, kuraklık olaylarının sıklığını ve şiddetini artırıyor. Su tasarrufu yapılmazsa, şu sorunlar kaçınılmaz hale gelebilir: Su kıtlığı, tarım üretimini düşürerek gıda fiyatlarının artmasına ve gıda güvensizliğine neden olabilir. Hidroelektrik santraller, suya bağımlıdır. Su kaynaklarının azalması, enerji üretimini olumsuz etkileyebilir. Su kıtlığı, özellikle kırılgan bölgelerde göçlere ve çatışmalara yol açabilir. Örneğin, Orta Doğu ve Afrika’da su kaynakları üzerindeki rekabet, bölgesel istikrarsızlığı artırıyor. Su kıtlığı, temiz suya erişimi daha da zorlaştırarak salgın hastalıkların yayılmasına neden olabilir. COP29 Deklarasyonu, su tasarrufunun önemine dikkat çekerek, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için entegre yaklaşımların benimsenmesini öneriyor.”
Su tasarrufu, bireylerden hükümetlere kadar herkesin sorumluluğunda
Hükümetlerden bireylere kadar herkesin su tasarrufu konusunda yapması gerekenlerin olduğunu belirten Özkaya “Su tasarrufu, bireylerden hükümetlere kadar herkesin sorumluluğundadır” diyerek sürdürülebilirlik için alınması gereken acil önemleri anlattı:
“Hükümetler, şirketler, bireyler herkes bu konuda çaba göstermelidir. Hükümetler; Entegre Su Kaynakları Yönetimi (IWRM) gibi su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için entegre yaklaşımlar benimsemeli. Sulak alanların restore edilmesi, yağmur suyu hasadı gibi doğa temelli çözümleri (NbS) desteklemeli. Kuraklık ve sel gibi suyla ilgili afetlere karşı erken uyarı sistemleri geliştirmeli. Su kirliliğini önlemek için su kalitesi izleme sistemleri kurulmalı. Şirketler, üretim süreçlerinde su kullanımını azaltacak teknolojilere yatırım yapmalı. Atık suların arıtılarak yeniden kullanılması teşvik edilmeli. Tarım sektöründe damla sulama gibi su tasarrufu sağlayan yöntemler yaygınlaştırılmalı. Bireyler de aldıkları önlemlerle su tasarrufuna katkı sunabilir. Örneğin, evlerde su tasarruflu musluklar, duş başlıkları ve tuvaletler kullanılmalı. Suyun değeri konusunda farkındalık artırılmalı, israf önlenmeli. Bahçe sulama gibi ihtiyaçlar için yağmur suyu kullanılmalı. Kentsel dönüşüm uygulamalarında yaygınlaştırılmalı.”
Teknolojinin sunduğu çözümlerden de yararlanılabilir
Su tasarrufu için teknolojinin sunduğu çözümlerden de yararlanılabileceğine dikkat çeken Özkaya, COP29 Deklarasyonu ve UNDP 2020 raporu verilerini aktardı:
“COP29 Deklarasyonu, suyun iklim değişikliğiyle mücadelede merkezi bir role sahip olduğunu vurgulayarak, küresel su güvenliği için somut adımlar atılmasını hedefliyor. Deklarasyon, su kaynaklarının korunması, suyla ilgili afetlerin önlenmesi ve su tasarrufunun teşvik edilmesi için uluslararası iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Ayrıca, Bakü Su Diyaloğu gibi platformlarla suyla ilgili iklim eyleminin sürekliliğini sağlamayı hedefliyor. UNDP’nin 2020 İnsani Gelişme Raporu, insanın doğa üzerindeki hakimiyetinin ekolojik dengeyi nasıl tehdit ettiğini açıkça ortaya koyuyor. Raporda, “doğal kaynakların kendini yenileme kapasitesini aşan tüketim alışkanlıklarımız, gezegenin sınırlarını zorluyor” ifadesi, su krizinin boyutlarını anlamak için çarpıcı bir uyarı niteliğinde. Yeni bir fırsat olarak, yapay zekâ (AI), makine öğrenmesi (ML) ve büyük veri (big data) gibi yenilikçi teknolojilerin, su yönetimine entegrasyonu fırsat oluşturabilir. Özellikle su kayıp-kaçaklarının azaltılması, su kalitesinin izlenmesi ve kuraklık yönetimi gibi alanlarda bu teknolojiler, daha verimli ve sürdürülebilir çözümlerin önünü açabilir. Ancak, teknolojinin sunduğu çözümlerin yanı sıra, derin öğrenme modelleri gibi AI sistemlerinin eğitimi sırasında kullanılan büyük veri merkezlerinin soğutma ihtiyacı, su kaynakları üzerinde yeni bir baskı oluşturuyor! Örneğin, bir AI modelinin eğitimi sırasında ciddi miktarlarda su tüketilebiliyor. Bu durum, teknolojinin sunduğu fırsatlar kadar, sorumlu kullanımının da ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Suyun geleceği hem doğayla uyumlu politikalar hem de teknolojinin akıllıca entegrasyonuyla şekillenecek. Unutmayalım: Su, sadece bir kaynak değil, yaşamın ta kendisidir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si şiddetli su kıtlığı yaşıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Büyükşehir ve MASKİ Ekipleri Şiddetli Yağışa Karşı Sahada yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Öğle saatlerinden itibaren il genelinde etkili olan fırtına ve sağanak yağışta görevinin başında olan ekipler yaptıkları hızlı müdahale ile herhangi bir olumsuzluk yaşanmasına izin vermedi. Ekipler 24 saat esası ile sahadaki çalışmalarına devam edecek.
Manisa Büyükşehir Belediyesi ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) Genel Müdürlüğü ekipleri, Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından Manisa merkez ve ilçeleri için verilen gök gürültülü sağanak yağış uyarısıyla birlikte teyakkuza geçti. Ekipler öğle saatlerinde başlayan fırtına ve sağanak yağış nedeniyle yurttaşların mağduriyet yaşamamaları adına yoğun mesai harcadı. Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, merkez ve Turgutlu ilçesinde işyeri bacası devrilmesi, çatı uçması, duvar çökmesi gibi yaşanan olumsuzluklara hızlı bir şekilde müdahalede bulundu. Kent Estetiği Dairesi Başkanlığı ekipleri, merkez ve ilçelerde devrilen ağaçları kaldırırken, dalları kırılan ağaçlara da budama işlemi yaparak güvenli hale getirdi. MASKİ Genel Müdürlüğü Kanalizasyon Dairesi Başkanlığı ekipleri ise merkez ve ilçelerde şiddetli yağış sırasında ve sonrasında bazı bölgelerde yaşanan su baskınlarına müdahalede bulundu. Yağışla birlikte yağmur suyu ızgaralarına dolan ağaç yaprakları ve malzemeleri temizlendi. MASKİ ekipleri Kanalizasyon hatlarının temizliğini de yaparak su akışını sağlıklı hale getirdi. Manisa Büyükşehir Belediyesi ve MASKİ Genel Müdürlüğü ekipleri merkez ve ilçelerde 24 saat esası ile sahadaki çalışmalarına devam edecek.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı