?>
?>
DENİZKÖŞKLER’E ÇİFTE HİZMET: PAZAR VE OTOPARK
44 yıldır Ahmet Kaya Caddesi ve çevresinde hizmet veren semt pazarı günümüz koşullarına uygun olmadığı gerekçesi ile Danıştay tarafından kapatıldı. Mahkeme kararının ardından Başkan Utku Caner Çaykara’nın talimatıyla hızla harekete geçen belediye ekipleri, Denizköşkler Caddesi No:29’da bulunan yaklaşık 5 bin metrekarelik alanda yeni pazar yerini kısa sürede tamamladı.
Açılış gününde tüm tezgahlarda yüzde 10 indirim uygulanırken, vatandaşlar pazara yoğun ilgi gösterdi. Açılışa; İstanbul Umum Pazarcılar Esnaf Odası Başkanı Mesut Şengün, belediye meclis üyeleri, belediye başkan yardımcıları, birim müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.
Yeni düzenlemeye göre, pazar alanı pazar kurulmadığı günlerde otopark olarak da kullanılacak. Böylece hem bölgedeki trafik sorununun hafifletilmesi hem de alanın daha verimli kullanılması sağlanacak.
“44 YILLIK SORUNU TARİHE GÖMDÜK”
Açılış töreninde 44 yıldır çözülemeyen bir sorunu tarihe gömdüklerini belirten Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara; “Mahalle pazarları kültürümüzün önemli simgelerinden bir tanesi ama Ahmet Kaya Caddesi’nde kurulan pazar, yıllardır bölge trafiğini felç ediyor, esnafımızı ve vatandaşlarımızı zorluyordu. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren bu sorunu kalıcı bir şekilde çözmek için çalıştık. Mahallemizde belediyemize ait bir alan olmadığı için Danıştay kararının ardından hızlıca bir tarama yaparak bugün açılışını yaptığımız bu yeni pazar yerin bulduk. Pazar esnafımızı da mahalle sakinlerimizi de mağdur etmemek için hızlıca çalışmalarımızı tamamladık ve açılışını gerçekleştirdik. Yeni yerimiz hem esnafımıza daha iyi koşullar sağlayacak hem de mahalle sakinlerimize düzenli, güvenli ve rahat bir alışveriş deneyimi sunacak. Çok yakında da kapalı ve daha modern hale getireceğiz. Bu süreçte emeği geçen tüm belediye ekip arkadaşlarıma, destek veren mahalle halkımıza ve katkı sunan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Hep söylediğimiz gibi: Biz sorunları ertelemeye değil, çözmeye geldik. Biz günü kurtarmaya değil, geleceği birlikte kurmaya geldik. Yeni pazar yerimiz, Denizköşkler’e ve tüm Avcılar’a hayırlı, uğurlu ve bereketli olsun.” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Avcılar’da 44 Yıllık Sorun Çözüldü: Pazar Pazarı Yeni Yerinde Hizmete Açıldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Bireylerin sigarayı bırakması için faaliyetler yürüten kurumlardan olan Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü, toplumsal farkındalık oluşturmayı ve bağımlılığa karşı tedavi olanağı sunmayı sürdürüyor. Enstitü Müdürü Doç. Dr. Görkem Yararbaş, 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü’nün sigarayı bırakmak için bir fırsat olduğunu söyleyerek tütün kullanımının gelecekte toplum sağlığı açısından büyük bir sorun haline geleceğine dikkat çekti.
Türkiye’nin sigara kullanımında yüksek oranlara sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Görkem Yararbaş, “Her 3 kişiden biri veya her iki erkek vatandaşımızdan birisi sigara içmektedir. Geçtiğimiz yıllarda oranlar dönemsel olarak daha iyi seviyelere düşebilmiş olsa da günümüzde tüketim yeniden yükseldi. Son yıllarda yeni nesil tütün ürünleri ve nargile kullanımındaki artış özellikle genç nüfus açısından önemli bir risk barındırıyor. Tütün tüketiminin sağlık etkileri orta ve uzun vadede görüldüğü için bu yüksek oranlar gelecek yıllarda toplum sağlığı açısından büyüyen bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır” diye konuştu.
“Sigarayı bırakmak için tekrar tekrar denemekten korkmayın”
Sigarayı bırakmak için bireylerin deneme yapması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Yararbaş, “Kalıcı olarak sigarayı bırakan bireylerin geçmişinde çoğu zaman kısa süreli denemeler olduğunu görüyoruz. Bu nedenle sigarayı bırakmak için tekrar tekrar denemekten korkmamak ve her seferinde yeni bir beceriyi kazandığımızı düşünerek devam etmek gerekiyor. Bireysel çabayla sigarayı bırakamayan kişiler, ‘ALO 171’ hattından bilgi ve sigara bırakma poliklinikleri için randevu alabilir” dedi.
Doç. Dr. Yararbaş, 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü’nün sigara tüketimini sonlandırmak için fırsat olduğunun altını çizerek, “9 Şubat, sigara içenleri bırakma konusunda motive etmek ve bilinçlendirmenin yanı sıra alanda çalışan uzmanların etkinlikler yoluyla iş birliklerini geliştirmesi için de güzel fırsatler oluşturuyor. Elbette tek bir günden mucizevi bir sonuç beklemek doğru olmaz ancak yaşam içerisinde bir rutine dönüşen sigara tüketimini sonlandırma fikrini akıllara sokabilmek bile son derece değerli” diye söyledi.
“Desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın yanındayız”
Bireylerin sigarayı bırakması için Ege Üniversitesi bünyesinde 2011 yılında kurulan ‘Sigara Bırakma Polikliniği’nin de faaliyetlerde bulunduğundan bahseden Doç. Dr. Yararbaş, “Yıllar içerisinde tedavi ve psikolojik destek imkanları, Enstitümüzde yürütülen araştırma projeleri ile zenginleştirilmiştir. Teknolojik olanaklarımız sayesinde web tabanlı psikolojik destek verebiliyoruz. Gerek yüz yüze gerekse online görüşmelerle sigarayı bırakma konusunda desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın yanındayız” diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Doç. Dr. Yararbaş, “Tütün tüketimi gelecekte büyük bir sorun olacak” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı gibi şikayetler günlük yaşam içinde sık karşılaşıldığı ve birçok soruna işaret edebildiği için hafife alınabiliyor. Kapak hastalıkları için sessiz bir uyarı olabilecek bu işaretlerin bu anlamda yeterince dikkate alınmadığını hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, “Kalp kapak hastalıkları, zamanında fark edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürmekle kalmıyor, hayati riskler de doğurabiliyor. Türkiye’de her yıl binlerce insan bu hastalıklar nedeniyle tedavi görmek zorunda kalıyor.” Dedi.
BEKLENEN YAŞAM SÜRESİNİN UZAMASI HASTALIĞIN ÖNEMİNİ ARTIRDI
Bugün dünya genelinde toplum genelinde yüzde 2 civarında görülen kalp kapak hastalıkları 75 yaş ve üzerindeki kişilerde yüzde 15’e kadar çıkabiliyor. Özellikle beklenen yaşam süresinin uzamasıyla birlikte kalp kapak hastalıklarının daha da önem kazandığına işaret eden Prof. Dr. Selim İsbir, “Özellikle ileri evrelerde hastanın yaşadığı nefes darlığı, çabuk yorulma ve göğüs ağrısı gibi semptomlar hastanın günlük yaşantısını da etkiler. Bu nedenle bireylerin sosyal yaşamdan izole olmasına hatta depresyon, aksiyete gibi psikolojik sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bununla birlikte çalışma çağındaki bireylerde de hastalığın ilerleyen aşamalarında işlerini sürdüremedikleri için sosyal izolasyonları da artar. Dolayısıyla kalp kapak hastalıkları yarattığı sosyal ve ekonomik etkileriyle birlikte değerlendirildiğinde oldukça önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kalbin sol tarafında yer alan mitral ve aort kapakları yaşa bağlı kireçlenmeye çok müsait kapaklardır. Kalp kapak hastalıklarının prognoz açısından birçok kanser türünden daha kötü olduğunu söyleyebiliriz.” Diye konuştu.
BU BELİRTİLER VARSA ACİLEN HEKİME BAŞVURULMALI
Prof. Dr. Selim İsbir, şikayetlerin kapak hastalıklarının etkilendiği kapağa göre farklılık gözlense de göğüs ağrısı ve nefes alamama hissi, aniden yaşanacak bayılma ve şiddetli çarpıntı durumunda vakit kaybedilmeden hekime başvurulması gerektiğine işaret etti. Prof. Dr. İsbir, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Kalp kapaklarını bir kapı gibi düşünebiliriz. Nasıl ki bir kapının bir çerçevesi ve kanadı varsa, kalp kapaklarının da bir çerçevesi (anulus) ve kanatları (yaprakçık) mevcuttur. Bu kapakların yaşa bağlı kireçlenmesi ile kapının kanatları yani yaprakçıklar tam olarak açılıp kapanamaz ve bu durum kalp içindeki kan döngüsünde olumsuzluklara yol açar. Zaman içerisinde kalp kası zayıflar hastada nefes darlığı ortaya çıkar. Kalp kapak hastalıklarının bir diğer önemli bulgusu da kalpte oluşan düzensiz atımlardır. Aritmi adını verdiğimiz bu durumda kalp içerisinde düzensiz atıma bağlı pıhtı oluşabilir. Bu pıhtının beyne gitmesi ise felçle sonuçlanabilir.”
ERKEN TANIYLA TEDAVİ ŞANSI YÜKSEK
“Eğer nefes darlığınız oluyorsa ve ara ara düzensiz kalp atımları hissediyorsanız, mutlaka kalp kapakları kontrol ettirilmeli” diyen Prof. Dr. İsbir, “Zira kalp kapak hastalıkları tanısı konulduktan sonra tedavi şansı olan ve tedavisi oldukça yüz güldürücü olan hastalıklardır” diyerek tedavi konusunda şu bilgileri verdi: “Kalp kapaklarının protez kapaklarla değiştirilmesi en sık yapılan kalp ameliyatları arasında yer almaktadır. Özellikle kalp kası zayıflamamış bir başka deyişle kalp yetmezliği gelişmemiş, ritim bozukluğu henüz ortaya çıkmamış hastalarda yapılan kalp kapak ameliyatlarında başarı şansı çok yüksektir ve bu hastalar ameliyat sonrası normal bir hayat sürebilirler. Eskiden bu hastaların ileri derece kalp yetmezliği gelişene kadar takip edildikleri ve sonrasında ameliyat için refere edildikleri ancak bugün için bunun hastanın tedavisi açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu aksine erken cerrahi tedavinin çok daha iyi sonuçlar verdiğini açıkça görmekteyiz.”
“TEDAVİDE UYGULANACAK YÖNTEMİ HASTANIN DURUMU BELİRLER”
Son yıllarda oldukça popüler hale gelen kasıktan kapak değişimi işleminin uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini belirten Prof. Dr. İsbir, “Bu işlem aslında tam bir kapak değişimi değildir. Mevcut hasar görmüş kapağın içerisine kateter yardımı ile yeni bir kalp kapağı konmasıdır. Ancak hangi hastada kapak değişimi hangi hastalarda ise kateter ile bir kapak yerleştirme işlemi yapılacağı hastadan hastaya değişmektedir. Bunun belirli kriterleri vardır. Kalp kapak hastalıklarının tedavisinde en önemli basamak erken tanı ve tedavidir. Erken tanı konulduğunda ve tedavi uygulandığında birçok önemli komplikasyonun önüne geçilmektedir.”
KAPAK AMELİYATI OLAN HASTALAR ENFEKSİYONA DİKKAT!
Kalp kapağı olan hastaların ameliyat sonrası en fazla dikkat etmeleri gereken konunun enfeksiyon olduğunun altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu hastaların ayrıca kan sulandırıcı ilaçları belirli bir düzen içerisinde kullanmaları gerekir. Enfeksiyon ve kanama ile ilgili sorunlar en sık diş tedavileri sırasında karşımıza çıkmaktadır. Kalp kapak değişimi yapılan hastalarda özellikle diş tedavisi öncesi enfeksiyon ve kanamaya yönelik uygun tedavinin yapılması gerekmektedir. Ayrıca benzer şekilde herhangi bir girişimsel işlem veya ameliyat durumunda mutlaka bu önlemlerin alınması gerekmektedir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Nefes Darlığı ve Çarpıntıyı Hafife Almayın; Kalp Kapaklarınızda Sorun Olabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kış soğuklarının iyice bastırdığı, kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin arttığı bugünlerde üst solunum yolu enfeksiyonları hızla yaygınlaşıyor. Bunda en büyük etkenlerden birinin de, kapalı ortamlarda kullanılan ısıtıcıların etkisiyle havanın kuruması olduğunu belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Dr. Hande Senem Deveci, “Soğuk havalarda ısıtıcıların da etkisiyle hava kuruyor. Bu da solunum yollarımızın kurumasına ve kolayca tahriş olmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da üst solunum yolu enfeksiyonu riski artıyor. Bulunulan ortamın kalabalık ve havasız olması, solunum yoluyla ilgili hastalığı olan kişilerin ortam havasına konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla enfeksiyon bulaştırma ihtimalini de artırıyor” diyor. Burun tıkanıklığının özellikle kış mevsiminde yaygınlaşan üst solunum yolu hastalıklarından kaynaklanabildiği gibi başka birçok nedeni olduğunu söyleyen Doç. Dr. Deveci, bu etkenleri şöyle sıralıyor: “Geniz etinde büyüme, alerjik rinit, burun kıkırdağında eğrilik, burun eti büyümesi, burun polipleri, yabancı cisimler, gebelik gibi hormonal değişiklikler, burun içi iyi ve kötü huylu kitleler, nazofarenks (geniz) kanseri, doğumsal kitleler.” Eğer burun tıkanıklığının yanında tekrarlayan hapşırıklar, şeffaf burun akıntısı ve burunda kaşıntı gibi eşlikçi semptomlar varsa alerjik rinitin düşünülmesi gerektiğini, bu hastalarda burun etlerinin büyümesinin de burun tıkanıklığına neden olduğunu belirten Doç. Dr. Deveci “Burun tıkanıklığı olan bir hastada burundan veya ağızdan kan gelmesi gibi ek şikayetler varsa bir burun kitlesi olabileceği de akılda tutulmalıdır” diyor.
Burundan solumak sağlıklı nefes için çok önemli!
Sağlıklı bir nefes için burundan solumanın önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Deveci sözlerine şöyle devam ediyor: “Burundan solumak; havayı nemlendirir, ısıtır, filtre eder. Burun kılları büyük partikülleri, mukus yüzey küçük ise küçük partikülleri tutar. Burunda bulunan gaz molekülleri ile damarlarda ve bronşlarda genişleme sağlayarak daha çok oksijenin vücuda geçmesine katkıda bulunur. Koku ve tat almamıza yardımcı olur. Burundaki sinir ağları ile rahatlamayı sağlar, solunum ve kalp hızını yavaşlatır, sindirim sistemini düzenler. Özellikle çocuklarda çene gelişiminin, damak yüksekliğinin ve dil pozisyonunun doğru gelişmesini sağlar. Sesin rezonansı üzerine etki eder.”
Burun tıkanıklığında bu hataya çok sık düşünüyor!
Burun tıkanıklığının toplumda genellikle önemsenmediğini, hatta hastaların doktora danışmaya bile gerek görmeden burun açıcı dekonjestan içeren burun spreylerini alıp kullanabildiklerini belirten Doç. Dr. Deveci “Oysa bu spreyler alışkanlık yaratarak burun etlerinin daha da şişmesine neden olur. Bu durum zaman içinde burunda kurumaya, tekrar eden kanamalara yol açar ve burun tıkanıklığı kronik bir hal alır. Bu tarz sprayler üst solunum yolu enfeksiyonlarında sadece 3-4 gün kullanılmalı ve sonrasında bırakılmalıdır. Deniz suyu veya okyanus suyu diye geçen tuzlu su içeren sprayler ise özellikle enfeksiyonlarda rahatlıkla kullanılabilir. Bu sprayler iltahaplı akıntıların burundan temizlenmesinde ve içeriğindeki tuz oranı ile burnun bir miktar açılmasında önemlidir. Ayrıca bu okyanus suyu içeren spreylerle yıkamalar gebelerde de kullanılabilir” diyor.
Burun tıkanıklığında tedavi, nedene göre değişiyor!
Burun tıkanıklığı olan hastanın mutlaka KBB hekimi tarafından muayene edilmesi ve tıkanıklığın nedeninin ortaya konulması gerekiyor. Tedavi, tıkanıklığın nedenine veya nedenlerine göre değişiyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Hande Senem Deveci tedaviye yönelik şöyle konuşuyor: “Solunum yolu enfeksiyonlarında, alerjik veya hormonal rinit gibi bir durumda öncellikle medikal tedaviler tercih edilirken, burun eğriliği, burun etinde büyüme, geniz eti büyümesi, burun polipleri gibi hastalıklarda cerrahi tedaviler ön plana çıkmaktadır. Kanser şüphesi olan bir hastada ise öncelikle çeşitli görüntülemelerin yapılması, takiben biyopsi alınması ve sonrasında çıkan sonuca göre tedavinin düzenlenmesi gerekir.”
Kronik burun tıkanıklığının yol açtığı 8 önemli sorun!
KBB Uzmanı Doç. Dr. Hande Senem Deveci, kronik burun tıkanıklığı olup da burun yerine ağızdan nefes alınmasının yol açtığı önemli sorunları şöyle sıralıyor:
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Burun Tıkanıklığının Yol Açtığı 8 Önemli Sorun yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Dijital Oyun Bağımlılığı Birçok Soruna Neden Oluyor!
Dijital oyunlarla aşırı zaman harcayan kullanıcılarda; düşük akademik başarı, uyku düzeninin bozulması, yeme alışkanlıklarının değişmesi (abur cubur/ fast food gibi sağlıksız yeme alışkanlıkları) ve yetersiz fiziksel egzersiz/sedanter yaşam bağlı obezite, sürekli masa başında oturmaya bağlı kas iskelet sistemi sorunları ve özbakımda yetersizlik gibi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Dijital oyun bağımlılığında dikkat edilmesi gereken diğer önemli nokta oyunun içeriğidir. Özellikle şiddet içeren dijital oyunlarının yalnızlık, depresyon, anksiyete, dikkat sorunları, okul başarısında düşme, düşük empati, yaşam doyumunun azalması, saldırganlık, şiddet eğilimi, olumlu sosyal davranışlarda azalma, düşmanca duygu ve davranışlarda artış, şiddete karşı duyarsızlaşma hatta normalleştirme gibi psikososyal bozuklukla ilişkili olduğu bildirilmektedir.
Erkenden Tedavi Edilmesi Gereken Bir Durum
Çocuk/ergenlerde birçok problemi beraberinde getiren dijital oyun bağımlılığının erken dönemde önlenmesi ve tedavisi önemlidir. Özellikle bu bozukluğun, aile içi çatışmaların olduğu ortamlardan beslendiği ve ebeveyn-çocuk/ergen arasındaki yapıcı ve güçlü ilişkilerin ise problemi azalttığı bilinmektedir. Bilgisayar oyunlarının olumsuz etkisini gören bireylerin ve ailerin “Normal oyun oynama süresi ne kadar? “Normal ve problemli oyun oynamayı nasıl ayırt edebilirim” gibi soruları var ve çocuklarında dijital oyun bağımlılığı açısından risk altında olduğunu düşünüyorsa ve tedavide ne yapacakları ile ilgili destek almak istiyorlarsa psikiyatrik danışmanlık almaları önemlidir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Dijital Oyun Bağımlılığı Çocuklarda Ciddi Bir Sorun Olarak Büyüyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kadına karşı şiddet suçu işleyenlerin en çok eşler, oğullar, babalar, erkek arkadaşlar ve kadınların ayrıldıkları veya ayrılmak istedikleri erkekler olduğuna vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bunun en büyük nedeni ataerkil dilin varlığı. ‘Erkek adam, döver de sever de’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘gelinliğiyle giren kefeniyle çıkar’ gibi ataerkil söylemler, kadınların, erkeklerin kontrolünde olması gerektiğini dayatmakta ve erkeklerin eşlerini kontrol altında tutmak için şiddet kullanmasını normalleştirmektedir.” dedi. Şiddet gören kadınların çaresizlik ve umutsuzluk nedeniyle, sıklıkla depresif ve kaygılı süreçler yaşadıklarına değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, kadınların kendilerini korumak için şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koyarak önlem almaları ve fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel şiddeti, hiçbir şekilde kabul etmemeleri gerektiği uyarısını yaptı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla kadına karşı şiddetin nedenlerini değerlendirdi ve çözüm önerilerini paylaştı.
Esas sorun ‘ataerkil’ dilin varlığı!
Kadına karşı şiddetin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir sorun olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Kadınlar en çok kocaları, oğulları, babaları, erkek arkadaşları ve ayrıldıkları erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor.” dedi.
Bu durumun olası sebeplerine değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, “Kadını suçlayarak erkek şiddetini onaylayan ve meşrulaştıran kültürel normların varlığı, erken yaşta evlilikler, kadının veya erkeğin eğitim seviyesinin düşük olması, ekonomik sorunların varlığı, şiddetin bazı toplumlarca sorun çözme aracı olarak kullanılması, erkeğin kendi yetiştiği aile ortamında küçük yaşlarda şiddete tanık olması sebepler arasında sayılabilir. Bunun dışında toplumda hakim olan ‘erkek adam, döver de sever de’, ‘evinde otursaydı’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘gelinliğiyle giren kefeniyle çıkar’ gibi ataerkil söylemler, kadınların, erkeklerin kontrolünde olması gerektiğini dayatmakta ve erkeklerin eşlerini kontrol altında tutmak için şiddet kullanmasını normalleştirmektedir.” açıklamasını yaptı.
Şiddet, meşrulaştırılıyor…
Otoriter erkek dilinin yüzyıllar içerisinde ‘benim toprağım, benim evim, benim eşyam, benim eşim, benim çocuğum…’ gibi aidiyet kavramlarının benimsenmesiyle yerleştiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Ayrıca ‘kıskançlık’, ‘ahlaksızlık’, ‘gelenek’, ‘töre’ ve ‘namus’ kavramlarının varlığı maalesef şiddeti beslemiş ve uygulanan şiddet bu yollarla meşrulaştırılmıştır. Böylece, erkek ‘ya benimsin ya kara toprağın’ diyerek, kadını kontrol etme ve öldürme hakkını kendinde görmeye başlamıştır. Süreç içerisinde maalesef erkeğin hayalleri, erkeğin kuralları, erkeğin dili belirleyici olmuştur, kimin öleceğine kimin yaşayacağına, kimin susup kimin konuşacağına, kimin nasıl giyineceğine erkek dili karar vermiştir.” şeklinde konuştu.
Kadınlar, şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koymalı…
Şiddet gören kadınlarda en sık gözlenen psikolojik ve duygusal sorunun güvensizlik olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Çünkü en yakınları ve en sevdikleri tarafından tehdit ediliyorlar ve şiddete maruz kalıyorlar. Maalesef bu durumdan korunmak için ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bununla beraber gelen çaresizlik ve umutsuzluk nedeniyle, sıklıkla depresif ve kaygılı süreçler yaşıyorlar.” dedi.
Şiddet mağduru kadınların güvenliklerini sağlamak, şiddet döngüsünden kurtulmak için neler yapabileceklerine değinen Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları söyledi:
“Kadınlar, erkeğin uyguladığı şiddete karşı, şiddet riski belirdiği andan itibaren gerekli tepkiyi koyarak ilgili kurumlarla irtibat kurmaya çalışmalılar. Kendisine uygulanan fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel şiddeti, hakareti, ihmali, aşağılanmayı hiçbir şekilde kabul etmemeliler. Erkeğe bağımlı olmamalı, sosyal bağlarını güçlendirmeli, eğitim seviyelerini yükseltmeli, ekonomik gücünü elde etmeliler. Psikolojik sıkıntılarının artması halinde, terapi desteği almalılar.”
Kadına şiddetin önüne nasıl geçilebilir?
Şiddet gören kadınlara destek olunabilmesi ve şiddetin önüne geçilebilmesi için çiftlere, hem evlilik öncesi, hem evlilik süresince psikolojik danışmanlık verilmesi ve ilgili kurumlarca düzenli ev ziyaretleri yapılaması gibi uygulamaların yardımcı olabileceğini dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl önerilerini şöyle sıraladı:
“Sosyal medya üzerinden şiddeti normalleştiren yayınlara yer verilmemeli. Medyanın şiddeti, suçu ve suçluyu övücü ve destekleyici yayınlar yapmaması, cinsiyet ayrımcılığını kınaması, toplumsal farkındalık yaratması, kadını erkek karşısında duygusal açıdan zayıf, güçsüz ve erkeğe bağımlı gösteren programlara yer vermemesi gerekir.
Şiddet mağduru kadının kendisini yalnız hissetmemesi için, kadın dernekleri ve örgütlerinin sayısı arttırılmalı, başvurabilecekleri hukuki yollar öğretilmeli. Kadının kendisine ve toplumun kadına verdiği değeri arttıracak politikalar oluşturarak, şiddet uygulayanların caydırıcı cezalar almasıyla ilgili düzenlemeler yapılmalı.”
Kadına şiddet konusunu çözmek için ‘yeni bir toplumsal söylem’ geliştirilmeli
Kadına şiddet konusunun sadece hukuki düzenlemelerle çözülebilecek bir mesele olmadığının altını çizen Dr. Mert Sinan Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şiddetin önlenememesinin başta gelen nedenlerinden biri, maalesef toplumun bir kesiminde, kadını değersizleştiren, ötekileştiren, seksüel meta haline getiren, yöneten, yönlendiren bir anlayışın hakim olmasıdır. Kadına ve çocuğa hükmederek örtbas edilmeye çalışılan bu yıkıcı ve otoriter ataerkil dilin, bir an önce değiştirilerek ‘yeni bir toplumsal söylemin’ geliştirilmesi gerekir. Ve maalesef yeni bir söylem geliştirilmediği sürece, kadınlar kendilerine erkeklerin biçtiği rolleri oynayacak ve ölmeye devam edecekler…”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kadına karşı şiddette esas sorun ‘ataerkil dil’! Kadınlar, şiddet riski gördükleri anda önlem almalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>