?>
?>
İstanbul ve Marmara Bölgesi’nde beklenen büyük deprem, toplumsal farkındalık ve hazırlık çabalarının odağında yer alıyor. Bu çerçevede İstanbul Bilgi Üniversitesi ile Travma ve Afet Ruh Sağlığı Çalışmaları Derneği (TARDE) işbirliğiyle afetlere hazırlık, müdahale ve iyileşme süreçlerini ele almak amacıyla IV. Türkiye Travmatik Stres Kongresi”nin ilk gününde “İstanbul Depreminin İlk 3 Günü Çalıştayı” düzenlendi.
Akademisyenler, yerel yönetim temsilcileri, kamu yetkilileri ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, bilimsel veriler ışığında müdahale ve iyileşme süreçlerinin nasıl yapılandırılması gerektiği masaya yatırıldı. Çalıştayda olası bir İstanbul depreminde ilk 72 saatte yaşanabilecekler Sağlık Hizmetleri, Arama Kurtarma, Sosyal Hizmetler, Sanayi ve İşletmeler ile İletişim ve Medya gibi farklı oturumlarda ele alındı. Sağlık hizmetlerinin afet anında nasıl devreye girdiği, arama kurtarma ekiplerinin kapasitesi ve gönüllü sistemlerin önemi, afetin psikososyal etkileri, sanayi tesislerinin hazırlık düzeyi, kriz anında iletişim stratejileri ve lojistik, ulaşım ile barınma altyapısının sürekliliği gibi konular, uzmanlar tarafından detaylı bir şekilde tartışıldı.
Açılış konuşmasında söz alan İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Ege Yazgan, “Son yıllarda artan afetler, savaşlar ve pandemiler yalnızca fiziksel değil, ruhsal açıdan da derin etkiler yaratıyor. Afetlerin ekonomik yükü kadar, uzun vadeli psikososyal etkileri de bireyleri ve toplumları derinden etkiliyor. Bu durum, afetlere yalnızca mühendislik ve lojistik açıdan değil, psikososyal açıdan da bütüncül bir yaklaşımla hazırlıklı olmayı zorunlu kılıyor. Bu kongre, bilimsel bilginin ötesinde, travmalara karşı daha dirençli bir toplum inşa etme çabasına katkı sunuyor. Burada kurulan her bağ, gelecekte daha hızlı ve etkili çözümler için çok kıymetli.” dedi.
Etkinliğe katılan İstanbul Vali Yardımcısı Mahmut Hersanlıoğlu, afet yönetiminin yalnızca kurumların değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti. Hersanlıoğlu, “İstanbul’da bir deprem yaşanırsa ilk 12 saat içinde profesyonel arama kurtarma ekiplerine ciddi ihtiyaç duyacağız. Bu nedenle üniversitelerde afet kulüplerinin kurulmasını destekliyor, gençleri afet eğitimlerine dahil etmeyi hedefliyoruz. İstanbul’da yürüttüğümüz İstanbul Risk Azaltma Planı ve Afet Müdahale Planı çerçevesinde, 39 ilçede çalışmalar yürütülüyor.” dedi. Hersanlıoğlu ayrıca, afet bilincinin erken yaşta kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, Milli Eğitim müfredatına afet konularının dahil edilmesinin bu anlamda sevindirici olduğunu belirtti.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı Direktörü ve TARDE Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. A. Tamer Aker, “Depreme hazırlıksız yakalanmayı 1999 yılında ve 6 Şubat depremlerinde yaşadık. Bu sefer öyle olmamak için bu bilinci ve yapıyı yerleştirmemiz gerekiyor” dedi.
BİLGİ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek, afetlere bireysel ve toplumsal düzeyde zihinsel hazırlığın hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Deprem anında ne yapacağımızı bilmek, sadece fiziksel değil, zihinsel ve bilişsel bir hazırlık gerektiriyor. ‘Şunları yaparsam hayatta kalabilirim’ diyebilecek bir farkındalık düzeyine ulaşmamız şart. Afet sonrası yaşanan şok, kontrol kaybı ve güven duygusunun sarsılması, özellikle dezavantajlı gruplar için daha derin etkiler yaratıyor. Anne babasını kaybetmiş çocuklar, yaşlılar, hastalıklarla mücadele eden bireyler gibi grupların ihtiyaçlarını önceden planlamak sosyal hizmetlerin temel sorumluluklarından biri.”
Çalıştaya katılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri Dairesi Başkanı Ergün Cebeci ise, İstanbul’un büyük bir deprem riski taşıdığına dikkat çekerek kurumlar arası koordinasyonun önemine vurgu yaptı: “Afet yönetiminin en kritik süreci olan ilk üç gün; ulaşım, sağlık, barınma, defin ve gıda gibi temel hizmetlerin organize edilmesi açısından hayati öneme sahip. İBB olarak, afetin ilk anlarında bile müdahale edebilmek için 10 yeni lojistik merkez kuruyor, afet simülasyon ve eğitim merkezlerini hayata geçiriyoruz.” Cebeci, afet eğitimlerinin yaygınlaştırılması, kriz yönetim merkezlerinin etkinleştirilmesi ve deprem parkları gibi fiziksel alanların artırılmasının da belediyenin öncelikleri arasında olduğunu belirtti.
‘Depremle ilgili bilimsel temeli olmayan rakamlar korku yaratıyor’
Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Çalıştay Başkanı Prof. Dr. Şerif Barış olası İstanbul depremine yönelik değerlendirmelerde bilgi kirliliğine dikkat çekerek, “Medyada 300 binden 4 milyona kadar yansıtılan can kaybı rakamları bilimsel bir zemine dayanmıyor. Bunlar hiçbir bilimsel çalışma yapmadan ortaya koyulan kişisel öngörülerdir. Bilim, olasılıklarla çalışır; çalışmalara göre 30 yıl içinde 7,3 ve üzeri büyüklükte bir deprem olasılığı yüzde 47 olarak belirlendi. Bu, her an deprem olacak demek değildir” dedi. Barış, medyaya da bu noktada önemli bir sorumluluk düştüğünü söyleyerek “Korkutucu değil, bilinçlendirici dil kullanılmalı” uyarısında bulundu.
‘Yırtılma doğrultusu ve zemin yapısı hasarın kaderini belirliyor’
Deprem sırasında oluşan enerjinin yeryüzüne nasıl ulaştığını açıklayan Barış, yırtılma doğrultusunun önemine de dikkat çekti: “Depremde hasar sadece büyüklüğe değil, fay hattına yakınlık ve yırtılma doğrultusuna bağlı olarak artar. İstanbul’un altından geçen aktif bir fay yok, Kuzey Marmara Fayı deniz içindedir. Bu, sarsıntının etkisini azaltan önemli bir avantaj. Ayrıca İstanbul’da kalın alüvyonlu zeminlerin az olması ve liman ile havaalanlarının fay hatlarından uzakta bulunması, olası bir afette erişim ve müdahaleyi kolaylaştıracaktır. Hatay’da bu yapılamadığı için etki çok daha yıkıcı oldu.” Barış, afet kültürünün eğitimle şekillendiğini vurgulayarak Türkiye’de en az 10 yıl boyunca okul öncesinden başlayarak uygulamalı afet eğitiminin şart olduğunun altını çizdi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
BİLGİ’de ‘İstanbul Depreminin İlk 3 Günü Çalıştayı’ ve ‘IV. Türkiye Travmatik Stres Kongresi’ düzenlendi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Yetersiz uykunun ruhsal sağlığımızı ciddi şekilde etkileyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Uykusuz kaldığımızda duygusal dengemiz bozulur, stresle baş etme kapasitemiz azalır ve anksiyete veya depresyon gibi sorunlarla karşılaşma riskimiz artar. Uzun süreli uykusuzluk durumunda, daha ciddi ruhsal hastalıkların gelişme riski de artar.” dedi. Modern yaşam tarzının, mavi ışık ve stres gibi faktörlerle uyku kalitesini bozduğunu söyleyen Alp, dijital ekranlardan uzak durmak ve her gün aynı saatlerde yatıp kalkmak gibi alışkanlıkların kaliteli bir uyku için faydalı olacağına vurgu yaptı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, uyku alışkanlıklarının özellikle ruhsal sağlık üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.
Sağlıklı bir yaşam için uyku saatlerinin düzenli olması gerekir…
Sağlıklı bir uyku düzeninin, vücudumuzun biyolojik saatiyle uyumlu bir şekilde planlanması gerektiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Genel olarak akşam 22:00 ile sabah 06:00 arasında uyumak önerilir. Çünkü vücudumuz, bu saatlerde melatonin hormonunu en verimli şekilde salgılar.” dedi.
Melatoninin, hem uykuya dalmamızı hem de kaliteli bir uyku süreci geçirmemizi sağladığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ayrıca güneşin doğuşuyla birlikte uyanmak, hem ruhsal hem de fiziksel sağlığımız üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Elbette herkesin yaşam tarzı farklıdır, ancak uyku saatlerinin mümkün olduğunca düzenli olması sağlıklı bir yaşam için temel bir gerekliliktir.” şeklinde konuştu.
Uzun süreli uykusuzluk ciddi ruhsal hastalıkların gelişme riskini artırıyor!
Yetersiz uykunun ruhsal sağlığımızı ciddi şekilde etkileyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:
“Öncelikle, uykusuz kaldığımızda duygusal dengemiz bozulur. Stresle baş etme kapasitemiz azalır ve anksiyete veya depresyon gibi sorunlarla karşılaşma riskimiz artar. Bunun yanı sıra, beynimizin bilişsel işlevleri de etkilenir. Konsantrasyon eksikliği, hafıza problemleri ve karar alma zorlukları yaşayabiliriz. Ayrıca, uzun süreli uykusuzluk durumunda, daha ciddi ruhsal hastalıkların gelişme riski de artar. Düzenli ve yeterli uyku, ruhsal dayanıklılığımızın temel taşlarından biridir.”
Biyolojik saatin bozulması yorgunluk, enerji kaybı ve dikkatsizliğe neden olabiliyor!
Vücudumuzun biyolojik saatinin, gün ışığından etkilendiğini ve bu saatin uyku-uyanıklık döngümüzü düzenlediğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Beynimizdeki biyolojik saat mekanizması, sabah gün ışığını algıladığında bizi uyanmaya hazırlar, akşam karanlığı hissettiğinde ise uykuya dalmamızı destekler. Eğer biyolojik saatimiz düzenliyse, enerjimiz gün içinde dengeli olur ve gece rahatça uyuyabiliriz.” dedi.
Vardiyalı çalışma, jet lag veya gece geç saatlere kadar dijital ekranlara maruz kalmak gibi faktörlerin biyolojik saatimizi bozabileceğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, bu durumun yorgunluk, enerji kaybı ve dikkatsizlik gibi sorunlara yol açabileceğini söyledi.
Modern yaşam tarzı az ve kalitesiz uykuya neden oluyor!
Kaliteli bir uyku için bazı alışkanlıklar edinmenin önemli olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Öncelikle, her gün aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen göstermek gerekir. Yatak odanızın serin, sessiz ve karanlık olması da uyku kalitesini artırır. Bunun yanı sıra, uyumadan önce dijital ekranlardan uzak durmak, melatonin hormonunun salgılanmasını destekler. Sağlıklı bir uyku için ayrıca gün içinde düzenli egzersiz yapmak, akşamları ağır yemeklerden kaçınmak ve kafein tüketimini sınırlamak da faydalı olacaktır.” dedi.
Modern yaşam tarzının, insanların uyku düzeni üzerinde oldukça büyük bir etkiye sahip olduğuna da değinen Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:
“Günümüzde akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve televizyonlar nedeniyle mavi ışığa maruz kalıyoruz. Bu durum, uyku düzenimizi bozan en önemli faktörlerden biri. Ayrıca, yoğun iş temposu ve stres, insanların uyku süresini kısaltıyor. Gece geç saatlere kadar sosyal medya, dizi ya da oyun gibi aktivitelere yönelmek de uyku saatlerini geciktiriyor. Sonuç olarak, modern yaşamda birçok insan hem daha az hem de daha kalitesiz uyku uyuyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Mavi ışığa maruz kalmak, modern yaşam ve stres uyku kalitesini bozuyor… yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Eğitimde PSYCH-K Kolaylaştırıcısı Nurgül Cömert; ‘korku ve stres nedir, zihin nasıl çalışır, stres yönetimi ve öfke kontrolü hakkında farkındalık nasıl oluşur?’ gibi konularda ayrıntılı bilgi verdi. Hastalığın aslında zihinde başladığına değinen Cömert, ‘’Hastalık yoktur, sıkışmış duygular vardır. Mesela sevgiyi tam olarak alamamış bir kişi kalbinde bunun fiziksel olarak reaksiyonlarını görür ve bu çeşitli hastalıklara kadar gidebilir’’ dedi.
Nurgül Cömert: Teknolojinin gelişmesiyle korkularımız da arttı
Korku ve kaygıların oluşmasında dış uyarıcıların önemine dikkat çeken Nurgül Cömert, ”Korku ve kaygılar henüz anne karnındayken zihnimizde ve bilinçaltımızda programlanıyor. Yani bu duyguları biz beş duyu organımızla alıyoruz. Bu bilgilerin içinde kaybetme, kıtlık, yokluk, ölüm korkusu, yetersiz, değersiz hissetme, sevilmeme ve özellikle onaylanmama, takdir edilmeme gibi duygular olduğunda biz bunları kendimizde bulmak yerine dışarıda arıyoruz. Aslında bunun eksikliğini kendi içimizde tamamlamamız gerekiyor. Teknolojinin gelişmesiyle dış uyarıcılar o kadar çstok çoğaldı ki korku daha da pompalanmaya başladı. Hepimizin özünde sevgi vardır, korku sadece dışarıdan bize pompalanan bir duygudur ’’ dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Küçükçekmece’de Personele Stres Yönetimi ve Öfke Kontrolü Eğitimi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Beyşehir’de bulunan Büyükşehir Belediyesi Atabey Gençlik ve Eğitim Kampı’nda düzenlenen kampta üniversiteli gençler doğa ile iç içe bir üç gün geçirdi. Her sabah düzenlenen sabah sporu ile başlayan etkinliklerde öğrenciler Beyşehir Gölü’nün muhteşem manzarası eşliğinde yapılan yürüyüşlerle doğanın tadını çıkardı.
Matrak oyunu, hedef vurma, buz hokeyi, masa tenisi, futbol, basketbol ve voleybol gibi birçok sportif aktivitenin yer aldığı etkinlik programında öğrenciler hem stres attı hem de dostluk bağlarını güçlendirdi. Kampın son günü düzenlenen geleneksel kamp ateşi etkinliğinde ise unutulmaz anlar yaşandı. Öğrenciler ateş başında söyledikleri şarkılar ve oynadıkları oyunlarla unutamayacakları anlar yaşadı.
Öğrencilere hem fiziksel ve zihinsel olarak dinlenme hem de yeni dostluklar kurma fırsatı sunan Genç Kültür Kart Doğa Kampı, üç günlük kamp sayesinde enerjilerini yeniden toplayarak döndüklerini ifade ederek Konya Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Üniversite Öğrencileri Genç Kültür Kart’ın Beyşehir’deki Kampında Stres Attı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, aile, arkadaşlık veya romantik ilişkilerde fiziksel temasın önemi hakkında açıklamalarda bulundu.
Stres seviyelerini düşürüyor, mutluluk hissini destekliyor…
Fiziksel teması sarılma, el sıkışması, dokunma veya doğrudan beden teması gibi çeşitli şekillerde insanların birbirleriyle etkileşimde bulunması hali olarak tanımlayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bireylerin duygusal bağlarının güçlenmesinde ve sosyal ilişkilerinin sürmesinde önemli bir etkisi vardır fiziksel temasın. Ayrıca psikolojik ve duygusal sağlığa olan etkileri oldukça fazladır.” dedi.
Fiziksel temas üzerine yapılan araştırmaları hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Fiziksel temasın stres seviyelerini düşürdüğünü, oksitosin adı verilen ‘bağlanma hormonunun’ salgılanmasını artırdığını ve genel olarak mutluluk hissini desteklediğini görüyoruz. Oksitosin hormonu, bireylerde güven ve yakınlık duygularını artırarak sosyal bağları güçlendirir ve depresyon, anksiyete gibi duygusal sorunların azalmasında bir nevi yardımcı bir etken olabilir. Ayrıca, vücutta endorfin salgılanmasını tetikleyerek acı hissini de azaltabilir ve genel iyilik halini de artırabilir.” bilgisini verdi.
Fiziksel temas eksikliği ilişkileri olumsuz etkileyebiliyor!
Fiziksel temasın arkadaşlık, aile ve romantik ilişkilerdeki rolüne değinen Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Fiziksel temas, arkadaşlık, aile ve romantik ilişkilerde önemli bir vazife görür. İlişkilerin de sağlıklı gelişimi için temel ögelerden biri olarak kabul edilebilir. Hem arkadaşlık hem aile içinde hem de romantik ilişkilerde fiziksel temas, samimiyetin ve güvenin pekişmesine; sevgiyi ve bağlılığı ifade etmenin yanı sıra duygusal desteğin sağlanmasına ve duygusal bağların güçlenip, ilişkilerin derinleşmesine vesile olabilmektedir.” dedi.
Fiziksel temas eksikliğinin ise ilişkiler üzerinde olumsuz etkileri olabildiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İlişkilerde duygusal mesafenin artmasına, duygusal soğukluk ve yakınlığın azalmasına, güvensizlik ve ilişkinin sağlamlığına dair endişelerin artmasına ve duygusal gelişim sorunları, düşük özsaygı gibi problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.” şeklinde konuştu.
Farklı fiziksel temas türleri farklı anlamlar taşıyabilir…
Farklı fiziksel temas türlerinin, ilişkilerde önemli ve birbirinden ayrı etkilere sahip olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:
“Örneğin sarılma, duygusal bağları kuvvetlendirir, sevgi ve güven hislerini yoğunlaştırabilir. Bu temas şekli, stresi azaltarak rahatlama sağlayabilir ve insanların duygusal destek almasını kolaylaştırır. El ele tutuşma ise yakınlık ve bağlılık hislerini artırabilir, güven duygusunu pekiştirir ve duygusal destek sağlayabilir. Öpüşme ise romantik ilişkilerde duygusal, cinsel bağları güçlendirebilir, mutluluk hormonlarının salgılanmasını artırabilir. İlişkinin türüne, kültürel normlara ve tercihlere göre bu temaslar farklı anlamlar taşıyabilir, ancak genel olarak insan ilişkilerinde olumlu etkiler sağlar ve iletişimi güçlendirir.”
Olumlu etkilerine rağmen sınırları olmalı!
Hem çiftlerin hem de ailelerin fiziksel teması arttırmaları için olağan akışta zaman ayırmaları ve bu hususa önem vermeleri gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Mesela gün içerisinde fiziksel temas etmek gibi küçük ritüeller oluşturmak, duygusal bağların güçlenmesine ve iletişimin derinleşmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, birlikte spor yapmak, dans etmek veya yürüyüş yapmak gibi ortak ilgi alanlarına odaklanılarak aktivitelere katılmak, hem duygusal hem de fiziksel yakınlığı teşvik edebilir.” dedi.
Fiziksel temas her ne kadar olumlu etkilere sahip olsa da sınırları olması gerektiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bunun sınırlarını belirlerken günlük iletişimde evvela hassasiyet göstermek ve karşılıklı rızaya dayalı olarak fiziksel teması doğal bir şekilde günlük akışa dâhil etmek, sağlıklı sınırları korumanın önemli bir parçasıdır. Her bireyin sınırlarını ve rahatlık düzeyini anlamaya çalışmak, rahatsız edici olmaktan kaçınmak ve açık iletişimle sınırları netleştirmeye yönelmek, ilişkilerde güveni ve saygıyı kuvvetlendirebilir. Böylelikle, sağlıklı bir şekilde fiziksel temas artırılabilir ve ilişkilerindeki bağlar daha da derinleştirilebilir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Sarılmak stres seviyesini düşürüyor, bağlılığı ve mutluluğu arttırıyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Sporun herkes için ulaşılabilir olması ve sağlıklı yaşamı teşvik etmek amacıyla faaliyetlerini sürdüren Konak Belediyesi, kadınları açık havada zumba dans etkinliğiyle buluşturdu. Güzelyalı Denizatı Parkı’nda düzenlenen aktivitede bir araya gelen kadınlar, eğitmenler eşliğinde zumba yaparak stres attı. Kursiyerlerin ve semt sakini kadınların yoğun ilgi gösterdiği etkinliğe Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu da katıldı. Coşkulu şarkılarla zumba yapan kadınlara eşlik eden Başkan Mutlu, dans ve sporu birleştirerek keyifli anlara sahne olan etkinliğin ilçenin farklı noktalarında da yapılacağını müjdeledi. Yaklaşık bir saat süren etkinlik İzmir Marşı ve ardından Cumhuriyet’in 100. yılı için bestelenen Parla Marşı’nın hep bir ağızdan söylenmesiyle son buldu.
Farklı noktalarda da düzenlenecek
Sağlıklı ve daha aktif bir yaşamı teşvik etmek amacıyla benzer etkinlikleri ilçenin farklı noktalarında düzenlemeye devam edeceklerini belirten Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, “Sağlıklı yaşam ve mutluluğu birlikte yaşamak için düzenlediğimiz zumba etkinliğimizde kadın komşularımızla bir araya gelmenin heyecanını yaşadık. Her yaştan Konaklının buluştuğu ve coşkulu şarkılar eşliğinde dans ederek eğlendiği etkinliğimizi ilçemizdeki farklı park ve meydanlara da taşıyacağız” dedi.
Kadınlar unutulmaz bir gün yaşadı
Her yaştan Konaklının katılım sağladığı zumba etkinliğinde başarılı dansıyla dikkat çeken 66 yaşındaki Hediye Yapıcı, “Bizlere böyle bir etkinlik düzenlediği için belediyemize çok teşekkür ediyorum. İlk kez zumba yaptım, çok memnun kaldım. Bütün kadınlar için gayet güzel bir etkinlikti” dedi. 43 yaşındaki Sitem Başaran ise “Arkadaşımın tavsiyesi üzerine etkinliğe katıldım. Çok eğlenceli bir etkinlikti, çok keyif aldım” ifadelerini kullandı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Konaklı kadınlar açık havada zumba ile stres attı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, Türkçe’ye kıyamet harcaması ya da mahrumiyet harcaması olarak çevrilen “Doom spending” kavramına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Doom spending yani kıyamet harcaması nedir?
“Doom spending” kavramının “Ekonomik belirsizlik veya kişisel stres gibi olumsuz durumlar karşısında, bireylerin kontrolsüz veya gereksiz harcama yapma eğilimlerini tanımladığını belirten Ensari, “İngilizce ‘doom’ kelimesi, ‘kıyamet’ ya da ‘son’ anlamına gelirken, ‘spending’ kelimesi ‘harcama’ demektir. Dolayısıyla ‘Doom spending’, ‘Kıyamet harcaması’ ya da metaforik anlamda ‘Mahrumiyet harcaması’ olarak Türkçe’ye çevrilebilir. Kişilerin olumsuz ruh hallerinden kaçınmak ya da bu durumların etkisini azaltmak için gereksiz alışveriş yapmaları anlamına gelir. Kişilerin bilinçli veya bilinçsiz olarak pek düzenli olmayan duygusal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla alışveriş aktivitelerine yönelmelerini temsil eder” diye konuştu.
Geçici olarak iyi hissetmek için yapılıyor
Doom spending’in nedenlerine değinen Ensari, “Global ekonomik kriz ile birlikte bireyler, belirsizliğin tetiklediği gelecek kaygısı yaşar. Bugün için gereksiz alışveriş yaparak kendilerini geçici olarak iyi hissetmeye çalışırken; öte yandan gelecekte karşılaşabilecekleri olumsuzluklara karşı kendilerini güvence altına almak amacıyla harcamalarını artırabilirler” dedi.
Stresten kaçmanın bir yolu olarak görülebilir
Kıyamet harcamasının nedenlerinden birinin de stres ve endişe olduğunu kaydeden Ensari, “İş, aile ve sosyal çevre kaynaklı stresler, bireyleri bir kaçış aracı olarak alışverişe yönlendirebilir. Bu da yine geçici bir rahatlama sağlar. Duygusal boşluk hissi veya stresle başa çıkma mekanizması olarak, birçok insan alışverişe yönelir. Bu durum, bireylerin kendilerini geçici olarak daha iyi hissetmelerine neden olur ve harcama davranışını pekiştirir. Duygusal yeme gibi, bu tür harcamalar da bireylerin stresle baş etme yöntemlerinden biri haline gelebilir” diye konuştu.
Çevrimiçi alışveriş ve sosyal medya etkili oluyor
“Çevrimiçi alışverişin kolayca erişilebilir olması, anlık indirimler ve reklamlardan etkilenme, bu sendromun yaygınlaşmasına katkıda bulunabilir” uyarısında bulunan Ensari, “Sosyal medyanın etkisiyle kişiler, diğer insanlarla kendi hayatlarını kıyaslayarak duygusal bir tatminsizlik ya da yetersizlik hissedebilirler. Bu hisleri gidermek için alışverişe yönelebilirler” dedi.
Pişmanlık ve derin stres duyguları oluşabilir
Gereksiz harcamaların zamanla birikerek kişisel bütçeleri zorlayabileceğini ve borçların artmasına yol açabileceğini ifade eden Ensari, “Kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede sorunun farkına varılmasıyla birlikte pişmanlık ve daha derin stres duyguları oluşabilir. Zamanla artan stres tekrar alışveriş yapma isteğini tetikleyerek kısır döngü yaratır. Bu durum, uzun vadede finansal krizlerle sonuçlanabilir” uyarısında bulundu.
Uzun vadede ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir
Sürekli kaygı ve stresle başa çıkmak için yapılan harcamaların, geçici bir rahatlama sağlasa da uzun vadede ruhsal sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Ensari, “Bu tür harcamalar, bireylerde anksiyete ve depresyon riskini artırır, bu da ruhsal durumun daha da kötüleşmesine neden olabilir” dedi.
Pek çok olumsuz sonuçlara yol açabilir
Aşırı harcamanın, aile içindeki ilişkileri olumsuz etkileyebileceğini de belirten Ensari, “Finansal sorunlar, çiftler arasında anlaşmazlıklara ve gerginliğe yol açabilir. Ekonomik baskılar, artan iletişim sorunlarına ve ilişkilerin zedelenmesine sebep olabilir. Harcamalar yoluyla elde edilen tatmin, kısa sürelidir ve zamanla bireyde kendine güvensizlik hissine yol açabilir. Bu durum, kişisel tatmin duygusunu azaltır ve bireylerin kendilerini değerli hissetmelerini engelleyebilir” uyarısında bulundu.
Kıyamet harcaması nasıl yönetilebilir?
Kıyamet harcaması ile başa çıkma ve bunun yönetilmesiyle ilgili tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Hülya Ensari, önerilerini şöyle sıraladı:
Bütçe oluşturmak: Harcamaların duygusal içgüdülerle değil, ihtiyaç ve bütçe bazında yapıldığını fark etmek önemlidir. Gelire uygun bireysel bütçe oluşturmak ve bu bütçeye sadık kalmak, gereksiz harcamaların önüne geçebilir. Harcama yapmadan önce, ‘Bu alışverişe gerçekten ihtiyacım var mı?’ sorusunu sormak, bireylerin daha bilinçli kararlar almasına yardımcı olur.
Alışveriş listesi yapmak: Alışverişe çıkmadan önce yapılacak bir liste oluşturmak, gereksiz harcamalardan kaçınmayı sağlar. Listeye sadık kalmak, impulsif alışverişin önüne geçer. Bireyler, ihtiyaç duydukları ürünleri önceden belirleyerek, harcamalarını daha iyi kontrol edebilirler.
Duygusal farkındalık: Harcama yapmadan önce duygusal durumun değerlendirilmesi, bireylerin alışverişin altında yatan nedenleri anlamalarına yardımcı olur. Duygusal farkındalık, gereksiz harcamaların azaltılmasını sağlayabilir. İnsanlar, stresli veya kaygılı hissettiklerinde alışveriş yapma eğiliminde olabilirler; bu nedenle bu duyguları tanımak önemlidir.
Hobi edinmek: Meditasyon, spor veya hobi edinme gibi sağlıklı stres yönetimi teknikleri, bireylerin kaygı seviyelerini düşürmelerine yardımcı olur. Bu tür aktiviteler, duygusal boşluğu doldurmak için daha olumlu yollar sunar. Düzenli egzersiz, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı olumlu yönde etkileyebilir.
Sosyal destek, bu tür zorlukların üstesinden gelmek için önemli bir araçtır.
Etkili zaman yönetimi: Zamanı etkili bir şekilde yönetmek, bireylerin günlük yaşamlarındaki baskıyı azaltabilir. Planlama yapmak, yapılacak işlerin belirginleşmesine yardımcı olur ve stres seviyesini düşürür. Bu durum, alışverişe gitme ihtiyacını azaltabilir.
Kendi ihtiyaçlarını tanıma: Bireylerin gerçekten neye ihtiyaç duyduklarını anlamaları, harcama alışkanlıklarını olumlu yönde etkileyebilir. Kendi ihtiyaçlarını belirlemek, gereksiz harcamaları azaltarak finansal sağlığı iyileştirir. Bu farkındalık, bireylerin harcama davranışlarını daha bilinçli hale getirir.
Zorlayıcı dönemlerde, duygusal destek almak önemlidir. Aile ve arkadaşlarla bu konuda konuşmak, duygusal yükü hafifletebilir. Ruhsal durumumuzun farkında olup; gerektiğinde ruh sağlığı uzmanından destek almak çok önemlidir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Stres kıyamet harcamasına yol açıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>