?>
?>
Bu yıl 29. kez kapılarını açan fuarda Borusan Cat; iklim, insan ve inovasyon odaklı sürdürülebilirlik stratejisini esas alan uygulamalarını fuar ziyaretçileriyle paylaştı. Şirket, Adana’daki bölge binasında kurduğu güneş enerji sistemiyle enerji ihtiyacının neredeyse tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılanması ve Caterpillar dünyasında “benchmark” olan Revizyon Merkezleri gibi geliştirdiği çevre dostu uygulamaları ve yenilikçi mühendislik çözümlerini konuklarına tanıttı.
Borusan Cat ayrıca, fuarın ilk günü olan 24 Nisan’da konferans programı kapsamında Yeşil Salon’da düzenlenen “Karbonsuzlaştırma, Enerji Depolama, Hidrojen” sahnesinde, “Sanayinin Karbon Sınavı” başlıklı oturumda yer aldı. Şirket, burada sanayi sektörünün düşük karbonlu dönüşümünde üstlenebileceği rolü ve sürdürülebilir mühendislik çözümlerini aktardı.
Harun Akçınar: “Sadece bugünün değil, yarının ihtiyaçlarını da karşılayacak mühendislik çözümleri geliştiriyoruz”
ICCI 2025’te Borusan Cat’in sürdürülebilirlik vizyonu ve çözümlerini konuklara anlatmaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Borusan Cat Enerji ve Ulaşım Endüstrisinden Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Harun Akçınar, şu ifadeleri kullandı:
“Borusan Cat olarak sadece bugünün değil, yarının ihtiyaçlarını da karşılayacak mühendislik çözümleri geliştiriyoruz. Sürdürülebilirlik odağımızı, döngüsel ekonomi yaklaşımımızla birleştirerek sektörümüze yön verecek adımlar atıyoruz. ICCI 2025, bu vizyonumuzu paylaşmak için önemli bir platform oldu.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Borusan CAT, ICCI 2025’te Sürdürülebilir Gelecek İçin Güçlü Mesajlar Verdi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Akademisyenleri makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akreditasyona sahip araştırma üniversitemiz bünyesinde ülkemizin en köklü ziraat fakültelerinden birisi eğitim öğretim ve araştırma geliştirme faaliyetlerini sürdürüyor. Fakültemizin akademisyenleri tarımsal mücadelede sürdürülebilir çözümler üretmeye yönelik önemli projeler hazırlıyorlar. Dr. Pınar Özsarı’nın yürütücülüğünü yaptığı yenilikçi ve özgün araştırma TÜBİTAK’tan destek almaya hak kazandı. Proje ile Spodoptera littoralis gibi zararlılarla mücadelede yeni yöntemler geliştirilerek hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük bir katkı sağlanacak. Tarımda zararlıların kontrolü için daha sağlıklı, çevreye duyarlı ve ekonomik açıdan sürdürülebilir bir yaklaşım geliştirilecek. Proje ekibimizi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.
Projenin amacı hakkında konuşan Arş. Gör. Dr. Pınar Özsarı, “Çevre ve insan sağlığına olumsuz etkileri olmayan yararlı bakterileri kullanarak, önemli bir tarım zararlısı olan ve istilacı bir tür olan pamuk yaprak kurduna (Spodoptera littoralis) karşı pestisitlere alternatif bir biyolojik mücadele programı geliştirmektir. Bu projenin en önemli özgün değeri; ülkemiz ekolojisinden elde edilen ve entomopatojenik özellikleri saptanan bakteri izolatlarının kullanılacak olması, pestisitlerin olası kalıntı ve direnç risklerini en aza indirmek için bu tarım zararlısına karşı önerilen insektisitlerin subletal dozlarıyla entomopatojen bakterileri uygun bir ilaçlama stratejisiyle entegre edecek olmasıdır. Böylece bu çalışmada entomopatojen olarak etkisi kanıtlanmış yararlı bakterilerin bu tarımsal zararlıya karşı entegre mücadele anlayışıyla kullanılacak olması da ayrı bir önem taşımaktadır” dedi.
“Çevre dostu, sürdürülebilir ve etkili bir mücadele stratejisi olacak”
Proje bittikten sonra çıkacak olumlu sonuçlar hakkında konuşan Arş. Gör. Dr. Pınar Özsarı, “Bu proje, Spodoptera littoralis gibi önemli tarım zararlılarının biyolojik kontrolünde entomopatojenik bakteriler ve insekisitlerin birlikte kullanımının etkinliğini araştıracak. Proje tamamlandığında, entomopatojenik mikroorganizmaların (örneğin, Bacillus thuringiensis ve Beauveria bassiana) kimyasal insekisitlerle sinerjik etkileşimler göstererek zararlılar üzerindeki kontrol başarısını artırdığı gözlemlenebilir. Böylece, geleneksel kimyasal mücadeleye alternatif olarak daha çevre dostu, sürdürülebilir ve etkili bir mücadele stratejisi ortaya çıkacaktır. Ayrıca, bu tür biyolojik kontrol yöntemlerinin kullanımı, pestisitlerin aşırı kullanımını azaltarak çevre ve insan sağlığına yönelik riskleri minimize edecek. Projede elde edilecek sonuçlar, tarımda zararlı kontrolünü daha verimli hale getiren bir inovasyon olarak, entomopatolojik bakteri ve biyolojik insekisitlerin potansiyelini vurgulayacaktır. Bu bulgular, özellikle organik tarım uygulamaları ve çevre dostu zararlı kontrol yöntemleri arayan üreticiler için önemli bir kaynak oluşturacak. Ayrıca, bu çalışma, biyolojik çözümlerle zararlıların kontrolünü artırarak, tarım sektöründe ekonomik kayıpları azaltmaya yönelik önemli bir adım olacak. Sonuç olarak, tarımda zararlı kontrolü için daha sağlıklı, çevreye duyarlı ve ekonomik açıdan sürdürülebilir bir yaklaşım geliştirilecektir” diye konuştu.
Yürütücülüğünü Arş. Gör. Dr. Pınar Özsarı’nın yaptığı proje ekibinde, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Fitopatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hatice Özaktan ile Siirt Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Fitopatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Utku Şanver yer alıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bu proje ile tarımsal mücadelede sürdürülebilir çözümler üretilecek yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>DESA CEO’su Burak Çelet, Dünya Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada DESA’nın sürdürülebilirlik vizyonu ile ilgili olarak “Dünyamızın karşı karşıya olduğu çevresel, ekonomik ve sosyal zorlukların daha güçlü bir şekilde hissedildiği bir dönemdeyiz. DESA olarak sürdürülebilirlik anlayışımızı yalnızca bir gereklilik olarak değil, aynı zamanda geleceğe yönelik bir yatırım ve toplumsal sorumluluk olarak görüyoruz.” dedi.
Yenilenebilir Enerji ile Sürdürülebilir Üretim
DESA’nın Düzce ve Çorlu fabrikalarının çatılarında yer alan toplam 10.800 metrekarelik güneş enerjisi santralleri, 1,6 mW güç üretim kapasitesine sahip. 2024 yılında bu tesislerden 1.185.555,25 kWh temiz enerji üreten şirket, üretilen enerjinin 814.820,08 kWh’ını kendi tesislerinde kullanarak karbon ayak izini önemli ölçüde azaltıyor.
Doğa İçin Somut Adımlar
Çevresel sürdürülebilirlik kapsamında ağaçlandırma çalışmalarına öncelik veren DESA, Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle bugüne kadar 50.000 fidanı toprakla buluşturdu. Desa müşterilerinin adına her yıl binlerce fidanı toprakla buluşturmaya devam ediyor
Üretimde Altın Standart
Leather Working Group (LWG) tarafından “Gold” (Altın) dereceyle ödüllendirilen DESA, hammadde temininden nihai ürüne kadar uzanan tüm üretim süreçlerinde uluslararası standartlarda izlenebilirlik sistemini başarıyla uyguluyor. Protokolde yer alan 17 farklı başlıkta değerlendirilerek Türkiye’de yalnızca 33 şirketin sahip olduğu bu en yüksek dereceye ulaşan DESA, üretimin her aşamasında Avrupa Birliği sağlık ve çevre standartlarına tam uyum sağladığını belgeliyor.
Toplumsal Sürdürülebilirlik
“Her İlmek Bir Kadına Destek” projesi ile kadınların ekonomik özgürlüğüne katkı sağlayan DESA, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) iş birliğiyle kadınların üretim süreçlerine katılımını destekliyor. Projeden elde edilen gelirlerin bir kısmı KEDV’ye bağışlanarak toplumsal kalkınmaya destek sağlanıyor.
DESA’dan Sürdürülebilirlik İçin Gelecek Hedefleri
DESA, Avrupa Birliği’nin 2050 karbon nötr hedefini benimseyerek sürdürülebilirlik stratejisini şekillendiriyor. Şirket, önümüzdeki dönemde emisyon şeffaflığını artırmayı hedefliyor. Bu kapsamda Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarının açıklanması planlanıyor. Ayrıca TSRS ile uyumlu sürdürülebilirlik raporunun yayınlanması için hazırlıklarını sürdüren DESA, ortaklık değer zincirini kapsayacak şekilde yeni hedefler belirleme çalışmalarına da devam ediyor.
DESA ile Yarınlara Değer
DESA, sürdürülebilirliği yalnızca bir ilke değil, aynı zamanda yarına değer katmanın bir yolu olarak görüyor. Bu bakış açısıyla şekillenen marka manifestosunda; “Yaklaş, keşfet, harekete geç. Bugün, yarına değer katmak için üret. Gelecek için iyi olanı seç. DESA’nın sürdürülebilir tasarımlarıyla sadece bugünü değil, yarını da yaşa.” mesajı öne çıkıyor. DESA, doğaya ve insana değer katmanın, modanın da ötesinde bir sorumluluk olduğuna inanıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
DESA’dan Dünya Günü’nde Sürdürülebilir Gelecek İçin Güçlü Taahhüt yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Türkiye’nin en büyük özel sektör çay üreticisi Doğuş Çay ve TEMA Vakfı işbirliğiyle yürütülen ‘Her Dem Toprak İçin’ projesi kapsamında, Rize’nin en önemli geçim kaynaklarından olan çayın sağlıklı topraklarda, aynı lezzet ve kalitede yetiştirilmesini sağlamak amacıyla eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştiriliyor. Yoğun kimyasal gübre kullanımı sonucunda çay topraklarının yüzde 86’sının aşırı asidik hale gelerek verimli ve sürdürülebilir çay tarımını tehdit etmesi nedeniyle başlatılan projede, toprağın sağlığına kavuşmasıyla birlikte çay tarımının sürdürülebilirliği yeniden tesis ediliyor.
Çay tarımı için toprak pH değeri ideal seviyeye ulaştı
Projenin 2021-2024 yıllarını kapsayan üçüncü aşamasında; Rize’nin İkizdere, Fındıklı, Çayeli, Güneysu, Merkez ve Pazar; Trabzon’un Of ve Artvin’in Kemalpaşa ilçelerindeki toplam 8 farklı bahçede toprak ıslahı çalışmaları yapıldı. Topraktaki asitliği gidermek üzere yapılan organik gübre, tarım kireci, çay atığı kompostu ve çapalama çalışmalarıyla kimyasal gübrelerden uzaklaştırılan topraklar hızla sağlığına kavuşmaya başladı.
Başlangıçta toprağı ekstrem asit (ortalama pH değeri 4,1) olan tüm bahçelerde yapılan uygulamalar ile toprak asitlik değeri, çay için ideal seviyelere (pH 5,0-6,0) ulaştı. Ayrıca topraktaki mikroorganizma faaliyetlerinde de artış gözlemlendi.
Sadece verimi değil, çayın kalitesi de arttı
Yapılan çalışmalar sonucunda toprak sağlığındaki iyileşme, çay kalitesine de yansıdı. Uygulama yapılmayan topraklara kıyasla ortalama yüzde 58 verim artışı sağlanırken, her yıl yapılan yaş çay yaprak analizlerine göre, 2024 yılı sonunda çayın tat ve aromasına etki eden polifenol miktarında yüzde 32, demin suya geçme oranına etki eden ekstrakt miktarında yüzde 8 artış oldu. Kuru çay randımanına olumsuz etki eden selüloz miktarı ise yüzde 35 azaldı.
“8 yılda toplam 13 bin 600 kişiye ulaşarak önemli ölçüde farkındalık sağlandı”
2016–2017 yıllarında farkındalık eğitimleriyle başlayan ‘Her Dem Toprak İçin’ projesi, zaman içinde kapsamını genişleterek örnek tarım uygulamaları ve toprak iyileştirme çalışmalarıyla gelişimini sürdürdü. 2018–2020 döneminde Rize merkezli uygulamalara ağırlık verilirken, 2021–2024 yıllarını kapsayan üçüncü aşamada çalışmalar Trabzon ve Artvin illerini de kapsayacak şekilde genişletildi.
Doğuş Çay Yönetim Kurulu Üyesi Harika Karakan Batallı, proje kapsamında yürütülen eğitim çalışmalarının 8 yıl içinde 13 bin 600 kişiye ulaştığını kaydederek, “Projemizin hedef kitlesindeki tüm kesimlere çay bitkisinin ekolojisine uygun toprak koşulları, bitki besleme, gübreleme, budama, hasat ve toprak yönetimi konusunda bilgilendirme çalışmalarıyla teorik ve pratik yöntemler TEMA Vakfı tarafından sunuldu. Bu çalışmalar ile çay üretimini en kaliteli ve sürdürülebilir hale getirmek, toprağı iyileştirerek gelecek nesillere aktarmak amacıyla önemli bir farkındalık sağladık” şeklinde konuştu.
“Hem bölge insanını hem de ülke ekonomisini desteklemeyi hedefledik”
Projenin rapor sonuçlarını da değerlendiren Batallı, Türkiye’de erozyon ve çölleşmeyle mücadele eden, başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkların korunmasına yönelik bilimsel temelli çalışmalar yürüten TEMA Vakfı ile iş birliği yapmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Batallı, “Toprağın sağlığına kavuşmasıyla elde ettiğimiz verim artışı ve ürün kalitesi, sürdürülebilir ve lezzetli çay üretimi için çok değerli. Kuruluşumuzdan bu yana, 40 yıldır sahip çıktığımız ilke ve değerlerimizle standartlara, insan sağlığına ve doğaya gösterdiğimiz özeni bugün de aynı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bugün, Rize’de 5 adet çay işleme ve Ordu’da 1 adet çay paketleme fabrikası ile yıllık 50 bin ton üretim kapasitesine sahip bir şirket olarak 55 bin çay çiftçimiz ile bu alanda önemli bir yol aldık. Çalışmalarımızın kazanımlarını somut olarak ölçebilmenin gururunu yaşıyoruz” dedi.
Çay üretimini sağlıksız üretim tehdidinden kurtarmanın önemini de vurgulayan Batallı, “Ülkemizi dünya tüketiminde birinci, üretiminde ise beşinci sıraya taşıyan; sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çayın sağlıklı topraklarda üretilmesi ve bu üretimin sürdürülebilir kalite ve lezzette olması, sadece markamızın doğduğu Rize’deki bölge insanımızın değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisinin de kalkınması ve en önemlisi tüketicilerimizin hak ettikleri değeri görmesi anlamına geliyor. Bu nedenle, hem üreticilerimizin hem de tüketicilerimizin geleceğini düşünerek çıktığımız bu yolda gösterdiğimiz özen ve emeğe önümüzdeki dönemde de hız kesmeden devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
“Toprağı korumak, yaşamı korumaktır”
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, sağlıklı toprağın; yaşamın ve doğanın sürdürülebilirliği açısından temel bir unsur olduğuna dikkat çekti. Ataç, “Toprak sağlığı tarımsal bir mesele olmanın yanı sıra ekosistemlerin devamlılığı, biyolojik çeşitliliğin korunması ve insan yaşamı için de hayati bir öneme sahiptir. TEMA Vakfı olarak iki toprak sevdalısı Kurucu Onursal Başkanımız, merhum Hayrettin Karaca ve merhum A. Nihat Gökyiğit’in çizdiği ‘sağlıklı toprak, sağlıklı yaşam’ ilkesiyle kurulduğumuz günden bu yana, toprağın korunmasını bir çevre politikası değil, bir yaşam politikası olarak görüyoruz. Doğuş Çay ile uzun yıllardır sürdürdüğümüz ‘Her Dem Toprak İçin’ projesi de bu anlayışımızın somut bir yansımasıdır. Bu projeyle bir kez daha gördük ki, toprağı doğru yöntemlerle iyileştirdiğimizde yalnızca verim artmıyor; aynı zamanda ürün kalitesi yükseliyor, üretici destekleniyor ve tüketiciye daha sağlıklı ürünler ulaşıyor. Sağlıklı bir toprağın sağladığı bütünsel faydalar, hem bugünün ihtiyaçlarını karşılamaya hem de yarının yaşam hakkını güvence altına almaya hizmet ediyor. Bu proje, sağlıklı toprağın sürdürülebilir tarım için nasıl temel bir unsur olduğunu göstermesi açısından son derece değerli bir örnek olmuştur. TEMA Vakfı olarak bu sürecin her aşamasında yer almak ve uzun soluklu bu iş birliğiyle toprağı koruyarak üreticiyi desteklemek, bizim için hem büyük bir sorumluluk hem de büyük bir umut kaynağı” şeklinde konuştu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Doğuş Çay ve TEMA Vakfı’ndan sağlıklı topraklar ve sürdürülebilir çay tarımı için ortak adım yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Çeşme Belediyesi Yerel Tohum Merkezi’ndeki çalışmaları ziyaret eden Başkan Lal Denizli, “Hem ata tohumlarımızı yaşatıyor hem üreticilerimize fide, tohum ve eğitim gibi her türlü desteği sunarak, yerel üretimin güçlenmesini sağlıyoruz” dedi.
Tarımda sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla çalışmalarına hız kesmeden devam eden Çeşme Belediyesi, ata tohumlarından fide üretim çalışmalarını Çeşme Belediyesi Yerel Tohum Merkezi’nde bulunan serada sürdürüyor.
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, Çeşme Belediyesi Yerel Tohum Merkezi’ni ziyaret etti. Başkan Denizli’ye Belediye Başkan Yardımcısı Banu Ayhan ve Tarımsal Hizmetler Müdürü Şerif Vural ile ekibi eşlik etti. Merkezde bulunan yazlık sebze ve fidanların tohumları ekimi gerçekleştirilen serada dağıtımı yapılmak üzere 70 bin adet fide üretimi gerçekleştiriliyor. 7 çeşit 40 bin adet domates, 10 bin adet patlıcan, 15 bin biber fidesi ve diğer yazlık sebze tohumları, Nisan ayında üreticilere ve ata tohumlarına gönül veren yurttaşlara dağıtımı gerçekleştirilecektir.
Başkan Denizli, ardından belediyeye ait tohumlarını almak üzere sebze ekim ve dikimi yapılan tarlaları da ziyaret etti. Toprak hazırlıklarının devam ettiği tarlada, sakız enginar, sakız bakla, mevsimsel nohut, anason ekimi gerçekleştirildi. Susam ve diğer sezonluk sebzelerin ekim ve dikimleri için de hazırlıklar sürdürülüyor. Bölgeye ait incir, nar ve asma türleri için de fidan üretim sahası oluşturuldu. Nohut ve susam üretimi ile susuz tarım teşvik edilirken, ziraat mühendisleri aracılığıyla da çiftçi ziyaretleri yapılarak susuz tarım hakkında çiftçiler bilgilendiriliyor.
Başkan Denizli, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Sivil Katılım Projesi Hibe Programı çerçevesinde, Çeşme Belediyesi, İzmir Ticaret Borsası Eğitim, Kültür ve Sosyal Entegrasyon Vakfı (BORSAV) ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği ortaklığında “Değişen İklim Koşullarında Çeşme Kavununun Sürdürülebilir Üretimi” projesi kapsamında hazırlanan tarlayı da gezdi.
Denizli’den sürdürülebilir tarım vurgusu
Belediye Başkanı Lal Denizli, Çeşme Belediyesi olarak, sağlıklı, temiz ve sürdürülebilir bir tarım anlayışı ile çalışmaları sürdürdüklerinin altını önemle çizerek, “Hem ata tohumlarımızı yaşatıyor hem üreticilerimize fide, tohum ve eğitim gibi her türlü desteği sunarak, yerel üretimin güçlenmesini sağlıyoruz. Bu sayede, bölgemizdeki çiftçilerimizin ekonomilerine katkı sağlarken, sağlıklı ve doğal ürünlerin tüketicilerle buluşmasını temin ediyoruz” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çeşme Belediyesi’nden sürdürülebilir tarıma destek yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Buca Belediyesi’nden topraksız tarım uygulamaları
İzmir’in merkezinde en fazla tarımsal araziye sahip ilçe olan Buca, sürdürülebilir tarım konusunda atağa geçti. Kaynaklar’daki 2 bin metrekarelik serada topraksız tarım uygulamalarına başladıklarını belirten Buca Belediye Başkanı Mimar Görkem Duman, minimum su tüketimiyle maksimum ürün elde edeceklerini söyledi.
Buca Belediyesi, sürdürülebilir tarıma öncülük etmek ve mevcut tarım potansiyelini modern tekniklerle güçlendirmek amacıyla yeni çalışmalara imza atıyor. Belediye, Kaynaklar’daki 2 bin metrekarelik serasında, dikey tarım teknolojilerini kullanarak topraksız tarım gerçekleştiriyor. Topraklı tarıma göre daha ekonomik olan ve daha az el emeği gerektiren teknik sayesinde Buca’da tarımsal alanda büyük bir atılım gerçekleştirilecek.
MİNİMUM SU TÜKETİMİ MAKSİMUM ÜRÜN
Seradaki çalışmaları yerinde inceleyen Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, minimum su tüketimini sağlayarak maksimum ürün elde etmeyi planladıklarını ifade etti. Sistemi, “Topraksız tarıma oranla dört kat daha fazla ürün alınabilecek verimli bir sistem” olarak tanımlayan Başkan Görkem Duman, “Seramızda kullandığımız suyu tekrar kullanım için depoluyoruz. Aynı zamanda yağmur suyu hasadı yapıyoruz, çatımızdan gelen suyu depoluyoruz ve tarımsal üretimde kullanıyoruz. Kendi yetiştirdiğimiz ürünlerle Kent Lokantamıza mali anlamda destek olacağız. Burada yetiştirdiğimiz ürünlerin bir kısmını ise ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza dağıtacağız” diye konuştu.
FİDE ÜRETİMİ DE YAPILACAK
Aşırı veya beklenmedik hava olaylarında yetiştirilen ürünlerin daha az etkilendiği uygulama kapsamında öncelikli olarak fasulye üretimi gerçekleştiren Buca Belediyesi, ardından salatalık ve sırasıyla domates, marul yetiştirmeyi planlıyor. Üretim ile 5 ay boyunca her gün 500 kilo salatalık, 250 kilogram fasulye alınabilecek. 16 bin metrekarelik alanda bulunan diğer bir serada ise çiçek ve fide üretimi yapılabilecek. İlçede hayvancılıkla uğraşan köylülere destek olabilecek çalışma ile aynı alandaki hasıl tesisinde buğday ve arpa çimlenmesi sağlanarak, bölgedeki hayvanlara taze ot desteği verilerek hayvanların süt artırımına katkıda bulunulacak.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Buca’da sürdürülebilir tarım için önemli hamle yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Çevre dostu ürün ve hizmetleriyle bankacılık sektörünün sürdürülebilirlik odaklı dönüşümüne öncülük eden VakıfBank, geri dönüştürülebilen plastikten ürettiği Recycle Kredi Kartı ile müşterilerinin doğaya duyarlı bir yaşam tarzı benimsemelerine katkıda bulunuyor.
Çevresel sürdürülebilirliği gelecek stratejilerinin ayrılmaz bir bileşeni olarak gören VakıfBank, doğa dostu bir yeniliğe daha imza atarak Recycle Kredi Kartı’nı müşterileriyle buluşturuyor. Modern ödeme sistemlerine entegre Recycle Kredi Kartı, kullanıcılarına her harcamalarında doğa dostu projelere destek olma imkanı sağlıyor.
Sürdürülebilir bir gelecek elinizin altında…
Her dakika milyonlarca alışveriş işleminin gerçekleştirildiği günümüzde VakıfBank’ın müşterilerini çevreye duyarlı bir tüketim modeline teşvik etmek amacıyla geliştirdiği Recycle Kredi Kartı, doğa dostu projeleri destekleyen ve çevreci tüketimi teşvik eden kampanyalarıyla da fark oluşturuyor. VakıfBank müşterileri Recycle Kredi kartı ile TEMA Vakfı’na yaptıkları 250 TL ve üzeri bağışlarda %5 indirim fırsatından yararlanabiliyor. Bunun yanı sıra seçili elektrikli şarj istasyonlarından yapacağınız harcamalara aylık 500 TL’ye kadar %20 indirim fırsatı sunuyor.
VakıfBank, Recycle Kredi Kartı ile müşterilerine sadece çevre dostu bir ödeme seçeneği sunmakla kalmıyor, aynı zamanda fiziksel kart kullanımını en aza indiren mobil cihaz ve temassız ödeme seçenekleriyle, hızlı ve güvenli bir alışveriş deneyimine imza atıyor.
Recycle Kredi Kartı, dijital slip özelliği sayesinde kâğıt tüketimini de azaltarak ülkemizin sürdürülebilirlik hedeflerine destek sağlıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
VakıfBank, Recycle Kredi Kartı ile Sürdürülebilir Geleceğe Katkı Sağlıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Konseyinin (GSTC) akredite kuruluşu olan Green Destinations (Yeşil Destinasyonlar) tarafından verilen ödül ile İzmir, sürdürülebilir turizm alanında önemli bir başarıya ulaştı. Dünyanın en büyük destinasyon fuarı olan ITB Berlin kapsamında düzenlenen Green Destinations ödül töreninde sertifikaları Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel ve Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ile İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları aldı.
“Bizim için gurur verici”
Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’a ve İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratlarına destekleri için Efes Selçuk halkı adına teşekkür ederek konuşmasına başladı. Filiz Ceritoğlu Sengel, “Dünyanın en kıymetli turizm fuarlarından biri olan Berlin Uluslararası Turizm Fuarı’nda Green Destination yönetimi tarafından doğa ve mirasın korunması, atık yönetimi, enerji ve iklim gibi tüm sürdürülebilir destinasyonun özelliklerini taşıdığımıza ilişkin aldığımız bu sertifika bizim için gurur verici. Türkiye’de bu konuda bu yıl Gümüş Sertifika ile ödüllendirilen iki ilçeden biri olmak ve bu iki ilçenin de güzel İzmir’imizden belirlenmiş olması da bizleri ayrıca mutlu etti. Geleceğe bırakacağımız güzel bir destinasyon ağı içinde olmak; yerel kalkınmanın büyümesi ve kentimize gelecek ziyaretçilerin sayısında ve niteliğinde zamanla gözle görülecek farklılaşma sadece Efes Selçuk’a değil tüm İzmir’imize ve de ülkemize katkı koyacaktır. Efes Tarlası yaşam köyünden, çevresel ambalaj atığının toplanması ve tekrardan geri dönüştürülmesi, kadim topraklarımızın tanıtılmasına ve korunmasına ilişkin çalışmalarımız ile turizmin gelişimini en yakından takip ederek; önümüzdeki dönemlerde bu ödülün bir üstünü alabilmek ve hikayemizi tüm dünyaya aktarmak için sabırsızlandığımızı belirtmek isterim” dedi.
“Urla halkımız adına yürekten teşekkür ediyorum”
Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ise ITB Berlin Turizm Fuarı’nda “Green Destinations Silver Award” (Yeşil Destinasyonlar Gümüş Seviye Ödülü) ve “People’s Choice” (Halkın Seçimi) ödüllerini Urla’ya kazandırmanın gururunu yaşadıklarını belirterek “Bu süreçte bizlere desteklerini esirgemeyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay’a ve İzmir Büyükşehir Belediyesi turizm ofisinin değerli bürokratlarına Urla halkımız adına yürekten teşekkür ediyorum. Doğasını, denizini, tarımını ve kültürünü koruyarak geliştirmeyi hedeflediğimiz Urla’mız 2025 yılında en çok tercih edilen bölge olmuştur. Urla’da gastronomi kültürüne ve tarımsal üretime dayanan ‘GastroFarmUrla’ şemsiyesi altında oluşturduğumuz rotalarımız ile hem gastronomi ve tarım kültürünün görünürlüğünün artmasını, hem de bu kültürel mirasımızı gelecek nesillere aktarmayı hedeflemekteyiz. Bu ödüller; Urla Bağ Yolu Rotası, Gastronomi Rotası, Zeytin Rotası, Gezilebilir Kültür Rotası ve Butik Konaklama Rotalarının, önümüzdeki yıllarda hem daha fazla tercih edilmelerini sağlayacak hem de yerelde sürdürülebilir kalkınma atağı yapmaları için büyük bir argüman olacaktır” dedi.
Süreç nasıl işledi?
Yüzden fazla sürdürülebilirlik kriteri ve göstergesini kapsayan kapsamlı bir hazırlık ve raporlama sürecinin ardından, ayrıca bağımsız bir saha denetimi sonucunda, Urla ve Selçuk ilçeleri Green Destinations / QualityCoast Ödülü-Gümüş Seviye Ödülü almaya hak kazandı. Bu ödül, doğa ve mirasın korunması, atık yönetimi, enerji ve iklim gibi tüm sürdürülebilir destinasyon yönetimi alanlarında mükemmelliği ifade ediyor. Aynı zamanda, destinasyonun gelecekte turizminin çekiciliğini sürdürebilmesi için gösterdiği çabaların da bir takdiridir. Ölçülen unsurlar yalnızca doğal miras gibi somut ve görünür kriterler değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma ilkelerini dikkate alan politika ve yönetim planlarıdır.
2023 yılından bu yana İzmir, En İyi 100 Sürdürülebilir Destinasyon Hikayeleri yarışmasına dahil ediliyor. Green Destinations Silver Award (Yeşil Destinasyonlar Gümüş Ödülü), Küresel Sürdürülebilir Turizm Konseyi (GSTC) tarafından belirlenen uluslararası standartlara uygun olarak, tamamen kanıta dayalı ve bağımsız olarak doğrulanmış bir sürdürülebilirlik performansı sertifikasına doğru önemli bir adım olarak kabul ediliyor.
Neler yapıldı?
Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Konseyi’ne üye olma çalışmaları devam ederken, “Sürdürülebilir Turizm Destinasyon Sertifikası” almak için de araştırmalara başlandı. Değişen turizm trendleri takip edilirken sektör paydaşlarının da görüş ve önerileri alındı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Turizm Şube Müdürlüğü tarafından 2024 yılında GSTC’nin akredite kuruluşu olan Green Destinations ile başlayan çalışmalarda sertifikaları alan ilk ilçeler Selçuk ve Urla oldu. Önümüzdeki günlerde Menderes ve Çeşme ilçelerinde de sürdürülebilir turizm sertifikası çalışmalarına başlanacak.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İzmir’e sürdürülebilir turizmde iki önemli uluslararası ödül yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Türkiye’nin önde gelen filo kiralama ve mobilite çözüm sağlayıcılarından TEB Arval ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası arasında 50 milyon euro tutarında sürdürülebilir finansman kredisi anlaşması imzalandı. Anlaşma kapsamında EBRD’den 50 milyon Euro’luk finansman desteği alan TEB Arval, krediyi elektrikli araç filosunu genişletmek için kullanacak. Proje kapsamında bataryalı elektrikli araçlar (BEV) ve şarj edilebilir hibrit elektrikli araçlar (PHEV) dahil olmak üzere müşterilerine sunacağı toplam 1.200’den fazla kiralık aracı finanse edecek olan TEB Arval, bu yatırımla birlikte, karbon emisyonlarını azaltarak sürdürülebilirlik konusundaki taahhütlerini güçlendirmeye devam edecek.
Türkiye’de hızla artan kentleşme ve ulaşımın çevresel etkileri göz önüne alındığında bu yatırım, düşük karbonlu ulaşım çözümlerine geçiş için önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Sürdürülebilir filo kiralama alanında Türkiye’de sektöre öncülük etmeyi hedefleyen TEB Arval ise 2027 yılına kadar toplam filosunda elektrikli araçların payını artırmayı planlıyor.
Kağan Yaşa: “Ülkemizde düşük karbonlu ulaşımın yaygınlaşmasına katkıda bulunacak”
TEB Arval Genel Müdürü Kağan Yaşa, “TEB Arval olarak, sürdürülebilir mobilite çözümlerimizle operasyonel araç kiralama sektörünü şekillendirmekte kararlıyız. Danışmanlık, şarj çözümleri, yedek araç ve sürüş eğitimiyle birlikte sağladığımız kapsamlı elektrikli araç kiralama çözümlerimiz, yalnızca karbon salımını azaltmakla kalmıyor aynı zamanda müşterilerimize daha sürdürülebilir ve yenilikçi çözümler sunma hedefimizi de pekiştiriyor. EBRD ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, ülkemizde düşük karbonlu ulaşımın teşvik edilmesi yönünde önemli bir adım.” açıklamasında bulundu.
Mehmet Erdem Yaşar: “Sektörde bir ilk olarak örnek teşkil ediyor”
EBRD Türkiye Başkan Vekili Mehmet Erdem Yaşar ise konuyla ilgili olarak, “EBRD olarak, TEB Arval’i daha sürdürülebilir bir geleceğe yönelik hedeflerinde desteklemekten gurur duyuyoruz. Elektrikli araçları filosuna entegre ederek sadece karbon ayak izini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda sektör için de bir örnek teşkil ediyor. Bu yatırım, daha sürdürülebilir ulaşım çözümlerine geçişi hızlandırma, yeniliği teşvik etme ve sektör genelinde çevresel sorumluluğu artırma konusundaki kararlılığımızı vurguluyor.” dedi.
EBRD, Türkiye’nin en büyük yatırımcılarından biri olarak 2009 yılından bu yana sürdürülebilir kalkınma projelerine 22 milyar Euro’nun üzerinde yatırım gerçekleştirdi. TEB Arval ile yapılan iş birliği ise bu vizyonun bir parçası olarak, sürdürülebilir mobiliteye geçişi destekleyen en yeni projelerden biri olarak öne çıkıyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
TEB Arval, elektrikli araçlara geçişi teşvik etmek için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan (EBRD) 50 milyon Euro’luk sürdürülebilir mobilite kredisi alacak yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Orman Fakültesi iş birliğinde, Ege İhracatçı Birlikleri’nde düzenlenen “Ahşap ile Sürdürülebilir Yarınlar” panelinde, mobilya sektöründe sürdürülebilir üretim, döngüsel ekonomi, tasarım ve markalaşmanın rekabet gücünü artırmadaki önemi vurgulandı.
“Ahşap İle Sürdürülebilir Yarınlar” panelinde, Ege İhracatçı Birlikleri Basın Müşaviri Murat Demircan’ın moderatörlüğünde, EMKOÜİB Mobilya Komitesi Başkanı A. Müjdat Kemer, BASİFED Yönetim Kurulu Başaknı Mimar Semiha Güneş, İç Mimarlar Odası İzmir Şubesi YK Başkanı Burcu Yazgan Parlak ve EMKOÜİB Başkanı Ali Fuat Gürle konuşmacı olarak katıldı.
Gürle: “Yonga levha üretiminde dünya ikincisiyiz”
Panelin açılış konuşmasını yapan Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Fuat Gürle, mobilya sektörünün Türkiye’deki tarihini aktardı. Türkiye’de ilk mobilya fabrikasının 1882 yılında kendiside bir marangoz olan II. Abdülhamit tarafından İstanbul’da Yıldız Sarayı’nda kurulduğunu paylaşan Gürle, 1935 yılında Kelebek Kontraplak Fabrikasının kurulduğunu, 1970 yılında yonga levha üretiminin başladığını, 1982 yılında Ordu’da MDF fabrikasının kurulmasıyla Türkiye’nin MDF üretiminde Çin ile rekabet ettiğini söyledi. Gürle, “Ülkemiz yonga levha üretiminde Çin’den sonra ikinci sırada. 12 milyon metreküp üretimiz var. Bugün 45 bin üreticimiz var 600 bin kişi bu işten karnını doyuruyor. 6 yılda yaptığımız çalışmalarda 14’üncü sıradan dünyada 8’inci sıraya yükseldik. Mobilya ustalık isteyen bir iş. Ustalık isteyen sanattır. Bilgisayar kontrollü makinaların devreye girmesi ile mobilya ustalıktan çıkmıştır” dedi.
Marka yaratmak kumbaraya para atmak gibi
Dünyada 500 milyar dolar civarında mobilya pastası olduğunu ve Çin’in yüzde 36 pay aldığını belirten Ali Fuat Gürle, “Çin, Vietnam, Polonya ve Meksika’nın dünya mobilya ihracatının yüzde 52’sine sahip. Türkiye yüzde 1 gibi pay alıyor. Bizi bekleyen en büyük sıkıntı 2 yıldan beri kurların düşük olmasıdır. Türkiye genelinde ihracatta 27 sektör var, hizmetle birlikte 28. 27 sektörde en büyük sorun kurları düşük seyretmesidir. Polonya’da fuar ziyaret yaptık. Endüstriyel anlamda bizden çok ilerideler. Rekabet şansımız çok az. Marka olmak çok önemli. İtalya ülkenin kendisi bir marka, Almanya’da öyle. Tasarım, marka, markalaşma ve inovasyon sektör için çok önemli. Ülkemizin geçen yıl ihracatının toplam kilogram fiyatı 1,5 dolar. Mobilyada bu 2,8 dolar. İtalya’da kilogram fiyatı 8 Euro. Marka yaratmak kumbaraya para atmak gibidir. Sabır gerekir” ifadelerini kullandı.
İşbırakmaz: “İhracatımızı 20-21 milyar dolara çıkarmak için çalışıyoruz”
Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz ise; EİB bünyesinde 12 ihracatçı birliği bulunduğunu, 2024 yılında 18,4 milyar dolar ihracat yaptıklarını, bu rakamı 20-21 milyar dolara çıkarmak için Fuarlar, URGE Projeleri, TURQUALITY Projeleri, Sektörel Ticaret Heyetleri ve Alım Heyetleri organize ettiklerini, Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği’nin 12 birlik içinde en yoğun etkinlik yapan birliklerden biri olduğunu, üniversitelerle iş birliklerini çok önemsediklerini, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’yle de yoğun ilişkiler içinde olduklarını ifade etti.
Konukçu: “Öğrencilerimiz mezun olmadan işbaşı yapıyor”
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nin 2010 yılında kurulmuş bir devlet üniversitesi olduğu bilgisini veren İKÇÜ Orman Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Arif Çağlar Konukçu, Orman Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün 2018 yılında, Orman Mühendisliği Bölümü’nün de, 2020 yılında öğrenci almaya başladığını, yüksek lisans ve doktora programlarıyla eğitim verdiklerini dile getirdi.
Türkiye’de 12 orman fakültesi arasında en çok tercih edilenlerden biri olduklarını vurgulayan Konukçu, “Öğrencilerimiz 8 dönem eğitimlerinin 1 dönemini işletmelerde alıyorlar. Staj yaptıkları yerlerde çoğunlukla işbaşı yapıyorlar ve mezuniyet törenine işleri hazır geliyorlar. Sanayici ve ihracatçı firmalarla iş birliğimizi artırmak istiyoruz” diye konuştu.
Kemer; “En yalın şekilde üretim yapmalıyız”
Sürdürülebilirliğin önemine dikkat çekerek tasarımların mümkün olduğu kadar az malzeme, demonte ve tamir edilebilir olması gerektiğini ifade eden Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Mobilya Çalışma Komitesi Başkanı A. Müjdat Kemer, “Bizde mobilyanın ömrü ortalama 7 yıl. Bu süre çok kısa ve emisyon salınımı konusunda sıkıntılı bir süre. Bu ömrü zamansız hâle getirmek çok uzun süre kullanılacak mobilyalar yapmalıyız. Bu konu tasarım noktasında modüler demonte veminimalist bir bakışla ambalaj dahil bertaraf aşamasının da tasarlanmasını gerektiriyor. Hepimizin sonu en yalın şekilde üretim yapmak. Bu nedenle mobilyalarin uzun ömürlü olması gerekiyor. Ürünlerini geri alarak tamir ediyor veya başka türlü değerlendiriyor. Tüm firmaların bunu yapması gerekiyor. Avrupa için üretim yapmak istiyorsak AB kurallarına uymak zorundayız. AB 2050 yılı için nötr kıta hedefini koymuştur. Bu 2050 de her üretimin döngüsel yöntemle üretimini ve yeni kaynak kullanmamayı gerektiriyor” diye konuştu.
Yapılarda ahşap tercih etmeliyiz
Yapılarda beton veya çelik yerine ahşabın daha fazla tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan BASİFED Başkanı Semiha Güneş, “Çok zarar veren malzemelerle inşaat yapmaya devam ediyoruz. Yenilebilir ve sürdürülebilir malzemelerle bu işi yapmalıyız. Orta Çağ’da kiliselerle, Selçuklular’da camilerde ahşap kullanıldığını görüyoruz. Osmanlı’da çok güzel kasırlar, yalılar, camiler var. Günümüzde genelde cam, beton, çelik binalara dönmeye başladık. Cam İzmirle uyumlu değil. Çelik işlenip getirmesi zor bir malzeme. Japonya ve İskindinav ülkelerinde geleneksel bir mimaride yapılıyor. Norveç’te 18 katlı ahşap bina yapılıyor. Ahşaptan köprü yapılıyor, kilise, müze yapılıyor. İspanya’da dünyanın en büyük ahşap binası var ve turistik özelliği sahip. Japonya’da 100 metre yüksek ahşap yapılar yapılıyor. Günümüzde elzem olan bir malzeme çünkü kendisini yenileyen tek malzeme ahşaptır. Kesilen ağacın yerine diktikçe ormanlar büyüyor. Ahşabın geri dönüşümü olmasıyla birlikte müthiş bir malzeme. Avantajı ve dezavantajı var. Hafif malzeme taşınması kolay, doğal izolasyon sağlıyor. Esnek tasarım olanakları var. Çelik gibi dayanıklı. Aynı zamanda psikolojik etkisi var. İçerde temiz hava sağlıyor. Karbon ayak izinin yok edicisidir. Yangında ilk önce ahşaplar yanar diye bir yanlış algı var. Biz yapay malzemeden kaçmalıyız. Depreme daha dayanıklı, yapılarda ahşap teşvik edilmeli. Beton ve çeliğin yerini almalı” diye belirtti.
Kendi tasarımlarımızı anlatmalıyız
İçmimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı Burcu Yazgan Parlak ise, “Ahşabı yapısal ve hareketli malzemeler olarak düşünebiliriz. Ahşap iç mimarlar olarak yapısal anlamda öncelediğimiz bir konu. Mevcut yapıda restorasyon yapacaksak ahşaptan çok büyük destek alıyoruz. Ahşabın sürdürülebilirliğini konusunda New Europan Bauhaus çok önemli. Burada Avrupa’nın öngördüğü ve tasarımcılara önerdiği çalışmalarda ahşap ön planda. Ahşabın kullanımını iç mimarlar olarak öncülüyoruz. Görsel olarak değil ama bu süreçte bize gelecek olan birtakım zorlamalar olacak sürdürülebilirlik için. Zorunlu kalacağımız durumlarda ahşap en önde gelecek. İşlerimizi birlik olarak tanıtmalıyız ve kamu ile daha sık iş birlikleri yapmalıyız. Kendi tasarımlarımızla kendi bölgemizi anlatan etkinlikler yapmalıyız” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ahşapla sürdürülebilir bir gelecek inşa edebiliriz yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>