?>
?>
Bu nedenle paketleme süreci, lojistiğin teknik bir adımı olmanın ötesine geçer. Doğru ambalaj makinesi çözümleriyle desteklenen sevkiyat hazırlığı, işletmelere hem operasyonel güvenlik hem de marka itibarı kazandırır.
Bu noktada koli bantlama makinası ve streçleme makinesi, sevkiyat zincirinin en kritik unsurları hâline gelir. Olimpack, sunduğu sistemlerle sevkiyat sürecini kontrol altına almayı sağlar
Bir ürün sevkiyata çıktığı anda işletmenin doğrudan kontrol alanından çıkar. Bundan sonra taşıma koşulları, aktarma süreçleri ve istifleme biçimleri devreye girer. Kolinin bantlama kalitesi zayıfsa ilk sarsıntıda açılma riski oluşur. Böyle bir durumda ürün zarar görür, iade süreci başlar ve müşteri memnuniyeti ciddi şekilde etkilenir. Bu risk, özellikle yoğun sevkiyat yapan işletmeler için ciddi maliyetler doğurabilir.
Koli bantlama makinası, sevkiyat güvenliğinin ilk halkasını oluşturur. Olimpack tarafından geliştirilen sistemler; her koliyi merkezden, dengeli ve eşit baskıyla kapatır. Manuel bantlamada sıkça karşılaşılan eğri bant çizgileri, eksik kapanmalar ya da gereksiz bant kullanımı bu sistemlerle ortadan kalkar.
Kolinin formu bozulmadan kapatılması, taşıma sürecinde dayanıklılığı artırır. Aynı standartta kapatılan koliler, sevkiyat sürecinde düzen sağlar ve zaman kayıplarını önler. Özellikle çoklu koli gönderimi yapan işletmeler için operasyonel hızın korunmasını sağlar.
Elbette koliler kapatıldıktan sonra süreç tamamlanmaz. Ürünlerin palet üzerinde güvenle taşınabilmesi için paletleme aşamasının doğru şekilde yönetilmesi gerekir. Palet üzerindeki ürünler dengeli durmazsa taşıma sırasında kaymalar, devrilmeler ve ciddi hasarlar ortaya çıkabilir. Bu tür sorunlar, lojistik süreçte telafisi zor sonuçlar doğurur.
Streçleme makinesi, bu aşamada sevkiyatın görünmeyen güvencesi olarak devreye girer. Palet streç makinesi palet üzerindeki ürünleri homojen biçimde sararak dengeli bir yapı oluşturur. Olimpack ürün yelpazesindeki modeller, farklı yüksekliklerdeki paletlere otomatik uyum sağlayan sistemleriyle dikkat çeker.
Streç film ne eksik uygulanır ne de gereksiz yere harcanır. Dengeli yapı sayesinde malzeme kullanımını kontrol altına alındığı gibi taşıma sırasında ürünlerin güvenliği sağlanır. Düzgün sarılmış paletler sevkiyat sırasında stabil kalır ve ürünler varış noktasına sorunsuz bir şekilde ulaşır.
İşletmelerde sevkiyat süreci çoğu zaman lojistik firmalarına devredilir. Ancak ambalajlama kalitesi düşükse taşıyıcının gösterdiği özen sorunu çözmeye yetmez. Bu nedenle ambalajlama aşaması, işletmenin doğrudan kontrolünde yürütülmelidir. Ürün sevkiyata çıkmadan önce yapılan her doğru işlem, sonraki aşamalar için güçlü bir güvence hâline gelir.
Ambalaj makinesi kullanımı, süreci standart hâle getirir. Rastgele yapılan manuel işlemler yerine belirli bir kalite seviyesinde ambalajlama sağlanır. Aynı baskıyla kapatılan koliler ve aynı gerginlikte sarılan paletler, taşıma ve istifleme sırasında düzen yaratır. Özellikle yüksek hacimli sevkiyatlarda farkı net biçimde ortaya koyar. Ürünler taşınırken, aktarılırken ya da depolanırken kayıp yaşanmaz.
Sevkiyat, yalnızca planlama ve zamanlama meselesi değildir. Aynı zamanda fiziksel koruma gerektirir. Olimpack, üretimden sonra gelen bu kritik aşama için özel olarak geliştirdiği koli bantlama makinası ve streçleme makinesi çözümleriyle işletmelere destek sunar. Her ürün tipi, koli yapısı ve palet düzeni farklı ihtiyaçlarsa sahiptir. Olimpack sistemleri, söz konusu farklılıklara uyum sağlayacak şekilde tasarlanır. İşletmeler de her gün yüzlerce ürünü aynı kalite standardıyla sevkiyata hazırlayabilir.
Müşteriye ulaşan bir ürünün ambalajı zarar görmüşse marka algısı da zarar görür. Sevkiyat süreci, ürünlerle birlikte marka itibarının da taşındığı bir süreçtir. Bu nedenle ambalajlama aşamasında yapılan her yatırım, uzun vadede marka değerine katkı sağlar.
Koli bantlama makinası, streçleme makinesi ve palet streç makinesi ile desteklenen bir ambalaj süreci, sevkiyatın her koşulda güvenle tamamlanmasını sağlar. Detaylara önem veren, süreci baştan sona kontrol altında tutmak isteyen işletmeler için Olimpack, güvenilir ve sürdürülebilir çözümler sunar.
Sevkiyat Güvenliğini Artıran Ambalaj Makineleriyle Süreci Baştan Sona Kontrol Edin yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı’nın uygulamaları çalışmalarına 2020 yılında başladığı, deprem gerçeği göz önüne alınarak, kentsel dönüşümü hızlandırabilmek ve riskli yapılar yerine sağlam yapıları inşa edebilmek adına, çatı aralarının bağımsız kat olarak kullanımına yönelik imar düzenlemesi teklifi mart ayı İBB Meclisi’nden oybirliği ile geçti.
KAÇAK KULLANIMLARIN ÖNÜNE GEÇİLECEK
Mevcut planda kat sayıları değiştirilmeden, kullanışsız çatı arası piyeslerinin kullanılabilir ve konforlu mekanlar haline dönüştürerek bağımsız bölüm haline getirilmesi ile;
– Şehir siluetine olumlu katkı sağlanması,
– Kaçak kullanımların önüne geçilmesi,
– Çatı arasındaki elverişsiz hacimlerin kullanıma kazandırılması,
– Yüksek olan arsa ve yapı üretim maliyetlerinin verimli kullanılması açısından yapı kalitesinin yükseltilmesi,
– Çatı altlarında kalan mekanların değerlendirilmesi neticesinde, son katların da ara katlar gibi ekonomiye katılması,
– Çatı katlarının yeterli düzeyde aydınlık ve temiz hava alması,
– Mevcut nüfus karşısında yetersiz kalan konut eksikliğini bir ölçüde giderilmesi,
– Orta gelir grubuna yönelik konut üretiminin sağlanması ve kentsel dönüşümün önünün açılması amaçlandı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İBB Meclisi’nde kabul edildi kentsel dönüşüm süreci hızlanacak yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Türkiye’nin; ateşkesin bir ve ikinci aşamasından ziyade üçüncü aşamasında yani Gazze’nin yeniden inşasında sorumluluk üstlenmesi beklenebilir.” dedi.
İsrail ile HAMAS, Gazze savaşının başlamasından 15 ay sonra ateşkes üzerinde anlaştı. Üsküdar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. İbrahim Arslan, ateşkese varan süreci değerlendirdi.
46 bin 800’den fazla Filistinli yaşamını yitirdi
HAMAS’ın, genelde 75 yıldır, Gazze’de ise İsrail’in uyguladığı ablukadan kaynaklı son 17 yıldır, Filistinlilerin içinde bulundukları zor koşulları, güçlükleri, İsrail’in aşağılamalarını göz önünde bulundurarak; Filistin sorununu tekrar dünya gündemine taşıma iddiasıyla, 7 Ekim 2023’te, İsrail’e karşı Aksa Tufanı olarak adlandırdığı bir operasyon gerçekleştirdiğini anlatan Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Bu operasyonda, yaklaşık bin 200 kişi hayatını kaybetti, 251 kişi de HAMAS tarafından rehine olarak alındı. İsrail, Aksa Tufanı operasyonuna önce hava bombardımanıyla karşılık verdi, ardından, 27 Ekim’den itibaren, Gazze’ye yönelik karadan geniş çaplı işgal başladı. HAMAS ise İsrail’in saldırılarına, Gazze’den fırlattığı roketlerle karşılık verdi. HAMAS, Sağlık Bakanlığı verilerine göre, İsrail’in karadan ve havadan gerçekleştirdiği saldırılarda, bugüne kadar 46 bin 800’den fazla Filistinli yaşamını yitirdi.” dedi.
Joe Biden, ateşkesin sağlanması ve rehinelerin takasını öngören üç aşamalı bir plan önermişti
Taraflar arasındaki çatışmaların durdurulması ve ateşkesin sağlanması amacıyla, 21 Kasım 2023’te, ABD, Mısır ve Katar’ın katılımıyla bir girişim başlatıldığını hatırlatan Doç. Dr. İbrahim Arslan, şöyle devam etti:
“Bu girişim sonrasında sağlanan ve bir hafta süren ateşkeste, HAMAS 105 rehineyi bıraktı. Bunun karşılığında İsrail, hapishanelerinde tuttuğu 240 Filistinliyi salıverdi. Taraflar daha sonra, ateşkesi ihlal ettiklerine dair karşılıklı olarak birbirlerini suçladılar ve bu girişim daha ileriye taşınamadı. Süreç içinde, ABD Devlet Başkanı Joe Biden, 31 Mayıs 2024’te, ateşkesin sağlanması ve rehinelerin takasını öngören üç aşamalı bir plan önerdi. BM Güvenlik Konseyi, 10 Haziran 2024’te aldığı kararla Biden’ın planını destekledi. Ateşkesin sağlanacağına dair umutların arttığı bu ortamda, 31 Temmuz 2024’te, HAMAS’ın siyasi lideri İsmail Haniye’nin İsrail’in gerçekleştirdiği bir suikastla Tahran’da öldürülmesi üzerine, görüşmeler askıya alındı. Bu olayın akabinde, 17 Ekim 2024’te, Hamas lideri Yahya Sinwar da öldürüldü.”
Anlaşma 19 Ocak’tan itibaren yürürlüğe girdi
Karşılıklı güvensizliğin en üst düzeye çıktığı bir dönemde, ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump’ın, 2 Aralık 2024’te yaptığı bir açıklama ile bir anda dikkatleri üzerinde topladığını kaydeden Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Trump, göreve başlayacağı 20 Ocak 2025’e kadar taraflar arasında anlaşma olmaz ise Ortadoğu’da cehennemi yaşatacağını ifade etti. Trump’ın açıklamasından 42 gün sonra, 13 Ocak 2025’te, Biden ve İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki telefon görüşmesi sonrasında, ABD Dışişleri Bakanı Blinken anlaşmaya çok yakın olunduğunu duyurdu. Devamında, HAMAS ve İsrail arasında ateşkese yönelik anlaşma konusunda uzlaşma sağlandığı, 15 Ocak 2025’te, Katar Başbakanı Mohammed bin Abdulrahman Al Thani ve ABD Başkanı Joe Biden tarafından dünya kamuoyuna açıklandı. İsrail kabinesi, iki gün sonra anlaşmayı onayladı. Saatler süren görüşmelerde, İsrail kabinesindeki iki aşırı sağcı bakan anlaşmaya olumsuz oy verdi. Kabinenin onayının ardından anlaşma, 19 Ocak saat 08:30’dan itibaren yürürlüğe girdi.” diye anlattı.
Altı hafta sürecek ilk aşamada neler olacak?
İsrail ve HAMAS arasında imzalanan anlaşmanın üç aşamadan oluştuğunu dile getiren Doç. Dr. İbrahim Arslan, şunları kaydetti:
“Altı hafta sürecek ilk aşamada; HAMAS tarafından Gazze’de tutulan 33 İsrailli rehine karşılığında, bin 167’si 7 Ekim 2023’ten sonra tutuklanan bin 900’den fazla Filistinli serbest bırakılacak. Anlaşmanın 7. gününde, toplam 7 İsrailli esirin serbest bırakılmasının ardından İsrail ordusu, Gazze’den çekilmeye başlayacak ve kuzey Gazze sakinleri evlerine dönebilecek. İlave olarak, Gazze Şeridi’nin kuzeyine ulaşacak 50 yakıt kamyonu da dahil olmak üzere Gazze’ye günde 600 kamyon insani yardım girişi mümkün olacak.
Geriye kalan rehinelerin serbest bırakılması, İsrail birliklerinin tamamen geri çekilmesi ve ‘sürdürülebilir barışın yeniden tesis edilmesi’ anlamına gelen ikinci aşamaya ilişkin müzakereler, 16. günde başlayacak. Üçüncü ve son aşama ise, Gazze’nin yeniden inşasını ve kalan rehinelerin cesetlerinin iadesini içermektedir. Yeniden inşa süreci yıllar sürebilir.”
Trump’ın ‘rehine anlaşması sağlandı’ mesajı anlaşmaya verilen önemi gösteriyor
İlk aşamada; serbest bırakılacak rehineler arasında sivil kadınlar, kadın askerler, çocuklar, yaşlılar, hasta ve yaralı sivillerin yer almasının beklendiğini de belirten Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Biden, ateşkes planının kesin hatlarını Mayıs 2024’te paylaştığını ve ardından BM Güvenlik Konseyi tarafından oybirliğiyle kabul edildiğini hatırlatarak, adeta kendisinin süreçteki önemini vurguladı. Ayrıca, 20 Ocak 2025’te göreve başlayacak seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘rehine anlaşması sağlandı’ ifadesiyle anlaşmayı sosyal medya hesabından duyurması, anlaşmaya verilen önemi göstermektedir.” şeklinde konuştu.
Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor
İsrail ve HAMAS temsilcilerinin, Paris, Kahire ve Doha’da üçüncü taraflar aracılığıyla müzakereleri yürüttüklerini ve müzakerelerde ABD, Katar ve Mısırlı diplomatların arabuluculuk yaptıklarını anlatan Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Bu gelişmeler, anlaşma sürecinde İsrail’le tam bir uyum içinde hareket eden ABD’nin etkili olduğunu göstermektedir. Anlaşmanın hemen öncesinde, 8 Aralık 2024’te, Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi, Rusya’nın Ukrayna karşısında sürdürmekte olduğu savaşı sonlandıramaması, HAMAS’ın yanı sıra Hizbullah’ın da etkisiz hale getirilmesi ile İran’ın bölgedeki etkisinin ortadan kaldırılmasının aynı döneme denk gelmesi tesadüf olarak görülemez. Bu durum, Aksa Tufanı öncesine göre İsrail’in bölgedeki güvenliğinin daha güçlü biçimde sağlandığı, Ortadoğu’da yeni bir dönemin başladığının habercisi olarak değerlendirilebilir.” dedi.
Gazze’de kalıcı barışın sağlanması mümkün mü?
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, Aksa Tufanı’nın hemen sonrasında, amaçlarının ‘Hamas’ı yok etmek’ olduğunu ve bunu elde edene kadar savaşa devam edeceklerini açıkladığını belirten Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Bugüne kadar bu tutumlarında herhangi bir değişikliğe tanık olunmadı. İsrail; ambulans, hastane, okul, ibadet yeri, kadın, çocuk, basın görevlisi ayrımı göstermeksizin uyguladığı şiddetle, defalarca uluslararası hukuku ihlal ettiği gibi Filistinlilerle aralarındaki düşmanlığı daha da derinleştirdi. Ateşkes sürecinde yaşanabilecek aksamalar, Trump’tan destek bulması halinde, İsrail’in, şimdiye kadar uyguladığı şiddete kaldığı yerden devam edebileceğini göstermektedir.” ifadesinde bulundu.
Yaşanan son gelişmeler, anlaşmanın sürdürülebilirliği konusunda endişe verici
Ateşkesin oylandığı kabine toplantısında karşı oy veren aşırı sağcı İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in, protesto amacıyla istifa edeceğini duyurduğunun bilindiğini de söyleyen Doç. Dr. İbrahim Arslan, şöyle devam etti:
“Anlaşmaya başından bu yana karşı bir diğer isim Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’dir. Maliye Bakanı, ilk aşama sonunda Gazze savaşı yeniden başlamazsa istifa edeceğini açıkladı. Bu bakanlar, hükümeti ‘şeytanla’ anlaşma yapmakla suçluyorlar ve henüz HAMAS’ın yok edilmesi amacına ulaşılamadığını savunuyorlar. İsrail, HAMAS’ın bırakılacak rehinelerin listesini paylaşmadığı gerekçesiyle, 19 Ocak sabahı, ateşkesin başlama saatine dakikalar kala, Filistin’e saldırı düzenledi. Devamında, HAMAS’ın rehinelerin isimlerini yayınlamasının ardından, saat 12.15 itibarıyla ateşkes başladı. Bakanların açıklamaları ve yaşanan son gelişme, anlaşmanın sürdürülebilirliği konusunda bizleri endişeye sevk etmektedir.”
Ateşkes sürecinde Türkiye’nin rolü ne olabilir?
Ateşkesin sağlanması sürecinde ABD, Mısır ve Katar’ın etkili olduklarının bilindiğini kaydeden Doç. Dr. İbrahim Arslan, şunları ifade etti:
“Bu kapsamda Türkiye’nin; ateşkesin bir ve ikinci aşamasından ziyade üçüncü aşamasında yani Gazze’nin yeniden inşasında sorumluluk üstlenmesi beklenebilir. Bununla birlikte Türkiye, İsrail’in varlığının tanınmasına ilişkin olarak, Filistinlileri iknaya yönelik çaba sarf etmelidir. Bu husus, güç olmakla birlikte, bölgede kalıcı barışın tesisine ve İran’ın etkisinin azaltılmasına zemin oluşturur. Gelişmeler, barışın sürdürülebilmesi halinde, İsrail’in Körfez ülkeleriyle imzaladığı 2020 tarihli İbrahim Anlaşmalarının yeniden canlanacağını ve genişleyeceğini göstermektedir. Bu ortamda Türkiye’nin Irak, Suriye, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman, Katar ve Filistin’le bölgesel bir anlaşma ya da ‘Ortadoğu Barış ve İstikrar Paktı’ benzeri bir paktın kurulmasını önermesinin uygun olabileceğini düşünüyorum.”
Gelişmelere bütüncül bakmak gerekiyor
Bu girişimin, bölge ülkelerinin tamamına açık olması gerektiğini de ifade eden Doç. Dr. İbrahim Arslan, “Rusya ve İran’ın 17 Ocak 2025’te stratejik ortaklık anlaşması imzaladığı, bu ortaklığın bölgede yeni gruplanmalara neden olabileceği unutulmamalıdır. Türkiye, önereceği bu paktla, bölge ülkelerinin barış içinde birlikte yaşamalarına olanak sağlayacak ortamın şekillenmesine önemli katkı sunmuş olur. İlave olarak, Eylül 2023 tarihli G20 Yeni Delhi Zirvesi sonrasında Hindistan’ın Çin karşısında üretim üssü olarak konumlandırılması ile gündeme gelen Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru (IMEC) ile Türkiye’nin Kalkınma Yolu projesi bölgemizde barış ve istikrarı zorunlu kılmaktadır. Her iki proje, Süveyş Kanalı güzergahına alternatif sunmaktadır. Gelişmelere bütüncül bakmak gerekmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Doç. Dr. İbrahim Arslan: “Gazze’nin yeniden inşa süreci yıllar sürebilir” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>“İMAR SÜREÇLERİNİ İVEDİLİKLE TAMAMLIYORUZ”
Uzun yıllardır çözülemeyen imar problemlerini hızlıca tamamladıklarını ifade eden Kemalpaşa Belediye Başkanı Mehmet Türkmen açıklamasında, “Vatandaşlarımızın uzun süredir çözümünü beklediği imar problemlerini hızlıca çözüme kavuşturuyoruz. Çınar ve Kızılüzüm Mahallelerimizde, 1993 yılından bu yana üst ölçekli planlarda yer alan alanın uygulanmasına yönelik planları hazırladık. Planların onaylanmasının ardından, altyapı çalışmaları ile birlikte yeni imar alanları oluşacak. Çalışmalarımız ile birlikte ilçemizde daha sağlıklı ve yaşanabilir bir çevre oluşturmayı amaçlıyoruz. Düzenli bir kent yapısı oluşturmanın ilk şartı doğru imar uygulamaları yapmaktan geçer. İlçemize hayırlı olmasını diliyorum.’’ Dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kemalpaşa Çınar ve Kızılüzüm Mahallerini kapsayan alanda imar planı süreci son aşamaya geldi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Kentsel dönüşümde yeni bir dönem başlatan İzmir Büyükşehir Belediyesi, yapım işlerinin durdurulmasına ilişkin yasal süreçlerin ardından önce Örnekköy 3. ve 4. Etap ile Uzundere 3. ve 4. Etap alanları sonrasında ise Aktepe-Emrez 1. Etap için harekete geçti.
Örnekköy ve Uzundere’de ikişer etap kentsel dönüşüm proje alanları yüklenici ve ruhsat sahibi İZBETON A.Ş. tarafından mahkemelerin raporlarında tespit edildiği şekilde teslim alındı. Son olarak Aktepe-Emrez birinci etap için gerekli prosedür tamamlandı.
Mağduriyetler giderilecek
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden sürece ilişkin dün yapılan açıklamada her bir kentsel dönüşüm projesiyle ilgili iş programlarının ayrı ayrı yurttaşların bilgisine sunulacağı belirtilerek “Kentsel dönüşüm projeleri kapsamında tapularını belediyemize devretmiş olan hak sahibi yurttaşlarımıza kira yardımı ödemesini sürdüreceğiz ve yapım işini üstlenen kooperatif üyesi yurttaşlarımızın da mağduriyetlerini ve beklentilerini hukukî çerçevede karşılayacağız” denilmişti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden kentsel dönüşümde yeni sayfa Kooperatiflerden teslim alma süreci tamam yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Konferans Salonu’nda gerçekleşecen ilk tanıtım toplantısında İl Sağlık Müdürü Erol Karaca, Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli birer sunum gerçekleştirdi. Toplantıda; Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Kılıç, İl Jandarma Komutan Yardımcısı Şener Şen, Manisa İl Emniyet Müdür Yardımcısı İlker Çetinkaya, Büyükşehir İtfaiyesi Dairesi Başkanı Gürhan İnal, Büyükşehir Ulaşım Dairesi Başkanı Hüseyin Üstün, Manisa Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Salih Karaağaç, 112 acil servis, itfaiye, emniyet, jandarma ve trafik ekipleri yer aldı.
İnsan yaşamında saniyelerin önemine vurgu yapan Manisa Sağlık İl Müdürü Erol Karaca, “Manisa’da bir trafik kültürü, bir gelenek geliştirerek bu konuyu pekiştirmek istiyoruz. Acil Sağlık Hizmetlerinin önemini hepimiz biliyoruz. Saniyeler gerçekten hayat kurtarır. Bu abartı değil. Kanamalı kazalarda, kalp krizlerinde insanları kurtarmak an meselesi. Fermuar sistemiyle ambulans hedefe hızlı bir şekilde ulaşıyor. Müdahalesini hızlı bir şekilde yapıyor ve bu arkadaşlar yapılan fiziksel çalışmalarda hayatta kalma ihtimalini yüzde 40 oranında arttırıyor. Gerçekten önemli bir rakam” dedi.
”Yol verenlerde birer kahraman”
Fermuar Sistemi’nin sürücü kursları ders içeriğine alınacağını belirten Manisa İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, “Böyle bir kültürün oluşması gerektiğini fark edilmiş. Bu bizim açımızdan da önemli. Yol veren de bir kahraman, acil hizmeti sunan arkadaşlarımız da kahraman, o yol verenler de. Çünkü onlarda hayat kurtarıyor. O yüzden biz öncelikle okullarımızda tabii ki ama olmazsa olmaz sürücü kurslarımızda yer alacak. 75 tane kursumuz var. Ehliyet verirken bu kavramın artık bizim ders kitaplarımızda da, sınavlarımıza da, sorularımıza da girmesini istiyoruz. Paniklemeden nereye gideceğini bilmek önemli” ifadelerini kullandı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Fermuar Sistemi’nin topluma tanıtılma süreci başladı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Ancak günümüzde morfin pompasından ağrı pillerine kadar pek çok etkin yöntemle kanser tedavisinin her aşamasında ağrıyı kontrol altına almanın mümkün olabildiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Algoloji Uzmanı Dr. Aycan Güner Ekici, “Uyguladığımız tedavilerle kanser hastalarının ağrılarını yüzde 80-90 oranında yok edebiliyoruz” dedi.
Hem tümörün yayılımı hem de uygulanan tedavilerin yan etkileri nedeniyle gelişen kanser ağrıları, hastalar için ekstra yıpratıcı olabiliyor. Kanser hastalarının tedavi planlamalarında ağrı uzmanlarının da yer aldığı multidisipliner bir bakışın olması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Algoloji Uzmanı Dr. Aycan Güner Ekici, “Bu bakış açısı sayesinde ağrılar kontrol altına alınarak hastanın motivasyonun yükseltilmesi ve tedaviye daha uyumlu olması sağlanıyor” şeklinde konuştu.
Kanser ağrıları türüne göre değişiyor
Kanser ağrılarının hastayı hekime götüren ilk adım olduğunu paylaşan Algoloji Uzmanı Dr. Aycan Güner Ekici, “Ne yazık ki bu ağrılar genellikle hastalığın ileri evrelere ulaşması sonucunda meydana geliyor. Kanser ilerledikçe ağrıların şiddeti ve sıklığı artıyor, özellikle son evre kanser hastaları yüksek derecede ağrılar çekiyor. Tümörün yerine bağlı olarak, çevresindeki doku ve organlara bası yapması sonucu ortaya çıkan bu ağrılara kemoterapi ya da radyoterapi gibi tedavilerin yan etkileri de eklenince hasta için epey zorlayıcı olabiliyor” dedi.
Kanser ağrılarının, kanserin türüne göre değişkenlik gösterdiğini söyleyen Uzm. Dr. Aycan Güner Ekici, “Akciğer kanserinde omuz, sırt ve kol bölgelerine yayılan ağrılar, pankreas kanserinde karın ağrısıyla başlayıp sırta yayılan sinir kökenli ağrılar, beyin kanserinde baş ağrıları, pelvik bölge kanserlerinde kasık ve bele yayılan ağrılar, meme kanserinde ise genellikle sırt, bel ve bacak ağrıları ön planda hissediliyor” açıklamasında bulundu.
Ağrıyı önlemek için kanserli bölgedeki sinirler duyarsızlaştırılıyor
Kanser ağrılarının tedavisinde birinci basamağın Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği ilaç tedavisi olduğuna değinen Uzm. Dr. Aycan Güner Ekici, “Hafif düzeyde ağrıları olan hastalara ağrı kesici ilaçlar başlanır, ağrının şiddeti arttıkça daha güçlü ilaçlarla tedavi güncellenir. Ağrı kontrol altına alınamıyorsa girişimsel tedavi seçeneklerine başvurulabilir. Buradaki amaç kanserin bulunduğu bölgedeki sinirlerin duyarsız hale getirilmesidir. Bu süreçte oluşan sinir kökenli ağrılarda, sinir blokları ve morfin pompası gibi hasta üzerine yerleştirilen epidural kateter sistemlerinden faydalanılıyor. Cilt altına yerleştirilen epidural port pompasından hastaya morfin bazlı ilaçlar verilerek etkili ağrı kontrolü sağlanabiliyor” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ağrısız bir kanser tedavi süreci mümkün yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Belediye yönetiminin şeffaflık anlayışı doğrultusunda kapalı zarf usulüyle yapılan ihale, kamuoyuna açık şekilde düzenlendi. İhale sonucunda, en düşük birim ton fiyatı teklifi olan 375 TL + KDV ile Kocabaş Kardeşler Limited Şirketi kazanan firma olarak belirlendi. İhaleye şartnameye uygun birçok firma katılım sağladı.
Belediye kuruluşlarından biri olan Kazanbel Beton, hem ilçedeki vatandaşların beton ve kilit taşı gibi ihtiyaçlarını karşılamak hem de inşaat sektörüne destek sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kahramankazan Belediyesi çatısı altında faaliyet gösteren Kazanbel Beton’dan Şeffaf İhale Süreci yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan. “Gebelik ve doğum, kadın vücudunun doğal bir işlevi olarak değerlendirilmelidir ve tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece müdahalelerden kaçınılmalıdır.”
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ebelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, doğum sürecinde ebelik hizmetlerinin önemine dikkat çekerek, son yıllarda popüler hale gelen suda doğum uygulaması hakkında bilgi verdi.
Müdahaleli vajinal doğum…
Müdahaleli vajinal doğumlar hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, bu doğumların doğum sırasında anne ve bebeğin sağlığını korumak amacıyla tıbbi müdahaleler içeren doğumlar olduğunu söyledi. Dr. Esencan, tıbbi gerekliliğe dikkat çekti ve ekledi: “Bu müdahaleler arasında elektro fetal monitörizasyon (EFM)-bebek kalp seslerini dinleyen cihazın bağlanması, oksitosin ile doğumun hızlandırılması yani sancı serumu, epizyotomi, amniyotomi, forseps veya vakum kullanımı gibi yöntemler bulunur. Ancak bu müdahaleler, tıbbi gereklilik olmadığı sürece, anne ve bebek sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.”
Sezaryen sonrası vajinal doğum mümkün mü?
Sezaryen sonrası vajinal doğumun, önceki doğumunu sezaryen ile yapan kadının bir sonraki doğumunu vajinal yolla gerçekleştirmesi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Bilimsel veriler, sezaryen sonrası vajinal doğumun sezaryen oranını azaltmada önemli bir seçenek olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu doğum şekli, annenin doğum şekline ilişkin kararı, önceki sezaryen kesisi, uterus rüptürü gibi risk faktörleri dikkate alınarak uzman bir ekip tarafından dikkatlice değerlendirilmelidir.” şeklinde konuştu.
Suda doğum için anne sağlığı ve gebeliğinde bir risk bulunmamalı!
Son dönemde ilgi gören suda doğum konusuna da değinen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, şöyle devam etti:
“Suda doğum, annenin doğum sırasında ılık suyla dolu bir havuzda doğumu gerçekleştirdiği bir yöntemdir. Bu yöntemin doğum süresini kısalttığı, ağrıyı hafiflettiği ve annenin daha rahat bir doğum deneyimi yaşamasına katkıda bulunduğu biliniyor. Ancak, suda doğumun yapılabilmesi için annenin sağlığında ve gebeliğinde herhangi bir risk bulunmaması gerekir. Uygulama sırasında anne ve bebeğin sağlık durumlarının yakından izlenmesi de önem taşır.”
Ebeler bilgi ve becerilerini sürekli güncellemeli!
Doğal doğumun, mümkün olduğunca müdahale edilmeden gerçekleşen doğumlar olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Bu süreçte, ebeler gebeleri doğuma hazırlamak için önemli bir rol üstlenirler. Gebelik döneminden itibaren anne adaylarını bilgilendiren ve doğum sürecini gözlemleyerek yalnızca komplikasyon geliştiğinde müdahalede bulunan ebeler, doğumun doğal akışında tamamlanmasını sağlarlar. Ebelerin bilgi ve becerilerini sürekli olarak güncellemeleri, normalden sapmalarını erken fark ederek gerekli önlemleri almaları, sağlıklı ve güvenli doğum süreçlerinin gerçekleşmesinde kritik bir rol oynamaktadır.” diye konuştu.
Tıbbi zorunluluk olmadıkça sezaryen tercih edilmemeli!
Anne adaylarının, doğum yöntemi seçiminde ebeler ile iş birliği içinde olmasının önemli olduğunu da kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Her anne adayının kendi sağlık durumunu göz önünde bulundurarak, tıbbi gereklilikler ve riskler doğrultusunda karar vermesi gerekmektedir. Normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından uzun vadede daha faydalı olduğunu, tıbbi zorunluluk olmadıkça sezaryen doğumun tercih edilmemesi gerektiği unutulmamalıdır.” dedi.
Epidural anestezi gibi ağrı kesiciler normal doğumları artırıyor mu?
Epidural anestezinin, normal doğum sırasında ağrıyı azaltan bir yöntem olduğunu ve birçok kadın için doğum sürecini daha yönetilebilir hale getirdiğini de söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, şunları kaydetti:
“Bu da normal doğum oranlarını artırabilecek bir faktördür. Epidural, annenin doğum sürecini daha rahat geçirmesine yardımcı olabilirken, doğum süresini uzatma ve doğumun ikinci aşamasında annenin kontrolünü azaltma gibi bazı dezavantajları da olabilir. Bu yöntem doğru kullanıldığında doğum sırasında annenin rahatlamasına yardımcı olabilir.”
Ebelik hizmetleri neden önemli?
Doğumun doğal sürecinde ebelerin rolünün oldukça önemli olduğunu da dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Normal doğum oranlarının artması için ebelerin doğumdaki yerini yeniden alması gerekmekte ve ebe ile gebenin daha etkili bir şekilde buluşturulması gerekmektedir. Nitelikli ebelik hizmetlerinin yaygınlaşması, anne adaylarının doğum sırasında ihtiyaç duyduğu sürekli desteği sağlayarak, güvenli ve sağlıklı bir doğum süreci geçirmelerine yardımcı olur. Ebe desteğiyle yapılan doğumlar, doğum sürecini daha doğal ve olumlu hale getiren faktörlerden biridir. Doğum ortamında anneye sağlanan güvenlik, saygı, mahremiyet ve fiziksel-duygusal destek, annenin doğum sürecini daha rahat yönetmesine yardımcı olur ve doğum sonrası iyileşme sürecini hızlandırır. Ebe desteği, doğum sonrası annenin bebekle bağ kurmasını kolaylaştırarak, anneliğe uyum sağlamasına da yardımcı olur.” diye konuştu.
Her doğum kendine özgü…
Kadınların, normal doğumun faydaları konusunda yeterince bilgilendirildiğinde ve doğuma eğitimle bilinçli bir şekilde hazırlandığında, sezaryen doğumun yalnızca tıbbi zorunluluk durumlarında tercih edileceğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Gebelik ve doğum, kadın vücudunun doğal bir işlevi olarak değerlendirilmelidir ve tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece müdahalelerden kaçınılmalıdır. Doğumun anne ve bebek için sağlıklı bir şekilde tamamlanabilmesi, uygun bir doğum ortamının sağlanmasına, nitelikli ebelik hizmetlerine ve annelerin doğuma bilinçli bir şekilde hazırlanmasına bağlıdır. Sezaryen doğum, bazı durumlarda gerekli olsa da yanlış inanışlardan uzaklaşıp anneye suçluluk yüklemeden, her doğumun kendine özgü olduğunu kabul eden bir yaklaşımla ele alınmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Suda doğum, süreci kısaltıyor, ağrıyı hafifletiyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan. “Gebelik ve doğum, kadın vücudunun doğal bir işlevi olarak değerlendirilmelidir ve tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece müdahalelerden kaçınılmalıdır.”
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ebelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, doğum sürecinde ebelik hizmetlerinin önemine dikkat çekerek, son yıllarda popüler hale gelen suda doğum uygulaması hakkında bilgi verdi.
Müdahaleli vajinal doğum…
Müdahaleli vajinal doğumlar hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, bu doğumların doğum sırasında anne ve bebeğin sağlığını korumak amacıyla tıbbi müdahaleler içeren doğumlar olduğunu söyledi. Dr. Esencan, tıbbi gerekliliğe dikkat çekti ve ekledi: “Bu müdahaleler arasında elektro fetal monitörizasyon (EFM)-bebek kalp seslerini dinleyen cihazın bağlanması, oksitosin ile doğumun hızlandırılması yani sancı serumu, epizyotomi, amniyotomi, forseps veya vakum kullanımı gibi yöntemler bulunur. Ancak bu müdahaleler, tıbbi gereklilik olmadığı sürece, anne ve bebek sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.”
Sezaryen sonrası vajinal doğum mümkün mü?
Sezaryen sonrası vajinal doğumun, önceki doğumunu sezaryen ile yapan kadının bir sonraki doğumunu vajinal yolla gerçekleştirmesi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Bilimsel veriler, sezaryen sonrası vajinal doğumun sezaryen oranını azaltmada önemli bir seçenek olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu doğum şekli, annenin doğum şekline ilişkin kararı, önceki sezaryen kesisi, uterus rüptürü gibi risk faktörleri dikkate alınarak uzman bir ekip tarafından dikkatlice değerlendirilmelidir.” şeklinde konuştu.
Suda doğum için anne sağlığı ve gebeliğinde bir risk bulunmamalı!
Son dönemde ilgi gören suda doğum konusuna da değinen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, şöyle devam etti:
“Suda doğum, annenin doğum sırasında ılık suyla dolu bir havuzda doğumu gerçekleştirdiği bir yöntemdir. Bu yöntemin doğum süresini kısalttığı, ağrıyı hafiflettiği ve annenin daha rahat bir doğum deneyimi yaşamasına katkıda bulunduğu biliniyor. Ancak, suda doğumun yapılabilmesi için annenin sağlığında ve gebeliğinde herhangi bir risk bulunmaması gerekir. Uygulama sırasında anne ve bebeğin sağlık durumlarının yakından izlenmesi de önem taşır.”
Ebeler bilgi ve becerilerini sürekli güncellemeli!
Doğal doğumun, mümkün olduğunca müdahale edilmeden gerçekleşen doğumlar olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Bu süreçte, ebeler gebeleri doğuma hazırlamak için önemli bir rol üstlenirler. Gebelik döneminden itibaren anne adaylarını bilgilendiren ve doğum sürecini gözlemleyerek yalnızca komplikasyon geliştiğinde müdahalede bulunan ebeler, doğumun doğal akışında tamamlanmasını sağlarlar. Ebelerin bilgi ve becerilerini sürekli olarak güncellemeleri, normalden sapmalarını erken fark ederek gerekli önlemleri almaları, sağlıklı ve güvenli doğum süreçlerinin gerçekleşmesinde kritik bir rol oynamaktadır.” diye konuştu.
Tıbbi zorunluluk olmadıkça sezaryen tercih edilmemeli!
Anne adaylarının, doğum yöntemi seçiminde ebeler ile iş birliği içinde olmasının önemli olduğunu da kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Her anne adayının kendi sağlık durumunu göz önünde bulundurarak, tıbbi gereklilikler ve riskler doğrultusunda karar vermesi gerekmektedir. Normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından uzun vadede daha faydalı olduğunu, tıbbi zorunluluk olmadıkça sezaryen doğumun tercih edilmemesi gerektiği unutulmamalıdır.” dedi.
Epidural anestezi gibi ağrı kesiciler normal doğumları artırıyor mu?
Epidural anestezinin, normal doğum sırasında ağrıyı azaltan bir yöntem olduğunu ve birçok kadın için doğum sürecini daha yönetilebilir hale getirdiğini de söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, şunları kaydetti:
“Bu da normal doğum oranlarını artırabilecek bir faktördür. Epidural, annenin doğum sürecini daha rahat geçirmesine yardımcı olabilirken, doğum süresini uzatma ve doğumun ikinci aşamasında annenin kontrolünü azaltma gibi bazı dezavantajları da olabilir. Bu yöntem doğru kullanıldığında doğum sırasında annenin rahatlamasına yardımcı olabilir.”
Ebelik hizmetleri neden önemli?
Doğumun doğal sürecinde ebelerin rolünün oldukça önemli olduğunu da dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Normal doğum oranlarının artması için ebelerin doğumdaki yerini yeniden alması gerekmekte ve ebe ile gebenin daha etkili bir şekilde buluşturulması gerekmektedir. Nitelikli ebelik hizmetlerinin yaygınlaşması, anne adaylarının doğum sırasında ihtiyaç duyduğu sürekli desteği sağlayarak, güvenli ve sağlıklı bir doğum süreci geçirmelerine yardımcı olur. Ebe desteğiyle yapılan doğumlar, doğum sürecini daha doğal ve olumlu hale getiren faktörlerden biridir. Doğum ortamında anneye sağlanan güvenlik, saygı, mahremiyet ve fiziksel-duygusal destek, annenin doğum sürecini daha rahat yönetmesine yardımcı olur ve doğum sonrası iyileşme sürecini hızlandırır. Ebe desteği, doğum sonrası annenin bebekle bağ kurmasını kolaylaştırarak, anneliğe uyum sağlamasına da yardımcı olur.” diye konuştu.
Her doğum kendine özgü…
Kadınların, normal doğumun faydaları konusunda yeterince bilgilendirildiğinde ve doğuma eğitimle bilinçli bir şekilde hazırlandığında, sezaryen doğumun yalnızca tıbbi zorunluluk durumlarında tercih edileceğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan, “Gebelik ve doğum, kadın vücudunun doğal bir işlevi olarak değerlendirilmelidir ve tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece müdahalelerden kaçınılmalıdır. Doğumun anne ve bebek için sağlıklı bir şekilde tamamlanabilmesi, uygun bir doğum ortamının sağlanmasına, nitelikli ebelik hizmetlerine ve annelerin doğuma bilinçli bir şekilde hazırlanmasına bağlıdır. Sezaryen doğum, bazı durumlarda gerekli olsa da yanlış inanışlardan uzaklaşıp anneye suçluluk yüklemeden, her doğumun kendine özgü olduğunu kabul eden bir yaklaşımla ele alınmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Suda doğum, süreci kısaltıyor, ağrıyı hafifletiyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>