?>
?>
İKİ MAHALLEDE PARKE YOL YAPIMI
Yaya ve araç trafiğini daha rahat ve güvenli hale getirmek için ulaşım altyapısına büyük önem veren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde girilmedik sokak, yapılmadık yol bırakmıyor. Bu kapsamda çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdüren Yol Yapım Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığı ekipleri, Körfez ilçesi Sipahiler ve Demirciler Mahallerinde altyapı çalışmalarından dolayı bozulan köy yollarının yenileme çalışmasını gerçekleştiriyor. Çalışma dâhilinde Sipahiler Mahallesi’nde 4 bin 500 metrekarelik parke yol imalatı tamamlanırken, Demirciler Mahallesi’ndeki 3 bin metrekarelik parke yol imalatında da çalışmalar devam ediyor. Büyükşehir, altyapı çalışmalarından dolayı yolları bozulan kırsal mahallelerin üstyapı çalışmalarını aralıksız bir şekilde sürdürüyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Körfez’in köylerine parke taşı döşeniyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Şükrü Ali Altan, Türkiye’de böbrek taşı görülme sıklığının bölgeden bölgeye değişse de yaklaşık yüzde 15 olduğunu belirterek, 13 milyon kişinin hayatlarının bir döneminde böbrek taşı rahatsızlığından şikayetçi olduğunu söyledi. Op.Dr. Altan, “Günlük pratiğimizde bu kadar sık gördüğümüz böbrek taşları tedavisinde, en sert taşları bile rahatlıkla kırabilen Holmiyum lazer sistemi gibi bir alternatifimiz var. Holmiyum lazerle taşı toz haline getirebildiğimiz gibi, uygun hastalarda taşları daha küçük parçalar halinde vücuttan çıkartabiliyoruz’’ dedi.
F-URS ile Böbrek Taşlarından Hızla Kurtulun
Böbrek taşlarının tedavisinde son yıllarda en çok tercih edilen yöntemlerden biri olan Fleksible Üreterorenoskopi (F-URS) teknoloji hakkında açıklama yapan Op.Dr. Altan, “F-URS yöntemi, vücudun doğal kanallarını kullanarak taşlara ulaşmayı sağlıyor” dedi. F-URS’un ince ve bükülebilir bir endoskop olduğunu, vücudun doğal yolları kullanılarak böbreğin en küçük havuzlarına bile ulaşılabildiği bilgisini verdi.
Hastalar Aynı Gün Taburcu Oluyor
F-URS yönteminin cerrahi kesi gerektirmediğini ve hasta konforunu ön planda tuttuğunu belirten Op.Dr. Altan, işlemin 1-2 saat içinde tamamlandığını ve hastaların çoğunlukla aynı gün taburcu edildiğini söyledi.
Kanama Riski Taşımıyor
F-URS yönteminin özellikle kan sulandırı ilaç kullanan hastalar için güvenli bir alternatif oluşturduğunu ifade eden Altan, taşın boyutu ya da yeri fark etmeksizin yüksek başarı oranı sağlandığını vurguladı. F-URS yönteminin kilolu hastalarda ve doğuştan gelen diğer tedavi yöntemlerine göre daha etkili olduğunu vurgulayan Altan, “ESWL gibi dışarıdan taş kırma yöntemlerinin başarı oranı kilolu hastalarda düşükken, F-URS yöntemi daha başarılı sonuçlar veriyor ayrıca bu yöntemi doğuştan böbrek anomalisi olan hastalarda da güvenle kullanıyoruz” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bıçak Altına Yatmadan Böbrek Taşı Tedavisi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Safra kesesi; içine safra doldukça genişleyen, besin alımı ile birlikte kasılarak içindeki safrayı bağırsağa akıtan içi boş bir organdır. Safra ise; yiyeceklerin içindeki yağları parçalayarak bağırsaklarda emilmelerini sağlayan bir sıvıdır. Safra içeriği dengeli kişilerde kese içinde taş ya da çamur oluşmayacağını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı ve Genel Cerrahi Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Sedat Karademir, “Oluşması durumunda hastada ağrı, ateş, bulantı gibi şikayetlere neden olabilir. Şikâyete neden oluyorsa önerilecek tedavi cerrahidir” dedi.
Şikâyet yaratmadan sessiz duran taşlar için yaklaşımın farklı olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Karademir, “Yaşın ve taşın küçük olduğu kişilere cerrahi, büyük olduğu kişilere ise takip önerilebilir. Yaş küçüklüğü, taşların sorun yaratabileceği beklenen yaşam süresinin uzun olması nedeni ile, 4-7 mm çaplı küçük taşların varlığı ise ana safra kanalına düşerek ciddi bir sağlık problemi olan pankreas iltihabı geliştirebilme riski nedeni ile önemlidir” dedi.
Kapalı ameliyat iyileşme süresini hızlandırıyor
Günümüzde çoğu safra kesesi ameliyatının iyileşme sürecini hızlandıran kapalı yöntemle yapıldığını söyleyen Dr. Karademir, “Laparoskopik yani kapalı ameliyat yönteminde kesiğin küçük olması, hastanede kalış süresini kısaltıyor ve ağrıları azaltıyor. Bu yöntemle yapılan sorunsuz bir safra kesesi ameliyatının ertesi günü hasta kahvaltısını yaptıktan sonra taburcu olur, 3-4 gün dinlendikten sonra da yaklaşık 1 hafta içinde günlük yaşamına dönebilir. Açık yöntemin tercih edildiği durumlarda ise hastanede kalış süresi 2-3 gündür, ağrı yakınması daha belirgindir ve en az 10 günlük bir istirahat süresine ihtiyaç duyulur” diye konuştu.
Düşük bir ihtimal olsa da ameliyat sırasında safra yollarının zarar görebileceğinin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Karademir, “Yaralanma oluşması halinde, onarımın safra yolları cerrahisinde deneyimli bir cerrah tarafından yapılması, sürecin en az hasarla atlatılmasını sağlar” dedi.
Operasyondan sonra yumurta ve çikolata gibi safra yapımını artırıcı besinlerden uzak durulması önerilebilir
Normal bir safra kesesi ameliyatından sonra beslenme alışkanlarında herhangi bir değişime ihtiyaç duyulmayacağını ifade eden Dr. Karademir, “Bu tür diyet önerileri ise cerrahi sonrası bazı kişilerde oluşabilecek kısa süreli ishal ya da şişkinlik yakınmalarının azalmasına yardımcı olabilir” açıklamasında bulundu.
Cerrahi tedavi için geç kalınırsa ana safra kanalı tıkanabilir
Hastalardaki ağrı, bulantı gibi şikayetlerin, taş ya da çamurun safra kesesi çıkışını kapatması ile ortaya çıktığını belirten Dr. Karademir, “Safra koliği dediğimiz bu durum, birkaç saatin ardından sonlanabilir. Ancak kimi hastalarda tıkanma uzar, kasılmalar artar, safra duvarı kalınlaşır, kanlanma bozulur. Ortama bakterilerin gelmesi ile iltihap gelişir ve şikayetlere ateş de eklenir. Bu hastalar, tedavileri hastane şartlarında yapılmak üzere yatırılır. Kesedeki taş ya da çamurun safra kesesinde kalmayıp ana safra kanalına düşmesi halinde hastalar tıkanma sarılığı ve pankreas iltihaplanması gibi ciddi sağlık problemleri ile karşı karşıya kalabilirler. Önerilmesine rağmen cerrahi tedavide geç kalınması, gereksiz risk almak anlamına gelir” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yemek sonrası gelen karın ağrısı safra taşı habercisi olabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Hareketsiz ve yanlış beslenen çocuklarda risk artıyor
Böbreklerimizin en önemli görevleri, üre, ürik asit, kreatinin gibi vücudumuzdaki zararlı ve atık maddeleri süzerek, idrar yolu ile atmakla beraber vücudumuz için gerekli olan bazı minerallerin dengede tutulmasını sağlamaktadır. Böbreklerin dengesi farklı nedenlerle bozulduğu zaman özellikle genetik yatkınlık bulunan kişilerde soruna neden olmaktadır. İdrar yollarında kristal oluşan hastalarda böbrek taşları ortaya çıkabilmektedir. Doğumsal veya sonradan gelişen çeşitli anatomik bozukluklar veya idrar yolu enfeksiyonları da böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlamaktadır.
Son yıllarda bebeklik ve çocukluk çağlarında daha sık böbrek taşları görülmesinin iki temel nedeni bulunmaktadır. Hareketsiz yaşam ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi, uygunsuz ilaç kullanımı gibi böbrek taşı oluşumuna neden olan olumsuz koşullar artmaktadır. Bir başka neden ise, teknolojinin gelişmesiyle birlikte son yıllarda ultrason cihazlarının daha yaygın kullanılması ve yeni cihazların çözünürlüklerinin çok yüksek olması nedeniyle önceki yıllarda saptanamayan minik kristallerin ve taşların daha kolay belirlenebilmektedir.
Az sıvı alımı da önemli bir etken
Çocuklardaki taşların büyük çoğunluğu farklı metabolik bozukluklar sonucu ortaya çıkmaktadır. Kalsiyum, fosfor, okzalat, ürik asit ve sistin gibi mineral veya tuzların idrardaki artışı veya sitrat, magnezyum ve pirofosfat gibi kristalleşmeyi önleyen doğal inhibitörlerin idrar konsantrasyonunun düşüklüğü üriner sistemde taş oluşumuna yol açmaktadır.
Sıvı alımının az olması, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte hareketsiz yaşama alışmak, beslenmede yanlış alışkanlıklar, formül mamaların sık tüketimi, gereksiz vitamin ve ilaç kullanımları, idrar akımını bozan anatomik anormallikler, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve idrarla atılan minerallerin azlığı ve fazlalığı çocuklarda taş oluşumunu artıran nedenler arasında bulunmaktadır.
Çocuklar hazır gıdalardan uzak tutulmalı
Çocukların cips, kraker, çerez gibi hazır gıdalardan; çikolata, çay, kahve gibi ürünlerden uzak tutulması gerekmektedir. Bu tür yiyecek ve içecekler çocukların beslenmesinde yer aldığı süreçte taş oluşumuna zemin hazırlamaktadır.
Taşın cinsine göre diyet uygulayın
Böbrek taşı olan çocukların beslenmesi, taşın cinsine veya hastanın idrarındaki mineral bozukluklarına göre belirlenmektedir. Çocuklarda en sık görülen böbrek taşı “kalsiyum okzalat” taşıdır. Potasyumdan zengin, sodyum içeriği düşük ve yaşlarına göre uygunluğu belirlenen farklı protein diyetleri kalsiyum oksalat görülen çocuklara önerilmektedir. Diyetle alınan kalsiyumun kesilmesi yerine oksalat içeren gıdaların azaltılması daha doğru olmaktadır. Ispanak, pazı, bamya, karalahana, maydanoz, çilek, pancar, badem, fıstık, incir, mor üzüm, ahududu, kuru üzüm, çikolata, buğday unu, rüşeym, biber veya soya gibi yiyecekler okzalattan zengin yiyeceklerdir. Bu yiyeceklerin kullanımının sınırlandırılması önerilmektedir. Ürik asit içeren taşları bulunan çocuklar aşırı hayvansal besin tüketmemelidir.
İlaç kullanımlarına dikkat edin
Bazı ilaçlar taş oluşumunu kolaylaştıran maddelerin idrarla atılımını artırarak böbrek taşlarına neden olmaktadır. Gereksiz veya normalin üzerinde kullanılan D vitaminleri idrar kalsiyum atılımını artırmakta, C vitaminleri ise idrar oksalat atılımını artırarak böbrek taşı oluşumuna yol açabilmekte veya var olan taşların büyümesine neden olabilmektedir.
Kalsiyum, D vitamini, C vitamini, kortizon, bazı antibiyotikler, idrar söktürücüler ve mide asidini azaltan ilaçlar taş oluşumuna zemin hazırlayabilmektedir.
Böbrek taşı tedavisinde 3 temel aşama
Çocuklardaki böbrek taşı tedavisinde üç temel aşama bulunmaktadır. Akut yani ciddi derecede olan problemlerde acil tedaviler uygulanmaktadır. Ağrı giderilmekte, iyi bir hidrasyon sağlanmakta ve varsa üriner enfeksiyon tedavi edilmektedir. Taşı vücuttan uzaklaştırmak için ESWL yani taş kırma, endoskopik yöntemler ve açık cerrahi uygulamalarından destek alınmaktadır. Hastanın hayat konforu için yeni taş oluşumunun engellenmesi gerekmektedir. Bol su tüketimi, kısıtlı tuz kullanılması, potasyum içeriği zengin sebze ve meyve tüketilmesi, aşırı hayvansal proteinin tüketimine dikkat edilmesi ve gerekli hallerde ilaç tedavisi alınması önerilmektedir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Çocuklarda da Böbrek Taşı Görülebiliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Böbrek taşlarının tek böbrekte oluşabileceği gibi her iki böbrekte de gelişebildiğini ve genellikle üreter yani idrar yoluna girdikleri zaman belirti verdiklerini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Böbrek taşının yaygın belirtileri; kusma, bulantı, idrarın renginde ve kokusunda değişiklikler, idrar yaparken yanma hissi, sık idrara çıkma isteği, idrar miktarında azalma, bel ve yan ağrısıdır. Böbrek taşı beraberinde enfeksiyona neden olduysa ateşin eşlik ettiği üşüme ve titreme de gözlenebilir” diye konuştu.
5 mm’nin üstündeki böbrek taşları için cerrahi müdahale gerekli
Böbrek taşlarının teknolojik imkanların artmasıyla birlikte kolaylıkla teşhis edilebildiğini hatırlatan Üroloji Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Taş belirtileriyle doktora başvuran hasta için fiziki muayeneden sonra ultrasonografi, ürolojik röntgen ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılır” dedi.
5 mm’nin altındaki böbrek taşlarının bol su tüketimi ve egzersizle kendiliğinden düşebildiğini dile getiren Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Doktor takibiyle kullanılan, üreter kanallarını genişletici ilaç tedavileriyle de böbrek taşları düşebilir ancak 5 mm üstündeki böbrek taşları için cerrahi müdahale gerekli” açıklamasında bulundu.
Böbrek taşları tekrarlayabilir
Engelleyici önlemler alınmaması ve birtakım hayat tarzı değişikliklerine gidilmemesi halinde, böbrek taşlarının çevresel ve genetik faktörler sebebiyle tekrar etme riskinin oldukça yüksek olduğunu vurgulayan Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Taş oluşumunu önlemek için hayat tarzı değişiklikleri son derece önemli bir rol oynar. Hızlı beslenmekten uzak durmak, bol sıvı tüketmek ve egzersize ağırlık vermek gibi önlemler ‘önleyici değişiklikler’ olarak düşünülebilir. Bunların yanında doktor kontrolünde gerçekleştirilecek bazı ilaç tedavileri de söz konusu olur. Eşit aralıklı sağlık kontrolü ile erken tanı önem taşır” şeklinde konuştu.
Beslenme tarzında yapılacak değişiklikler yeni taş oluşum riskini azaltır
Beslenme tarzında yapılacak birkaç değişikliğin yeni taş oluşumu riskini azaltabildiğine dikkat çeken Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Ispanak, kakao, çay yaprakları, ceviz ve buğday kepeği gibi okzalat bakımından zengin sebze ve meyvelerden sakınırken; lif içeren sebze ve meyveleri daha fazla tüketmek gerektiğini hatırlatan Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Alınan kalsiyum miktarı, güçlü bir neden olmadıkça sınırlanmalı. Bol sıvı tüketimi yapılmalı, tuz tüketimi kısıtlanmalı. Düzenli egzersiz ve yürüyüş yapmaya dikkat edilmeli ama ani kilo kaybından kaçınılmalı” dedi.
Böbrek taşı tedavisi için kullanılan ilaçların yan etkilerine dikkat edilmeli
Böbrek taşı oluşumunu engelleyen veya mevcut taşları parçalayan ilaçların olduğunu ve bu ilaçların genellikle böbrek taşının boyutuna, konumuna ve tipine göre belirlendiğini paylaşan Üroloji Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılsa bile bu ilaçların da bazı yan etkileri olduğunu unutulmamalı. Kullanılan ilaca veya kullanılan doza bağlı olarak yan etkiler değişebiliyor. Bu yan etkilerin başında; halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, öksürük, potasyum ve böbrek fonksiyon değişiklikleri, yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık ve kas krampları geliyor. Bu nedenle de ilaç kullanmadan önce, doktorla yan etkiler özelinde konuşulmalı ve hangi semptomlar karşısında sağlık merkezine başvurulması gerektiği mutlaka öğrenilmeli” uyarısında bulundu.
Farklı amaçlarla kullanılan bazı ilaçların da böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebildiğini ekleyen Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Bu sebeple böbrek hastalıklarına sahip bireylerin kullanacakları her ilacı öncesinde doktorlarına danışmaları çok önemli. Örneğin bazı ağrı kesicilerin böbreklere zararlı olabileceği bilinir dolayısıyla ağrı kesici kullanırken bile temkinli olmak ve mümkün olan en düşük doza sahip ilacı tercih etmek gerekir” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Böbrek taşı erkeklerde daha sık görülüyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İKÇÜ’lü ve Moğol araştırmacıların çalışmalarıyla keşfedilen, Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarında adı geçen, fakat bugüne kadar yeri tespit edilemeyen Togu Balık şehri başta olmak üzere; Van, Aladağ’daki Anadolu’da ilk Moğol şehir kalıntılarının bilim insanları tarafından tartışılacağı çalıştayın açılışı üst düzey protokolün katılımıyla yapıldı.
“Moğolistan’daki Tarihi Şehir Kalıntıları ve Togu Balık” Çalıştayının açılış programını, Kültür ve Turizm Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam, Moğolistan Devlet Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ochirkhuyag Bayanjargal, İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Prof.Dr. Muzaffer Şeker, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Süleyman Akbulut, Prof. Dr. Yasin Bulduklu, İKÇÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Doğan, Türk Kazı Heyeti Başkanı olan Türk İslam Arkeolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ersel Çağlıtütüncigil, Yeditepe Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof.Dr. Ahmet Taşağıl, Yargıtay Üyesi Alp Arslan, Moğol ve Türk Tarihçi, Arkeolog, Türkolog akademisyenler ile çok sayıda öğrenci takip etti.
Türk Dünyası ve Kazı Çalışmaları Denince Akla İKÇÜ Geliyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam, yeni tarihi keşiflerin sergilendiği araştırmaların emeğin dışında insanüstü bir çaba gerektirdiğini kaydettiği konuşmasında, iki ülkenin bilim insanlarının ve akademilerinin tarihe önemli bir imza attığını söyledi. Bakan Yardımcısı Dr. Çam, “Buralara kolay gelinmedi. Zaman alan, yatırım gerektiren, heyecan gerektiren, aşk gerektiren bir çalışma. Her biri ayrı zenginliğe sahip 210 üniversitemiz var. Ama Moğolistan denince, Türk Dünyası ve kazı çalışmaları denince benim aklıma İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi gelmekte. Bu kolay olmuyor, yıllarca sahalara gidip gelerek, sabırla gönülden bir çaba gerektiriyor. Buna biz şahit olduk. İki ülkenin bilimler akademileri yıllar süren bir gayret içine girdi. Türk dünyasının geçmişi ve insanlığın geçmişi ile ilgili çalışmaların altyapısı adım adım kuruluyor” dedi.
Ortak Lehçeye Doğru Giden Çok Farklı Bir Noktayız
Türkiye’nin Türk Dünyası ile karşılıklı iş birlikleriyle geldiği noktanın önemli bir diplomatik başarı olduğunu aktaran Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam, ortak alfabe, ortak lehçeye doğru giden çok farklı bir noktaya ulaşıldığını vurguladı. Bakan Yardımcısı Dr. Çam, “Karşılıklı iş birliklerimiz ile bizim de yitirmek üzere olduğumuz kültürel değerlerin yeniden kazandırılması konusunda Türk Dünyasının da bizlere çok büyük hizmetleri oldu. TİKA’nın destekleriyle Orhun Yazıtlarının olduğu bölgedeki kazılar, o bölgeye giden yollarının yapılması, müzenin inşa edilmesinin ardından ikinci aşama Bilge Tonyukuk müzesi oldu. Suni tartışmalardan uzak, nice çalışmalarımız kendi mütevazılığı içinde başarıyla yol almaktadır. Artık ortak alfabe, ortak lehçeye doğru giden çok farklı bir noktayız. Arkeolojik çalışmalar tarihi eserlerin yeniden yazılmasının çok ötesinde, diplomatik, siyasi ve kültürel açıdan önemli hatta coğrafyalarda barışın sağlanmasında da çok etkili. Sadece geçmişten günümüze uzanan değil, köklerimize inerek kültürel çarpışmaların yaşandığı küresel diplomaside; Türk Dünyasının da kendini koruması, geliştirmesi, mücadelede bende varım demesinin başka bir çeşididir. İKÇÜ, TÜBA ve TİKA’ya Bakanlık olarak destek vermeye devam edeceğiz. Burada özellikle İKÇÜ’yü, Sayın Rektörümüzü, tüm kadrosunu, bölgedeki özel çalışmaları için özellikle Şaban Hocamızı, Bilimler Akademimizi, Muzaffer Hocamızı, zorlu şartlarda başarılı çalışmalara imza atan TİKA’yı, değerli Başkanımızı emekleri için kutluyorum. Sayın Bakanımızın selamlarını iletiyorum. Emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunuyorum” ifadelerini kullandı.
İki Ülke Dostluğuna Önemli Katkılarda Bulunuyoruz
İki ülkenin ortak kültürel bağına ışık tutmaktan duydukları memnuniyeti paylaşan İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, Kültür ve Turizm Bakanlığı, TİKA, TÜBA’nın en büyük destekçileri olduğunu vurguladı. İslamiyet öncesi Türk medeniyetini açığa çıkarmak yönündeki çabalarının bilim tarihine önemli imza attığına işaret eden Rektör Prof. Dr. Köse, “Türk tarihinin en eski yazıtlarının bulunduğu Orhun bölgesinde yaptığımız çalışmalarla dünya mirasına da önemli eserleri kazandırdık. Türk-Moğol ilişkilerinin derinliğine ışık tutmaya çalıştık. Bilim diplomasisine ve ülke dostluğuna yönelik çalışmalarımıza da özel önem veriyoruz. Zira bu konuda Moğol paydaşlarımız da en az bizim kadar istekli ve dostluğun temeline uygun gelişmesi için güçlü bir motivasyona sahipler. Onların ifadesi ile biz onların üçüncü komşusuyuz. Sayın mevkidaşım Prof. Dr. Bayanjargal’in ziyaretleri kapsamında yeni ortak lisansüstü eğitim protokolü ve diğer Moğolistan’daki akademik kurumlarla kurduğumuz güçlü ilişkiler, ortak diploma programları iki ülke ilişkilerinin geleceğine yönelik önemli bir misyonu daha yerine getirmektedir. Çalıştayın sonuçlarının iki ülke dostluğuna ve bilim dünyasına önemli katkılar sağlamasını temenni ediyorum. Bu çalışmalarda paydaşımız olan Moğolistan Devlet Üniversitesine, TİKA’ya, Türkiye Bilimler Akademisine, Kültür ve Turizm Bakanlığımıza kalbi şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
Tarihi Bağımızı Araştırmalarla da Kanıtladık
Moğolistan’da Türkoloji bölümü olan tek üniversite olduklarını kaydeden Moğolistan Devlet Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ochirkhuyag, kendileriyle yakın çalışan ve birlikte adım atan İKÇÜ’ye teşekkür etti. Çalıştayın ilerleyen süreçte yapılacak araştırmalara yön göstermesi temennisini paylaşan Prof.Dr. Ochirkhuyag, “Avrasya’nın iki yakasında yer alan iki kardeş ülke Moğolistan ve Türkiye, aralarındaki tarihi ve kültür bağını yürütülen çalışmalarda da kanıtlamaktadır. İki kardeş ülke Yükseköğretim çalışmalarında yakın iş birliği içindeler. İKÇÜ ile 2019 yılında imzalayarak başladığımız ilk protokolden bu yana geçen 5 yılda önemli çalışmalar yaptık. Ortak birçok programımız, beş çalıştayımız var. İki ülke arasında öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliği artarak devam ediyor. Van Aladağ keşfinde de birlikte çalışıyoruz. Yeni bir protokol ile de bu başarılı sürece devam edeceğiz. Bu sürece katkı sunan herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Ortak Alfabe İle Türkiye Yüzyılı Önemli Bir Mesafe Alacak
Moğolistan’ın Türkiye’ye gösterdiği yakın ilgi ve sevgiden aldıkları sinerji ile akademi olarak özveriyle çalıştıklarını vurgulayan TÜBA Başkanı Prof.Dr. Muzaffer Şeker, İKÇÜ ve Moğolistan Akademisi ile ortaklaşa yürütülen çalışmalara katkı sunmaktan duydukları memnuniyeti paylaştı. Başkan Şeker, “Moğol tarafındaki sevginin bize yansıması çok önemli. Moğolistan Bilimsel Akademisi üzerinden dostlarımızla birlikte ortak hareket etmek, Atayurtlarımızı desteklemek, ortak kültür paydalarımızı keşfetmek ve gençlere bu bağı hatırlatmak bizlerin üstlendiği ulvi bir görevdir. Türk tarihine ışık tutan tüm arkeolojik kazılara Kültür ve Turizm Bakanlığımızın verdikleri desteğin de altını çizmek gerekir. Günümüzde hala kullanılan, iki ülke arasında 2 bine yakın ortak kelime birliği var. Türk Dil Kurumumuzun da bu sürece yaptığı önemli katkıları var. Ayrıca Türk Devletleriyle ortak alfabeye geçilmesi yönünde atılan adımların ilişkilerimize değerli katkılar sunacağını, ortak alfabe ile Türkiye Yüzyılının önemli bir mesafe alacağını belirtmek isterim. Özellikle tarihi bağlarımızın olduğu kardeş ülkelerle ilişkilerimizin güçlenmesi, Türkiye’nin dünyadaki gücüne destek olması açısından önemli bir kuvvet olacaktır” şeklinde konuştu.
Madalyonun Diğer Yüzüne Işık Tuttuk
Çalıştay düzenleme kurulu adına konuşan Türk Kazı Heyeti Başkanı Türk İslam Arkeolojisi Bölüm Başkanı Prof.Dr. Ersel Çağlıtütüncügil, bölgede yürütülen araştırmalarla ilgili bilgi verdi. İslam öncesi dönem ve İslam sonrası dönemin tarihsel kalıntılardaki yansımalarını anlatan Prof.Dr. Çağlitütüncügil, Türklerin sadece at üstünde göçebe şekilde yaşamadıklarına dair önemli keşiflerde bulunduklarını söyledi. Prof. Dr. Çağlitütüncügil, “Biz Türk ve Moğol araştırmacılar olarak bölgede yaptığımız kazılarda aslında madalyonun diğer yüzüne ışık tuttuk. Türkler sadece at üstünde göçer hayat sürmediler. Yakın zamanda keşfini yaptığımız “Togu Balık” kentinde nasıl bir şehir hayatını inşa ettiklerini görüyoruz. İslamiyet sonrasında şehirler mahallelere bölünmüş, Müslümanlar ile diğer din mensupları arası duvarlarla ayrılmış. İslamiyet öncesinde de buna benzer kamu yapılarını, mahalleleri, sarayları, konutları görüyoruz. Asıl mesele araştırmaların neticelerinin arkeolojik yapılara inme meselesiydi. Bölgedeki Çarlık Rusyası döneminde bütüncül çalışmalar yapılmamıştı. O yüzden şehircilik tarihine ilişkin tüm çalışmalarımızda çok sabırlı davranmamız gerekiyordu. Zamanın ekonomik ve sosyal etkileri ile birlikte kervan yollarının da önemini yitirmesiyle inşa edilen şehirler zamanla kaderlerine terk edilmiş, adları ve de yerleri unutulmuştu. Togu Balık da bunlardan bir tanesiydi. İşte bu muazzam bilgilere ulaşmamızı sağlayan, her daim destek veren Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, değerli Bakan Yardımcımız Dr. Serdar Çam’a TÜBA başkanımız Prof.Dr. Muzaffer Şeker’e TİKA’ya, rektör hocamız Prof. Dr. Saffet Köse’ye, değerli yardımcılarına, Moğolistan Devlet Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ochirkhuyag Bayanjargal’a, Moğolistan araştırmalarının öncüsü, ordaki nüfuzundan her aşamada faydalandığımız Dekanımız Prof. Dr. Şaban Doğan Hocamıza, yol arkadaşımız olan tüm Moğol araştırmacı akademisyenlerimize, değerli tarihçilerimize ve genç araştırmacılarımıza ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.
Ülkemizin Yüz Akı Olacaktır
Protokole hediye takdiminin ardından Türk tarihinin Türk boyları sisteminin anlaşılması ile bütüncül bir yaklaşım ile anlaşılacağını ifade eden Yeditepe Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof.Dr. Ahmet Taşağıl’ın “Türk Tarihinde Togu Balık” başlıklı açılış konferansına geçildi. “Togu Balık’ın keşfinin yerleşim tarihi açısından bir kilometre taşı olduğunu aktaran Prof.Dr. Taşağıl, keşfin Türk tarihine yeni bir soluk ve bakış açısı kazandırdığını belirtti. Prof.Dr. Taşağıl, “Kaynaklarda adları geçiyor ama bunları arkeolojik olarak doğrulamak apayrı bir başarıdır. Türk tarihi açısından yeni buluşlar bizleri heyecanlandırıyor. Bu araştırmanın öncülüğünü, bayraktarlığını hak ederek İKÇÜ yapacaktır. Bunu takdir ediyorum, ülkemizin yüz akı olacaktır. Biz de elimizden geldiğince desteklemeye çalışıyoruz. Bu başarıda emeği olan tüm arkadaşlarımıza, Moğol meslektaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Devletimizin tüm kurumlarına minnettarlığımızı ifade ediyorum” dedi.
Açılış programı, Moğolistan’da gerçekleştirilen keşif çalışmalarında yer alan Prof. Dr. Şaban Doğan, Prof. Dr. Anıl Yılmaz, Doç. Dr. Serdar Vardar, Doç. Dr. Enkhtur Altangerel, Dr. Öğr. Üyesi Munkhtulga Rinchinkhorol, Dr. Batbold Gonchig’e teşekkür belgesi ve hediye takdimi ile devam etti.
Bizlere O Işığı Yaktıran Sayın Çam Oldu
Ödülün ardından bir teşekkür konuşması yapan Prof. Dr. Şaban Doğan, duygularla ifade edemedikleri bir keşfe imza atmaktan duydukları mutluluğu paylaştı. Togu Balık’ın gün yüzüne çıkmasında dönemin TİKA Başkanı olan Dr. Serdar Çam ile Moğolistan’da tanışmalarının kendisi için motivasyon kaynağı olduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, “Bize inanan güvenen değerli bakanımıza, TÜBA başkanımıza çok şeyler borçluyuz. Bizlere her aşamada destek oldular. Hem Moğolistan’da hem Türkiye’ de işlerimizi inanılmaz kolaylaştırdılar. Bize yerleşim yeri çalıştıran Ali İhsan Hocam ve Ahmet Taşer Hocamın desteği ve teşviki de bizim çok önemliydi. Sayın Bakan Yardımcımız Sayın Çam TİKA Başkanı iken Moğolistan ziyareti esnasında çabalarımızı görünce ‘İsterseniz size bir otobüs, dershane verelim. Türk kültürünü Moğolistan’ın dağlarında anlatın’ demişti. Hareket noktamızı oluşturan bizlere o ışığı yaktıran Sayın Çam oldu. Bu keşif Sayın Bakan Yardımcımız Dr. Çam ve TÜBA Başkanımız Prof. Dr. Şeker Hocamızın gayret ve desteğiyle gerçekleşti. Şahsım ve kurumum adına kendilerine çok teşekkür ediyorum” şeklinde duygularını ifade etti.
Açılış konuşmalarının ardından çalıştay oturumlarına geçildi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Türk Tarihinin Kilometre Taşı “Togu Balık” Çalıştayı Yapıldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>