?>
?>
Özellikle ameliyatsız menisküs tedavisi, kişinin doğal doku onarımını destekler ve risk faktörlerini en aza indirir. Bu yöntemle, diz fonksiyonlarının yeniden kazanılması mümkün olabilir. Menisküs yırtığının her türü ameliyat gerektirmez; bazen doğru bakım, uzun vadeli iyileşme için yeterli olabilir.
Sporcular için menisküs yırtığı, kariyerlerinde belirleyici bir dönemeç olabilir. Ancak her yırtık, ameliyat gerektirmez. Sporculara özel geliştirilen rehabilitasyon programları sayesinde, diz sağlığı korunabilir ve performans zamanla yeniden yükselebilir. Sürecin en önemli ayağı, hastanın disiplinli olması ve tedavi planına sadık kalmasıdır.
Aktif yaşam tarzından kopmak istemeyen bireyler için farklı tedavi yolları uygulanmaktadır. Bu seçenekler arasında enjeksiyon uygulamaları da yer alır. Özellikle menisküs iğne tedavisi, hasarlı dokunun yenilenmesini hızlandırabilir ve ameliyat gereksinimini azaltabilir. Kontrollü egzersiz ve uzman fizyoterapist desteğiyle eski form yeniden yakalanabilir.
Yaralanma sonrası süreçte sabır büyük önem taşır. Spora dönüş aşamasında adımlar dikkatle planlanmalı, diz yük altında kalacak pozisyonlardan kaçınılmalıdır. Menisküs yırtığı ameliyatsız tedavi, zaman içinde sağlam diz fonksiyonu kazandırabilir. Bu yöntemler hem günlük yaşamı kolaylaştırır hem de aktif spor yaşantısına dönüşü mümkün kılar.
Menisküs Yırtığı Ameliyatsız Tedavi ve Hareket Kısıtlaması yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Geçtiğimiz günlerde Meram Devlet Hastanesi’ni ziyaret eden Başkan Altay, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz ile birlikte Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi gören vatandaşları da ziyaret etti.
Ziyaretlerle ilgili görüşlerini paylaşan Başkan Altay, “Hastanelerde tedavi gören kıymetli hemşehrilerimizi ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Tedavi süreci devam eden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum. Dualarımız her daim kendileriyle. Aynı zamanda fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarımıza da teşekkür ediyorum. Konya Büyükşehir Belediyesi olarak hemşehrilerimizin her zaman yanındayız, onların sağlığı ve huzuru bizim için her şeyden önce gelir” diye konuştu.
Ziyaretten büyük memnuniyet duyduklarını belirten hasta ve hasta yakınları da Başkan Altay’a ziyaretleri için teşekkür etti.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Başkan Altay SÜ Tıp Fakültesi’nde Tedavi Gören Hastaları Ziyaret Etti yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Duyarlı vatandaşlar tarafından Kahramankazan Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’ne bağlı Sokak Hayvanları Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne getirilen kuşun yavru bir Kızıl Şahin olduğu belirlendi. Getirilen yaralı Kızıl Şahin’e, ilk müdahale kurum veterineri tarafından yapıldı.
Sol kanadının ucundan yaralı halde bulunan Kızıl Şahin’in yaklaşık 7 aylık olduğu ve ateşli silahla yaralanmış olabileceği ifade edildi.
Yavru Kızıl Şahin, başarılı bir şekilde tedavi edildikten sonra, güvenli bir şekilde Kızılcahamam Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü’ne teslim edildi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yaralı Yavru Kızıl Şahin Tedavi Edildi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Vatandaşlardan gelen ihbar üzerine olay yerine anında hareket eden ekipler, masum hayvanın ön sol ayağına batan çivileri titizlikle çıkardı. Yılkı Atı, tedavi işleminin ardından doğal yaşam ortamına geri bırakıldı. Kemalpaşa Belediyesi yetkilileri, özellikle son dönemlerde yılkı atlarının şehir merkezlerinde sık sık gözlemlenmeye başladığını belirtti. Nitekim, geçtiğimiz aylarda su kuyusuna düşen bir başka Yılkı Atı, Kemalpaşa Belediyesi ekiplerince yoğun çalışmalar sonucu kurtarılmış, tedavi edilerek doğal yaşamına geri bırakılmıştı.
KEMALPAŞA’DA YILKI ATLARININ SAYISI ARTIYOR
Kemalpaşa’da yabani at popülasyonunun yıllar itibarıyla arttığı gözlemleniyor. Bölgede yoğun olarak Spil Dağı’nda yaşamlarını sürdüren Yılkı Atları, son zamanlarda Nif Dağı eteklerinde de görülmeye başlandı. Kemalpaşa’nın doğal tabiatına zenginlik katan yabani atlar, özellikle fotoğraf tutkunları tarafından yoğun ilgi görüyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kemalpaşa’da vatandaşlar tarafından yaralı halde bulunan Yılkı Atı, tedavi edilerek doğal yaşama salındı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kemal Paksoy, tedavi edilmeyen boyun ağrısının neden olabileceği sağlık sorunlarından bahsetti.
Fiziksel ve fonksiyonel problemlerin nedeni boyun ağrısı olabilir!
Tedavi edilmeyen boyun ağrısının birçok sağlık sorununa yol açabileceğini dile getiren Op. Dr. Kemal Paksoy, “Uzun süreli veya kronik boyun ağrısı, birçok fiziksel ve fonksiyonel problem oluşturabilir. Bunların başında da kas ve iskelet sistemi sorunları gelir.” dedi.
Uzun süreli boyun ağrısının, omurga disklerinin zayıflamasına veya fıtıklaşmasına neden olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Kemal Paksoy, “Bu durum, sinir köklerine baskı yaparak ağrı ve uyuşmaya yol açabilir. Boyun ağrısı ayrıca, boyun omurlarında osteoartrit gelişimine katkıda bulunabilir. Bu, eklem ağrılarına ve hareket kısıtlılığına yol açabilir.” şeklinde konuştu.
Kas zayıflıklarından uyku bozukluklarına kadar farklı sorunlar ortaya çıkabilir!
Boyun ağrısı tedavi edilmezse, ilgili kasların zayıflayabileceğini, bu durumun da genel fiziksel zayıflığa ve hareket kısıtlılığına neden olabileceğini aktaran Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik boyun ağrısı, kas disfonksiyonuna yol açabilir. Bu, boyun kaslarının düzgün çalışmaması ve ek ağrılara yol açabilir.” dedi.
Sinir sıkışması ve sinir problemleri de görülebileceğini dile getiren Op. Dr. Kemal Paksoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Boyun bölgesindeki sinir köklerinin sıkışması, boyundan kollara veya ellere yayılan ağrılara ve uyuşmalara neden olabilir. Uzun süreli ağrı ve sinir baskısı, sinir hasarına ve nöropatiye yol açabilir. Bu durum, duyu kaybı, uyuşma ve karıncalanma hissi gibi semptomlara neden olabilir. Boyun ağrısı, boynun hareket aralığını kısıtlayabilir ve günlük aktiviteleri zorlaştırabilir. Bu, kişinin yaşam kalitesini etkileyebilir.
Kronik boyun ağrısı, duruş bozukluklarına yol açabilir. Kötü duruş alışkanlıkları, boyun ağrısını daha da kötüleştirebilir ve omurga sorunlarına yol açabilir. Boyun ağrısı, gerilim tipi baş ağrılarına yol açabilir. Bu baş ağrıları, stres ve kas gerginliği ile ilişkili olabilir. Kronik ağrı, uyku kalitesini bozabilir ve genel yorgunluğa neden olabilir. Rahat bir uyku uyumayı zorlaştırabileceği için uyku bozukluklarına da yol açabilir.”
Kronikleşen ağrı depresyon riskini artırıyor!
Boyun ağrısının sadece fiziksel değil ruhsal etkileri de olabileceğine vurgu yapan Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik ağrı, stres ve anksiyeteyi artırabilir. Bu da kişinin genel ruh hali ve mental sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.” dedi.
Sürekli ağrının, depresyon riskini de artırabileceğini ifade eden Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik ağrı çeken kişiler, yaşam kalitesinin düştüğünü hissedebilir ve bu, depresyon riskini artırabilir. Boyun ağrısı, günlük aktiviteleri, iş ve sosyal yaşamı kısıtlayabilir. Bu da yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilir.” şeklinde konuştu.
Erken teşhisle, diğer sağlık sorunları önlenebilir…
Boyun ağrısı oluşumunu önlemek ve etkilerini en aza düşürmek için erken müdahalenin önemli olduğunu aktaran Op. Dr. Kemal Paksoy, “Boyun ağrısının erken dönemde tedavi edilmesi, neden olabileceği sağlık sorunlarının önlenmesine yardımcı olabilir.” dedi.
Boyun ağrısı tedavisi için kullanılan yöntemlere de değinen Op. Dr. Kemal Paksoy, sözlerini şöyle tamamladı:
“Egzersiz ve fizik tedavi, boyun ağrısını yönetmek ve uzun vadeli komplikasyonları önlemek için etkili olabilir. İyi duruş alışkanlıklarının benimsenmesi ve ergonomik düzenlemeler yapılması, ağrı ve ilgili sorunları azaltabilir.
Kronik boyun ağrısının sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek ve tedavi etmek için bir sağlık profesyoneline danışmak önemli bir nokta. Ağrının nedenlerini belirlemek ve etkili bir tedavi planı oluşturmak için gerekir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tedavi edilmeyen boyun ağrısı birçok sorunu tetikleyebilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, omurga tümörleri, iyi ve kötü huylu tümörler arasındaki farklar, cerrahi tedavi seçenekleri ve iyileşme sürecinde dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.
Omurga tümörleri, hem kemik yapıyı hem de sinir dokusunu etkileyebilir!
Omurga tümörlerinin, omurga kemiklerinde veya omurilik çevresindeki dokularda oluşan anormal hücre büyümeleri olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, “Bu tümörler, omurganın kendisinde (primer tümör) gelişebilir veya vücuttaki başka bir bölgeden (metastatik tümör) omurgaya yayılabilir.” dedi.
Omurga tümörlerinin, omurilik ve sinir köklerine baskı yaparak ağrı, fonksiyon kaybı ve sinir hasarına yol açabileceğine dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Omurga tümörleri, omurganın farklı bölümlerinde gelişebilir ve hem kemik yapıyı hem de sinir dokusunu etkileyebilir. Omurga tümörleri primer veya metastatik olabilir.” şeklinde konuştu.
Omuriliğe baskı yapan tümörler ciddi semptomlara yol açabilir!
Primer omurga tümörlerinin, omurga kemiklerinde veya omurilik çevresinde direkt olarak gelişen, metastatik omurga tümörlerinin ise vücudun başka bir yerindeki kanserin omurgaya yayılmasıyla oluşan tümörler olduğunu aktaran Op. Dr. İdris Avcı, “Primer omurga tümörleri osteoid osteoma, osteoblastom gibi iyi huylu tümörler veya kordoma gibi nadir kötü huylu tümörler primer tümörler arasında sayılabilir. Metastatik omurga tümörleri de omurgada en sık karşılaşılan kötü huylu tümörlerdir.” dedi.
Omurga tümörlerinin, omuriliğe baskı yaparak ağrı, duyu kaybı, güçsüzlük ve hareket kısıtlılığı gibi ciddi semptomlara yol açabileceğini de sözlerine ekleyen Op. Dr. İdris Avcı, bu semptomların, tümörün büyüklüğüne, yerleşim yerine ve sinir yapıları üzerindeki etkisine göre değişiklik gösterebileceğine vurgu yaptı.
Omurga tümörleri, iyi veya kötü huylu olsalar da tedavi gerektirebilir…
İyi huylu ve kötü huylu tümörler arasındaki farklara değinen Op. Dr. İdris Avcı, şunları söyledi:
“İyi huylu tümörler genellikle yavaş büyür ve çevre dokulara zarar verme olasılığı daha düşüktür. Kötü huylu tümörler ise daha hızlı büyüyebilir ve çevre dokulara saldırma eğilimindedir. İyi huylu tümörler yayılmazken, kötü huylu tümörler vücudun diğer bölgelerine yayılma potansiyeline sahiptir. İyi huylu tümörlerin cerrahi olarak çıkarılması genellikle yeterli olurken, kötü huylu tümörlerde ek olarak kemoterapi veya radyoterapi gerekebilir. İyi huylu tümörler genellikle yaşamı tehdit etmez, ancak kötü huylu tümörler metastaz yaparak hayati tehlike oluşturabilir.
Omurga tümörleri, iyi veya kötü huylu olsalar da sinir yapılarına baskı yaparak sinirsel semptomlara neden olabileceğinden tedavi gerektirebilir.”
Cerrahi, karmaşık bir işlem olabilir!
Omurga tümörlerinin cerrahi tedavisinin, tümörün türüne, büyüklüğüne, yerleşim yerine ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlandığını ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Omurga cerrahisinde amaç, tümörün tamamen çıkarılması ve sinir yapılarına olan baskının azaltılmasıdır.” dedi.
Omurga tümörlerinin çıkarılmasının, tümörün omurga üzerindeki yerleşimine göre karmaşık bir işlem olabileceğinin altını çizen Op. Dr. İdris Avcı, kullanılabilecek cerrahi yöntemleri şöyle açıkladı:
“Kapsamlı tümörlerde ‘en blok rezeksiyon’ denilen tümörün etrafındaki doku ile birlikte çıkarılması yöntemi kullanılır. Daha küçük tümörlerde ise kısmi rezeksiyon yeterli olabilir.
Spinal Stabilizasyon: Büyük bir tümör çıkarıldığında omurgada stabilite kaybı yaşanabilir. Bu durumda, omurga füzyonu veya metal implantlar kullanılarak omurganın yeniden desteklenmesi sağlanır. Bu işlemler hastanın mobilitesini korumak ve ağrıyı azaltmak için yapılır.
Minimal İnvaziv Teknikler: Omurga cerrahisinde kullanılan minimal invaziv teknikler, doku hasarını en aza indirir, iyileşme süresini kısaltır ve enfeksiyon riskini azaltır.”
İyileşme sürecinde hasta uyumu, yaşam kalitesinin artmasında önemli
Omurga tümörü cerrahisi geçiren hastalarda yaşam kalitesinin genellikle arttığını aktaran Op. Dr. İdris Avcı, “Hastalar, tümörün sinirlere yaptığı baskının azalması sayesinde ağrılarından kurtulurlar ve hareket kabiliyetlerini geri kazanırlar. Ancak cerrahinin büyüklüğü ve sinir yapıları üzerindeki hasarın derecesi, hastaların yaşam kalitesindeki değişiklikleri etkileyebilir.” dedi.
Omurga cerrahisi sonrasında iyileşme sürecinin, cerrahinin kapsamına ve hastanın durumuna göre değişiklik gösterdiğine de değinen Op. Dr. İdris Avcı, sözlerinin şöyle tamamladı:
“Hastaların omurga stabilitesini koruyacak şekilde düzenlenmiş bir egzersiz programına uymaları önemli. Fizik tedavi, omurga destek kaslarının güçlenmesine yardımcı olur. Fazla kilolar omurga üzerindeki baskıyı artırabilir. Bu nedenle hastaların sağlıklı bir kilo aralığında kalması omurga sağlığını korur. Kemik ve doku iyileşmesini destekleyen vitaminler ve mineraller içeren dengeli bir beslenme programı iyileşme sürecine katkı sağlar. Özellikle kötü huylu tümörlerde, cerrahi sonrası hastaların düzenli kontrollerle takip edilmesi, nüks riskinin erken teşhisi açısından önemlidir.
Omurga cerrahisi geçiren hastalar, hekimleri tarafından verilen talimatlara uyarak ve yaşam tarzı değişikliklerine dikkat ederek daha kaliteli bir yaşam sürebilirler. İyileşme sürecinde hasta uyumu, yaşam kalitesinin artması ve sağlıklı bir omurga yapısının korunmasında büyük önem taşır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Omurga tümörünün tipi tedavi seçeneğini belirliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İnmemiş testis, fetal hayatta böbreklere yakın konumda olan testislerin normal iniş yolundan skrotuma inememiş olması durumunu ifade eder. Bir başka ifadeyle skrotumda testislerin olmaması anlamına gelir. Testislerin spermiyogenezin daha sağlıklı olabilmesi amacıyla vücut ısısından yaklaşık olarak iki derece daha soğuk ortam olan skrotuma indiğinin bilinmesinden sonra inmemiş testis tedavisi de önem kazanmıştır.
İnmemiş testisin vücut ısısına maruziyeti sonrasında dokusunda değişmeler olmaktadır. Bu değişim neticesinde infertilite problemi yanında aynı zamanda nadir de olsa testis kanseri gelişim riski ortaya çıkmaktadır. Yıllar içerisinde yapılan çalışmalarla inmemiş testisin tedavisi testis hasarının erken yaşlarda başladığı düşünülerek gittikçe erken yaş dönemine çekilmiştir. Testisin inişi, antenatal dönemin 28. haftasında testisin hızlı bir şekilde skrotuma indiği bu inişin ise 35-37. haftalarda tamamlandığı uzun süredir bilinmektedir. Testisin skrotuma iniş sürecini açıklamaya yönelik uzun süredir çalışmalar yapılmaktadır. Hipotalamik-pitüiter-gonadal eksenin sağlıklı çalışması, gubernakulumun önemi, proksesus vaginalisin ve genitofemoral sinirin rolü gibi pek çok konuda çalışmalar yapılmış olmakla birlikte halen testisin iniş mekanizmasının açıklanmasına yönelik fikirbirliği yoktur. Yapılan çalışmalar ise genel olarak testisin iniş mekanizmasını açıklamaya yönelik değil testisin inişinde etkisi olan faktörlerin rollerini tartışmaya yönelik olmuştur.
Yenidoğan Çocuklarda Görülme Sıklığı Oldukça Yüksek!
İnmemiş testisin görülme sıklığı doğum haftasına göre değişiklik gösterir. Miadında doğanların %1-5’inde, preterm yenidoğanların %1-45’inde görülür. Doğumdan sonra maternal hormonların etkisinin azalması ile birinci haftadan üçüncü aya kadar hipofizer gonadotropinlerin seviyeleri yükselir. Gonadotropinlerin uyarısı ile testosteron salınımında ani bir artış meydana gelir. Bu artış üçüncü ayda pik yapar, altıncı ayda puberte öncesi seviyelere geriler. Doğumdan sonraki bu kısa döneme “mini puberte” denir. İlk altı aylık dönemde artmış gonadotropin ve androjenlerin etkisi ile inmemiş testislerin bir kısmı iner. Altıncı aydan bir yaşına kadar da az da olsa testisin inişi kısmen devam edebilir. Sonuç olarak, doğumda inmemiş olan testislerin büyük kısmı bir yaşına kadar inmiş olur. İnmemiş testisin gerçek insidansı bir yaş civarında %1’e geriler. İnmemiş testisle ilgili yapılan uzun çalışmalar neticesinde coğrafi ve ırksal olarak belirgin bir farklılığın göze çarpmadığı söylenebilir. En önemli risk faktörü olarak maternal yaş gösterilmektedir.
Neden Önemli?
İnmemiş testisteki en önemli sorun infertilite ve kanser gelişimidir. Bu sorunların kaynaklandığı esas patoloji konusunda ise fikir birliği yoktur. Bunun nedeni testisin kendisinde var olan bir anomali dolayısı ile mi inmediği yoksa inmediği için mi bozulduğu tartışmalarına dayanmaktadır. Yine inmemiş testisin indirildikten sonra düzelip düzelmediği veya hangi şartlarda düzeldiği de tam olarak aydınlatılamamıştır. Spermatogenezin sağlıklı şekilde devam edebilmesi için testisin ısısının vücut ısısından en az 2-50C düşük olması gerekmektedir. Ayrıca skrotumun ince ve kılsız yapısı, ter bezlerinin sık olması nedeni ile testis termoregülasyonu sağlanarak daha soğuk ortamda kalması sağlanır. İnguinal kanal yada abdomende yer alan testis ise ısıya maruz kalarak termal yaralanmasına neden olur. Isıya maruziyet sonrasında artmış olan serbest oksijen radikalleri ve ısı-şok proteinleri sertoli ve leyding hücrelerine zarar verir. İnmemiş testiste infertilitenin yanında malignite riski de artmıştır. Tümör gelişme riski testisin bulunduğu yer, indirme zamanı ve eşlik eden anomalilere bağlı olarak %2-5 arasında değişmektedir. Deneysel olarak protein kinaz C yolunun uyarılması ile kanser gelişimi olduğu bilinmektedir. İnmemiş testiste de parasempatik tonus artışının da bu yolu uyardığı düşünülmektedir. Tümör gelişiminde ısı etkenlerinin dışında germ hücrelerinin aberran dönüşümü veya apoptoza uğraması gerekirken bu işlemden kaçan gonositlerin rol aldığı öne sürülmüştür.
Tanı ve Görüntüleme
İnmemiş testisi olan hasta skrotumda testisinin olmaması yakınması ile gelecektir. Aynı zamanda rutin fiziki inceleme esnasında hekim tarafından da muayene edildiğinde inmemiş testis tanısı konulabilir. İnmemiş testis tanısının konulmasına en değerli inceleme yöntemi fizik muayenedir. Dikkatli bir inspeksiyon ve palapasyonla inmemiş testis tanısı rahatlıkla konulabilir. Ultrasonografi (USG) ile inguinal yerleşimli testislerin %97’si tespit edilebilmektedir. USG ile karın içerisindeki testislerin %38’ini, atrofik testislerin ise %30’unu göstermek mümkün olabilir. Karın içerisindeki testislerin görüntülenmesinde Manyetik Rezonanas Görüntüleme (MRI) daha değerlidir. Spesifikliği %87,7 duyarlılığı %85 olarak bulunmuştur. Ancak MRI için anestezi gerekliliği en büyük sorundur. Bu nedenle yerini laparoskopiye bırakmıştır. Görüntüleme yöntemlerinin duyarlılığının düşük olması nedeni ile Avrupa Üroloji Birliği (EAU) ve Amerikan Üroloji Birliği (AUA) palpe edilmeyen testisler için radyolojik görüntüleme yapılmasını önermemektedir.
Tedavi: İnmemiş testiste tedavinin amacı, fertilite potansiyelini arttırmak, tümör gelişim riskini azaltmak, normal bir kozmetik görünüm sağlamak, potansiyel fıtık oluşumunu ortadan kaldırmak, torsiyon riskini azaltmak, travma riskini azaltmak ve olası psikolojik etmenleri engellemektir. İnmemiş testis tedavisinde geçmişten günümüze kadar hormonal ve cerrahi seçenekler tartışılagelmiştir. Bu tartışmaların kapsamı şekil değiştirse de halen devam etmektedir
Cerrahi Hangi Ayda Yapılmalı?
İnmemiş testisin cerrahi tedavisinin, spontan iniş ihtimalinin artık kalmadığı, testisin germ hücrelerinin de yüksek intrabdominal ısıdan henüz etkilenmediği 6 ay ile 18 ay arasındaki dönemde yapılması önerilmektedir. Testis palpabl ise, inguinal bölgeden yapılacak olan bir cilt kesisi ile inguinal kanal açılır, testis kendisini çevreleyen distaldeki gubernakular bağlantılarından ayrılır, spermatik kord ve elemanları proskimalde proksesus vaginalisten ayrılır. Herni kesesi bağlanır ve testis skrotumda hazırlanan poşa indirilir. Testisin vaz deferens veya testiküler damarlardaki kısalık nedeni ile tam olarak indirilemediği durumlarda Laroque ve Prentiss manevraları yapılarak inmesi sağlanabilir. Bu manevralar neticesinde de testis indirilememişse testis inguinal kanalda olduğu yerde bırakılır ve 6-12 ay sonra ikinci seans orşiyopeksi planlanır.
Tedavi Sonrası Süreç Nasıl İlerliyor?
İnmemiş testis cerrahi olarak tedavi edildikten sonra canlılığını koruyup korumadığı, boyutunda artış olup olmadığı ve skrotal seviyede kalmaya devam edip etmediği açısından takip edilmelidir. Ergenlik dönemine kadar yılda en az bir kez muayene edilmelidir. Kanser gelişme riski, infertilite ve kötü kozmetik görünüm önemli uzun dönem sonuçları arasındadır. Hastaların yaklaşık %10’unda testis atrofisi gelişebilmektedir. Atrofik testis zemininde kanser gelişme riski olduğundan çıkarılması önerilmektedir. Testis kanseri riski inmemiş testiste normal popülasyona göre yaklaşık 3 kat daha fazladır. İnmemiş testis cerrahisi olmuş olan testisin boyutu diğer testise göre genelde küçüktür. Atrofi nedeni ile orşiektomi yapılan çocuklarda kozmetik görünüm açısından testis protezi önerilebilmekte ancak protez enfeksiyonu ve ağrı gibi komplikasyonlar nedeni ile sonrasında çıkarılması gerekebilir. İnfertilite ve kanser gelişme riski nedeni ile aile ve adolesan döneme ulaşmış çocuk bilgilendirilerek uzun dönemde kendi kendisini muayene etmesi önerilmelidir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İnmemiş Testis Erken Tedavi Edilmezse Kansere ve Kısırlığa Neden Oluyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Çocuklarda daha sık görülüyor!
Orta kulak iltihapları sıklıkla aniden ortaya çıkar ve bu tablonun ardından orta kulakta sıvı oluşumu görülebilir. Genellikle çocuk yaş grubunda görülür. Orta kulaktan hava, sıvı ve mikrobiyal alışveriş genze açılan östaki tüpü vasıtasıyla olur. Çocuklarda bu organ erişkinlere göre daha yatay yerleşimli olduğundan orta kulağa mikrobiyal geçiş daha kolay, aksi yönde bir geçiş ise daha zor olmaktadır. Ayrıca çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik tablolar erişkinlere göre daha sık izlenmektedir. Yine geniz eti büyüklüğü çocuklara has bir durumdur. Tüm bu sebeplerle çocuklarda, orta kulak iltihabı daha sıktır.
Ani başlangıçlı orta kulak iltihabında yüksek ateş, şiddetli ağrı, geçici işitme azalması veya kulakta dolgunluk hissi, kulak zarında delinme olmuşsa akıntı izlenebilmektedir. Kronik orta kulak iltihabı da genellikle ani başlangıçlı orta kulak iltihabının komplikasyonu olarak ortaya çıkar. En sık izlenen şekli orta kulakta sıvı oluşumudur. Bu tabloda ağrı ve ateş görülmez ancak; işitme azlığı, kulakta dolgunluk ve tıkanıklık hissi gelişir.
Kış mevsimi orta kulak iltihabına ortam sağlıyor
Sonbahar ve kış aylarında orta kulak iltihabı geçirme riski ve sıklığı artar. Bu aylarda; nezle, grip, sinüzit, farenjit ve bademcik iltihapları daha sık olmaktadır. Tüm bu enfeksiyonlar hem östaki tüpünün çalışmasını bozarak, hem de mikrobiyal geçişi artırmak yoluyla klinik tabloya neden olabilmektedir. Tedavi edilmeyen orta kulak iltihapları ciddi sorunlara yol açabilir. Kulak zarında çökme ve/veya yapışmalar, kulak zarı delinmeleri, işitmeyi sağlayan kemikçik zincirde erimeler, kalıcı işitme kayıpları, sürekli iltihabi akıntılar, kolesteatom oluşumu (iltihap sonucu oluşan ve kemik yapılarda erezyon yapabilen doku), yüz felci, denge bozukluğu ve baş dönmeleri, menenjit, beyin absesi gelişimi görülebilir. Bu tip komplikasyonların gelişimini önlemede tedavi sırasında ilaç kullanımının yanı sıra; düzenli takip de çok önemlidir.
Altta yatan sebep araştırılmalı!
Yılda 3-4 defadan fazla olan veya 3 ay boyunca tüm tedavilere rağmen iyileşmeyen orta kulak iltihaplarında altta yatan sebepler belirlenmelidir. Geniz eti, alerjik nezle, kronik sinüzit, sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirme en sık sebeplerdir. Erişkin hasta grubunda ise başlangıç döneminde ya da ilk kez olsa bile, altta mutlaka geniz kanserinin olup olmadığının anlaşılması gerekmektedir. Sık geçirilen veya iyileşmeyen orta kulak iltihaplarında ilaç tedavisinden çok cerrahi müdahale önerilmektedir. Bunlar arasında; kulak zarına mikroskobik küçük kesiyle drenaj (miringotomi), kulak zarına tüp konulması, geniz eti operasyonu sayılabilir. Hastalığın seyri ve cerrahın tercihine göre tedavi şekillendirilmekle birlikte, komplikasyon oluşumunu önlemede çok önemlidir. Başlangıç döneminde tedavinin gecikmesi durumunda ise kliniğin tipi ve seyri ağırlaşmakta, tedavide işitmeden çok hastanın yaşamını sorunsuz idame etmesini hedefleyen ağır cerrahiler gerekebilmektedir.
Korunmak için önleminizi alın
Orta kulak iltihabından korunmada öncelikle sık el yıkama, havlu gibi ortak eşyaları kullanmama, hasta kişilerle temasın önlenmesi, klimadan uzak durmak, düzgün beslenmek, grip salgınlarında toplu ortamlardan uzak durmak, grip aşısı olmak, tedavide gecikmemek gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunma önlemlerinin alınması önemlidir. Alerji, kronik sinüzit gibi süregelen rahatsızlıkların tedavisi, sigara içmemek, çocukların pasif içici olmalarını engellemek, hava kirliliğinden uzak durmak ve reflünün tedavi edilmesi orta kulak iltihabından korunmada fayda sağlamaktadır.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Orta Kulak İltihabı Tedavi Edilmezse Yüz Felci Yapabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, Borderline kişilik bozukluğu hakkında bilgi verdi.
En önemli belirtiler duygusal ve davranışsal istikrarsızlık…
Borderline Kişilik Bozukluğunu, duygusal ve davranışsal olarak istikrarsızlık, kimlik bütünlüğü eksikliği ve ilişkilerdeki zorluklar gibi temel özelliklere sahip bir tür kişilik patolojisi olarak tanımlayan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, Borderline kişilik bozukluğunun belirtilerinin duygusal istikrarsızlık, kişilerarası ilişkilerde istikrarsızlık, kimlik kargaşası, dürtüsellik ve kendine zarar verme gibi durumları içerdiğini söyledi:
“Borderline kişilik bozukluğuna sahip biri çok hızlı öfkelenebildiği gibi çok ani sakinleşebilir. Son derece çökkün iken hemen aşırı neşeli hal alabilir.”
Borderline, kişilerin kendine zarar vermesine neden olabiliyor!
Bu kişilerin ilişkilerde sürekli güven sorunu yaşadıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Kendisinin sevilip sevilmediğini sürekli test eder. İlişkilerde de ani iniş çıkışlar yaşar. Görünürde hiçbir sebep yokken kendinden itebilir. Durup dururken aşırı bir biçimde ilan-ı aşkta bulunabilir.” dedi.
Borderline kişilik bozukluğunun ‘kimliğini tam keşfedememe’ye de neden olduğunu dile getiren Prof. Dr. Serdar Nurmedov, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kişiler sürekli kimlik arayışı içinde olurlar. Ayrıca alkol kullanımı, rastgele cinsellik, uyuşturucu kullanımı, gereksiz alışveriş, düzensiz ve rastgele yeme alışkanlıkları ve yeme bozukluğu gibi üzerine düşünülmeden yapılan riskli davranışlarda bulunma eğilimindedirler. Duygusal acılarını hafifletmek ve içinde bulundukları boşluk hissini doldurmak için kendilerine zarar verici davranışlar sergilerler.”
Nedeni tek başına genetik değil!
Borderline Kişilik Bozukluğunun, birçok farklı faktörün bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Genetik yatkınlık, çocukluk dönemi travmaları, aile faktörleri ve beyin kimyasal dengesizlikleri gibi etkenler bu bozukluğun oluşumunda rol oynayabilir. Tek başına genetik yatkınlık bu kişilik bozukluğunun ortaya çıkması için yeterli değil.” açıklamasını yaptı.
Erkeklerde de kadınlar kadar sık görülüyor!
Kadınlarda ve erkeklerde hastalığın seyri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Her ne kadar yapılan araştırmalar kadınlarda daha sık görüldüğünü söylese de erkeklerde de azımsanmayacak kadar sık görülür. Bununla birlikte bu bozukluğun cinsiyetle ilgili seyri hakkında bazı farklılıklar vardır.” dedi ve bu farklılıkları şöyle açıkladı:
“Kadınlarda tanı daha kolay konabilir. Erkeklerin sergilediğini kimi davranışlar bazen toplumun erkeklik stereotipleri nedeniyle farklı şekillerde ifade edilebilir. Semptomun dışa vurumu erkeklerde daha çok içe dönük olur. Erkeklerde öfke patlamaları ve dışa vurumlar daha çok çaresizlik ile ilişkilidir. Oysa kadınlarda semptomlar genellikle daha belirgin ve açıkça ifade edilir. Duygusal dışavurum kadınlarda daha çok dalgalanma şeklinde ya da kendine zarar verme ve ilişkilerde karmaşa şeklinde iken, erkeklerde daha çok öfke kontrol sorunları alkol-madde kullanım sorunları, bağlanma sorunları olarak görülür. Kadınlar daha çok destek ve yardım ararken, erkekler bu konuda daha isteksizdirler.”
Tedavi kişiye özel planlanıyor
Borderline kişilik bozukluğu tedavi edilmezse ileri evrede başka psikiyatrik hastalıkların da görülebileceğinin altını çizen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Özellikle depresyon, alkol-madde kullanımı ve intihar söz konusu olabilir. Borderline kişilik bozukluğu tedavisinde her hastaya yaklaşım bireyseldir.” uyarısını yaptı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tedavi edilmeyen Borderline bozukluğu intihara sürükleyebiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Ancak günümüzde morfin pompasından ağrı pillerine kadar pek çok etkin yöntemle kanser tedavisinin her aşamasında ağrıyı kontrol altına almanın mümkün olabildiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Algoloji Uzmanı Dr. Aycan Güner Ekici, “Uyguladığımız tedavilerle kanser hastalarının ağrılarını yüzde 80-90 oranında yok edebiliyoruz” dedi.
Hem tümörün yayılımı hem de uygulanan tedavilerin yan etkileri nedeniyle gelişen kanser ağrıları, hastalar için ekstra yıpratıcı olabiliyor. Kanser hastalarının tedavi planlamalarında ağrı uzmanlarının da yer aldığı multidisipliner bir bakışın olması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Algoloji Uzmanı Dr. Aycan Güner Ekici, “Bu bakış açısı sayesinde ağrılar kontrol altına alınarak hastanın motivasyonun yükseltilmesi ve tedaviye daha uyumlu olması sağlanıyor” şeklinde konuştu.
Kanser ağrıları türüne göre değişiyor
Kanser ağrılarının hastayı hekime götüren ilk adım olduğunu paylaşan Algoloji Uzmanı Dr. Aycan Güner Ekici, “Ne yazık ki bu ağrılar genellikle hastalığın ileri evrelere ulaşması sonucunda meydana geliyor. Kanser ilerledikçe ağrıların şiddeti ve sıklığı artıyor, özellikle son evre kanser hastaları yüksek derecede ağrılar çekiyor. Tümörün yerine bağlı olarak, çevresindeki doku ve organlara bası yapması sonucu ortaya çıkan bu ağrılara kemoterapi ya da radyoterapi gibi tedavilerin yan etkileri de eklenince hasta için epey zorlayıcı olabiliyor” dedi.
Kanser ağrılarının, kanserin türüne göre değişkenlik gösterdiğini söyleyen Uzm. Dr. Aycan Güner Ekici, “Akciğer kanserinde omuz, sırt ve kol bölgelerine yayılan ağrılar, pankreas kanserinde karın ağrısıyla başlayıp sırta yayılan sinir kökenli ağrılar, beyin kanserinde baş ağrıları, pelvik bölge kanserlerinde kasık ve bele yayılan ağrılar, meme kanserinde ise genellikle sırt, bel ve bacak ağrıları ön planda hissediliyor” açıklamasında bulundu.
Ağrıyı önlemek için kanserli bölgedeki sinirler duyarsızlaştırılıyor
Kanser ağrılarının tedavisinde birinci basamağın Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği ilaç tedavisi olduğuna değinen Uzm. Dr. Aycan Güner Ekici, “Hafif düzeyde ağrıları olan hastalara ağrı kesici ilaçlar başlanır, ağrının şiddeti arttıkça daha güçlü ilaçlarla tedavi güncellenir. Ağrı kontrol altına alınamıyorsa girişimsel tedavi seçeneklerine başvurulabilir. Buradaki amaç kanserin bulunduğu bölgedeki sinirlerin duyarsız hale getirilmesidir. Bu süreçte oluşan sinir kökenli ağrılarda, sinir blokları ve morfin pompası gibi hasta üzerine yerleştirilen epidural kateter sistemlerinden faydalanılıyor. Cilt altına yerleştirilen epidural port pompasından hastaya morfin bazlı ilaçlar verilerek etkili ağrı kontrolü sağlanabiliyor” dedi.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Ağrısız bir kanser tedavi süreci mümkün yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>