?> ?> tedavisi arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Sun, 02 Feb 2025 12:30:11 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png tedavisi arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Bıçak Altına Yatmadan Böbrek Taşı Tedavisi https://kocaelibasin.com.tr/bicak-altina-yatmadan-bobrek-tasi-tedavisi/ Sun, 02 Feb 2025 12:30:10 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/bicak-altina-yatmadan-bobrek-tasi-tedavisi/ Türkiye'de her 7 kişiden birinde görülen böbrek taşları, günümüzde ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor.

Bıçak Altına Yatmadan Böbrek Taşı Tedavisi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Türkiye’de her 7 kişiden birinde görülen böbrek taşları, günümüzde ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor.  Holmium lazer teknolojisi ile böbrek içindeki taşlar tespit edilerek güvenli ve etkili bir şekilde parçalanıyor.

TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Şükrü Ali Altan, Türkiye’de böbrek taşı görülme sıklığının bölgeden bölgeye değişse de yaklaşık yüzde 15 olduğunu belirterek, 13 milyon kişinin hayatlarının bir döneminde böbrek taşı rahatsızlığından şikayetçi olduğunu söyledi. Op.Dr. Altan, “Günlük pratiğimizde bu kadar sık gördüğümüz böbrek taşları tedavisinde, en sert taşları bile rahatlıkla kırabilen Holmiyum lazer sistemi gibi bir alternatifimiz var. Holmiyum lazerle taşı toz haline getirebildiğimiz gibi, uygun hastalarda taşları daha küçük parçalar halinde vücuttan çıkartabiliyoruz’’ dedi.

F-URS ile Böbrek Taşlarından Hızla Kurtulun

Böbrek taşlarının tedavisinde son yıllarda en çok tercih edilen yöntemlerden biri olan Fleksible Üreterorenoskopi (F-URS) teknoloji hakkında açıklama yapan Op.Dr. Altan, “F-URS yöntemi, vücudun doğal kanallarını kullanarak taşlara ulaşmayı sağlıyor” dedi. F-URS’un ince ve bükülebilir bir endoskop olduğunu, vücudun doğal yolları kullanılarak böbreğin en küçük havuzlarına bile ulaşılabildiği bilgisini verdi. 

Hastalar Aynı Gün Taburcu Oluyor

F-URS yönteminin cerrahi kesi gerektirmediğini ve hasta konforunu ön planda tuttuğunu belirten Op.Dr. Altan, işlemin 1-2 saat içinde tamamlandığını ve hastaların çoğunlukla aynı gün taburcu edildiğini söyledi.

Kanama Riski Taşımıyor

F-URS   yönteminin özellikle kan sulandırı ilaç kullanan hastalar için güvenli bir alternatif oluşturduğunu ifade eden Altan, taşın boyutu ya da yeri fark etmeksizin yüksek başarı oranı sağlandığını vurguladı. F-URS yönteminin kilolu hastalarda ve doğuştan gelen diğer tedavi yöntemlerine göre daha etkili olduğunu vurgulayan Altan, “ESWL gibi dışarıdan taş kırma yöntemlerinin başarı oranı kilolu hastalarda düşükken, F-URS yöntemi daha başarılı sonuçlar veriyor ayrıca bu yöntemi doğuştan böbrek anomalisi olan hastalarda da güvenle kullanıyoruz” dedi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Bıçak Altına Yatmadan Böbrek Taşı Tedavisi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kemoterapi Tedavisi Gören Çocuklarda Hayati Uyarılar https://kocaelibasin.com.tr/kemoterapi-tedavisi-goren-cocuklarda-hayati-uyarilar/ Thu, 30 Jan 2025 08:40:25 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/kemoterapi-tedavisi-goren-cocuklarda-hayati-uyarilar/ Kanser tedavisi gören çocukların kan üretimi olumsuz etkilenmektedir.

Kemoterapi Tedavisi Gören Çocuklarda Hayati Uyarılar yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kanser tedavisi gören çocukların kan üretimi olumsuz etkilenmektedir. Kemoterapi sonrasında kanda alyuvar (eritrosit), akyuvar (lökosit) ve pıhtılaşma pulcuklarının (trombositler) sayısı azalacaktır. 

Vücudumuzu mikroplara karşı koruyan akyuvar hücreleri azalınca bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi mikroplar önemli enfeksiyonlara sebep olabilmektedir. Trombositler sayıca azaldığında ise kendiliğinden oluşan kanamalar (burun, dişeti kanaması, cilt kanaması ve morluklar, mide, bağırsak ve iç organ kanaması vb) açığa çıkacaktır. Çocuğumuzu bu durumlardan korumak için ebeveynlere önemli görevler düşmektedir.  Başlıcaları;

  • El ve vücut temizliğine çok dikkat edilmelidir. Eller her yemek öncesi, yemek sonrası, tuvalet ihtiyacı giderildikten sonra mutlaka sıvı sabunla en az 20 saniye süreyle yıkanmalı ve ardından kâğıt havlu ile kurulanmalıdır. 
  • Yumuşak bir sabun kullanarak günlük banyo veya duş yapılmalı, özellikle koltukaltları ve kasıklar dikkatle temizlenmeli ve ardından nemli bölge kalmayacak şekilde vücut iyice kurulanmalıdır. Banyo yaptırılması mümkün değil ise günlük ılık sabunlu bezle silinerek vücut temizlenmelidir. 
  • Dişler, akyuvar ve trombosit sayısı uygunsa yumuşak bir diş fırçasıyla günde en az iki kez fırçalanmalı, hücre sayıları uygun değilse veya dişetlerinde kanama varsa her yemekten sonra temiz su ve antiseptik gargara solüsyonu veya bikarbonatlı su ile ağız iyice çalkalanmalıdır.
  • Tırnaklar, lökosit ve trombositler çok düşük olduğu dönemde kesilmeyebilir. Ancak mutlaka kesilecekse kesme işlemi düz olarak, çok derin olmadan, deriyi kesmeden yapılmalıdır. 
  • Taze çiçek ve her türlü saksı çiçeği mantar oluşum riskini arttırdığı için ortamda bulundurulmamalıdır. Yine temizlememe/dezenfekte edilme şansı olmayan tüylü, peluş veya kumaş oyuncaklar hasta odasında bulundurulmamalıdır.
    • Ev temizliği günlük yapılmalı, ortamda küf oluşturacak ıslak veya nemli yerler olmamalı, varsa klima bakımı ve temizliği aksatılmamalıdır. 
    • Akyuvar sayısı düşük dönemlerde hasta ziyaretleri kesinlikle kısıtlanmalı, kalabalık ortamlardan toplu taşımadan uzak durulmalı, zorunlu hallerde maske kullanılmalıdır. Yoğun kemoterapi dönemlerinde okula ara verilmeli, eğitime doktorunuzun izin verdiği dönemlerde evde veya hastanede devam edilmelidir. 
  • Hayvanlar bağışıklık sistemi bozuk kişileri riske sokabilecek hastalıklar taşıyabilirler. Mümkünse hayvanla fiziksel temasın olmaması en iyisidir. Özellikle hayvanın salyası veya dışkısıyla temastan kaçınılmalı, ısırıklardan veya tırmalamalardan korunmalıdır. Kuş, kertenkele, yılan, kaplumbağa, hamster veya başka bir kemirgen beslenmemelidir. 
  • Eğer yeni bir hayvan alınacaksa, bir yıldan büyük ve kısırlaştırılmış bir hayvan seçilmelidir. Evin dışında, bir çiftlik veya hayvanat bahçesinde hayvanlarla yakın temas edilmemelidir.
  • Trombositlerin düşük olduğu dönemlerde hareketli oyunlardan ve sportif faaliyetlerden, vücudu sıkan lastikli giyeceklerden kaçınılmalıdır. 
  • Nötropenik dönemde musluk suyu en az bir dakika süreyle kaynatılmadan veya filtreden geçirilmeden içilmemelidir. Şişe veya kutu içinde satılan meyve suları, soda, sıcak çay veya kahve ve pastörize edilmiş her türlü ürünün içilmesinde sakınca yoktur.

 

  • Yemek hazırlarken kullanılan yüzeyler, raflar, tezgâh üzerleri, buzdolabı, dondurucular, kesme tahtası, bıçak ve diğer tüm mutfak aletleri uygun şekilde temizlenmelidir. Yemekler mümkünse öğünlük pişirilmeli, artan kısım eğer sonraki öğüne saklanacak ise yemeğin soğuması beklenmeden, hızlı soğutulması mümkün olan küçük kaplarda buzdolabına kaldırılmalıdır. İki saatten fazla oda ısısında beklemiş yemekler atılmalıdır. Buzdolabından çıkarılan pişmiş yiyecekler ısıtılarak/kaynatılarak sunulmalıdır. Donmuş yiyecekler oda ısısında bekletilerek çözülmemeli, mikrodalga kullanılmalıdır. 
  • Çiğ veya az pişmiş beyaz/kırmızı et ve yumurta kesinlikle tüketilmemeli, konserve besinlerden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Pişirilmemiş kümes hayvanları, kırmızı et, balık ve diğer deniz ürünleri diğer yiyeceklerle temas ettirilmemeli, aynı yüzey üzerine konulmamalı, aynı kesme tahtası kullanılmamalıdır. 
    • Pişirilmeden yenen salatalık marul roka gibi yeşillikler ya da kabuğu soyulamayan (çilek vb) meyveler nötropenik dönemde tüketilmemelidir. Muz karpuz kavun gibi kabuğu soyulabilen meyve sebzeler ile sirkeli ya da limonlu su ile yıkanmış ve kabuğu hijyenik şartlarda kalın soyulmuş elma armut gibi meyvelerin tüketilmesinde sakınca yoktur.

 

Bu önlemler hastaya, hastalığa ve uygulanan tedavi rejimine göre kişisel farklılıklar gösterebileceğinden takip ve tedavi yapan hekiminizin/sağlık merkezinin önerilerine harfiyen uymanız sağlığınız açısından çok önemlidir. 

 

 

 

Prof. Dr. Zekai Avcı ‘’Genel olarak aşağıda belirtilen şikâyetleriniz varsa gecikmeden tedavi gördüğünüz sağlık kuruluşuna başvurmanızı şiddetle tavsiye ederim.’’ şeklinde önemli maddelere değindi.

 

  • Ateş, titreme
  • Ağız içi yaralar
  • Tedavinin verildiği damar yolu, santral ya da port iğne bölgesinde şişlik, ağrı, hassasiyet
  • Şiddetli öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı 
  • Ani gelişen kol veya bacaklarda uyuşma, çift görme, hareket-denge bozukluğu, bilinç bulanıklığı
  • Şiddetli karın ağrısı, kusma, ishal, dışkıda kanama veya dışkının renginin katran gibi siyah olması
  • Uzun süreli burun kanaması, dişeti kanaması
  • İdrarda kanama veya yanma
  • Ciltte toplu iğne başı büyüklüğünde kırmızı renkli döküntüler veya yaygın morluklar, döküntüler
  • 2 günden fazla süren kabızlık

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kemoterapi Tedavisi Gören Çocuklarda Hayati Uyarılar yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kış ayları leke tedavisi için daha uygun https://kocaelibasin.com.tr/kis-aylari-leke-tedavisi-icin-daha-uygun/ Tue, 28 Jan 2025 12:01:05 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/kis-aylari-leke-tedavisi-icin-daha-uygun/ Leke tedavilerinin kışın uygulanmasının daha uygun olacağını belirten VM Medical Park Gebze Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr.

Kış ayları leke tedavisi için daha uygun yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Leke tedavilerinin kışın uygulanmasının daha uygun olacağını belirten VM Medical Park Gebze Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Şule Bilici Geçer, “Leke tedavisinde melanin sentezini baskılayan kremler, melanini uzaklaştıran kimyasal soyucu ajanlar veya lazerle termal hasar yoluyla lekelerin uzaklaştırılması gibi metotlar uygulanabilir. Doktorunuz tarafından size uygun seçeneklerden bir veya birkaçı önerilebilir” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Şule Bilici Geçer, cilt lekeleri ve leke tedavileri hakkında açıklamalarda bulundu.

Cilt lekelerinin nasıl oluştuğundan bahseden Uzm. Dr. Geçer, “Lekeler, cildimize rengini veren melanin pigmentinin fazla üretilmesiyle oluşurlar. Gebelikte ‘kloasma’ da dediğimiz alın, dudak üstü, yanaklarda kahverengi yamalar şeklinde veya yaşın ilerlemesi ile el, yüz ve dekolte bölgesinde bölgesel lekelenmeler şeklinde oluşur. Ayrıca yanaklarda küçük kahverengi lekeler (çil) şeklinde görülebilir” diye konuştu.

BİLİNÇSİZ UYGULANAN KOZMETİK ÜRÜNLERİ NEDEN OLABİLİR

Uzm. Dr. Geçer, cilt lekelerinin nedenlerini şöyle sıraladı: 

  • Genetik yatkınlık, 
  • Yaşlanma,
  • Güneş ışınları,
  • Hormonlar (hamilelik, tiroit hastalıkları vb.),
  • İlaçlar (doğum kontrol hapları, bazı antibiyotikler, antidepresanlar, hormon tedavileri, epilepsi ilaçları),
  • Bilinçsiz uygulanan cilt bakımları ve kozmetik kullanımı (bilinçsiz uygulanan peelingler, sir ağda vb.),
  • Cilt hastalıklarının iyileşmesinden sonra      oluşan lekeler (akne, egzema, cilt enfeksiyonları ),
  • Sigara.

TÜTÜN DUMANI BİLE CİLTTE LEKEYE YOL AÇABİLİR

Cilt lekelerine karşı alınabilecek önlemlere değinen Uzm. Dr. Geçer, şu bilgileri paylaştı:

“Leke oluşumunda en önemli etken güneş ışınlarıdır. Hem UVA hem UVB’den korunmaya yönelik bir güneş kremi kullanılmalıdır. Sadece dışarıda değil, araba ve ev içinde de camdan geçen ışınların lekeyi artırabileceği bilinmelidir. Dışarı çıkılmadan 30 dakika önce güneş kremi sürülmeli, evde bile olsanız gün içinde güneş kremi tekrarlanmalıdır. Güneş kreminin yanı sıra geniş kenarlı şapkalar, gözlük ve şemsiye kullanılmalıdır. Tütün dumanının, mekanizması tam olarak aydınlatılmamış olsa da lekelere neden olduğu bilinmektedir. Foto yaşlanma ve cilt kırışıklıklarına da neden olan sigara kullanımının bırakılması tedavinin başarılı ve kalıcı olmasında önemli bir yer tutar. Bilinçsiz uygulanan peelingler, yıkama jelleri, kremler, sabun ve parfümler leke oluşumuna neden olabilmektedir. Doktorunuzun önerisi dışında kozmetik ürün kullanılmamalıdır. Leke oluşumuna neden olabilecek doğum kontrol ilacı gibi ilaçlar doktorunuza danışılarak değiştirilebilir veya başka bir yönteme geçilebilir.”

KOYU TENLİLERDE TEDAVİ DAHA UZUN SÜRÜYOR

Leke tedavilerinin amacını anlatan Uzm. Dr. Geçer, “Leke tedavisinde amaç lekelerin azaltılması, bunun yanında yinelemelerini de önlemektir. Leke tedavileri lekenin türüne, boyut ve derinliğine bağlı olarak uygulanır. Açık tenli kişilerde lekeler tamamen ortadan kalksa da tekrarlama ihtimali vardır. Koyu tenli kişilerde ise tedavi daha zor ve daha uzun sürmektedir, bunu yanında tekrarlama olasılığı daha fazladır. Güneş koruyucu, tedavi süresince ve tedavi sonrası tekrarı önlemek için düzenli şekilde kullanılmalıdır” dedi.

KREMLER, LEKE SOYUCU AJANLAR VE LAZER YÖNTEMLERİ UYGULANABİLİR

Leke tedavisinin kimler için uygun olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Geçer, “Öncelikle lekenin oluşum nedeni, yaş, meslek, gebelik ve emzirme, kullanılan ilaçlar gibi durumlar doktorunuz tarafından değerlendirilir ve size uygun tedavi seçenekleri belirlenir” açıklamasında bulundu.

Leke tedavilerinin nasıl yapıldığını anlatan Uzm. Dr. Geçer, “Güneşten korunmak tedavinin temelini oluşturur. Leke tedavilerinin kışın uygulanması daha uygun olacaktır. Leke tedavisinde kullanılan tedaviler; melanin sentezini baskılayan kremler, melanini uzaklaştıran kimyasal soyucu ajanlar veya lazerle termal hasar yoluyla lekelerin uzaklaştırılması şeklinde olabilir. Doktorunuz tarafından size uygun seçeneklerden bir veya birkaçı önerilebilir” ifadelerini kullandı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kış ayları leke tedavisi için daha uygun yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Çocuklar için güvenli diş tedavisi nasıl olmalı? Anestezi kullanımı hafife alınmamalı! https://kocaelibasin.com.tr/cocuklar-icin-guvenli-dis-tedavisi-nasil-olmali-anestezi-kullanimi-hafife-alinmamali/ Wed, 08 Jan 2025 11:00:10 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/cocuklar-icin-guvenli-dis-tedavisi-nasil-olmali-anestezi-kullanimi-hafife-alinmamali/ Genel anestezi ve sedasyon yöntemlerinin özellikle diş hekimi korkusu olan, uzun süreli tedavi gerektiren veya özel gereksinimli çocuklar için ideal olduğunu dile getiren Doç.

Çocuklar için güvenli diş tedavisi nasıl olmalı? Anestezi kullanımı hafife alınmamalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Genel anestezi ve sedasyon yöntemlerinin özellikle diş hekimi korkusu olan, uzun süreli tedavi gerektiren veya özel gereksinimli çocuklar için ideal olduğunu dile getiren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bir merkezde çocuk ya da yetişkin hastaların uyutularak tedavi edilebilmesi için A tipi ağız diş sağlığı merkezi lisansı ve ruhsatının alınmış olması ve tam teşekküllü bir ameliyathaneye sahip olması şarttır.” dedi. Doç. Dr. Barış Karabulut ayrıca, komplikasyon riskini en aza indirmek için işlem öncesi tıbbi tetkiklerin yapılması ve hastaların tıbbi geçmişlerinin bilinmesinin de şart olduğuna vurgu yaptı.

Üsküdar Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocuklarda genel anestezi ve sedasyon ile yapılan diş tedavileri hakkında bilgi verdi.

Anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında pek çok komplikasyon görülebilir!

Genel anestezi ve sedasyon işlemleri için herhangi bir yaş sınırı bulunmadığını dile getiren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Önemli olan işlem öncesi gerekli tüm tıbbi ve radyolojik tetkiklerin yapılması, tam teşekküllü bir ameliyathane ortamında ehil bir anestezi ekibinin olmasıdır.” dedi.

Anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında hafiften şiddetliye pek çok komplikasyon görülebildiğini ifade eden Doç. Dr. Barış Karabulut, bu komplikasyonların kolaylıkla ortadan kaldırıldığını söyledi. Doç. Dr. Barış Karabulut, “Önemli olan yeterli tecrübede ameliyathane ekibinin ve sağlık alt yapısı üst düzeyde olan bir kurumun seçilmesidir.” diye konuştu.

“Anestezi bazen çok hafife alınıyor!” 

Diş uygulamalarında anestezinin bazen çok hafife alındığını kaydeden Doç. Dr. Karabulut, öncelikle hangi çocuklara genel anestezi altında tedavi uygulanacağının belirlenmesinin önemine vurgu yaptı. Doç. Dr. Barış Karabulut, şunları anlattı:

“Genel anestezi ve sedasyon diye iki başlık var aslında. Sedasyon anestezinin daha hafif hali. Tıbbın tüm dallarında olduğu gibi her zaman basitten zora doğru gitmek ana hedefimizdir. Öncelikle mümkün olan hastalarda sedasyon yöntemi denenmeli. Sedasyonla genel anestezi arasında önemli farklar bulunuyor. Sedasyonda entübasyon yapılmasına gerek kalmadan basit ve kısa süreli işlemler kolaylıkla yapılabilir. Kişinin bilinci yerinde olabilir. Hafif uyaranlara cevap verir sadece. Buna bilinçli sedasyon diyoruz. Daha uzun süreli ve komplike işlemler için derin sedasyon tercih edilir. Derin sedasyonda hasta tam uyku halindedir ancak kendi kendine soluk alıp verebilir.”

Diş tedavisinde anestezi kullanımı için tam teşekküllü bir ameliyathane şart!

Bir merkezde çocuk ya da yetişkin hastaların uyutularak tedavi edilebilmesi için A tipi ağız diş sağlığı merkezi lisansı ve ruhsatının alınmış olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Barış Karabulut, “Tam teşekküllü bir ameliyathane olması şarttır. Anestezi cihazları, anestezi teknisyeni, hemşiresi, tüm ilaçları, yani olası komplikasyonlarda müdahale edecek anestezi ekibi, tekrar hayata döndürecek ekibin hazır bulunması gerekir. Genel anesteziden sonra en az 4 saat hasta gözlem altında tutulmalı, her şeyin normal olduğuna emin olunduktan sonra taburcu edilmelidir.” dedi.

Anestezi öncesinde hastalara her zaman belli tahlillerin yapılması gerektiğini ve tüm tıbbi geçmişin de bilinmesinin önemli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Karabulut, “Hasta, eski hastalıkları, geçirmiş olduğu ameliyatları, kullandığı ilaçları anestezi uzmanıyla paylaşmalı. Operasyondan hemen önce tekrar bir muayene ile operasyona uygunluk değerlendirilir. Operasyon esnasında çok dikkatli çalışmak, kanama kontrollerinin iyi yapılması olası komplikasyonları önlemede son derece önemlidir.” şeklinde konuştu.

Sedasyon, hastanın çok kısa sürede normal hayatına dönmesini sağlıyor

Sedasyonun genel anesteziden en önemli avantajının çoğunlukla hava yoluyla hasta uyutulduğu için sedasyon bittiği anda vücutta ilacın kalmaması olduğunu söyleyen Doç. Dr. Barış Karabulut bu sebeple hastanın taburcu olması ve normal hayatına dönmesinin çok kısa sürdüğünü söyledi.

Genel anestezi sırasında sıklıkla nazal entübasyon yapılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Barış Karabulut Karabulut, burun mukozasının çok duyarlı olduğunu ve mutlaka kanama kontrolünün çok dikkatli yapılması gerektiğini vurguladı.

Diş hekimlerinin ağız ortamında çalıştığı için genelde nazal entübasyon yapılmasını istediklerini anlatan Doç. Dr. Karabulut, “Burunda deviasyon, polip veya aşırı darlık durumunda ısrarcı olmayıp ağızdan entübasyonla da çalışabiliriz.” dedi.

Korkulmamalı ancak ciddiye alınmalı

Anestezi ile diş tedavisi konusunda hastalara ‘gözünüzde büyütecek kadar korkulacak bir olay da değil, ama çok hafife alınacak bir olay da değil’ dediklerini kaydeden Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bu işlemlerin doğru bir yerde, doğru bir hekimle, yetkin bir ekip ve yeterli altyapının olduğu bir hastane ortamında yapılması şart.” şeklinde konuştu.

Özel gereksinimli çocukların da anestezi uygulamalarıyla tedavi edildiğini kaydeden Doç. Dr. Karabulut, burada da sedasyon veya anestezi arasındaki ayrımı, yapılacak işlemlerin süresinin belirlediğini aktardı.

Genel anestezi, yapılan işlemlerin kalite ve başarısını artıran bir avantaj sağlıyor…

Diş hekiminden çok korkan yetişkin hastalara da genellikle sedasyonun uygulandığını anlatan Doç. Dr. Barış Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yaş sınırı yok. Yeni doğandan yetişkinlere kadar her yaş grubu hastaya, özellikle yetişkinler için söylüyorum, diş hekimi korkusu olan, öğürme refleksi olanlara da uyguluyoruz. Bu tip hastalar ağızlarını belli bir seviyeden fazla açınca veya ağıza ayna dahi girdiğinde öğürmeye başlarlar ve tedavileri neredeyse imkansız hale gelir. Ayrıca çok fazla seans gerektiren, koltukta uzun süre tedavi zamanı gerektiren işlemler tek seferde bitirilmiş olur. Mesela ağır diş çekimleri, implant uygulamaları, ölçü aldırma…Yabancı hastalarda da sağlık turizmi kapsamında kısa zaman diliminde işlemlerinin bitmesi gerekiyor. Genel anestezi altında bütün diş çekimleri, kanal tedavileri, dolgular, implantlar yapılıyor. Ölçüleri alınıyor, hemen geçici protezleri yapılıp hastaya uygulanıyor. Bu da hastalar ve klinikler için zamandan tasarrufun yanında yapılan işlemlerin kalite ve başarısını artıran bir avantaj sağlıyor.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Çocuklar için güvenli diş tedavisi nasıl olmalı? Anestezi kullanımı hafife alınmamalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Prostat Büyümesinde Ameliyatsız Yöntem: Rezum (Su Buharı) Tedavisi https://kocaelibasin.com.tr/prostat-buyumesinde-ameliyatsiz-yontem-rezum-su-buhari-tedavisi/ Fri, 03 Jan 2025 09:30:02 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/prostat-buyumesinde-ameliyatsiz-yontem-rezum-su-buhari-tedavisi/ İyi huylu prostat büyümesinin belirtileri arasında; sık idrara çıkma, ani gelen idrar hissi, idrar kaçırma, idrar yapmaya başlarken zorlanma, ıkınarak idrar yapma, kesik kesik idrar yapma, idrar akım hızında azalma, idrar yaptıktan sonra idrar torbasının boşaltılmamış gibi hissedilmesi, idrar bitiminde damlama gibi şikâyetlerin yer aldığını belirten Prof.

Prostat Büyümesinde Ameliyatsız Yöntem: Rezum (Su Buharı) Tedavisi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
İyi huylu prostat büyümesinin belirtileri arasında; sık idrara çıkma, ani gelen idrar hissi, idrar kaçırma, idrar yapmaya başlarken zorlanma, ıkınarak idrar yapma, kesik kesik idrar yapma, idrar akım hızında azalma, idrar yaptıktan sonra idrar torbasının boşaltılmamış gibi hissedilmesi, idrar bitiminde damlama gibi şikâyetlerin yer aldığını belirten Prof. Dr. Murat, ‘Rezum (su buharı) tedavisi son yıllarda uygulanan etkili ve güncel tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır’ dedi.

 

Cinsel Fonksiyonu Etkilemez

 

Prostat büyümesinin cerrahi tedavisinde Amerika, İngiltere ve Kanada gibi gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılan rezum (su buharı) yönteminin özellikle genç erkeklerde ereksiyon ve ejakülasyon denilen meni çıkışı ve sertleşme problemlerine yol açmaması nedeniyle oldukça revaçta bir yöntem olduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Arslan, ‘Son yıllarda prostat büyümesinde kullandığımız lazer, TUR ve diğer cerrahi yöntemlere göre rezum (su buharı) tedavisinin en büyük avantajı cinsel fonksiyonları neredeyse hiç etkilememesi, meni çıkışını bozmaması ve ereksiyon fonksiyonun ameliyat sonrası da devam etmesidir. Bu açıdan rezum tedavisi özellikle genç erkeklerde prostat cerrahisinde öncelikle sunduğumuz bir yöntemdir’ şeklinde konuştu. 

 

Tedavi Süreci ve Sonrası

 

Rezum su buharı tedavisinin nasıl uygulandığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Murat Arslan, Rezum (su buharı) tedavisi lokal anestezi ile ortalama 10-15 dakika kadar sürmektedir.

Sistoskopi ile idrar yolundan girerek prostatın uzunluğu ölçülür. Prostatın her 1 ve 1.5 santimetresine sağ ve sol olmak üzere içeriye 120 dereceye kadar ısıtılmış su buharı enjeksiyonu yapılır. Bu şekilde 3 hafta içerisinde prostatın içerisindeki hücreler yok olarak prostat denatüre olur ve oradan idrarın daha rahat akacağı bir alan meydana gelmiş olur. Yaklaşık 10-15 dakika kadar süren bu işlemin ardından hasta aynı gün içerisinde taburcu edilerek normal hayatına dönebilir. Tam iyileşme semptomlarının tamamen düzelmesi birkaç hafta sürebilir. Bu süre zarfında doktorun önerdiği ilaçlar kullanılmalı ve ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalıdır.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Prostat Büyümesinde Ameliyatsız Yöntem: Rezum (Su Buharı) Tedavisi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Potansiyel riskleri nedeniyle diyabet tedavisi çok yönlü ele alınmalı! https://kocaelibasin.com.tr/potansiyel-riskleri-nedeniyle-diyabet-tedavisi-cok-yonlu-ele-alinmali/ Thu, 14 Nov 2024 09:40:08 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/potansiyel-riskleri-nedeniyle-diyabet-tedavisi-cok-yonlu-ele-alinmali/ Diyabetin günümüzde sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğuna değinen uzmanlar diyabet tedavisinin çok yönlü ele alınması gerektiğini söylüyor.

Potansiyel riskleri nedeniyle diyabet tedavisi çok yönlü ele alınmalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Diyabetin günümüzde sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğuna değinen uzmanlar diyabet tedavisinin çok yönlü ele alınması gerektiğini söylüyor.

Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer: “Diyabet tedavisinde, endokrinoloji, nefroloji, kardiyoloji, göz, nöroloji, kalp damar cerrahisi, ortopedi, plastik cerrahi, psikiyatri ve diyetisyen desteği gerekebilir.”

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit: “Doğru beslenme, diyabet tedavisinde en az ilaçlar kadar önemli.” 

Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe: “Kan şekeri düzeyinin yüksek olması ağızdaki bakterilerin artmasına ve diş eti hastalıklarının gelişmesine zemin hazırlıyor.”

Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven: “Diyabet yalnızca fiziksel sağlığı değil, aynı zamanda mental sağlığı da derinden etkileyebilen bir hastalık.”

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi ve Üsküdar Diş Hastanesi uzmanları, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla, multidisipliner bir tedavi yaklaşımı gerektiren diyabet hakkında bilgi verdi.

Diyabet birçok hastalığa neden olma potansiyeline sahip…

Diyabetin günümüzde sık rastlanan bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “2040 yılında dünyada yaklaşık 650 milyon diyabet hastası olacağını tahmin ediliyor. Bunun dışında 320 milyon kadar da Prediyabet denilen halk arasında gizli şeker olarak bilinen diyabet hastası mevcut.” dedi. 

Diyabetin birçok hastalığa neden olabilme potansiyeli nedeniyle farklı açılardan değerlendirmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıktığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Diyabet komplikasyonları başlangıç olarak dahiliye uzmanları tarafından takip edilir. Hasta Diyabetik Ketoasidoza girerse (Vücut yeterli insülin üretemediğinde gelişen, acil müdahale gerektiren ciddi bir klinik durum) Endokrinoloji uzmanından da destek alınabilir.” şeklinde konuştu.

Farklı alanların eş zamanlı takibi gerekebilir… 

Diyabetin uzun dönemde hastalarda böbrek yetmezliğine neden olabileceğine değinen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu nedenle Nefroloji hekiminin takibi de gerekir. Diyabet hastalıklarında sıklıkla Hipertansiyon, Ateroskleroz gibi rahatsızlıklar görülür ve Kardiyoloji uzmanından destek almak gerekir. Ayrıca diyabet göz sinirlerini, göz damarlarını etkiler. Körlüğün en yaygın nedeni diyabet olduğu için hastaların göz doktoru takibinde olması da gerekir.” dedi.

Prof. Dr. Aytaç Atamer, diyabet hastalarının başka hangi alanların takibinde olması gerektiği ile ilgili şunları söyledi:

“Diyabet sinir sistemini de etkilediğinden Diyabetik Nöropati gelişebilir. Bu nedenle Nöroloji uzmanından destek almakta fayda vardır. Diyabetli bireylerde Diyabetik Ayak denilen ayak yaraları oluşabilir. Bu yaraların çok sıkı bir şekilde takip edilmesi ve bakımının yara bakım uzmanları tarafından yapılması gerekir. Zira bu yaralar nedeniyle kangren oluşabilir. Bu noktada Kalp Damar Cerrahisinin de takibi gerekir. Bazı ileri vakalar ampütasyona gidebileceği için Ortopedi uzmanları ve Kardiyovasküler Cerrahi uzmanları da sürece dahil olur. Diyabetik Ayak sonucunda bazen deri nakilleri de gerekebildiğinden Plastik Cerrahi uzmanlarının da desteğine başvurulabilir. Diyabetli hastalarda psikiyatrik sorunlar da görülebilir. Bu noktada psikiyatri uzmanlarından destek alınmalı.”

Düzenli takip ile hastalar sağlıklı bir hayat sürebilir 

Diyabetin neden olabileceği komplikasyonların önlenmesi için yapılması gereken en önemli şeyin hastanın şekerini son derece iyi bir şekilde takip etmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “3 aylık kan şekeri takibi dediğimiz Hemoglobin A1c testleri düzenli yapılmalı ve kişi yılda bir kez göz doktoru muayenesine gitmeli. Ayrıca hastalarının diyeti de son derece önemli. Diyetisyenden yardım alarak doğru bir beslenme düzeni oluşturabilirler. Hastalar düzenli olarak takiplerini yaptırır ve dikkat etmesi gereken noktalara uyum sağlarlarsa komplikasyonları önleyebilir ve sağlıklı bir hayat sürebilirler.” açıklamasını yaptı.

Diyabet tedavisinde doğru beslenme ilaçlar kadar önemli

Son yıllarda diyabet tedavisinde birçok yeni ilaç ve cerrahi girişimlerin yer aldığını dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, buna rağmen değişmeyen tek şeyin beslenme ve fiziksel aktivitenin önemi olduğunu söyledi. 

Doğru beslenmenin, diyabet tedavisinde en az ilaçlar kadar önemli olduğunu vurgulayan Hülya Yiğit, “Yıllar boyunca diyabet tedavisinde birçok farklı diyet önerildi. Özellikle tip 2 diyabeti önlemede en etkili ve bilimsel olarak kanıtlanmış beslenme modeli Akdeniz tipi beslenmedir. Akdeniz tipi beslenmede diyet lifinden zengin renkli sebze ve meyvelerin, kurubaklagillerin, kuruyemişlerin, yulaf, çavdar gibi tam tahılların tüketimi sıklıkla, az yağlı süt ve yoğurt ürünlerinin tüketimi orta düzeyde, doymuş yağlar ve kırmızı etin tüketimi ise daha az sıklıkla önerilir.” dedi.

Beslenme programları kişiye göre, diyetisyen tarafından düzenlenmeli

Diyabetik bireylerin beslenmesinde ana öğünlerde karbonhidrat ve protein içeriğinin dengeli olması gerektiğini aktaran Hülya Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çoğu diyabetli birey pilav, makarnayı daha az tüketmesi gerektiğini bilir ancak atıştırmalıklara dikkat etmez. Galetalar, kepekli bisküviler, şekersiz adı altında tatlandırıcı eklenmiş yiyecekler ve şekersiz içecekler de kan şekeri dengesini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca büyük porsiyonlarda tüketilen kırmızı etin de kan şekerini etkileyebileceği unutulmamalı.

Son zamanlarda özellikle  tip 2 diyabetin beslenme tedavisinde aralıklı açlık diyetlerinin de yararlı etkileri olduğu görüldü. Ancak bu diyet yöntemlerinin bazı riskleri olduğu dikkate alınmalı. Özellikle diyabetik bireylerde diyetisyen ve doktor kontrolünde uygulanması gerektiği unutulmamalı. Diyabetli bireylerin beslenme programları; vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyoekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından düzenlenmeli.”

Diyabetli bireylerde diş eti iltihapları daha sık görülüyor

Kan şekeri düzeyinin yüksek olmasının ağızdaki bakterilerin artmasına ve diş eti hastalıklarının gelişmesine zemin hazırladığına dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, “Aynı zamanda, diyabetli bireylerde tükürük akışında azalma olabilir ve bu da ağız kuruluğu sorununa yol açarak, diş çürümesi ve diş eti hastalıkları riskini artırır.” dedi.

Diyabetli bireylerde en yaygın görülen ağız ve diş sağlığı sorunlarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, şunları söyledi:

“Diyabetli bireylerde diş eti iltihapları daha sık görülür ve kan şekeri kontrolü iyi olmayan hastalarda bu durum ilerleyerek diş kaybı, kemik kaybı gibi komplikasyonlara yol açabilir. Özellikle ağız içi mantar enfeksiyonları, diyabetli bireylerde sık görülür. Yüksek kan şekeri seviyeleri ağız içi mantar gelişimini destekleyebilir. Ayrıca, ağızdaki iltihaplı bir durum, diyabet kontrolünü zorlaştırarak kan şekeri seviyelerinin daha da yükselmesine neden olabilir. Bu durum, genel sağlığı olumsuz etkileyebilir ve diyabetin komplikasyonlarının artmasına yol açabilir.”

Kan şekeri kontrolü, ağız içi enfeksiyonları önlemeye de yardımcı oluyor 

Diyabetli bireylerin ağız hijyenine dikkat etmesinin, kan şekeri kontrolü üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe diyabetli bireylere şu önerilerde bulundu:

“Dişlerin günde en az iki kez fırçalanması ve diş ipi kullanımı önemli bir adım. Diyabetli bireylerin altı ayda bir diş hekimine görünmeleri, ağız sağlığındaki problemleri erken tespit etmeye yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğneme veya su tüketimini arttırarak ağız kuruluğunun önlenmesi hedeflenebilir. Sigara, diş eti hastalıklarını artıran önemli bir faktördür. Diyabetli bireylerin ağız sağlığını korumak için sigaradan uzak durmaları önerilir. İyi bir kan şekeri kontrolü, ağız sağlığını korumak için gereklidir. Diyabetli bireylerin beslenme ve yaşam tarzlarına dikkat ederek kan şekeri seviyelerini dengede tutmaları ağız içi enfeksiyonları önlemede destek olur.”

Diyabetin neden olduğu potansiyel sağlık tehditleri stres ve kaygıya neden olabiliyor

Diyabetin yalnızca fiziksel sağlığı değil, aynı zamanda mental sağlığı da derinden etkileyebilen bir hastalık olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Diyabetli bireyler, günlük kan şekeri takibi ve tedavi süreçlerine sürekli uyum sağlamak zorunda olduklarından, bu durum sıklıkla stres ve kaygı yaratabilir.” dedi.

Kan şekeri düzeylerinin ani yükselmesi veya düşmesinin ciddi sonuçlara neden olabileceğinden bu durumun da hastaların kaygı düzeylerini artırabildiğini dile getiren Sena Kalaz Güven, “Bu tür belirsizlikler ve potansiyel sağlık tehditleri, kişinin günlük yaşamını ve işlevselliğini olumsuz etkileyebilir. Diyabet yönetimiyle ilgili yaşanan zorluklar, uzun süreli tedaviye uyum sağlama, diyet kısıtlamaları, yaşam tarzı değişiklikleri yapma zorunluluğu, insülin enjeksiyonlarının ciltte iz bırakması veya kilo alımına yol açması gibi durumlar bireylerin bedensel imajını ve özsaygısını olumsuz etkileyebilir, depresyon riskini önemli ölçüde artırabilir ve duygusal olarak tükenmiş hissettirebilir.” şeklinde konuştu.

Psikolojik yükler, diyabetin yönetimini karmaşık hale getirebilir

Diyabetin uzun vadeli etkilerinin bilişsel fonksiyonları da olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Özellikle kan şekeri seviyelerinin dalgalanması, dikkat eksikliği, bellek sorunları ve zihinsel bulanıklığa neden olabilir. Bu tür bilişsel zorluklar, hastaların günlük görevleri yerine getirme kabiliyetlerini zorlaştırabilir.” dedi.

“Tüm bu psikolojik yükler, diyabetin yönetimini daha karmaşık hale getirebilir ve hastaların profesyonel psikolojik destek almasını gerektirebilir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven sözlerini şöyle tamamladı:

“Bilişsel davranışçı terapi (BDT), bireysel psikoterapi, destek grupları, motivasyonel görüşme ve aile terapisini içerebilen psikolojik destek seçenekleri diyabetli bireylerin duygusal ve psikolojik zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olabilir, tedaviye uyumlarını artırabilir ve yaşam kalitelerini iyileştirebilir. Diyabet hastalarına yönelik terapi ve danışmanlık hizmetlerinde, hastaların fiziksel ve psikolojik zorlukları bir bütün olarak ele alınmalıdır.” 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Potansiyel riskleri nedeniyle diyabet tedavisi çok yönlü ele alınmalı! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Eksozom Tedavisi Sonrasında Tavsiyeler https://kocaelibasin.com.tr/eksozom-tedavisi-sonrasinda-tavsiyeler/ Thu, 22 Aug 2024 10:29:05 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/?p=56843 Özellikle eksozom tedavisinden sonra cilt bakımına dikkat etmek, tedavinin etkilerini maksimize etmek için kritik bir öneme sahiptir. Güneşten korunma, nemlendirme, doğru cilt bakım ürünlerini kullanma ve düzenli kontroller, tedavi sonrası dönemde dikkate alınması gereken temel adımlardır. Bu önerilere uyulduğunda, eksozom tedavisi yönteminin sunduğu cilt yenileme ve gençleştirme etkileri daha uzun süre devam edecektir. Yüze eksozom […]

Eksozom Tedavisi Sonrasında Tavsiyeler yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Özellikle eksozom tedavisinden sonra cilt bakımına dikkat etmek, tedavinin etkilerini maksimize etmek için kritik bir öneme sahiptir. Güneşten korunma, nemlendirme, doğru cilt bakım ürünlerini kullanma ve düzenli kontroller, tedavi sonrası dönemde dikkate alınması gereken temel adımlardır. Bu önerilere uyulduğunda, eksozom tedavisi yönteminin sunduğu cilt yenileme ve gençleştirme etkileri daha uzun süre devam edecektir.

Yüze eksozom tedavisi, cilt yenileme, yaşlanma belirtilerinin azaltılması ve genel cilt sağlığının iyileştirilmesi gibi amaçlarla kullanılan modern bir estetik yöntemdir. Bu tedavi, cilt bakımında ileri teknoloji ve biyolojik bilimlerin bir birleşimi olarak öne çıkmaktadır. Ancak, bu tür yenilikçi bir tedavinin maliyeti birçok kişi için merak konusu olabilir. Burada kapsamlı biçimde fiyat araştırması yapıyor olmak gereklidir.

Eksozom Tedavisinin Maliyeti Neleri Kapsar?

Eksozom tedavisinin maliyeti, birkaç farklı faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Bu faktörler arasında tedaviyi uygulayan klinik veya doktorun uzmanlık seviyesi, tedavi edilen bölgenin büyüklüğü, kullanılan eksozom miktarı ve tedavi seanslarının sayısı gibi unsurlar yer alır. Ayrıca, tedavi öncesi yapılan analizler, cilt taramaları ve sonrasında gerekli olabilecek bakım ürünleri de maliyeti etkileyen diğer faktörlerdir.

Exosome tedavisi fiyatları, yapılan uygulamanın kapsamına bağlı olarak değişiklik gösterdiğinden, bu işlem öncesinde mutlaka detaylara dikkat etmek gerekir. Örneğin, küçük bir bölgeye uygulanan tek seanslık bir tedavi, daha uygun fiyatlı olabilirken, geniş bir bölgeye uygulanan çoklu seanslar daha yüksek maliyetlere yol açabilir. Burada yapılan uygulamanın başarısına ve sonuçlarına odaklanmak önerilmektedir.

Eksozom Tedavisi Sonrasında Tavsiyeler yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>