?> ?> tehdit arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Thu, 20 Mar 2025 12:30:19 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png tehdit arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Tarihi surları tehdit eden bina yıkıldı https://kocaelibasin.com.tr/tarihi-surlari-tehdit-eden-bina-yikildi/ Thu, 20 Mar 2025 12:30:16 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/tarihi-surlari-tehdit-eden-bina-yikildi/ -Tarihi surları tehdit eden bina yıkıldı -Osmangazi Belediyesi tarihi güzellikleri ortaya çıkartmaya devam ediyor Osmangazi Belediyesi Bursa'nın tarihi surlarını tehdit eden bir bina daha yıkımını gerçekleştirdi.

Tarihi surları tehdit eden bina yıkıldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
-Tarihi surları tehdit eden bina yıkıldı

-Osmangazi Belediyesi tarihi güzellikleri ortaya çıkartmaya devam ediyor

Osmangazi Belediyesi Bursa’nın tarihi surlarını tehdit eden bir bina daha yıkımını gerçekleştirdi. Bursa’nın yaklaşık 2300 yıllık geçmişi olan tarihi surlarını ortaya çıkarmak ve ayrılmak yapılardan kurtarmak için çalışan Osmangazi Belediyesi, tarihi surları tehdit eden binaları yıkılarak tarihi yapıları ortaya çıkmaya devam ediyor. Tarihi ve kültürel verimin korunması gelecek kuşaklara yayılma adına hız veren Osmangazi Belediyesi, Kavaklı mahallesinde tarihi surları tehdit eden 3 katlı binayı yıkarak tarihi surların korunmasını sağladı. Yıkımın ardından tarihi alanların gün yüzeyi ortaya çıkarken daha görünür olması. Yıkımı takip eden Osmangazili’nin “Bursa’nın tarihini koruyarak güzelliklerini ortaya çıkartan çalışmalarından dolayı Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkür etti.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Tarihi surları tehdit eden bina yıkıldı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Bilgi obezitesi zihinsel sağlığı tehdit ediyor! https://kocaelibasin.com.tr/bilgi-obezitesi-zihinsel-sagligi-tehdit-ediyor/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:24 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/bilgi-obezitesi-zihinsel-sagligi-tehdit-ediyor/ Dijital çağda hızla artan bilgi yükünün karar verme süreçlerini zorlaştırdığını ve zihinsel kaynakları zorladığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Beynimiz, tarihsel olarak sınırlı miktarda bilgi işlemeye uygun şekilde evrimleşmişken, dijital çağda maruz kaldığımız aşırı bilgi yükü, bilişsel yükümüzü artırıyor ve zihinsel kaynaklarımızı zorlayabiliyor.

Bilgi obezitesi zihinsel sağlığı tehdit ediyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Dijital çağda hızla artan bilgi yükünün karar verme süreçlerini zorlaştırdığını ve zihinsel kaynakları zorladığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Beynimiz, tarihsel olarak sınırlı miktarda bilgi işlemeye uygun şekilde evrimleşmişken, dijital çağda maruz kaldığımız aşırı bilgi yükü, bilişsel yükümüzü artırıyor ve zihinsel kaynaklarımızı zorlayabiliyor.” dedi. Bilgi obezitesinden korunmak için dijital platformlarda geçirilen sürenin sınırlandırılması ve düzenli dijital detoks yapılması gerektiğini dile getiren Güven, sosyal medya ve haber platformlarından bilinçli uzaklaşmanın zihinsel sağlığa katkı sağlayacağını ifade etti.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, bilgi obezitesi de denilen sürekli bilgi akışına maruz kalmanın etkileri hakkında açıklama yaptı.

Bilgi obezitesi duygusal dengesizliklere neden olabilir!

Bilgi obezitesinin, bireylerin sürekli olarak bilgi akışına maruz kalması ve bu bilgi miktarının yönetilemez hale gelmesi durumunu ifade ettiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Psikolojik bir perspektiften bakıldığında bu kavram, insanların aşırı bilgiye maruz kaldığında zihinsel olarak olumsuz etkilerle ilişkilidir.” dedi.

Sürekli bilgi bombardımanının, bireylerin dikkatlerini odaklamakta zorlanmalarına, bilgi yığınları arasında kaybolmalarına ve endişe seviyelerinin yükselmesine neden olabileceğine dikkat çeken Güven, “Bu durum, karar verme süreçlerini zorlaştırabilir ve kararların kalitesini düşürebilir. Ayrıca, bilgi yorgunluğu ve bilişsel tükenmişlik gibi psikolojik sorunlara sebep olabilir. Bireyler, sürekli bilgi bombardımanı ile stres, kaygı ve depresyon gibi ruhsal sorunlar yaşayabilir, çünkü bu bilgi yığınları arasında kaybolma hissi, bunaltıcı olabilir. Uzun süreli aşırı bilgi maruziyeti, duygusal dengesizliklere, yüksek stres seviyelerine ve genel yaşam kalitesinde düşüşe neden olabilir.” şeklinde konuştu.

Dijital çağda maruz kaldığımız aşırı bilgi yükü, zihinsel kaynaklarımızı zorlayabiliyor!

Günümüzde dijital platformların, bilgi obezitesine önemli bir katkı sağladığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “İnternet, sosyal medya ve diğer dijital araçlar, sürekli ve hızlı bir bilgi akışı sunuyor. Bu platformlar, kullanıcıları sürekli olarak yeni içeriklerle beslerken, hızla değişen bilgiler arasında gezinmek zorunda bırakıyorlar. Beynimiz, tarihsel olarak sınırlı miktarda bilgi işlemeye uygun şekilde evrimleşmişken, dijital çağda maruz kaldığımız aşırı bilgi yükü, bilişsel yükümüzü artırıyor ve zihinsel kaynaklarımızı zorlayabiliyor. Beynimiz, bu kadar büyük bir bilgi yığınına biyolojik olarak adapte olamayacak kadar sınırlıdır; dolayısıyla dijital dünyanın sürekli bombardımanı, zihin sağlığımız üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler yaratabilir.” açıklamasını yaptı.

Dijital platformlarda geçirilen zaman sınırlandırılmalı…

Bilgi obezitesinden mustarip olan bireylerin, sürekli bir zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve karar verme güçlüğü gibi belirtiler yaşayabileceklerini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Ayrıca, bilgi yükü nedeniyle kaygı, stres ve tükenmişlik hissi artabilir. Bireyler, gün boyunca sürekli bilgi tüketme ihtiyacı hissedebilir ve bu da sosyal izolasyon, motivasyon eksiklikleri veya ruh hali değişimlerine yol açabilir.” dedi.

Bilgi tüketimini sağlıklı bir seviyede tutabilmek için öncelikle dijital platformlarda geçirilen zamanın sınırlanması ve sadece ihtiyaç duyulan güvenilir kaynaklardan gelen bilgilerin seçici bir şekilde tüketilmesi gerektiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle tamamladı:

“Düzenli aralıklarla dijital detoks yapmak, beynin dinlenmesine ve yeniden enerji toplamasına yardımcı olabilir. Ayrıca, bilgiye odaklanmayı sağlamak için belirli saatlerde, belirli konularda bilgi edinmeye odaklanmak ve sürekli gelen bildirimleri kapatarak dikkat dağınıklığını azaltmak faydalı olacaktır. Günlük yaşamda, zihinsel sağlığı korumak amacıyla fiziksel aktiviteler, meditasyon veya derin nefes alma gibi rahatlatıcı teknikler de uygulanabilir. Sosyal medya ve haber platformları gibi bilgi akışının yoğun olduğu alanlardan bilinçli olarak uzak durmak, bireylerin aşırı bilgi yüklemesine karşı kendilerini korumalarına yardımcı olabilir.

Psikolojik destek almak da faydalı olabilir; bir terapist veya danışman, bireylerin stres yönetimi, zaman yönetimi ve zihinsel sağlığı iyileştirme konularında rehberlik sağlayarak, aşırı bilgi yükü ile başa çıkmalarına yardımcı olabilir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Bilgi obezitesi zihinsel sağlığı tehdit ediyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
HMPV yeni bir tehdit mi? https://kocaelibasin.com.tr/hmpv-yeni-bir-tehdit-mi/ Sat, 08 Feb 2025 09:20:59 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/hmpv-yeni-bir-tehdit-mi/ HMPV’nin özellikle bağışıklığı zayıf bireylerde ciddi hastalıklara yol açabilen bir virüs olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr.

HMPV yeni bir tehdit mi? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
HMPV’nin özellikle bağışıklığı zayıf bireylerde ciddi hastalıklara yol açabilen bir virüs olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Son zamanlarda artan vakalar nedeniyle bir endişe kaynağı olsa da, yeni bir salgın olarak değerlendirilmiyor.” dedi. COVID-19 sonrası solunum yolu enfeksiyonlarında artış gözlendiğini vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, durumun hijyen ve mesafe önlemlerinin gevşetilmesiyle ilişkili olduğunu dile getirdi. HMPV için spesifik bir tedavi veya aşı bulunmadığını da aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu,  bağışıklık sistemi zayıf bireylerin erken belirtileri fark ettiklerinde doktora başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, dünyada yeni bir salgın endişesine yol açan HMPV virüsü hakkında bilgi verdi.

HMPV, diğer solunum yolu enfeksiyonları ile karıştırılabilir

HMPV’nin (İnsan Metapnömovirüsü) yeni bir virüs olmadığını ve aslında 2001 yılında keşfedildiğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu “Son zamanlarda artan vakalar nedeniyle bir endişe kaynağı olsa da, yeni bir salgın olarak değerlendirilmiyor.” dedi.

Bu virüsün, her yaşta görülebildiğine ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Özellikle kış ve ilkbahar aylarında daha sık rastlanan HMPV, grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonları ile karıştırılabilen belirtiler gösterir. HMPV enfeksiyonu genellikle hafif seyreder ve soğuk algınlığı veya grip benzeri belirtilere neden olur.” şeklinde konuştu.

HMPV, ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına da yol açabilir!

En sık görülen belirtilerinin, burun akıntısı veya tıkanıklığı, öksürük, boğaz ağrısı, ateş halsizlik kas ağrıları ve baş ağrısı olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bazı durumlarda HMPV, bronşit, zatürre, larenjit, astım alevlenmeleri gibi daha ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına da yol açabilir.” dedi.

HMPV’nin diğer solunum yolu virüslerinden farkına değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu şunları söyledi:

“Virüs, Respiratuvar Sinsityal Virüs (RSV) ile genetik olarak yakından ilişkilidir ve her iki virüs de bronşiolit ve zatürre gibi ciddi durumlara yol açar. Moleküler tanı testlerinin daha yaygın kullanımı, HMPV’nin üst ve alt solunum yolu enfeksiyonunun önemli bir nedeni olarak tanımlanması farkındalığını artırmıştır.”

COVID-19 sonrası solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşandı…

COVID-19 pandemisi sonrasında solunum yolu ile bulaşan virüs enfeksiyonlarında bir artış yaşandığını vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak bu artışın pandemi ile doğrudan ilintili olmayıp, kişiden kişiye bulaşmayı önleyen maske, mesafe, kişisel hijyen gibi önlemlerin gevşetilmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.” açıklamasını yaptı.

HMPV için spesifik bir tedavi bulunmuyor

HMPV tanısının genellikle klinik belirtiler ve laboratuvar testleri ile konduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Solunum yolu patojenlerinin belirlenmesi için örnekler toplanır ve  HMPV enfeksiyonu genellikle nükleik asit amplifikasyon testi (NAAT) ile viral genomun doğrudan tespiti veya immünofloresan ya da enzim immünoassay kullanılarak solunum salgılarında viral antijenlerin tespitiyle doğrulanır.” dedi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu ayrıca, tedavinin belirtilere yönelik ve destekleyici olduğunu, şu anda HMPV için spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmadığını söyledi.

Bağışıklığı zayıf kişiler dikkatli olmalı!

HMPV’nin de diğer solunum yolu enfeksiyonları gibi damlacık yoluyla bulaştığını hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “HMPV özellikle kalabalık ortamlarda hızla yayılır. HMPV enfeksiyonu riskini azaltmak için el hijyenine dikkat edilmesi, hasta bireylerden uzak durulması ve kapalı alanların düzenli olarak havalandırılması önemlidir.” dedi.

Bağışıklığı zayıf bireylerin, hastalığın erken belirtilerini fark ettiğinde muhakkak doktora başvurmaları gerektiğine vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:

“HMPV ve diğer solunum yolu virüslerinin yayılmasını önlemek için eller sık sık sabun ve suyla en az 20 saniye yıkanmalı. Yıkanmamış ellerle gözlere, buruna veya ağza dokunulmamalı. Hasta olan kişilerle yakın temastan kaçınılmalı. Öksürürken ve hapşırırken ağız ve burun kapatılmalı. Hasta olan kişi evde kalmalı. Kapı kolları, oyuncaklar gibi kontamine yüzeyler temizlenmeli. Ayrıca kalabalık veya havalandırması yetersiz alanlarda maske takılmalı ve risk grubundaki kişilere uzman tavsiyelerine göre önerilen aşılar yaptırılmalı.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

HMPV yeni bir tehdit mi? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Yapay zekanın hızlı gelişimi kontrol edilmezse gerçek bir tehdit oluşturabilir! https://kocaelibasin.com.tr/yapay-zekanin-hizli-gelisimi-kontrol-edilmezse-gercek-bir-tehdit-olusturabilir/ Fri, 31 Jan 2025 11:10:21 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/yapay-zekanin-hizli-gelisimi-kontrol-edilmezse-gercek-bir-tehdit-olusturabilir/ Yapay zekanın insanlar üzerinde kontrol sağlaması veya zarar verme ihtimalinin tamamen dışlanamayacağını ifade eden Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof.

Yapay zekanın hızlı gelişimi kontrol edilmezse gerçek bir tehdit oluşturabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Yapay zekanın insanlar üzerinde kontrol sağlaması veya zarar verme ihtimalinin tamamen dışlanamayacağını ifade eden Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Bu tür distopik senaryoların tamamen imkansız olduğunu söylemek zor. Ancak, mevcut yapay zeka (YZ) sistemleri, önceden belirlenmiş hedeflere bağlı olarak çalışır ve kendi başına amaç oluşturamaz.” dedi.

Yapay zekanın hızla geliştiği günümüzde, bu teknolojinin potansiyel tehditlerini önlemek için küresel iş birliği ve etik standartların daha hızlı geliştirilmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Büyük kısmı varsayımsal olsa da YZ’nin hızlı gelişimi kontrol edilmezse uzun vadede gerçek bir tehdit oluşturabilir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Burhan Pektaş, yapay zekanın insanlığı yok etme olasılığı konusunu değerlendirdi.

Yapay Genel Zeka ve riskleri neler?

Yapay zekanın babası olarak tanınan Geoffrey Hinton’un, yapay zeka teknolojisinin gelecek 30 yılda insanlığı yok etme olasılığının arttığına ilişkin sözlerini değerlendiren Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Geoffrey Hinton’un uyarısı, yapay zekanın (YZ) gelişimi sırasında kontrol mekanizmalarının yetersiz kalabileceği endişesini yansıtıyor. Bu görüş, özellikle ‘yapay genel zeka’ (AGI) olarak adlandırılan, insana benzer öğrenme ve karar verme kapasitesine sahip sistemlerin ortaya çıkma ihtimaliyle ilgilidir. Riskler şunlar; Otonom kontrol: YZ’nin kendi hedeflerini belirleyip bu hedeflere ulaşmak için insan çıkarlarını göz ardı etmesi. Silahlanma riski: Otonom silahların geliştirilmesi ve YZ’nin yanlış ellerde tehlikeli bir şekilde kullanılması. Bilgi manipülasyonu: Sahte bilgi üretimi, seçimler ve toplumsal karar alma süreçlerini manipüle edebilir. Ekonomik kontrol: Büyük şirketlerin YZ’yi tekelleştirmesi ve gelir eşitsizliğini artırması.” şeklinde konuştu.

Fiziksel, ekonomik, sosyal ve kültürel tehditler 

YZ’nin tehditlerinin sadece fiziksel yıkımla sınırlı olmadığını, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel dönüşümleri de içerdiğini dile getiren Prof. Dr. Burhan Pektaş, şu tehditleri şöyle sıraladı:

“Fiziksel tehditler: Otonom silah sistemleri, güvenlik açıklarına sahip YZ uygulamaları.

Ekonomik tehditler: YZ’nin iş gücünü ikame etmesi sonucu geniş çaplı işsizlik.

Sosyal tehditler: Dijital eşitsizlik, mahremiyetin yok edilmesi ve gözetim toplumlarının oluşumu.

Kültürel tehditler: İnsan değerlerinin ve özgün yaratıcılığın YZ sistemleriyle rekabetinde erozyon.”

Etik ve güvenlik standartları yeterli mi?

Yapay zeka teknolojilerinde etik kurallar ve güvenlik standartlarının geliştirilmesi konusuna ilişkin de Prof. Dr. Burhan Pektaş, şu bilgileri verdi:

“Günümüzde bu alanda bazı ilerlemeler kaydedilse de (örneğin Avrupa Birliği’nin AI Act’i gibi), küresel düzeyde standartların geliştirilmesi halen yavaş ilerliyor. Bunun başlıca nedenleri: Uluslararası iş birliği eksikliği: Farklı ülkeler arasında çıkar çatışmaları. Teknolojik hız: YZ’nin gelişme hızı, düzenlemelerin uygulanma hızını aşıyor. Şirketlerin etkisi: Büyük teknoloji şirketlerinin lobicilik faaliyetleri.”

Büyük teknoloji şirketlerinin lobicilik faaliyetlerinin süreci yavaşlattığını dile getiren Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Küresel bağlayıcılığı olan kurallar oluşturulmalı. Bağımsız denetleme kurumları kurulmalı. Eğitim programlarıyla etik farkındalık artırılmalı.” dedi.

Çözüm önerileri neler?

Yapay zekanın kontrol dışına çıkmasını önlemek için atılması gereken adımlara da işaret eden Prof. Dr. Burhan Pektaş, kontrol dışına çıkmayı önlemek için önerilerini şöyle sıraladı:

“Şeffaflık: Tüm YZ modellerinin nasıl çalıştığı kamuoyuna açık olmalı.

Güvenlik testleri: YZ sistemlerinin insan zararına yol açmayacağını garanti eden bağımsız testler yapılmalı.

Uluslararası iş birliği: Tüm ülkeler arasında bağlayıcı anlaşmalar sağlanmalı.

Etik denetim: YZ geliştiren şirketler düzenli etik denetimlerden geçirilmeli.

Kill switch mekanizmaları: YZ’nin istenmeyen bir duruma yol açması halinde durdurulmasını sağlayan teknik çözümler uygulanmalı.”

Distopik senaryolar gerçek olabilir mi?

Prof. Dr. Burhan Pektaş, yapay zekanın insanlar üzerinde kontrol sağlaması veya zarar verme ihtimalinin tamamen dışlanamayacağını ifade ederek, “Bu tür distopik senaryoların tamamen imkansız olduğunu söylemek zor. Ancak, mevcut YZ sistemleri, önceden belirlenmiş hedeflere bağlı olarak çalışır ve kendi başına amaç oluşturamaz. Buna rağmen; Riskli senaryolar: Otonom sistemlerin yanlış algoritmalarla çalışması veya kötü niyetli kişiler tarafından kötüye kullanılması tehlike oluşturabilir. Gerçeklik payı: Günümüzde bu risklerin büyük kısmı varsayımsal olsa da YZ’nin hızlı gelişimi kontrol edilmezse uzun vadede gerçek bir tehdit oluşturabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Yapay zekanın hızlı gelişimi kontrol edilmezse gerçek bir tehdit oluşturabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
ESET yeni bir tehdit grubu tespit etti https://kocaelibasin.com.tr/eset-yeni-bir-tehdit-grubu-tespit-etti/ Fri, 24 Jan 2025 16:52:13 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/eset-yeni-bir-tehdit-grubu-tespit-etti/ ESET, PlushDaemon olarak adlandırdığı siber casusluk operasyonları yürüten bir Çin bağlantılı Gelişmiş Kalıcı Tehdit (APT) grubunu keşfetti.

ESET yeni bir tehdit grubu tespit etti yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
ESET, PlushDaemon olarak adlandırdığı siber casusluk operasyonları yürüten bir Çin bağlantılı Gelişmiş Kalıcı Tehdit (APT) grubunu keşfetti. ESET araştırmacıları bu grubun Güney Kore’deki bir VPN hizmetine yönelik tedarik zinciri saldırısı düzenlediğini de tespit etti.

 Bu siber casusluk operasyonunda saldırganlar, yasal yükleyiciyi, ESET’in SlowStepper adını verdiği ve 30’dan fazla bileşenden oluşan bir araç setine ve zengin özelliklere sahip bir arka kapı olan grubun imza implantını da dağıtan bir yükleyiciyle değiştirdiler. Çin’e bağlı tehdit aktörü en az 2019’dan beri aktif. Çin, Tayvan, Hong Kong, Güney Kore, Amerika Birleşik Devletleri ve Yeni Zelanda’daki kişi ve kuruluşlara karşı casusluk operasyonları yürütüyor.

 Keşfi yapan ESET araştırmacısı Facundo Muñoz “Mayıs 2024’te, Güney Kore’deki kullanıcıların yasal VPN yazılımı IPany’nin web sitesinden indirdikleri Windows için bir NSIS yükleyicisinde kötü amaçlı kod tespit ettik. Analizin daha sonrasında yükleyicinin hem yasal yazılımı hem de arka kapıyı dağıttığını keşfettik. VPN yazılımının geliştiricisiyle temasa geçerek durumu bildirdik ve kötü amaçlı yükleyici web sitelerinden kaldırıldı. PlushDaemon araç setindeki çok sayıda bileşen ve zengin sürüm geçmişi, daha önce bilinmeyen bu Çin bağlantılı APT grubunun çok çeşitli araçlar geliştirmek için özenle çalıştığını gösteriyor ve bu da onu dikkat edilmesi gereken önemli bir tehdit haline getiriyor” açıklamasını yaptı. 

 PlushDaemon, trafiği saldırgan kontrolündeki sunuculara yönlendirerek Çin uygulamalarının meşru güncellemelerini ele geçirme tekniğiyle ilk erişimi elde ediyor. ESET, grubun yasal web sunucularındaki güvenlik açıkları üzerinden erişim sağladığını da gözlemledi.

SlowStepper arka kapısı sadece PlushDaemon tarafından kullanılmaktadır. Bu arka kapı, DNS kullanan çok aşamalı C&C protokolünün yanı sıra casusluk yeteneklerine sahip düzinelerce ek Python modülünü indirme ve çalıştırma yeteneği ile dikkat çekiyor. Kötü amaçlı yazılım web tarayıcılarından çok çeşitli veriler toplar; fotoğraf çekebilir, belgeleri tarar, mesajlaşma uygulamaları (örneğin WeChat, Telegram) dahil olmak üzere çeşitli uygulamalardan bilgi toplar, ses ve video yoluyla casusluk yapabilir ve parola kimlik bilgilerini çalabilir.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

ESET yeni bir tehdit grubu tespit etti yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Rahim Ağzı Kanseri Genç Kadınları da Tehdit Ediyor! https://kocaelibasin.com.tr/rahim-agzi-kanseri-genc-kadinlari-da-tehdit-ediyor/ Mon, 20 Jan 2025 08:50:14 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/rahim-agzi-kanseri-genc-kadinlari-da-tehdit-ediyor/ Rahim ağzı kanseri dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerde ilk sırada yer alıyor.

Rahim Ağzı Kanseri Genç Kadınları da Tehdit Ediyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Rahim ağzı kanseri dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerde ilk sırada yer alıyor.   Ülkemizde de jinekolojik kanserlerde 3’üncü sırada görülüyor.

Yine ülkemizde  45 yaş altındaki genç kadınlara bakıldığında rahim ağzı kanserinin jinekolojik kanserler arasında 1’inci sıraya yükseldiği belirtiliyor.   Dünyada her yıl yaklaşık 662 bin, ülkemizde de 2 bin 500’den fazla kadın, Human Papilloma Virüsü’nün sorumlu tutulduğu rahim ağzı kanserine yakalanıyor. Rahim ağzı kanseri ortalama görülme yaşı 50 yaş olsa da bu kanser genç kadınları da tehdit ediyor. Öyle ki her yıl dünyada 35 yaş altındaki yaklaşık 54 bin ülkemizde de 180 kadında rahim ağzı kanseri teşhis ediliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, bu nedenle hiçbir yakınma olmasa bile tarama programlarına genç yaşlarda başlamanın yaşamsal önem taşıdığını vurgulayarak,  “Dolayısıyla rahim ağzı kanseri taraması olan  Pap Smear testine 21 yaşından itibaren ve HPV testine 30 yaşından itibaren başlamak hayat kurtarmaktadır. Zira, tarama testleri sayesinde rahim ağzı kanserleri erken dönemlerinde, hatta henüz hücre değişimlerinin olduğu süreçte, yani kanser gelişmeden yüzde 95 oranında yakalanabilmektedir” diyor.  

 

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

 

Rahim ağzının kanser öncüsü lezyonları genellikle herhangi bir yakınmaya neden olmuyorlar. Belirtiler ancak kanser geliştiğinde kendini gösteriyor. Lekelenme şeklinde gerçekleşen ara kanamalar, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında lekelenme ya da kanama ise en yaygın görülen sinyallerini oluşturuyor. Hastalık ilerleyince tümörün büyümesine ve enfeksiyona bağlı olarak bu sorunlara; kötü kokulu akıntı, kasıklarda veya bel bölgesinde gelişen ağrı ile bacaklarda şişme gibi belirtiler de eşlik edebiliyor. Bunların yanı sıra tümörün etkilediği bölgelere göre; idrarda kanama, rektal kanama ile kabızlık şikayetleri de gelişebiliyor. 

 

Her 10 kadından 8’inde HPV görülüyor!

 

Çalışmalar, her 10 kadından 8’inin yaşamları boyunca en az bir kez Human Papilloma Virüsü ile enfekte olduğunu gösteriyor. Ancak bağışıklık sistemi, hastaların yüzde 90’ında, 2-3 yıl çerisinde, HPV enfeksiyonunu temizliyor. Hastaların yüzde 10’luk kesiminde ise virüs kalıcı oluyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, riskli grupta yer alan hastaların yakından takip edilmelerinin kanser öncüsü  lezyonların erkenden teşhis ve tedavi edilmesi için çok önemli olduğuna işaret ederek, “Anormal hücre varlığı kanser öncüsü lezyon ihtimalinin arttığını göstermektedir. Ancak her HPV kansere neden olmadığı için hemen paniğe kapılmamalı.   Zira HPV testinin pozitif çıkması, hastanın mutlaka rahim ağzı kanserine yakalandığı anlamına gelmemektedir. HPV testi pozitif çıktığında, hastanın enfekte olduğu virüsün tipine ve Pap Smear testindeki sonuca göre biyopsi yapılması veya hastanın yakın takip edilmesi gerekebilmektedir” diye konuşuyor. 

 

En etkili önlem aşı olmak!

 

Rahim ağzı kanserinin yüzde 99’undan Onkojenik Human Papilloma Virüsleri sorumlu tutuluyor.  Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, HPV aşılarının, bu kanser türüne karşı en etkili korunma yöntemi olduğunu belirterek, “Rahim ağzı kanserine neden olan yaklaşık 14 onkolojik Human Papilloma virüsü tipi mevcut. Bunlardan biriyle karşılaşan hasta, HPV aşıları sayesinde  rahim ağzı kanserinden yüzde 90 oranında korunabilmektedir. HPV aşısının 11-12 yaşlarında yaptırılması önerilmektedir. Ancak 13-26 yaşları arasında da HPV aşısı yapılabilir. 26 yaşından sonra ise özellikle 45 yaşına kadar olan kadınlarda belli durumlarda aşı uygulanabilmektedir. Etkileri HPV bulaşmadan önceki dönemde daha güçlü olmakla beraber aşılar bu enfeksiyonu geçirdikten sonra da aşı içerisinde yer alan diğer tiplere karşı koruyarak yarar sağlamaktadır” bilgisini veriyor.   

 

 

Bu test 3 yılda bir mutlaka yaptırılmalı! 

 

Aşılar sayesinde, rahim ağzı kanserine yakalanma riski büyük oranda önlense de tümüyle ortadan kalkmıyor. Bu nedenle aşı sonrasında da rutin rahim ağzı kanseri taramalarının yaptırılması yaşamsal önem taşıyor.  Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olan hücresel değişimleri tespit eden PAP Smear testine 21 yaşında başlanması ve 65 yaşına kadar her 3 yılda bir devam edilmesi gerekiyor. 30 yaşından sonra ise Human Papilloma Virüsü testiyle tarama yapılması öneriliyor. HPV testine eş zamanlı olarak PAP Smear testi de eklenebiliyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı,  HPV bazlı testlerle yapılan taramalarda daha başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak,   “PAP Smear testi kanser öncüsü lezyonları yüzde 55 oranında tespit edebilirken, tek bir HPV testi bu lezyonların yüzde 95’ini saptayabilmektedir. HPV bazlı testin sonuçları normal çıktığında bir sonraki testin 5 yılda bir yapılması önerilmektedir. Riskli durumlarda veya sonuçların riske işaret etmesi halinde ise her iki testte süreler kısalabilmektedir” diyor. 

 

Erken evrede cerrahi yöntemle tedavi edilebiliyor!

 

Tarama testleriyle saptanan anormallikler sonucunda kolposkopi olarak adlandırılan yöntemle rahim ağzı daha detaylı bir şekilde inceleniyor ve biyopsiler yoluyla kansere dönüşme potansiyeli olan hücre değişiklikleri, kanser öncüsü lezyonlar saptanabiliyor. Bu durumda, bu lezyonlar rahim ağzının anormallik gösteren ince bir katmanının alınması yoluyla büyük oranda tedavi edilebiliyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, özellikle erken evrelerde yakalandığında rahim ağzı kanserinin cerrahi yaklaşımla büyük oranda başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğine dikkat çekerek, “Özellikle genç yaşta olup da çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda üremeyi koruyucu cerrahi yaklaşımlar mevcuttur. Bu hastalarda rahmin tamamı alınmadan sadece rahim ağzı alınarak ve gerekli durumlarda karın içerisindeki ilgili lenf bezleri de alınarak rahim ağzı kanseri başarıyla tedavi edilebilmektedir” diyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, hastalık erken evrelerde yakalandığında başarılı tedavi şansının yüzde 95’lerin üzerine çıktığına işaret ederek, “Ancak daha ileri evrelerde hastaların tedavisi radyoterapi ve kemoterapi uygulamalarıyla mümkün olabilmektedir” diyor. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Rahim Ağzı Kanseri Genç Kadınları da Tehdit Ediyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kullanma tarihi geçmiş ilaçlar çevre ve insan sağlığı için tehdit oluşturuyor https://kocaelibasin.com.tr/kullanma-tarihi-gecmis-ilaclar-cevre-ve-insan-sagligi-icin-tehdit-olusturuyor/ Wed, 15 Jan 2025 13:20:32 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/kullanma-tarihi-gecmis-ilaclar-cevre-ve-insan-sagligi-icin-tehdit-olusturuyor/ İlaç kullanımının oldukça fazla olduğu ülkemizde, neredeyse her evde kullanılmayan, miadı dolmuş ilaçlar bulunabiliyor.

Kullanma tarihi geçmiş ilaçlar çevre ve insan sağlığı için tehdit oluşturuyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
İlaç kullanımının oldukça fazla olduğu ülkemizde, neredeyse her evde kullanılmayan, miadı dolmuş ilaçlar bulunabiliyor. Bu ilaçların bertaraf edilmesi ve geri dönüşümü de hayati önem arz ediyor.  Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hilmi Orhan, kullanım süresi dolmuş ilaçların geri dönüşümünün insan ve çevre üzerinde etkilerinden bahsetti.

İlaçların da gıdalar gibi bozulabileceğini söyleyen Prof. Dr. Hilmi Orhan, “Son kullanma tarihi geçmiş ilaçların kimyasal yapısı bozulabilir ve bunun birkaç önemli sonucu vardır. En başta bozulmuş bir ilaç beklediğimiz tedavi edici etkiyi göstermeyebilir. Ayrıca ilacın bozulmasıyla oluşan yeni kimyasal maddeler, bu şekilde kullanılması durumunda tam tersi toksik etki de gösterebilirler. Bunun yanı sıra son kullanma tarihi geçen ilaçların çöpe atılması, lavabo ya da tuvalete dökülmesi sonucu çevre ve dolayısıyla insanlar için oluşturduğu riskler vardır. İlaç adını verdiğimiz kimyasal madde karışımları çevredeki canlılar üzerinde birtakım zararlı etkilere neden olabilmektedirler. Örneğin antibiyotikler, sadece insan vücudundaki bakterileri değil çevredeki bakterileri de öldürebilir. Ancak atılan ilaçlar çevreye yayıldıklarında büyük oranda seyrelecekleri için çevredeki bakteri ya da virüsleri öldürmediği gibi onların antibiyotiğe karşı direnç geliştirmesine neden olur. Bunun sonucu şudur, o antibiyotiğin kullanılması gerek hastalıklara yakalananlarda ilaç etkisini yeterince gösteremez ve iyileşme sağlanamaz” dedi.

Prof. Dr. Orhan, “Bunların yanı sıra doğada yaşayan birçok canlı türünün çevresel ilaçlar nedeniyle de olumsuz etkilenmesi doğal çeşitliliği bozmakta ve ekolojik sistemlere zarar vermektedir. Bu durum dönüp dolaşıp yine insanları olumsuz etkilemektedir, çünkü içinde yaşadığımız yerküre büyük ve tek bir sistemi oluşturur, bu sistemin dengesindeki her türlü bozulma tüm canlılarla birlikte insanları da olumsuz etkiliyor” diye konuştu.

    “Geri dönüşüm ekonomi açısından da önem arz ediyor”

İlaçların etkin şekilde geri dönüştürülmemesi ve çevreye atılması durumunda çevresel kirlenmeye neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hilmi Orhan, “Kimyasallar, daha çok toprağa ve sulara karışarak bitkilere, hayvanlara nüfuz eder ve beslenme yoluyla tekrar dönüp insan sağlığını etkiler. Arıtma sistemleri ile bu kimyasalların ancak bir kısmından kurtulabiliyoruz, kaldı ki her yerde arıtma tesisi mevcut olmadığından ilaçların çevre ve insan sağlığı üzerindeki zararını etkin engellemek için ilaçları geri dönüştürmeliyiz” diye konuştu.

Prof. Dr. Hilmi Orhan, “İlaçların geri dönüşümü için birkaç yöntem var. Yakma işlemi bunlardan birisi ancak bu yöntem sorunu tam çözmediği için artık çok tercih edilmiyor. Çünkü yakma işlemi kurtulmaya çalıştığınız kimyasalların yanma ürünleri olan başka kimyasallara dönüşmesi demektir. Bazen bu yanma ürünleri ana maddeler kadar hatta daha da zararlı olabilmektedir. Bir de geri dönüşüm yöntemi var. İlaç moleküllerinin parçalanması yüzde yüz olmayabilir, önemli kısmı sağlam kaldıysa dönüştürülerek tekrar kullanılabilir. Ancak bu yöntem çok maliyetli olduğu için büyük ölçekte tercih edilmiyor. Anabilim dalımız dahil bazı araştırma merkezlerinde ve üniversitelerde araştırma amaçlı kullanılacak ilaç etkin maddelerinin elde edilmesi için bir yöntem olarak kullanılıyor ancak bu işlemin hacmi çok düşük. Geri dönüşümün bir başka yönü ekonomik boyutunun da olması. Çöpe atılan her ilaç bir kayıptır ve etkin bir şekilde dönüştürülmezse çevre kirliliğinin neden olacağı sağlık sorunları da artmakta, dolayısıyla ülkenin sağlık harcamalarında artışa neden olmaktadır. Toplam çevresel kirlilik içerisinde çevreye atılan ilaçların payı yüksek görünmeyebilir, ancak buraya kadar özetlediğim etkileri açısından önlem almamızı gerektirecek kadar önemli bir konudur. Çevreye yayılan kimyasalların arıtılmaları için devletler tarafından büyük harcamalar yapılıyor. Bununla birlikte sağlık harcamaları yükseliyor, bu da ülke ekonomisini önemli ölçüde etkiliyor” dedi.

“Kullanılmayan ilaçlar eczanelere teslim edilmeli”

Geri dönüşüm konusunda toplumun daha da bilinçlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Hilmi Orhan, “İlaçların geri dönüştürülmesi konusunda toplumda bilgi eksikliği var. Bu bilincin geliştirilmesi lazım. İlaçların çöpe atılmadan, lavabolara dökülmeden eczanelere götürülüp işin uzmanı olan eczacılara teslim edilerek tüm bu çevresel ve sağlık risklerinin önüne geçilmesi gerekir. Bu bilinçli, medeni yurttaşlar olarak hepimizin görevi. Bu konuda Fakültemizin öncülük ettiği bir çalışma, İzmir Eczacı Odası ile birlikte 10 yıl önce başlatılmıştı. Bu projede belirli bazı eczaneler iade noktası olarak seçilmişti. Günümüzde sayıları daha da artmış olan söz konusu eczaneler ve bu eczanelerde bulunan geri dönüşüm kutuları ile süresi dolmuş ilaçlar toplanıyor ve uygun şekilde geri dönüştürülüyor. Fakültemizin de öncülük ettiği bu projede bilgilendirme amaçlı posterler, afişler, broşürler hazırlanmış eczanelerin vitrinlerine asılarak sosyal medya paylaşımları yapılmıştı. Bu bilgilendirmelerin periyodik olarak tekrarlanması gerekiyor ki yaygınlaşsın ve toplum bilgi sahibi olsun” diye konuştu.

Prof. Dr. Orhan, “Yurttaşlarımız vurguladığım gibi bilinçli, birlikte yaşadığı insanları ve çevrenin iyiliğini önemseyen bireyler olarak süresi dolmuş ya da kullanılmayan ilaçlar konusunda kendi eczacılarına danışabilir ve eczacıları aracılığı ile bu ilaçların hem çevresel zararlarını önleyebilir hem de ekonomiye geri kazandırılmalarını sağlayabilirler” dedi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kullanma tarihi geçmiş ilaçlar çevre ve insan sağlığı için tehdit oluşturuyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Verem hala tehdit ediyor! Türkiye’deki 15 bin verem hastasından 2 bini çocuk! https://kocaelibasin.com.tr/verem-hala-tehdit-ediyor-turkiyedeki-15-bin-verem-hastasindan-2-bini-cocuk/ Fri, 10 Jan 2025 11:40:10 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/verem-hala-tehdit-ediyor-turkiyedeki-15-bin-verem-hastasindan-2-bini-cocuk/ Verem hastalığının öksürük, halsizlik, gece terlemeleri, iştahsızlık ve kilo kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebileceğine dikkat çeken Prof.

Verem hala tehdit ediyor! Türkiye’deki 15 bin verem hastasından 2 bini çocuk! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Verem hastalığının öksürük, halsizlik, gece terlemeleri, iştahsızlık ve kilo kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, uzun süren öksürük şikayetlerinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguladı. Veremi önlemede BCG aşısının önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aytaç Atamer, bu aşının yaklaşık yüzde 80 koruyuculuğu olduğunu ve bebeklere yapılmasının şart olduğunun altını çizdi. 

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, verem hastalığı ve belirtileri hakkında bilgi verdi.

2 bin çocuk veremle savaşıyor!

Dünyada yaklaşık 8 milyon kişi etkileyen tüberkülozun, yılda yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Ülkemizde ise yaklaşık 15 bin civarında vaka bulunuyor. Bunların da yaklaşık 2 bin kadarını çocuklar oluşturuyor.” dedi.

Veremin, diğer adıyla tüberkülozun ‘Mycobacterium tuberculosis’ adı verilen bir bakterinin neden olduğu ve genellikle akciğerleri etkileyen bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Solunum yoluyla hasta bireylerin öksürme, hapşırma veya konuşma sırasında yaydığı damlacıklara bulaşır. Bu nedenle verem hastalığı özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük olan kişilerde daha sık görülür ve ekonomik şartlarla beraber verem sıklığı da artar.” şeklinde konuştu.

Uzun süren öksürüğe dikkat! 

Verem hastalığının klinik bulgularından bahseden Prof. Dr. Aytaç Atamer şunları söyledi:

“Halsizlik, yorgunluk, terlemeler, özellikle iki haftayı aşan süredeki öksürük şikayetleri, bazen kanlı öksürük ve balgam gibi şikayetleri olan kişilerde akla ilk olarak verem gelir. Özellikle geri kalmış ülkelerde ve göçmenlerin olduğu yerlerde daha fazla tüberküloz vakasına rastlanır. Bu nedenle uzun süren, iki haftayı geçen öksürüğü olanların, öksürükte kan tükürenlerin, göğüs ağrısı olanların, yüksek ateş, titreme ve terlemesi olan kişilerin, gece terlemeleri, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, ses kısıklığı ve lenf bezlerinde şişkinlik olan kişilerin tüberküloz yönünden araştırılması gerekir.”

Aşının koruyuculuğu yaklaşık yüzde 80…

Tüberkülozu önlemek için ise BCG aşısı uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “BCG aşısı canlı bir bakteri aşısıdır. Aşının yaklaşık yüzde 80 koruyuculuğu vardır. Yaklaşık olarak iki ayını doldurmuş olan bebeklere BCG aşısı yapılması gerekir.” diyerek sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Verem hala tehdit ediyor! Türkiye’deki 15 bin verem hastasından 2 bini çocuk! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Multipl Miyelom Kemikleri Tehdit Ediyor! https://kocaelibasin.com.tr/multipl-miyelom-kemikleri-tehdit-ediyor/ Wed, 25 Dec 2024 09:40:07 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/multipl-miyelom-kemikleri-tehdit-ediyor/ Multipl miyelom, kemik iliğinde plazma hücresi adı verilen bir grup hücrenin kontrol dışı ve anormal artışına bağlı olarak gelişen bir kanser türü.

Multipl Miyelom Kemikleri Tehdit Ediyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Multipl miyelom, kemik iliğinde plazma hücresi adı verilen bir grup hücrenin kontrol dışı ve anormal artışına bağlı olarak gelişen bir kanser türü.

Hematolojik kanserler arasında her 10 kanserden 1’inde görülen multipl miyelom genellikle 60 yaş üstü kişilerde gelişse de hastaların yüzde 5-10’unu 40 yaşından genç kişiler oluşturuyor.   Toplum tarafından az bilinen ve hekimlerin ‘esrarengiz’ olarak tanımladığı multipl miyelomun en yaygın belirtisi şiddetli kemik ağrıları ve travma olmadan gelişen kırıklar oluyor. Kansızlık ise diğer önemli sinyalini oluşturuyor.  Bu hastalıktan aynı zamanda böbrekler de etkileniyor ve aniden böbrek yetmezliği gelişebiliyor. Tıp dünyasından gelen güzel haberler ise yüreklere su serpiyor! Acıbadem Maslak Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, özellikle son yıllarda tıp dünyasında yaşanan baş döndürücü gelişmelerin hastalığın tedavisinde umutları hızla arttırdığına  dikkat çekerek, “Akıllı ilaçlar ve kemik ilgi nakli nakli sayesinde eskisine oranla çok daha başarılı sonuçlar alınıyor ve hastaların yaşam süresi ile kalitesi artıyor” diyor.  

 

Tek tip üretilen proteinler sorumlu oluyor!

Multipl miyelom, kemik iliğinde bağışıklık sistemimizin bir bölümünden sorumlu olan plazma hücrelerinin hastalığı. Normal koşullarda plazma hücreleri bağışıklık sistemimizde kilit rol oynayan ve immün globülin adı verilen bir grup protein (antikor) salgılıyor. Ancak bazen artan plazma hücreleri, sadece tek tip, fonksiyonu olmayan anormal bir protein salınımına neden oluyor. Bu anormal durum normal antikorların yapımında da ciddi eksiklikler oluşturuyor. Kemik iliğinde sayıca artan plazma hücreleri, diğer normal kemik iliği hücrelerinin yapımına engel olabiliyor. Bunun sonucunda da multipl miyelom kanseri gelişiyor. 

 

Erkeklerde daha fazla görülüyor

 

Multipl miyelom hastalığının neden oluştuğu henüz bilinmese de bazı faktörlerin riski artırdığı belirtiliyor. Yapılan araştırmalara göre; multipl miyelom erkeklerde, ileri yaşlarda (ortalama görülme yaşı 60) ve aile öyküsü olan kişilerde daha yaygın görülüyor. Bunların yanı sıra “radyasyona maruz kalmak, enfeksiyonlar, kronik inflamasyon, böcek öldürücü tarım ilaçlarına maruz kalmak, petrokimya endüstrisinde veya ahşap işlerinde çalışmak” da riski artıran etkenler arasında yer alıyor. 

 

 

Dünyada en çok kemik iliği nakli yapılan hastalık

 

Multipl miyelomun tedavisinde amaç, hastaların yaşam sürelerini uzatmak ve kaliteli bir yaşam sürmelerini sağlamak. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner,   multipl miyelomun dünyada en çok kök hücre transplantasyonu, bir başka deyişle kemik ilgi nakli yapılan bir hastalık olduğunu belirterek, “Günümüzde kemoterapi yaklaşımları giderek azalıyor ve bunların yerini hedefe   yönelik antikor tedavileri, hücre içi sinyal iletilerini hedef alan ve hücreleri ölüme sürükleyen tedaviler alıyor. Bu tedavilerle ortalama 5 yıl olarak bildirilen sağ kalım süreleri 10 yılın üstüne çıktı ve bu gidişle çok daha artacağa benziyor” diyor. 

 

EN SIK GÖRÜLEN 3 BELİRTİSİNE DİKKAT!

 

Multipl miyelom hastalığında üç temel belirti ön plana çıkıyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, bu belirtileri şöyle özetliyor: 

 

Şiddetli kemik ağrısı

 

Multipl miyelom hastalığının en yaygın belirtisini kemiklerde zımba ile delinmiş gibi bir görüntüye sahip olan doku kaybı oluşturuyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, doku kaybına bağlı olarak şiddetli kemik ağrısı ve kendiliğinden oluşan kırıklar gelişebileceğini belirterek,  “Dolayısıyla şiddetli kemik ağrıları ve nedensiz kırıklarda bu hastalığı düşünmek gerekir” diyor.  

 

Nedeni belirlenemeyen kansızlık

 

Plazma hücreleri tarafından işgal edilen kemik iliği normal fonksiyonunu yapamadığında bundan en çok kan hücreleri etkileniyor ve kansızlık oluşuyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, bu nedenle yüksek sedimantasyon değeri olan ve nedeni gösterilemeyen kansızlık sorunu yaşayan orta yaş üstü hastalarda multipl miyelomun mutlaka akla gelmesi gerektiğini vurguluyor. 

 

Sebebi anlaşılamayan böbrek yetmezliği

 

Multipl miyelomun bir diğer bulgusu ise nedeni anlaşılamayan böbrek yetmezliği olabiliyor. Anormal plazma hücrelerinin salgıladığı anormal proteinler böbreklerden atılırken fonksiyonlarını bozabiliyor. Kanda kalsiyum değeri yükselebiliyor ve buna bağlı olarak böbrek yetmezliği, yorgunluk, kalp ritim bozukluğu, mide bulantısı ile kusma gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Multipl Miyelom Kemikleri Tehdit Ediyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Yanlış antibiyotik kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor https://kocaelibasin.com.tr/yanlis-antibiyotik-kullanimi-sagligimizi-tehdit-ediyor/ Tue, 24 Dec 2024 09:46:12 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/yanlis-antibiyotik-kullanimi-sagligimizi-tehdit-ediyor/ Havaların soğuması ile soğuk algınlığı gibi vakalar artarken yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımı insan sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.

Yanlış antibiyotik kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Havaların soğuması ile soğuk algınlığı gibi vakalar artarken yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımı insan sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Olukman, antibiyotiklerin gereksiz kullanımının genel bir sorun olduğunu belirterek, sağlığa olan kötü etkilerine yönelik uyarılarda bulundu.

Antibiyotiklerin, bakteri kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Olukman, “Antibiyotikler, sadece bakteriyel kökenli hastalıklarda kullanılmalı, onun dışındaki enfeksiyonlarda kullanıldığında hiçbir etkisi olmuyor.  Yanlış antibiyotik kullanımı, en sık viral enfeksiyonlarda gerçekleşiyor. Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı bir işe yaramıyor. Yanlış ve gereksiz ilaç kullanımı hem insan sağlığı hem de ekonomi açısından negatif bir durum ortaya çıkarıyor” dedi.

“Antibiyotiklerin pek çok yan etkisi bulunuyor”

         Kullanılan antibiyotikle ilgili bazı beklenmedik yan etkilerle karşılaşılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Olukman, “Tüm antibiyotikler bulantı-kusma yapabilir, bağırsak mikroflorasını bozduğu için ishal yapabilir, bazıları kimyasal madde yapısına bağlı olarak alerjik reaksiyonlar oluşturabilir, bilinçsiz veya yüksek dozda kullanıldığında böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir. Kimi antibiyotikler de karaciğere zarar verebilir. Antibiyotik kullanımı ilacın yapısına göre değişir. Önemli olan ilaçları zamanında ve doktorumuzun anlattığı şekilde ve dozda kullanmaktır” diye konuştu.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Yanlış antibiyotik kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>