?> ?> Uzmanı arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Wed, 05 Feb 2025 10:01:32 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png Uzmanı arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Siber güvenlik uzmanı uyardı! Kişisel verilerimiz tehlikede mi? https://kocaelibasin.com.tr/siber-guvenlik-uzmani-uyardi-kisisel-verilerimiz-tehlikede-mi/ Wed, 05 Feb 2025 10:01:26 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/siber-guvenlik-uzmani-uyardi-kisisel-verilerimiz-tehlikede-mi/ Siri uygulamasının kendiliğinden açılarak ses kaydı yaptığı, bu bilgilerin toplandığı, üçüncü kişilere verildiği tartışmaları, kişisel verilerin korunması düzenlemelerini yeniden gündeme getirdi.

Siber güvenlik uzmanı uyardı! Kişisel verilerimiz tehlikede mi? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Siri uygulamasının kendiliğinden açılarak ses kaydı yaptığı, bu bilgilerin toplandığı, üçüncü kişilere verildiği tartışmaları, kişisel verilerin korunması düzenlemelerini yeniden gündeme getirdi. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasal düzenlemelere vurgu yapan Siber Güvenlik Uzmanı Dr. Erdal Baş, yasal düzenlemelere uymaksızın kişisel verileri elde eden, kullanan, üçüncü kişilere aktaran gerek şirketler gerekse de bireylerin yaptırımlarla karşılaşabileceklerini kaydetti.

Üsküdar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı Öğr. Gör. Dr. Erdal Baş, ABD’li teknoloji devlerinden Apple’ın, sesli asistan teknolojisi “Siri” nin kullanıcıların gizliliğini ihlal ettiği iddiasıyla açılan toplu davada anlaşmaya giderek 95 milyon dolar ödemeyi kabul etmesini değerlendirdi.

Apple, suçlamaları kabul etmese de davanın uzamaması için ödeme yapmayı kabul etti!

Apple Siri davasının, açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre, toplu dava olarak açıldığını ve hak sahiplerine toplam 95 milyon dolar ödenmek üzere sağlanan anlaşmanın mahkemenin onayını beklediğini hatırlatan Dr. Erdal Baş, “Anlaşmaya göre, bir kişiye 5 cihazı geçmemek üzere, cihaz başına 20 ABD doları ödenmesi öngörülmektedir. Davaya dayanak olan iddialar, Siri uygulamasının zaman zaman kendiliğinden açılarak ses kaydı yaptığı, bu bilgilerin toplandığı, üçüncü kişilere verildiği; kullanıcılardan izin alınmadığına ilişkindir. Apple bu iddiaları kabul etmeksizin, yargı sürecinin devam etmemesini sağlamak üzere anlaşmaya vardığını açıklamıştır.” dedi.

Kişisel veri güvenliğinin önemi!

Kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasal düzenlemelere işaret eden Öğr. Gör. Dr. Erdal Baş, şöyle devam etti:

“Kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler; genel hatlarıyla, insanlara ait kişisel verilerin ancak açık rızayla toplanabileceğini, üçüncü kişilere aktarılabileceğini, saklanabileceğini, bu verilerin sadece elde edilme amacıyla sınırlı olarak kullanılabileceğini, amacın ötesinde kişisel verilerin toplanamayacağını; bu verilerin yalnızca bu amaçla sınırlı ölçüde ve zamanla kullanılabileceğini; amaca ulaşıldığında veya öngörülen süre sona erdiğinde bu verilerin, zorunlu olarak tutulması gerekenler dışında, silinmesi gerektiğini; kişisel verilerin sahibi olan kişilerin veri toplanması, saklanması için önceden verdiği izni geri alabileceğini, kişisel verilerinin güncellenmesini, silinmesini, kendisiyle bağ kurulacak nitelikte olmaktan çıkartılmasını isteyebileceğini belirlemektedir.”

Kişilerin, hangi verilerinin toplandığı, saklandığı ve kullanıldığını bilme hakkı var!

Kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasal düzenlemelere uymaksızın kişisel verileri elde eden, kullanan, üçüncü kişilere aktaran gerek şirketler gerekse de bireylerin yaptırımlarla karşılaşabileceklerini de kaydeden Dr. Baş, “Kişilerin, hangi verilerinin toplandığı, saklandığı, kullanıldığı veya bu işlemlerin yapılmadığı hakkında bilgi edinme, kişisel verilerinde düzeltme, güncelleme yapılmasını isteme, önceden verdiği izinleri geri alma ve benzeri işlemlerin yerine getirilmesi için kişisel verileri elde eden, kullananlara (bunların veri sorumlularına) başvurma hakkı bulunmaktadır. Bu başvuruların belirli süre içinde gereğinin yerine getirilmemesi durumunda, düzenleyici kurula (Kişisel Verileri Koruma Kuruluna) şikâyet edilebilmektedir.” diye konuştu.

Bireylerin zararlarının giderilmesi için maddi manevi tazminat isteme hakları bulunuyor

Ayrıca kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde yer alan belirli kurallara uyulmaması durumunda hapis ve idari para cezaları yaptırımları uygulanabileceği gibi; bireylerin de zararlarının giderilmesi, maddi manevi tazminat isteme haklarının da bulunduğuna işaret eden Öğr. Gör. Dr. Erdal Baş, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kişisel verilerin izinsiz olarak elde edilmesinin önüne geçilmesinde, elektronik bilgi güvenliği için alınması gereken önlemlere uyulması gerekecektir. İnternet, sosyal medya kullanımında dikkat edilmesi gereken kurallar, zararlı yazılımlara karşı önlem alınması yanında kişisel verilerin zorunlu olmadıkça paylaşılmaması yararlı olacaktır.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Siber güvenlik uzmanı uyardı! Kişisel verilerimiz tehlikede mi? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanı açıkladı: 2040’ta Kanser Vakaları 30 Milyonu Bulabilir! https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-acikladi-2040ta-kanser-vakalari-30-milyonu-bulabilir/ Tue, 04 Feb 2025 09:30:09 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-acikladi-2040ta-kanser-vakalari-30-milyonu-bulabilir/ Her yıl 4 Şubat, kanser konusunda farkındalık yaratmak ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla Dünya Kanser Günü olarak anılıyor.

Uzmanı açıkladı: 2040’ta Kanser Vakaları 30 Milyonu Bulabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Her yıl 4 Şubat, kanser konusunda farkındalık yaratmak ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla Dünya Kanser Günü olarak anılıyor. Kanserin giderek artan bir sağlık tehdidi haline geldiğini vurgulayan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Çelik, 2040 yılına kadar dünya genelinde yıllık kanser vakalarının 30 milyona ulaşabileceğine işaret etti. Bununla birlikte günümüzde kanser tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedildiğini ve artık her evrede kansere karşı etkili çözümler sunulabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Çelik, “Gelişen teknolojiler ve bunun paralelinde yeni tedavi yöntemleri sayesinde, bugün birçok kanser türü kronik bir hastalık gibi tedavi edilebiliyor.Ve ileri evrelerde de başarılı tedaviler uygulanabiliyor.” Dedi. 

 

Kanserin erken tanısı ve tedavi alternatiflerindeki gelişmelerin yanında hala dünyada vaka sayılarında artış devam ediyor. Bu artışın en önemli nedenlerinin başında yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam, tütün ve tütün ürünleri kullanımı gibi yaşam tarzı alışkanlıklarının geldiğini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Çelik, Dünya Kanser Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de de her yıl 200 binden fazla kişinin kanser teşhisi aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Çelik, dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişinin kansere yakalanırken, bunların 10 milyonunun hayatını kaybettiğini söyledi. 

KANSERİN ARTIŞINDAKİ EN BÜYÜK ETKEN: YAŞAM TARZI

Kanser vakalarındaki artışın temel nedenlerinden olan yaşam tarzı değişiklikleriyle ilgili Prof. Dr. Çelik, şunları anlattı: “Kanser gelişiminde genetiğimiz, yaşımız gibi bazı faktörlerle müdahale edemesek de önlenebilir risk faktörlerine hepimiz müdahale edebiliriz. Bunların başında tütün ve tütün ürünleri kullanımı geliyor. İstatistikler kansere bağlı yaşam kayıplarının yüzde 20’sinin sigara nedeniyle oluşan kanserlerden kaynaklandığını gösteriyor. Bununla birlikte beslenme alışkanlıklarımız çok değişti. Hazır ve işlenmiş gıdalar çok fazla tüketiliyor. Üzerine fiziksel hareketsizlik artınca kanser için önemli bir risk faktörü olan obezite oranları da artıyor. Bugün özellikle meme, kalın bağırsak, mide, rahim kanserlerinin artışında bu faktörlerin etkili olduğu biliniyor.”

“Bu nedenle en önemli mücadele alanımızda tütün ve tütün ürünleri kullanımının azaltılması yer alıyor” diyen Prof. Dr. Çelik, “Diğer taraftan beslenme şeklimiz değişmeli ve fazla kiloyla mücadele etmemiz gerekiyor. Sağlıklı bir yaşam için bitkisel temelli beslenmeye ağırlık verilmesi, işlenmiş gıdalardan, özellikle işlenmiş etlerden ve hayvansal yağlardan kaçınılmalı. Daha çok sebze, meyve, tahıl ve bakliyat ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmeli. Ayrıca kansere neden olan HPV gibi enfeksiyonlardan da korunmak gerekiyor.” 

 ‘ERKEN EVREDE YAKALANIRSA TEDAVİDE YÜZDE 90’NIN ÜZERİNDE BAŞARILI OLUNABİLİYOR’

Bugün artık kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Çelik, sözlerine şöyle devam etti: “Erken tanı tedavi başarı oranını büyük ölçüde artırıyor. Dolayısıyla meme, kolon, rahim ağzı kanseri gibi tarama programları bulunan kanserler için bu programlar bilinmeli ve uygulanmalı. Erken tanı içinde tarama programlarının aktif olarak kullanılması, kansere neden olan risk faktörlerinin bilinmesi ve bunlardan kaçınmak gerektiğinin farkında olunması önemli. Özellikle meme kanseri gibi bazı kanserlerin erken evrede yakalanmasıyla tedavi başarısının yüzde 90’ın üzerine çıkabildiği unutulmamalı.” 

KANSER TEDAVİSİNDE SON YILLARIN GÜNDEMİNDEKİ 3 ÖNEMLİ GELİŞME

Gelişen teknolojiyle beraber kanser tedavisinde ortaya çıkan yeni yöntemlerden bahseden Prof. Dr. Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kanser tedavisinde 1970’lerde kemoterapi ilaçları ile başlayan tedavi seçeneklerimiz 1990’lı yılların başından itibaren klinik araştırmalar sonucunda önce akıllı ilaçlar sonra immünoterapi dediğimiz tedavi yöntemleri ile gündemimize girmeye başladı. Bağışıklık sistemini harekete geçirerek tümöre karşı savaşmasını sağlayan bu immünoterapi ilaçları, kemoterapiye kıyasla daha az yan etki gösteriyor. Tüm bu ilaçlar sayesinde ileri evre akciğer kanserlerinde 5 yıllık yaşam oranı yüzde 5’ten yüzde 25’e kadar çıktı. Ancak immünoterapiyi sadece ileri evre kanserlerde değil, erken evre kanserlerde riskin azaltılması amacıyla da kullanabiliyoruz. Cerrahi öncesi ve sonrası hastalarda dahi bu yöntemi kullandığımız oluyor.”

“Tümörün genetik yapısını analiz ederek, kişiye özel tedavi imkânı sunan akıllı ilaçlar, farklı kanser türlerinde etkili bir şekilde kullanılabiliyor. Kansere neden olan genlerin saptanma yöntemlerinde büyük ilerleme kaydedildi” diye konuşan Prof. Dr Çelik, “Bu sayede hangi hasta hangi ilaçtan daha çok fayda görür sorusunun cevabını daha kolay bulabiliyoruz. En sık küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde kullandığımız bu tedaviler ile kanserin kaynak aldığı organdan bağımsız olarak genetik mutasyonuna göre tedavi dediğimiz ‘tümor agnostik’ tedavi seçeneklerimiz oluşmaya başladı” diye konuştu. 

Bunun yanında son yıllarda gündemimize hızlı bir giriş yapan ‘Antikor İlaç Konjugatları’ hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Çelik, konuyla ilgili şunları anlattı: “Bu yeni tedavi yöntemi, tümör hücresini hedef alarak tümör hücresi içine yüksek dozda kemoterapi girmesini esas alıyor. Bu sayede tümör hücresi yok edilirken kemoterapinin diğer organlarda yaratabileceği yan etkiler de yaşanmıyor. Bugün meme, akciğer ve meme kanserlerinde kullandığımız bu yöntemin önümüzdeki günlerde çok daha yaygın kullanılacağının kanıtları ortaya çıkmaya başladı.” 

“KANSERDEKİ KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ YAKLAŞIMI, YERİNİ TÜMÖRE ÖZEL TEDAVİYE BIRAKIYOR”

Tüm bu gelişmelerle birlikte bugün kanserin kronik bir hastalık gibi tedavi edilebilir bir noktaya geldiğinin altını çizen Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Çelik, “Evet kişiye özel tedavi yaklaşımıyla hastaya uygun tedavi uygulanmaya davam ediyor. Ancak bugün geldiğimiz noktada artık tümörün moleküler yapısı ön plana çıkıyor. Böylelikle bu yapıya uygun tedavilerle elde edilen sonuçlar çok daha etkileyici olabiliyor.” 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanı açıkladı: 2040’ta Kanser Vakaları 30 Milyonu Bulabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ünlü Japon Deprem Uzmanı Moriwaki Balçova’da https://kocaelibasin.com.tr/unlu-japon-deprem-uzmani-moriwaki-balcovada/ Mon, 03 Feb 2025 09:49:52 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/unlu-japon-deprem-uzmani-moriwaki-balcovada/ Ülkemizi derin acılara boğan Kahramanmaraş depremi sonrasında açıklamalarıyla tanınan Ünlü Japon Deprem Uzmanı Yoshinori Moriwaka, depremin ikinci yıl dönümünde Balçova Belediyesi’nin konuğu olacak.

Ünlü Japon Deprem Uzmanı Moriwaki Balçova’da yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ülkemizi derin acılara boğan Kahramanmaraş depremi sonrasında açıklamalarıyla tanınan Ünlü Japon Deprem Uzmanı Yoshinori Moriwaka, depremin ikinci yıl dönümünde Balçova Belediyesi’nin konuğu olacak.

Moriwaka, 5 Şubat Çarşamba günü saat 18.30’da Ekonomi Üniversitesi Konferans Salonu’nda “Afetlerde Japonya Örneği” konulu bir seminer gerçekleştirecek. Yüksek İnşaat Mühendisi ve Mimar olan, aynı zamanda Japonya Yurtdışı İnşaat Şirketleri Genel Sekreterliği görevini de yürüten Moriwaka’nın seminerinin kaçırılmaması gerektiğini belirten Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, “Depremi sadece sarsıntı yaşadığımızda hatırlamamalıyız.

Bu gerçekle her zaman yüzleşmeli ve gerekli tedbirleri almaya çalışmalıyız. Daha büyük kayıpların verilmemesi ve canlarımızın yitirilmemesi için kentsel dönüşüme öncelik vermemiz gerekiyor. Konunun uzmanı Moriwaka’yı ilçemizde konuk edeceğiz. Kendisi bize depremlerle yaşamayı öğrenen ve tedbirlerini uzun yıllar önce alan Japonya’da yapılan çalışmaları aktaracak. Kaçırılmaması gereken bir seminer olduğunu düşünüyorum. Tüm hemşehrilerimizi bekliyoruz” diye konuştu. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Ünlü Japon Deprem Uzmanı Moriwaki Balçova’da yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanı uyardı! Sahte içkiye dikkat! https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-sahte-ickiye-dikkat/ Fri, 20 Dec 2024 09:40:13 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-sahte-ickiye-dikkat/ “Son yıllarda yasadışı olarak üretilen kaçak içki tüketimine bağlı ölümler ve zehirlenmeler giderek artıyor.

Uzmanı uyardı! Sahte içkiye dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
“Son yıllarda yasadışı olarak üretilen kaçak içki tüketimine bağlı ölümler ve zehirlenmeler giderek artıyor.” diyen Büyüker, metil alkol ağız yoluyla alındığında mide ortamında çok hızlı bir şekilde emildiğini, yaklaşık 25-30 ml metil alkol alımının kalıcı körlüğe, 100 ml alımının ise ölüme neden olabildiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Eczane Hizmetleri Program Başkanı Doç. Dr. Sultan Mehtap Büyüker, son dönemde sahte içki tüketimi sonucu yaşanan ölümler nedeniyle sahte içki ve metil alkol zehirlenmesi konusunu değerlendirdi.

Metil alkol zehirlenmelerinde acil servislere başvuru süresi çok önemli

Tüm dünyada metil alkole bağlı toksik felaketlerin ölüme yol açtığını dile getiren Doç. Dr. Sultan Mehtap Büyüker, “Ülkemizde ise zaman zaman düşük maliyetli içki üretmek amacıyla etil alkol yerine daha ucuz olan metil alkol kullanılmakta ve bu durum zehirlenmelere hatta ölümlere neden olmaktadır. Metil alkol zehirlenmelerinde hastaların hastanelerin acil servislerine başvuru süresi ve metil alkol zehirlenmesi tanısının erken konulması büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra, hastanın hemodiyaliz gibi tedavi kaynaklarına ulaşımı da kritik rol oynamaktadır.” dedi.

Metil alkol endüstride çözücü olarak kullanılıyor

Metil alkolün, yasadışı içki üretiminde sıklıkla kullanılan ve toksik etkiler gösteren bir alkol türü olduğunu vurgu yapan Doç. Dr. Sultan Mehtap Büyüker, “Bu etkiler bazen geçici olsa da kalıcı hasarlara yol açabilir ve hatta ölümle sonuçlanabilir. Endüstride çeşitli sektörlerde çözücü olarak kullanılan bu alkol türü, içki üretimi için uygun değildir. Ancak, etil alkole oranla daha ucuz olması nedeniyle sahte içki üretiminde yasadışı üreticiler tarafından kullanılıyor. Özellikle içki satışı yapılan eğlence mekanları ve restoranlarda, kişilerin içtikleri içkinin sahte olup olmadığını anlamaları mümkün değil. Ayrıca, kişilerin evde kendi içkilerini hazırlama istekleri de zehirlenmelere yol açabiliyor. Çünkü çoğu zaman, satın aldıkları alkollerin etil alkol mü yoksa metil alkol mü olduğunu anlayacak bilgiye sahip değildirler ve bu nedenle metil alkol kullanarak hazırladıkları içkileri tüketebiliyorlar.” diye konuştu.

İnsanlar sahte içkilerin zararları konusunda yeterli bilgiye sahip değil

İnsanların, sahte içkilerin ölüme yol açabileceği veya körlük gibi kalıcı toksik etkiler oluşturabileceği konusunda yeterli bilgiye sahip olmamaları ve her iki alkol türünün de birbirine benzer özellikler taşımasının, sahte içkilerin tüketilmesine neden olduğunu kaydeden Doç. Dr. Sultan Mehtap Büyüker, “Son yıllarda yasadışı olarak üretilen kaçak içki tüketimine bağlı ölümler ve zehirlenmeler giderek artıyor. Bu sebeple, acil servislere başvuran hastalarda erken tanı konulması ve tedaviye başlanması gerekmektedir. Metil alkol zehirlenmesi tedavisinde antidot tedavisi ve hemodiyaliz uygulaması hayat kurtarıcı olmaktadır.” ifadesinde bulundu.

25-30 ml metil alkol alımı kalıcı körlüğe, 100 ml alımı ise ölüme neden oluyor

Metil alkol zehirlenmesinde maruziyetin, genellikle oral yolla olmakla birlikte, inhalasyon (soluma) ve dermal yollarla da gerçekleşebildiğini dile getiren Doç. Dr. Sultan Mehtap Büyüker, şöyle devam etti.

“Metil alkol ağız yoluyla alındığında mide ortamında çok hızlı bir şekilde emilir. Yaklaşık 25-30 ml metil alkol alımı kalıcı körlüğe, 100 ml alımı ise ölüme neden olabilir. Metil alkol zehirlenmesine bağlı gelişen klinik bulgular, maruziyetin şekline ve dozuna göre değişiklik gösteriyor. Metil alkol zehirlenmesinde antidot olarak etil alkol kullanılıyor. Zehirlenme tanısını koyabilmek için, destekleyici testler yapılmalıdır. Kesin tanı ise kanda metanol düzeyini ölçmekle konabilir, ancak bu her zaman mümkün olmayabilir.”

Sahte içkiden zehirlenme nasıl anlaşılır?

Zehirlenmeler başta klasik zehirlenme ve sarhoşluk bulguları gibi başlasa da ilerleyen dönemlerde spesifik zehirlenme belirtileri gelişebildiğini söyleyen Doç. Dr. Sultan Mehtap Büyüker, metil alkol zehirlenmesinin klinik bulgulardan bazılarının sarhoşluk, gastrointestinal bozukluk, görme bozukluğu ve körlük, arın ağrısı, kusma, pankreatit, bilinç bozukluğu, nöbet, koma ve santral sinir sistemi depresyonu, böbrek yetmezliği, miyokardiyal disfonksiyon ve serebral kanama olduğunu ifade etti.

Merdiven altı üretim yapan kişiler engellenmeli!

Metil alkol zehirlenmelerinin önlenmesi için içki satışı yapan işletmelerin iyi denetlenmesi, merdiven altı üretim yapan kişilerin engellenmesi ve cezalandırılmasının önemli olduğunu dile getiren Doç. Dr. Sultan Mehtap Büyüker, “Ayrıca, kişilerin evde kendi tüketecekleri içkileri üretmelerinin tehlikeli olduğu konusunda bilgilendirilmeleri gerekmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanı uyardı! Sahte içkiye dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanı uyardı! Ağız içindeki enfeksiyonlar diyabetin kontrolünü zorlaştırabilir! https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-agiz-icindeki-enfeksiyonlar-diyabetin-kontrolunu-zorlastirabilir/ Wed, 04 Dec 2024 11:30:11 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-agiz-icindeki-enfeksiyonlar-diyabetin-kontrolunu-zorlastirabilir/ Diyabetin vücudun enfeksiyonlara karşı direncini azaltabileceğini belirten Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr.

Uzmanı uyardı! Ağız içindeki enfeksiyonlar diyabetin kontrolünü zorlaştırabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Diyabetin vücudun enfeksiyonlara karşı direncini azaltabileceğini belirten Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, bu durumun diş eti hastalıklarının gelişmesine zemin hazırlayabileceğini söyledi.

Diyabetli bireylerin ağız hijyenine dikkat etmesinin, kan şekeri kontrolü üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, “Aksi durumda ise ağız içindeki enfeksiyonlar kan şekeri seviyelerini yükseltebilir ve diyabetin kontrolünü zorlaştırabilir.” uyarısında bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe ayrıca, diyabetli bireylerin beslenme ve yaşam tarzlarına dikkat ederek kan şekeri seviyelerini dengede tutmalarının ağız içi enfeksiyonları önlemede destek olabileceği bilgisini paylaştı.

Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, şeker hastalığı olarak da bilinen diyabetin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkilerinden bahsetti.

Kan şekeri kontrolü iyi olmayan hastalar diş kaybı yaşayabilir!

Diyabetin, kan şekeri seviyelerinin kontrol edilmesini zorlaştıran bir hastalık olduğunu ve vücudun enfeksiyonlara karşı direncini azaltabileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, “Kan şekeri düzeyinin yüksek olması ağızdaki bakterilerin artmasına ve diş eti hastalıklarının gelişmesine zemin hazırlar. Aynı zamanda, diyabetli bireylerde tükürük akışında azalma olabilir ve bu da ağız kuruluğu sorununa yol açarak, diş çürümesi ve diş eti hastalıkları riskini artırır.” dedi.

Diyabetli bireylerde yaygın olarak görülen diş sorunlarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, “Diyabetli bireylerde diş eti iltihapları daha sık görülür ve kan şekeri kontrolü iyi olmayan hastalarda bu durum ilerleyerek diş kaybına yol açabilir. Diyabet, tükürük üretimini azaltarak ağız kuruluğuna neden olabilir. Tükürük, ağız içinde bakterilerin dengelenmesinde kritik bir role sahiptir ve ağız kuruluğu diş çürümesini hızlandırabilir. Özellikle ağız içi mantar enfeksiyonları, diyabetli bireylerde sık görülür. Yüksek kan şekeri seviyeleri ağız içi mantar gelişimini destekleyebilir. Yetersiz tükürük akışı ve yüksek glikoz seviyeleri, dişlerde çürük riskini artırır ve ağız içi yaraların iyileşmesini zorlaştırır.” açıklamasını yaptı.

Ağız sağlığının iyi olması diyabet kontrolünü kolaylaştırabilir…

Diyabetli bireylerin ağız hijyenine dikkat etmesinin, kan şekeri kontrolü üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, “Ağız sağlığının iyi olması enfeksiyon riskini azaltır ve bu da diyabet kontrolünü kolaylaştırabilir. Aksi takdirde, ağız içindeki enfeksiyonlar kan şekeri seviyelerini yükseltebilir ve diyabetin kontrolünü zorlaştırabilir. Diş eti hastalıkları ve diş çürükleri gibi problemler yalnızca ağız sağlığını değil, genel sağlığı da etkileyebilir.” uyarısında bulundu.

Ağız hijyeni ve kan şekeri kontrolü önemli… 

Diyabetli bireylerin ağız sağlığını korumak için önerilerde de bulunan Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, sözlerini şöyle tamamladı:

“Dişlerin günde en az iki kez fırçalanması ve diş ipi kullanımı ağız sağlığını korumada önemli rol oynar. Diyabetli bireylerin altı ayda bir diş hekimine görünmeleri, ağız sağlığındaki problemleri erken tespit etmeye yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğneme veya su tüketimini arttırarak ağız kuruluğunun önlenmesi hedeflenebilir. Sigara, diş eti hastalıklarını artıran önemli bir faktördür. Diyabetli bireylerin ağız sağlığını korumak için sigaradan uzak durmaları önerilir. İyi bir kan şekeri kontrolü, ağız sağlığını korumak için gereklidir. Diyabetli bireylerin beslenme ve yaşam tarzlarına dikkat ederek kan şekeri seviyelerini dengede tutmaları ağız içi enfeksiyonları önlemede destek olur.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanı uyardı! Ağız içindeki enfeksiyonlar diyabetin kontrolünü zorlaştırabilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanı uyardı! Dijital güvenlik için güçlü ve benzersiz parolalar oluşturun! https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-dijital-guvenlik-icin-guclu-ve-benzersiz-parolalar-olusturun/ Fri, 29 Nov 2024 10:30:03 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-dijital-guvenlik-icin-guclu-ve-benzersiz-parolalar-olusturun/ Bilgisayar ve akıllı telefon güvenliğini sağlamak için alınabilecek temel önlemlere dikkat çeken Prof.

Uzmanı uyardı! Dijital güvenlik için güçlü ve benzersiz parolalar oluşturun! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Bilgisayar ve akıllı telefon güvenliğini sağlamak için alınabilecek temel önlemlere dikkat çeken Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Her hesap için benzersiz, güçlü ve karmaşık parolalar oluşturun. Mümkünse, parola yöneticisi kullanarak parolalarınızı güvenli bir yerde saklayın.” dedi. Doğum tarihi, isim, kullanıcı adı veya “12345”, “şifre” gibi tahmin edilmesi kolay ifadelerden kaçınılması gerektiğini işaret eden Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Rastgele karakterler ve kelime kombinasyonları kullanılmalıdır.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Burhan Pektaş, 30 Kasım Dünya Bilgisayar Güvenliği Günü dolayısıyla, bilgisayar ve akıllı telefon güvenliği konusunu değerlendirdi.

Antivirüs yazılımınızı güncel tutun!

Bilgisayar ve akıllı telefon güvenliğini sağlamak için alınabilecek temel önlemlere dikkat çeken Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Her hesap için benzersiz, güçlü ve karmaşık parolalar oluşturun. Mümkünse, parola yöneticisi kullanarak parolalarınızı güvenli bir yerde saklayın. Hesaplarınızda iki faktörlü kimlik doğrulamayı etkinleştirerek ek güvenlik katmanı oluşturun. Bu, bir parolanın çalınması durumunda bile hesaplara erişimi zorlaştırır. İşletim sistemi ve uygulamaları güncel tutarak güvenlik açıklarına karşı koruma sağlayın. Güncellemeler genellikle güvenlik açıklarını kapatan yamalar içerir. Bu sebeple güncellemeler kesinlikle başka bir zamana ertelenmemelidir. Güvenilir bir antivirüs programı ile cihazlarınızı zararlı yazılımlara karşı koruyun. Antivirüs yazılımınızı güncel tutun ve düzenli taramalar yapın.” dedi.

“P@r0lam!2024 gibi karakter çeşitliliği şifrenin tahmin edilmesini zorlaştırır”

Dijital güvenliği artırmak için güçlü şifreler oluşturma ve bu şifreleri güvenli bir şekilde yönetmenin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Güçlü bir şifre oluşturulurken şu kurallara dikkat edilmeli; Güçlü bir şifre en az 12 karakterden oluşmalıdır. Şifre ne kadar uzunsa, kırılması o kadar zor olur. Oluşturulacak şifre, harf (büyük ve küçük harfler), sayı ve özel karakterlerin (örneğin @, #, $ gibi) bir kombinasyonunu içermelidir. Örneğin; P@r0lam!2024 gibi karakter çeşitliliği şifrenin tahmin edilmesini zorlaştırır.” diye konuştu.

Doğum tarihi şifre olarak kullanılmamalı

Doğum tarihi, isim, kullanıcı adı veya “12345”, “şifre” gibi tahmin edilmesi kolay ifadelerden kaçınılması gerektiğini işaret eden Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Rastgele karakterler ve kelime kombinasyonları kullanılmalıdır. Örneğin; B!z4rD$@07#. Kelimelerin harfleri sayılarla değiştirilerek veya kısaltmalar yapılarak güçlü bir şifre oluşturulabilir. Örneğin, “G3@S!f7”.” uyarısında bulundu.

“Hesabınızı ‘Herkese Açık’ değil, ‘Özel’ olarak ayarlayın”

Dijital kimliği korumanın, özellikle sosyal medya hesaplarında dikkatli olmakla başladığını kaydeden Prof. Dr. Burhan Pektaş, şöyle devam etti:

“Sosyal medya, kişisel bilgileri ve çevrim içi davranışları birçok kişiyle paylaşma potansiyeli taşıdığından, bazı güvenlik önlemleri almak dijital kimliğin güvenliğini sağlamak için önemlidir. Bunlardan bazıları şunlar; Her sosyal medya platformunda gizlilik ayarlarını inceleyin ve yalnızca istediğiniz kişilerin gönderilerinizi görebileceğinden emin olun. Hesabınızı ‘Herkese Açık’ değil, ‘Özel’ olarak ayarlayın. Kişisel bilgileri (doğum tarihi, e-posta adresi, telefon numarası) gizli tutarak yalnızca güvendiğiniz kişilerin erişmesine izin verin. Sosyal medya hesaplarınızda güçlü, uzun ve karmaşık parolalar kullanın. Şifrelerinizi diğer platformlarda da tekrar kullanmayın. Mümkünse, parola yöneticisi kullanarak bu şifreleri güvenli bir şekilde saklayın. İki faktörlü kimlik doğrulama, sosyal medya hesaplarınızı korumak için ek bir güvenlik katmanıdır. Hesabınıza giriş yapılırken sadece şifre yeterli olmaz, ek olarak bir kod veya güvenilir bir cihaz doğrulaması gerekir.”

Konum bilgisi gibi özel bilgileri paylaşmamaya özen gösterin

Sahte e-posta veya bağlantılarla gönderilen mesajlara karşı dikkatli olunması uyarısında bulunan Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Phishing saldırıları, sosyal medya hesaplarınızı ele geçirmek için kullanılan yaygın bir yöntemdir. Tanımadığınız kişilerden gelen bağlantılara veya sosyal medya üzerinden gelen şüpheli mesajlara tıklamaktan kaçının. Konum bilgisi, yaşadığınız yer, günlük rutininiz gibi özel bilgileri paylaşmamaya özen gösterin. Bu bilgiler, kötü niyetli kişilere yönelik bir hedef haline gelmenizi kolaylaştırabilir. Her paylaştığınız gönderinin içeriğini iki kez düşünün ve çok fazla kişisel bilgi içermediğinden emin olun.” dedi.

“Güvenliği ihlal edilen hesapların şifrelerini acilen değiştirin”

Bir güvenlik ihlali durumunda hızlı ve doğru adımlar atmanın, hasarı en aza indirme ve verileri korumak için kritik önem taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Böyle bir durumunda atılması gereken temel adımlardan en önemlileri şunlardır; İhlali fark ettiğinizde, etkilenen cihazları veya hesapları hızlıca belirleyin. Zararlı yazılım bulaşmış veya saldırıya uğramış cihazı ağdan izole edin. Bu, saldırının diğer cihazlara yayılmasını önlemek için önemlidir. Güvenliği ihlal edilen hesapların şifrelerini acilen değiştirin. İhlal edilen hesaplara bağlı olan diğer hesapların da şifrelerini güncelleyin ve mümkünse iki faktörlü kimlik doğrulamayı (2FA) etkinleştirin.” diye konuştu.

Düzenli yedekleme yapın…

Parolaların karmaşık ve benzersiz yapılması uyarısında da bulunan Prof. Dr. Burhan Pektaş, “Güncel bir antivirüs veya antimalware yazılımı kullanarak tam bir sistem taraması yapın. Bu, zararlı yazılım veya virüsleri tespit edip temizlemenize yardımcı olur. Olayın ayrıntılarını kaydedin. Hangi hesaplar, cihazlar veya verilerin etkilendiğini, ne zaman fark ettiğinizi ve alınan adımları not edin. Banka hesaplarınız veya ödeme bilgileriniz ihlal edilen bir sistemde saklanıyorsa, bu hesapları kontrol edin. Herhangi bir şüpheli işlem olup olmadığını izleyin. Bankanızı veya kredi kartı şirketinizi bilgilendirerek hesaplarınızda ekstra güvenlik önlemleri alınmasını sağlayabilirsiniz. E-posta hesabı, sosyal medya veya diğer çevrimiçi hesaplar ihlal edilmişse, bu platformların destek ekiplerine ihlali bildirin. Çoğu platform, bu tür durumlarda hesabın güvenliğini yeniden sağlamak için yardımcı olur. Yasal bir gereklilik varsa veya büyük çaplı bir ihlal söz konusuysa, durumu yetkililere (örneğin, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK)) bildirerek destek alabilirsiniz. Verilerinizin yedeğini almışsanız, ihlal edilen verileri güvenilir bir yedekten geri yüklemeyi düşünebilirsiniz. Ancak önce cihazın tamamen güvenli olduğundan emin olun. Düzenli yedekleme yapmak, veri ihlali durumlarında kurtarma sürecini hızlandırır.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanı uyardı! Dijital güvenlik için güçlü ve benzersiz parolalar oluşturun! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanı uyardı! Doğru bilinen uygulamalar dişlere zarar verebilir! https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-dogru-bilinen-uygulamalar-dislere-zarar-verebilir/ Wed, 20 Nov 2024 18:50:20 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-dogru-bilinen-uygulamalar-dislere-zarar-verebilir/ Ağız ve diş sağlığıyla ilgili bazı yanlış inanışlar olduğunu ifade eden uzmanlar bu inanışların ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söylüyor.

Uzmanı uyardı! Doğru bilinen uygulamalar dişlere zarar verebilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ağız ve diş sağlığıyla ilgili bazı yanlış inanışlar olduğunu ifade eden uzmanlar bu inanışların ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söylüyor.

Doğru olduğu düşünülen yanlışlardan birinin dişlerdeki lekelerin karbonatla temizlenmesi olduğuna dikkat çeken Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Karbonat, anlık diş üzerindeki lekeleri temizleyebilir ama diş yüzeyinin aşırı çizilmesine sebep olur.” dedi. Bununla birlikte sık gargara kullanımı ve florsuz diş macunu seçimlerinin de doğru olmadığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, etkin diş temizliği için günde iki kez dişlerin fırçalanması ve diş yüzeyindeki birikintilerin tamamen temizlenmesi gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, ağız ve diş sağlığı konusunda doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Doğru bilinen uygulamalar dişlere zarar verebilir!

Ağız sağlığıyla ilgili doğru bilinen yanlışlardan ilkinin, dişlerde oluşan lekelenmelerin karbonatla temizlenmesi olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Karbonat, anlık diş üzerindeki lekeleri temizleyebilir ama diş yüzeyinin aşırı çizilmesine sebep olur.” dedi.

Gargara kullanımının da dikkat edilmesi gereken bir durum olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Çok fazla reklamı yapıldığından, rutinde gargara kullanımının faydalı olduğu düşünülebilir. Ancak gargara ağız içi mikroorganizma dengesini bozabileceğinden sık kullanımı tavsiye edilen bir bakım değildir. Florlu diş macunlarının zararlı olduğu söylentisi de yine bir hurafe diyebiliriz. Flor, diş macunlarının içerisinde çok küçük miktarlarda kullanılır. Flor dişlerin kendilerini daha iyi koruyabilmesi açısından değerlidir ve kullanılması tavsiye edilir. Bu açıdan zararlı görülmez. Diş yüzeyindeki mineral dengesi tükürükle beraber sürekli çözünür, yeniden birikir. Dolayısıyla tükürük içerisinde flor olması, florun diş yüzeyine girerek orayı daha güçlendirmesini sağlar.” şeklinde konuştu.

Macunun ferahlığı ile dişlerin temizlendiği düşünülmemeli!

Diş bakımında öncelikle dikkat edilmesi gereken şeyin her gün düzenli olarak diş fırçalama olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Günde iki kez dişlerini fırçalamayanların en azından akşamları dişlerini fırçalaması son derece önemli.” dedi.

Diş fırçalamasında da dikkat edilmesi gereken şeyler olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, şunları söyledi:

“Fırçalama sadece macunun ferahlığıyla, 15-20 saniye diş yüzeylerinde tuttuğumuz fırçayla istediğimiz etkinlikte temizliği sağlayamaz. Tüketilen gıdalar daha yumuşak ve yapışkan gıdalara döndükçe diş yüzeyindeki birikimler de artar. Bunları dişlerden temizlemek 15-20 saniye sürecek bir iş değildir. Bir fırçanın diş yüzeyine en az 6-7 kere teması gerekir. Macunun ferahlığı ile diş yüzeyinin temizlendiği düşünülmemeli. Dişlerin hem ön, hem iç, hem de üst yüzeylerine fırçanın temas etmesi gerekir ve bu şekilde fırçalama en az 2-5 dakika sürmeli.”

“Önemli olan diş yüzeyindeki birikintilerin tamamen temizlenmesi”

Yaşa göre diş bakımının belirgin şekilde değişmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Fırçalama ve temizlik işlerinin aynı şekilde yapılması gerekir. Sadece yaşla birlikte diş eti çekilmeleri ortaya çıkabilir. Diş eti çekilmesi olan hastalarda iki diş arasında karanlık alan denilen boşluklar varsa buralarda küçük fırçaların kullanılması tavsiye edilir.” dedi.

Sigara kullananların dişlerinde leke birikimini biraz da olsa önlemek için sigara içtikten sonra dişlerin fırçalanmasını öneren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sigara kullanan kişilerin de rutin diş bakımlarına dikkat etmesi gerekir. Önemli olan diş yüzeyindeki birikintilerin tamamen temizlenmesidir. 

Dişlerle birlikte dilin fırçalanması da önerilir. Ağızdaki kokunun kaynağı özellikle dil yüzeyidir. Dilin fırçalanması için özel dil fırçaları ya da bazı diş fırçalarının arka kısmında özel çıkıntılar bulunur. Bunlarla dil fırçalanması arkadan öne doğru olacak bir şekilde gerçekleştirilebilir.” 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanı uyardı! Doğru bilinen uygulamalar dişlere zarar verebilir! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanı Uyardı: 35 Yaşında Başlıyor, Ölüme Yol Açabiliyor, Önleminizi Erken Yaşlarda Alın https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-35-yasinda-basliyor-olume-yol-acabiliyor-onleminizi-erken-yaslarda-alin/ Wed, 13 Nov 2024 10:00:09 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-uyardi-35-yasinda-basliyor-olume-yol-acabiliyor-onleminizi-erken-yaslarda-alin/ Yaşlanma vücutta birçok değişikliğe yol açıyor.

Uzmanı Uyardı: 35 Yaşında Başlıyor, Ölüme Yol Açabiliyor, Önleminizi Erken Yaşlarda Alın yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Yaşlanma vücutta birçok değişikliğe yol açıyor. Yaş aldıkça ilk kaybettiğimiz dokunun iskelet kası olduğunu belirten uzmanlar, özellikle boğaz ve yutak kaslarında yaşanan zayıflığın kişiyi ölüme dahi götürebileceği uyarısında bulunuyor.

Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve aynı zamanda Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehtap Kaçar, yaşlılıkta ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri olan Sarkopeni (Yaşa bağlı kas kaybı) ile ilgili bilgi verdi. 

İlerleyen yaşlarda kas dokusu kütlesi, gücü ve işlevinde kayıplar olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, “Sarkopeni genel olarak 35 yaşında başlar ve düzenli olarak kas yapıcı antrenman yapmayan yetişkinler her on yılda yaklaşık 2 ila 3 kg kas kaybederler. Özellikle 60 yaşından sonra sık görülür ve 80 yaşın üzerindeki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 50’sini etkiler” dedi. 

Başlıca Sorumlu Hareketsiz Yaşam

Sarkopeninin nasıl olduğunun tam olarak açıklanamadığına işaret eden Mehtap Kaçar, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Temelde hareketsiz yaşam ve düzenli egzersiz yapmama olmak üzere, testosteron azlığı, insülin direnci, büyüme hormonu azlığı gibi hormonal değişiklikler, yetersiz protein tüketimi, kas sinirlerinde bozulma, kronik inflamasyon, kasın protein üretme kapasitesinde azalma ve kas proteinlerinin yıkılmasında artma sebepler arasında gösterilebilir.”

Düşme Riski Artıyor

Kaç yaşında olursak olalım bir bardak suyu kaldırıp içebilmek için kaslarımıza ihtiyaç olduğunu anımsatan Prof. Dr. Mehtap Kaçar, sarkopeninin yol açtığı sorunları ise şöyle sıraladı: 

“Günlük yaşam aktivitelerinin yerine getirilememesi yaşlıların bakıma muhtaç hale gelmesine neden olabilir. Bacak kaslarındaki zayıflıklar, dengesizliğe ve düşme riskinin artmasına yol açmaktadır. Bu da ev kazalarına, kalça kırığı başta olmak üzere kemik kırıklarına, kafa travmalarına ve hatta beyin kanamalarına sebep olabilmektedir.” 

Boğulmaya Yol Açabilir

Sarkopeni’nin yardımcı solunum kaslarını, boğaz ve yutak kaslarını da etkileyebileceğine dikkati çeken Kaçar, şunları kaydetti:

“Solunum kaslarındaki zayıflık, zatürre ve solunum yetmezliğini riskini arttırabilir. Boğaz ve yutak kaslarındaki zayıflığın yol açtığı hayati tehlike arz eden sorunlar özellikle endişe vericidir, çünkü boğulmalara yol açabilir. Yiyeceklerin veya içeceklerin nefes borusuna kaçma riski artar; bu da kişinin gıdaları soluk borusuna oradan da akciğere kaçırmasına ve ardından da aspirasyon pnömonisi dediğimiz akciğer enfeksiyonlarına neden olabilir. Bu olayların yaşanması hastanede uzun süre kalma, ileri tıbbi müdahalelerin gerekmesi gibi sonuçlar doğurabilir ve hatta ölümle sonuçlanabilir. Diğer yandan, yaşlı bireyler özellikle yeme içme sırasında yaşadıkları bu tür problemler nedeniyle bir süre sonra gıda almayı ya da su içmeyi riskli olarak algılayıp yeterince beslenemeyebilir ve yeterince sıvı-su tüketemeyebilir.”

Güvenli Beslenme Ortamı Oluşturun

Fizik tedavinin yutma ve solunumla ilgili kasları güçlendirmede önemli bir rol oynayabileceğini ifade eden Mehtap Kaçar, “Güvenli bir beslenme ortamı oluşturulması, doğru yeme-içme pozisyonunun öğretilmesi ve yutma terapisi, küçük lokmalar ile besinlerin yavaş tüketilmesi, katı ve sıvı besinlerin aynı anda alınmaması ve sıvı yoğunluğunun azaltılması besinlerin soluk borusuna kaçma riskini azaltacaktır” diye konuştu. Aile üyelerinin de, fiziksel aktiviteyi teşvik ederek, proteinden zengin beslenme, fizik tedavi ve düzenli sağlık kontrolleri ile güvenli bir yaşam ortamı oluşturarak yaşlı yakınlarına destek olabileceklerini söyledi. 

Erken Yaşta Tedbir Almaya Başlayın

Prof. Dr. Mehtap Kaçar, kasların zayıflamaması veya mümkün olduğunca geç zayıflaması için yaşam boyu alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı:
“Düzenli egzersiz, uygun beslenme ve önleyici sağlık yöntemleri kullanılarak ömür boyu alınacak önlemlerle kas zayıflamasının önüne geçilebileceği gibi kişiye özgü tasarlanan ağırlık antrenmanını içeren düzenli fiziksel aktivitenin yaşlı bireylerde kas gücünü ve işlevini artırdığı gösterilmiştir. Yeterli protein alımı kas kütlesini koruyamaya yardımcı olur, çünkü proteinler kas onarımı ve büyümesi için gereklidir. Ayrıca, özellikle yaşlı bireylerin sağlık kontrollerini düzenli bir şekilde yaptırmaları, kas sağlığının izlenmesi ve erken dönemde gerekli müdahalelerin yapılması son derece önemlidir.”

Günlük Protein Miktarı…

Günlük tüketilmesi gereken protein miktarının boy, kilo, yaş, cinsiyet ve günlük aktivite düzeyine bağlı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Kaçar, “Bir yetişkinin günlük kilogram başına en az 0.8 gram protein tüketmesi gerekir. Örneğin egzersiz yapmayan 50 yaşında 63 kilogram bir kadında günlük protein ihtiyacı 53 gram iken, egzersiz yapan aynı yaşta bir kadında egzersiz yoğunluğu ve şiddetine bağlı olarak bu ihtiyaç 2-3 katına çıkabilir” dedi. Protein dendiğinde ilk olarak kırmızı etin geldiğini de ifade eden Kaçar, şunları kaydetti:

“Bunun yerine daha sağlıklı gıdalar tercih edilmelidir. Örneğin; 90 gram somon, alabalık veya mezgit 21 gram, 90 gram pişmiş hindi veya tavuk 19 gram; 170 gram yoğurt 17 gram, ½ su bardağı beyaz peynir 14 gram;  ½ su bardağı pişmiş fasulye 8 gram; 1 su bardağı süt 8 gram; 1 yumurta 6 gram, 35 gram badem 7 gram protein içermektedir. Proteinin yanı sıra elbette karbonhidrat ve yağ gibi diğer besin gruplarının, vitamin ve minerallerin de günlük ihtiyaçları karşılayacak şekilde ve sağlıklı besin gruplarından karşılanması sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmez gereksinimidir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanı Uyardı: 35 Yaşında Başlıyor, Ölüme Yol Açabiliyor, Önleminizi Erken Yaşlarda Alın yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uzmanı açıkladı… İmplant mı, protez mi tercih edilmeli? https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-acikladi-implant-mi-protez-mi-tercih-edilmeli/ Wed, 23 Oct 2024 11:50:07 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/uzmani-acikladi-implant-mi-protez-mi-tercih-edilmeli/ İmplantların en önemli avantajının uzun ömürlülük ve doğallık hissi olduğunu ifade eden Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof.

Uzmanı açıkladı… İmplant mı, protez mi tercih edilmeli? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
İmplantların en önemli avantajının uzun ömürlülük ve doğallık hissi olduğunu ifade eden Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Uzun süren bir tedavi süreci gerektirmesi ve kemik hacmi yetersiz hastalarda ek işlemler gerektirmesi ise dezavantaj olarak sayılabilir.” dedi. Protez dişlerin ise kısa sürede uygulanabildiğini dile getiren Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, protezlerin dezavantajı arasında zamanla gevşeme, takıp çıkarma zahmeti, çene kemiğinin erimesine katkıda bulunma ve diş eti sorunlarına neden olmalarını sıraladı.

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, diş implantı ve protezler hakkında bilgi verdi, yaşlılarda hangi seçeneğin uygun olabileceği konusunda değerlendirme yaptı.

Eksik dişlerin yerini almak için çene kemiğine yerleştirilen titanyum vidalara diş implantı denildiğini hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bu yapay kökler üzerine sabit dişler takılarak doğal diş hissi verilir. İmplantlar tek diş, birden fazla diş ya da tüm dişlerin eksikliğinde kullanılabilir.” dedi.

Protez dişin ise eksik dişlerin yerini almak için hazırlanan takılıp çıkarılabilen dişler olduğunu ifade eden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bunlar tam veya kısmi olabilir. Sabit protezler köprü gibi dişlere yapıştırılırken, hareketli protezler hastanın takıp çıkarabileceği şekilde yapılır.” açıklamasını yaptı.

İmplantlar uzun ömürlü, protezler ekonomik… 

İmplantların ve protezlerin bazı avantajları ve dezavantajları olduğunu dile getiren Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, şunları söyledi:

“İmplantların en önemli avantajı uzun ömürlü olmalarıdır. Bununla birlikte doğal diş hissi verir, çene kemiğini korur, konuşma esnasında ve çene yapısında minimum değişiklik sağlar. Diğer dişlere zarar vermez, bağımsız bir çözüm sunar. Dezavantajları arasında, maliyetli olması, uzun süren bir tedavi süreci gerektirmesi, cerrahi bir işlem olduğu için iyileşme sürecinin uzun olması ve komplikasyon riski taşıması sayılabilir. Ayrıca kemik hacmi yetersiz olan hastalarda ek işlemler gerekebilir.

Protez dişler daha ekonomiktir, yapımı ve uygulanması daha kısa sürer. Çeşitli diş eksikliklerinde hemen uygulanabilir. Ancak hareketli protezlerde zamanla gevşeme, takıp çıkarma zahmeti olabilir. Çene kemiğinin erimesine katkıda bulunabilir ve diş eti sorunlarına neden olabilir. Konuşma ve yemek yeme konusunda zorluklar yaşanabilir.”

Kemik sağlığı, diyabet, kalp rahatsızlıkları gibi durumlar implant uygulanabilirliğini kısıtlayabilir 

Yaşlı bireylerde hangi yöntemin kullanılacağının belirlenmesinde bazı faktörlerin etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Yaşlılarda genel sağlık durumuna bakılır. Kemik sağlığı, diyabet, kalp rahatsızlıkları gibi durumlar implantların uygulanabilirliğini kısıtlayabilir. Cerrahi işlemlere uygun olmayan hastalarda protez daha uygun olabilir.” dedi.

Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz diğer faktörleri de şöyle açıkladı:

“Yaşlı bireylerde kemik erimesi daha sık görülebilir. İmplant uygulanabilmesi için yeterli kemik hacminin olmaması durumunda, protezler tercih edilebilir ya da implant öncesi kemik grefti yapılması gerekebilir. Yaşlı bireyler ekonomik faktörleri de dikkate alarak daha uygun maliyetli protezleri seçebilir. İmplantlar daha uzun vadede avantajlı olsa da başlangıç maliyeti yüksektir.”

Hastaların tercihlerini sağlık koşulları, ekonomik durum, konfor ve estetik belirliyor

Yaşlı hastaların tercihlerini etkileyen faktörlere de değinen Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, sağlık koşulları, ekonomik durum, konfor ve estetiğin tercihleri belirlediğini aktardı:

“Cerrahi işlemden kaçınanlar, kalp ya da şeker hastalığı gibi sağlık sorunları olanlar genellikle protez tercih eder. İmplantların yüksek maliyeti, bazı yaşlı hastaların protezi seçmesine neden olur. İmplantlar daha konforlu bir çözüm sunarken, protezlerin çıkarılıp takılabilmesi bazı yaşlılar için zahmetli olabilir. İmplantlar, doğal dişlere en yakın sonuçları sunduğu için estetik kaygıları olan hastalar tarafından tercih edilir.”

İmplantlar çene kemiğini koruyarak uzun vadede yüz yapısının bozulmasını engelliyor

İmplantların sabit ve doğal bir diş hissi sağladıkları için yaşlı bireylerin günlük yaşamında daha fazla rahatlık sunduğuna vurgu yapan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Konuşma ve yeme gibi günlük aktivitelerde protezlere göre daha fazla avantaj sağlarlar. Ayrıca, implantlar çene kemiğini koruyarak uzun vadede yüz yapısının bozulmasını engeller.” dedi.

Özellikle tam hareketli olan protezlerinse, belirli bir adaptasyon süresi gerektirdiğinin altını çizen Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yemek yeme, konuşma esnasında zaman zaman rahatsızlık yaratabilir. Ayrıca protezlerin düzenli olarak temizlenmesi ve yenilenmesi gerekebilir.

Sonuç olarak, yaşlı bireylerin yaşam kalitesi üzerinde implantlar daha fazla olumlu etki yaratırken, maliyet ve sağlık durumu gibi faktörler bu tercihi kısıtlayabilir. Uygun koşullarda implantlar daha uzun ömürlü ve rahat bir çözüm sunar.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Uzmanı açıkladı… İmplant mı, protez mi tercih edilmeli? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>