?>
?>
Depreme 360 derece açıyla bakmak gerekir
Depreme 360 derece açıyla bakmak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sadece yer bilimleri açısından bakma eğilimi kaygıyı artırıyor. Deprem sonrası psikoloji üç aşamadan oluşuyor. İlk 15 gün içerisinde yaşanan akut stres doğaldır ve genellikle kendiliğinden düzelir. Eğer bu durum dört haftayı aşarsa, posttravmatik stres bozukluğu riski ortaya çıkar. Sekiz haftayı geçtiğinde ise profesyonel klinik yardım alınması gerekir.” dedi.
Deprem korkusu kişilik yapısına göre farklılık gösteriyor
Deprem korkusunun kişilik yapısına göre farklılık gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin dışarıdan sakin görünmesine rağmen içsel panik yaşayabileceğini, bu tür durumlarda soğukkanlılığın bir savunma mekanizması olduğunu, ancak çözüm bulunamadığı takdirde kronik strese dönüşebileceğini belirtti.
Deprem korkusunun artmasında belirsizlik, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının büyük etkisi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, Japonya örneğine vererek, güçlü sistemlerin, toplumun deprem korkusunu azaltmada etkili olduğunu söyledi.
Sorgulamadan inanmamak lazım!
Deprem tahminleriyle ilgili kamuoyunda yapılan çelişkili açıklamaları da değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:
“Her uzman kendi penceresinden bakarak açıklamalar yapıyor. Bu tür bilimsel tartışmaların ekranlarda değil, uzmanlar arasında kapalı ortamlarda, bilimsel platformlarda yapılması gerekiyor. Resmi kurumlar, uzman görüşlerini bilimsel veriler ışığında değerlendirip toplumla net, güven verici bir dille paylaşmalı. Aksi takdirde halkta daha fazla kaygı ve güvensizlik oluşuyor. Biri diyor ki ‘İstanbul’u terk edin’. Diğeri ‘Geçti bitti.’ Bunu söylerken sadece kendi penceresinden bakıyorlar. En kötü senaryoya göre hareket ediyorlar. En kötü senaryoya karşı kendi ruh halini topluma yansıtıyor. Onun için şu andaki deprem uzmanlarının söylediklerinin hepsini sorgulamadan inanmamak lazım. Yani fazla iyimser olanı da fazla kötümser olanı da.”
Topluma yeni stres faktörleri eklendi
Deprem sonrası oluşan kronik stresin toplum üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan “Toplumda kronik bir mutsuzluk hali var. Zaten çalkantılı bir toplumuz, buna yeni stres faktörleri eklendi. Bu tür durumlar grup stresi oluşturur ve sonuçta tartışmalar, kavgalar ve şiddet olayları artar,” dedi.
Toplumda zaten var olan suç oranlarının daha da artabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, bu gibi dönemlerde liderliğin kritik rol oynadığını ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Toplum, yöneticilere ve karar vericilere güven duymazsa kriz daha da derinleşir. Liderler gerçekleri gizlerse kaygı artar. Güvenin kaybolduğu yerlerde kimse rahat edemez. Şu an Türkiye’de depremle ilgili plan ve projeler hazırlandı hissi oluşmadı.” ifadelerini kullandı.
İletişim sistemleri yetersiz kaldı!
Deprem sonrası iletişim sistemlerinin yetersiz kaldığı yönündeki eleştirileri de değerlendiren Tarhan, “İnternet ve telefon hatları çöktü. Sonrasında sadece özürler geldi. Bu tür afetlere hazırlıkta devletin düzenleyici ve denetleyici rolü çok önemli. Vatandaş vergisini ödüyor; karşılığında etkili kriz yönetimi bekliyor.” diye konuştu.
Deprem için beyin egzersizleri önerisi
Deprem korkusuyla baş etmek için “kabul egzersizleri” yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, Japonların da kullandığı ‘Acceptance Commitment Therapy’ (Kabul ve Kararlılık Terapisi) tekniklerini önerdi.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, egzersizlerin temel adımlarını şöyle açıkladı:
“Korkuya şefkatle yaklaşmak; korkuyu reddetmek yerine onu kabul etmek gerekiyor. Özellikle çocuklar, ebeveynlerinin tepkilerine göre şekilleniyor. Anne-baba soğukkanlı olursa çocuk da korkuyu daha kolay yönetiyor. Nefes ve kas gevşeme egzersizleri; bedenle iletişim kurarak geçmişte aşılmış stresli durumları hatırlamak, şükran duygusunu artırmak önemli. ‘Şu anda sağlıklıyım, şu anda bilincim yerinde’ gibi olumlu düşünceler zihni rahatlatır. Zihinsel sığınak oluşturmak; büyük bir anlamın parçası olduğunu hissetmek kişiye güç verir. İnanç sistemlerinde olduğu gibi yüksek bir varlığa güvenmek, evrende bir düzen olduğunu görmek insanı rahatlatır. Panik anında yalnız olmadığını bilmek çok önemli.”
Sosyal temas travma etkisini azaltıyor!
Deprem gecesinde insanların aileleriyle birlikte olma ihtiyacının arttığını gözlemlediklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu içgüdüsel bir davranış. Sosyal temas travmanın etkisini azaltır.” dedi.
Travmalar, anlam arayışını yoğunlaştırıyor…
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, travma anlarında insanların anlam arayışının yoğunlaştığını belirterek, “Böyle anlarda insan hayatı, değerleri, ilişkileri ve benlik algısını yeniden gözden geçirir. Korkuyu kabul egzersizi yapmak, kendine şefkatle yaklaşmak ve geçmişi pozitif değerlendirmek önemlidir.” ifadesinde bulundu.
Kontrol duygusu yüksek olan kişilerin korkuyu daha yoğun yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle panik bozuklukta bu durumun sıkça görülür. Bütçesi milyar doları bulan bir şirketi yöneten bir iş insanı, kendi tansiyonunu yönetemediğini söylemişti. Çünkü insanın kontrol edebileceği ve edemeyeceği şeyler vardır.” diye konuştu.
Çocuklarda travma yönetimi nasıl olmalı?
Çocukların deprem gibi travmatik olaylardan etkilenme biçiminin yaş gruplarına göre değiştiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, 0-6 yaş arasındaki çocukların en çok bağlılık ilişkisine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Deprem anında çocuklar mutlaka anne-baba ile birlikte olmalı. Onların yanında olmak, beyinde güven ve sevgi hormonu oksitosin salgılanmasını artırıyor.” şeklinde konuştu.
6 yaş sonrası çocukların ise olayları sorgulamaya başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu yaş grubundaki çocuklar ‘Neden oldu? Bana bir şey olur mu? Sana bir şey olur mu?’ gibi sorular sorar. Bu dönemde çocukları susturmak yerine, onları dinlemek çok önemli. Konuşmak değil, duygularını ifade etmelerine izin vermek gerekir.” dedi.
Anne-baba tutumunun çocukların travmaya karşı dayanıklılığını doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Büyük insan tepkisi beklemeyelim ama büyük insan gibi yaklaşalım. Çocuğun kendini değerli ve güvende hissetmesi, bu dönemin en önemli kazanımıdır.” İfadesinde de bulundu.
Gençlerin deprem kaygıları ve psikolojik tepkileri ne?
Gençlerin deprem kaygıları ve psikolojik tepkileri üzerine de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Tarhan, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin yaşadığı kimlik sorgulamalarının, anlam arayışlarının doğal olduğunu vurguladı.
Ergenlik döneminin “Ben kimim? Nereye yönelmeliyim? Niçin?” gibi soruların yoğunlukla sorulduğu fırtınalı bir dönem olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu yaş grubunda varoluş ve anlam sorgulaması yapmaları sağlıklı bir gelişim göstergesidir. Deprem gibi büyük olaylar da bu sorgulamaları tetikleyebilir. Eğer ergenler bir grup içinde güvenli bir ortamdaysalar birbirlerine desteklerler. Dış arkadaşlık aileden daha önemlidir. Ergenlik döneminin doğası budur. Aileler bu dönemde ergenlere akıl vermekten çok onların fikirlerine başvurmalı. ‘Sence ne yapabiliriz?’ gibi sorularla aidiyet duygusu güçlendirilmelidir. Bu yaklaşımın bile terapötik etkisi olur” diye konuştu.
Narsistler depremden daha fazla korkar!
Narsistik kişilerin dışarıdan korkmuyormuş gibi görünebileceklerini ancak depremden en çok korkan gruplardan biri olduklarını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Narsistik kişiler, güçlü görünme zorunluluğunda oldukları için korkularını gizlerler. Aslında güçlü bir karaktere sahip değillerdir; sadece güçlü rolünü oynarlar. Kritik anlarda, örneğin bir depremde, en hızlı kaçış tepkisini gösterenler arasında olabilirler.” açıklamasında bulundu.
Zorluklar, daha büyük bir anlamı kavrama fırsatı sunar!
Türkiye’nin zor bir coğrafyada bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, son dönemde toplumda ‘kalabalıklar içinde yalnızlık’ kavramının yaygınlaştığını belirtti.
“Üzerine bir de deprem kaygısı eklendiğinde toplumda geleceğe dair umutsuzluk duyguları artabiliyor. Ancak Türkiye geçmişte çok daha büyük krizleri aştı. İstiklal Savaşı, I. Dünya Savaşı gibi büyük zorluklar yaşandı. O dönemlerde bir amaç vardı; şimdi de toplum olarak yeni bir amaç belirlememiz gerekiyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, yaşanan zorlukların insanlara daha büyük bir anlamı kavrama fırsatı sunduğunu vurguladı.
Kucaklayıcı, kapsayıcı bir ortama ihtiyaç var!
Herkesin kendini sorgulaması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de şu andaki bu gerilim ortamını hak etmiyor. Şu anda Türkiye’yi kucaklayıcı, kapsayıcı bir ortama ihtiyaç var. Şu anda herkesin kendisini sorgulaması gerekiyor. Bu olaylar bize ne öğretti diye düşünmeliyiz.” diye konuştu.
Türkiye’deki sosyal yapıdaki çözülmelere de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, aile sistemindeki çöküş, gençlerin evlilikten uzaklaşması, ekonomik sıkıntılar ve yalnızlık gibi sorunların toplumun genel ruh halini olumsuz etkilediğini kaydetti.
Gençlere güven ve adalet duygusu verilirse sorunların büyük kısmı çözülür
Bu olumsuzluklara rağmen, toplumsal barışı sağlayacak ortak bir anlamın bulunabileceğini ancak toplumda ciddi bir kaygı ortamı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Şu anda toplumda savaş ortamı ruh hali hâkim. İnsanlar gelecekle ilgili güven ve ümit duygusunu hissedemiyor. O yüzden yeni bir amaç ve vizyon ortaya konulması gerekiyor. Kurtuluş Savaşı döneminde olduğu gibi ortak bir amaç etrafında birleşilirse, toplumdaki stresin ve olayların yüzde 50’si azalır.” dedi.
Toplumun sessiz kalmasının da riskli olduğuna değinen Prof. Dr. Tarhan, karamsarlığa kapılmadan umutla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle genç nesilde adalet beklentisinin yüksek olduğunu belirten Tarhan, “Gençler kötü değil. Masumiyet arayışı içindeler. Onlara güven ve adalet duygusu verirsek, sorunların büyük kısmı çözülür.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
“Bilimsel tartışmaların ekranlarda değil, uzmanlar arasında kapalı ortamlarda yapılmalı” yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Volkanik Patlamaların Hava ve Sudaki Olası Etkileri
Volkan patlamaları oluştukları bölgede yol açtıkları hasarın yanı sıra çevre bölgelere de hava ve su yoluyla ulaşabilen çeşitli zararlar verebiliyor.
Solunum Problemleri: Volkanik küllerin solunması, ciddi ani nefes darlığı ile seyreden solunumsal alerjik reaksiyonları (bronkospazm, vb.) oluşturabiliyor. Astım ve KOAH gibi kronik akciğer hastalıklarının alevlenmesini tetikliyor. Dolayısıyla, bu durum hastane ve yoğun bakım yatışlarına kadar giden akut solunum yetmezliği ile sonuçlanabiliyor.
Göz Tahrişi: Kül partikülleri gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve tahrişe neden olabiliyor.
Cilt Tahrişi: Kül partikülleri ciltle temas ettiğinde zarar verebiliyor.
Su Kaynaklarının Kirlenmesi: Kül yağışları, suyun kirlenmesine ya da su tesisatlarının tıkanıp hasar görmesine neden olabiliyor.
Hangi Önlemleri Alabiliriz?
İç Mekânlarda Kalın: Kül yağışı riski varsa önemli ihtiyaçlarınızı öncesinde tedarik edin. Yağış başladıktan sonra mümkünse evde kalın ve kapı ile pencereleri kapalı tutun. Mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın ve temastan kaçının. Havalandırma ve klima sistemlerini mümkünse kapatın.
Havanın Nemlendirilmesi: Evin içinde bir miktar nem sağlamak (örneğin, nemlendirici kullanmak veya su dolu kaplar koymak) havadaki kül partiküllerini azaltabilir.
Koruyucu Ekipman Kullanın: Dışarı çıkmanız gerekiyorsa, partikül filtreli maskeler ve koruyucu gözlükler kullanın.
Su Kaynaklarını Koruyun: Yağmur suyu topluyorsanız, kül yağışı öncesinde su depolarınızın girişlerini kapatın. İçme suyu olarak, en az bir hafta yetecek miktarda suyu (kişi başına günde 3-4 litre) önceden depolayın.
Araç Kullanımına Dikkat Edin: Kül birikintileri yolları kayganlaştırabilir ve görüş mesafesini azaltabilir. Mecbur kalmadıkça araç kullanmaktan kaçının.
Gıda Güvenliği: Bahçenizde yetiştirdiğiniz sebze ve meyveleri tüketmeden önce temiz suyla iyice yıkayın.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Volkan patlamasına karşı neler yapılmalı? Ne gibi önlemler alabiliriz? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Yanık alanın korunmasının önemli olduğunu belirten Çakmak, yanık bölgenin temiz bir gazlı bez ya da ince bir kumaşla kapatılmasını, sıkı giysi ve takıların mutlaka çıkarılması gerektiğini söyledi. Sıvı kaybına dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Çakmak, “Hastaya bilinci açıksa bol su içirilmelidir. Ancak kusma varsa, sıvı verilmemelidir. Şok belirtileri izlenmelidir. Hızlı nabız, solgunluk ya da sersemlik görülürse, hasta yatırılıp ayakları hafif yukarı kaldırılmalıdır” dedi.
İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Fatma Çakmak, yanık vakalarında acil müdahalenin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Vücudun yüzde 20’sinden fazlasını kapsadığında riskli…
Yanıkların cildin etkilenme düzeyine göre üç derecede incelendiğini belirten Çakmak, “Birinci derece yanıklar yüzeysel ve genellikle hayati tehlike oluşturmaz; ciltte kızarma ve hafif bir yanma hissiyle seyreder. Ancak ikinci derece yanıklar, cildin daha derin tabakalarını etkiler, su toplanması ve şiddetli ağrı ile karakterizedir. Bu yanıklar, vücudun yüzde 20’sinden fazlasını kapsadığında ciddi sorunlara yol açabilir” uyarısında bulundu.
En tehlikelisi üçüncü derece yanıklar
En tehlikeli olan yanıkların üçüncü derece yanıklar olduğunu kaydeden Çakmak, “Bu durumda cildin tamamı ve alttaki dokular hasar görür. Sinirlerin zarar görmesi nedeniyle bazen yanık bölgesinde ağrı hissedilmeyebilir. Üçüncü derece yanıklar vücudun yüzde 10’unu aştığında hayati risk oluşturur. Çocuklar ve yaşlılar gibi hassas gruplarda daha küçük oranlar bile tehlikeli olabilir” dedi.
Yanıklarda ilk müdahale nasıl olmalıdır?
Küçük çaptaki yanıklarda ilk yardımın, yanığın ilerlemesini önlemek ve hasarı hafifletmek için çok önemli olduğunu vurgulayan Çakmak, tavsiyelerini şöyle sıraladı:
Yanık alanını soğutun: Hemen soğuk suyun altında 10-20 dakika bekletin. Ancak su, buz gibi olmamalıdır. Bu, cildin daha fazla zarar görmesini engeller.
Bölgeyi temiz tutun: Yanığı nazikçe kurulayın ve steril bir gazlı bezle örtün.
Yanığın üzerine bir şey uygulamayın: Diş macunu ya da benzeri maddeler uygulamayın, bu enfeksiyon riskini artırabilir.
Su toplamış kabarcıkları patlatmayın: Bu, enfeksiyon ve iyileşme sorunlarına yol açabilir.
Yanık alan korunmalı, sıkı giysi ve takılar çıkarılmalı
Doç. Dr. Fatma Çakmak, bir sağlık kuruluşuna ulaşana kadar yapılması gerekenlere de dikkat çekti. Yanık alanın korunmasının önemini vurgulayan, sık giysilerin ve takıların çıkarılması gerektiğini söyleyen Çakmak, “Yanık alanı temiz bir gazlı bez ya da ince bir kumaşla kapatın. Sıkı giysi ve takıları çıkarın. Yanığın etrafı şişerse bu eşyalar kan dolaşımını engelleyebilir. Ağrıyı kontrol edin, Parasetamol ya da İbuprofen gibi etkin madde içeren bir ağrı kesici alınabilir. Sıvı kaybına dikkat edilmelidir. Hastaya bilinci açıksa bol su içirilmelidir. Ancak kusma varsa, sıvı verilmemelidir. Şok belirtileri izlenmelidir. Hızlı nabız, solgunluk ya da sersemlik görülürse, hasta yatırılıp ayakları hafif yukarı kaldırılmalıdır” diye konuştu.
Yanık vakalarını önlemek için bu uyarılara kulak verilmeli
Yanıkların önlenmesi için alınabilecek önlemlere dikkat çeken Doç. Dr. Fatma Çakmak, dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:
Mutfak için önlemler: Ocakta yemek yaparken tencere saplarını içe doğru çevirin ve çocuklardan uzak tutun.
Sıcak sıvılar: Çay, kahve gibi içecekleri dökülmeyecek şekilde taşıyın.
Yangın dedektörü ve yangın merdivenleri: Evde, ofiste mutlaka yangın dedektörleri bulundurup çalıştığından emin olun. Yangın merdivenlerinin kapıları kolayca açılabilecek şekilde olmalı ve önünde eşya bulunmamalı.
Yangın tahliye planı: Bulunduğunuz yerde önceden mutlaka bir yangın tahliye planı hazırlamış olmalısınız.
Elektrikli cihazlar: Ütü ve ısıtıcı gibi cihazları kullanım sonrasında kapatın. Elektriksel alt yapının sağlam olduğundan emin olun.
Kimyasallar: Temizlik maddelerini çocuklardan uzak ve kapakları sıkı kapanmış bir yerde saklayın.
Zamanında müdahale hayat kurtarıyor
Doç. Dr. Fatma Çakmak, sözlerini şöyle tamamladı: “Yanıkların tedavisinde zamanında müdahale hayat kurtarıcıdır. Basit yanıklar için evde ilk yardım yeterli olabilirken, daha ciddi yanıklarda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Unutmayın, her evde temel ilk yardım malzemeleri bulunmalı ve bu konuda bilgi sahibi olunmalıdır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yanık vakalarında acil müdahalede neler yapılmalı? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Diş sağlığında günümüzün popüler uygulamalarından biri olan beyazlatma işlemiyle diş rengini açmanın mümkün olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Arzu Tekkeli, “Evde kullanılan beyazlatma jellerinin etkisi, düşük dozda oldukları için klinik uygulama olmadan daha yavaş görülüyor. Diş beyazlatma macunları ise destekleyici ürünler olduğu için etkileri sınırlı olsa da düzenli fırçalama ve dikkatli beslenme ile sararmaları engelleyebilir. Ancak evde bilinçsizce karbonat veya kömür tozu gibi ürünler kullanmak, dişleri aşındırarak kalıcı hasara sebep olabilir. Bu nedenle beyazlatma işlemi güvenilir kliniklerde yapılmalı” dedi.
Kuşkusuz her insan dişlerinin bembeyaz olmasını ister. Ancak beslenme tarzı ve gün içinde tüketilen çay, kahve, meyve suları gibi besinler, tütün kullanımı, yaşlılık, genetik özellikler, günlük diş bakım eksikliği, bazı hastalıklar ve hamilelikte annenin kullandığı ve çocukluk çağında alınan bazı antibiyotikler diş minelerinde bozulmaya ve renklenmeye neden olabiliyor. Kanser hastalarında da kemoterapi ve radyoterapinin etkisiyle tükürük salgıları azalırken, dişlerin doğal temizleme işleminin devre dışı kalarak sararmaların ortaya çıktığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Arzu Tekkeli, “Ancak doğuştan gelen sararmaların dışındaki faktörlerle değişen diş rengini klinik destekle beyazlatmak mümkün” diye konuştu.
Dişler en fazla 2-3 ton beyazlatılıyor
Diş beyazlatmanın dişlerin renginin geriye dönük olarak birkaç ton açılması anlamına gelen bir uygulama olduğunu söyleyen Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Arzu Tekkeli, “Dolayısıyla sınırsız bir beyazlatmadan bahsetmek doğru değil. Hastaların özellikle bu konuda çok dikkatli olmalarında, tamamen sınırsız diş beyazlatma iddiasında olan yerlerden uzak durmalarında fayda var. En güncel uygulamalarla en fazla 2-3 ton geriye gidilebildiği unutulmamalı” dedi.
Uygulamanın bazı dişlerde iyi sonuçlar verirken bazı dişlerde sadece bir ton açılma sağladığını hatırlatan Dt. Arzu Tekkeli, “İşlem öncesi bu bilgi hastaya veriliyor. Diş beyazlatma işlemi, hastanın muayenesinden sonra, eğer iyi sonuç alınacağına yönelik bir değerlendirme yapılırsa, tek seferde arka arkaya 15’er dakikalık üç seansla tamamlanan bir süreç. İlk aşamada ağız içine diş etlerini ve diş dokularını koruyucu bir malzeme uygulanıyor. İkinci aşamada, sadece diş yüzeylerine değecek şekilde beyazlatma jeli sürülüyor. Özel bir beyazlatma ışığıyla da işlem destekleniyor” şeklinde konuştu.
Beyazlatma işleminden sonra 24 saat çay-kahve tüketilmemeli
İşlem bittikten sonra 24-48 saat boyunca hastanın çay, kahve ve meyve suyu gibi içecekleri tüketmemesinin önemli olduğunu belirten Dt. Arzu Tekkeli, “Çünkü bu süre boyunca beyazlatma işleminin etkisi devam ediyor. Sonrasında ise işlemin kalıcılığı için hastalara evde beyazlatma işlemi öneriliyor. Bunun için de diş hekiminin paylaştığı ürünleri kullanmaya özen gösterilmeli” dedi.
Diş beyazlatma işlemi 2 yıl kalıcı
Diş beyazlatma işleminin en fazla 2 yıllık bir kalıcılığının olduğunu söyleyen Dt. Arzu Tekkeli, “Hastalar beslenme tarzlarını değiştirmedikleri sürece dişler bu süre sonunda eski rengine dönmeye başlar. Ancak özel bir yıl dönümü, düğün, seyahat, önemli bir toplantıya katılım ya da tamamen kendini iyi hissetme ihtiyacı gibi nedenlerle diş beyazlatma işlemi yaptıran pek çok insan için bu sürenin makul ve yeterli olduğunu söyleyebiliriz” açıklamasında bulundu.
Beyazlatma işlemi güvenilir kliniklerde yapılmalı
Diş beyazlatma işleminin dişlere, diş minesine ve dokusuna herhangi bir zararının olmadığını söyleyen Dt. Arzu Tekkeli, “Hastalar için buradaki önemli nokta, doğru malzeme ve ekipman kullanımının sağlandığı, güvenilir ve deneyimli uzmanların çalıştığı klinikleri tercih etmek” dedi.
Kemik ve diş dokularının sağlığı için D ve C vitamininin iki önemli kaynak olduğunu hatırlatan Tekkeli, “Bu iki vitaminin eksikliği, dişlerde zayıflık ve renk değişimine yol açabilir. Bu nedenle rutin kontrollerinizde D ve C vitaminlerinize mutlaka baktırın” önerisinde bulundu.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Evde diş beyazlatmadan kaçının Beyazlatma işlemi güvenilir kliniklerde yapılmalı yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>