?>
?>
Nefes egzersizi düşüncelerimizi ve duygularımızı olumlu etkilerken, kaygının yol açtığı fiziki sorunları azaltmada da önemli rol oynar. Nefes egzersizlerini gevşeme ve kaygı yönetimi için düzenli olarak uygulayabilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Nida Koca doğru nefes egzersizine yönelik şu önerilerde bulunuyor: “Rahat ettiğiniz bir pozisyonda olun. Burnunuzdan derin bir nefes alın. Derin nefes alırken göğsünüzü değil karnınızı şişirin. Nefesinizi 2-3 saniye tutun ve yavaşça ağzınızdan bırakın. Nefesinizin boşaldığından emin olduktan sonra yeniden tekrarlayın. Rahatladığınızı hissedene kadar bu nefes egzersizini yapabilirsiniz. Günde toplam 20 dakika-1 saat arasında yapılması uygundur. İş yerinde, okulda ya da sokakta yürürken günlük işleyişiniz aksamadan yapacağınız nefes egzersizi ile kaygınızı azaltabilirsiniz” diyor.
Kaygı bozukluğu yaşıyorsanız aşırı şekerli, yağlı ve fazla fast-food içeren beslenme tutumundan uzak durmalısınız. Beslenme düzenimize dikkat etmemiz, dengeli ve yeterli beslenme rutini oluşturmamız vücudumuzun ihtiyaç duyduğu ve psikolojik sağlığımız için de oldukça önemli olan vitaminlerin/ minerallerin eksikliği riskini aza indirecek ve kaygı bozukluğunu da içeren çeşitli psikolojik rahatsızlıklardan korunmamızda fayda sağlayacaktır.
Uzman Klinik Psikolog Nida Koca “Kaygı sorunu yaşayan kişilerde kas ağrılarına ve gerginliklerine sıklıkla rastlarız. Bu ağrılar bireyin günlük hayatında rahatsızlık hissettirir, yaşam kalitesini düşürür. Bu nedenle gün içerisinde vücudunuzu rahatlatıcı ve kaslarınızı gevşetici kolay kas egzersizleri yaparak fiziksel ve duygusal gerginliğinizi, beraberinde stresi ve kaygıyı da azaltabilirsiniz. Ancak geçmişte yaşanmış kas spazm ya da kas problemi varsa kas egzersizlerini uygulamadan önce mutlaka doktora danışmak gerekir” diyor.
Uyku ve kaygı bozukluğu arasında önemli bir ilişki vardır. Kaygı, uyku düzeniniz üzerinde negatif etki ederken, uyku düzeninin bozuk olması da kaygılı hissetmenize sebep olur. Uykuyla ilgili rutinler oluşturmak, uyku hijyenine dikkat etmek (örneğin; uyuduğunuz odanın karanlık olması, çok sıcak olmaması, uyumadan en az bir saat önce cep telefonu, tablet, tv, bilgisayardan uzak durmak, esneme hareketleri yapmak vb) kaygınızın önlenmesinde önemli bir yere sahip. Kendinize belirli uyuma ve uyanma saatleri koyup yeterli uykuyu aldığınızdan emin olun. Bunu bir yaşam biçimi haline getirmek uzun vadede hayatınıza pozitif etki edecektir.
Yapılan birçok araştırma göstermektedir ki; düzenli yapılan egzersiz fiziksel sorunlar kadar psikolojik sorunlara karşı da büyük fayda sağlıyor. Spor denildiğinde akıllara spor salonlarında geçirilen uzun saatler gelse de aslında düşük düzeydeki egzersizin bile kaygıyı azaltıcı etkisi var. Kaygınızı azaltmak için, haftada en az üç gün 45’er dakika yürüyüş yaparak egzersizin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığınız için olumlu etkilerinden faydalanabilirsiniz.
Uzman Klinik Psikolog Nida Koca “Erken yaşlarda alkol kullanımı ve madde kullanımı ile artan anksiyete riskini içeren çok sayıda araştırma vardır. Kaygılı bireylerin alkol/madde kullanımında ilk amacı kaygılı oldukları anda kendilerini rahatlatmak olsa da uzun vadede bakıldığında kaygıyı daha çok arttırdığı hatta bu durumun alkol/madde bağımlılığına sebebiyet verdiği gözlemlenmiştir. Alkol madde kullanımı anlık gevşeme sağlıyor gibi dursa da uzun vadede kaygı bozukluğunuz üzerinde ciddi bir risk faktörüdür” diyor.
Yapılan çalışmalarda; kahve ve çay gibi içeceklerde bulunan kafeinin aşırı tüketiminin kaygıyı arttırdığı gözlemlenmiştir. Yüksek doz kafeinin yol açtığı kalp ritminde hızlanma ve titreme yüksek anksiyetenin hissettirdiği fiziksel semptomlarınızı arttırabilir ve bu durum var olan kaygınızın daha da şiddetlenmesine sebep olabilir. Özellikle kaygı bozukluğu yaşıyorsanız kafein tüketimini kısıtlamayı ve yüksek doz alımlardan uzak durmanız gerektiğini unutmamalısınız.
Zaman zaman hayatımızda tek başımıza vakit geçirmek isteyebiliriz bu çok doğal bir ihtiyaçtır fakat psikolojik olarak zorlandığımız zamanlarda bazen bu durum bir kaçınma davranışı haline gelebilir. Bazı psikolojik rahatsızlıklarda sosyalleşme ne kadar zorlayıcı da olsa ailenizden, partnerinizden, arkadaşlarınızdan sosyal destek almak sandığınızın aksine rahatlatıcı bir etki verecektir. Sevdiklerinizle geçirdiğiniz kaliteli vaktin kaygılarınızın önüne geçmesine izin verin.
Uzman Klinik Psikolog Nida Koca “Duyguları sözel ya da sözel olmayan yollarla ifade etmenin, fiziksel ve psikolojik sağlık üzerinde pozitif etkileri olduğu bilinmektedir. Sanatı bu konuda aktif kullanmak yaratıcılığınızı geliştirirken kaygınızı da azaltacaktır. Tamamen duygularınızı yansıttığınız bol renk içeren resimler çizmek, kaygıyı azaltan müzikler seçmek, baskılardan kurtulup rahatça dans etmek, kilin size verdiği sonsuz yaratıcılık hakkını değerlendirmek kaygılarınızı azaltacak ve kendinizi çok daha özgür hissetmenize sebep olacaktır” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Kaygıyı azaltmaya yardımcı 9 etkili öneri! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Hamilelik ve doğum, karın bölgesinde sarkmalar, kilo alımı, ciltte çatlaklar ve göğüslerde hacim kaybı gibi fiziksel izler bırakabiliyor. Bu konuda çözüm olarak sunulan ve tüm dünyada özellikle son yıllarda daha çok konuşulan “annelik estetiği” konusunda Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif, Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Dr. Mert Ersan, konuyla ilgili önemli bilgiler verdi. Annelik estetiğinin, farklı estetik prosedürlerinin bir arada sunulduğu bir kombinasyon olduğunu anlatan Dr. Öğr. Ü. Ersan, bu noktada kadının ihtiyaçları, genel sağlık durumu gibi birçok noktanın değerlendirilmesi gerektiğinin de altını çizdi.
İŞLEMLER TEK BAŞINA YA DA KOMBİNE ŞEKİLDE UYGULANABİLİYOR
Bu kombinasyonunun içinde, meme, karın, genital bölge ve liposuctionın yer alabildiğini ve kadının ihtiyacına göre de her birinin ya da bazılarının kombinasyonu olarak uygulanabildiğini anlatan Dr. Öğr. Ü. Ersan, sözlerine şöyle devam etti: “Gebelik ve emzirme dönemi sonrasında kadın vücudunda en fazla deformite gözlenen bölgelerin başında meme geliyor. Sıklıkla, halk arasında ‘içi boşalmış’ diye tabir edilen hacim kaybı meydana geliyor. Bu tarz durumlarda sarkma yoksa meme büyütme ameliyatı ya da bir sarkıklık varsa, meme büyütme ile beraber meme dikleştirme ameliyatı yapılabiliyor.”
“KADININ İHTİYAÇLARI BELİRLEYİCİDİR”
“Gebelik ve doğum sonrası kadınların karın ve genital bölgesinde de deformiteler oluşabiliyor” diyen Dr. Öğr. Ü. Ersan, “Doğumdan sonraki dönemde karın cildinde sarkmalar, çatlaklar veya fazlalıklar meydana gelebiliyor. Ya da özellikle sezaryen doğum sonrasında karın bölgesinde cilt toplanması yaşanabiliyor. Bu durumda karın germe ameliyatı da annelik estetiğine dahil edilebilir. Bunun yanında özellikle pubik bölgede, basenlerde ya da bel çevresinde oluşabilecek yağ artışları için de liposuction işlemi uygulanabiliyor. Genital bölgede ise vajinanın genişlemesine bağlı deformiteler ve genital dudaklarda bozulmalar meydana gelebiliyor. Bu durumda da uygun cerrahi çözümler mümkün.” diye konuştu.
“AMELİYAT İÇİN DOĞUMUN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇMESİ GEREKİYOR”
Ameliyat için acele edilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr.Ü. Ersan, “Kadın vücudu mucizelerle doludur. Dolayısıyla, doğumdan sonraki dönemde birçok deformite toparlıyor. Bu noktada sabırlı olmak gerekiyor. Bir müdahalede bulunacaksak bile, mutlaka doğumun üzerinden bir yıl geçmesi gerektiğini söylüyoruz. Eğer kadın emziriyorsa emzirme bittikten sonra bir yıl geçmesinde yarar var” ifadelerini kullandı.
“KADININ DOĞURGANLIĞI ETKİLENMİYOR”
Dr. Öğr. Ü. Ersan, annelik estetiğinden önce sağlıklı yaşam tarzı benimsemenin ve ideal kiloya ulaşmanın önemine vurgu yaparken, bu operasyonların doğurganlık üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını belirtti. Dr. Ersan şöyle konuştu: “Beklenmesi gereken süre geçmiş, ideal kiloya ulaşılmış, düzenli olarak aktif spor yapıyoruz ve sağlıklı besleniyoruz. Bunlara rağmen geçmeyen deformiteler varsa, o zaman annelik estetiğini öneriyoruz. Ama öncelikle sağlıklı yaşam periyodunun oturması gerekiyor. Bu ameliyatlar kadının doğurganlığına zarar veren işlemler değil. Ancak, bu ameliyatların yapılma sebebi zaten gebelik sürecinin vücutta yarattığı deformiteler. Yani tekrar hamile kalırsanız, memelerde tekrar şekil bozukluğu olabilir, karın sarkabilir, genital problemler meydana gelebilir. Bu yüzden, daha kalıcı sonuçlar elde etmek amacıyla bu ameliyatları genellikle hamilelik ve emzirme sürecini tamamlamış, ileri dönemde tekrar çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlara öneriyoruz.”
KOMBİNE AMELİYAT SONRASI İYİLEŞME SÜRECİ
Birden fazla estetik müdahalenin tek bir ameliyat altında yapılmasının hasta için avantajlı olduğunu belirten Dr. Öğr. Ü. Ersan estetik ameliyatlar sonrası iyileşme süreci hakkında da bilgi verdi: “Kombine bir işlem genellikle 1-2 gün kadar hastanede yatış gerektiriyor. Ameliyat sonrası ilk birkaç gün biraz zor geçiyor, çünkü anestezi alıyoruz ve vücutta bir yorgunluk meydana geliyor. Baş dönmesi, bulantı, kusma gibi durumlar olabiliyor, ancak üçüncü günden sonra hızlı bir iyileşme süreci başlıyor. Birinci haftadan sonra hasta normal işlerine geri dönmeye başlıyor ancak tüm etkilerin geçmesi altı haftayı bulabiliyor. Ameliyat kararını vermek hasta için kolay olmasa da kombine işlemler aynı ameliyatta yapılabiliyor. Tek anestezi altında, tek ameliyat ve tek iyileşme periyodu hastanın birçok deformitesinden kurtulmasını sağlıyor. Ancak bu, ameliyat süresini uzattığı için iyileşme dönemi biraz daha zor olabiliyor.”
“İŞLEMLERİN DOĞRU ZAMANDA VE DOĞRU KİŞİYE UYGULANMASI ÖNEMLİ”
Dr. Öğr. Ü. Mert Ersan, son olarak kombine estetik ameliyatların her hasta için uygun olmadığını belirterek, doğru hasta seçiminin önemine dikkat çekti. Hastanın genel sağlık durumu, sigara kullanımı ve ek hastalıkların varlığının ameliyatın risklerini artırabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Ü. Mert Ersan, “Kombine ameliyatlar her hasta için uygun değil. Hastanın genel durumu, sigara kullanımı gibi faktörleri göz önünde bulundurarak ameliyat kararını vermek gerekiyor. Ameliyat süresinin uzaması pıhtı atma riski gibi durumları artırabiliyor, bu yüzden sigara içen hastalarda dikkatli olmamız gerekiyor. Ameliyat sonrası iyileşmenin sorunsuz olması için de sigarayı bırakmak çok önemli. Nikotin, damarları etkileyerek kan akışını bozuyor ve yara iyileşmesini zorlaştırıyor. Obezite de iyileşme sürecini olumsuz etkileyen faktörlerden biri. Bu yüzden, ameliyat öncesinde ideal kiloya ulaşmak ve sağlıklı beslenmek oldukça önem taşıyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Annelik Estetiği, Kadının Doğum Sonrası İstediği Forma Girmesine Yardımcı Oluyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>