?>
?>
İstanbul Bilgi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğrencileri Beril Aygül, Sena Ulgaz ve Berkay Yılmaz, BİLGİ Elektrik- Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yiğit Dağhan Gökdel’in danışmanlığında solunum yolu hastalıklarının teşhis edilmesine olanak sağlayan “Tek Kullanımlık Kâğıt Tabanlı Piyezodirenç MEMS Akış Algılayıcısı” projesini geliştirdi. Proje, astım ve KOAH gibi kronik solunum yolu hastalıklarının teşhisini hızlı, düşük maliyetli ve enfeksiyon riskini en aza indiren yöntemlerle gerçekleştirme imkânı sunuyor.
Günümüzde kronik solunum yolu hastalıkları, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor. Özellikle astım ve KOAH gibi rahatsızlıkların erken teşhisi, hastaların yaşam kalitesini artırmak ve tedavi sürecini hızlandırmak açısından büyük önem taşıyor.
Tek kullanımlık ve çevre dostu tasarım
TÜBİTAK 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında desteklenen proje, solunum yolu hastalıklarının hızlı ve etkili ön tanısını sağlamak amacıyla düşük maliyetli ve çevre dostu bir hava akış sensörüne odaklanıyor. Yalnızca 30 dakikada üretilebilen bu kâğıt bazlı sensör, enfeksiyon riskini en aza indirirken çevresel atıkların önüne geçiyor. Aynı zamanda uygun maliyetiyle düşük gelirli ülkelerde sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırma potansiyeline sahip olan cihaz, geniş ölçekli biyomedikal uygulamalarda kullanılabilir bir alternatif sunuyor.
Projeyi akciğer fonksiyonlarının ölçen mevcut sistemlerle karşılaştıran Doç. Dr. Yiğit Dağhan Gökdel, “Spirometreler, yalnızca solunum teknisyeni eşliğinde kullanılabilen, taşınamayacak kadar büyük cihazlardır. Ayrıca sık temizlenememeleri, Covid, zatürre ve diğer solunum yolu virüslerinin bulaşma riskini artırmaktadır. Üstelik bu cihazlar oldukça yüksek maliyetlidir. Geliştirdiğimiz tasarımla tüm bu dezavantajları ortadan kaldırmayı amaçladık.” dedi.
Ayrıca Beril Aygül, Sena Ulgaz ve Berkay Yılmaz, Doç. Dr. Yiğit Dağhan Gökdel, Kuter Erdil ve Ömer Gökalp Akcan’ın proje ile ilgili yazdığı makale alanında saygın bir yayın olan Journal of Microelectromechanical Systems dergisinde yer alarak önemli bir akademik başarıya imza attı. Projenin bir sonraki aşamasında klinik testlerin ve sertifikasyon süreçlerinin tamamlanması hedefleniyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Solunum yolu hastalıklarının tanısında yenilikçi yöntem: BİLGİ öğrencilerinden düşük maliyetli ve çevre dostu sensör yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Temel nedenini Human Papilloma Virüsü’nün oluşturduğu rahim ağzı kanseri, ülkemizde en sık görülen 3’üncü jinekolojik kanser olarak karşımıza çıkıyor. Rahim ağzı kanseri ileri evrede tespit edilirse hastalığın tedavi edilme şansı düşerken, erken teşhis ise hayat kurtarıyor! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, düzenli muayenelerini olan kadınlarda ileri evre rahim ağzı kanserinin neredeyse hiç görülmediğine dikkat çekerek, “Zira, rahim ağzı kanserinde aşı ve testlerden oluşan 3 yöntem hayat kurtarmaktadır. Öyle ki bu kanser türü HPV aşılarıyla önlenebilmekte ve aynı zamanda PAP Smear ile HPV testleri sayesinde hücreler kansere dönüşmeden tedavi edilebilmektedir. Dolayısıyla, kadınların 21 yaşından itibaren hiçbir yakınmaları olmasa bile hekim aksini önermedikçe her 3 yılda bir PAP smear (rahim ağzı sürüntüsü) testi ve 30 yaşından sonra her 5 yılda bir Human Papilloma Virüsü taraması yaptırmaları büyük bir önem taşımaktadır. Ayrıca HPV aşısı da yüzde 90’lara varan etkinliği sayesinde kanseri önleyebilmektedir. En uygun dönem 11-12 yaşları olsa da aşı 9-46 yaş arasında da etkili olabilmektedir” diyor.
Vücut virüsü genellikle temizliyor, ancak…
DNA virüsü olan İnsan Papilloma Virüsü’nün (HPV) cilt ve mukozayı enfekte eden 200 kadar farklı tipi mevcut. En sık ciltte siğil yapan HPV tip 1 görülüyor. Bunun dışında, genital bölgede HPV tip 6 ve HPV tip 11’e rastlanıyor. HPV en sık cinsel temas yoluyla bulaşıyor. Çok nadiren başka bir nedenle geçebiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, kadınların yüzde 80’inin hayatlarının bir döneminde HPV ile karşılaştıklarını belirterek, “Vücudun savunma sistemi, çoğunlukla 2 yıl içerisinde Human Papilloma Virüsü’nü temizlemektedir. Ancak kanser yapan Tip 16 – 18 başta olmak üzere bazı HPV tipleri bağışıklık sisteminden kaçtıktan sonra rahim ağzı hücrelerinin genomunu değiştirerek kansere neden olabilmektedir. Türkiye’de 30 yaş üstü 7 milyon kadına yapılan HPV taramasında, kanser yapan tiplerin yaklaşık yüzde 5 oranında olduğu görülmektedir” diyor.
Bu etkenler riski artırıyor!
Sigara, bağışıklık sistemini bozan hastalıklar veya ilaç kullanımı, çok sayıda doğum yapmak, erken yaşlarda cinsel birliktelik yaşamak ve birden fazla cinsel partnerin olması rahim ağzı kanserinin risk faktörlerini oluşturuyor. Ancak rahim ağzı kanseri düzenli jinekolojik muayene olmayan ve rahim ağzı kanseri taraması yaptırmayan kadınlarda görülüyor. Zira, erken teşhis sayesinde kanser öncüsü lezyonlar cerrahi müdahaleyle alınarak, kanserin oluşumu önlenebiliyor.
En sık görülen 3 belirtisine dikkat!
Human Papilloma Virüsü bulaştıktan sonra kansere ilerlemediği sürece belirti vermiyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, rahim ağzı kanserinin çoğunlukla HPV enfeksiyonundan yıllar sonra geliştiğini belirterek, “Lezyon oluşan kadınlarda en sık görülen şikayetler ise cinsel ilişki sonrası kanama, akıntı ve düzensiz vajinal kanamadır” diyor.
21 yaşından itibaren PAP Smear testi şart!
Rahim ağzı kanseri taraması, 21 yaşından itibaren, hekim aksini önermedikçe, her 3 yılda bir, jinekolojik muayene sırasında yapılan PAP Smear (rahim ağzı sürüntüsü) testiyle gerçekleştiriliyor. HPV taramasının da ülkemizde 30 yaşından sonra her 5 yılda bir yapılması öneriliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, rahim ağzı kanseri taramasında ana hedefin rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncülü lezyonların tespit edilmesi olduğunu vurgulayarak, “PAP Smear ve HPV testleri tarama testleri olup, anormal tarama testi sonuçları kanser varlığını göstermez. Tarama testlerinin sonuçları normal değilse tanı için rahim ağzının mikroskop benzeri bir aletle büyütülerek incelenmesini içeren kolposkopi işlemi yapılmaktadır. Kolposkopik inceleme sonrasında kanser öncülü lezyonlar tespit edilirse tedavi aşamasına geçilmektedir” diye konuşuyor.
Erken evrede ameliyatla tedavi ediliyor!
Rahim ağzı kanserinin tedavisi; hastanın yaşı, çocuk isteği ve hastalığın evresine göre planlanıyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, çok erken evrede tespit edilen ve rahminin korunmasını isteyen kadınlarda rahim ağzının koni şeklinde çıkarılmasının yeterli olabildiğini söylüyor. Hastalık çevre dokulara yayılmamışsa radikal histerektomi olarak adlandırılan ve rahmin alınmasını içeren ameliyatın yapıldığını belirten Doç. Dr. Engin Çelik, “İleri evrede ise cerrahi tedaviden ziyade kemoterapi ve radyoterapi tedavisi uygulanmaktadır” diyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Rahim Ağzı Kanserinde Hayat Kurtaran 3 Yöntem! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Cinsel Fonksiyonu Etkilemez
Prostat büyümesinin cerrahi tedavisinde Amerika, İngiltere ve Kanada gibi gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılan rezum (su buharı) yönteminin özellikle genç erkeklerde ereksiyon ve ejakülasyon denilen meni çıkışı ve sertleşme problemlerine yol açmaması nedeniyle oldukça revaçta bir yöntem olduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Arslan, ‘Son yıllarda prostat büyümesinde kullandığımız lazer, TUR ve diğer cerrahi yöntemlere göre rezum (su buharı) tedavisinin en büyük avantajı cinsel fonksiyonları neredeyse hiç etkilememesi, meni çıkışını bozmaması ve ereksiyon fonksiyonun ameliyat sonrası da devam etmesidir. Bu açıdan rezum tedavisi özellikle genç erkeklerde prostat cerrahisinde öncelikle sunduğumuz bir yöntemdir’ şeklinde konuştu.
Tedavi Süreci ve Sonrası
Rezum su buharı tedavisinin nasıl uygulandığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Murat Arslan, Rezum (su buharı) tedavisi lokal anestezi ile ortalama 10-15 dakika kadar sürmektedir.
Sistoskopi ile idrar yolundan girerek prostatın uzunluğu ölçülür. Prostatın her 1 ve 1.5 santimetresine sağ ve sol olmak üzere içeriye 120 dereceye kadar ısıtılmış su buharı enjeksiyonu yapılır. Bu şekilde 3 hafta içerisinde prostatın içerisindeki hücreler yok olarak prostat denatüre olur ve oradan idrarın daha rahat akacağı bir alan meydana gelmiş olur. Yaklaşık 10-15 dakika kadar süren bu işlemin ardından hasta aynı gün içerisinde taburcu edilerek normal hayatına dönebilir. Tam iyileşme semptomlarının tamamen düzelmesi birkaç hafta sürebilir. Bu süre zarfında doktorun önerdiği ilaçlar kullanılmalı ve ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalıdır.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Prostat Büyümesinde Ameliyatsız Yöntem: Rezum (Su Buharı) Tedavisi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Uyanma bozuklukları, mesane sorunları ya da enfeksiyonlar neden olabiliyor
Çocuklarda sık görülen sorunlardan biri enürezis adı verilen alt ıslatma problemidir. Gece alt ıslatmaya “enürezis nokturna” gündüz ve gece alt ıslatmaları “enürezis diurna” olarak tanımlanır. Bu bozukluk çocuklarda pek çok sebebe bağlı olabilir. Organik problemler, psikolojik sebepler, mesane problemleri ve sinirsel problemlere bağlı olabilir. Ancak kabaca tarif etmek gerekirse genetik faktörler, uyanma bozuklukları, mesane ile ilgili sorunlar, enfeksiyonlar ya da bir takım hormonal sorunlar nedeniyle gelişen alt ıslatmaya enürezis diyebiliriz. Alt ıslatma problemlerinin yaklaşık %95’inde herhangi bir sebep bulunamayabilir. Ancak altında yatan sebebin aydınlatılması hedefe yönelik tedavi ve rehabilitasyon açısından hem hekimi hem de hastayı ciddi biçimde rahatlatacaktır.
En önemli sorunsa sebebi tespit edilemeyen alt ıslatma sorunlarının yönetilmesidir. Çocuklarda alt ıslatmanın sebebi ne olursa olsun bunu tek yönlü ele almak mümkün değildir. Dolayısıyla alt ıslatan bir çocuğu bir bütün olarak ele almak, yani nörolojik, psikolojik, fizyolojik problemlerinin olup olmadığı yönüyle değerlendirip tedavi ve rehabilitasyonu da o şekilde planlamak gerekir.
6 yaş sonrası çocukların %10’u alt ıslatma sorunuyla karşı karşıya
Alt ıslatma sorunu çocukluk çağında gerek aileyi gerekse çocuğu en fazla ilgilendiren üriner sistem sorunlarından bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İdrar kontrolü çocuktan çocuğa değişiklik göstermekle birlikte beklenen 2 ila 4 yaşın arasında kazanılır. Ancak bunun zaman zaman uzadığı görülür. En fazla gece alt ıslatma sorunu şeklinde ortaya çıkar ve yaklaşık 6 yaşına kadar toparlanabilir. Ancak buna rağmen giderek azalan bir ölçüde olmakla birlikte 6 yaş sonrasında yaklaşık %10 çocuğun alt ıslatma sorunuyla karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Kız çocukları alt ıslatma sorunu konusunda erkek çocuklardan biraz daha iyi durumadır. Ülkemizde yapılan çalışmalarda erkek çocuklarının yaklaşık %15’i alt ıslatma sorunuyla karşı karşıya iken, kızlarda bu oran yaklaşık %10’dur.
Büyük çoğunluğu uyanma bozukluklarına bağlı
Çocuklarda alt ıslatmanın pek çok sebebi tespit edilmiş olmakla birlikte özellikle gece altını ıslatan çocukların büyük bir kısmının uyku derinliğinden kaynaklı alt ıslattıkları bilinmektedir. Uyku derinliği ile birlikte çocuklardaki mesane kapasitesinin düşük olması, mesane doluluk hissinin yeterince uyandırıcı olmaması gibi sebeplerle çocuklar gece altını ıslatabilirler. Ancak çocuklarda genel itibariyle bakıldığında mesane kaslarının yeterince olgunlaşmamış olması, böbrek ve idrar sistemindeki yapısal sorunlar, özellikle psikolojik alt yapı, stres ve kaygı sorunları, çocuğun sosyabilitesini ilgilendiren problemler, duygu durum bozuklukları ve şeker hastalığı gibi problemler neden olmaktadır. Öte yandan en önemli sıkıntılardan bir tanesi de aşırı aktif mesane adı verilen nörojenik arka planı olan tablodur. Düşük mesane kapasitesiyle seyreden durumlar çocuklarda alt ıslatma sorunlarıyla kendini gösterebilir.
İlaç tedavilerinden yeterli başarı sağlanamıyor
Alt ıslatan bir çocuğun tedavisindeki en önemli şey etrafındaki insanların kendisini anladığını ve onunla birlikte hareket ettiği hissini uyandırmaktır. Dolayısıyla çocuğu suçlayıcı ve baskı unsuru oluşturucu tutum, davranış ve yöntemlerden kaçınmak gerekir. Alt ıslatmanın tedavisine başlarken doğal olarak sebebi aydınlatmak son derece önemlidir. Daha sonra tedavinin nasıl şekillendirileceği hekim hasta ve aile tarafından değerlendirilmelidir. Tedaviye ilişkin; medikal, psikolojik ve egzersiz tedavileri gibi bir takım yöntemler olmakla birlikte alt ıslatma söz konusu olduğunda ilaç tedavilerinin çok başarılı olduğu söylenemez. Dolayısıyla çocukları olabildiğince kısa sürede ilaç tedavisi seçenekleri kullanıldıktan sonra eğer tedaviye yanıt alınamazsa diğer yöntemleri gündeme getirmek gerekir.
Rehabilitasyon sürecinde çocuğa eğlenceli görevler veriliyor
Alt ıslatma sorununu akılcı “yönetimi” ile ilgili pek çok yöntem bulunmaktadır. Bunlar yaşam tarzı düzenlemelerinden, tuvalet eğitimi ya da işeme okullarına kadar geniş bir skalada değerlendirilir. Günümüzde alt ıslatan çocuklarda sonuçları ve uygulama şekilleri itibariyle en fazla yanıt alınan yöntemlerden bir tanesi pelvik taban eğitimi ve rehabilitasyonu yöntemidir. Pelvik taban karın boşluğunun sonunu döşeyen mesaneyi, rektumu, karın içi organları ve cinsel organları yerinde tutan ve bir hamak gibi özelleşmiş bir grup kas ve bağdan oluşmaktadır. İşte bu “pelvik taban” denilen oldukça karmaşık ve işlevsel bir grup kasın kullanımının öğrenilmesi veya geliştirilmesi, mesane kaslarının kullanımının öğrenilmesi ve geliştirilmesi ile mesane kapasitesini artırmaya, sfinkter kontrolüne yönelik yapılan bir “biofeedback” yöntemidir. Bu yöntemle çocuklara hem mesane kaslarının kontrolü öğretilmekte, hem de pelvik taban kaslarının güçlendirilerek sfinkter kontrolü üst düzeye çıkarılmaktadır. Bir başka hedef ise düşük mesane hacmi durumunda mesane kapasitesinin artırılması hedeflenmektedir. Yöntem, ağrısız ve çocuğu eğlenceli bir takım görsel bilgisayar destekli oyunlarla yapılmaktadır. Rehabilitasyon programı özel eğitimli üroterapist tarafından ve özel cihazlarla çocukları pelvik taban kaslarını kullanarak yapabilecekleri eğlenceli görevlerin içerisinde tutmak suretiyle yapılmaktadır. Bu yöntemle tedavi edilen çocuklarda 6-10 seanslık bir rehabilitasyon programı sonrasında son derece yüksek bir başarı oranı yakalanmaktadır.
Kabızlık ve alt ıslatma birbiriyle bağlantılı sorunlar
Pelvik taban kaslarının normal fonksiyonlarını görebilmeleri açısından kasların kasılma ve gevşeme aktivitelerinin normal olması ve aynı zamanda karın içi basıncı artıran diğer kaslarla belli bir harmoni içerisinde çalışabilmesi gerekir. Çocuklarda özellikle dışkılama sorunlarıyla giden kabızlık alt ıslatmayla çok yakın ilişki içerisindedir. Dolayısıyla karın kaslarıyla pelvik taban kasları arasındaki harmoninin de yeniden kurulması alt ıslatma rehabilitasyonu ve tedavisinde pelvik taban kaslarının önemini daha da artırmaktadır.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bu Yöntem Çocuklarda Alt Islatmaya İyi Geliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>