?> ?> Sağlık arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr Yeni Nesil Kocaeli Haber Medyası Sat, 22 Feb 2025 12:50:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://kocaelibasin.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/cropped-favicon1-32x32.png Sağlık arşivleri - Kocaeli Basın https://kocaelibasin.com.tr 32 32 Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? https://kocaelibasin.com.tr/mevsimsel-depresyon-mevsimler-degisirken-ruh-haliniz-de-degistiriyor-mu/ Sat, 22 Feb 2025 12:50:14 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/mevsimsel-depresyon-mevsimler-degisirken-ruh-haliniz-de-degistiriyor-mu/ Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) mevsimsel özellikli Majör Depresif Bozukluk” olarak tanımlanan   “Mevsimsel Depresyon” değişen mevsimle birlikte ortaya çıkan depresif belirtileri içermektedir.

Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) mevsimsel özellikli Majör Depresif Bozukluk” olarak tanımlanan   “Mevsimsel Depresyon” değişen mevsimle birlikte ortaya çıkan depresif belirtileri içermektedir.  

Havaların soğuduğu ve günlerin kısalmaya başladığı sonbahar ve kış aylarında daha yaygın olarak görülür ve depresif belirtiler, mevsim yeniden bahara ve yaza döndüğünde kendiliğinden azalır. Genellikle “Kış Tipi Depresif Bozukluk” olarak tanımlanır.  Ancak bazen yazın başladığı dönemlerde depresif belirtilerin yaşandığı formu da daha nadir olsa da görülebilmekte ve “Yaz Tipi Depresif Bozukluk” olarak bilinir.

Prof. Dr. Göğcegöz Kış depresyonunun güneş ışığı eksikliğinden, yaz depresyonun ise uyku-uyanıklık döngüsünü bozukluğundan kaynaklandığını belirterek açıklamalarına devam etti. ‘’Mevsimsel Depresyon görülme sıklığı yaşanılan bölge ile de ilişkilidir. Sıcak iklime sahip bölgelerde yaz tipi depresyon yaygınken, soğuk iklime sahip bölgelerde yaşayanlarda kış tipi depresyon görülme sıklığı çok daha fazladır olduğu gözlenmektedir. Örneğin bir araştırmada Hollanda’da kış tipi depresyonu görülme oranı %3 yaz tipi depresyonu görülme oranı   %0.01, Tayland’da yaz tipi depresyonunun görülme oranı %6 civarı iken kış tipi depresyonu görülme oranı %1 civar bildirilmiştir. ‘Mevsimsel depresif bozukluk belirtileri depresyonun tipine göre değişebilmektedir. Günün büyük kısmında depresif duygu durum, geçmişte zevk alınan aktivitelerden zevk alınmaması ve ilgi kaybı, düşük enerji, halsizlik, umutsuzluk, değersizlik hissi, konsantre olmakta güçlük çekme, ölüm veya intihar düşünceleri genel görülebilen ortak belirtiler iken; 

Kış Tipi Depresyonda;

  • Aşırı uyku (hipersomni)
  • Aşırı yemek
  • Sosyal geri çekilme

 

Yaz Tipi Depresyon’da

  • Uykusuzluk
  • İştahsızlık, kilo kaybı
  • Çabuk sinirlenme, öfke, ajitayon
  • Huzursuzluk, anksiyete 

 

Mevsimsel depresif bozukluk belirtileri yaşıyorsanız çeşitli başa çıkma yöntemlerini kullanabiliriz. .

Kış Tipi Depresyonda Başa Çıkma Yöntemleri

Prof. Dr. Gözcegöz, kış aylarında depresif belirtileri azaltmak için doğal ışığa çıkmanın önemine dikkat çekti. ‘’Ne kadar gün ışığı alırsanız o kadar iyidir. Doğal ışığa çıkmak ve yaptığınız aktiviteleri gün içinde yapmaya çalışmak depresif belirtilerinizi azaltır. Özellikle gün ışığı ile direkt temas önemlidir. Bu nedenle gün içinde yürüyüş veya imkanınız yoksa çalıştığınız ortamda gün ışığı ile temas etmeye çalışmak iyi gelecektir.’’ dedi. 

Prof. Dr. Gözcegöz, evde kullanılan ampulleri daha parlak olanlarıyla değiştirmenin de faydalı olacağını belirtti. ‘’Işık terapisi yöntemi bu hastalarda bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bir psikiyatri uzmanı kontrolünde 30 ila 60 dk sürebilen ışık terapisi uygulanabilir. Gece uykunuza dikkat etmek, kışın karanlığa uyandığımız günlerde ışığı açarak güne başlamak, proteinden zengin, karbonhidrattan fakir beslenmek, mineral ve vitamin desteğini ihmal etmemek çok önemlidir.’’ dedi.

Yaz Tipi Depresyonda Başa Çıkma Yöntemleri

Uyku-uyanıklık döngüsüne dikkat etmek, uyuduğunuz odada karartma perdeleri kullanmak, mümkünse loş veya karanlık ortamlarda vakit geçirmek depresif belirtilere iyi gelmektedir. Sıcak hava, en büyük tetikleyicilerinden biri olduğu için mümkün oldukça serin yerler hatta klima olan yerlerde vakit geçirmeyi tercih edebilirsiniz. Eğer tüm bu önlemlere rağmen belirtiler şiddetleniyor ve intihar düşünceleri eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmak çok önemlidir.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Yapay Zeka ve Genetik Gelişmeler Beyin Cerrahisinin Rotasını Belirliyor https://kocaelibasin.com.tr/yapay-zeka-ve-genetik-gelismeler-beyin-cerrahisinin-rotasini-belirliyor/ Sat, 22 Feb 2025 12:50:12 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/yapay-zeka-ve-genetik-gelismeler-beyin-cerrahisinin-rotasini-belirliyor/ Türk Nöroşirürji Derneği çatısı altında Genç Nöroşirürjiyenler Kurulu mentörlüğündeki Nöroşirürji Öğrenci Çalışma Grubu, bu yıl ikincisini düzenlediği nöroşirürji kongresiyle ülkenin önde gelen bilim insanlarıyla öğrencileri bir araya getirdi.

Yapay Zeka ve Genetik Gelişmeler Beyin Cerrahisinin Rotasını Belirliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Türk Nöroşirürji Derneği çatısı altında Genç Nöroşirürjiyenler Kurulu mentörlüğündeki Nöroşirürji Öğrenci Çalışma Grubu, bu yıl ikincisini düzenlediği nöroşirürji kongresiyle ülkenin önde gelen bilim insanlarıyla öğrencileri bir araya getirdi. Acıbadem Üniversitesi’nde düzenlenen ve 76 farklı fakülteden, 40 ilden yaklaşık 400 akademisyen, hekim ve öğrencinin katıldığı kongrede “minimal invazif cerrahiler, yapay zeka destekli ameliyatlar ve genetik tabanlı tedaviler” tartışıldı. Öğrencilere beyin cerrahisinin rotasını değiştirecek yeni gelişmeler aktarıldı. 

Acıbadem Üniversitesi, Türk Nöroşirürji Derneği çatısı altında Genç Nöroşirürjiyenler Kurulu mentörlüğündeki Nöroşirürji Öğrenci Çalışma Grubu’nun düzenlediği II. Ulusal Nöroşirürji Öğrenci  Kongresi’ne ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarının bir araya geldiği kongrenin koordinatörlüğünü Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Pamir yaptı. Beyin ve sinir cerrahisi alanındaki son gelişmelerin ele alındığı “Nöroşirürjiye Bakış: Sahnenin Işıklarını Açmak” isimli kongrede özellikle “minimal invazif cerrahiler, yapay zeka destekli ameliyatlar ve genetik tabanlı tedaviler” masaya yatırıldı. Kongre Başkanı Kenan Kerem Özçınar, kongreye 76 farklı fakülteden, 40 ilden yaklaşık 400 akademisyen, hekim ve öğrenci katıldığını belirtirken Türk Nöroşirürji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ömer Hakan Emmez ise öğrencilere seslenerek “Yüksek teknoloji kullanımı, minimal invazif işlemler ve moleküler araştırmalar, nöroşirürjinin geleceğini şekillendirecek. Hep eğitim peşinde koşmalısınız” dedi.

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Pamir kongrede yaptığı konuşmada iyi bir beyin cerrahı olmak için öncelikle mükemmeliyetçi olmak gerektiğine dikkat çekerek, “Tıp fakültesinin ikinci sınıfında beyin cerrahı olmaya karar verdim ve işimi hep çok sevdim. Mükemmeliyetçi olup mükemmeli hedeflemeliyiz. Hocalarınızdan daha iyi olabilirsiniz, hatta daha iyi olmak görevinizdir!” diyerek öğrencilere ilham verdi.

Nöroşirürjinin Geleceği: Robotik Cerrahi, Yapay Zeka ve Genetik Analizler 

Mikrocerrahi, beyin cerrahisinde devrim yaratan tekniklerden biri. Teknolojik gelişmelerin hem cerrah hem de hasta açısından büyük avantajlar sağladığını vurgulayan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaya Aksoy “Optik sistemler, robotik cerrahi ve 3 boyutlu teknolojiler, cerrahi müdahaleleri kısa sürede çözülebilir hale getirdi. Yapay zeka, patoloji ve radyolojinin yerine geçebilecek potansiyele sahip artık” diyerek teknolojik gelişmelere dikkat çekti.

Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde de önemli gelişmeler yaşandığını belirten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Koray Özduman, “Beyin tümörlerini artık mikroskop altındaki görüntülerine göre değil, genetik özelliklerine göre tanımlayabiliyoruz. Tümöre tanı koyduğumuzda ise hastanın ne kadar, nasıl yaşayacağını bile söyleyebiliyoruz. Örneğin glioblastom hastaları, bir zamanlar en fazla 1 yıl yaşıyordu, ancak yeni tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde 8 yıldır hayatta olan hastalarımız var” diyerek genetik araştırmaların önemini vurguladı.

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Erşen Danyeli, mikroskop kullanımının giderek azaldığını ve moleküler analizlerle ilerlediklerine dikkat çekti: “Nöropatologlar olarak sadece hücrenin görüntüsü değil, hücrenin içinde olup biten tüm olaylar bizim ilgi alanımızda, bunları çok ileri teknolojilerle araştırabiliyoruz. Cerrahi ekiple ameliyatlara da giriyor, sadece tanı koymakla kalmıyor, yaptığımız genetik analizlerle aynı zamanda hastalığın nasıl seyredeceği ve hangi tedavinin işe yarayıp yaramayacağıyla ilgili de bilgi veriyoruz. Yaklaşık 140 beyin tümörü tipi var. Kişiselleştirilmiş, hedefe yönelik tedavi ve teknolojiler sayesinde çok zorlandığımız, çok kötü seyreden beyin tümörleri bile artık kontrol altında tutulabilir hale gelmeye başladılar. Yeni nesil dizileme, metilasyon profillemesi ve çok yakında uluslararası bir proje ortaklığı ile başlayacağımız ‘nanopore sekanslama’ en önemli gelişmelerden. Nanopore teknoloji dakikalar içerisinde tümörün DNA’sını analiz ederek tümörün tiplendirmesine büyük katkı sağlıyor. Artık standart tanı ve tedavi yöntemleri geçmişte kaldı”… 

Genetik Araştırmalarla Kişiselleştirilmiş Tedavi Dönemi

Tedavinin daha etkin hale gelmesini sağlayarak hastaların yaşam süresini uzatan en önemli gelişmelerden biri de genetik analizler sonucu gerçekleştirilen kişiye özel tedaviler. Tümörlerin genetik sınıflandırmasının, hastaların sağkalım sürelerini ve tedavi başarısını belirleyen en kritik faktörlerden biri olduğunu söyleyen Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Moleküler Biyoloji Uzmanı Doç. Dr. Timuçin Avşar, genetik analizler sayesinde artık daha doğru, daha hassas bir tümör sınıflandırması yapıldığına dikkat çekti. Doç. Dr. Timuçin Avşar, “Genetik alanındaki gelişmelerin beyin cerrahisi alanında katkıları çok büyük. Çığır açan teknolojiler arasında ise DNA’yı hızlıca analiz eden yeni nesil dizileme (NGS), kanda çok erken evrede tümör hücrelerini tespit eden likid biyopsi, tek hücre dizilemesi, DNA cerrahisi (Genome editing) gibi yöntemler yer alıyor. Artık pek çok farklı genetik belirteçle sınıflandırılabilen farklı glial tümörler ve hedefli tedavi seçeneklerimiz var. FDA onaylı, IDH mutasyonuna özel ilaçlar ise, tedavisi en zor olan glioblastoma tedavisinde umut verici” dedi.  

Sanat Beyni Olumlu Etkiliyor 

Sanatın beyin sağlığını nasıl etkilediğiyle ilgili bir sunum yapan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Selman Demirci, “Sanat stres ve kaygıyı azaltır. Müzik ve dans, özellikle Parkinson ve demans hastaları için iyileştirici etkiler sağlayabilir. Resim ve heykel psikolojik rahatsızlıkların tanı ve tedavisinde yardımcı olabilir. Sanat terapisi gibi uygulamaların, gelecekte beyin hastalıklarının tedavisinde daha fazla yerini alacağı öngörülüyor” dedi. 

Acıbadem Sağlık Grubu’dan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Özgen ise çağımızın önemli bir hastalığı olan “beyin çürümesi”nden söz etti. Teknolojinin insanları tembelleştirdiğini ve insanların IQ’sunun maalesef giderek düştüğünü belirten Prof. Dr. Serdar Özgen, “Odaklanma sorunu, anksiyete ve kronik yorgunluk en sık görülen sıkıntılardan. Stres ve kötü beslenme alışkanlıkları da beyimizi olumsuz etkiliyor” dedi. 

Nöro-Mühendislik Alanında Çığır Açacak Gelişmeler

Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Solaroğlu, önümüzdeki dönemde çığır açacak bilim dallarından, özellikle nöro-mühendislikten söz etti. Prof. Dr. İhsan Solaroğlu, “Mühendislik alanındaki gelişimeler, özellikle de yapay zeka ve akıllı makineler, sağlık teknolojilerinde devrim yaratacak. Beyne benzeyen yeni bilgi işlem aygıtları geliştirilecek. Hibrit nöro-elektronik devreler ile ileride insan-bilgisayar etkileşimi gelişecek. Beyin cerrahları, gelişmiş görüntüleme yöntemleri ve fonksiyonel manyetik rezonans gibi teknolojileri kullanarak ameliyatları daha güvenli ve hassas bir şekilde gerçekleştiriyor. Gerçek zamanlı nöromonitörizasyon, beyin haritalama, nöronavigasyon, ultrason gibi teknolojilerin beyin cerrahisi alanında geniş bir kullanım alanı var. Önümüzdeki 50 yıl içerisinde, inovasyon ve medikal teknoloji uygulamalarının büyük bir kısmı nörobilim ile ilişkili olacak” şeklinde konuştu.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Yapay Zeka ve Genetik Gelişmeler Beyin Cerrahisinin Rotasını Belirliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Zona tedavisinde aşının önemi https://kocaelibasin.com.tr/zona-tedavisinde-asinin-onemi/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:39 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/zona-tedavisinde-asinin-onemi/ Zona, suçiçeğine neden olan Varicella-Zoster virüsünün (VZV) latent hale geçtikten sonra yeniden aktifleşmesiyle ortaya çıkan ağrılı ve döküntülü bir hastalıktır.

Zona tedavisinde aşının önemi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Zona, suçiçeğine neden olan Varicella-Zoster virüsünün (VZV) latent hale geçtikten sonra yeniden aktifleşmesiyle ortaya çıkan ağrılı ve döküntülü bir hastalıktır. Çocuklukta suçiçeği geçiren kişilerde virüs, kranial sinirin duyusal ganglionlarına veya dorsal kök ganglionlarına yerleşerek yıllarca inaktif durumda kalabilir. Bağışıklık sisteminin zayıflaması, yaşlanma, stres veya bazı hastalıklar nedeniyle virüs yeniden aktif hale gelerek zona hastalığını tetikleyebilir. 

Zona hastalığı her yaşta görülebilse de, 50 yaş ve üzerindeki bireylerde daha sık rastlanır. Görülme sıklığı bağışıklık sistemiyle yakından ilişkilidir. Yüksek bağışıklık seviyesini koruyan kişilerde zona nadiren gelişir. 

Zona tipik olarak ateş, halsizlik ve şiddetli ağrı ile ortaya çıkar ve bunu üç ila beş gün içinde cilt lezyonları takip eder. Lezyonlar başlangıçta maküler olarak başlar sonra hızla ağrılı veziküllere dönüşür ve tek bir dermatom içinde dağılır. Ciltte oluşan veziküller genellikle patlar, ülserleşir ve sonunda kabuklanır. Döküntüler kuruyana kadar bu aşama en bulaşıcı dönemdir. Bu aşamada ağrı şiddetlidir ve genellikle ağrı kesicilere yanıt vermez, 2-4 hafta sürebilir. Kronik enfeksiyon, 4 haftadan uzun süren tekrarlayan ağrı ile karakterizedir. Ağrının yanı sıra, hastalar; uyuşma, karıncalanma ve iğnelenme gibi hisler yaşarlar. 

Herpes zoster’in cilt lezyonları herpes simpleks, dermatitis herpetiformis, impetigo, kontakt dermatit, kandidiyazis, ilaç reaksiyonları ve böcek ısırıklarından ayırt edilmelidir. Cilt lezyonları gelişmeden önce meydana gelen ağrı, klinikte çoğu kez kolesistit, renal kolik veya trigeminal nevralji gibi diğer ağrılı hastalıklarla karışabilmektedir. Bu yüzden ağrıyı tanımak ve tedaviyi en kısa sürede başlamak son derece önemlidir.

Komplikasyonları Nelerdir?

Zona hastalığının en yaygın komplikasyonu, döküntüler iyileştikten sonra bile devam eden ve aylarca sürebilen şiddetli sinir ağrısıdır. Bu durum özellikle yaşlı bireylerde daha sık görülür. Diğer komplikasyonlar arasında bakteriyel enfeksiyonlar, görme kaybı (eğer göz çevresinde zona gelişirse) ve nadiren nörolojik sorunlar görülebilir.

Zona Aşısı Kimlere Yapılmalıdır ve Kimlere Yapılmamalıdır?

Zona özellikle ileri yaşlarda ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Aşı, hastalığa yakalanma riskini azaltmada ve komplikasyonların önlenmesinde etkili bir yöntemdir. Zona aşısı, genellikle 50 yaş ve üzerindeki yetişkinlere önerilir. Ayrıca, bağışıklık sistemi zayıf olan veya kronik hastalığı bulunan 19 yaş ve üzerindeki bireyler de aşı için adaydır. Daha önce zona geçirmiş olanlar veya suçiçeği aşısı olmuş kişiler de aşı olabilir.

Aşı, şu durumlarda yapılmamalıdır:

Aşının herhangi bir bileşenine karşı ciddi alerjik reaksiyon öyküsü olan kişiler, aktif zona  geçirenler; bu durumda aşılama, iyileşme sonrasına ertelenmelidir. Gebelere veya 4 hafta içinde gebe kalmayı planlayan kadınlara, tedavi edilmeyen tüberkülozlu hastalara, 38,5 derecenin üzerinde ateşi olan  veya ağır şiddette akut hastalığı olanlara ve çocuklarda suçiçeği aşısının yerine yapılmamalıdır. Antiviral tedavi alan kişilerde, aşı uygulanmadan en az 24 saat önce ilaçlar kesilmelidir. Aşıdan en az 2 hafta sonra tedaviye devam edilebilir. 

Kaç Tip Zona Aşısı Vardır ve Hangisi Önerilir?

Günümüzde iki tip zona aşısı bulunmaktadır. Bunların ilki, zayıflatılmış canlı virüs içeren Canlı Zoster Aşısı (ZVL). Bu aşı genellikle 60 yaş ve üzerindeki bireylere tek doz olarak uygulanır. İkincisi ise canlı virüs içermeyen Rekombinant Zoster Aşısı (RZV). Bu aşı ise iki doz halinde uygulanır ve 50 yaş ve üzerindeki bireylere önerilir. İkinci doz, ilk dozdan 2-6 ay sonra yapılır. Bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde de kullanılabilir.

Rekombinant zoster aşısı (RZV), canlı zoster aşısına (ZVL) göre daha yüksek etkinlik ve uzun süreli koruma sağladığı için daha fazla tercih edilmektedir. Ayrıca, canlı virüs içermemesi nedeniyle bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde de güvenle kullanılabilir.

Zona hastalığı geçiren biri tekrar zona olabilir mi? 

Zona hastalığını geçirdikten sonra, yeniden zona geçirme riski bulunmaktadır. Bu nedenle, daha önce zona geçirmiş olsanız bile, zona aşısı olmanızı öneriyoruz. Ancak, aşının hastalığı geçirenlerde ne zaman yapılması gerektiği konusunda net bir görüş yoktur. Genel olarak, aktif zona enfeksiyonu sırasında aşı yapılması önerilmez; iyileşme sürecinin tamamlanması beklenir. Bu süre kişiden kişiye değişebileceğinden, en doğru zamanlamayı doktorunuzla belirlemek önemlidir.        

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Zona tedavisinde aşının önemi yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
35 Yaş Üzeri Anne Adayları Dikkat! https://kocaelibasin.com.tr/35-yas-uzeri-anne-adaylari-dikkat/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:37 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/35-yas-uzeri-anne-adaylari-dikkat/ Günümüzde kadınların çalışma hayatında daha fazla yer almaları, eğitim ve kariyer planlamaları derken evlilik ve çocuk sahibi olma yaşları ileriye taşınıyor.

35 Yaş Üzeri Anne Adayları Dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Günümüzde kadınların çalışma hayatında daha fazla yer almaları, eğitim ve kariyer planlamaları derken evlilik ve çocuk sahibi olma yaşları ileriye taşınıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Akif Sargın “Anne olmak pek çok kadın için vazgeçilmez bir istek olsa da özellikle son yıllarda çeşitli nedenlerle ertelenmek durumunda kalınabiliyor. Ancak 35 yaş ve üzerindeki gebelikler, tıbbi olarak “ileri anne yaşı” kapsamında değerlendiriliyor. Bu yaş grubunda doğurganlık azalmaya başladığı gibi, gebelikte bazı risklerin görülme olasılığı da artıyor. Bu nedenle, ileri anne yaşı gebeliklerinde daha sıkı bir takip, multidisipliner bir ekip yaklaşımı ve özel bir planlama yapılması büyük önem taşıyor” diyor. Yaşın yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da gebelikte riski artırabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sargın, riskli gebeliğe yol açabilen etkenleri anlattı, anne adaylarına hem bebeklerinin hem de kendilerinin sağlığı için dikkat etmeleri gereken 10 kuralı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.   

 

 

Riskli gebeliklerin en yaygın nedenleri!

 

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Akif Sargın, riskli gebeliklerin en yaygın nedenlerini; “35 ve üzeri yaşın yanı sıra gebelik öncesinde diyabet, tiroid ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkların ihmal edilerek kontrol altına alınmaması, aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara, alkol ve bilinçsiz ilaç kullanımı, kadın ve doğum uzmanına düzenli muayene olmamak şeklinde sıralıyor. Aynı zamanda genetik hastalıklar, kan pıhtılaşma bozuklukları, böbrek ve bağışıklık sistemi hastalıkları, plansız gebelik, önceki gebeliklerde düşük veya erken doğum hikayesi olmasının da gebeliği riskli duruma soktuğunu vurgulayan Prof. Dr. Sargın “Bu hastalıkların kontrol altında tutulması, sağlıklı bir gebelik süreci için önemlidir. Bu nedenle özellikle internetten edinilen yanlış bilgilerle hareket etmek yerine, mutlaka bir hekime danışılmalı, her türlü soru hekime rahatlıkla sorulabilmelidir” diyor. 

 

Düzenli kontrol şart!

 

35 yaş ve üzeri anne adaylarının düzenli doktor kontrolü, potansiyel sorunların erken tespit edilmesi ve müdahale edilmesi açısından kritik önem taşıyor. Prof. Dr. Mehmet Akif Sargın özellikle ikiz, üçüz veya daha fazla çoğul gebeliklerde erken doğum riski, düşük doğum ağırlığı, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) ve plasenta sorunlarının daha sık görüldüğüne dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Bu tür gebeliklerin yönetiminde uzman bir ekip ve düzenli takip çok önemlidir. Her anne adayının durumu farklıdır, bu yüzden bireysel bir değerlendirme yapılması gereklidir. Ultrasonografi, kan testleri ve diğer tıbbi incelemelerle bebeğin gelişimi ve annenin sağlığı sürekli izlenir. Bu kontroller sayesinde, olası komplikasyonlar erken dönemde önlenebilir, kontrol altına alınabilir ya da tedavi edilebilir.” Prof. Dr. Sargın, günümüzde çok hızlı gelişen tıp teknolojileri sayesinde, riskli gebeliklerde hem anne hem de bebeğin sağlığının çok daha güvenli bir şekilde takip edilebildiğini ve yönetilebildiğini belirterek “Özellikle yüksek çözünürlüklü ultrasonografi cihazları, genetik tarama testleri ve gelişmiş cerrahi teknikler, risklerin azaltılmasında büyük rol oynuyor. Ayrıca, erken doğum riski olan bebekler için yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin gelişmiş olması, bu bebeklerin yaşama şansını artırıyor” diyor.   

 

Anne adaylarına sağlıklı yaşam tavsiyeleri!

 

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Akif Sargın hem bebeğin hem de anne adayının sağlığı için mutlaka dikkat edilmesi gereken 10 kuralı şöyle sıralıyor;

  • Sağlıklı ve dengeli beslenin.
  • Düzenli uykuya çok özen gösterin. 
  • Hareketsiz yaşamdan kaçının, mutlaka her gün hafif egzersizler yapın.
  • Stres hem bebeğe hem anne adayına zarar verdiğinden stresinizi yönetmeyi öğrenin. 
  • Sigara ve alkolden kesinlikle kaçının.
  • Kafein tüketiminden uzak durun, bol su için. 
  • Doktora düzenli muayeneyi ihmal etmeyin. Kronik hastalıklarınızın mutlaka düzenli takibini yapın.
  • Riskli gebeliklerin yönetiminde uzman bir ekip ve düzenli takip çok önemli olduğundan kesinlikle özen gösterin. 
  • Doktorunuzun önerdiği vitamin ve takviyeleri düzenli olarak kullanın.
  • Sosyal medya, internet ya da arkadaş çevresinden duyduklarınızla hareket etmeyin.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

35 Yaş Üzeri Anne Adayları Dikkat! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Çocuklarda Geçmeyen Grip Ciddi Hastalıklara Yol Açabilir https://kocaelibasin.com.tr/cocuklarda-gecmeyen-grip-ciddi-hastaliklara-yol-acabilir/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:36 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/cocuklarda-gecmeyen-grip-ciddi-hastaliklara-yol-acabilir/ Kış ayları, özellikle okul çocukları için hastalıklar açısından büyük risk taşıyor.

Çocuklarda Geçmeyen Grip Ciddi Hastalıklara Yol Açabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kış ayları, özellikle okul çocukları için hastalıklar açısından büyük risk taşıyor. Çocuklar üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha sık yakalanıyor, grip çocuklar arasında zincirleme bir şekilde yayılmaya devam ediyor. Grip, çocuklarda yetişkinlere benzer belirtiler göstererek, daha hızlı seyredebiliyor. Özellikle bağışıklık sistemi yetişkinlere göre daha zayıf olan çocuklarda, grip hızlı bir şekilde zatürre ve bronşite kadar ilerleyebiliyor. Yüksek ateş, karın ağrıları ve özellikle kusma çocuklarda daha şiddetli oluyor ve kusma nedeniyle vücuttaki sıvı kaybı da fazla olduğu için hastanede tedavi edilmeleri gerekebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Eser Akkuş, çocuklarda mevsimsel grip ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. 

 

Ailelere önemli görev düşüyor

Çocuklar sağlığına gerekli özeni gösteremeyebilirler. Burada ailelere önemli görevler düşmektedir. Özellikle genel durumu iyi olmayan çocuklar mutlaka doktora götürülmeli ve antibiyotik gibi ilaçlar doktora sormadan verilmemelidir. Çocuklarda grip belirtileri çok iyi gözlenmelidir. 

Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir: 

  • Yüksek ve düşmeyen ateş 
  • Halsizlik 
  • Karın ağrısı 
  • Kusma
  • Öksürük 

Hastalık döneminde çocuklar çok daha özenli beslenmeli 

Aileler grip olan çocuklarda ilaç tedavisine ek olarak çocukların beslenmesine çok dikkat etmelidir. Tedavi sağlıklı ve dengeli bir beslenme ile desteklenmezse bu tür gribal enfeksiyonlardan sonra en çok orta kulak iltihabı ve alt solunum yolu enfeksiyonları görülebileceği unutulmamalıdır. Çocuklarda grip döneminde hem ateş hem de beslenmeye bağlı olarak sıvı kaybı olabilmektedir. Bu nedenle sıvı alımı artırılmalıdır. Dengeli ve sağlıklı beslenmeye dikkat edilmelidir. Özel bir menü hazırlamaya gerek yoktur ancak çocuklara katkısız, koruyucu madde içermeyen besin gruplarından verilmelidir. 

 

D vitamini desteği doktor önerisiyle alınmalı

Kış mevsiminde güneş ile olan temas azaldığından dolayı hem çocuklarda hem de yetişkinlerde D vitaminin azaldığı görülmektedir. D vitaminin az olması da hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Doktor tavsiyesiyle eksik olan kan düzeyine bakılarak, yaşa uygun bir şekilde D vitamini damla olarak verilmelidir. D vitamini doktor önerisiyle alınmalı, aileler bu konuda kendi istekleri doğrultusunda çocuğa D vitamini vermemelidir. 

 

Çocuk hastayken okula gönderilmemeli

Grip tanısı konulan bir çocukta 5 gün süren yüksek ateş olabilir. Özellikle ateşli döneminde çocuğu okula göndermemek gerekmektedir. Yaklaşık 5 – 7 gün boyunca çocuklar evde sağlıklı beslenmeli ve doktorunun verdiği ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Bir hasta çocuğun tüm sınıfı olumsuz yönde etkileyeceği ve hasta edebileceği unutulmamalıdır. 

 

Grip genelde aile bireylerinden birine bulaştığında tüm fertlerde görülebilmektedir. Evde grip olan bir kişi varsa o kişi sağlıklı olanlardan uzak durmalı, ev sık sık havalandırılmalı, eller düzenli olarak yıkanmalı, başta havlu olmak üzere ortak eşya kullanımı kısıtlanmalıdır. Bu şekilde bulaştırıcılık riskini azaltmak mümkündür. 

 

Çocuğunuz sık grip oluyorsa…

Bir kez grip olan çocuk, mikrobu aldığı için bir daha kolay kolay hasta olmayacaktır. Ancak yine de okulda sıra arkadaşının hasta olması çocuk için bir risktir. Bütün kurallara dikkat edilse de çocuk böyle bir durumda yeniden hastalanabilir. Bu tür durumlarda da özellikle sık hastalanan çocuklar için kapsamlı tetkiklerin yaptırılması ve bağışıklığının daha fazla güçlenmesi için doktor önerisiyle gerekli tedavinin başlatılması gereklidir. 

 

Ateş 5 günden uzun sürerse dikkat!

Grip tanısı konulan bir çocuğun ateşinin 5 gün sürmesi ve düşmemesi normal kabul edilmektedir. Ancak ateş 5 günden uzun sürüyorsa, çocukta genel durumu çok iyi değilse, solunum sıkıntısı, öksürük, nefes daralması, ciddi bir orta kulak ağrısı varsa o zaman komplikasyon gelişmiş olabilir. Bu durumda tekrar hekime başvurulmalıdır. Çocuktaki hastalık bulgularına göre ayaktan ya da yatarak tedavi uygulanır. Gerekirse akciğer filmi, kan testleri yapılır ve ek ilaçlar önerilir. Akciğer enfeksiyonları hızlı ve ağır seyredebileceği için önemlidir ve takibi gereklidir. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Çocuklarda Geçmeyen Grip Ciddi Hastalıklara Yol Açabilir yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Cushing sendromu kadınlarda daha sık görülüyor https://kocaelibasin.com.tr/cushing-sendromu-kadinlarda-daha-sik-goruluyor/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:34 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/cushing-sendromu-kadinlarda-daha-sik-goruluyor/ Böbreklerin üzerinde bulunan adrenal bezler yani böbrek üstü bezlerinde salgılanan adrenalin, kortizol ve androjen gibi hormonlar vücudun tüm sistemlerini etkiliyor.

Cushing sendromu kadınlarda daha sık görülüyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Böbreklerin üzerinde bulunan adrenal bezler yani böbrek üstü bezlerinde salgılanan adrenalin, kortizol ve androjen gibi hormonlar vücudun tüm sistemlerini etkiliyor.

Böbrek üstü bezlerinde meydana gelen en yaygın sorunlardan birinin Cushing sendromu olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın sendromun kadınlarda daha sık görüldüğünün altını çizerek, “Cushing’te yağ dokusunun dağılımı değişerek kişinin kilo artışı göbek-yüz-ensede toplanır, karnında kırmızı renkli geniş çatlaklar oluşur, yara iyileşmesinde gecikme, ciltte kolayca morarma ve adet düzensizliği gibi belirtiler gözlemlenir” dedi. 

 

Böbrek üstü bezlerden salgılanan hormonların vücut için yaşamsal önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Buradan salgılanan adrenalin, kortizol ve androjen gibi hormonlar vücudun tüm sistemlerini etkiler. Örneğin kan şekeri düzenlenir, fiziksel ya da duygusal stres, heyecanlanma gibi durumlarda kan basıncı ve kalp hızı artırılarak hem beyine hem kaslara daha fazla kan ve oksijen gitmesi sağlanır, vücudun su ve tuz dengesi korunur, kan hacmi ve potasyum düzeyi dengelenir” dedi. 

 

Kitle saptandığında takibi çok önemli

Böbrek üstü bezi hastalıklarının tanısının hormonal testler ve görüntüleme yöntemleri ile konduğunu belirten Prof. Dr. Fulya Akın, “Herhangi bir nedenle çekilen ultrason, tomografi veya MR gibi tetkiklerde, bu bezlerde rastlantısal olarak kitleler saptanabilir.  Adenom olarak adlandırılan bu kitleler çoğu zaman iyi huylu olsalar da aşırı “kortizol” üretirlerse, Cushing’e sebep olabilirler. Dolayısıyla böbrek üstü bezlerinde adenom saptanan tüm hastalar bu ihtimale karşı kan testleri ile incelenmeli” diye konuştu. 

 

Adenom hormon salgılamıyorsa cerrahiye gerek olmayabilir

Tedavi olarak hormon salgılayan kitlenin çıkarılabileceği veya salgıladığı hormonların ilaçlarla bastırılabileceğini dile getiren Akın, “Hormon üretmeyen adenomların büyük bir kısmı tedavi gerektirmez yalnızca periyodik olarak MR veya tomografi ile takip edilir. Takipte büyüme saptanmaz ise tedaviye ihtiyaç yok demektir. Ancak halihazırda büyük olan ya da takipte boyut artışı saptanan veya MR’da şüpheli görünüm veren tüm kitlelerde, adrenal kanser olasılığına karşı cerrahiye başvurulabilir. Buradaki önemli nokta kitlenin büyüyüp büyümediğini veya hormon salgılamaya başlayıp başlamadığını sıkı sıkı takip etmektir” açıklamasında bulundu.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Cushing sendromu kadınlarda daha sık görülüyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? https://kocaelibasin.com.tr/mevsimsel-depresyon-mevsimler-degisirken-ruh-haliniz-de-degistiriyor-mu-2/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:30 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/mevsimsel-depresyon-mevsimler-degisirken-ruh-haliniz-de-degistiriyor-mu-2/ Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) mevsimsel özellikli Majör Depresif Bozukluk” olarak tanımlanan   “Mevsimsel Depresyon” değişen mevsimle birlikte ortaya çıkan depresif belirtileri içermektedir.

Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) mevsimsel özellikli Majör Depresif Bozukluk” olarak tanımlanan   “Mevsimsel Depresyon” değişen mevsimle birlikte ortaya çıkan depresif belirtileri içermektedir.  

Havaların soğuduğu ve günlerin kısalmaya başladığı sonbahar ve kış aylarında daha yaygın olarak görülür ve depresif belirtiler, mevsim yeniden bahara ve yaza döndüğünde kendiliğinden azalır. Genellikle “Kış Tipi Depresif Bozukluk” olarak tanımlanır.  Ancak bazen yazın başladığı dönemlerde depresif belirtilerin yaşandığı formu da daha nadir olsa da görülebilmekte ve “Yaz Tipi Depresif Bozukluk” olarak bilinir.

Prof. Dr. Göğcegöz Kış depresyonunun güneş ışığı eksikliğinden, yaz depresyonun ise uyku-uyanıklık döngüsünü bozukluğundan kaynaklandığını belirterek açıklamalarına devam etti. ‘’Mevsimsel Depresyon görülme sıklığı yaşanılan bölge ile de ilişkilidir. Sıcak iklime sahip bölgelerde yaz tipi depresyon yaygınken, soğuk iklime sahip bölgelerde yaşayanlarda kış tipi depresyon görülme sıklığı çok daha fazladır olduğu gözlenmektedir. Örneğin bir araştırmada Hollanda’da kış tipi depresyonu görülme oranı %3 yaz tipi depresyonu görülme oranı   %0.01, Tayland’da yaz tipi depresyonunun görülme oranı %6 civarı iken kış tipi depresyonu görülme oranı %1 civar bildirilmiştir. ‘Mevsimsel depresif bozukluk belirtileri depresyonun tipine göre değişebilmektedir. Günün büyük kısmında depresif duygu durum, geçmişte zevk alınan aktivitelerden zevk alınmaması ve ilgi kaybı, düşük enerji, halsizlik, umutsuzluk, değersizlik hissi, konsantre olmakta güçlük çekme, ölüm veya intihar düşünceleri genel görülebilen ortak belirtiler iken; 

Kış Tipi Depresyonda;

  • Aşırı uyku (hipersomni)
  • Aşırı yemek
  • Sosyal geri çekilme

 

Yaz Tipi Depresyon’da

  • Uykusuzluk
  • İştahsızlık, kilo kaybı
  • Çabuk sinirlenme, öfke, ajitayon
  • Huzursuzluk, anksiyete 

 

Mevsimsel depresif bozukluk belirtileri yaşıyorsanız çeşitli başa çıkma yöntemlerini kullanabiliriz. .

Kış Tipi Depresyonda Başa Çıkma Yöntemleri

Prof. Dr. Gözcegöz, kış aylarında depresif belirtileri azaltmak için doğal ışığa çıkmanın önemine dikkat çekti. ‘’Ne kadar gün ışığı alırsanız o kadar iyidir. Doğal ışığa çıkmak ve yaptığınız aktiviteleri gün içinde yapmaya çalışmak depresif belirtilerinizi azaltır. Özellikle gün ışığı ile direkt temas önemlidir. Bu nedenle gün içinde yürüyüş veya imkanınız yoksa çalıştığınız ortamda gün ışığı ile temas etmeye çalışmak iyi gelecektir.’’ dedi. 

Prof. Dr. Gözcegöz, evde kullanılan ampulleri daha parlak olanlarıyla değiştirmenin de faydalı olacağını belirtti. ‘’Işık terapisi yöntemi bu hastalarda bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bir psikiyatri uzmanı kontrolünde 30 ila 60 dk sürebilen ışık terapisi uygulanabilir. Gece uykunuza dikkat etmek, kışın karanlığa uyandığımız günlerde ışığı açarak güne başlamak, proteinden zengin, karbonhidrattan fakir beslenmek, mineral ve vitamin desteğini ihmal etmemek çok önemlidir.’’ dedi.

Yaz Tipi Depresyonda Başa Çıkma Yöntemleri

Uyku-uyanıklık döngüsüne dikkat etmek, uyuduğunuz odada karartma perdeleri kullanmak, mümkünse loş veya karanlık ortamlarda vakit geçirmek depresif belirtilere iyi gelmektedir. Sıcak hava, en büyük tetikleyicilerinden biri olduğu için mümkün oldukça serin yerler hatta klima olan yerlerde vakit geçirmeyi tercih edebilirsiniz. Eğer tüm bu önlemlere rağmen belirtiler şiddetleniyor ve intihar düşünceleri eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmak çok önemlidir.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Mevsimsel Depresyon: Mevsimler Değişirken Ruh Haliniz De Değiştiriyor Mu? yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Yapay Zeka ve Genetik Gelişmeler Beyin Cerrahisinin Rotasını Belirliyor https://kocaelibasin.com.tr/yapay-zeka-ve-genetik-gelismeler-beyin-cerrahisinin-rotasini-belirliyor-2/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:28 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/yapay-zeka-ve-genetik-gelismeler-beyin-cerrahisinin-rotasini-belirliyor-2/ Türk Nöroşirürji Derneği çatısı altında Genç Nöroşirürjiyenler Kurulu mentörlüğündeki Nöroşirürji Öğrenci Çalışma Grubu, bu yıl ikincisini düzenlediği nöroşirürji kongresiyle ülkenin önde gelen bilim insanlarıyla öğrencileri bir araya getirdi.

Yapay Zeka ve Genetik Gelişmeler Beyin Cerrahisinin Rotasını Belirliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Türk Nöroşirürji Derneği çatısı altında Genç Nöroşirürjiyenler Kurulu mentörlüğündeki Nöroşirürji Öğrenci Çalışma Grubu, bu yıl ikincisini düzenlediği nöroşirürji kongresiyle ülkenin önde gelen bilim insanlarıyla öğrencileri bir araya getirdi. Acıbadem Üniversitesi’nde düzenlenen ve 76 farklı fakülteden, 40 ilden yaklaşık 400 akademisyen, hekim ve öğrencinin katıldığı kongrede “minimal invazif cerrahiler, yapay zeka destekli ameliyatlar ve genetik tabanlı tedaviler” tartışıldı. Öğrencilere beyin cerrahisinin rotasını değiştirecek yeni gelişmeler aktarıldı. 

Acıbadem Üniversitesi, Türk Nöroşirürji Derneği çatısı altında Genç Nöroşirürjiyenler Kurulu mentörlüğündeki Nöroşirürji Öğrenci Çalışma Grubu’nun düzenlediği II. Ulusal Nöroşirürji Öğrenci  Kongresi’ne ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarının bir araya geldiği kongrenin koordinatörlüğünü Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Pamir yaptı. Beyin ve sinir cerrahisi alanındaki son gelişmelerin ele alındığı “Nöroşirürjiye Bakış: Sahnenin Işıklarını Açmak” isimli kongrede özellikle “minimal invazif cerrahiler, yapay zeka destekli ameliyatlar ve genetik tabanlı tedaviler” masaya yatırıldı. Kongre Başkanı Kenan Kerem Özçınar, kongreye 76 farklı fakülteden, 40 ilden yaklaşık 400 akademisyen, hekim ve öğrenci katıldığını belirtirken Türk Nöroşirürji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ömer Hakan Emmez ise öğrencilere seslenerek “Yüksek teknoloji kullanımı, minimal invazif işlemler ve moleküler araştırmalar, nöroşirürjinin geleceğini şekillendirecek. Hep eğitim peşinde koşmalısınız” dedi.

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Pamir kongrede yaptığı konuşmada iyi bir beyin cerrahı olmak için öncelikle mükemmeliyetçi olmak gerektiğine dikkat çekerek, “Tıp fakültesinin ikinci sınıfında beyin cerrahı olmaya karar verdim ve işimi hep çok sevdim. Mükemmeliyetçi olup mükemmeli hedeflemeliyiz. Hocalarınızdan daha iyi olabilirsiniz, hatta daha iyi olmak görevinizdir!” diyerek öğrencilere ilham verdi.

Nöroşirürjinin Geleceği: Robotik Cerrahi, Yapay Zeka ve Genetik Analizler 

Mikrocerrahi, beyin cerrahisinde devrim yaratan tekniklerden biri. Teknolojik gelişmelerin hem cerrah hem de hasta açısından büyük avantajlar sağladığını vurgulayan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaya Aksoy “Optik sistemler, robotik cerrahi ve 3 boyutlu teknolojiler, cerrahi müdahaleleri kısa sürede çözülebilir hale getirdi. Yapay zeka, patoloji ve radyolojinin yerine geçebilecek potansiyele sahip artık” diyerek teknolojik gelişmelere dikkat çekti.

Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde de önemli gelişmeler yaşandığını belirten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Koray Özduman, “Beyin tümörlerini artık mikroskop altındaki görüntülerine göre değil, genetik özelliklerine göre tanımlayabiliyoruz. Tümöre tanı koyduğumuzda ise hastanın ne kadar, nasıl yaşayacağını bile söyleyebiliyoruz. Örneğin glioblastom hastaları, bir zamanlar en fazla 1 yıl yaşıyordu, ancak yeni tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde 8 yıldır hayatta olan hastalarımız var” diyerek genetik araştırmaların önemini vurguladı.

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Erşen Danyeli, mikroskop kullanımının giderek azaldığını ve moleküler analizlerle ilerlediklerine dikkat çekti: “Nöropatologlar olarak sadece hücrenin görüntüsü değil, hücrenin içinde olup biten tüm olaylar bizim ilgi alanımızda, bunları çok ileri teknolojilerle araştırabiliyoruz. Cerrahi ekiple ameliyatlara da giriyor, sadece tanı koymakla kalmıyor, yaptığımız genetik analizlerle aynı zamanda hastalığın nasıl seyredeceği ve hangi tedavinin işe yarayıp yaramayacağıyla ilgili de bilgi veriyoruz. Yaklaşık 140 beyin tümörü tipi var. Kişiselleştirilmiş, hedefe yönelik tedavi ve teknolojiler sayesinde çok zorlandığımız, çok kötü seyreden beyin tümörleri bile artık kontrol altında tutulabilir hale gelmeye başladılar. Yeni nesil dizileme, metilasyon profillemesi ve çok yakında uluslararası bir proje ortaklığı ile başlayacağımız ‘nanopore sekanslama’ en önemli gelişmelerden. Nanopore teknoloji dakikalar içerisinde tümörün DNA’sını analiz ederek tümörün tiplendirmesine büyük katkı sağlıyor. Artık standart tanı ve tedavi yöntemleri geçmişte kaldı”… 

Genetik Araştırmalarla Kişiselleştirilmiş Tedavi Dönemi

Tedavinin daha etkin hale gelmesini sağlayarak hastaların yaşam süresini uzatan en önemli gelişmelerden biri de genetik analizler sonucu gerçekleştirilen kişiye özel tedaviler. Tümörlerin genetik sınıflandırmasının, hastaların sağkalım sürelerini ve tedavi başarısını belirleyen en kritik faktörlerden biri olduğunu söyleyen Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Moleküler Biyoloji Uzmanı Doç. Dr. Timuçin Avşar, genetik analizler sayesinde artık daha doğru, daha hassas bir tümör sınıflandırması yapıldığına dikkat çekti. Doç. Dr. Timuçin Avşar, “Genetik alanındaki gelişmelerin beyin cerrahisi alanında katkıları çok büyük. Çığır açan teknolojiler arasında ise DNA’yı hızlıca analiz eden yeni nesil dizileme (NGS), kanda çok erken evrede tümör hücrelerini tespit eden likid biyopsi, tek hücre dizilemesi, DNA cerrahisi (Genome editing) gibi yöntemler yer alıyor. Artık pek çok farklı genetik belirteçle sınıflandırılabilen farklı glial tümörler ve hedefli tedavi seçeneklerimiz var. FDA onaylı, IDH mutasyonuna özel ilaçlar ise, tedavisi en zor olan glioblastoma tedavisinde umut verici” dedi.  

Sanat Beyni Olumlu Etkiliyor 

Sanatın beyin sağlığını nasıl etkilediğiyle ilgili bir sunum yapan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Selman Demirci, “Sanat stres ve kaygıyı azaltır. Müzik ve dans, özellikle Parkinson ve demans hastaları için iyileştirici etkiler sağlayabilir. Resim ve heykel psikolojik rahatsızlıkların tanı ve tedavisinde yardımcı olabilir. Sanat terapisi gibi uygulamaların, gelecekte beyin hastalıklarının tedavisinde daha fazla yerini alacağı öngörülüyor” dedi. 

Acıbadem Sağlık Grubu’dan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Özgen ise çağımızın önemli bir hastalığı olan “beyin çürümesi”nden söz etti. Teknolojinin insanları tembelleştirdiğini ve insanların IQ’sunun maalesef giderek düştüğünü belirten Prof. Dr. Serdar Özgen, “Odaklanma sorunu, anksiyete ve kronik yorgunluk en sık görülen sıkıntılardan. Stres ve kötü beslenme alışkanlıkları da beyimizi olumsuz etkiliyor” dedi. 

Nöro-Mühendislik Alanında Çığır Açacak Gelişmeler

Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Solaroğlu, önümüzdeki dönemde çığır açacak bilim dallarından, özellikle nöro-mühendislikten söz etti. Prof. Dr. İhsan Solaroğlu, “Mühendislik alanındaki gelişimeler, özellikle de yapay zeka ve akıllı makineler, sağlık teknolojilerinde devrim yaratacak. Beyne benzeyen yeni bilgi işlem aygıtları geliştirilecek. Hibrit nöro-elektronik devreler ile ileride insan-bilgisayar etkileşimi gelişecek. Beyin cerrahları, gelişmiş görüntüleme yöntemleri ve fonksiyonel manyetik rezonans gibi teknolojileri kullanarak ameliyatları daha güvenli ve hassas bir şekilde gerçekleştiriyor. Gerçek zamanlı nöromonitörizasyon, beyin haritalama, nöronavigasyon, ultrason gibi teknolojilerin beyin cerrahisi alanında geniş bir kullanım alanı var. Önümüzdeki 50 yıl içerisinde, inovasyon ve medikal teknoloji uygulamalarının büyük bir kısmı nörobilim ile ilişkili olacak” şeklinde konuştu.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Yapay Zeka ve Genetik Gelişmeler Beyin Cerrahisinin Rotasını Belirliyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Fanatizm, şiddet odaklı duygu ve düşünceleri yaygınlaştırabiliyor! https://kocaelibasin.com.tr/fanatizm-siddet-odakli-duygu-ve-dusunceleri-yayginlastirabiliyor/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:26 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/fanatizm-siddet-odakli-duygu-ve-dusunceleri-yayginlastirabiliyor/ Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki dev derbi için geri sayım başladı.

Fanatizm, şiddet odaklı duygu ve düşünceleri yaygınlaştırabiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki dev derbi için geri sayım başladı. Fanatizmin şiddet odaklı duygu ve düşünceleri yaygınlaştırabileceği uyarısında bulunan Sosyolog Dr. Berat Dağ, fanatikliği önlemek için bütüncül bir toplumsal dönüşümün sağlanmasının önemli olduğunu söyledi.

Eğitimin, eleştirel düşünme becerisi kazandırılmasında ve fanatikliğin azaltılmasındaki rolüne dikkat çeken Dr. Berat Dağ, “Bugün toplumların suni karşıtlıklar üzerinden hareket etmeyen soğukkanlı bakış açılarına her zamankinden de çok ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın önemlice bir kısmını müfredatı eleştirel bir niteliğe uygun olarak düzenlenecek bütünlüklü bir eğitim kurumu karşılayabilir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Berat Dağ, sporda fanatik tutumların toplumsal kutuplaşmaya etkilerini değerlendirdi. 

Toplumsal krizler de fanatizmi artırıyor

Sporda fanatizmin artmasının, şiddet odaklı duygu, düşünce ve eylemlerin kitlesel bir biçimde yaygınlaşmasına neden olacağını dile getiren Dr. Berat Dağ, “Çünkü herhangi bir konuda derinlikli ve bütünlüklü bir şekilde düşünmeden sadece dürtüler üzerinden hareket etmek çok kolaydır. Bu nedenle spor alanında fanatizmi alışkanlık haline getiren birinin buradaki yüzeyselliği toplumsal boyutta da sürdürmesi ihtimal dâhilindedir. Bunun sonucunda siyaset, iktisat, aile, eğitim ve din gibi birçok önemli toplumsal kurumu ‘takım tutar gibi’ değerlendiren birçok insanın ortaya çıktığı ifade edilebilir. Diğer taraftan sporda fanatizmin süreklileşmesinde toplumsal kutuplaşma sürecinin de bizatihi etkili olduğu açıktır. Yani toplumsal krizler arttıkça spor alanı da dâhil olmak üzere, birçok farklı alanda fanatizm gibi yıkıcı örneklerin artacağını öngörmek mümkündür.” dedi.

Fanatikliği önlemek için toplumsal dönüşüm sağlanmalı            

Fanatikliği önlemek için bütüncül bir toplumsal dönüşümün sağlanmasının önemli olduğunu da kaydeden Dr. Berat Dağ, “Bu nedenle insanların doğduğu aile, aldığı eğitim, çalıştığı kurum, oluşturduğu siyasî görüş ve de kurduğu ilişkiler bağlamında toplumsallığını yitirmeden birey olabilen bir dengede kalması gereklidir. Bu da insanların aslında toplumsal hayatın bütününde bireyselliğin ve toplumsallığın arasında denge kuracak nitelikte bir kurumsallaşma ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Zira bugün daha çok aşırı derecede arzularına gömülen bireycilik örnekleriyle karşılaşılmaktadır. Yine tersinden sürekli bir şekilde arzularını bastırarak mevcut kitlenin sıradan bir parçası olan birçok insan da vardır. Bu iki örnek de esasen fanatizme karşı savunmasız kalmak noktasında birleşmektedir. Bu bağlamda daha sağduyulu bir toplumun ortaya çıkması için dengeli ve bütüncül tedbirler almanın yanı sıra alınacak bu tedbirleri süreklileştirmek de şarttır.” diye konuştu.

Eğitimin eleştirel düşünme becerisi kazandırılmasında rolü büyük…

 

Eğitimin, eleştirel düşünme becerisi kazandırılmasında ve fanatikliğin azaltılmasındaki rolüne de dikkat çeken Dr. Berat Dağ, “Eğitim, birçok toplumsal sorunun çözülmesi noktasında başlı başına önemli olan kurumlardan biridir. Bir insana çocukluğundan itibaren eğitim kurumu aracılığıyla hem kuramsal hem de uygulamalı bir biçimde eleştirel ve özgün bir bakış açısı kazandırıldığı zaman fanatizm gibi, birçok yıkıcı teamülün etkisinin azalacağı düşünülebilir. Bugün toplumların suni karşıtlıklar üzerinden hareket etmeyen soğukkanlı bakış açılarına her zamankinden de çok ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın önemlice bir kısmını müfredatı eleştirel bir niteliğe uygun olarak düzenlenecek bütünlüklü bir eğitim kurumu karşılayabilir.” şeklinde konuştu.     

Medyanın fanatizmde olumlu olumsuz rolü ne?

Medya ile toplumların arasında çok yönlü bir etkileşim olduğunu da anlatan Dr. Berat Dağ, şöyle devam etti:

“Bu itibarla medya, toplumsal krizlere bağlı olarak oluşan fanatizmin sıradan bir yansıtıcısı olabilir. Diğer taraftan toplumsal anlamda fanatizmin ortaya çıkması ve yaygınlaşması noktasında gerekli nitelikten yoksun ve kendi çıkarlarına gömülmüş medyadaki patronlar, editörler, muhabirler ve kanaat üreticilerinin yanı sıra doğrudan medya kullanıcıları dahi etkili olabilir. Buna rağmen fanatizme alternatif oluşturacak örgütlü bir mücadelenin inşa edilmesi için medyadan faydalanma imkânı da vardır. Özellikle sosyal medyanın hızlı etkileşimi mümkün kılan niteliği kullanılarak dünya çapında fanatizme karşı etkili olabilecek kampanyalar düzenlemek söz konusudur. Bu nedenle eleştirel medya okur yazarlığına ilişkin uzun süreli bir bilinçlendirici faaliyetin kurumsallaşması üzerine düşünmek son derece kritiktir.”        

Fanatizmin neden olduğu sonuçlar…

Spor üzerinden şekillenen fanatizm örneklerinin, mizahî araçlar üzerinden sıradan hale getirilecek bir konunun kapsamında olmadığını dile getiren Dr. Berat Dağ, “Daha açık bir deyişle fanatizmin neden olduğu sonuçların gülünecek bir tarafı yoktur. Bu nedenle her alanda fanatizmle ilişkili duygu, düşünce ve eylem biçimlerine karşı sürekli bir şekilde tetikte olmak lazımdır. Bu bağlamda hiyerarşi, rekabet ve çatışma temelli yıkıcı etkileşimlerin yerine eşitlik, özgürlük ve dayanışma gibi olumlu değerleri yaşamsal kılmak için her mekân ve zamanda bütüncül bir eleştirelliğin imkânlarını aramak ve geliştirmek zorundayız.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Fanatizm, şiddet odaklı duygu ve düşünceleri yaygınlaştırabiliyor! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Karın sessizliği stresi azaltıyor https://kocaelibasin.com.tr/karin-sessizligi-stresi-azaltiyor/ Sat, 22 Feb 2025 12:41:26 +0000 https://kocaelibasin.com.tr/karin-sessizligi-stresi-azaltiyor/ Kar yağışı, doğayı beyaz bir örtüyle kaplarken yalnızca görsel olarak değil, insan psikolojisi ve fizyolojisi üzerinde de derin etkilere sahip.

Karın sessizliği stresi azaltıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Kar yağışı, doğayı beyaz bir örtüyle kaplarken yalnızca görsel olarak değil, insan psikolojisi ve fizyolojisi üzerinde de derin etkilere sahip. Abdi İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü’nden paylaşılan verilere göre, kar yağışının bireyler üzerinde yarattığı zihinsel ve duygusal değişimler bilimsel verilerle ortaya konuyor.

 

ARAŞTIRMAYA göre, kar yağışının oluşturduğu akustik yalıtım, çevredeki gürültüyü azaltarak bireylerin stres seviyelerini düşürebiliyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, gürültü seviyesinin düşmesiyle birlikte parasempatik sinir sisteminin aktive olduğunu ve kortizol salınımının azaldığını gösteriyor. Bu da bireylerde sakinleşme ve zihinsel rahatlama hissi oluşturabiliyor.

 

Karın parlak beyaz rengi, dinginlik ve huzur hissi yaratarak bİlişsel yükü azaltabiliyor. Doğal manzaralara maruz kalmanın prefrontal korteks aktivitesini artırdığı ve stres düzenleyici mekanizmalara katkı sağladığı, yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında belirlendi. Bu nedenle, kış aylarında doğada vakit geçirmek, ruh halini olumlu yönde etkileyebilir.

 

Kar yağışı, çocukluk anılarına götürüyor

 

Kar yağışının nostaljik etkileri de büyük önem taşıyor. Araştırmaya göre, çocukluk anılarını canlandıran kış manzaraları, beyinde dopamin salınımını tetikleyerek mutluluk hissini artırabiliyor. Kış sporları ve sosyal aktiviteler de bu etkiyi güçlendirerek bireylerin ruh haline olumlu katkı sağlıyor. Güneş ışığının azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu (SAD), depresif belirtilerle kendini gösterebiliyor. Karın yansıtıcı özelliği sayesinde, dış ortamdan gelen ışık seviyelerinin artması, biyolojik ritmi düzenleyerek ruh halini iyileştirebiliyor.

 

Kar yağışı, bireyleri sosyal ve fiziksel aktivitelere teşvik ederek endorfin salınımını artırabiliyor. Kış sporlarına katılmak ve dışarıda zaman geçirmek, hem bedensel hem de zihinsel iyilik halini destekleyen önemli faktörler arasında yer alıyor.

 

Abdi İbrahim Otsuka, bu bulguların özellikle mevsimsel duygu durum değişikleri yaşayan bireyler için önemli ipuçları sunduğunu belirterek, dışarıda zaman geçirmenin ve kış doğanın tadını çıkarmak için fırsat yaratmanın psikolojik sağlığı destekleyebileceğini vurguluyor.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Karın sessizliği stresi azaltıyor yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>