?>
?>
Sibel Demirci’nin konuk olduğu Mimarlık ve Yaşam Söyleşileri’nde bu ay Büyük Saray Mozaikleri hakkında konuşuldu. Büyük Saray Mozaiklerinin hem tarihi hem de yapısal karakteri üzerine değerlendirmelerin yapıldığı söyleşide sanat tarihçisi Sibel Demirci, konuyla ilgili önemli bilgiler verdi.
“Antik Dönem İstanbul’u için en önemli arkelojik buluntu.”
Büyük Saray Mozaiklerinin çok önemli bir arkeolojik buluntu olduğunu vurgulayan Sibel Demirci, Mozaik Müzesinin tarihi hakkında da bilgilerini paylaştı:
“Mozaik Müzesi, bugün Sultanahmet Camii’nin mihrap yönünden biraz ileride, seviye olarak da bir hayli aşağıda. Torun sokak diye geçiyor. 1953 tarihinde İstanbul Arkeoloji Müzelerine bağlı olarak kurulmuş. 1979 yılında Ayasofya Müzesine bağlanmış. Büyük Saray Mozaiğinin Antik Dönem İstanbul’u için çıkarılan en önemli arkeolojik buluntu olduğunun bilincinde olmak gerçekten çok önemli. O zaman Eski Eserler Kurumu duruma bu şekilde yaklaşarak alanı koruma altına alıyor.”
“Heyecanla restorasyonun bitmesini bekliyorum.”
Mozaiklerin kurtarılması ve restorasyon süreci hakkında da konuşan Demirci, şu ifadeleri kullandı:
“1935-38 yılları arasında mozaik parçaları kazılarla ortaya çıkarılıyor. O günün koşullarıyla bilinçsiz koruma tedbirleri uygulanıyor. Bazı sahneler kayboluyor, bozuluyor. 1983 yılından itibaren Avusturya ile Türkiye arasında bir anlaşma yapılıyor. Mozaiklerin tamamen tahrip olmasını engellemek isteyen Bakanlık böyle bir çözüm üretiyor. Bu bilimsel çalışma, 15 yıl sürüyor. 97 yılında müze yeniden ziyarete açılıyor. Ama 2 yıldır yine kapalı. Son hali de müze gibi değil, depo gibi bir alandı. Tekrar restorasyona girmesi çok iyi oldu. Ben de heyecanla restorasyonun bitmesini bekliyorum.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Mimarlık ve Yaşam Söyleşileri’nin Kasım Ayındaki Konuğu Sibel Demirci Oldu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Zeytinburnu Kültür Sanat’ın yeni sezonunda Doğan Mert Demir; kendi alanının öne çıkan isimleriyle tarihi meseleler hakkında konuşacak. İlki gerçekleştirilen “Tarihe Yolculuk” söyleşilerinde, yemek kültürü ve tarihi üzerine çalışan Priscilla Mary Işın konuk edildi. Hem kendi serüvenini anlatan hem de yemek tarihine dair ilginç anekdotlardan söz eden Işın, Osmanlı Mutfağı Tarihi hakkında bilgiler verdi.
“Türk mutfağını her zaman çok beğeniyordum.”
Türk mutfağına olan ilgisinin ağız tadı nedeniyle olduğunu ifade eden Priscilla Mary Işın, 70’lerden bu yana Türk mutfağını çok sevdiğini dinleyicilere aktardı:
“Türk mutfağına olan ilgim ağız tadıyla başladı. Çok beğeniyordum. 70’lerde bir defterim vardı. Eşimin ailesinden tarifler alıyordum. Bizim İngiltere’de mutfağımız çok zayıf. Dedim onlar da bir kitaptan faydalansınlar. Bir kitap nasıl olur, giriş lazım. Tarih aklıma geldi. Ama ben öğrenciyken tarih dersinden hoşlanmazdım, sıkılırdım. Tarihle alakam yoktu ama öyle bir ilham geldi. Ankara’da kimse yol gösteremedi o dönem. Zaten yemek tarihi bütün dünyada yeni bir konuydu. Çok az konuşulan, çok az değer verilen, tarihçilerin küçümsediği bir konuydu.”
“Osmanlı mutfağında hep bir denge var.”
Osmanlı mutfağı tarihine dair ilginç anekdotlar aktaran Işın, Osmanlı mutfağında her zaman bir denge gözetildiğini söyledi:
“III. Selim de helva sohbetlerini çok seviyor. Lahanaya bir şiir yazıyor. Lahanacım, canım lahana diyor o şiirinde. Orada helva sohbetlerinden bahsediyor. Başka kaynaklara bakınca olayı anladım. Helva çok tatlı ya. Osmanlı mutfağında hep bir denge var. Helvanın yanında da turşu yiyorsun bu yüzden. III. Selim’in en sevdiği turşu lahana turşusu olduğu için lahanayı öven bir şiir yazmış.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tarihe Yolculuk Söyleşilerinin İlki Zeytinburnu Kültür Sanat’ta Gerçekleşti! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>
Zeytinburnu Kültür Sanat’ın yeni sezonunda Zeliha Eliaçık; birbirinden değerli konuklarla alışılmışın dışında gündemleri ele alıyor. Kültür, sanat ve akademi dünyasından önemli isimlerin düşünce dünyalarının tanıtılacağı Başka Sorular’ın ilk konuğu yazar ve akademisyen Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Nafi Artemel oldu. Artemel, kendi hayat serüvenini aktarırken dil ve kültür meseleleri üzerine de bilgiler verdi.
“Türkçeyle roman yazacak kadar ilişki kurdum.”
İngiltere’de doğan ve öğrenciliğinde hem İngilizce hem de Türkçe konusunda zaman zaman problemler yaşadığını aktaran Artemel, bu dillerle kurduğu ilişkiyi şu ifadelerle anlattı:
“2003’ten itibaren, Boğaziçi’nde çalışmaya başlayınca tekrar dille ilgili sorun yaşadım. Orada akademik olarak bir dili kullanmam, yazmam gerekiyordu. Ama bir dili uzun süre kullanmayınca o dil gidiyor. Doktoramı tamamlamak için geldiğimde hukuk hocalarından eleştiriler oluyordu. Bunun düzgün bir Türkçe olmadığını, daha Hukuk Türkçesi bile yazamadığımı söylüyorlardı. Üzülüyor tabii insan. Kırılıyordum. Beklemiyor insan öyle bir şey. Bu olay bende öyle bir etki yaptı ki sonunda Türkçe bir roman yazdım.”
“Kariyerist bir akademisyen değilim.”
Akademisyenlik kariyerine dair de konuşan Artemel, öğrencilerle etkileşim içinde olmayı sevdiğini söyledi:
“Boğaziçi’ne girince bana hukuk dersi vermesem daha iyi olacağını söylediler. Onların ekolü Kıta Avrupası. Sonra bana Ticaret İletişimi dersini verdiler. Ben onu İşportaya Giriş olarak adlandırdım. Resmen yapamadım ama ismini öyle değiştirdim. Ders büyük bir sükse yarattı. Dedim ki hukuk bunun yanında çok sıkıcıymış. 9 yıl o dersi verdim. Kariyer yapmak isteyen biri 9 yılını buna vermez.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
“Başka Sorular” Söyleşilerinin İlki Zeytinburnu Kültür Sanat’ta Gerçekleşti! yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Şube Müdürlüğü’nün düzenlediği İzmir Sanat Söyleşileri, usta yazar Ataol Behramoğlu ile devam ediyor. İzmirli şair Tuğrul Keskin’in moderatörlüğünde, 23 Ekim günü, İzmir Sanat’ta gerçekleştirilecek söyleşi, saat 18.45’te trio dinletisi ile başlayacak. Tuğrul Keskin’in sunumu ve Ataol Behramoğlu’nun söyleşisi ile devam edecek etkinlikte, soru cevap bölümü de yer alacak.
İzmir Sanat Söyleşileri
İlki 27 Eylül’de düzenlenen İzmir Sanat Söyleşileri’nin ilk konuğu, şair ve yazar Ahmet Ümit olmuştu. Tanınmış edebiyatçı ve sanatçıları İzmirlilerle buluşturmaya devam edecek İzmir Sanat Söyleşileri’nde, kültür, sanat ve gündem üzerine sohbet etmenin yanı sıra o gün ağırlanacak konuğun güncel üretimlerine ve sanat yaşamına dair sohbetler de gerçekleştiriliyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
İzmir Sanat Söyleşileri’nin ikinci konuğu, Ataol Behramoğlu yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>Ülkemizin ilk sanat müzesi olan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi üzerine yapılan söyleşi, müzenin hem tarihine hem de bugününe odaklandı. Hasan Karakaya, Türk sanatının modern öyküsünde İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin öncü bir rolü olduğunu şu sözlerle açıkladı:
“Milli Saraylar’ın resim müzesi de bu dönemdeki ihtiyacımızı karşılayan ve yakın tarihte açılan bir müzedir. Bu müzenin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin bünyesinde korunup geliştirilen İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin olduğu veliaht dairesinde kurulmuş olması da ülkemiz adına bir kazançtır. Bugün eğer Türk resmini, Türk sanatını okumak isterseniz size bir güzergâh çizme şansı da sunar. Erken örneklerini görmeniz için Milli Saraylar Müzesi’ne gitmeniz, sonra İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ni gezmeniz, daha sonra da İstanbul Modern’e gitmeniz İstanbul için müthiş bir aks yaratmış olur. Buna Sabancı Müzesi ve Arter’i de ekleyebiliriz. Türk sanatının modern öyküsünde müzenin kökeni var.”
“Tarihe kalmış bir fotoğraf.”
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi müdürlüğü görevini yürüten Hasan Karakaya, yapının özellikleriyle ilgili de bilgi verdi ve bir anekdot paylaştı:
“Tüm koleksiyonla açılmamızın üzerinden 2 yıl geçti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan geldiğinde en güzel fotoğraflardan birini okulumuzun genç orkestrasıyla verdi. Benim gözümde o tarihe kalmış bir fotoğraf. Bu mekân; müzeyle birlikte kütüphanesi, atölyeleri, restorasyon atölyeleri ve heykel kısmıyla çok yönlü bir yapı.”
“Kapıda kuyruk oluştu.”
Hasan Karakaya, söyleşinin sonunda Tophane Kasrı’nın ziyarete açıldığından da söz etti ve alanda bulunan serginin yıl sonuna kadar görülebileceğini vurguladı:
“Tophane Kasrı, restorasyonu hassasiyetle yürütülen bir bina. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Mimarlık Fakültesi hocalarının katkısıyla kamuoyuyla buluştu. Rektörlüğümüz, bu konuda bir çalışma yapmak istedi. İstanbul Kitaplığı’nın arşivi bizle paylaşıldı ve biz de bu sayede kasrı tekrar ziyaretçilerle buluşturduk. Burası artık İstanbul’da yeni bir fotoğraf noktası gibi oldu. Kapıda oluşan kuyruğu görmek bizi mutlu ediyor.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Mimarlık ve Yaşam Söyleşileri’nin sezonun ilk konuğu Hasan Karakaya oldu. yazısı ilk önce Kocaeli Basın üzerinde ortaya çıktı.]]>